mustafaozbag.org

296. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 5 Temmuz 2012 · 36:41

Allah gecenizi ayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gününüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Dinin en önemli icatlarından, edeplerinden, farzlarından birisi de o kimsenin nefsini terbiye etmesi, nefsini ezmesidir.
Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz dedi. Küçük cihattan kastettiği dışarıdaki müşriklerdi. Müşriklerle, kafirlerle savaştan döndüğünde ashabına küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz diye daha büyük bir şey söyledi. O yüzden nefisle mücadele etmek, bütün veliyullah, bütün evliyallah, bütün alim, ulema, peygamber, zişan, efendilerimiz tarafından cihada ekber olarak tanımlanmış. En büyük cihat olarak tanımlanmış. Bu en büyük cihat, farih boyunca insanların imtihan alanı olmuş. Hazret-i Adem'den itibaren nefisle olan cihat, nefisle olan mücadele hep Müslümanların, müminlerin önüne konmuş.
Bu nefisle olan mücadelede insanlar gün gelmiş bazı hal ve davranışlarda nefislerini önde görmüşler veya öne geçirmişler. Nefislerini öne geçirdiklerinde dinlerini küçültmüşler. Gün gelmiş dinlerini öne geçirmişler. Onu ahtap kabul etmişler. Dinlerini öne geçirdiklerinde, onu ahtap kabul ettiklerinde nefislerini küçültmüşler. İşte tasavvuf, tarikat, din, bu manada şeriat bize hep nefisle terbiye, nefisle mücadele emreder. Nefisle mücadele emrederken dini yüceltmek. Hem insanın kendi iç aleminde, hem insanın dış aleminde dini yüceltmesi ve etrafında dini yüceltmesi ama asıl önemli olan kendi nefsinde dini yüceltmesidir.
Kendi nefsinde bir kimsenin dinini yüceltmesi demek din ve dinle alakalı her şeyi önüne koyup onu ahtap kabul etmektir. Ve dinin haram kıldığı, dinin müsaade ettiği şeyleri hep önünde, gözünün önünde görüp o şekilde hayatı devam ettirmesidir. Eğer öyle değil ise, o kimse asla ve asla dışı mümin içi mümin olmayan kimse olacaktır.
Bu edeb, bu terbiye, bu ahlak, bu mücadele metotları peygamberler tarafından ilkeleri konmuş Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hz. tarafından ilkeleri bölülenmiş o ilkeler de Kur'an'ın açılımı olarak Kur'an ve sünnet tarihinde bu ilkeler bölülenmiş ve o ilkeler elden ele, dilden diler, gönülden gönüle dergaktan dergaha, veliler, mürşidi, kamiller, dervişler sufiler tarafından devam edip gelmiştir. Ve bu edeb, bu terbiye, bu nefisle mücadele o kimsenin bir mürşide, bir veliye gidip bağlanmasıyla onun önünde diz çökmesiyle öğrenilecek bir şeydir. Nefsin ince oyunları, nefsin ince tezgahları, nefsin ince giritte çıkışları, girintileri ve çıkışları ancak ve ancak bir üstadın ferasetiyle, bir mürşidi kamilin ferasetiyle anlaşılır ve anlamır olur.
Eğer bir kimsenin bu manada bir üstadı yoksa, o yüzden Hazreti Geylani o kimsenin üstadının şeytan olduğunu söylemiş ve muhakkak o nefisle mücadele de bir üstadın, bir şeyhin ferasetinden faydalanması gerektiğini beyan etmiş. Eğer bu nefisle mücadele noktasında bir kimse, eğer ki bir üstaddan terbiye almıyorsa, onun edebiyle edeplenmiyorsa, asla ve asla o kimse o nefisle terbiyede ince noktalara ulaşamayacak, o nefisle olan terbiyede ince perdelere geçemeyecektir.
Çünkü nefis ona belki de bazı şeyleri çok iyi yaptığını gösterecek, ona bazı kendisini çok faziletli, çok himmetli, çok kıymetli gösterecek, bazı noktalarda kendisini çok makam ehli, kendisini naz ehli gösterecek, bazı noktalarda kendisini çok kıymetli gösterecek, bazı noktalarda kendisinin aslında doğru ve haklı ve hakikate ermiş olarak gösterecek, bazı noktalarda o kimseyi hep öndeymiş gibi, öndeymiş gibi ve devamlı önde olduğunu göstererekten nefis onu aldatacaktır.
O yüzden nefisle mücadelede bugüne kadar bir üstada intisap etmeden, o üstadın eğitimi ve öğretimini almadan, o mücadelenin içinden çıkan kimseler, hemen hemen yok denecek kadar azdır, çok azdır. Azın azıdır. Azın azı olduğu için o yön selametli görünmemiş ve insanlara muhakkak bir peygamber varisi velinin, bir peygamber varisi Mürşid-i Kamil'in eğitimine tabi tutulmasını istenmiş.
Ve o tabi olanlar da o yolda eğitilmişler, o yolda yürümeye devam etmişler. İşte nefisle mücadele o üstadın edebiyle edeplenip, o üstadın adabıyla adatlanıp, Kur'an ve sünnet dairesinde olunduğu müddetçe imamların üstadına tabi olarak da yoluna devam etmektir. Kıymetli dostlar, tasavvuf imamların kendi arasındaki muhalefet ettiği şeylerle uğraşmaz. Ehli tasavvuf, üstadların kendi arasında muhalefet ettiği şeylerle uğraşmaz. Ehli tasavvufın kendince kendisine bir ölçüsü vardır. O ölçü Kur'an ve sünnet, herhangi bir imamın iştadı ve üstadının çizdiği edaf ve adat dairesidir. Bunun dışında bir sufinin, bir ehli tasavvufun uyacak olduğu başka bir şey yoktur. Bir sufi, bir tasavvuf ehli olmaya çalışan kimse muhakkak kendini bu hal üzerinde tutar.
Yoksa nefis gider, imamların kendi arasındaki ihtilaf ettiği herhangi bir komudan kendine paye çıkarır. Nefis gider, imamların herhangi bir zayıf bir konuştuğu bir meseleyi kendisine ölçü etmeye kalkar. O yüzden bu manada o kimse nefisle mücadele edecekse muhakkak ve muhakkak o üstadın terbiyesinde, o üstadın himmetinde, o üstadın yolunda ve izinde olması gerekir. Eğer böyle olmaz ise, eğer böyle değil ise, o zaman o kimse aslında kendi nefsine bağlıdır. Eğer üstadın bu manada, edep ve adabına, üstadın çizgisine uymayan bir kimse, kendi nefsinin çizgisine uymuştur. Kendi nefsinin çizgisine uyan bir kimse de, görüntüde, görünüşte üstada tabiymış gibi olur. Ama asla ve asla üstada tabi olmamış olur.
O yüzden tasavvur, bu manada o kimsenin her haliyle üstadına intisap etmesini, her haliyle üstadının hedef ve ahlakını, onun haliyle hallenmeyi, kendisine düstur edinip, kendisine hedef ve istikamet koyup, o haliyle hallenmesi gerekir. Eğer öyle olmazsa, o kimse asla ve asla, asla ve asla, nefisle olan terbiyesinde öne gidemeyecektir. Sufiler bu manada nefislerini terbiye etmek için, gösterişten, rüyadan, ihlatsızlıktan, muhabbetsizlikten, aşksızlıktan, gayrimizami ahlaksızlıktan kendilerini uzak tutarlar. Ebed ve adab noktasında, dilinden, gözünden, elinden, ayağından, kalbinden, neresinden ne çıkacaksa, hepsi de Kuran ve Sünnet tarihisinde olmalı, hepsi de ebed ve adab tarihisinde olmalıdır.
Eğer ebed ve adab tarihisinde olmadıkça, eğer Kuran ve Sünnet tarihisinde olmadıkça, o kimse üstadının çizgisinde değildir. Seven sevdiğinin yolundadır. Seven sevdiğinin icindedir. Tasavvuf, nefsin helal ve hevesleriyle yürümez. Gafletle gitmez. Tasavvuf, bu manada insanın haramla beraber yan yana yürümesine müsaade etmez. Her kimsenin bütün himmetini ve gayretini, üstadının muhabbetinde toplayarak, Kuran ve Sünnet tarihisinde kalarak yürünmesi gerekir. Eğer sufiler, üstadlarını sevme noktasında, üstadlarına muhabbet etme noktasında, eğer bir satmaları varsa, bu manada bir kaymaları varsa, tövbe edip üstadına bu manada bağlanması, üstadına bu manada devam etmesi gerekir.
Şayet öyle yapamıyorsa, ve üstada karşı muhabbeti yok ise, kendi içerisinden gizli gizli muhalefeti var ise, ve o muhalefetini susturamıyorsa, o muhalefetini bitiremiyorsa, yolda durmasının ve o kimsenin etrafında durmasının bir anlamı yoktur. O kimse helallığını alıp kendisine bir yol biçmeli, muhalefet edemeyeceği, muhalefet etmeyeceği bir kimseye bağlanmalı. Ama insan nefsi doğruya ve hakikate hep muhalefet eder. Bu da unutulmaması gerekir. İnsanlar nefislerine acı gelen hakikatleri, insanlar nefislerine hoş gelmeyen doğruları, kabullenip ona iman etmek istemezler. Bu dünya tarihi değil, insanlık tarihi boyunca öyle olmuştur. Doğrudur, Adem aleyhisselam çocuklarını çatlazlama evlendirir, ama bu hakikati Adem'in çocuğunun birisi kabullenmez.
Ve gider, şeytanın vesvesesine uyaraktan kendi kardeşini katleder. Kendi kardeşini katleder. Kardeşini katleden, kendi heva ve hevesinden katletmiştir. Kardeşine edepsizce davranan, hayasınca davranan, kendi edepsizliğinden davranmıştır. Bunda yolun hatası ve kusuru yoktur. Siz birilerine hakaret etmeyi, birilerine çemkirmeyi, birilerine küf etmeyi yol göremezsiniz.
Eğer hala da kardeşine küf ediyorsa bir kimse, hala da kardeşine hakaret ediyorsa, veya kardeşlerine bu manada, Kur'an ve sünnetin dışında, ve yolun edebinin dışında davranışlarda bulunuyorsa, o kimse kendi kendisine çekidüzen vermelidir. Ve kendisini derleyip toparlamalı, nefisle mücadelede kendini belli bir noktaya koymalıdır. Çarşılarda, alışveriş yerlerinde, insanlara çığırtkanlık yapanlar, boğurup çağıranlar, çığırtkanlık derken, seslerini yükselterekten, seslerini yükselterekten insanlara seslenen, konuşan, insanlara hakaret eden, gösterişe düşen, bu noktada insanların içerisinde kibre düşen, kendisini bir şey zanneder, ve insanların arasında kendisine bir makam koyan, sufilerin arasında kendisine belli bir, hiyerarşi noktasında kendisini bir hiyerarşi koyan, ve o hiyerarşide gören kimseler, ne yazık ki nefisleriyle olan mücadelede,
o mücadeleyi kaybetmişlerdir. İşte, sufilik, bu nefisle mücadele etme yoludur. Sufilik, bu nefisle, savaşma yoludur. Eğer öyle yapamıyorsa o kimse, eğer o noktada tutamıyorsa kendisini, muhakkak ve muhakkak, o kimsenin yolu zordur. O yüzden, sufi, kendisini ayağa düşürecek, edep ve ahlak noktasında ne kadar eksik ve kusurlu şeyler varsa, onları derhal fark etmeli, ve kardeşlerinin arasında, hilimle, yumuşaklıkla, tatlılıkla, kardeşlerinin arasında, hüsn-ü ahlakla, kardeşlerinin arasında, Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin,
sünnetiyle, davranış biçimi oluşturmalı, ve o davranış biçimine kendisini tabi etmeli, ve hayatını öyle devam ettirmeli. Sufi, evinde, işinde, dergahında, sokakta, kendisini tanıyan, tanıyamayan, her nerede, nasıl yaşıyorsa, orada da edep ve adabını muhafaza etmeli, insanlar arasında, güneş gibi olmalı, ve insanlar arasında, insanlara, yumuşaklıkta, rauf olmalı, hilim ehli olmalı, ve insanları, kendi içilerinde kaynaştırmalı.
Eğer o yumuşaklığınızla, eğer o filmliğinizle, insanların arasında, kaynaşmayı sağlayamıyorsanız, ve insanların arasında, doğru, insanların arasında, hakikati savunamıyorsanız, o zaman, sufilik noktasında, baya sıkıntılı bir dairedesiniz demektir. Hakkı ve hakikati konuşmak, hakkı ve hakikati haykırmak, hakkı ve hakikati söylemek, dervişin en önemli, sufinin en önemli ölçüsü olmalı. Hakkı ve hakikat noktasında, sufinin, önünde hiçbir engel olmamalı. Hakkı ve hakikati konuşma noktasında, bizim dergahımızda, hiç kimsenin, ama hiç kimsenin ağrı susturulmamalı. Bu hak ve hakikat, ister dayan dervişlerden olsun, ister bugünkü dervişten olsun, ister bir saatlik dervişten olsun, ister seyli yıllık dervişten olsun, eğer hakka ve hakikate kapay gönül, hidayete erişemeyecektir.
Menzilde duramayacaktır. Menzilde durma, istihdam edilmenin yolu, hak ve hakikattır. Eğer hak ve hakikat, size toladığınız bir sokak, ve siz onu alamıyorsunuz, gönlünüzde kim istemezsiniz? süsünde oturun, zikrullah edenden gelirse gelsin, hakikati bir gönül kabul edemiyorsa, onun baya baya yolu vardır.
Allah ona hidayet eder, Allah ona muhafaza eder, Allah onu koruyor. O yüzden sufi, önce kendisini, hak ve hakikata rahmet eder. Sufi, üstadından gelen her sözü, bunu bulup, kendimi bir şey gördüğümden dolayı değil, sizler beni bir şey gördüğünüzden dolayı, bunu kendim için söylediğini zannedersiniz diye, bunu kendim için söylemedim.
Yarın gidin bu gece istediğiniz şeyhe intisap edin. Yarın gidin bu gece istediğiniz mürşide bağlanın. Yarın gidin bu gece istediğiniz bir kimseye intisap edin. Gönlümde zerrece bir pişmanlık olmayacaktır. Gönlümde zerrece bir pişmanlık olmayacaktır. Yarın isterseniz şimdi söyleyin, burayı terk ettim, şimdi de terk eder giderim. Neden beni istemedilerdi? Gönlümde zerrece bir şey olmaz. Davam, hak ve hakikat davası. O yüzden beyan etmek istedim, bunu bu koltukta söylemek istemezdim diye. Eğer bir kimse üstadının söylediğini hak ve hakikat görmüyorsa, o üstadla işi yoktur. Eğer üstadının bana söylediğim bir şey olsaydı, yanında durmazdım.
Bir şeyi kafam almayabilirdi. Kafam almamış derdim. Anlamamışım, felasetim yetmemiş derdim, çıkardım işin içinden. Benim üstadım anlatamadığı dememiştimdir hiç. O anlatmıştır da ben anlayamamışımdır. Ben kendimi verememişimdir onun sohbetini dinlerken. Ben onun sohbetini dinlerken, aynı zamanda da birisine laf yetiştirmişimdir o esnada. Ben onun sohbetine gittiğimde, aman beni görmesin, veya aman ya sohbet bitse de, bir an önce zikriyle o yapıp gitse de deyip, gözümün önünden uzakta durmuşumdur belki de. Veya ben onun sohbetini dinlerken kendi içimden binbir sefer almış satmışımdır da. Kendi içimden alıp satarken de onu can kulağıyla dinleyememişimdir.
Veya yanımdakiyle şakalaşmışımdır, gülüşmüşümdür de, o esnada anlayamamışımdır. Veya yanımdakının bir şeysi vardır, onu anlatıyomdur ben, ona anlatıyomdur, o da bana anlatıyordur. Üstad da orada anlatıyordur. Ben de anlayamamışımdır o zaman. Kendimi hep öyle gördüm. Dedim Mustafa Yılba, gözümü niye muhakkak bir yere çevirdin ki, sen bu sohbeti anlayamadın. Sen gönlünü muhakkak bir yere çevirdin ki, sen bunu kavrayamadın. Sen muhakkak gözün şaştı senin. Senin gözün şaştığı için aklın şaştı. Aklın şaşınca da, debelendin kaldın eşekler gibi baktım çamurda. Öyle gördüm kendimi. Çünkü insanlar alimdir. İnsan nefsi velidir.
İnsan nefsi mürşidi kamildir. İnsan nefsi peygamberdir. İnsan nefsi Allah'tır. İnsan nefsi kitap. Her ki kitap benim. Her ki peygamberdir, mürşid benim. Ben bilecek ben biliyorum. Benim nefsim de böyle yapmıştır.
Benim nefsim de böyle yaptığından dolayı, ben üstadımı anlamakta ve algılamakta güçlük çekmişimdir. Üstadımı dinleyememişimdir. Uyumuşumdur sohbette. O yüzden uyuyan insan algılayamaz. Ama bir daha dış şehirde var ya, öyle bir sohbette uyumak dahi fazilettir. O yüzden uyuruz biz. Oradaki uyumayı tarsten almayız. Oradaki uyuma normal, öyle uyuma değil. Oradaki uyuma dünyaya karşı uyuma. Oradaki uyuma nefse karşı uyuma. Orada can uyanacak, nefis uyuyacak. Oradaki uyuma o. Eğer kimse öyle bir sohbette nefsini uyutur da, canını uyandırırsa, alacak olduğunu alır. Eğer canını uyandırmazsa, alacak olduğunu almaz. Nefsi uyanıktır o zaman onun. Nefsi uyanık olduğu için, nefsinin peşine düşecektir.
İşte insanlar bu terbiyenin içerisinde, bu yolun içerisinde, üstadlarını aktap kabul ettiyse yol alırlar. Üstadını aktap kabul etmiyorsa, üstadını aktap kabul etme noktasında, nefsinde zorluklar var ise, o kimsenin yol yürümesi, yolda gitmesi mümkün değildir. Mümkün değildir. Ya tövbe edip helallaşmalı, geri dönmeli, demeli ki yanlış yaptık biz, demeli ki yanlış yaptım ben, demeli ki evet, ben nefsime uydum, böyle yapmamam gerekirdi, tövbe edip yeniden yola revan olmalı.
İnsanlar tövbe edip yeniden yola revan olmakta güçlük çekerler. O güçlük çekme de insan nefsindendir. Ama nefsini terbiye eder, oturtturur, disiplini eder, disiplini eder ve kendisini muhafaza ederse, akıbet onun için hayırdır. Akıbet onun için hayırdır. O yüzden, kıymetli dostlar, yolumuz nefisle mücadele etmektir. Yolumuzun en önemli unsurlarından birisidir. Eğer nefisle mücadele yok ise, bir kimse ele geleni yiyip dile geleni diyorsa, o dervişlik değildir. Bizler, inşallah, dergâhta, evimizde, sokağımızda, mahallemizde, bölgemizde, beldemizde, herhangi bir etrafla olan ilişkilerimizde, Kur'an ve sünnet tarihsinde durup, Kur'an ve sünnet tarihsinde durup, nefisle mücadeleye devam edeceğiz inşallah.
Allah bizi bu noktada muhafaza eylesin inşallah. Cenab-ı Hak, cümle kardeşlerimizi bu noktada korusun ve yardım etsin. Bu noktada suyuzluk noktasında kardeşlerin dünya sevgisinden uzak durmaları, makam sevgisinden uzak durmaları ve kendilerinin olmayan kadın ve erkek sevgisinden uzak durmaları gerekir. Kendilerinin olmayan dediğim şu, bir kadın, bir kimsenin nikahlı eşiyse, karı koca değişmez bu.
Ona muhabbet etmek, ona muhabbet etmek, onu istemek, onu arzulamak, günah-ı kebar değildir, haram değildir, edepsizlik değildir, hatta fazilet ve ibadettir. O yüzden bir kimsenin eşini istemesi kadın sevgisi değildir. Eşine merhametli, şerkatli davranması kadın sevgisi değildir. Bu yerilen kadın sevgisi değildir. Yerilen kadın sevgisi, yerilen kadın ve erkek sevgisi, gözünün gördüğü adamı kendini zannetmek, gözünün gördüğü kadını kendini zannetmektir. Ve ona doğru meyletmektir. O kadın senin mi değil, neden meylettin? O kız senin mi değil, neden meylettin? O adam senin mi değil, neden meylettin? Sokaktan geçen bütün kadınlar ve erkekler senin değil.
Neresi açık olursa olsun, neresi kapalı olursa olsun. Kardeşler bu noktada kendilerini muhafaza etmek zorundalar. Derviş kardeşlerin de, bayan derviş kardeşlerin de, mecburiyetten dahi konuşacak olan, hizmetle alakalı, yani dergah içi eğitimlerle alakalı, mecburiyetten dahi oluşacak olan, mecburiyetten oluşacak olan, konuşmaların, istişarelerin, edep dairesinde olması gerekir.
Görevli bayan ve erkek kardeşler, mecbur kalırlarsa, birbirleriyle konuşma veya istişare veya bir meseleyi anlatmada, belli bir adat ve erkan dairesinde olacak. O adat ve erkanı aşmayacak kardeşler. Tekkedeki bulunan, tekkede hizmet eden veya tekkeye eden, derviş kardeşler, edep ve adatlarını muhafaza edecekler.
Gevşekliğe, bu noktada yumuşaklığa, bu noktada kendi kendilerini bir şey dannetmeye, bu noktada kendisini o noktada vazifeli görmeye, hiç kimsenin hakkı yok ve bu noktada da hiç kimse, bu noktada birbirine muhatap olmayacak. Herkes görevini bilecek, herkes o görevinin dairesinde hareket edecek. Herkes her şeye maydanoz olmayacak, herkes her şeye salatada olmayacak. O adabı, o erkanı, o derinliği, o ahkamı herkes koruyacak. Herkes korumak zorunda. Çünkü dervişlik, nefisle mücadeledir. Nefsinle mücadele et. Üzerine vazife olmayan bir şeye karışma. Nefsinle mücadele et.
Kendine bir şeyi hak görme. Nefsinle mücadele et. Orada sorumlusu vardır. Orada bir ağabey vardır. Orada bir büyük vardır. Ona sevk et. Orada muhakkak onun bir vazifelisi vardır. Ona sevk et. İşin iç yüzünü bilmiyorsan, çok şeyi mahvedebilirsin. İşin derinliğine vakıf değilsen, çok şey senin elinde, senin elinde mahvolabilir.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden son nefese kadar Sufi'nin nefisle mücadelesi bitmez. Ve son nefese kadar Sufi'nin makamla mücadelesi bitmez. Son nefese kadar Sufi'nin dünya sevgisiyle mücadelesi bitmez. Son nefese kadar Sufi'nin kadın veya erkek sevgisiyle mücadelesi bitmez. Kendi kendinizi olduk, bittik, yandık, piştik vermeyin. Kim kendisini yandım, piştim görürse aldanmıştır. Kim görürse. Ve istikametinizi Sufi'likte asla ve asla, asla hiç bozmayın ve değiştirmeyin. Sufi'nin istikameti, Kur'an ve sünnet tarihinde durup, üstadının ahkamıyla, edebiyle edeplenmek, o yolda yürümektir.
Başka bir şey değiller. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Bu sohbetimi de sakın ha. Bu son istişare, veyahut da son yaşanan olaylara falan bağlamayın. Sohbet sırasıydı kitaptaki. Gelirken baktım, nerede kalmışım diye, ben sadece ana başlıklarımı burada takip ediyorum. Baktım, nefsi ezip küçültmek, tasavvufun adalındandır. Sohbet başlığı buydu. Sakın buradan çıktıktan sonra yine, yok filanca elaf söyledi, yok pişmanca elaf söyledi, yok ona söyledi, yok buna söyledi. Kendi kendinize, bir başkasına bu sohbetin, söylendiğini söylemek de aynı nefistendir. Eğer bu sohbeti kendi nefsine görmüyorsan, ve bu sohbeti bir başkasının nefsine atfediyorsan, yemin ediyorum nefsine uydun.
Eğer bu sohbeti, kendi üzerine, komple alıyorsan, nefsine uydun. Allah muhafaz eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Sebebi mevcudat. Sevgili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri mübarek bir uç evleme.
Adem aleyhisselam'ın her ikisinin arasında gelmiş geçmiş bütün Peygamber Zişan efendilerimizin mübarek bir uç evleme. Cihar yarı güzüne bu da köstü dönerü Faruk Osman'ı zunuriyen Ali Ermut'a zeyradı Allah Hanı efendilerimizin evladı Resulullah Zercehat-ı Resulullah Ashab-ı Resulullah Şüheder Resulullah İmamız İmam-ı Azam Ebu Hanife İmam-ı Şafi İmam Malik İmam Muhammed İmam Eşer İmam Matur İmam Muhammed İmam Yusuf İmam-ı İmam-ı İmam-ı Hazret'ten ruhlarına hediye edip vasıl ve sadar evle ya Rabbi. Birimiz bir Seyyid Abdülkadir Geylan-ı Seyyid-i Ahmet-i Rufay-ı Seyyid-i Ahmet-i Albedev-i Seyyid-i İbrahim-i Nusiki Şah-ı Abile Sanan-ı Şazeli Şah-ı Nakşivan-ı Muhammed-i Bahad-din Şah-ı Mevlana Celaletin-i Rumi Hacı Bektaş-ı Veli Hacı Bayram-ı Veli Veysel-i Karan-ı Mahmud-i Da'yı Halvet-i Celvet-i Kuşak-ı Sümbül-i Sühre-i Küfre-i Verdi Şeh-ı Muhyiddîn-i Arabî Bütün Piri Piran Hazretleri Mübarek bir uç sevdilerine hediye edip vasıl ve sadar evle ya Rabbi.
Geçmiş bütün velilerin, mürşid-i kamillerin, evliyalarına aşıkan, sadıkan, mühban, ehli iman La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah Diyen mümin ve münatın muhanneti kutsiyelerine Yaşayan mürşid-i kamillerin, velilerin, evliyalarına aşıkan, sadıkan, mühban, ehli iman La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah Diyen mümin ve münatın muhannetlerini hediye edip Vasıl ve sadar evle ya Rabbi. Estağfurullah, estağfurullah Estağfurullah el-Azim el-Kerim el-Nezî la ilahe illa hu El-Hayyil-i Kayyum-u Et-i Bile Gönzü Billahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Estağfurullah el-Azim Estağfurullah el-Azim El-Fatiha El-Fatiha

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi