mustafaozbag.org

290. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 4 Haziran 2012 · 45:00

Var mı sorusu olan? Yok bu. Sevmedin alt sınırı, ısırt sınırı var mıdır? Olmaz mı? Her şeyin alt sınırı, ısırt sınırı vardır. Çünkü karşıdaki bir insana göre değerlendiriyor. O bizi seversen sanki biz onu seviyormuşuz gibi bir olaylarda. Kişi olsun, başka bir şey olsun. Normalde insan nefsi hep öyledir. İnsan nefsi karşıdaki sevsin diye sever veya sevdiği için sever. Sevmezse, eğer öyle bir sevim bulursa, karşıdaki sevmez onu sevmez. Sevsin diye severse, karşıdaki sevmez onu sevmez.
Yani işte bir menfaatı için sever, bir şeysi için sever ki sever. Yani onların hiçbirisi de adı sevmek de olsa sevmek değil. Onların hepsi de şehvet. O zaman sevmenin en alt noktası şehvet olmuş o benim. Tabii şehvetten kast edince hemen herkes böyle cinselliğe el alıyor. Şehvetten kasıt burada cinsellik değil. İnsanların dünyayı sevmesi de şehvettir. Bir kadının sevmesi de şehvettir. İşte çocuğunu da sevmesi şehvettir. Yani nefsani durur. Bir kimse çocuğun ağlar rızası için sevdiğinde çocuğun ağlar rızası yoluna istikametine koyar filan bir sürü şeyler var. Yani sonuçta biz sevmeye baktığımız açı genelde hep şehvet noktasından oluyor.
Şehvet noktasından olunca da bunun hakiki sevmek olmamış oluyor. Sıkıntı bu zaten. İnsanların kimirleriyle olan alakalı problem bu. Yani örneğin biz işte hanımımızı severken şehvetimizden seviyoruz. Hanım bize devamlı güller yüzü gösterirse, devamlı yüzünden iyi geçerse, işte bize et sensin derse bizim hanımdan alası yok.
Ama öyle yüzünü asarsa, böyle biraz surat kaldırırsa, kaş göz kaldırırsa biraz da problem çıkarsa ooo! Hemen ayeti hadisi indiririz. Böyle yapanın dövülebileceğine, sövülebileceğine, daha ne olmadı, sokağa atılabileceğine dair ayeti hadisi indiririz. Allah rızası için ona katlanayım demeyiz. Edebiyatı güzel. Hz. Ayşe validemiz, Resulullah'ın göğsünü yumrukladı. Hiç göğsü, hanımından dolayı göğsü yumruklanan var mı? Hanımın tarafından. Biz sünnetimiz eksik. Sizin sevdiğiniz bir yemek yerler kumursa hanımımız evde ne yaparsınız acaba yere? Böyle bir tahayyül edin.
Yani işte siz diyelim ki anneniz bir tatlıyı çok seviyor. Anneniz o tatlıyı yapmış. Siz de o tatlıyı ikide birde met ediyorsunuz. Ve bir gün anneniz işte o tatlıyı göndermiş size. Veya kız kardeşiniz veya ablanız, akrabınız ya sonuçta. Onu göndermiş. Gönderince hanımınız da almış şeyi. Şimdi güğüm yere uymuş. Başanma sebebi var değil mi? Fetvada var zaten başanma sebebi olduğuna dair. Ama Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiçbir şey söylememiş. Sevmenin insanın üzerinde değişik etkileri vardır. Yani eğer o sevme o kimseye karşı Allah rızası noktasındaysa ki bu kim olursa olsun. O kimseyi Kur'an ve sünnet Allah rızası çizgisine getirmeye çalışır.
Şimdi tasavvuftan örnek vereyim size. Mürid mürşidini sever mi? Sever. Mürid mürşidini sever ama mürşidinin üzerinde Kur'an ve sünnet noktası eksiklik, noksanlık görürse, mürşidini gelip ikaz etmez. Bu nasıl sevmektir ki? Bak uç noktayı söylüyorum size. Hiç aklınızdan geçti mi sizin böyle? Tarikat hayatımı yormazacağım. İkmet var diye susuyorsak ne yapın ki? İşte o sevmek değil. Bu işin orada sohbet ederken Kur'an ve sünnetin dışına çıksan, onu böyle küçük bir evinizle bir kağıda haraka yazsanız, efendim işte bu söylediğiniz mesele Kur'an ve sünnetin dışında, sizi bu noktada görmek istemiyoruz diye böyle bir yazmaya cesaret edebilir miydiniz?
Veya sizin bir arkadaşınız, karşınız çok seviyoruz dediğiniz kimsenin, Kur'an ve sünnet çizgisinin dışında bir hal şahit olsanız, ve onu tatlı bir şekilde, ince bir şekilde hiç ikaz ettiniz mi? Madem ki o kimseyi seviyorsanız. Hanımınızı Kur'an ve sünnet noktasında getirmek için seviyorsanız ne gayretiniz oldu? Çocuğunuza ne gayretiniz oldu? Adınıza, babanıza ne gayretiniz oldu? Allah'ı seviyorsanız, Allah'ın önünde gayretiniz ne oldu? Resulullah'ı seviyorsanız, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gayretimiz ne oldu? Sevmenin ana hatları çıkıyor güzel. Yani biz sevmeyi arabeskçiler kadar yapamıyoruz aslında. Bizim Türk kültürümüzde arabeskçilere biraz kendi gözle bakarlar ya, işte müzik dinası, aslında arabeskçiler kadar sevmeye bir gözlükle bakamıyoruz.
Yani seviyorum, seviyorum, seviyorum deyiz bir kimseden bir başımız ağrısa terk ediyoruz onu. Uzaklaşıyoruz. Ya neden? Ya bu adamın başı ağrıyor şimdi. Başının ağrısı. Bana da birisi varsa böyle düşünüyor. Şimdi bir hastalığı var. Bu adamın bir problemi var. Ama ikaz etti. O da kim borç ister? Bu adamda böyle bir sıkıntı var. O da ki sıkıntı da bize sıçrar. Bu adamın parası yok. Karşı'nın yüzünden para isterse, filanca akrabanın başına muray gelmiş, onun başına muray geldiğinden bize de buna sıçrarsa, bize böyle her haber edildiğin yapacağı bir şey değil. Ve acı tarafı. Bu benim kendi tespitim.
İnsanlar birbirlerinin sevdiklerini zannediyorlar. Birbirlerinin sevdiklerini zannediyorlar. O zamla devam ediyorlar. Tabi o zam ne zaman devam ediyor? Yani onunla alakalı bir problem yaşanıncaya kadar devam ediyor. Bir problem yaşandığında sevmenin olmadığı meydana çıkıyor. Allah bizi affetsen. Bu yüzden de bütün ki insanların durduğu noktada size şunu tavsiye edemiyorum. Yani bunlar acı şeyler. Ya ne pahasına olursa olsun sevin. Bunu diyemiyorum size. Neden? Onun çok affedersiniz kıcı ağır. Herkesin işi değil.
Herkesin işi değil. Sevmek biraz daha böyle, bunlar sünnet dairesinin içi gibidir. Hani cevizin içi olur ya, cevizin içi gibidir. Oradan böyle çok iyi gelir insana, çok güzel gelir. İçi biraz acıdır, biraz böyle kederlidir, biraz gamlıdır, biraz çivelidir içi. O yüzden biz, bize şöyle bir sevmek tarif ettiler hep. Ya biz birisini severiz tamam. Ondan bize bir sıkıntı gelmesin. Bizden ona gidebilir, hiç önemli değil bu. Ama ondan bize gelmesin. Ondan bize gelirse, ya bu ne biçim sevmek bu ya? Öyle değil mi? Evet. Bu oyunca, seven sevdiğine sıkıntı verir. Sevdiğin sevene sıkıntı verir.
Birbirlerine sıkıntı vermeden duramazlar. Diyeceksin ki, seven sevdiğine sıkıntı verir mi? Evet verir. Hakında olmadan, aklı yerinde olmadan, bilerek bilmeyerek ona sıkıntı verir. Sevgiler de sevene sıkıntı verir. Ondan sonra zevk alalım. İşte ona dert verir mi sevdiyse. Sevdiğine dert veriyor. Böyle bir sevgiyi kafanızda tahayyül edebiliyor musunuz? Böyle bir sevginin antlaşması açık, gizli değil. Ve siz o açık antlaşmaya birerlikle adese imza atacaksınız. O diyor ki size, ben size çile veririm. Siz diyeceksiniz ki o çileye razıyım ben. Ve başınız ağrıdığında, ver benim başım ağrıdı. Demiçe diyeceksiniz, razıysanız.
O diyecek ki size, ben dert veririm size. Beni seviyorsanız, dert veririm size. Ben de seni seversen dert veririm sana. Ve sen onun sevgisine mazhar olmak için o derti çekmek zorundasın. Onun sevgisine mazhar olmak için çilesini çekmek zorundasın. Onun sevgisine mazhar olmak için gelen hastalığı, varlığa, yoklığa, daflığa, sıkıntılığa, ateşe imza atıyorsun. Diyorsun ki evet, ben bu ateşe imza atıyorum. Sevgiliyle açık, kapalı, gizli değil. Ya ben hep, Allah affetsin, sohbetlerde derim ya. Sıkıntıya çekeceksen gel, tarikata gir. Daha gir. Bir belaya, bir sübete, bir sıkıntıya, herkesin farklı bir şeyler. Alışacaksan, bunun içinde yaşayacaksan, buna hazırsan gir bir tarikata.
Hangisine gidersen gir. İsimlerinden tutarsan tut, açılaşcan farklı bir şey değil. Ya o velinin peşinden gidenlerin işleri asan oluyormuş, işte dünyalere asan, ahiretlere asan. Allah'a yürü ya. O zaman orası farklı bir şey. Belki bir velinin peşinde giden kimselerin asan oluyorsa her şeyleri, yok onda bir sıkıntı vardır.
Sıkıntı vardır o işte. Mümkün değil, asan oluyorsa. Öyle bir şey yok. Resulullah diyor ki, belanın, musibetin, sıkıntının çolu peygamberlere. Ondan sonra velilerine, ondan sonra velilerin etrafına diyor. Hadi şey, e sen şimdi bir velinin etrafında duracaksın, sıkıntı bulasmayacak. Ya o veli değildir, ya sen onun etrafta değilsin. Bak ya o veli değildir? Ya da onun et ikisinden biri. İnsan ateşte ne kadar uzak kalırsa, ateşin hararetinden o kadar uzak kalır. Doğru mu? Doğru. Şimdi burada bir ateş yansa, bir kilometre ilerideki adam saat üçünün dumanını görür. Rüzgarı öten okuduğunda eserse biraz sıcaklığını alır, kokusunu alır. İki kilometre ilerideki kimse, kokusunu da alamaz, sıcaklığını da duyamaz.
Karşısından bakar, ya orada bir ateş yanıyor işte. Şehirden dışarı çıksa adam o dumanı görür mü? Görmez. Sen velidek uzak bir yer desen, dumanını da görmezsin. İlmen yakın. Ne o veliler ne trafındırdın? İçine yok. Ateşi görürsen ha yakın, görüyorsun. Ateşin içine girersen ha yakın. Değil. O zaman sevmenin bir bedeli var. Yani gelmişler birisi. Yarabbi ben Allah'ı çok seviyorum. Demiş ki geçim sıkıntısına hazırlıklı ol. Allah'ı seviyorum demiş. Gelmiş birisi ona demiş ki geçim sıkıntısına hazırlıklı ol. Mahişe sıkıntısına hazırlıklı ol. Başka bir sahabe gelmiş. Demiş ya Resulullah seni çok seviyorum.
Demiş hastalıklara karşı hazır ol. Bela burada imtihan, musibet noktasında değil, imtihan. Ama musibet de bir imtihan. Hastalık da bir imtihan. Geçim sıkıntısı da bir imtihan. İnsanın hanımından, çoluğundan, etrafından, arkadaşlarından sıkıntı çekmesi de bir imtihan. O zaman bir kimse seviyorum dediği bir yerden bir sıkıntı gelir. Gelir, birisi sizi seviyorum dese onlar da size sıkıntı gelir. Kapitalist düşünce gibi olacaksın. Etrafına bir duvar çevireceksin. Deceksin ki aman kimse bana dokunmasın. Sevmek mi şarkılarda var. Sevmek mi şiirlerde var. Aa sevmişler, ne güzel şiir yazmışlar. Aa sevmişler, bak roman yazmışlar, hikaye vermişler. Sevmek var.
Sen sevme, otur otur dünyaya. O kimse eşini de sevmez çünkü. O kimse çocuğunu da sevmez. O kimse annesini, babasını da sevmez. Arkadaşlarını da sevmez. Yani eğer bir kimsenin sevgiyle bir işi yoksa burada da işi yoktur. Ben hep böyle ölçü olarak koyuyorum. Sizi kovalama gitti değil. Öyle bir derdim yok. Ölçü, eğer sevgiyle işiniz yoksa, aşkla işiniz yoksa burada işiniz yok. E birimiz Mevlana Kareti'nin Ruman Tehteri açısından nasibi olmayan eşektir diyor. Yani bu sözün altında bir kimsenin aşkla bir ilintisi yoksa, Allah'ı sevmeye göre, Resulullah'ı sevmeyeyle ilintisi yoksa, birini sevmeyeyle ilintisi yoksa, e Mevlana Kareti'nin Ruman Tehteri düşüncesine göre eşekten bir farkı yok. O ne işi yok ki insanların arasında.
O zaman Mevlana Kareti'nin sözüne göre, bir kimse aşıksa insandır, insansa aşıktır. O zaman Mevlana Kareti'nin bir ilintisi olması lazım, insan ise. Eğer muhabbetle, sevgiyle ilintisi yoksa, onun hayranından bir farkı yoktur. Hayranından bir farkı yoksa, o zaman burada işine kadar var mı? Varsın çıksın dağlarda, otlasın. Biraz sert oldu ama muhabbet. Ama işin doğrusu bu. İşin doğrusu bu. Bir kimse Allah'ı sevmiyorsa, tarikatın içinde ne işi var ki? Resulullah'ı sevmiyorsa ne işi var ki? Veya işte bunları sevmeyen bir kimse, veya işte bir üstadı sevmeyen bir kimse, arkadaşını sevmeyen bir kimse, annesini babasını sevmeyen bir kimse nasıl yol yürüyecek?
Sevgisiz yol yürümesi mümkün değil. Bir kimse üstadı sevmezse yol yürüyemez. Allah'ı sevmezse yol yürüyemez. Resulullah'ı sevmezse yol yürüyemez. Boşuşturamaz ki. Sevmeyen insan buraya gelirken zulmü hakları yeneye göre yetecek her bunu. Bir hafta beş altı ders var, desem kaçacak, bucak yer al. Seven insan ne yapar kendinden gelir? Ne işini bahane eder, ne aşını bahane eder, ne çocuğunu bahane eder. Hiçbir şey bahane değildir seven insana. Dur, bahane sana da. Allah içimden güler o zaman. İş de o işi biz de önceden de yaptık. İnsan bizde de var. Anne babaysa bizde de var. Nısım akrabaysa bizde de var.
Dayıydı, halaydı, teyzeydı. Ya var da bunlar nefsizemizde. Toprakta mı çıkmadık bizde? Geç. Seven insana engel yoktur. Seven insana durak yoktur. Durakta durur ya, sevme o kimse. Seven insanın durakta işi yok. Otobüsü bekliyorum kardeşim. Yolda seni otobüs alsın, yürü sen. Mezinine doğru yürü, yürü mezinine doğru seviyorsan. Seni yolda taksi bulur. Lazımsa sana. Ekmek mi bekliyorsun? Yolda seni yür, merak etme. Yolda seni yür, merak etme. Yolda seni evimizde, hepimizde şu an. Boşu eserimi görsün canım.
Bakmış Allah subhanım. Aslında onu söylerken var ya, şeytanın tam uçargıdır. Otobüsü de bendedir ha. Farkında değildir. Ya beni görsün dediği anda, o kimse kendisine bir makam tahsis ediyor. Kendisinin belli bir noktada olduğunu gösteriyor. Kendisinin belli bir mani, güç ve kuvvete sahip olduğunu gösteriyor. Ve bu şeytanın işidir. Farkında değildir o kimse. Muhafaza eylesin. Melekut susmuştur. Şeytan böyle bir şey olduğunun yerinde. Kendisine bir makam tahsis eden, bir mekan tahsis eden, kendisinin belli bir noktada durduğunu iddia eden kimse, şeytanidir onun sözleri. İnsanlarla karşısınız hep.
Şatafat ve şataat içerisindedirler. Böyle insanlar belli bir iddianın içerisindedirler. Oysa seven sevgilisinin yolunda kendisini bir hiç görür. Seven sevgilisinin eteğinde kendisini bir zerre miktarda görmez. Dergi sevgilisinin önünde. Benim hiç bir zaman, hiç bir şekilde senin önünde hiç bir değerim olmaz. Sevgilisinin eteğinde öyle tutuşsak, orası hiçlik dünyası. Sevmek hiçliktir, toprak olmaktır. Sevmek, birisini kendinden üstün görmektir. Sevmek, birisini kendinden iyi görmektir. Sevmek, birisini kendinden mübarek görmektir. Sevmek, önce karşısındakini, karşısındaki kimseyi, o arkadaşını önce, kendi mevsim değil. Yani nasıl bir sevmettir ki seven sevgiliden daha üstün olduğunu iddia edecek?
Nasıl bir sevendir ki sevgiliden daha maddil olduğunu gösterecek? Nasıl bir seven ki sevgiliden kendisini çok üstün mübareklere sahip olduğunu söyleyecek? O yüzden sevene engel yoktur. Sevene geçitsizlik yoktur. Sevene duvar yoktur. Sevene daha yoktur. Nasıl Ferhat dağılır derdiyse, sen de dağılır delersin. Sen de dağılır delersin.
Sen de gönlündeki kurtları yıkır. Sevene herkese çevir. Aşık olacaksan, açık sana. Seveceksen açık. Bir arkadaşını, bir kardeşini sevmene engel mi var? Bir kardeşinizi sevmenize engel var mı? Şeytan ve nefis var. Yolu sevmede senin bir engel var mı? Allah'ın sevmemizin engeli var mı? Gösterişimiz var, şatafatımız var.
Kutsal bir şeydir. Sevmek gerçekten husisi bir şeydir. Sevmek husisi bir şeydir. Herkes sevemez. Herkes sevemez. Herkes muhabbet besleyemez. Öyle husisi bir şeydir o. Herkes aşık olamaz. Husisi bir şeydir. Aşıkların yaratılışı farklıdır çünkü. Toprakları farklıdır, canları farklıdır. Ruhları farklıdır. Kalpleri farklıdır. Gözleri, kulakları, dilleri, ağızları her şeyleri farklıdır aşıkların. Aşıkların burcu, burcu Allah kokusu gelir. Burcu, burcu Resulullah kokusu gelir. Ona baktıkça makası gelir insan.
Neden? Çünkü o aşık. bir iksiri vardır. Dokunduğu yere, bulaştığı yere veya aktığı yere mutlaka her şeyini değiştirir. Kendi rengini koyar, kendi kokusunu koyar. Kendi detayını indirir onun üstüne. Kendine has bir kokusu vardır. O koku tarif edilecek bir koku değildir. Ancak hissedersin. Kendine ait bir tadı vardır. O kimsenin de tadı vardır. Ulan bu adamın nesi tatlı geliyor dersin. Ama bir şeysi ona sana tatlı geliyor. Aslında o aşkın teteriyatıdır. Başka bir şey değildir. Sevmeye çalışın. Sevmeye çalışın. Yakaladım onu. Bakar bazı zincirleri de kırılır.
Ben aslında bazı ürküttürüyorum. İnsan uzaklarda kim meralıyor diye. Kimisi de içinden diyor. Ulan, adama bak ya diyor. Şarkı söylüyor. Bunu dahi aşk gözüyle görmüyor adam. Hiç hicran yaşamamış ki, sevmemiş çünkü. Hiç keder yaşamamış ki, sevmemiş çünkü. Hiç hasret çekmemiş ki, sevmemiş çünkü. Hiç hasret çekmemiş ki, sevmemiş çünkü. Hasret çekmiş hatuna karşı sarmaşmış, bitmiş hasreti. Sarmaşıncaya kadar hasreti. Taviyatür adeviye ne diyor. Ey sevgili sen yanındayken dahi bir hasretim sana. Dünya edebiyatının içine girmiştir diyor. Dünya edebiyatının içine.
Bu söz. Yanındayken bile hasretim sana. İnsan yanındakine hasret olur mu? Yanındakine hasret. Ne yanı? İçindeyken dahi hasret olursun. Hasret. İçindedir. O senin içindeyken bunun hasretiyle yanındadır. Zaten bu benim dediğin anda aşkın biter. Bu benim diyemezsin. Vustata erdim diyemezsin. Aşkın sonudur. Vustata erdim diye kimse, aşkı bitmiştir. Oysa her Mustafa perdesinden sonra başka bir Mustafa perdesi açılır. Ve her perde hayaldir. Geçmiş perdenin hayal yolunu görür. Der ki hayalmiş.
Sevgili bu değilmiş. Der ki bu değilmiş. Bu değilmiş, bu değilmiş, bu değilmiş, bu değilmiş. Yüz gider. Demek ki o zaman aşığın hayret makamı bitmez. Mustafa perdesinin ölesi de bitmez o yüzden. O zaman her gece aynı bir perde yaşayacak. Mustafa perdesinden bakın Mustafa da yaşayacak. Ama hiçbir zaman o Mustafa olmayacak. Ve Mustafa olduğunu zannedenler hep varmışlar. Ayrı şimdiki hafirlerin evliye olan, ayrı şimdiki yiyenlerin ayrı kaderinden gerçek Vustat olarak görmüşler. Affetsin hepsini de. Bakışlarının eksikliğinden kaynaklanıyor. Sevgilerinin hayalden kaynaklandığından oluyor.
Oysa Vustat o değil. Vustat her perdeden ayrı bir perdeye geçiştir. Vustat her böyle hafdik dalgalanmasından, ayrı bir dalgalanmasından, ayrı bir cırtısına geçmektir. Getiğinin ayrı dalgalanmasından ayrısına geçmektir. O zaman Mustafa'da kafanıza çarptır. Bir şey bir şeye ilhak olmaz. Yani kul Allah hayatı verdi. Açın önünü çeker. Perdelerini ileri doğru taşır. Ama o perde bitmez hiçbir zaman. O perde bitti diye kimse o zaman aşk yolunda yayın kalmıyor. O zaman tasavvufta da bize bir işaret çıkmış oluyor.
Yel çıkmış oluyor. Bir distor çıkmış oluyor. Demek ki bizim yolumuzda belli bir makama ulaştım demek yok. Ulaştım demek diyor. Ben şu hale yaptım demek yok. Senin bilgiye ulaştığın göstergesidir. Kulluktan manaya ulaşacak bir yer var mı? Kulluktan başla gidecek bir yer var mı? Kulluktan başla gidecek bir yer var mı? Kulluktan dolaşacağını da iddia ederse etsin. Kulluktan başlayacak bir yer var mı?
Onları meslepem. Şöyle ay Programı. Sahabe edememiş. Sahabe de sonra bir adik adisi. Hamur vatemesinde şunu öptü. Bize şu olu diye. Kendini büyük göstermek istiyor. Kendini yük gösterme telaşında. İnsanlar bu peşine takılsın. içine takılsın. Biz de şöyle icat ettik, biz de böyle icat ettik, biz şöyle emniyayız, böyle bilmeyiz. Seni büyük gösterecek istiyor. Allah'ım affetsin. Biz hiçiz diyemiyorum. Biz hiçiz diyemiyorum. Sen büyüdün, büyüdün, büyüdün. Sonu ne? Bütün malzemeleri katletin. Sonu ne? Hiç. Biz semazenleri tarif ediyoruz. Diyor ki, semazen dervişi hep hep kalbine huzur eder, kalbine bakar. Neden kalbine bakar? Kalbinde Allah servisinden gayrı ne varsa dışları çıkarmak için, korkmak için, onlarla mücadelek için, varsa onları yıkmak için. Gözümüz, kalbimiz yok da. Neden? Nazar gayet,
hakkın dolayı onun servisinden başka bir şey koymayın. Onun servisinden başka bir şey koyarsanız onun servisi oraya gelmez. Onun servisinden, onun aşkından, onun düşüncesinden başka bir şey koymayın. Zikrinden başka bir şey koymayın. Bunun sevgisinden başka bir şey koymayın. Sizin gereklerini gönderse, bunayinin sesini artık etiği götürecek. İş imtada edin, bunu
unutma. Susuzluktan iğrenini gönder. Kim gire, Evin Suresinin son ayetlerinde ne der? Müjdelendiğinde, sen fetih et, fetah maruz kaldığında, Allah'ın ne der?
Kendinizi bir noktada nasıl zikrullahı bırakırsınız? Allah'ı tesbih et derken, bir noktaya kadar bırakırsınız, tesbih bırakırsınız.
Önce bir fetihdir, bir mürsül-i kârından, bir verilerden sanma. Ve o ders alındasın, kısbirine devam ettik. Şeytan sana galip geldi. Şükret devam edin. En büyük, eteniyetin namaz kılmak, Allah'ın emirlerine, senin şükretliğine işaret, o bir kadettir. Ve bir kimse ibadette yoksa, kimse şükretmiyor. Demaz kılmayan kimse Allah'a şükretmiyor. Kadettir'lerine karşılık değil. Allah'a olan saygılığıyla, sevgimizden dolayı ibadet edin. Bu tehdide devam edin, la ve hillallah deyin, Allah deyin.
Ve miren olsun, bakın görevimize. Hani dervişe derler, üstadına hatırlayacaksın. Öyle değil mi? Rahat edeceksin derler. Biz de üstadı rahat etme, hepimizi kapatın. Onun için şükürler olarak hargınlarız. Oysa, önebette diyor ki, her birisine baktığımızda Allah hatırlayacak. Öyle değil mi? Öylediğin kerametinden. O zaman birisine ve kalbine Allah inecek. Fikrullah onun sevgisi, onun muhabbeti, onun aşkı, onun tecelliyeti inecek. Nasıl kalmında onun Allah'ı yokken başka şeyler düşünüp de rahat edebilir insan? Kalbimiz de Allah vermedikleri, yeşenmediği müddetçe, filizlenmediği müddetçe nasıl rahat eder ki insan? Şöyle işte Allah demedikten sonra, o kalbi çok alt kenara.
Çünkü bir şey söylemeye gerek yok ki ona. Çıkmış dışarıda şeytan avcılığına. İçinde şeytan. Çıkmış, firavunları yıkacak. İçinde firavun. İçinde ne olur senin? İçerisinde kılıcını çekmiş, ne varsa geçiriyor. Diyor içeride. Nekınlara bakıyorsun, genç. Bu tasavvuf değil. Mehlevi dervişi elini havaya kaldırdığı zaman, gözünü kalbinin üzerine koyduğunda, Allah'ın zikrinden başka bir şey görmeyecek orada. Allah'ın sevgisinden başka bir şey görmeyecek. Ne oluyor? Bu şu içerisinde sema edecek. Ben Mehlevi derviş olur. Eliniz sema edin. Ve atın sağ eliniz yukarı, son eliniz aşağı, kalbinize bakın.
Kalbinize bakın. Kendi kendine o duruşu böyle, silgesel olarak bakıyorum ben. Ya Rabbi derim. Uç pozisyonu yakalayamaz. Biz hemazen kardeşlerimiz deyiz. Başka yerde de burada. Baksan hepiniz bir gece arası, herkesi yatırın bir güzel başım başım. Ve atın elinizi yukarı. Ya Rabbi deyin. Ya Rabbi deyin bakın. İçinize bakın. Ya Rabbi deyin. Ya Rabbi deyin. Ya Rabbi diyorsunuz. Ona bakın içinize. Tesbih edin. Allah'ı zikredin yani. Yürürken, arabada yürürken, Bir şakiyi dinlerken dahi onu tesbih manasında dinleyin. Bilsen uzaklarda kimler ağlıyor.
Derken kendiniz uzaklara düşmüş istiyor. Ya Rabbi senden çok uzaklara düştük. Sen burnumuzu dirittin. Damarınızdarsın, kanınızdasın. Her ne çok uzaklarda kaldık. O yüzden hepimiz uzaklarda aldık. Uzaklarda ise. Kimin şeyhiymiş, kimin dostluk. Onu düşürecek olasın.
Şöyle yürürken yürürken kala değerleşsin. Vurdu Allah vurdu.
Vurdu Allah vurdu. Altmış yürürken şeytanın Allah muhafaza edilsin. Vaskarası olmuş. Allah bizi affetsin inşallah. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi