Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 4 Haziran 2012 · 32:00
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem, 7 sınıf, kimse vardır ki Allah, kendi gölgesinden başka, gölge bulunmadığı günde, bunları kendi gölgesinde gölgelendirir. Demek ki hiçbir gölgenin olmadığı yerde Allah'ın gölgesi yok. Öyle mi? Mesul olur mu?
Demek ki bir şey anlatılıyor bizim anlamamız için. Orada hiçbir gölgenin olmadığı anlatılıyor. Allah'ın da gölgesi yok. Allah'ın gölgesinde olabilmesi için Allah'a bir ışık vurması lazım. Öyle mi? Bir cisim olacak, o cisimden ışık vuracak, oturduktan sonra o cismin ne olacak? Gölgesi bir yere düşecek ve cisminden de ışık geçmeyecek.
O zaman burada Allah'ın bir şekli şefali meydana çıkmış oluyor, maddeyat. Bu normalde vera alınmaması lazım. Bunu baştan böyle söyleyeyim de, Ben bu hadisleri defalarca, defalarca, defalarca okudum. Dün tekrar okudum, adım var ya. Ya Allah'ın gölgesi mi oturduydum, kendi kendime. Dünyenin de oturduydum ya. Allah'ın gölgesi olmaz bu maktada artık. Allah zamandan, mekandan münezzeh, cisimden münezzeh, ak hayale gelmekten münezzeh. O zaman Allah'ın gölgesi, tabiri bu noktada bizi şaşırtmasın.
Yani kafanıza bir cisim yerleşmesin, bir oluşum yerleşmesin. Bu meseleyi anlamamız için, meseleyi anlatmak için Resulullah sallallahu ve sellem Hazretleri'nin tasvir ettiği bir şey. Demek ki mahşerde hiçbir şeyin gölgesi yok, sığınılacak hiçbir yer yok, sığınılacak hiçbir şey yok. Bu gölgeden sığınılma da, demek ki sığınılacak hiçbir yer yok. Ne var? Allah'a var. İşte o sığınılacak olan Allah'a, yedi zümreyi kendi zarfında sığındırıyor. Kendi nefsinde sığındırıyor. Kendi nefsinde onları muhafaza ediyor, koruyor, koruyor. O mahşerin dehşetinden, o mahşerin, o hesabın, o kitabın, orada duran derdebeden onları koruyor. Onları muhafaza ediyor. Diyor ki gölgesine sığınılın. Sığındırıyor onları oraya.
Bizim orada ki Allah'ın gölgesinden neyi kastettiğini ancak Allah biliyor. Bir de Resulullah sallallahu ve sellem. Demek ki orada çok değişik bir şekil şerhan kafamızdan beğenildiğini koymayın. Bir, bir idareci. Demek ki kimsenin gölgelenmediği yerler adaletli idareci gölgelenecek. İdareci deyim ki devlet başkanından patronuna kadar, bir yerdeki müdüre şey yapar, bir yerdeki sorunlu kimseye kadar.
Adaletli davranmak, aile değişebilir adaletli davranmak, Kur'an ve sünnete göre davranmak. Adaletli davranmak, fıtrat'a göre davranılıyor, tesis etmiştir. Kendi iradesi insanlara davranmak, adet şerf değilmiş. Bir kimse var 150 kilo, 150 kilo yükü öresin.
Bir kimse var 50 kilo kaldırabilir. Eşit bon davranıyor deyip de ona da 150 kilo veremezsin. Bu 50 kilo kaldı. Eşitlik değildir bu. Karadet yöklüdür. Sistem, dercai eşitlik ülkesine göre davranılır. İslam, adalet, adalet bir şeydir. O yüzden bu gayetle yetişmiş.
8-9 yaşından itibaren, 7 yaşından, 5 yaşından, 3 yaşından itibaren ibadetle, ibadetle yorulmuş. İbadetle hemhal. Kendisini Kur'an ve Sünnet çizgisinde götürmüş. Kendisini hayırlamayanlarla götürmüş ve böyle yetişmiş. Ve onunla yoruluyor. Adetle yorulmuş. Gölgesinde gölgeler.
O kimsenin gönlü ve şiddetle sohbetlere bak. Sohbetten eksiğini yapıyorum. Gönlüm ve şiddetle olacağım.
Gönlüm orada geliniyorsun. Şiddetle öte. Günümüzde yeniden birisi vurur. Çin sevmek.
Zehir zikmuz içtiğiniz diyor. Bu şey hesap et. Hesap orada geçmemesi.
Bir kimse günümüzde açı olan şey geliyor. Genç bir delikanlı geldi derviş. Çok seviyorum abi ne güzel abi. Dedim sevenlerin hizmetçisiyim. Kimi işte bir kıza açık. Çok mu aşıksın? Çok seviyorum. Çok aşkım abi dedi. Herkese bu örneği veriyorum. İyi dedim bu kız başkasından gülüşse, konuşsa, kokulaşsa ne yaparsın? Nasıl çok sevmek dedim ya. İnsan sevdiğini öldürür mü dedim. İnsan sevdiğini öldürür mü? Böyle baktı, sen sen ben şunu beklerim dedim. Çok seviyorsan, ağaçıysan, sevgilim sen onunla mutlu ol.
Senin mutluluğuna ben sebep olayım. Benim umusuma bas, sen onunla mutlu ol. Senin onunla mutlu ol, ben de oldukça anne mutlu ol. Abi öyle şey mi olur ya? Abi sen sevmiyorsun dedi. Sen sevmiyorsun dedi. Demek ki sevmenin karşılığı yoktur. Biz de şöyle bir kamerlardır abi. Sevir, sevmenin karşılığı olur, sevmektir. İşte sevmeyenin sevilir mi? Sevgiler karşılıklıdır. Sevgiler karşılıklı olunca meyfasızdır dişin içine. Sevgiler karşılıklı olunca hesapdır dişin içine. Evet sevgi karşılıksızdır. Sevginin karşılığı, bunu dağınızdan silin bir kez. Sevmenin karşılığı, sevginin karşılığı insanın kendi sevgisidir. Belki de enesidir, bu belliydi o kimsenin.
Ya ne demek kendi sevgisi? Evet kendi sevgisi. Sen sev kardeşim seviyorsa. Sen sevgiler bir şey bekleme. Sevgiler karşılık sevgi bekleme. Biz severiz. Sevgimiz kimse eğer bir şey sevmezse biz ona küseriz bir de. Öyle ederiz. Hakkından onun aleyhine döneriz. Habit ki sen sevmiyormuşsun. Hepsinden biz seni sevmiyoruz. Olma mu? Sevmenin karşılığı yoktur. Senin sevgileri kuruyerekten senin sevgini kullanın. Sen gerçekten seviyorsak, hiç onu kullanıyormuş gibi gör. Dersin ki Allah hızası. Ve senin kerelerin senin sırtına semer bulmayabilir. Eyvallah sen Allah hızası sevgiler.
Sen semer eder. Pıran verer. Seviyorsun ya. Sevmenin karşılığı sevmektir. Sevmenin karşılığı çilekse çiledir. Sevmenin karşılığı derse dandır. Sevmenin betirdi, getirdi. Sana altın tabakta sunduğu, eğer atılırsa, belaysa, müsibetse, çilekse, derse, sen altın tabakta sunduğu sana ne güzel sevmenin sana olan işaretleri var. Tamam yurun. Senin nasibini oluşmuş. Asla sevgine karşılık bekleme. Sevgini hesap etme. Bizi sevmesini bekleriz. Şeyh'i severiz. Bekleriz. Bilmem. Sevmesi lazım. Güler güzel. Çöğükler bizi.
Bizi ısınmamasını izin. Bizi ısınırsa, hayırsız bakmanızı, sırf Allah'ın uzunca bir şey için olmasın. Kendisini davet.
Siz de diyeceksiniz ki, şimdi her gün davranın ilk hakkı. Siz reka ederse, ben düşünürsünüz. Ben bunda nasıl ilk hakkıyı? Bakı görmeyeceksiniz ya, bunu düşünüyor şimdi Müslüman. İslam'ı yaşıyorum diyenden bunu düşünüyor hemen. Yolda giderlerken, kızlara, kadınlara, diyorlar ki, ya ilk hakkıya göreceğim. İki şahitler olacak, kim değil mi? Yolda giderken, iki şahitler, ondan iki okuyorlar. Yolun sonundadır, boşanıyorlar. Yolda giderken, bana söylüyorlar, nikah, nikah diyorlar ki, nikah, nikah. Ya ne yaptın, imanın fetvasına, fıkhına karsın çıkıp, iki tane şahit, erkek, aldım sattın, dedin, bitti. Onda kadınlar, bu Müslüman erkekler, o Müslüman erkekler de önüne gelin nikahlı.
Yolda nikahlılar. Yolda yürüten, beni nikahla ne dindim, mesele öndü. Yeni ne bak ya, bir şey yapamam.
Ben böyle bir şey demedim, Allah razı olsun, hakta evliliyip hiçbir şey yok. Allah bizi affetsin. Resulullah sallallahu mesele öndü, hadisi nerede kaldı? Bir kadın geldiğinde biz ona Allah'dan korkarız diyecektik ya. Ve onu meyil etmeyecektik ya. Çeksek Kur'an ve sünnet dadisinde davranacak. Allah bizi affetsin inşallah. Evet. Verdiği sahabatı bizde, merhametten sonra sor ediyor, haberde kimse. Ya böyle bir kimse var, kimseye göstermiş, kimseye göstermiş, kimseye göstermiş, küfey izleri var.
Rahmet Hasan böyle bildiklerinin büyük bir insanların ihtiyaçlarını kendi sırtında taşıyor, kendi sırtında taşıyor. Zekat ver. Bunun sevabını düşünebiliyor musunuz? Hiçbir sevap veriyor.
Yaptığımız sanatı ayrı yok. Yaptığı, yapılan hep 70 tane şim aldım. Yaptığı, 70 tane şeytan açısından iyi, siz buraya gelmektedir, 70, şimdi hepsiniz ya. Şimdi sonradan zırhlı ağırları vermiyor.
Ya o şeytanın evinde kolay bu. O farkın baktığınızı 70 tane de yiyor. Herkes gelemez ki zikrılara. Yaptığı bu şeytanlara esir gelen bir kimse yedirmiştir bazı şeyleri. Kolay değil ki o. Tartal etten ayında. Sizin önünüze. Benim önümden ayrı çıkıyor. Benim önümden ayrı çıkıyor zikrılara gelirken. Benim önümden ayrı değil sizin önünüze çıkmayacak. Herkesin önüne çıkar. 70 tane de bir örneğe manaveti, bu odaların hepsinin 700'e çıkar. Bir örneğe manaveti çoğaltır 7 bine çıkar. 70 bine çıkar. Şeytan bırakmak istemez. Çünkü bunlar her ne kadar ilalarda hafı yapıp yapıp kimsenin. Bir veya dahilette denet çamağı verip kimsenin.
Burada zikrı bırakıp bir asildir yok kimsenin. Şeytan bırakıp buraya yoksa bırakmaz. Her örneğe, o gün müsağın gelir, o gün dayın gelir, o gün amca gelir, o gün kapının sülalesi gelir. Gelir, kapının amca'sı gelir, kapının derisi gelir. O kapının telefon açar, o biz geliyoruz açar. Sen bir cumartesi, cumartesi ne oluyor ya? Katle de yaktır, katle de gitmeyecek. Şeytan ne kadar, o gün torunu çöküyor, çöküyor, çopla da var. Ne ders, burası hamam. Cemaat olan zikrılarda, Allah direkt hepsini de affetti. Böyle bir temiz maddelerinin ardından böyle bir şey yok.
Müjde, zikrılarda var. E zikruları bırakıyor musun? Şeyi kocaman. Bırakmaz. Adam kendi kendine polis basar der. Kendi kendine jandarma basar der. Ben oraya gidersem iflas ederim der. Oraya gittir de tanrıcım çıkınca hasta olurum der. Sesim kesilecek, elin arılacak der. Ya ne oluyor yok, ne anlıyorsun ki hayatını zikrılarda ne kadar? Ha bu hafta gitmeye varlar. Hanımlarımlar da gitmeye varlar. Hepsi de üst üste, üst üste bin ya. Yorulursun der. O gün müşteri gelmedi, o gün çok yorulmuş derim. Yorulursun o gün. Akşam önce dersin ki ya çalışmak de ibadet. Çocuğumun çocuğunun rızkı için çalıştın. Bugün de gitmeyin. Oğlumun da der ki ya ya dey çok yorulursun.
Ay sana çok yorulursun. Bu akşam gitmeye var zikrılarda bakıyor mu dersen? Sen de dersin ki ben doğru ya. Hımm bir çerden de de kalayım. O gün nedir sizin telefon açmıştın. Hırtacak ya tamam mı? Telefon çalıyordur bakarsın kim alıyor. Ya ben bizi işlememiyor. Şu telefonu ben namazaklaştırıyorum. Ne oldu durmadım diye. Ya telefon alacaktır basıyordur. Zilek tamam mı? Hanım'a yoder. Biraz kevesini de yatıyor herhalde. Bunlar yaşayan insanlarlar. Gönlü da azı ediyor ki böyle küçük bir ruh olacak. On kişilik, on beş kişilik. Gönlünün azı ettiği şey. Kim gelmiyor? Ben Renzişe hem de hem kurarsam yok mu yok? O gece yirmi kişilik kurup vuruldum gibi Renzişe'nin eline.
Abi hastalıyormuşum geçmiş olsun. Hadi biraz keyifsizim. Ağızlık bunlar her şeye şifadır. Bir dur ya. Aferin bir de evde. Cıkkı. Gülüyorsunuz aslında o adamı kurtarmak her. Vay bir de Renzişe gelmeyecek adam. Resmi oluyorum. Yadetekiler arkadaşla bunu yapmıyorlar. Kapısını açıyor gene yapmıyorlar. Giddiyecek kafeye, diyecek ki yok evde kimsenin, yaklaşacak bugün evden, terk edecek gidecek, ya burada duracak, Allah'ımıza affetsin. Evet, yedi, ırsız yerde aziz ve berken gözlerinden yaksız bir yerdesiniz. Yolda gidiyorsunuz, arabadasınız, evde herkes yatmış, yatağına çekilmiş, gece yarısı kalkmışsın sen.
Sabah namazına kalkmışsın, dükkanını bir köşeye çekilmişsin, namaz kurursun. Hiç kimse seni gördüm. Eğer hiç kimsenin seni görmediği bir yerde sen Allah'ın hızası için gözyaşı akıtıyorsan, onda niya yoktur, onda gösteriş yoktur, onda dokunlenmek yoktur, tibirlenmek yoktur. Onda sırf anladığım hızası vardır. Ve eğer ben gözyaşı akıtayım sen, gözyaşını dökemiyorsa, ve eğer bu halde bir şeyden zikrullahın közlenmeyi, şeceri verir, gözünüzde geçmenizi düşünmeniz lazım.
Tam tevkül etmediğinizi, şükredemediğinizi düşünmeniz lazım. Ve zikrullah, her şeyin başını, her şeyin. Zikrullahsız gideriz düşünülmesi mümkün değildir. Zikrullahsız düşünülmesi mümkün değildir. Zikrullahsız bir hayat, zikrullahsız bir mustat yolu, zil bir yol düşünülmesi mümkün değildir. Zikrullahsız, başka bir şey de değil.
Hadisimiz ki burada da gösteriş olur, burada olur. Rüya aldık, adam burada yalan ağlayabilir. Rüya aldık diyemeyiz. Başlık deyimli diyemeyiz. Hayır, burada önemli bir hüküm yok. Hakan evlerinizde ağlayı zikredin. Evlerinizde kendi kendinize Hakan secdede oturun, secdede ağlayın, secdede ağlayın, secdede ağlayın.
Allah'a sikredin, secdede Allah'a törbe edin, secdede Allah'a istiğfar edin, secdede Allah'a sikredin. Bu hala kendinizde yapmayın. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Aklınıza helal edin. Destur Ya Hazreti Allah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.