mustafaozbag.org

294. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 21 Haziran 2012 · 25:23

Allah gecenizi ayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gününüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yelenizi, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah, Şaban ayınız da mübarek olsun, Allah nice mübarek bu üç ayları hakkıyla geçirenlerden eylesin inşallah. Sufi, Seyyû-Sülûk esnasında mücadele makamına girer. Bu mücadele daha tam teslim olmamış halidir. O sufide hem zahiri hem batini kerametler görünür.
O zahiri ve batini kerametlerin içerisinde yaşarken, Sufi kendisinde bir benlik görür. Daha henüz hiçliğe ulaşmamıştır. O kendisinde bir varlık görmektedir. O varlıkla kendisinin bir dua ederekten bir şeyi halledebileceğine, bir şeye himmet ederse o himmetle o şeyin ayağa kalkacağına, herhangi bir şeye destek olduğunda o meselenin hall olacağına, bir şeye destek olmazsa o şeyin olmayacağına, o olmazsa o işin yürümeyeceğini düşünür ki, bu Sufi için benliktir.
Bu daha ileri giderse kibirdir. Daha ileri giderse şirktir. Ama bu mücadele sufilerin üzerinde bulunur. Bu bir şeyi çok fazla istemekle alakalıdır. Sufi çok fazla isteyeceği şey Allah olacağına, Allah'ın yarattığı şeylerin üzerinde kendisini odaklar ki, bu onu vartaya sokar.
İşte bu makam, Hz. Halil Aleyhisselam'ın makamıdır. Buna örnektir. Peygamberlerin halleri, nübüvvet yolunda giden insanların ölçüleridir. Nübüvvet yolunda gidenler, kendi hallerini peygamberlerin hallerine benzetirler. Ve kendilerini ölçü olarak peygamberlerin hallerini alırlar. O manada kendilerine delil, o manada kendilerine yol gösterici, Hz. Muhammed Mustafa, Kur'an-ı Kerim ve geçmiş peygamberlerin halleri, Ashab-ı Resulullah'ın halleridir. Nübüvvet yolu onun üzerinden yürür. O yüzden bu makama diyorlar ki, İbrahim Halilullah'ın makamı. O ayet-i kerimede İbrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lüt karnı hakkında bizimle mücadele etmeye başladı.
Hud suresi ayet 74. Demek ki, hani o velilerine korku yoktur. Onlar mahzun ve mahcup olmayacaklardır. İşte o sufi, o derviş, seyr-i sülükteki kimse cennete girdi, cennetteki makamını gördü. Çünkü Allah, seyr-i sülükte kuluna bu manada hitap edecekse, onu cennetine alır.
O manen cennetine girer. Manen cennetine girip, hitabı orada alır. Hitap ayrıdır, ilham ayrıdır. Cenab-ı Hak ilhamını her yerde veririz. Hitap ise ayrı bir noktadır. Bunu ayırt etmek ancak mürşidi kamillere ve mürşidi kamillerin yolunda gidenlere aittir. İnsanlar ilhamı hitapla karıştırırlar. Hitap göğüne gelen ilhamdır. Allah arıya vahyetti, arının nasıl olacağını, arıların nasıl yaşayacağını, onların matematiğini, fiziğini, kimyasını arının üzerine, arının aklı olarak oturtturdu, yerleştirdi. Allah yaprağın nasıl olacağını yazdı. Yaprağın aklı var.
Hücrenin aklı var. Allah Meryem'e de vahyetti. Meryem'e vahy etmesi Cenab-ı Hakk'ın, Meryem'in kalbine ilham etmesidir. Meryem'in kalbine ilham ile, Meryem'in kalbine inen vahiy ile, arıya inen vahiy aynı derecede değildir. O yüzden Allah arıya da vahyetti, Meryem'e de vahyetti, işte bilmem neredeki Mehdi kuluna da vahyetti, o öyle değil. Orayı anlayamayanlar, maneviyetten haberi olmayanlar, kendilerini arıyla eşit değerde tutmasınlar. Arıya yapılan vahiy ile, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine yapılan vahiy, aynı derecede değildir. Eğer onu aynı derecede görürlerse, haşa Allah muhafaza eylesin, küfe düşmüş olurlar. O yüzden bir veliye, bir mürşidiye, kamile gelen ilham ile, arıya gelen ilhamı aynı görürseniz, aynı görürlerse yine aynı hataya düşerler.
Bu manada bir Allah, bir dostuna, bir sufiye, bir dervişe ilham etmesi ayrı bir şeydir. Hitap etmesi ayrı bir şeydir. Hitap, o kimsenin bütün vücuduna, bütün aklına, ruhuna, sırrına, kalbine, içine, dışına, her şeyine gelir. İlham ise o kimsenin kalbine gelir. O yüzden hitapta Allah'ın kelamı vardır, direkt. İlhamda ise Cenab-ı Hak melekler aracılığıyla da ilham edebilir. Bu farklı bir sohbettir, farklı bir muhabbettir. Bunu başka bir zaman, başka bir gün Cenab-ı Hak dök getirirse o gün inşallah görüşürüz. İşte o kimseye hitap gelince o korkudan emin olur. Korkudan emin olunca bir kısmı bunu naz etmek, bir kısmı bunu mücahede etmek olarak aldılar.
Velilikten, velayet yolundan gidenler naz görürler. Nübüvvet yolundan gidenler mücadele olarak görürler. Nübüvvet yolundan gidenler naz ehli olmazlar. Nübüvvetten ne ben sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri naz edenlerden değildir. Nazın üzerine oturtmamıştır.
Ama velidenler bir kısmı kendilerini naz ehli gibi görürler. Bir kimsenin kendini naz ehli görmesi, yine kendi benliğini görmesi, kendi kibrini görmesi gibidir. Naz yok, niyaz var. Naz yok, niyaz var. Mücadele var. Koşuşturma var. İnsanlar, Allah, sufi Allah'a koşandır. Oturup naz eden değildir. Sufi Allah'a koşan, oturup kendi kendine kırılan değildir. Sufi Allah'a koşandır. Oturup kendi kendine kendinde benlik gören değildir.
Sufi Allah'a koşandır. Oturup da kendi kendine kendi nefsinin ürettiği, helaya vesveseye kanan değildir. Sufi kah düşer, düştüğü yerden kalkar, testini çıkar, testini çıktığı yerden kalkar, Döküldüğü yerden kalkar, aman beni işte görsünler diye kafamı kaldırayım. Naz yeri değildir.
Vakit keskin bir kılıçtır. Sufi vaktin çocuğudur. Vakit keskin bir kılıçsa, Sufi de vaktin çocuğu ise o vaktin çocuğu o kılıçla karşı karşıyadır. Velayet yolunda nazil vardır. Onlar naz ederler. Seven sevdiğine naz eder kendi hesabında. Ve kendilerince naz ettiklerini düşünürler. Seslenmem, susarım, o da bir yol derim. Benim tercihim değildir. Çok naz, aşık, usandırır derler ya. Usandırırsın, naz etme. Yürü. Yürüncek yol çok var daha. Gidilecek menzil çok var daha. O yüzden naz yolunu seçmeyin. Mücadele ve niyaz yolunu seçin.
Mücadelenizi edin, duyanızı edin. Sonucu Allah'a bırakın. Biz mücadelemizi yaparız. Biz oturup da evde nasibin varsa, Ey ya Rabbi bana birisini gönder de ben de senin zikrullah alakana gideyim. Kendimizi o noktada görmeyiz. Ben şurada yola çıkayım da veya ben burada durayım da Ya Rabbi bana bir araba gönder. Benim oturduğum yerden beni götürsün. Kendimizi o naz noktasında görmedik hiç. Hiç de görmeyin ha. Devamlı disiplinli, devamlı mücadele eden, devamlı Allah'ı zikreden, devamlı Allah'a dua eden, niyaz eden ve bu noktada da çalışan, çabalayan bir kimse olun. Sizin önünüzde çalıştıklarınız vardır.
Sizin önünüzde elinizle kazandıklarınız vardır. Sizin önünüzde sizin yaptıklarınız, işledikleriniz vardır. Başka bir şey yoktur. Buğday ekerseniz buğday biçersiniz. Arpa ekerseniz argol biçersiniz. Şeftali ekerseniz şeftali biçersiniz. Şeftali ekip tarlılık toplayanı görmedik hiç bugüne kadar var. İşte o mücadele ile alakalı Cenab-ı Hak İbrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lüt kavmi hakkında bizimle mücadele etmeye başladı.
Ayetinde bildirildiği üzere Hz. İbrahim bu makamda Allah'tan Lüt kavmi üzerinden azabı kaldırılmasını ısrarla istemişti. Bu ısrarı adeta bir mücadele şeklini almıştı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de kubi ile mücadelesine tahaccüp ettim buyurdu. Önce Lüt'e misafir gidecek olan melekler önce İbrahim'e uğramışlardı. İbrahim aleyhisselam ve Lüt aleyhisselam aynı zamanda peygamberlik yapmış peygamberlerdir. Ve İbrahim aleyhisselam'a uğradık melekler, İbrahim aleyhisselam onların melek olduğunu anlamıştı. Onların melek olduğunu anladığından da ikisi de peygamberin melek olduğunu anlayamamıştı. Bir peygamber var, insan görünen, normalde insan olduğunu zannediyor, onların melek olduğunu zannetmiyor.
Biliyor. Birisi hakikatin, hakikatin, hakikatinde el yakin, hakkel yakin noktasında. İçindeki hakkel yakin, hakkel yakin diye benim tanımladığım kelimeye dettim, şeyin içinde değil. Çünkü Cenab-ı Hak onun önüne bir parde koymuş.
Yine gelen misafirleri normal misafir zannediyor. İbrahim aleyhisselam onların melek olduğunu anlıyor. Ve soruyor nereye gidiyorsunuz. Bu ahitte de geçer bu hikaye. Musa aleyhisselamla alakalı, Musevilerin kitabında da geçer bu. Eski ahitte. Yeni ahit olan İsevilerin kitabında da geçer. İbrahim aleyhisselama melekler uğrarlar. Bakın buradan bir edeb çıkar insanlara. Siz önce mani büyük bir kimseye uğrarsınız. Bir işiniz gücünüz varsa, bir probleminiz varsa mani büyük olana edeben yanıza ziyaret edersiniz. Ehli tasavvuf ehli tarikat bir karır burada. Bizim yeni dervişliğimiz zamanında bir hedef vardı.
Bu hedef şuydu. Bir berdeden bir berdeye giden derviş ilk önce oradaki zakire uğrardı. Ödeki nakibi mükebbaya kimse ona uğrardı. Veya bir berdeye gittiğinde eski dervişler, oranın manevi bir hüküm Ankara'da Hacı Bayram ve Veli Hazretleri. Önce Hacı Bayram ve Veli'ye giderler, orada bir ziyarette bulundurlar, ondan sonra başka işlerine bakarlardı. Veya İstanbul'da kim? Eylül Sultan Hazretleri. Karşılak. Eylül Ensari Hazretleri'ne gidilir, ona ziyaret edilir. Ondan sonra o berde de iş görülürdü. Bu Sufi adabı, eğer Sufiliğe gittiyseniz, orada bir derviş kardeşlerimizi ziyarete gittiyseniz, oranın büyüğüne önce bir ziyarette bulunun. Size adab kalsın. Bu adaba riayet edin.
Meleklerin adabı, önce İbrahim Aleyhisselam'a uğradılar. İbrahim Aleyhisselam'a uğrayınca İbrahim Aleyhisselam onların melek olduğunu anladı. Melek olduğunu anladığına dair şunu okursunuz bazı eserlerde. Belki de onlar diyecekler ki İbrahim Aleyhisselam onların önüne yemek koydu. Yemeyince onların melek olduğunu anladı. Veya su getirdi, onlar su içmeyince onların melek olduğunu anladı. Böyle diyecekler. Veya böyle söylüyorlar. Değil. İbrahim Aleyhisselam işin hakikatine vakıf. Çünkü Cebrail Aleyhisselam'ı görmüş kimse. Ateşe atıldığında Cebrail gelir ya. Meleği tanıyan penceresi açık. Lüt kavmine o onlar derler biz Lüt kavmin çok azgınlaştı, haddi açtı.
Biz o kavmi helaka gidiyoruz deyince tabiri caizse Allah'la cedelleşircesine İbrahim Aleyhisselam helak olmasın, azab olmasın diye dua eder. İşte Hazreti Peygamber de der ki, Rabbi ile mücadelesine tacip ettim. Biz nübüvvet yolundan giden sufilerden olduğumuza göre, o noktada durmaya çalıştığımıza göre biz niyaz noktasında değiliz. Biz Rabbimiz de bu noktada mücadele noktasında değiliz. O yüzden biz Cenab-ı Hakk'ın buyruna, Cenab-ı Hakk'ın takdirine boyun eğeriz. Duamız ederiz, mücadele etme noktasında durmayız. Çünkü Halil Aleyhisselam halka şefkatinden dolayı Rabbi ile mücadele etmişti. İşte o kimse bu makama ulaşır fakat kul nefsine şefkatinden dolayı da Rabbi ile tartışır.
Tabi bu tartışma makbul değildir. O yüzden bu makama gelen dervişler, etrafında olan kardeşleri için mücadele yolunu seçerler. Bir kısım, seyir-i sulukunu tamamlamakta sıkıntısı olan velilerden bir kısmı, bu noktada mücadele yolunu seçerler. Herhangi bir sevdiği derviş için, herhangi bir sevdiği kardeş için, herhangi bir sevdiği bir kimse için mücadele yolunu seçer ki bu bizim yolumuzda yoktur. O yüzden çünkü o mücadele yolunu seçenler de şu görülüyor. Bir müddet sonra, ertesi sabah, üç gün sonra o kimse için dua ettiyse ve dua ettiği şeyde Cenab-ı Hakk'ın izni keremi lütliyle tecelli ettiyse şunu diyor. Ben sana dua etmiştim. Ben böyle olması için Allah'a yalvarmıştım, böyle oldu.
Ben bunun için gözyaşı döktüydüm. Yok. Bir şey için gözyaşı döktüğünüzde bunu kimse bilmeyecek. Hadis-i Şerif ne diyor? Sağ elinizin verdiğinden sol elinizin haberi olmayacak. Bunu zahiren zekat, sadaka verenler için söylenmiş. Dua en güzel sadakadır. Sakın parası olanlar, zahiren sadaka verme hükmünde bulunanlar, zekat verme hükmünde bulunanlar, buradan kendinize bir kolaylık kapısı açıp da dua en büyük sadakadır deyip dua etmeyin. Ama duain büyük sadakadır. Ve sakın birisine dua ettin deme. Sakın birisine senin için dua ettin deme. Sakın birisine geçen hafta da söylemiştim.
Bir şey ödü, ben bunu rüyamda ödüydüm deme. Bu sana hak ve hakikat gibi gelse de deme. Bu nefsinden senin. Bu seni aldatır, bu seni kandırır. Bu seni yolda bırakır. Allah muhafaza eylesin. İşte bizim yolumuzda bu manada Allah'la, Rabb'la mücadele etmek yoktur. Biz gayetimizi ederiz, çalışmamızı yaparız. Muhakkak Allah'tan isteriz, dua ederiz. Ama bu noktada Allah'la mücadeleye girişmeyiz. Allah bizi muhafaza eylesin, korusun inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi