mustafaozbag.org

293. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Haziran 2012 · 33:00

Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak, gündüzünüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. İnsan bir olayın aslını, hakikatini görebilmek için hep mi sabretmelidir? Yoksa gördüğü, yaşamakta olduğu şeyler zaten sabrettiği, beklediği şeyin hakikatini mi gösterir?
İnsan doğru gördüğü yalanların ya da yalan gördüğü doğruların nasıl farkına varır? Hakikatten insanların anladığı şey eğer gerçekten gerçeğin aslıysa, ona sabül gerek. Sufilâde hürriyet makamı, yaratıkların boyun eğdiği, gönül verdiği dünyaya ait hiçbir şeye bağlanmamak,
yalnız kainatın yaratıcısı olan Mevlasına, halisene, kullukla bezenmektir. Kul bu noktaya gelince eminler makamına girer. Orada sırlara muddalî olur. Mükellem, muhaddes, kendisine konuşulan, ilham olunan ve feraset sahip olur.
Eminliğinden dolayı bazı gayet bilgilerine vakıf olur. Müritlerin makamını, ariflerin hallerini görür, kontrol eder. Bu nokta velayet makamının son noktasıdır. Demek ki bir kimse, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin bu sohbeti, bu kitaptan okuduğun bu sohbetleri birbirleriyle bağlayabilenler bağlasınlar. Bunların başlangıcı vardır, haller olarak devam ediyorduk. Yine devam ediyoruz. Bunun bir öncesi, o kimse Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin ahlakına ve adabına yönelerekten, kendini Kur'an ve sünnet dairesine yaşatmaya başladı. Zahirini de, batını da bu daireye soktu. Bu yolda devam etti. Ve bu devam ederkende ardından işte bu hale erişti.
Yani hürriyet makamına. Hürriyet makamı, insanın dünyaya bağlanmamasıdır. Dünyaya bağlanmamak demek, dünyayı terk etmek demek değildir. Dünyaya bağlanmamak, dünya sevgisinden kurtulmaktır. Ve bir kimse fukara da olsa dünyayı sevebilir, zengin de olsa dünyayı sevebilir, orta halli de olsa dünyayı sevebilir. Bir kimse malı, mülkü, zenginliği vardır, dünyayı sevmiyordur.
Bir kimse orta hallidir, geçiniyordur, yine dünyayı sevmiyordur. Bir kimse fukaradır, dünyayı sevmiyordur. Bir kimse miskindir, dünyayı sevmiyordur. Ama dünya sevgisi miskinde de olur, fakirde de olur, orta halli de olur, zenginde de olur. Çok zenginde de olur. O zaman dünyayı seven bir kimse asla ve asla velayet makamına erişemez. Asla sufilik noktasında eksikliği olur. Dünya sevgisi demek, dünyayı sevmemek demek, kadını sevmemek demek değil. Dünyayı sevmemek demek, dünyanın içerisindeki Allah'ın yarattıklarını sevmemek demek değil. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bedevinin birisi geldi. Kimi en fazla seversin ya Resulallah dediğinde, Ayşe'yi dedi.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle cevap verince bedevi durdu. Erkeklerden ya Resulallah, bizlerden deyince Ebu Bekir'i dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri eşlerine muhabbet beslerdi. Çocuklarına ve torunlarına muhabbet beslerdi. Arkadaşlarına muhabbet beslerdi. Onun muhabbeti, onun sevgisi cennetliktir. Onun sevgisi heva ve hevesinden değildi. O Mekke'yi fethetti, Mekke'nin malı mülkü için fethetmedi. Dünyalık ülkenin topraklarını daha da genişleteyim, bir krallık kurayım, o krallığın tepesine kurulayım diye Mekke'yi fethetmedi. Mekke'nin fethi Allah içindi. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Allah içindir.
Dünya için, mal mülkü için, kadın için değildir. Onun hicreti Allah içindir. Kadın için hicret etmemiştir. O ticaret için, dünya için hicret etmemiştir. Çünkü erkeğin birisi de, Müslüman bir kadın için hicret ettiğinde sordu ashab. O da hicret sevabı aldı mı diye, niye hicret ettiyse herkes onu bulur dedi. O zaman hicret neyse onu bulacak insanlar. Dünya sevgisi ise dünyayı bulacaklar. Ahiret sevgisi ise ahireti bulacaklar. Cennet sevgisi ise cenneti bulacaklar. Oysa gerçek, hakiki manada sevgi, varlıktan kurtulmaktır. Cennet de bir varlıktır, cehennem de bir varlıktır. Arşala da bir varlıktır, leh-i mahvuz da bir varlıktır. İnsan da bir varlıktır. Senin şeyhin dediğin kimse de varlıktır.
O zaman bütün varlıklardan kurtulup, fise bilillah Allah'ı sevmektir. Ve Allah sevgisinde yorulurken Allah için Allah'ı sevmek vardır. Allah için Allah'ı sevenleri sevmek vardır. Allah için Allah'ın sevdiklerini sevmek vardır. Bunların hepsi de Allah için olur. Bunların hepsi de Allah için olunca o kul hürriyete kavuşur. O yüzden Hazreti Mevlana'da Mesnevi'nin 19. beytinde Oğul ne zaman bağdan kurtul, ne zamana kadar altına gümüşe bağlı kalacaksın der. Altına gümüşe bağlı kalacaksın dediği dünya sevgisidir. Yoksa altını gümüşe ret etmek demek değildir. Yoksa elindeki avucundakini kalkıp da harvuru farvan savurmak demek değildir.
Allah yolunda harcanacaksa harcanız. Allah yolunda harcananlar en makbul olanlardır. İkinci derecede insanın eşine, çoluğuna, çocuğuna harcadığı makburdur. Önce Allah yolunda harcadığı makburdur, ikinci makbuliyet eşine ve çocuklarına'dır. İnsanlar ehillerine ve çocuklarına harcamaktan imtina etmeyecekler, israf da etmeyecekler. İşte dünya sevgisinden kurtulan insan ancak velayet noktasına gelir. Velayet noktası ise sevdi sülükte daha tamamlanmamış bir noktadır. O yüzden size velayet noktasına ulaşanlar kendi sülüklerini tamamlamış gibi görünebilirler. Velayet noktasına ulaşanlar sülüklerini tamamlayamamışlardır daha. Her velayet noktasında keramet görülebilir.
Ve velayet noktasında yürürken insanlar bu hallerle hallenirken hepsinin üzerinde keramet zuhur eder. Kabir haline vakıf olmak bir keramettir. Kabirdeki kimselerle görüşmek bir keramettir. Gözü açık rüya görmek keramettir. Uyumadan, gözü açıkken hal görmek keramettir. O halin içerisinde mübarek zatlarla görüşmek, onlarla konuşmak keramettir. Köşeden öbür taraftan dönecek olanı görmek keramettir. Ama bu kerametler dervişleri ve suvulleri yolda bırakır. Asıl keramet nefsi aşağıya vurmaktır. Asıl keramet nefsi toprağa dönmektir. Asıl keramet kendini toprağa dönmektir. Teyazu etmektir. Asıl keramet odur. Keramet insanların içerisinde kalaraktan insanların eza ve cefasına katlanmaktır.
Keramet Allah yolunda mücadele ve mücadele de mutmadan, usanmadan Allah'a koşmaktır. Bu fakir görmüştür. Bu fakir görmüştür ki nice kabir ehli olan insanlar sapıtmışlardır. Bu fakir görmüştür ki köşeden şimdi filan da çıkacak diyenler sapıtmıştır. Bu fakir görmüştür ki ertesi gün olacak olan şeyleri rüyasında görenler bu kerametleri aldınıp yollarını karıştırmışlardır. Bunlar muhakkak ki bu yolda olacak olan şeylerdir. Ama şunu unutmayın, şunu unutmayın. Kıymetli dostlar kardeşler. Asıl keramet sana eziyet edeni affetmendir. Asıl keramet sana kötülük yapmana iyilik yapmandır. Asıl keramet seni anlamayanı, seni anlamayanı hoş görmektir. Asıl keramet sana küşene senin küşmemendir.
Asıl keramet sana laf söyleyeni gidip elini sıtman, onunla yol yürümendir. Asıl keramet sana kötülük yapanı bağrına yaslamandır. Asıl keramet sana hançer vurana tebessüm etmendir. Ve ona aksetmendir. Evet muhakkak ki manevi noktada bu kerametler görülecek. Kalbinize ilham gelecek. Kalbinize nefes gelecek. Kalbinize kelam gelecek. Muhakkak ki o kalbinde gelen kelamlar doğru olacak. Asıl yol o ahlaki noktada durmaktır. Eşin sana bir laf söylediğinde eşine tebessümle davranmandır. Asıl keramet çocuğuna tebessümle davranmandır. Asıl keramet evinin içerisinde yumuşak, huylu ve ahlaklı olmandır. Asıl keramet senin yanında çalışanların senden şikayet etmemesidir ahlaki noktadan.
Asıl keramet toplumun içerisinde senin geçimsiz, huysuz, ahlaksız, edepsiz, ne söylediğini bilmeyen, ağzından çıkanı kulağından duymayan bir noktada görünmemektir. Ağzından asla kötü kelam ve hakaret çıkmayanımız keramet ehli odur. Biz nice hal dervişi kardeşleri gördük ağzında küfür. Nice hal dervişi kabire haline vakıf olan kardeşler gördük. Diline geleni söylüyorlardı. Ve hal de veriyorlardı. Ve bu fakir diyorduk onlara aldamıyorsunuz. Onların da bana söylediği şuydu. Gülüyorlardı. Aldansak kabire haline vakıf olur muyuz diyordu. Ben de gülüyordum. Aldamıyorsunuz bir gün kalmayacak mı sizde diyordum. Allah küstahlığı sevmez. Kendi kendine aldımıyor insan.
Ben halimde görürüm. Ben rüyamda görürüm. Allah bana ilham eder. Bir gün şeytan ilham etmeye başlar. Ondan sonra bir gün onu dedim ben. Küfrederken kim ilham etti sana? Halinde mi gördün küfretmeyi? Kaldı. Sen nereden biliyorsun dedi. Eşime küfretti mi dedi. Tabii biz o zaman bayındırda zakiriz, çömeziz yani. Sakalımız da yok bizim. Dedim kim ilham etti sana eşine küfrederken? Kim ilham etti dedim çenesine yumruk vururken? Keramet o değil. Keramet şiş vurmak şiş yemek de değil. Keramet zehir içmek zehir içirmek de değil. Keramet kılıç burhanı da değil.
Keramet güzel ahlak. Keramet iyi ahlak. Keramet ince ahlak. İnsanın insanların hakkına, hukukuna riayet etmek. Dilini Müslümanların aleyhine konuşmaktan muhafaza etmek korumak. Sen dilini Müslümanların aleyhine konuşmaktan koruyorsan en büyük hal derfişi sensin. Harikulade haller yaşayabilirsiniz.
Harikulade haller yaşarsınız. Kalbinize Allah misafir olmadığı müddetçe onların hepsi de geçicidir. Harikulade şeyler sizden zuhur edebilir. Bir gün bir kardeşin kulağına öyle söylemiştim Allah affetsin. Herkes Beytullah'ı tavaf ediyor dedim. O da gece Beytullah'ı tavaf ettiğini söylemişti. Dedim ki Beytullah'ı herkes tavaf eder. Çünkü Beytullah'a dedim Allah gelip oturmaz. Diyor musun dedim ona o zaman nedir dedi. Üstadını dinlemek dedim. Beytullah'ı gece rianda tavaf etmek kolaydır. Arkasında halinde etmek kolaydır. Dikmak kolaydır.
Üstadı dinlemek zordur. Ona tavaf olmak zordur. Onun yap dediğini yapmak zordur. O yüzden dostlar kalbinize ilham geldiğinde velayetin başlangıcıdır daha bitmemiştir. Kalbinize Allah'ın oturması lazım. Hiçbir yere sığmadım. Mümin kulumun kalbine sığdım. Hiçbir yer, hiçbir yer benim sığacağım bir yer değil. Beytullah da benim sığacağım yer değil diyor. Ya mümin kulumun kalbine sığmak. Benim sığacağım yer arası. O yüzden dostlar bu yol keramet olarak güzel ahlaktır. Keramet olarak Allah yolunda koşmaktır.
Eğer Allah yolunda bir kimse koşabiliyorsa o zaman o kimse o yolda yürüyordur. O zaman o kimse o yolda koşturuyordur. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Sonra kendisinde duaların ve dileklerin kabulüyle kerametler zuhur etmeye başlar. Çünkü Yüce Allah ancak olmasını takdir buyurduğu hususlarda onun dilini duaya ve istemeye açar. Eğer bir şeyin onun vasıtasıyla arzu ettiği kimseye ulaşmasını dilemişse onun elini o şeye uzatır. Demek ki Allah'ın takdirine uzanıyor senin elin. Demek ki senin dilin Allah'ın takdirine uzanıyor. Zannetme ki sen dilin uzandı diye o iş öyle oldu diye. Sen kendi kendini bir şey zannetme. Kendini bir varlıkta görme. Kendi kendine ben dua ettim oldu deme.
Kendi kendine bu gece ben sana dua ettim deme. Kendi kendine ben o işe dua ettiydim de sana da rüyamda gördüydüm de ruhak tencerede ettiydi deme nefsine uyma. Birisi sana bir şey anlatırken adamını rüyamda gördüydüm de böyle oldu deme nefsine uyma. Ben bunu halimde gördüydüm de halimde böyle yaşandıydı da sen şimdi söyledin bak deme kendini küçültme. Sakın sen kendi duana bağlama bir şeyin. Sakın kendi eline bağlama. Valla şirk billaha şirk. Şirk. Sakın sen kendi haline, kendi halindeki haline, kendi rüyana, kendi rüyandaki haline sakın kendi diline, kendi eline, kendi ayağına, kendi kalbine güvenle. Bu noktada onu görürsen şirtehisin.
Hem de şirkin tam karabatağındasın. Yolun vartalarını anlatıyorum. Akşam yemeğim sizden gelmiyor. İçim rahat bir şekilde anlatıyorum. Kırılacağınızı, üzüleceğinize inanmıyorum. Bizim oktayın deyimiyle peşin satanlardanım. Sakın Hazreti Şemseddin'i Tebrizi'nin onca insanlar gördüm nure giderlerken nure gidiyoruz zannettiler nara gittiler. Çok az insan gördüm. Herkes onlar nara gidiyor zannetmişler de onlar da nure gittiler diyor. Çok az insan gördüm. Bu ne demek?
Çok azınız iman eder. Ayet-i Kerime. Çok azınız iman eder. Çok azı iman eder insanların içerisinde. Sufiler de çok azdır. Hele bizim etrafımızda daha da azdır. Bizim dilimiz sivri, biraz da keskincedir. Kimse incitmek, üzmek, kırmak haddimiz değildir. Şahıs yok burada. Yolun doğrusunu söylüyoruz. Yolun doğru olanı bildiğimizi söylüyoruz. Kimseyle hesabımız yok. Sizlerle hiç yok. Allah muhafaza eylesin. İşimiz inananları, Müslümanları, ehli tasavvufu bu noktada koymamak. Sakın kendinizde bir şey gördüğünüz anda şirke düştünüz. Allah yapar her şeyi.
Rüyayı gösteren Allah'tır, hali gösteren Allah'tır, derler toparlığın Allah'tır, doğurtan Allah'tır, sevdiren Allah'tır, sevdiren Allah'tır. Ezen, bozan, yeniden diken, yeniden yapan Allah'tır. Yıkar, yeniden yapar Allah. Yıkar, yeniden yapar. Değiştirir, değiştirir Allah. Uymayanlar ne diyor Cenab-ı Hak? Eğer siz geri dönecek olursanız, yeniden günah işleyen, yeniden tövbe eden, ve Allah'ın onları sevdiği, onların da Allah'ın sevdiği bir kavim getiririm diyor. Allah için zorluk bir şey yok, kendini bir şey zannetme. Öyle bir sufi getirir ki, oturduğu yerden cihanı seyreder. Öyle bir sufi getirir ki, oturduğu yerden alemlerden bahseder sana.
Öyle bir derviş getirir, öyle bir sufi getirir ki, senin dergah dediğin, dervişler dediğini Allah'ın sevdiği gibi atar. Herkes çırılçıplak kalır kendisiyle baş başa. Herkes aşık zannederken öyle bir aşık peydah ettirir, kendisini aşık zannederir, galip oldun çıkar meydana. Öyle bir sufi getirir, sufin de dolaşanları ne oldu çıkar meydana? Çeyhin saçma, düzmece, bozmaca, uyduruk, onun, onun çocuğu oldu çıkar meydana. Allah yazıp bozandır. Nasıl Ebu'l-Hikam'di Ebu Cehil Emce, hikmetin özü, Hz. Muhammed Mustafa zuhur edince Ebu Cehil oldu. İkisi de akıl bebesiydi, Hz. Ömer Efendimiz de Ebu Cehil.
Birisi iman yolunu seçti, Hz. Peygamber ondan için dedi ki, Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Benden sonra peygamber gelecek olay da Ömer olurdu dedi. Ama Ebu ülküsü 1400 yıldan beri Ebu Cehil olarak anılıyor. Firavunun 1400 yıl önceki iş iyi düşünüyor. Nasıl Cenab-ı Hak Firavundan bahsediyor bizim nefisle ve alakalı oyunlarımıza, şeytanlara uyanlara, nasıl Firavundan örnekler veriyorsa, Musa'dan sonra ve hala da Firavun örnekleri Kur'an'da geçiyorsa, ve hala da Ebu Cehil de son dönemin Firavun olarak hem Kur'an'da geçiyorsa
ve hadislerle hala da konuşuluyorsa, öbürkü de Ömer, Ömer oldu ki, Radıallahu anh Hazretleri, Benden sonra peygamber gelecek olsaydı Ömer olurdu dedi. Birisi imanı seçti, birisi aklının oyununa düştü gitti, şeytana düştü gitti. Birisi imana doğru koştu, berraklaştı, aklı kemale erdi, nurlandı, öbürkü de aklı nara doğru gitti, karardı.
İşte bu yol, nura doğru koşma yolu. O yüzden sakın, kendi eline bir güvenme, sakın kendi aklına güvenme, sakın ben yaptım deme, sakın ben ettim deme, sakın benim üzerimden yürüye deme, sakın! Mağara gittiğini görüyor senin. Sakın muhabbet döndürme, laf döndürme, dedikodu döndürme, sakın! Sufi dünyası bu dünya, siyaset dünyası değil. orada çırt konuştuğunu duyan olur, hesabını tutan olur, bir gün yüzüne vuran olur, aşağıda yakından tutup, seni öperen çıkaran olur. ahlak yolu, Allah yolunda koşma yolu, horozlar gibi didişme yolu değil, horozlar gibi birbirini tiftikleme yolu değil.
Aşık öyle demiş, bu yolda nice başlar kesilir, kan parasını veren olmaz, kan parasını soran dair olmaz. Bu kimin başıdır diye dahi soran olmaz. Allah muhafaza eylesin. Daha sonra hak yolunda yürüyen o kimse, kasem nurları makamına girer. Bak yol bitmemiş daha. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuştur ki, nice eski püskü, iki parça kumaşa durunmuş, hiç değer görülmeyen, saçı başı birbirine karışmış, yüzü gözü toprak içinde kimse vardır ki, Allah'a yemin etse, Allah'ın yemininde doğru çıkarır. Senin beğenmediğin nice eski püskü insanlar vardır.
Onların görüntüleri yoktur, onların şaşaları yoktur. Onların koltukların, kürsülerin masaları yoktur. Onların etrafında şakşakçıları yoktur. Onların etrafında yalaklar, salaklar yoktur. Onlar bir toplumluğa girdiğimde belki de hiç kimse onun yüzüne bakmaz. Bunlar Allah'ın gayet verenleridir. Onu kahle almazsın sen. Onu böyle nazara itibar etmezsin. O bir dergahta çay dağıtıyordur. O bir dergahta tuvalet bekliyordur. O bir dergahta işte geliver ergozun gidivertingozun yapıyorlardır ona. Onun hiç kimse, onu hiç kimse kahle almıyordur. O bir köşeye çekilse, Ya Rabbi dese Allah buyur kulum der ona. O belki de bir köşe başındadır, bir direğen dibindedir. Onlar gayet verenleridir.
Eskidir, püsküdür, yenidir, üstleri başları değişiktir onların. Bu nedir? Sizin nazara almadınız, sizin dikkate almadınız bir kimsedir bu. Daha yeni gayet verenlerinden sonra daha yol var. İnsanlar da bunların halkasında koşarak. Böyle birisini onlardan vermeder, yedirir, içirir, bakar, besler, yürütür. Bakın Allah'ın velilerin gölgesinde neler yaşıyor. O kim sana Allah'ın velisi zanneder. Koşar onun peşinden. Ve onun peşinden koştu diye sanki bir mürşidi kamile bağlandığını zanneder. Hele öyleler vardır kendilerini o havaya da katarlara. Herkes onları yedirir, içirir, gözlerir, arabalarla getirir, götürür. Adanın orada şeyhi duruyordur, şeyhine bakmaz bile. Neden şeyhinden istediğini almıyor?
Öylesin yanına gittiğinde o başlar sana dua etmez, senin yüzüne karşı. Elini açar sana dua eder. Senin arkandan elini açar dua eder. Senin eşine dua eder. Senin çocuğuna dua eder. Senin gözünden de. Onun geçimi dua etmek. Dua evde yedirecek, içirecek onu, bakacaksın, edeceksin onu. Sakın ha! Allah'a dost olan senden bir şey istemez. Hırkaya bakmaz. Kapıya bakmaz. Dost olan arabaya binen de şuraya gideyim diye düşünmez. Olan bir kimsenin hiçbir şeye, hiç kimseye ihtiyacı yoktur. Hiç kimseye bir vazife verildiyse gider vazifesini yapar atar kenara. Yoktur şu geldi de, bu geldi de, bu gitti de, bu gelmedi de hiç bakmaz o.
Onu da çok sevmezler. O kimse şuraya yapıyorum, şunu yapıyorum, bu ne ediyor, gelin etrafa böyle. Hiç laf bile söylemez. Allah yolunda koşan gariptir. Garip garip. Onu kendi arkadaşları dahi dedikodusunu eder. Eder. Kendi arkadaşları dahi onun aleyhine konuşur. Onun lehine konuşan çok azdır. Etrafındakiler dahi onun lehine konuşmaz. Bir bakmışsınız böyle kamuoyu oluşturmuşlar. O ona, o ona, o ona. Dedikodusunu yaparlar. Allah bizi affetsin.
Cenab-ı Hak hallerimizi kabul edeceği, seveceği hallere döndürsün. Hallerimizi inşallah Habibi'nin haline bezendirsin. Onun yüzüsü hürmetine affetsin inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Bu önümüzdeki pazartesi akşam. Malum, ördekli de program var. Haberiniz olsun. Pazar günü gelin oğlum. Öyle mi? İnşallah. Gene sohbet var mı önünden? Var. Tamam. İnşallah. Fâlemenlâhûr. Lâh. Fâlemenlâhûr. Elhamdülillâhi rabbil alemîn.
El-Fâtiha. Neştur ya Allah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi