Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 30 Ekim 2011 · 1:23:00
Allah gecenizi ailesin, inşâAllah. Selâbuki, gününüzü hayırlı eylesin. Hayırlı zihir, gününüzü ömrünüzü hayırlı eylesin, inşâAllah. Bunun sesi biraz rağman yapıyor ya. Cennet yerine bana seni gerek seni diyen Hazreti Yunus Efendi'nin sallallahu aleyhi ve sellem cennetle olması buna benzer diğer Allah sırıklarının cenneti istememesinin sebebini istememesi.
Cenneti kim istemez ki? Cenneti istememek farklı bir şeydir. Cennet için ibadet etmek farklı bir şeydir. Allah'ın lütfunu, ikramını, ihsanını hiç kimse reddedemez. Öyle edetmek nankörlüktür. Allah muhafaza eylesin. Cenneti istememek küstahlıkdır. Bu noktada hiçbir ehli tasavvuf cenneti istemiyoruz noktasında değildir.
Ama sözleri öyle algılamak, öyle algılamak insanların kendi dairesinde. Bana seni gerek seni derken Hazreti Yunus bize menfaatsiz, ibadeti, menfaatsiz kulluğu anlatır. İnsanlar bir şeye menfaat kötüyle bakarlarsa, o menfaate ulaştıklarında o şeyle ilgi ve alakaları biter. Amacı onun su içmektir. Suya ulaştı mı suyun sahibini görmez. Çünkü o su içmek için yürürler.
Suyun sahibine ulaşmak için değil. İnsanlar artık su içmek için yürürler. Suya sahip olduklarında suyun sahibini alamazlar. Ehli tasavvuf bir şeyin sahibine yönelir. Ağacın meyvesine değil, ağaca yönelir. Ağacın meyvesini korumaya çalışmaz. Ağacı korumaya çalışır. Ağacı değil, toprağı korumaya çalışır. Bir içeride. Şimdi insanlar vardır, meyve korumak peşindedir. O çünkü meyveyi yiyecek. İnsanlar vardır, ağacı düşünür. O çünkü ağaç ayak olduğu müddetçe hep meyve verecektir. Cennet, cennet dedikleri üç beş huli, üç beş kılman isteyene versen bunu.
Bana sen neyin gerekseydin derken, kulluğunun aşıklığının cennet için olmadığını gösterir. Bu aslında bugünkü dünyada yaşanmış olan Firut, menfaatçı felsefesinin verilmiş en güzel tevaplardan birisiydi. Ve tarih öncesinden verilmiş bir cevap. Malum, Firut felsefesi menfaatçı bir felsefedir. Menfaatine yönelik davranır. Menfaatçı varsa sever, menfaatçı varsa muhabbet dester, menfaatçı varsa elinden tutar, menfaatçı varsa gözünden bakar.
Menfaatçı ve iç içi olmuştur. O menfaat felsefesine verilmiş en güzel cevaplardan birisidir. Hz. Yunus'un bana seni gerek senin demesi. Ve hiçbir zaman bu cennet istememe, cenneti reddetme gibi aldırılmasın inşallah. Peygamber Efendimiz sağlığında iki kurban kesermiş. Birisi kendisi için, birisi ümmeti için. Şimdi bazı cemaatler de buna istinaden birisi kendimiz için, diğeri de Efendimiz için olmak üzere iki kurban kesilmesinin daha hayırlı olduğu söyleniyor. Efendimiz için de kurban kesmemiş uygun mudur? Yine bunun bir sıkıntısı, bir sakıncısı yoktur. Bir kimse Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine niyet ederekten, ayrı etten bir kurban kesebilir.
Ölmüş babası için, ayrı etten niyet ederek kurban kesebilir. Veya ölmüş annesi için, veya sağ annesi babası için, veya sağ bir arkadaşı için, niyet ederek onun adına bir kurban kesebilir. Bunda bir sıkıntı yok. Buradaki sıkıntı, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kurban kesiyoruz deyip, insanlardan para toplamıyoruz. Üç lira, beş lira, on lira, yirmi lira, kaç para verirsen ver, yeter ki ver, para ver. İşte kurban kesecek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler için. Sıkıntılı bir şey. Dün akşam İstanbul'da bir soru, soru şu, işte benim çocuğum bir yurtta, o yurtta demişler ki, illa ki kurban kesin, kurban bize verin. Paramız yok demişler, biz borç verelim, siz bize borçlanın, sizin adınıza işte biz bir tanem kurban keselim borcu, siz ödeyin.
İş bu noktaya geldi. Yani bunlar biraz istismar edilen kurbanlar. İstismar ediliyor. Benim parmak bastığım yer burası. İstismar ediliyor. Müslümanların paraları istismar ediliyor. Müslümanların gayretleri istismar ediliyor. Müslümanların gözyaşları istismar ediliyor ki, ahiret çok acı olur insanlara. Çok acı olsun. İstismarın, istismarın sonu yok. Ve istismar kadar Allah muhafaza eylesin. Acı yok. Ondan sonra gidip ağır cezalarda yargılanıyorlar. Kurban vurgunuyla alakalı.
Milletten paraları toplamışlar, kesmemişler. Kestiklerini söylemişler. İlk cemaat hangi tarikat, hangi kurum kurmuş olursa olsun. Ve Müslümanlar o kadar istismar açıklar ki, rahatlarına düşkünler. Yani gidecek vakfa parayı yatıracak, gidecek Antalya'da beş boyunca otelde tatil yapacak. Vakfa parayı yatıracak, kurtuluşa erdi. Ya, cennetten yer kazandı. Ya sen götür parayı ver de, tamam hiç önemli değil zaten. Arkasını düşüp kesip kesmediklerine bakar mı var? Bu sadece Türkiye'de değil ki. Hacca gidiyor Müslümanlar, haçta da aynı şey. Bir günde kaç milyon hacı olacak?
İşte dört milyon, beş milyon, altı milyon hacı var. Hepsinin de kurbanı aynı gün kesiliyor. İhram'dan çıkıyor. İkinci güne İhram'da kalan bir tane hacıya denkelemezsiniz. Çok böyle şeydir, azdır. Ve kasap olarak gidenlere soruyorsun, dördüncü güne kadar kurban kesiyorlar oradan.
Kasap olarak gidenlere soruyorsun, kurban kaçıncı gün bitti? Dördüncü gün bitti. İhram'da kalan yok, ikinci gün. İkinci gün İhram'da kalan yok. Kurban kesilmeden İhram'dan çıktı mı? Kurban kesilmeden İhram'dan çıktıysa, ona bir kurban daha ceza gerekli. Devam ediyorum şimdi. Kurbanım kesildi diye İhram'dan çıktıysa adam, gidip haccın tavafını da yaptıysa, ardından eşiyle cinsel ilişkiye girdiyse, İhram'dan çıkmadığı için, İhram'dan çıkmadan, cinsel ilişkiye girdiği için, deve mi kesmesi lazım? Evet. Deve kesmesi lazım adamın. Normalde onu telafi etmesi için bu sefer, bakın, bir terasa şeyler yaşanıyor.
Normalde kurbanın kesilmeden İhram'dan çıktığı için, bir koyun kurban etmesi gerekiyor. Bu tamam. Adam evliyse, eşi de oradaysa, eşiyle cinsel ilişkiye girerse, İhram'dayken cinsel ilişkiye girmenin cezası bir deve. İbadet ettik. Burada iki tanesi, üç tanesi burada.
Biz de yürüdük, yürüdük, yürüdük. Yani şeytan taştırmaya yakın yere geldik. Dedik ki, iznam olmasın, sabahleyin önce şeytanı taşlayalım, gidelim. Dedik, uzanalım biraz burada, bir dinlenelim. Bir yarım saat, bir saat, iki saat. Sabah namazı Müzdelife vakfesi önemli. İmam-ı Azam Hazretleri diyor ki, hadis-i şerifi de nakletmiş. Kim, haçta vakveye durur, sabah namazında, yani Arafat vakfesini yapar, sabah namazından sonra Müzdelife vakfesini yaparsa, kul hakkı dahil, Allah onu affeder. Kul hakkı dahil, Arafat vakfesinde diyor, kul hakkı hariç affolur. Müzdelife vakfesinde, kul hakkı da diyor, Müzdelife vakfesinde affolur. Hadis-i şerifi, ve İmam-ı Azam Hazretleri Müzdelife vakfesini bu yüzden, vacip hükmünde görmüş.
Kim terk ederse, bir kurban gerekiyor. Müzdelife vakfesini terk eder. Ben yatıyorum böyle, yürüyor millet, intikal halinde. Kafamı kaldırıyorum, diyorum nereye gidiyor bu insanlar? O zamana kadar normalde dolup, bekleyecekler ya, ben öyle düşünüyorum. Herkes sınırda bekleyecek, bizim oraya kadar dolması lazım ortalarda. Yok dolmuyor, kimse yok. Dediler ki, diyanet fetva vermiş, şeytanı gece taşlatıyormuş. Ne? Şeytanı gece taşlatıyormuş. Bizim Bayınır'dan bir derviş abimiz vardı, eşiyle beraber gelmiş, birer kurban keseceğiniz sizdir. Önemli değil ki, iki tane kurban kes. Hayatında kaç sefer hanca gideceksin de, Müzdelife vakfesinde duracaksın.
Ya kul hakkı dahi affedecek Cenab-ı Hakk. Böyle bir müjde nerede var? Yok. Gidiyor millet ama, intikal halinde. Gece şeytanı taşlıyor. Ya o şeytanı taşlamanın fetvası da, ne biliyor musunuz? Çobanlar gelmişler, Peygamber, Salullah ve Selam Hazretlerine, demişler ki, Ya Resulallah, koyunlar, davarlar, hepsi de şeyde. Ama, hangi koyunlar, insanları normalde kurbanda kesecek oldukları koyunlar. Kurbanlık getirilen koyunlar, süre halinde, kurban bayram sabahını bekliyor. Bayram sabahında, kurban olarak kesilecek olan hayvanlar, diyorlar ki, kurtlar kapmasın, yırtıcı hayvanlar kapmasın, biz gece taşlayabilir miyiz diyorlar şeytanı. Onlara diyor ki, taşlayık, gece taşlayık. Demek ki, diyanet bütün hacılarını, çoban gördü.
Bastı fetvayı, malikilerde var çünkü bu fetva, bastı fetvayı bütün herkese, gece şeytanı taşlattı, götürdü. Ellerinden gelse, ihramı da girmeden, Beytullah'ı da tavaf ettirmeden, aradığında bir dolaştırmadan, hacı yapıp, milletin parasını koyacaklar. İzdiham var. Ya olsun, ya olsun, olsun, bir zorluk olsun, ibadet ediyor.
Yok ibadet, zorluk olmayacak. Var ya bir haldeşerim, kolaylaştırırız diye. Kolaylaştırın, namazı da vekalette kılın. Bunun üç beş tane adam, başlısı namaz kılmayan. Bunlar sabahtan akşam amcada. Bu hale geldi, sahbizi affetsin.
Görünüşte karışıktır. Onlar da kaftarı çakılmıştır. Kaftarından bahseder misiniz? Mitolojik hikaye. Durumu değişir. Kaftarını görmek istiyorsan, içine bak. İçine bakamazsan, kafkanını göremezsin. Kaftarı hayalden ibaret etir. Gerçeği görün, gerçeğini buluncaya kadardır.
Gerçeğini gerçekleştirinceye kadardır. Gerçeğinle karşılaşıncaya kadardır. Gerçeğini bulduğunda, hayali biter. Gerçeğini buluncaya kadardır. Gerçeğini bulduğunda, o gerçek senin içinde. O gerçek senin içinde. Dışmayı, o kaf dağını içinden yuracaksın. Ve içinden bulduğunda, nar ile nur ehlinin, suyla, tatlı su gibi, nasıl yan yana insanların içerisinde, karışmış bir vaziyette yaşadığını göreceksin. O gerçeğe ulaştığında, cennetliklerle, cehennemlikleri, nasıl birbirinin içerisinde, karışaraktan, yürüdüğünü göreceksin.
O gerçeğe ulaştığında, kendine baktığında, kendinde dahi o gerçeği göreceksin. Bir tarafın nar'a koşuyor, bir tarafın nur'a koşuyor. O kendine baktığında, o tefekkür ettiğinde, o hale eriştiğinde, kendi üzerinde iki kuvveti göreceksin. Birisi seni nara çekiyor, birisi seni nur'a çekiyor. Biraz daha tefekkürünü derinleştirdiğinde, biraz daha tefekkürünü, bu noktada netleştirdiğinde, daha derinlemesine indiğinde, o iki kuvvetin tek kuvvetten çıktığını göreceksin. Kuvvetin çıkış noktası koldur. Bu kadar tecrübe eder.
Şimdi desin. Senin içinde yaratan var. Seni yaratan, içinde yaratmıştır seni. O zaman sen dışarıdaki narla, nurla uğraşma. Sen önce kendine dön, içine dön. İçine dönerekten, içindeki kötü huyları gör. Seni kötülüğe çek. Kuvvetin ipini kes. Seni vefasızlığı etmek isteyen, seni hainliğe götürmek isteyen, seni Nemrutlu'ya, Firavunlu'ya götürmek isteyen, kuvvetle bağlantını kes. Kes ki, narla ilgin ve alakan kalmamış olsun. O kuvvetlice, senin yüreğine, senin gönlüne, senin hislerine basmasın.
Ve sen onu kesersen, o zaman kendindeki nur kuvvetlerinin, galeyana gelip, galebe çalıp, kuvvetlerini yendiğini göreceksin. O zaman dışarıda, kim narda, kim nurda uğraşma. Bak içindeki, nar ve nur kuvvetlerine. Hani Zülkalin bir batıya sefer etti, bir doğuya sefer etti ya, senin Zülkalin'in nerelere sefer etti? Bir bak bakalım. Batıya sefer etti mi senin Zülkalin'in, kendi iç aleminde? Doğu'ya sefer etti mi Zülkalin'in, senin iç aleminde? Doğu'ya ışığını buldu mu, kendi iç aleminde? Çıplak insanları gördü mü ki? O çıplak insanların, neden çıplak olduğunu gördü mü ki? O zaman o Sülukun'u tamamla.
O zaman Kaf Dağı'nı daha iyi göreceksin. Şu anda Kaf Dağı'nı, mitolojik bir hikaye olarak anlatacaksın. Himalaya'ların arkasında diyecekler, Himalaya'ların zirvesine gittiğinde, Kaf Dağı'nın olmadığını göreceksin. Ama diyeceksin ki, adı varsa, muhakkak kendisi de vardır. Adı varsa bir şey, muhakkak kendisi vardır. Adı varsa bir şey, muhakkak gerçeği vardır. O zaman Kaf Dağı'nın adı var mı var, gerçeği de var mı var, ama senin gördüğün zahir alemde değil. Dünya'da Kaf Dağı'nı aramam. Dünya'da Kaf Dağı'nı ararsan, ben yazdığı gibi o değiştireyim. Allah'tan olmayan bilgi yüktür. Burada Tanrı'dan demiş, Mesnevi'de, Abdülbaki Gölpınarlı'nın, Veled İzbudar'ın ilk, zamanki çevrilerinde, Cumhuriyet'in ilk yıllarında, Allah lafzını, Tanrı olarak çevirirlerdi.
Tanrı, Allah lafzının karşılığı değildir. Bunu bir kere net olarak bilin. Allah lafzının, hiçbir karşılığı yoktur. Ama, eş değer olarak, Kur'an-ı Kerim'de der ya, Ya Allah de, ya da Rahman de. Bu eş değer değildir. Zikir esnasında, Ya Allah de, Ya Rahman de der Cenab-ı Hak. Ha demek ki, o zikir esnasında, ama Allah, Rahman ismi şerifinin, dikini alır. Ama Rahman ism-i şerîfi, Allah ismi şerifinin, içini almaz. O yüzden, Tanrı ism-i şerîfi, gerçek manada, karşılığı Allah değil. Ama, Türkiye'nin, Cumhuriyet'in ilk yıllarında, dili değiştirme sevdası, batılılaşmayı, dilin değişmesiyle, olacak, dil değişirse, batılılaştır, deyip de, insanları yutturmaca, bir şeyle, yutturunca, insanlar, yutturuldular.
Türkiye'deki, dilin değişmesinin, bir tek, bir tek, sebebi vardır. Lozan'da, Osmanlı'dan kalma, İslam'ın, dinin öğretisinin, gökünün kazınmasıdır. Bütün insanların, bir anda, din, ve o güne kadar gelen, medeniyetin, cahili olmasıdır. Başka bir şey değil. Şu anda kütüphanelerimizdeki, beş yüz yıllık medeniyetin, İslam tarihiyle beraber alırsak, bin dört yüz yıllık bir medeniyetin, kitaplarına yabancı bir nesilis.
Bin dört yüz yıllık bir medeniyetin, eserlerine yabancıyız şu anda. Bundan iki yüz yıl önce, üç yüz yıl önce, tıp adına yazılmış olan, hiçbir kitabı, tıplayıcılar bin yola. Hiçbir psikolog, bundan iki yüz yıl önce yazılmış, psikolojiyle alakalı eserlerin bin yola. Ecdat iki yüz yıl önce, üç yüz yıl önce, musikiyle, psikolojisi bozuk olanları eğitmiş, ve bununla şifahaneler kurulmuş, ve batı şimdi, musikiyle eğitilmesi lazım, deyip yeni bulmuş gibi, bizim önümüze koyuyor, biz de alkışlıyorlar, biz de musikiyle, şey yapalım değil mi o,
tedavi edelim diye. Ecdat'ın üç yüz yıl önce koymuş, hürren var ya, hürren var ya derken, televizyondakini kastetti. Ama kanuninin hürreni var ya, musikiyle tedaviyi başlatan, mübarek kadın. Mübarek kadın. Bakın televizyondaki hürremi mübarek görmeyin ha. Hürrem adı altında, Allah muhafaza edesin, tarihimizle ve dinimizle alay ediyorlar. Bizim tarihimize ve dinimize küfrediyorlar. Bizim tarihimize ve dinimize her gün hakaret ediyorlar bizi. Sizi galayana getirmek için söylemiyorum bunu.
Sizi galayana getirmek için söylemiyorum. Ama halimiz bu. Bunlar ne kadar çok hoşlarına gidiyorlar, değil mi Kanuni'ye böyle durun ki şimdi? Ya Viyana'ya kadar gitti ya Kanuni. Oraya kadar giden o insanlar ne kadar çok hoşlanıyorlardır şimdi Kanuni'nin böyle gösterilmesine. Öyle değil mi? Kimler seviniyordur acaba Kanuni'nin böyle gösterilmesine? Ejda'nın böyle gösterilmesinden kim sevinir acaba? Kanuni'nin Viyana'dan geri dönüşünün bayram olarak Viyana'da hala da kutlandığını biliyor musunuz? Kanuni'nin Viyana'dan geri döndüğü gün, muhasarayı kaldırıp Viyana düşmüyor ya, muhasarayı kaldırıp geri döndüğü günü Viyanlılar hala da yıldönümünde bayram olarak kutluyorlar.
Bu gün Viyana önlerinde buluşmak ümidiyle inşallah. Allah'tan olmayan bilgi yüktür. Allah'tan olmayan bilgi var mıdır? Bu Allah'tan olmayan bilgi heva ve hevesi bilgisidir. Ama onun çıkış noktası yine aynı noktadır. Bunu şöyle görün. Bir bilgi çıkış, bir su kaynağı çıkış noktasında berraktır. Dururken buna bir sürü şey karışır.
O karışan şeyler onu aslında uzaklaştırır. Bu işin zahir kısmı. Biraz küfür ehli olayım ya. Madenlerin özünde karışmadan önce kategorik olarak altına doğru, altından aşağı doğru bir sürü madenler olur.
Bir sürü madenlerin çıkış noktası aynı madendir. Ama sıcaklık seviyesine göre, enerji konumuna göre durum ve vaziyetleri değişir. Bilgi çıkış noktası olarak aynıdır. Bilginin çıkış noktasında derecelerine göre aşağı doğru indikçe, bilgi aynı bilgidir. Aşağı doğru indikçe bizim nazarımızda kıymetsizleşmeye başlar. Çıkış noktasında bilginin, Allah'tan gelen bilginin ilk çıkış noktası, direkt noktası kutsal kitaptır. Vahiydir. Bu ateşin içerisindeki demirin yanıp yanıp yanıp … ateş haline gelmesi gibidir.
O ateştir. Bunun bir alt tecelliyatı, tecelliyatı bu bir alt tecelliyatı, ilhamdır. İlhamın içinde bir sürü tecelliyatlar vardır. Allah arya da ilham eder. Allah böceği de ilham eder. Allah suya da ilham eder. Allah zerreden güreye, her şeye ilham eder. Ama bunların hepsini de anlayışılması için kesret penceresinden bakarsın ki, kesret penceresinden bakarken idrakin değişir. Ama bunu bir müddet sonra muhakkak vahdet penceresine döndürmen gerekir ki, dillemiş olasın.
Vahdet penceresine dönemezsen, ikilikte kalırsın. İkilik küfürdür. Küfür ikiliktir. Küfrün de arkasından yine odur. Kendisini gizleme, örtme ve sanatı da ona götürünün arkasında da odur.
Kaldırttırıp görecek olan da odur. Rekki kaçıyor. İş burada sır dünyasına giriyor. Sus olmak gerekiyor. Sus olmazsan o hale gelmeyen insanların eline siz bir tek taş yüzük veriyorsunuz çocuğun eline. Çocuk tek taş yüzüğü gidip atıveriyor. Bir meşe karşılığında satıyor. Çünkü o çocuk tek taş yüzüğün kıymetini bilmiyor. Tek taş yüzüğün kıymetini bilecek olan ise, tek taş yüzüğü parmağına takıyor. Özel günlerde onu ishar ediyor, gösteriyor. Mahremine gösteriyor. Herkesten saklıyor. Şimdi, kaynağı Allah'tır. Bize küfrü, bize küfre götüren bilgimiz de kaynağı Allah'tır.
Bizi şeytana götüren bilgi de ortasında ve bilgiyi, vahdet penceresinden baktığımızda, hiçbir yanlışlık ve eksiklik yoktur. Ama bu, vahdet penceresinden bakanlarla alakalıdır ki, Cüneyt-i Bağdat'ın tevhidle alakalı sohbetler edeceğinde, kapıyı pencereyi kapatıp, husisi dairedeki dervişlerine, husisi dairedeki kardeşleriyle bunu konuşur, anlatırdı.
Ve bunun dışarıda çok konuşmandı. Dışarıda konuşan, bunu algılamayan insanlar, onun küfrüne fetva verip, alaç gibi asarlardı. Cüneyt-i Bağdat, Allah'ın teyzesinin oğludur. Allah'ın asılmasının altında, Cüneyt-i Bağdadi'nin de imzası vardır. Ama Cüneyt-i Bağdadi, şeriat-ı Muhammediye'nin, kırılmaması için imzayı atmıştır.
Allah'ın Mansur da Cüneyt-i Bağdadi'ye asip üzülmemiştir. Kendisinin asarlığını da kırılıp üzülmemiştir. Çünkü kendisinin asılırken, o sırrı ifşa ettiğini bilir. Her sırrı ifşa edenin başına bir şey gelir. Sırrı ifşa edenin, muhakkak ki karşılığını kanla öder. Sırrıdır.
Bir kimse sırrı ifşa ederse, sırrının kurbanı olur. Bu kurban olarak alır. Gerisi sır penceredir. Bir penceresi konuşulmaz. Umlu orta anlatılmaz.
Meseleye bakan insanların, akıllarının karışmasıdır. Dini hiçbir gayret etmeyen bir kimse de, kendisini o sır ehlinden sayıp atıyor kendilerine. Allah bizi affetsin. O yüzden, penceresi bir zevk işidir. Bir tat işidir. Bir haldir. Allah cümlemizi onlardan eylesin. Bil fakat söyleme de, rezil etme onları. Zira elin güzelliği saklamaktır sırları. Her kişi, kaç işten kastım erkek değil. Kişi sırrı saklayandır. Bilirsin, söylemezsin.
Anlarsın, anlamamazlığı gelirsin. Görürsün. Görürsün. Bu işin, sırrı odur. Şimdi, seyri sürükte, dervişler, dördüncü makama geldiğinde, karşıdaki kimsenin kendisine yalan söylediğini bilir. Karşıdaki kimse, ben işte, hastaneye gidiyorum der, hastaneye gitti, postaneye gideceğini bilir.
Ödeyeceğim der, onun ödeyeceğini bilir. Burada bir böyle, yıllar geçtikçe, bazı şeyler, şahitlerine de, biz, biz, yola çıkacağız, burada İsmail var, arkada, telefon açtı bana, abi, yola çıkacağız, mümin dedi, yola çıkacağız İsmail. Ya, bir rüya gördüm dedi, sus İsmail, boş ver dedim ben. Abi, anlatmam lazım dedi. Anlat İsmail dedim ben. Abi bugün yola çıkıyorsunuz ya, dedi. Evet dedim ben, rüyamda gördüm, yolda kaza yapıyoruz onu dedi. Biliyorum İsmail dedim ben. Abi ne yapacaksın dedi, yoldan geri dönmem yok İsmail dedim ben. Kazayı Polat'ta da yaptık.
Ver tecelliyete rağmen tabii. Yani o abimiz de, iyi bir abimiz, kulakların çınırtı. Dedi, al ya sen iyi kullanıyorsun, uzun yolu gidiyorsun, sen götür dedi, araba da sıfır daha. Ben bir müddet götürdüm, dedim, hadi sen geç, biraz daha gitti bu. Dedi ki, al sen götür yani tekrar. İçimden dedim ki, tecelliyet başlıyor. Gidiyor mu? Birisi gol, tık geçti yanımdan. Bu dedi, gitmiyor mu ver dedi. Bu adam geçti bizi. E dedim, gidiyor bas dedi. Ama ben bastım, şimdi geçtim adamı, çektim yine sağa kadar. Adam tık bir daha geçti bizi. Ya dedi, bu adam ne geçer bizi? Bas. Dedim, tamam gidiyorsun Mustafa Özbağ. Tamam, bastım tekrar. Korkunun ecele faydası yok.
Bastım, o öndeki, benim önümdeki, tam ben onun dibine yanaştım arkadan. O gitti, önde de adam, emekli banka müdürü, oturmuş hanımından, tatilden geliyor, bağlamış, atmışe, atmışe, gidiyor. Arkadan iki tane deliğimi geldi, nereden diyorsun o da? Benim önümdeki aralat, çat onu arkadan, çattı benden o arkadan. Ben çektim, indim aşağıya, geçmiş olsun dedim ben. arabaya bile bakmıyorum. Aldım secdade, gittim orada bir tarlanın kenarına. Allah'u ekber namaza durdum. Hanıma ver yansın, çek uzalsın. Bu de namaz kılıyor orada diyor. Olu bitti. Şimdi, bu, dervişlikte bulunan olur. Rüyada görürsün.
Ertesi gün adam seni gelecek, aldatacak. Onu göre göre aldanacağım. Sır noktası. Ve demeyeceğim, ben bak sana göre göre aldanıyorum. Ha, böyle bir şey yok. Sen mücadele edeceksin gene, zahir olarak. Sakın bırakma. Sen yürü, yürümeye çalış. Ama bil yalnız, beni söyleme. Anlatma hiç. Gördüğünü anlatma hiç. Domuz suretinde görürsün, tavşan suretinde görürsün, kedi suretinde görürsün, yılan suretinde görürsün, tilki suretinde görürsün, o sana anlatır, böyle bir anlar sureti değişir.
Sakın, nefsiniz uyup da böyle gördün derseniz, bir kişiye, diliniz kopsun. Diliniz kopsun diliniz. Konuşuyor. Kopsun diliniz. Konuşulmaz. Bir bunu kendi nefsine vurur. Demek ki ben, tilki ahlakım var benim der, vurur nefsine. Ben de demek ki, domuz ahlakı var der, vurur nefsine. Ben de demek ki, eşek ahlakı var der, vurur nefsine. Bunun, ilacı, bunun yolu odur. Bunun zehri, panzeri odur. Sakın, vay ben filanca, tilki suretinde gördüm. Tilki gibi adam.
Dedin, gittin. Sen tilkisin gerçekten. Dün şey, aynada kendini gördün. Aynada kendini gördün. Onun panzeri bu. Bunlar size ders olarak kalsın. Öleceğim, gideceğim. bunlar konuşulmazdı önceden çok. Konuşulsun bunlar. İki zikir yapıp, iki tefekkür edip, iki namaz kırıp da, etrafına böyle insanlar, yok seni şu surette, bu surette gördüm diyenler var.
Bizim cemaatimizde, dergamızda değil, onlara da ders olsun. Asla. Böyle söyleyen bir kimse, nefsine uymuştur, şeytanın vesvesesine gitmiştir, al aşağıya gitmiştir. Allah muhafaza el ezih. Yanlış olan davranışlar da, söylenmemeli midir? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, çok yakın dostlarına tavsiyede bulunurdu. Bakın, sohbette konuşuyoruz, yanlış davranışları şimdi. Şahsı burada söylüyorsun mu? Hayır. Din, nasihattır. Nasihat edersiniz. Ama şahsın direkt kendisi, üzülecekse, kırılacaksa söylenmez. Allah bizi affetsin. Güneş, insan suretiyle yüzünü örtmüştür. İnsan suretinde gizlenmiştir.
Artık sen anlayıver. Sen akıllı bir kişisin. Gölgesine kaç ki, gizli gizli savaşan düşmandan kurtulasın. Güneş, insan suretiyle yüzünü örtmüştür. İnsan suretinde gizlenmiştir. Artık sen anlayıver. Buradaki güneşten kasıt, Hazreti Allah'tır. İnsan suretinde kendini saklamıştır. Adem'i, insan, Adem'i kendi suretinde yarattı. Bunlar, tevhid ağacının meyveleridir. Mesnevi'den hep. Mesnevi o yüzden, baştan sona, tevhidi anlatır.
Üstadlar ortada, burada gizlenen kasıt, Mehdi midir? Hayır. Nerede saklanan, gizlenen var ise, odur. Şimdi madem ki, bu gece tevhid ağacından bahsedildi, tevhidden bahsedildi, sen Mehdi ile veliyi iki görürsün. Sen veli ile peygamberi iki görürsün. Ve peygamberi iki görürsün. Sen peygamberle Allah'ı iki görürsün.
Sen velileri iki görürsün, üç görürsün, beş görürsün. Mehdi'yi ayırırsın, veliyi ayırırsın, İsa'ya ayırırsın, Musa'ya ayırırsın. Tet penceresinden bakanlar, bunları iki görmezler. İki görenler, hep iki kalırlar.
Konuşan da odur, Musa da odur. İçine atılan İbrahim de odur, Ateş de odur, Cebrail de odur, odur, onu oradan kurtaran da odur. İbrahim seni bundan kurtarayım dedi. O da demiş ya,
ona dedi ki, o benim halimi görmüyor mu, bilmiyor mu? Ha, görüyor, biliyor. O bana yeter dedi. Ne akıl ya! Terin ol, selamet ol. Bakma, içinde bir dostum var. Kendi kendine mi? Kardeşler,
evlat, önce süt içeceksin, sonra ekmek yiyip et yiyeceksin diyor. İnsanlar çoğu kez, doğrulara değil, doğruluğuna inandıkları şeylere göre davranım var. İnsanların büyük bir çoğunluğu, böyledir. Büyük bir çoğunluğu kördür çünkü. Gerçek doğuluğe inananlar, seçilmişlerdir.
Öncelerine inanır. Gördükleri doğru değil midir, onlar da doğrudur. Gerçeğin doğrusu değildir. Bakın bunları konuşuyoruz ya, bunların hilaliyle biliyor musunuz? Allah'ı her şeyden fazla sevmek. Bugün az size tuhaf gelebilir. Hani Cenab-ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin Hazreti Davut'tan duası var ya, Rabbim, bana sevgini, seni sevenlerin sevgisini, seni sevdirecek olanların sevgisini, çölde kalmış, susuz kalmış bir kimseye bu şerbeti sevgili kıldığın gibi bana da sevgili kıl.
Amin. Size tuhaf gelebilir. Bunu böyle şirk veya ikilik olarak görebilirsiniz ama bunun tecelliyatı böyledir. Bir kimse bu sevdirecek olanın sevgisini tatmadan onu sevenlerin sevgisine ulaşamaz. Bakarsın, der ki lisan-ı haliyle, bizim güzelliğin güneştendir der.
Yıldızlara bakarsın, yıldızlar der ki, bizim güzelliğimiz, güneşin güzelliğinden der. Güneşten alırlar. Yıldızlar karanlıkta insanlara yol gösterir. Yıldızlar, ki ve şeytanlarla savaşanlardır. Hat göğü, cinli ve şeytanlardan. Gecenin aydınlanmasına sebep olur yıldızlar. Güneş çıktığında ise hükümleri kalmaz.
Gecenin karanlığında sizin yolunuzu aydınlatır. Asıl sahibi zurur edince, güneş zurur edince, ayın hükmü kalmaz. Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız beni bulursunuz. Onun ashabı bitmez. Onun velileri ve mürşid-i kamirleri onun ashabındandır. Biz ashab olarak sadece ve sadece onun zamanında yaşayanları görüyoruz.
Gördüğümüzden, bize öyle anlattılar. Bize dediler ki, sahabe sadece bunlar. Kimdi sahabe? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gördüğü, beraber sohbet ettiği kimseler. Kimdi ashab? Bizatihi peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle sohbet eder. Ashabı yıldızlar gibi. O zaman sahabe ashab bul da kendine. Senin yolunu ona götursun. Çünkü hangi ashabına ulaşırsan yıldız gibi ona ulaştıracak seni. Ve yıldız seni aya ulaştı. Güneş'ten kopmamış olsaydı güneşin ışığını yansıtabilir miydi? Yıldız güneşin bir parçası olmasaydı, güneşten kopmamış olsaydı sana ışığı haksettirebilir miydi?
Tecelliyat düşüklüğü var. Güneş'ten ayrılınca soğudu biraz. Soğuyunca kendi tadı değişti. Soğudu çünkü. Kın ikili yorma. E şimdi insanlar vardır.
İnsanların bilgi ve hakikati doğrudur. Bilgi odur. Ama insanlar vardır. Doğru bildiklerini doğru değildir. İnsanı da insan yapan budur. Haklı ve sevgisi oluşudur. İnsanı insan yapan önemli iki unsurdur. Birisi aklıdır, birisi aşkıdır. İnsanı başka bütün kainattaki bütün varlıklardan ayırt eden, nakşetti. Diyince önce kendisi sevdonun.
Aşık oldu. Kendisi aşık oldu. Mevla'nın der ki, ey alsın diye verdi. Kendisini tanıyasın diye verdi.
Kendisini bilesin diye verdi. Ama sen o aklı yerli yerinde kullanmadın. Kullanmadığın için seni akılsızlardan addetti. Dedi ki o akıllı değil. Bunu örttü o kimse çünkü. Aklı örttü. Sizi, siz yapan, sizi insan yapan iki olgu. Birisi zahir, birisi batın. Zahir olan aklınız. Zahire tecelli eder. Bunsuz olur mu? Asla. Akılsız bir tasavvuf düşünmüyorduk. Bir tasavvufu da düşünmüyorduk. Bir tasavvuf olamaz. Hakim olan güç aşıklıktır.
Aşıklık olmazsa o tasavvuf olmaz. Eğer aşıklık olmazsa orada Allah, Allah anlaşılmaz. Allah tanınmaz. İmaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, korktular. Onu insan yüklendi. Taşların, taşların, canın ruhu yok sende dersiniz. Hepsinde ruhu vardır, hepsinde ruhu vardır, dili vardır, kulağı vardır, hepsinde kalbi vardır, hepsinde aklı vardır. Kainatta ki gördüğünüz her şeyin bir aklı vardır. Aklısız kainatta hiçbir şey yoktur.
Cenab-ı Hak tabi dağlara, taşlara, onlara söyledi. Onlar kabul etmediler. Bunlar dışarı. Bunlar dışarı. Zahir alem. Gönlüdür. Kabul eden insanın iç alemidir, batınlidir. Taştan, kovadan kasıt insanın zahiridir. İnsan daha bunu kabul etmezden önce demek ki bunu kabul edinceye kadar Adem ortalıkta daha taş gibi dolaştı.
Adem'i Adem eden olgu, Allah'ı tanıma ve bilmeyi kabul etmesidir. Bu insanın gönlüdür. Çünkü bu manada bilmek aklın işidir derler ya, ama bilmek gönlün işidir tasavvufi manada. Asıl bunu kabul eden, asıl bunu kabul eden insanın gönlüdür. İnsanın kalbidir. Bunu kabul edince insan, insan olmuştur zaten. İnsan, Tanrı'nın bir sureti ise, Türkler ilk dinleri Gök Tanrı, daha sonra Şamanizm ve şimdi de İslam dininde tasavvufta düşüncede görmek inancıyla yaşamıştır. Tasavvufta zaten zikir, tefekkürdür. Bu manada zikreden kimseler önce sıfatlardan başlar, Allah'ı zikretmeye bir müddet sonra dilin zikri biter.
O zikir sadece ve sadece iç alemde tefekkür noktasında olur. Ama bu başlangıçta değildir. Bunu böyle üstadlar çok konuşmazlardı, üstadımız da bunu böyle eşkare konuşmazdı. Bu hale gelen kimseye derdi. Tabi bu hale gelen kimseye dergahın içerisinde bir başka birisine söyledi mi, söylemedi mi, o da muamma da. Bu zikirdir.
Zikirde de dil konuşmaz. Onun zikir halindedir, tefekkür halindedir. Eğer dil ondan bir şey söyleyecek olsa kopar zaten. O yüzden insan Allah'ın suretinde yaratılmış bir varlıktır. Bir kimsenin bu manada düşüncede görmesi, yani kalbi alem içerisinde görmesinin farklı tecelliyatları vardır.
Bir kimse önce bunun düşünce aleminde kendisinin gördüğünü zanneder. Bu soruyu sorana cevap. Onun düşünce aleminde, düşünce ufkunda kendisinin gördüğünü zanneder. Ve onu gördüm der. Onu gördüm dedi, kendisinin görmediğini anlar. Ve gördüğü şey kendisidir. Bu sefer der ki, gözüm gözümü gördü. Önce der gözüm gözünü gördü. Gözüm gözünü gördü deyince bakar ki, o göz değil. Gelmiş der, gördüm. Gözüm gözümü gördü der. Kendi gözünü görür. Ondan sonra döner, bir müddet sonra gözün gözünü gördü der. Bu, düşünce ufkunda tecelli edecek bir şeydir ki, ehline malum olur.
Gözler onu idrak edemez. Çıktı seni göremez miyim dedi. O da dedi ki, daha bak tecelliyatıma dayanabiliyorsan görürsün. Baktı tecelliyatını gördü, tak, tak, bayıldı. Görürsün tecelliyatını gördüğünde, dersin odanın içerisinde, öyle bir an orada yaşandıysa, itikafta yaşadınız. Bayıldığını da bilmezsin.
Oturursun, zikre, kim yaşayacaktı? Ucundan kafanın sığınılsın diye söylüyor. Gönlüm arzu eder ki, herkes yaşasın. Gönlüm arzu eder ki, herkes gerçekten tatsın. Bir taraftan gönlüm öyle arzu ediyor. Bir taraftan da diyorum ki, garipler ordusundan bir gizli daha kapılacak. Bir kimsenin gidip Antep'te çok harikala de, kebaplar ve tatlılar yiyip, ondan sonra somun yemesine benzer.
Bu halleri yaşayıp, görürüm. Bir arkadaşa demiştim, dedim az kaldı. Dedim cennetini görürsün. Kapıyı açın, yaklaşın gırızla. Arkadaş dedim, erkek değil.
Bir bayan, dinliyor şimdi o da tatlı. Göreceksin cennetini. Hani iman ederiz ya, cennetin varlığına değil mi? Şehadet ederiz bir de. Gördün mü deseler kalırız. Neye ne şehadet ettin? Bilgiye şehadet ettin. Ne var ya sonun başında, inandıkları şeye, buna inandıkları şeye göre. İkinci katakıdım, gerçek doğu. Dedim az kaldı.
Cennetini göreceksin dedim. Nefsine uyma. Senin adına da üzülüyor. Anlayacaksın neye üzülüyor. O birdi çek dedim. Kırk gün o birdi çekti. Bir kırk üçüncü gün bekliyorum ben. Sen nasıl intihar etmedin?
Ya bu dünya yaşanacak bir yer değilmiş bir yer. Ooo dedim, değil. Sen de benden olun, gel o zaman. Hadis-i şerife bakın. Dünya bir cife'dir. Cife görüyor, diyor. Gerçek manada. Hadislerin devamında ne diyor ki? Ya o bir cifedir. Ancak, efendim, onların tarifleri keklerdir. Yani köpektir. Bu daha tabii yolda daha gidecek bu kardeş.
Daha yolu var daha. Ve bunun içerisinde zaman birimleri var. Onun da kaybettiği zaman birimleri var. Dedim not al bu kırk gün içerisinde. Saat saat, dakika dakika. Ben öldükten sonra çıkmayacaksın onları. Neler yaşadığını. Ben öldükten sonra çıkmayacaksın dedim. Ben ölmezden değil. Başlayınca saatler yok. Saatler var dedi. Yok. Yani sanki zaman yok gibi. Ama ben yaşadım dedi. Biliyorum. E dedim yok o saatler işte.
Başına sevmek. Başına şemse ulaşmak. Dedi ki ya dedi ya dedim ben.
Yarabbi ben seni göremez miyim? İş gibi olduğu zaman dedim. O zamanlar yok değil mi dedim ben. Evet dedim. Bir eşek. Yemekten, yemekten, ekmekten kesildi.
Millet ayağa kalkıp götürdü. Ekmekten, yemekten kesildi diye. Ne yapayım dedim ben. Elleme götürsünler seni dedim ben. Götürdüler doktor doktor. Yemekten, ekmekten kesildi. Psikologlara yutup doktor. Dolaştırdılar doktor doktor. Bakıyorlar, inceliyorlar, inceliyorlar. Yok ki hiçbir şey. Demiş doktor en son. Psikoloji doktor demiş. Aşık mısın sen? Demiş aşıkım. Annesine babasına demiş. Aşık. Bunu da demiş. Götürün aşıkımın yanına. Demiş annesi babası kime aşıkmış? Sordunuz mu? Vallahi soramadım demiş. Öyle aşıkım dedi ki demiş. Haydi bir daha içeri almışlar. Demiş kime aşıksın?
Bakın teraset nasıl oluyor? Doktor bey inanın mısınız? Demiş Allah'a pekme. İnanın doktor Müslümanı demiş. Hadislerden bir bilginiz var mı? Varta mı? Allah'ım bana senin sevgini, senin, seni sevenlerin sevgisini, seni sevdirecek olan sevgisini bana vahşeyle demiş. Doktorun de kolu düşüverdi diyor masanın üzerinde diyor. Demiş alın götürün kızınızın hiçbir şeyi. Bir din sosyal hayata müdahale etmezken İslam insanların günlük yaşamına müdahale etmiştir. Neden? Türklerin dinleri tekamül etmiş hep. Türkler enteresan bir kavim.
İlk şehri kuran kavimlerden berisi. Daha ileriyi, daha ileriyi, daha ileriyi düşündükleri için zaten dinlerini değiştirirken zorlanmamışlar. Gelici bir kavim, gelici bir topluluk.
Mesela öyle kavimler var, topluluklar vardır. Tutar bir şeyi bırakmaz için. Öyle insanlar da vardır. Ama Türkler genel olarak böyle değillerdir. Cenab-ı Hak öyle yapmış. Türkler hep devamlı böyle gelişmeye ve geliştirmeye müsait bir kavim olarak olmuşlar. Tabi şamanistlikten önce bir gök tanrıya inanmaları var. Tanrı gökler. Yaşınmayı hedeflemişler hep kendilerinden. Tanrı'ya ibadeti değil, tanrıyı hedeflemişler. Tanrı'ya ulaşabilmenin yollarını araştırmışlar.
Şamanistlik bunun üzerine geldi. Niye o ulaşanlar şaman olmuşlar? Ya biz aslında şamanizmle gök tanrı böyle birbirinden farklıymış gibi algılıyoruz şimdi. Öyle değil. Şamanlar, yani şaman denilen kimseler peygamber hükmünde. Şaman denilen kimseler veli hükmünde.
Bunu kimse isabet ettiğim yerlere kafasını böyle öde dolu sallarsa memnun olacağım benden. Aslında İslam genel unsur itibariyle birbirlerinden çok farklı olgular ve oluşumlar değil. Şimdi diyeceğiz ki siz, sen zaten eski ülkücüydün, aldın getirdin bizi ta gök tanrıdan, şamanistlikten, İslam'ı bağlaştırdın, o ülkücünün bir de altına yüze attı diyeceğiz.
Bunu soran da eski ülkücü değil şimdi. Eski solculardan. İsabetsizlik yok değil mi? Şimdi bir şeyi seçtiyse Allah ona neden sen bunu seçtin diyemezsin. Mesela Türkler'de hiç böyle puta tapınma yoktur. Yani Türklerin bir putun etrafında böyle işte hayır huy demeleri, değişikti, hareketler etmeleri yoktur.
Şamanların da yoktur mesela. Şamanlar zikrederler, şamanlar böyle ayin ederler. Şamanların ayinlerinde ve zikirlerinde şama ulaşmış, gök tanrıdan aldıklarını etrafına veren bilge kimseler. Bir şeye hemen nakledi vereceğim. Geri geldiğimde oturtturayım, yerleştireyim. Asabullah ve Selam Hazretleri buyurur ki, işte veliler kırk kişidirlerdir, kırk kişidir. Bunların otuz tanesi Şam ehlindendir. Şam ehli Türklerin bulunduğu alandır. Türklerin bulunduğu alandır. Tasavvuf, Türklerin bulunduğu alanda çok genişlemiştir.
Ve tasavvufun baş mimarlarından birisi Selman Faresi, Marunluk Türk'tür. Ama Selman Faresi o hale gelinceye kadar hep tasavvufun içerisinden gelmiştir. Bütün Hristiyan tarikatlarını dolaşmıştır. Sufidir Selman Faresi. Ha İslam olmazdan önce Sufidir. Bakın İslam olmazdan önce Sufidir. Geçtik Şamanlara. Şamanların hepsi de birer veli birer peygamber hükmündür. Ve hepsinin kendi içlerinde hirarşik yapılanmaları vardır. Başlarında Baş Şaman vardır. Baş Şaman, Şamanların içerisinden seçilmiş bir kimsedir. Ve Şamanlar seçmez onu.
Baş Şaman bilgisiyle Baş Şamanlığı'ya gelir. Kerametiyle Baş Şamanlığı'ya gelir. Öğülüyle Baş Şamanlığı'ya gelir. Öngörüsüyle Baş Şamanlığı'ya gelir. Baş Şaman bu sene kıtlık olacaklar, kıtlık olur. Baş Şaman der ki hazırlanın, bu sene kıtlık yılı der. Herkes hazırlanır, gerçekten kıtlık yıl olur. Bu bizim Baş Şamanlığı'nın. Gayetten haber verir Baş Şamanlığı. Gaybiyi verdiği haber doğrudur. İkerçinin içerisinde dinlerini yaşarlar. İnsanların eğitimi ve kültürü, birbirlerine zarar vermeyi, birbirlerinin hakkına geçirmeyi yön görmez. O yüzden sosyal hayata müdahale etmeye gerek yoktur.
Oluşum, içinde insan suretinde eşeklerin dolaştığı bir topluluk değildir. İslam'ın zamanına gelir. Ve insanlar, insan suretinde eşeklerin dolaştığı bir alanda yaşıyorlardır artık. Onlara sosyal hayatta neyin doğru, neyin yanlış olduğunu tebliğ etmek gerekir. Yanlışlıkları yasaklamak gerekir. Yanlışlıklar yasaklanmazsa, insanlar temin yanlışlıklarını doğrulayacaklar. O yüzden Türkler, durun zoruyla değil, akıllarıyla, akıllarıyla ve kalpleriyle İslam olurlar. Bakarlar ki İslam, kendi yaşamış oldukları hayatı, kendi inançlarından çok farklı değil. Allah'u alet.
Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Önümüzdeki cumartesi Arife, İlhikçe'nin son 10 günü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e zirketine oruç tutardı. Ama muhakkak Arife günü, oruç daha zikirle, fikirle geçirildi inşallah. Selamun aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.