Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 3 Temmuz 2012 · 1:13:02
Cenâb-ı Hakkîm'inize, akşam namazında, bulunca abide, İmam şaşırdı, sonra secde yaptı. Bizim ayrı olarak secde yapmamız gerektir. İmam eğer şaşırdığı şey, sehir seccesi yaptıysa, arkasındaki cemaat da sehir seccesi yapar, İmama tabi olurdu. Başka bir şey gerekmez cemaata. O yüzden, İmam sehir seccesi yaptıysa, cemaatın da onu uyması gerekir tabi. Cuma günü, İmam'ın hütbe esnasında, cemaatle birlikte toplumca dua etmesi, hütbeyi kötüde var mıdır? Daha önceden bunun olmadığı söyleniyor. Bununla ilgili bilgi verir misiniz?
Normalde hütbe'in birinci kısmında, kimse böyle bir şey yapmazsa, sünnete aykırı davranmış olur. Ama hütbe, bu manada, Hz. Ömer Efendimiz'in muamelesiyle, yaptığı şeyle, en kısası, Elhamdülillah, Rabbil Alemin'dir. Bir imam çıksa, Elhamdülillah, Rabbil Alemin'de ise, inser, hütbe hütbedir. Elhamdülillah, Rabbil Alemin, hem zikirdir, hem duadır.
Ne taraftan alırsanız alın, Elhamdülillah, Rabbil Alemin'de bu dua yerine geçer. İmamlar şu anda, hütbenin ikinci kısmında dua ediyorlar, üçüncü kısmında da para istiyorlar zaten. Bu yüzden hütbenin birinci kısmında bir sıkıntı olmadığından dolayı herhangi bir problem yok. Tabii önceden hütbe, bayram namazlarında mesela namazdan sonra hütbe okululmuş, sonradan onu namazdan önceye almışlar, insanlar hütbeyi dinlesinler diye.
Bu da sünnete aykırı aslında. Peygamber sallallahu anh, Veselam Hazretleri'nin zamanında, Hz. Ali Efendimiz'in zamanında, bayram namazlarında, namazdan sonra hütbeye okumak söylenir. Her neyse, yani hütbe bu noktada birinci bölümde zaten asıl ana mesele söyleniyor, ikinci bölümde dua ediliyor. Yani hütbe bitti, bitiyor aslında o esnada birinci bölüm söylendikten sonra. Ama ardından duvardan sonra da para isteniyor ve böylece hütbe para istemeyle hitam oluyor. Halimiz bu. Ben daha herhangi bir cümâ namazında çok böyle hatırlamıyorum ondan sonra imamın para istemediği zamanı. Hatırlamıyorum.
Yani çok enderdir. Ve zaten öyle olduğumda hayret ediyorum diyorum ki ya bu cümâ para istemediler hütbeder. Allah muhafaza eylesin. Sahabeler döneminde ilk sahabelerden rivayet okuduğine göre Müslüman içinden geçirdiği günahlardan hesaba çekilmekten münezzeh kılınmıştır. Hasetle bu günahlar arasına girer mi? Bir şeyi haset etmek, kıskanmak günah keballerdendir. O içinden geçirmek, günahı içinden geçirmek farklı bir şeydir. Haset etmek, kıskanmak farklı bir şeydir. Bir kimse günahı korkular kafasında. Kafasında günah korkulaması. O kimse de fiiliyata dökülmediği müddetçe şeriyata günah yazılmaz.
Ama işte ayet-i kerime var, ilk ayet-i kerimede Allah sizin içinizden geçenleri de bilir ve hesaba çeker. Bunu sonra neyse etmiş? Sonradan gelen ayet-i kerime Allah sizin içinizden geçirdiklerinizden dolayı sizi hesaba çekmez. Fakat bu bir günahı kurgulamakla alakalıdır. İçinden geçip o kimseye şeriyata günah yazılmaz. Yani bu nedir? Bir kimse içki içmeyi düşünüyor. İçki içmeyi niyet ediyor. İçki içmek için yürüyor evinden. Kapıdan dışarı çıkıyor. Yürüyor, yürüyor, yürüyor. Meyhaneye kadar geliyor. İçeri giriyor. İçeri girdiğinde bir şişede rakıyı söylüyor örneğin veya ne içecekse. Ama nedamet ediyor oradan geri dönüyor. Cenab-ı Hak onun evinden çıkıp meyhaneye girip orada içkiyi söyleyip oradan geri dönüşüne her adımına bir sevap yazıyor.
Bir günahını siliyor. Onunla derece veriyor. Bir rivayetle bir derece veriyor. Bir derece Uhud'da altın olsa ulaşamazsınız diyor. Sakın böyle yapmayın. Ben sevap kazanacağım. Eee o yüzden ben gittim işte restorana kadar oturdum içkiyi de söyledim. Buradan da geri dönüyorum. Yapmayın. Bu normalde bu işte bir şey var. Hani hadis-i şerif var böyle içki içmeyi deyince değil değil. Ama imamlar bunu böyle tarif etmişler. Fıkıhçı var. Ama sakın siz böyle yapacağım diye uğraşmayın. Bu insan nefsiyle alakalı bir şey. Yani nefsinle mücadele ettin. Bir haramı işlememek için geri döndür. Allah senin geri dönüşüne dair mükafat veriyor. Yürüdüğüne de mükafat veriyor.
Bir haram işlememek için geri döndün. Geri dönüşüne de mükafat veriyor. Ama bu yani düşündü ya o kimse. Düşündüğünden bu noktada cevap Cenab-ı Hak ona günah yazmıyor. Haset etmek ise kıskançlık ise sadece gelip geçen bir düşünce değildir. Adamın içini yakar, yıkar, delişan eder. Kurt gibi adamın kalbini kemirir o. Kurt gibi. Bir ağaç görürsün de içinde kurtlar girer komplo ağacın gövdesini bitirir ya. Ondan sonra dersin ağaç dökülür. Neden? İçini kurt kemirmiş çünkü. Boş. Haset, kıskançlık, insanın içini yer bitirir böyle. Çökertir insanı. İnsanlar vardır böyle bir işte dükkan iş yapıyordur. Hep ona haset eder, kıskançlık yapar. Yer bitirir onu.
Adam hani enteresan bir şeydir. Bizim insanımız yapar. Böyle bir yer vardır. İşte meşhur. Adamın işte kuru fasülyesi güzel. Adam gider onun yan başına kuru fasülyesi dükkan açar. Gider onun yanı başına işte bir tane daha açar. Halbuki o hasedinden açar onu. Hasedinden açtığı için de Allah ona vermez. Adam hasedinden değil. İş yok, mesle yok. Orada dükkanı var. Devam ediyor. Veyahat da orası onun için uygun. Yani o adamla alakalı değil. Ayvallah. İçinde içiyle alakalı bir kimse. Hiçbir şeye haset etmeyin. Hiçbir şeyi kıskanmayın. İşi çok düzgünmüş. Allah daha iyi etsin.
Haset edenlerin, kıskananların içleri kurur. İçi kurur, ıslanmaz. Bir hasetçidir ki hiç kimsede olmasın onda olsun. Hiç kimsenin yüzü gülmesin onda gülsün. Hiç kimse iş yapmasın o yapsın. Hasetçiler bakarlar böyle. İşte ticarette de vardır böyle. Ne bileyim işte her şeyde vardır. O nasıl yapıyor onu yapıyor. O da aynısını yapacağım diye uğraşır. Teşsilciler de daha fazladır. Değil mi Hacı abi? Birisi bir kumaş yapmış, satıyor. Hasetçi durmaz ki. Onundan parçaldığını şey yaptı, patı pasını yapar. Onun gibi satamaz genelde.
Onun kumaşı gibi olmaz. Bir tarafı kırık olur, bir tarafı çıkık olur. Aynısı olmaz. Hasetçi ya, aynısını yapacağım diye uğraşır. Ama bir türlü tutturamaz. Bizim Hacıremiz abi de şey var, numune makinası, adı millet hasedinden numune makinası alıyor boyunan. Çalıştıramıyor da. Ondan sonra tık tık tık … geliyor onun yanına. İlk defa söylüyorum ben şimdi buradan da olduğu yüzüne. O alan adam hasedinden alıyor. Otur mu tur dünyada bak işine. Yok. Haset o yüzden günahı kebahedir. İnsan içini korutur. İlini kebini sömür. Allah muhafaza eyleseyim. O yüzden kıskançlık günahı kebardan sevmiş.
Namazda veya namaz dışında parmak kütletmek şeytana tesbih çekmekle alakalı mıdır? Hadis-i şerif var. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri men etmiş. Parmak çıplarmayı. Bu o hatırladığım kadarıyla hadis-i şerifte de işte şeytanın ahlakı, şeytanın yaptığı bir şey olarak da nitelendirilmiş. Aklımda kaldığı kadarıyla tam şu anda arkası tam net olarak aklımda değil ama parmak, çıtlatmak, kütletmek daha doğrusu böyle.
Bu şeytani olarak bildirilmiş. O yüzden yapmasın kardeşler. Arkadaşıma içkiyi bıraktırmak istiyorum ama onu nasıl ikna ederim bilemiyorum. Hiç kimse, hiç kimseye bir şey yaptırmayan muhtedir değildir. Bir kimse nasihat eden, tesir ettirecek olan Allah'tır. Bir şeyi konuşurken bir şeye nasihat edeceğiniz zaman, içinizdeki halet-i ruhiyeniz, o konuşmanın tesirini tesis edecek olan Allah'a dayanan. Biriniz bir şeyi bıraktıramazsınız. Hiç kimse bir başkasına bir şey yaptıramaz. Ama kölelik söz konusuysa bu farklı bir şeydir.
Ama o da sevgisizliktir, muhabbetsizliktir. O kimliksizliktir, kişiliksizliktir. Birisine bir şeyi zorla yaptırırsın, ondan tat olmaz. Ondan lezzet olmaz. Ha bazen zorla da yaptırılır mı, yaptırılır. Ama ben kendi iç alemimde bir şeyi zorla yaptırmayayım, uygun görmem. İnsanlar kendilerini bazen zorlarlar, bu zorlarlar.
Nefis mücadelesi olarak kendini zorlarsın, bir şeyi yaparsın. Ama bir başkasının üzerine bir şeyi zor koşmak çok uygun değil. İnsanlara bir şeyi söylerken sevdirmeye çalışın. İçkisizliği o arkadaşa sevdirin. Bir kimsenin sevdiğini kötülerseniz yine yol alamazsın. Yani sen adama içkiyi kötülersin, adam içkiyi seviyordur, yol alamazsın.
İnsan sevdiğinin kötülermesini istemez. Sevdiğin bir şeyi birisi kötülerse, insanın sevdiğini kötülüyor ya. Doğrusuna, yanlışına bakmaz ki kimse. Onun sevdiğini kötülüyorsun sen. Bir kimsenin sevdiğini kötülemeyin. Bir kimsenin sevdiğini alaşağı etmeyin. Bir kimsenin sevdiğiyle uğraşmayın. Hadis-i şerifte buyuruldu ki, o da sizin sevdiğinize laf söyler. O zaman bir kimse kendi sevdiğine laf söylemez. Söyletmez. Biz şimdi cahilane bir şekilde birisinin sevdiğine laf söylersek, döner o da bizim sevdiğimize laf söyler. O zaman biz ona içkiyi kötüleyerekten götüremeyiz işimizi. Biz ona iyiyi, güzeli, doğruluğu nasihat edeceğiz.
Kötünün kötülüğü anlatılmaz ki. Kötü zaten kötüdür. Karşılığı olan iyiliği anlatın siz. Kötünün karşılığı iyiliktir. Siz iyiliği anlatın. Siz iyiliği metedin. Siz iyiliği yükseltin. Siz iyiliği, hayrı, doğruyu, güzeli ona sahip çıkın. İnşallah Cenab-ı Hak tecelli ettirir. Menziline ulaştırır. Biz bir şeyi kötü görürüz. Laf bize olur, kötüler. Karşımızdaki başka bir kimse onu seviyor. Onun sevdiğine laf söyledik.
Yok, menzil alamayız, yol alamayız. Siz kendi sevdiğinizi anlatın. Siz neyi seviyorsanız onu anlatın. Asıl seven, kendi sevdiğini anlatır. Asıl kendi aşkını anlatır. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Lât'ın Uzzan'ın ne kadar kötü olduğunu söylemedi ki.
İnsanları bir Allah'a davet etti. İnsanları Cenab-ı Hakk'ın dinine davet etti. İnsanlar şubutları yıkın, şubutları yakın demedik ki. O insanlara Allah'ın var olduğunu, bir olduğunu, Allah'ın tek olduğunu, kudretin ve kuvvetin kendi elinde olduğunu söyledi. Hz. İbrahim putların ne kadar kötü olduğunu anlatmadı ki insanlara. Hz. İbrahim aleyhisselam kendi dinini anlattı. Ve onların bir bayram günü, her hiç kimse puthanede yokken, gitti putların hepsini kırdı, kırdı, kırdı, baltayı da aldı, en büyük putun kafasına geçirdi. Herkes geldi, bir baktılar ki bu tane tarvar yapmıştır boynunda. Hz. İbrahim dedi ki, yapsa yapsa bu yapmıştır.
Yapsa yapsa gibi bu yapmıştır. Balta onun boynunda çünkü. Diler ki bu öyle bir şey yapamaz ki. Bakın, hazır cevap. Madem bunun böyle bir şey yapamayacağını biliyorsunuz. Madem bu bunları da koruyamadı. Neden bunlara iman ediyorsunuz dedi. O zaman anladılar ki İbrahim yaptı bunu. O zaman anladılar. Ama İbrahim aleyhisselam o zaman da kırk yaşında değildi. Ayrı mesela. İşin o tarafına girmeyelim. O zaman Hz. İbrahim aleyhisselamın yolu da aynı. Musa aleyhisselam Firavun'un kötülüğünü anlatmadı. Firavun'a gitti.
Hatta Cenab-ı Hak dedi ki, Ya Musa git benim Allah olduğumu, senin de peygamber olduğunu ona yumuşak yumuşak, naif bir şekilde tebliğe anlat. Musa aleyhisselam gitti, ona yumuşak yumuşak, tatlı tatlı, kendisinin peygamber olduğunu, iman edilmesi gereken bir Allah olduğunu, ona iman edilmesi gerektiğini anlattı. Bizim ümmeti Muhammed'de tarz yanlışlığı var. Yani biz işte başlar çıkıp bir kadın görüyoruz, başını ört ona. Kardeş öyle deme ya. İçki bırak niye içki içiyor? Ya öyle deme ya. Dini yok da, dinin yıkıldı da, imansızsın da, kafirsin de. Ya sana mı düştü? Yapma. Bu tebliğ değil, metodu değil.
Metod, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin ve geçmiş peygamberlerin metodu değil. Sen iyiyi, doğruyu, güzeli, hayırı kendinde işte, etrafa da bunu nasihat et. Sen insanların kötülüklerini, insanların yüzüne vurma. İnsanların eksikliklerini, insanların yüzüne vurma. Bu günah kebahir. Bir kimsenin yüzüne eleştirme. Bu günah kebahir. Sen şöyle yapıyorsun, sen böyle yapıyorsun, sen böylesin demek, yüzüne insanın, günah kebahir. Bunu doğru cumaşılık olarak, görme günah kebahir işlıyorsunuz. Doğru söylüyorum, onun yüzüne de söylerim. Doğru söylüyorum, yüzüne de söylersem, günah kebahir işliyorum.
Doğruysa, zaten doğru değilse, yüzüne iftira attın, daha büyük günah kebahir. Bizde böyle bir, delikanlılık modeli gibi bir şey var, doğruculuk modeli gibi. Haram olduğunu insanlar bilmiyorlar. Birisinin yüzüne eleştirmekle, günah kebahir vermiş. Doğru olmuş olsa dahil. Siz cimriye, sen cimrisin derseniz, günah kebahir işlersin. Ona cömertliğin faziletini anlattın. Sen hırsızlar, senin yüzüne hırsızsın sen dersen, sen zaten günah kebahir o işliyorsun, sen de günah kebahir işliyorsun. Sen ona çalmamanın faziletini anlattın. Sen dedikodu yapıyorsun. Sen ona dedikodu yapmamanın faziletini anlattın.
Onun yüzüne dedikoducusun sen demem. Yüzüne senin edebin eksik demem. Yüzüne sen terbiyesizsin demem. Yüzüne sen ahlaksızsın demem. Yüzüne sen bilbetçisin, iftiracısın demem. Sen ona doğruluğu tebliğ et. İyiyi, güzeli tebliğ et. Eskiler bunu bir hikaye ile anlatmayı uygul görmüşler. Herhangi bir konuda eskiler bir hikaye anlatırlar, olan bir hikaye ve insanlar ondan dersini alırlarmış.
O yüzden Mesnevi'de bu tip hikayeler vardır mesela. Veya Mostan, Gülistan'da hikayeler vardır. Şehzade'nin. Şehzade'nin bostanı vardır mesela. Sırf hikayedir. Ama bizde bu kültürü bıraktılar. Biz bu kültürümüzü bıraktık. Ehli tasavvuf hikaye anlatırdı. O hikaye ile, o hikaye ile insanları doğruya doğru iletirdi. Doğruya anlattırmış olurdu. Aynı şekilde de Kur'an-ı Kerim'de de hikayeler vardır. Kıssaları vardır Kur'an-ı Kerim'de. Peygamberlerin kıssalarından sen dersini alırsın. Bu eski ehli tasavvufun hikaye yoluyla anlattığı şey, Kur'an kültürüdür.
Kur'an'ın dilidir o. Ve Kur'an-ı Kerim'de zaten der ki, o eski ümmetlerin, peygamberlerin üzerinden geçen şeyleri zaten. Bu Kur'an'ın geçmiş ümmetlerin başından geçenleri hikayelendirip anlatmak, geçmiş insanların başından geçen hikayeleri anlatmak, büyük zatların hayatlarını, büyük zatların kendi yaşadıklarını hikayelendirip anlatmak, Kur'an'ın öğretisidir.
O yüzden bir şey anlatılacağında bir hikaye ile hikayelendirip de anlatmak, etrafımıza da anlatabileceğimiz bir hikaye yok ki. Biz televizyon dizilerini izliyoruz. Bizim ne bileyim işte kendi kendimize dinlediğimiz müzikler var, televizyon dizileri var. Biz böyle popüler kültür diye bize yobaz, gerici bir kültür öğretiler. Adına da tatlı gelsin diye popüler kültür dediler. Popüler kültür demek, gündemde olan kültür demek. Kültürçüzlüğü kültür olarak yutturdular bize. Bizim çocuklarımıza anlatabileceğimiz bir hikaye yok ki. Bu ile alakalı anlatabileceğimiz bir hikaye biliyor musunuz?
Bir tane hikaye biliyorsunuz. Hayatı da tek düzey yaşıyoruz biz. Hayatı da tek düzey yaşadığımızda bizim de kendi üzerimizden anlatacağımız fazla bir hikaye yok ki. Veya kendi üzerimizden bir hikaye anlatmaya kalksak, etrafımızdaki insanlar bir şeyi hikaye kültürüyle, anlatma kültürüne sahip olmadığından, o kimsenin kendisini met ettiğini, kendisini konuştuğunu zannediyor.
Diyor ki kendisini anlattı, kendisini konuştu. Oysa geçmiş ümmetlerin veya geçmişte insanların yaşadıkları her şey, bugünkü insanlara ışık tutacak şeyler. Ama böyle bir hikayeyle, böyle bir hikayemizde yok. Evimde kitaplığında Şehzade'nin mostanı yok. Şehzade'yi bilmek, ohmet eder.
Mesnevi'den hikaye anlatacak bir kimse yok. Acı şey. Aslan, aslanın hikayesi var. Nasılmış? Ya zamanında bir aslan varmış, işte zamanındaki o aslan hep kendisine çalışmayı gayreti önde tutmuş. Çalışma ve gayret demiş. Ve aralarında ormanda tartışma çıkmış. Aslan çalışma ve gayreti önde tutmuş. Ama Allah'a dayanmayı önde tutmamış. Hikayenin özü bu. Burada ne demek isteniyor bu hikayede deyip de Mecuna, eşine, etrafındaki arkadaşlarına anlatabileceğim bir hikaye yok.
Bakın gidin, en böyle ilk meselede önde durmaya çalışan insanlar tamberlerin başına gelen hadiseleri anlatmaktan uzaktır. Bu da geçen hikayeler. Bu da mesela işte bir şeyhin bir sözünü, lafını tac ederler. Hangi bir cemaat imamının bir sözünü tac ederler. O Kur'an'ın bize anlattığı bilmezler. Yani bir mevzu oldu. Taşla alakalı bir yerde. Dedim ya canlı da öldüren taş gibi. Ehli tasavvuf bir kimse. Canlı, taş.
Böyle durdu. Bana dedi çok gizemli konuşuyorsun. Davut'un taşından haberin yok mu senin dedim ben. Durdu. Bir daha gene gizemli konuşun diyor. Bu adam halife. Gizemli mizemli konuştuğum yok. Gizem mizem diyor. Meşrurdur ya dedim. Davut'un hikayesi vardır. Dedim savaşmaya giderken, yolda giderken taş dedim dile gelir. Der ki ya Davut beni al. Ben der o canlı tutu öldürecek olan o öldürecek olan taşı. Biraz daha yürüyorum bir taş daha dile gelir dedim. Ya Davut beni de al. Neden? Canlı tutu öldürecek olan benim. Ben de o taşın içindeyim.
Üçüncü bir taş daha dile gelir dedim. Üçün dalıl. Üçünü de sapanın içine koyar. Sapanla savurur, savurur, savurur. Bütün ordu bekler. Yani Davut, Cavut'u nasıl öldürecek dedi. Taşları bir bırakır. Cavut o gün için en büyük zırha sahip olan, en kalın zırha sahip olan savaşçı. Büyük, bahadır, kuvvetli. Bugünün Amerika'sı. Bugünün Amerika'sı. Bugün de senin nefsin. Dışarıdan kim? Amerika. İçeriden kim? Nefsin. İçeriden nefsin. Şimdi hikayeye gelirsen üç tane taş lazım sana.
Ne lazım? Allah sevgisi. Resulullah sevgisi. Üstad, veli sevgisi. Senin nefsini al aşağı edecek olan bu. Senin nefsini al aşağı edecek olan ne? İtaat edin. Resulüne itaat edin. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Taşın rengi değişti. O zaman senin yapacak bir şeyin var. Karşında callıt varsa Allah'a ve senden olan emir sahiplerine itaat ettireceksin. Onu o noktaya getireceksin. Üç tane taş lazım. Davut o gün sapanın içine koyduğu üç tane taş. Sen de o üç tane sevgi içinde büyüt. Dışına o üç tane ölçüyü koy.
İçinin dışını şeriat, tarikat, hakikat ve doldun. Üç tane taş. O zaman bunun yükle nereye yükleyeceksen. Okuma kültürü de kalmalı. Bunu şerh etme kültürü de kalmalı. Bunu şerh etme kültürü de kalmalı. Bunu gününe şerh edecek olan, zamanına şerh edecek olan kültür de kalmalı. Ve bir hikaye okurlar, hikaye anlatırlar. Hedef sahibidir. Sen şöylesin demezsin. Hikaye anlat. Hani meşhurdur ya.
Ne duduk uşu. Bakkalın biri duduk uşu alır. Duduk uşu şen şaklar. Herkese şakıyordur. Bakkalın bir hoşuna gider. Dükkana gelen müşteriler hoşlu. Bakkal hoşlu. Duduk uşu her gelenin gönlünü alıyor. Konuşuyor. Ne kadar hoş. E bir gün kelisi paresini tutmak için hızlı da korkar. Korkudan hızla sıçrar. Sıçrayınca gül yağını döker. Gül yağını dökünce de kara kara başlar düşünmeye. Bakkal gelir. Bir bakar ki duduk uşu yağı dökmüş. Bir tokat vurur. Kuşun saçları da dökülür. Üzüntüden. Başlar. Konuşmamaya. Bakkal perişan. Her gün ağlar, sızlar, yavlar, yakarır, derdini anlatır.
Yok. Etrafa para tasadduk eder. Her tarafa hayır hasenet dağıtır. Kuşta kelam yok. Ama ne zaman ki oradan kas kapak kafalı bir derviş geçerken Dudu kuşu dayanamaz. Der ki ey sen de mi gül yağını döktün. Neden? Herkes hayata kendi penceresinden bakar donda. Bu işini hikayeden bir şey çıkartacak bir insan lazım. E şimdi durduğun zaman bakarsın şimdi hiçbir şey yok. Yani her kafası kel olan gül yağını dökmemiştir. Her şey birbirine benzer ama aynısı değildir. Her şey birbirine benzer. Ben öyle derim.
Ney olmaz. Ney olacak olan. İnsan değiliz. E sen her kafası kel kimseye cevvaki edermişsin. Zerim dersen alınırsın. E şimdi hayli bir hikaye daha çıkar. Neden saçını, sakalını, kaşını kazıtır? Hiç kazıtanını gördünüz mü? Celvakiyeler kalmadı ki kalendiriyeden ayrılma. Kaşlarını bile sıfır numara tıraş ederler. Saç, sakal, kaş, hiçbir şey yoktur. Bıyık yoktur. Birisi de der şimdi onu bu sünnete aykırır. Değil mi? Kaşı kesmek var mı sünnette?
Yok. Ama ne yapalım? Celvakiyelerin biri bilir misiniz? Kadının birisi Haberoğlu'na evlenme teklif ediyordur. Etrafında pervane döner. Yalvarır, yakarır, yalvarır, yakarır, yalvarır, yakarır. Yok. Bir türlü iştah. Kendini kurtaramaz onlar. Bir gün aklına gelir. Der ki ya beni böyle yakışıklı görüyor bu. Gideyim ben bir yakışıklılığımı bozayım. Vurur her tarafını ustaraya. Saç, sakal, bıyık. Bakar ki bir tek yüzünde kaşlar kaldı. Der ki kaşları da kes. Kaşları da kes sen cız çıkmak kalır adamın yüzü gözü kafası. Çıkar kadın bir görür. Ben sana mı aşık olmuşum ya der. Döner gider kadın. Celvakiyelere şey kalır bu.
Yol kalır. Dergâh'ı ilk gelen derviş komplet cız çıkmak eder kendini. Kim edecek şimdi bunu? Öyle bir şey yapsa. Hatın gidecek diye. Adamın sevgilisi bırakır. İş yerinden kovarlar adamı. Öyle bir şey yapmayın. Sokakta herkes deli diye taşlar sizi. Akli dengeniz bozuldu diye sizi götürürler.
Kadınlar zaten adamlara böyle bakıyorlar. Deli mi diyorlar. Kendileri çok akıllıymış gibi. Bu birisi öyle yapacak. Tamam yandı ha yandı. Vermişseniz bir yere yorsanız sohbetlere gidiyorsanız. Kadının bundan böyle çok hoşnutluyu yoksa. Adam böyle saçını sakalını bıyığını kaşını keserekten gidecek eve katmaz adam kadınıma. Sen hilkat görev et sizinle. Zaten senden şüpheleniyordum da. Tamam bitti. Başlanma mahkemesine gitse hakim tek kersine boşanır. İkinciye gitmez. İkinciye gitmez. Hanımından başlanmak isteyen adamlar. Aha size yok. Katmaz sizi. Bizi utandırdın hele güne rezil ettin derler.
Kardeş ne anne ne baba. Anne baba reddeder evlatlıktan zaten. Bizi rezil rüslah ettin ortalığa da. E celvakiyenin bunun muhabbetini, celvakiyelerin bu halini, bu listonu bile yok ki. Benden duymayıp daha önce bunu duymayıp daha önce bunu duyan tutu kuşu da hafası Keloğlu'nu zannetmiş ki gül tuymudur, gül yağını döktür.
Hani meşhur ya iki tane ağmağı oturmuş, dolmalı iyi olanmış, olur ki demiş ki çifter çifter yeme. Debiş ya nereden gördün beni çift yediğimi ömrükler? İkisi de ama ya ben öyle yiyorum da demiş. Herkes dünyaya kendi penceresinden bakıyor. Cimri diyor ki herkes böyle. Herkes böyle diyor Cimri. Herkesi Cimri görüyor. Herkes kendinden bakıyor. Allah bizi affetsin inşallah. Bir kadının kocasının kazancında hakkı var mıdır? Bir kadının kocasından kazancındaki hakkı yaşam standartını almaktır. Standartı. Yani bir kadının kocasından hakkı bu.
Ha şimdiki medeni kanunu söylüyorsanız bana onu konuşmuyorlar. O yüzden bir erkek çalıştığı, kazandığı şey eşine, çoluğuna, çocuğuna bakmakla sorunlu ve zorunludur erkek. Zorunludur. Ama erkeğin kazandığı parada kadının hakkı yoktur. Kadının hakkı yemesi, içmesi, orada barınması, çocuğunun yemesi, içmesi, barınmasıdır.
Bir de Mekke'nin fethinde neydi kadının adı? Ebu Süfyan'ın eşi. Neydi? O diyor ya benim kocamın parasından tasaduk etmeye, insanları yedirip içirmeye hakkım var mı? Kocam cimri var diyor. Bu da kadının hakkıdır. O hadisle sabit olduğundan. Kadın evine gelen, fakire, fukaraya, misafirlere, evdeki paradan yiyecekten, içecekten yedirir, içilir. Bu kadının hakkıdır. Baştan daha sorunun geri kalanını bilmiyoruz tabii. Baştan böyle bir giriş yaptık. On bir senelik evliyim, dokuz sene kayınvalidemlerle birlikte idik. Kocam kazandığını annesine verip birikim yaparlardı. Biz ayrıldıktan beş ay sonra kayınım evlendi. Meblağı tutacak her şey hazırdı.
Eşim annesine verdiği için kendim işe başladım. Çocuklarımın kendimi ve eşimin ihtiyaçlarını kendim karşıladım. Eşimin kardeşi yalnız düğün yaptığını deyince, ben kızıyorum, hakkım helal etmiyorum diyorum. Eşimin kazancında benim hakkım var mı? Eşinin kazancında senin hakkın yok. Bir kadının kocasının kazancında hakkı olmaz. Bu manada. Ama bir kadının kendi kazancı kendisinedir. Bir erkeğin o paraya tasarruf etmeye, o paraya hükmetmeye de hakkı yoktur. Bir kadın çalışıyor. Erkek onun çalışmasına müsaade ederse, o kadının kazandığı para kendisine aittir. O paradan çocuklarına ve eşine ve evine harcamak mecburiyetinde değildir.
Erkeğin o kadının parasını almaya, harcamaya, onu herhangi bir ihtiyaç için el koymaya, harcama yapmaya hakkı yoktur. Ancak kadından müsaade alırsa, kadın buna müsaade ederse, kadın da bunu boğaç olarak verirse, eşine borçlu olmuş olur. Hal etmezse, borçlu olarak bu dünyadan göçer gider.
O zaman İslam, kadının parasını, kadının annesinden, babasından kalan malı, mirası da, kadının çalışaraktan veyahut da birisinin tasadduk ederekten, hediye ettiği bir paraya erkeğin dokunmaya hakkı yoktur. İnsan dedi ki, al bu bin milyar lira harçtan kadına. Gitti, bin milyar lirayı koydu kenara. O parayı, kadının kendi şahsi ihtiyaçları için verdiyse, o parayı istemeyen hakkı yoktur.
Ama dedi ki, ev al ay al, pirinç al, şeker al, eve ne lazımsı aldın. O kadın eve ne lazımsı alacak onları. Bitti. O lan alacak. Şahsi ihtiyaçları olarak veriyorum diyorsa, kadın isterse o parayı harcamaz, alır, şahsi ihtiyacı lazım olduğu zaman, alır, lazım olmadığı zaman, kenara koyar. Ama adam diyorsa, git kendine elbise al bununla. Kadın gidecek bununla elbise alacak. Adam dedi ki, git bununla mantı al. Kadın gidecek bununla mantı alacak. Neden? Yani, öyle kadınlar var, hali vakti yerinde, adam para da veriyor, kadınlar süpüntü gibi dolaşıyor. Bunun standartına uygun değil kadının kıyafet tarzı. Kadının kendi şahsını, bu kirayı alıp bu senin olsun.
Üstüne kıyafet de almaz. Kıyafet kocaya ait. Bu kocaya ait. Bu kirayı ben senin başına da burada, neyine harcıyorsan buradan harcayar o zaman tamam. Kadının o kirayı, her şeyine bakacak standartına devam ettir. Kadınların, kocalarının üzerinde kazandığı para hakkı yok. Kadınlar kendi kendine böyle bir hak olarak görmesinler bunu. Yani çünkü işte erkekler annesine bakıyor, babasına bakıyor. Erkeğe farz. Kadın şunu diyemez. Ben evde oturdum, sen de annene baktın, o para da benim de aklıma var. Yok kardeş. E ben kayınvahatemde oturdum. Oturmama hakkına sahipti. Oturmama hakkına sahipsin. Bir kadın kendine ait bir ev istemezsin. Hakkımız.
Ama evlenirken biz seni beraber oturacağız. Bak hep beraber oturacağız. Böyle evleniyor musun? Evleniyorum. O zaman o hukuku öyücek, o evlenecek. O zaman için işte evleniyordum, bilemedim. E yok öyle bir şey yok. O hukuk. Allah bizi affetsin. Amin. Gayrimüslim bir bayan, erkekle, bayan tire koymuş. Erkekle evlenmek konusunda dinimizin emri ve öğretisi nedir? Gayrimüslim ise, gayrimüslim bakın. Yani bu bu zamanda Hristiyan veya Yahudi. İbrahim'i çok az var. Orta Doğu'da kaldıysa kalmıştır. İbrahim'i olanlar. Bir kadın Hristiyan veya Yahudi ise, Müslüman yani Muhammedi bir erkek onun nikahını alabilir. Ama Muhammedi olmayan bir erkeğe, asla Muhammedi bir kadın nikahlanamaz.
Mesela kısaca. Devletin vermiş olduğu yardım parası, çalışmayan eşe de veriyor. İş yerini de dolduracağım. Eşim beş yıldır sigortası çalışıyorum. Ama bir ay ama iki ay bazen on gün evim ve çocukların yükünü bana ait. Eşim de çocuklar da sağlık yönünden bana kayıtlı. Eşe de verilen parayı alsam aram olur mu? Olmaz. Maşallah ya. Kadınlar erkek gibi oluyor. Gerçekten kadınlar böyle enteresan, müthiş varlıklar. Evlerine bakıyorlar, çocuklarına bakıyorlar. Ne enteresan kadınlar. Adamlara da bakıyorlar. Kaşarıyorlar maşallah.
Ben gerçekten takdir ediyorum öyle kadınları. Çocuklara bak. Çalışıyor bir de. Git bütün gün çalış. Eve gel. Ev temizle. Erkesin günü tekrar işe çalış. Üzerlerini alıyorlar bunu. Teredütsüz. Teredütsüz üzerlerini alıyorlar. Ben gerçekten... Bunu daha ki de cinayesine söylenmiş bir söz olarak algılayabilirsiniz. Gerçekten Türk kadınları müthiş.
Burada kadın çalışıyorsa evde salata yapacak, kahve yapacak, yemek yapacak. Böyle bir şey beklemez. Gezip gördüm, ettim, bildiğim yok. Kültürler ona müsait. Herkes çalışıyor. Mesaisi kimin bitiyorsa geliyor. Dondurulmuş gıdalardan şeyden ne o? Herkes çıkarıyor. Kafasına göre ne o? İşte dolaptan çıkarıyor. Mutfakta yiyor. Paketler atıyor. Hayatına devam ediyor herkes. Yani adam kadınlık beklemiyor. Kadın adamlık beklemiyor. Çocuklar zaten şeyde, yurtlarda, bakım evlerinde hayat böyle devam ediyor. Anlatılan o bize. Bizde öyle değil. Bizde kadınların maaşallahı var. Sabahtan gidiyorlar işe. Ben sabahleyin mesela işte Allah affetsin namaza kalkıyorum saat işte 6-6-6 gün.
Yukarıdan bakıyorum tepeden öyle. Yani gencecik kadınlar, kızlar oradan otobüse bineceğim, servislere bineceğim. Bir curcuna, bir curcuna var bizim kapının önünde sabahları. Diyom ya Allah'ıma bu gencecik kızı diyor. Beşte, beş buçukta annesi gönderiyor, babası gönderiyor. Bazısı evli, belli, genç. Diyom kocası gönderiyor bunu. Sabah ne? Saat beş, beş buçuk. Bir şeyi düşünüyorum. Bilmediğimden mahzur görün beni. Adam acaba o kadın yani gencecik işte 20 yaşında, 23 yaşında evli kadın gidiyor beşte. Adam ne yapıyor acaba evde diye düşünüyorum. Krallara layık kendine bir kahvaltı mı hazırlıyor acaba kalkınca. Cahilliğimi mahzur görün.
Gerçekten bunu ciddi bir şekilde düşünüyorum bazen. Allah bizi affetsin. Ya Hak. Bu riyazatlar, bu cefalar, potanın gümüşten pasayı ayırması için, iyinin kötünün ısınanması, kaynayıp kötü tortunun ayrılması, üstü alması içindir altının.
Demek ki başınıza her türlü sıkıntı gelir. Bela, musibet, dert, gam, kasabet, insanların iyilerinin ve kötülerinin ayırt edilmesi içindir. Dünya bir pota olarak görün. Dünyayı bir pota görün. Daha küçük, bu dergahı buraya bir pota olarak görün. Daha küçük bir aileyi pota olarak görün, sülaleyi. Daha küçük bir aileyi pota olarak görün. Daha küçük bir bireyi pota olarak görün. Kaynatılır bu. Kaynatılınca tın üstte çıkar. Zeytinin içerisinde yağ vardır.
Ama yağla beraber tosa da vardır. Pirine de vardır. Sen zeytini komple öyle yemekle yağını elde edemezsin. Onun yağını elde etmen için, onu değişik yollardan geçirmen lazım. Onun ağaçta olgunlaşmasını bekleyeceksin. Biraz o kıra yiyecek. Kıra yiyince, onun acı suyu tekrar zeytin ağacının içine çekilecek. Ondan sonra onu toplayacaksın. Onu toplattıktan sonra biraz bekleteceksin. Bir daha acı suyu akacak. Acı suyu aktıktan sonra onu koyacaksın. Kocaman bir değirmen taşının altına. Mermer. O mermer olan değirmen taşında çekirdeği, kabuğu, posası, eti, hepsi de güldür, güldür, güldür, güldür, ezilecek. Ezilecek o.
Ona baktığın zaman merhem gibi görünecek o. Daha bitmedi. Daha yağı elde edemedin. Yağı elde edeceksen, onun işi var. Ondan sonra onu keten çuvallarının içine koyarlar. Kocaman baskılar vardır. Fırlık basar o. 30 ton, 40 ton, 50 ton. O çuvalları üst üste koyarlar. Ona bir de sıcak su verirler. İçeriden dışarıdan sıcak suyla beraber baskının altına girer. Baskının altına girdiğinde zeytinyağı üstten üstten süzülür. O üstten süzülen zeytinyağına bir kanal verirler. Bir daha süzülür, bir daha süzülür, bir daha süzülür. O en son süzüntüden geçen, üçüncü süzüntüden geçen zeytinyağı, yemeğe doyamazsın. Mis gibi kokar.
Adamın boğazını yakmaz, dilliğini yakmaz. O meyve topladığının ağaçta, bahçede güzelse harika zeytinyağı olur. Başına gelen sıkıntı, senin yağını üstte çıkarmak için. Senin o içindeki cevheri meydana çıkarmak için. Eğer sen o başına gelen sıkıntıyı, velayı, musibeti, derdi, iyilikle, güzellikle savarsan, iyilerden, güzellerden yazılırsın.
Yoksa başına gelen dertten, sıkıntıdan, sen isyan eder, nefret eder, sen insanlara zulmedersen, senin adını kötülerden yazarlar. O yüzden bu dünya bir pota gibidir, çilehane gibidir. Bu dünya iyinin, kötünün ayrıldığı yer. İyiliğini görür bu dünyada, kötülüğünü görür. Cibri cibrilini görür, hasis hasisliğini görür. Yanlış yanlışlığını görür, eksik eksikliğini görür. Kendisi görür. Kendisi şehadetini hazırlar. Kendisi gider cehennemin kapısını açar. Kendisi gider cennetin kapısını açar. O yüzden bu harara gürara bu nedir diye sorma. Bu işler neden böyle oluyor diye kendi kendine sorma. Buna hayret etme. Bu senin acayibine gitmesin.
Neden? Lazım. İyinin, kötünün ayrıldığı yer dünya. Bu pota da ayrılacak iyi kötü. Hani şeytan önceden iyilerdendi ya. Adem'e secde emri gelince, şeytanın kötü olduğu çıktı meydana. Sana da ne zaman secde emri geleceği belli değildir. Hiç umulmadık yerde, umulmadık bir yerde Adem'e secde et derler sana da. Sen de secde etmesini o esnada tereddüt edersen, sen de şeytanlardan yazılırsın. Zannetme ki o emir sadece şeytana verildi. Bütün herkese verildi. Sana da hiç umulmadık bir yerde, umulmadık anda, umulmadık bir yerde bir secde emri veriverirler, eline tutuştururlar. Sen o esnada tereddüt ettiğinde, hani arabaların arkasında var ya el sallıyor. El sallarsın. Gün günden geçmiştir. Ebediyen kovulmuşlardan olursun.
O yüzden bu potada durduğunu anla. Burada saf zeytinyağı ile öbür sahtelerinin ayrıldığını bir. Eğer acı suysan, acı suyla beraber gideceksin. Ya zeytinyağı isen, zeytinyağlarla beraber olacaksın. İyi sen, iyilerle berabersindir. İyiliğin içindesindir, iyiliğin ortasındasındır. Kötü sen, kötülerle beraber. Sen de kötüsün, arkadaşın da kötü. Sen de kötüsün, dostun da kötü. Senin dostun şeytan. İyisin, iyilerle berabersin. Sen secde edenlerden olmuşsun. Sen secde edenlerden sen, Allah'a yakışırsın, ona dostla yakışırsın. Cehennetin baş köşesine oturur, cehennemden azat olursun.
İyilerden sana. O zaman bu dünya bir pota olarak gör. Dünyayı. Başına gelen her şeyi o potadan başına gelen bir şey olarak gör. Ve dışarıdan baktığın zaman o potanın içerisindeki madenler, ben bu potanın içinde olmayacağım deme hakkına sahip değildir. Sen de bu dünyanın içindesin. Bu dünyaya gelmeyeceğim deme hakkına sahip değildir. Mecburi seni bu dünyaya getirdiler. Mecburi bir potanın içine dağıttılar. Sen iyilerdensen iyilerle beraber ol, saf, altın ol, yürü git. Ama sen yaptıklarınla bakır veya teneke olacaksa, bakırlarla, tenekelerle beraber olacaksın, bakır teneke olacaksın, yürüceksin, gideceksin. Allah senin iyi olmanı istiyor. Ve diyor ki, sen salihlerle beraber ol.
Peygamber ne dahi demiş, sana haydi haydi der. Ne demiş? Sen o hani fukara olup, onlarından ayrılma. Sakın onları yüzüne ekşitme. Sakın onlara burnunu bükme. Sakın yap. Onlar hazır. Ne dedi diyor? Diyor ki sakın ha! Cahillerden olma, gafillerden olma. Sakın ha! Kibrine düşenlerden olma. Sakın ha! Edebi aşan, edebsizlerden olma.
Boz, gece gündüz hakkı zikreden vermişlerle beraber otur. Gece gündüz hakkı gözeten sufilerle beraber otur. Gece gündüz hak yolunda koşan erleriyle beraber otur. Nefsini onlara zorla. Yoksa, şeytanın tarafı. Gidiverirsin. Gidiverirsin şeytanla dostluk yoluna. Aklını başına topla da, aklını başına topla da, elini yüzünü topla da, edebi takkın da, git sen o hak erenlerinin sofrasına otur. Hiç kimseden ders alamıyorsan, bak o mağarada oturanların, önünde oturan köpekten dahi nasibini al. Ne dedi köpek köpekken, yarabbi, beni bu dostlarına hizmetçi eyle.
Köpek bile dostluğun hizmetten dolayı cennete gidecekse, sen de bir hak dostunun kapısına otur, sen de orada üzerine düşen vazifeyi yerine getir. Edebini muhafaza ederekten, koruyarak da. Gözünü sakın ayırma ashabı keyfin önünde oturan iktem. De ki ya Rabbi, o Geynan Hazretleri'nin kapısında durayım ben de. O Rufa Hazretleri'nin kapısında durayım ben de. O Şahı Mevlana'nın kapısında durayım ben de. O Hazreti Ali'nin kapısında durayım ben de. Hazreti Osman'ın, Hazreti Ömer'in, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'in kapısında durayım ben de. Hazreti Resulullah'ın kapısında durayım ben de. Hazreti İbrahim'in, Musa'nın, İsa'nın kapısında durayım ben de.
Adem'den, Muhammed'in, Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem'e kadar. Her ne kadar peygamber geldiyse, kapısında durayım ben de. Kapısında eşiğinde hizmetini edeyim ben de. Onların emirlerini, isteklerini yerine getireyim. O iti cennetlik eden Allah, sen bir peygamberine hizmet edersen, seni haydi haydi eder. O yüzden edebini koru. Allah muhafaza eylesin. Riyasatlara devam etme. Riyasat. Yani oruç tutmak. Riyasat, namaz kılmak. Riyasat, dersi çekmek. Riyasat, haram işlememek. Riyasattır bunlar. Sakın riyasattan şunu anlamayın arkadaşlar. Gideceksiniz bir evinlik, bir köşesine oturacaksınız, hayat orada yaşayacaksınız. Bizim riyasatımız bu değil.
Bizim yolumuzda gidecek olan kardeşlerin riyasatı, kendilerini evlerine kapatıp, odalarını kapatıp, hücrelerini kapatıp, insanlarla konuşmayı kesip, ticareti çalışmayı, ticareti çalışmayı, insanlarla, insanların arasında dolaşmayı, olmayı kesip, tek başına hayat yaşamak değil. Bizim riyazatımız, insanların içerisinde yaşamak. Toplumun içerisinde yapmak. ticaretine devam edeceğim. Mal alıp satmaya devam edeceğim. Arkadaşlarımla, dostluğuna devam edeceğim. Amirsen amirsin, memursan memursan, işçisen işçisin, tüccarsan tüccarsın, hayatı insanların içerisinde yaşayarak, Allah'ın emirlerini tutmak, Allah'ın emri gibi yaşamak, en büyük riyazat bizim için.
Yoksa dedemi de götürsem ben, bir odaya kilitlesem, günah işlemez ki. Burada kimi kilitlesem, şuraya, odaya, hiç mi günah işlemezsiniz ki? Daha içeride bir tane şey var, itikaf odası. Kilitledim oraya, kim günah işleyecek, kimse günah işlemez. Üç gün, beş gün, yedi gün, durursun orada. Değil, değil. Makamı koyarsın adamın önüne, bozulup bozulmadığını görürsün.
Adamı koyarsın kadınların önüne, bozulup bozulmadığını görürsün. Bir secde emri, ona secde emri yeter. İnsanların içinde yaşayacak. O yüzden bu riyazatta, kalpsan belli olacak. Nereden belli olacak? Bu potanın içinde belli olacak. Bu insanların içerisinde yaşayacak, belli olacak. Biz sizi eşlerinizle, annelerinizle, babalarınızla, çocuklarınızla, mallarınızla, canlarınızla intihane ederiz. Belli. Çin olacak. Çocuğun olacak. Erkek. Annen, baban olacak. Riyazata, bizim yer.
Gönderilme sebebimiz bu. Göndermiş. Diyebilir mi şimdi, toprağın içerisindeki altın, toprağın içerisindeki demir, toprağın içerisindeki gümüş veya bakır? Kardeş beni neden bu potanın içine koydun diye. Unutma. Şunu unutma. Senin altın diye eline aldığın, altın diye eline aldığın maden, su, toprak ve ateşten mamur. Senin öbür eline demir olarak aldın mamur. Nereye gitti her şey? Dört ana asırdan yaratılmıştır. Ana asırdan önce iki ana asır vardı. İki ana asırdan önce tek vardı. Tek. Hiçbir şey yok iken Allah bir şey yarattı. Aynı çocuğun yaratılması gibi. Ondan, ondan sonra bir tane daha çıktı.
Ondan dörde oldu. Ondan sonra hızla patladı. Bunu görecek insanlar. Bunu fizik olarak bulacaklar. Bunu bulacaklar. Astrofizik olarak. Ondan sonra ne bileyim, gönk bilim olarak. Ne derseniz desin. İnsanlar bunu elinde sonunda bulacaklar. Hiçbir şey yok iken Allah küçücük bir zerre yarattı. Hiçbir şey yok iken. Aslında o zerre bir hayal.
Elinize alabileceğiniz bir şey değil. Gözünüzle görebileceğiniz bir şey değil. Yarattığı on bulacaklar. Gidecekler, gidecekler, gidecekler.
Gidecekler, bağlayacakları yer hayal. Gidecekler. İlk yaratılışa doğru gidecekler. Hayali görecekler. Decekler ki Allah hayalden yaratmış. Bütün alem. Ve alemin yaratılışı, alemin yaratışlılığı o hayalden. Ve onda dört anasır erba var. Sen altına bakarken altın olarak görürsün. Dört tane anasır erba var onda. Başka bir şey değil. Sen demire bakarken demir olarak görürsün. Anasır erba. Ağaçta da var. Sende de var. Hepimizde dört anasır erbağıyız. Hepimizde. Su var, su var, ateş var. Yokken nereden yok. Otanın içine girmemek gibi bir şansın yok.
Sakın şöyle demem. Otanın içindeyim. Sen altınsan altının yolunda gidersin. Hiç altının yolunda gümüş gider mi? Hiç gümüşün yolunda altın gider mi? Hiç bakırın yolunda altın gider mi? Hiç posanın yolunda altın gider mi? Sakın ha! Kendini altınlardan et. Özünü temizle. Allah'ı zikret. Riyaz atlar. Sımsıkı tutun da. Allah cümlemizi onlar. Hakkınızı helal edin. Bir de yanı da helal olsun inşallah. Rabbim muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun. Cümlemizi affetsin. Dünyamızı ve ahiretimizi hayırlı eylesin. İçimizi dışımızı mutlandırsın. Bizi iyilerin yanında eylesin. Allah'ın rızası'nın farzı yahama selam.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.