mustafaozbag.org

284. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 4 Haziran 2012 · 1:05:00

Allah, herhangi bir kulu üzerinde bir şey olduğunda, kendi dostlarının hepsini bunu bildirir mi, yoksa bazen bildirir, bazen saklar mı? Saklanır. Öyle bir tasavvufun hataya düşür. Sesim akıya duyuluyor mu? Az bilmiyor. Öyle anladınız mı? Anlamadım hocam. Anlamamışlar. Allah Celle Celaluhu bazı dostlarına bildirdiklerini veya gösterdiklerini diğer kendi dostlarına da bildirir mi, yoksa bazen bildirir, bazen saklar mı? Benim arkadaşımdan anladınız mı? Saaliyet duydun mu?
Saaliyet sen duydun mu? Allah Celle Celaluhu kendi dostlarına bazen bildirdiği şeyleri diğer dostlarına da bildirir mi, Yoksa bazen bildirir, bazen saklar mı? Saaliyet soruyu anladın mı? Soruyu açıklıyorsa bu. Sorudan ne anladın? Şimdi soru var, bir de soru, sorunun açıklaması vardır.
Yani soru bana kafada geldi, ben anladım da sana açık geldi mi soru? He? Allah Celle Celaluhu. Hayır. Soruyu sormuyorum. Sorunun açıklamasını açıklamasını soruyorum usta. Feriyom usta sen sorunun açıklamasını anladın mı? Nedir? Sivas'tan uzunluğunu bilmiyor. Sivas'tan uzunluğunu bilmiyor. Hayır sen anladığını söyle. Soru'dan anladığını söyle. Sivas'tan uzunluğunu bilmiyor. Hayır sen anladığını söyle. Soru'dan anladığını söyle. Buna bir şey verirsen diğer kullarına bu verdiğim şeyden baharda etkin ol. Cevabını bilmiyor.
Soru'dan anladığını söyle. Sivas'tan uzunluğunu söyle. Cevap veriliyorsa sınırlandığınız olur herhalde. İnsanlar en bir soruyu anlayacaklar. Sorudan ne kast edecekler? Ne anlatsın? Evet. Bir üstü kafanı soruyor. O yüzden ehli tasarrufu... Bağırmayacağım bugün hakkımıza veriyorum. Ehli tasarrufu yıllar boyunca düştüğü en büyük kakaalardan birisi şudur.
Buna biz de düştük. Hepimiz düştük. Dervişler düştü, Şeyhler düştü, Zatirler düştü, Nakirler düştü. Herkes bir şekilde bir hataya düştü. Yok. Sana rahatsız olur. Uyak duyuyorlar. Duyuyor mu? Zahir duyuyor mu? Tamam. Ehli tasarrufu kendi kendine şunu dedi. Kendisi hata yaptığı zaman şunu dediler. Dediler ki biz hata yapsak rüyamızda hatamızı görürüz. Bizi uyarırlar. Veya bir şey olacaksa bize bildirirler. Hem uyarırlar, hem bildirirler, hem korunurlar. Şimdi, adam hem uyarıyorsa, zorluyorsa, hem bildiriliyorsa. Hayat ne kadar güzel.
İmtihan neresinde ki bunu? İmtihan diyor, ne kadar güzel işte. Yani ben seni imtihan edeceğim diyorum, sonra kopyasını veriyorum sana. Diyor ki ben sana zorlukla kopyasını vereceğim diyorum. Ondan sonra sana kopyasını veriyorum. Bu nasıl imtihan ki? Bir. İkincisi. İkincisi. Evli tasarrufu bunu, bu başkalarının üzerinde de hükmetmek için kullanır. İşte örneğin eğer ki biriniz bir gece Allah'a yalvarmış olsa Cenab-ı Hak o gün kendisini dost kabilesi o kimseye hiç kimsenin haberi olacak. Hiç kimsenin haberi yoksa sizin dostluğunuz dostluk değil. Neden? Onun haberi yok canım. Nereden dost oluyormuşsun sen? Sen dost olsan ökünün haberi olurdun. Veya birisi biriniz evliya olmuş olsa ökünün haberi olacak.
Neden? Çünkü ökünün haberi olmadan bir başkasının evliya olması mümkün değil. Ona evliya alıp dostluk verilecekse onun mutlaka haberi olacak. Evli tasarruf yıllarda bu hataya düştü. Ve bunlarının ucundaki Allah dostlarını görmez oldun. Çünkü onun haberi yok. Haberi yoksa o da dost değil. Haberi yok çünkü haberi olmadan dedim haberim yok diye düşünmedi. Ben bilmiyorum diye düşünmedi. Veya ben buna uğraşamadım diye düşünmedi. Ya o dedi ki bu dost değil veya bu evliya değil, iyi insan değil, üzgün insan değil dedi. Bunuşturdu attı kenara. Allah muhafaza eylesin inşallah. Veya ben de ehli tasarruf şunu yaptı. Belki birisi kendi derdalındansa onu aşağıya çıkardı. Kendi derdalından değilse tuttu attı kenara.
İnsanın fıtriydi. İnsan kendi derdalını daha fazla sever. Kendi evlatlarını, kendi kardeşlerini, kendi arkadaşlarını daha fazla sever. Bu demek değildir ki en üstün olan bunlar. Böyle bir şey yok. Allah bunu bizi muhafaza eylesin inşallah. Bir de Allah her şeyi kendi dostlarına bildirmek zorunda mı? Dostum diyen insan her şeyi bilmek zorunda mı? Yani bir kimse kendisini Allah dostu görüyorsa o zaman gelsin karşımıza otursun, onun bilmediği şeyleri soralım. Onun bilmediği şeyleri soralım. Allah affetsin hepimizi ve cümlesini de. İnsanların ayağı kaynayacak. Hiç kimse her şeyi bilmek zorunda değildir. Eğer ki bir kimse her şeyi bildiğini iddia ediyorsa, hiçbir şey bilmediğini gösteriyordu bu onun.
Onun hiçbir şey bilmediğini gösteriyordu. Tekrar söylüyorum. Allah cümlesini de affetsin inşallah. Her şeyi bilen Allah'tır. Biz bilginin sahibi olarak Allah'ı görürüz. İnancımız oluyor bize. Allah o geniş bilgisiyle insanların gelmişini ve geçmişini ve geleceğini, her şeyini ne yapmıştır? İlmen tespit etmiştir. Bu bilginin üstünde bir bilgi yoktur. İnsanların bilgisi Kur'an bilgisinin üzerine çıkamaz. İnsanların bilgisi hiçbir zaman peygamber bilgisinin üzerine çıkamaz. Bu mümkün değildir. Hikmetin en büyüğü peygamberlere gelir. Ve peygamberlerin içinde de en büyüğü Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerindedir.
O yüzden hikmetin büyüğü Allah'ın elik önündedir insanlar arasında. Hikmetin büyüğü Allah'ın dostlarındadır insanlar arasında. Ama ve lakin bu dostların hikmete, hikmetin ucundan tutmaları, hikmetin onların gönlümüne damlamaları, her şeyi her anda her şekilde bileceğine dair değildir. Allah affetsin. Kitaplarda okuruz. İşte derler ki, filanca zat bütün oradaki bulunanların sorularına cevap verildi. Eyvallah bunlar bütün her şeyi biliyor noktasında değildir. Adam on tane, 20 tane, 30 tane, 40 tane sorunu toparlanarak hepsine cevap verebilir. Bilgisinin en üst seyrede olduğunu göstermez. Her şey bildiğini göstermez.
Veyahut da bir kimsenin kalkıp da şunun demeye hakkı yoktur. Filan diye bir şey verilseydi biz bilirdik. Bize söyleyenlerdi, bize anlatırlardı. Allah affetsin, böyle söyleyen bir kimsenin tehzidi imanına ihtiyacı vardır. Tehzidi iman etmedikçe Allah muhafaza eylesin. Onunla göçer giderse sakat, zayıf, yanlış, daha büyük şey söylemek istemiyorum. Eksik olarak göçer gider. Allah affetsin. Allah affetsin. O yüzden insanların bilmediği, hatta dostlarının da hindi nice dostları vardır. Ben bilmediğim nice dostları vardır. Allah kendisi bilir. Peygamberlerinden saklamış bazılarının. Musa ne selam da demiş kendi kendine. Yarabbi, bir ilim sahibi var mı lan Musa demiş?
Dediği iliminden üstün bir ilim sahibi aramış. O gün için. Demiş, var ya Musa, ver de. Demiş ki, Kızılderiz'in kenarından yürü. Kurumuş balır da alıyor. Bu balık canlandığında, hareketlendiğinde işte demiş orada benim bir dostum var. Ne yapmış Hızır aleyhisselam'ı bulmuş? Bakın Hızır'daki ilim o zaman için Musa'da yok. O zaman için yok bak. O zaman için yok. Ve Musa'nın Hızır'dan haberi yok. Musa'nın Hızır'dan haberi bize bunu naklediyor. Kur'an bizi bunu naklediyor. Hızır'dan haberi. Burnunun ucunu ver. İnsanlar diyorlar ki, o bürşü dikâbül değil. Filancada o bürşü dikâbül değil.
Filancada o bürşü dikâbül değil. Kim? Bir tek o bürşü dikâbül. Türkiye'deki bütün şehirlerin dolaşın, kendilerinden hariç hiçbirisi de bürşü dikâbül değil. Adam hatunlarla oturmuş, ders yapıyor, zikrullayıyor. Gülüyor, oynuyor. Bir tek bürşü dikâbül o. Bir tek bürşü dikâbül o. Etrafında üç kişi, beş kişi, on kişi var. Bir tek bürşü dikâbül o. Etrafında yüz binler de kişi var. Bir tek bürşü dikâbül o. Başka hiç bürşü dikâbül yok. Başka hiç Allah'ın dostu yok. Demek ki Allah'ın dostu o kadar siktir olamaz. Neden? Onun elinde çünkü. O zatın elinde. O kimi dost görüyorsa, o dost. Allah'ın elinde.
Biliyor şimdi toplanmış dostları. Olsun o dost oluyor. Ne yapsın? Allah'ın evi korumasın inşallah. Cenab-ı Hak muhafaza eylesin. Bunların hepsi de eksik ve yanlış sırda. Allah içinizden kim bilir, kimin izi seçti, dost kabul etti. Ne keçisinin haberi var, ne bizim haberimiz var. Nereden biliyoruz? Belki de içinizde bizi dinleyen var da. Adam bizden daha iyi Allah'a kul, daha iyi dost. Hiç kimsenin haberi yok. Kendisi biliyor belki de. Nereden bileceksiniz? Kim bilecek? Allah affetsin inşallah. O yüzden asla da asla. Asla da asla. Hiç kimsenin hiçbir şeyle işimiz yok. Tekrar bunu hep böyle not olarak düşüyorum.
Hiç kimsenin hiçbir şeyle işimiz yok. İşimiz nefsimizle. İşimiz nefsimizle. İşimiz kendi iç rüyamızda, kendi nefsimizde, kendi ailemizde, sokağımızda, çevremizde, belgemizde. O yüzden Allah'ın demirlerini yaşamak, kumluk yapmak başka bir şey değil. Varsın kim uçuyorsa uçsun. Varsın kim Allah'a dostluk, feda ediyorsa etsin. Varsın kim kimi dost görmüş, kim kim kimi dost görmemiş, kendisini bilgayız. Allah bizi affetsin inşallah. Amin. O yüzden ben bunları eski alışkanlık olarak nitelendiririm. Hüseyin'e kadar öyle bir şey olduğundan dolayı değil. Tabii onun da kulağına üflüyorlardır bir yerlerden. Diyorlardır ki ona da. Bundan bir şey vermem için diyorlardır.
Bundan bir şey verilseydi bizim haberimiz olurdu. Öyle mi Hüseyin evet? Bir şey daha ilave edeceğim. Bir insan bir iddia ile ortaya çıkar. İnsanlar değerler korkayım şeye. Arkadaş bu iddianı sen ispat et bize. Öyle değil mi? Çünkü bir insan bir iddia ile çıkmıştır ortaya. O da kimsenin iddiasını ispat etmek zorundadır. Türkiye'deki ne yazık ki şeyhin diyenlerin hepsinin de en büyük önlüğü budur. Hepsi de bir iddia ile çıkmışlardır ortaya. Ve Allah'ı onun dinini ve Resul'unu anlatmaktan öbürlerini kendi iddialarını ispatlamak için geçirmişlerdir.
Bakın bunlar bunu çizin. Bir sohbetine giderseniz gidip kendi şeyhli iddiasını ispatlamak için anlatır. Bu acı bir şeydir. Bu acı bir şeydir, acı. Eğer ki bir kimsenin Allah ve Resul'una inanılmazsa ve o umurda yol yürümeyi düşünüyorsa onun kendisiyle ispat edecek bir şey yoktur. Onun ispatı Allah'tır. Onun ispatı gittiği yoldur. Onun ispatı söylediği sözdür. Sohbetleridir, haldir, hareketidir. Onun ispatı çizdiği stratejisidir. Yoksa ehli tasavukun düştüğü hastalığa düşmek çok kolaydır. Çok basittir.
O zaman insanın o ispat mücadelesi bitmez. Her gün yeni bir ispat edilecek bir şey çıkar ki Allah'a affet eylesin. Adamın hayatı o noktada yok ölüm gider. Ben bunu gördüm Tanrı'yı yıllarca. Bunu ben yıllarca gördüm. Hangi şehre görüşmeye gittiysem, konuşmaya gittiysem, onlarla bir teşvikim olduysa icatetlerinin nereden nereye geldiğini, kendilerinin nasıl olduklarını, kendilerinin hangi halde olduklarını, yok kıtlardan mı, yok yerilerden, yok beşlerden mi, yok birilerden, yok teklerden mi?
Hangiler ispat edecek aslında doğa? Büyük bir çoğunluğunda Kur'an ve Sünnet noktasında bir çalışma, Kur'an ve Sünnet noktasında insanlara öğüt verme, Kur'an ve Sünnet noktasında insanların dinini yaşama mücadelesi vermeyi, vermeyi görmedim. Etrafında yirmi kişi topluluğu onlara nasıl çalışıyor? Kur'an ve Sünnet noktaya çalışıyor. Kur'an ve Sünnet noktaya çalışıyor. Affetsin. Büyük bir çoğunluğunda var. O yüzden Cenab-ı Hak dünlerinizi bu hastalığa düşürmesin inşallah. Üstatlık sevdası olan bir kimse bu hastalığa düşer. Şehirlik sevdası olan kimse bu hastalığa düşer. Bir kimse kendi kendisinin kendini belli bir noktada görüyorsa ve o noktanın ispat edilmesi gerekiyorsa o bu hastalığı düşer.
Nefis onu bu hastalığı düşürür. Cenab-ı Hak muhafaza etmesin. Ne üstadlık sevdamız var, ne şehirlik sevdamız var, ne de başka bir şeyimiz. Kendi nefsim için söylüyorum. O yüzden benim böyle bir ispatlatacak bir şeyim yok. Bir günden bir güne sizin karşınıza ne yukarıdım diye çıktım, ne şeyhim diye çıktım. Çıkmayacağım da. Cenab-ı Hak beni muhafaza etmesin. 3 milyonlar insan rüyasında görsek, tek hizaya gelsek yine de böyle bir şey de yine karşımıza çıkmayacağım. Yine karşımıza çıkmayacağım, yine karşımıza çıkmayacağım. Ve herkes, terbiyonlarca insan dese, ya ona bir şey verilseydi bizim haberimiz olurdu. Haberi onun adına göre bize bir şey verilmemiş demektir.
Onun dairesinde, biz de yardım bize bir şey verildi diye böyle bir iddiamız yok. Bakın tekrar söylüyorum, böyle bir iddiamız yok. Allah bizi affetsin inşallah. Bir tek iddiamız var, kulluk. Biz kul olmaya çalışalım. Ben kendi nefsim için öyle söylüyorum. Ben kul olmaya çalışayım. Varsın kim şeyh olmaya çalışıyorsa çalışsın. Varsın kim üstad olmaya çalışıyorsa çalışsın. Varsına bak gece gündüz, gece gündüz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine davet edip, kendi kendine görev beklesin. Gece gündüz. Hiç gözlerini açmasın. Olur ki biraz gözünü açarsa, o görev verilme esnasını kaçırabilirler. O yüzden hep görev kafalı olsun. Hiç önemli değil.
Biz gözlerimizi, gözlerimizi açık bir şekilde, Kur'an ve Sünnet-i Selim yaşamaya çalışacağız. Gözlerimizi açık bir şekilde, stratejimizi çizip, Allah ve Refi yolunda ne yapabiliriz? Nasıl hizmet edebiliriz? İnsanlara nasıl mesaj arttırabildiniz? Ne kadar Kur'an ve Sünnet'e altı insanları toplayabiliriz, çoğaltabiliriz? Derdimiz bu olacak bizim. Başka bir derdimiz yok. Rüya konusundan bir ders görür ki sizden de. Rüyasında bir başka arkadaşımızı, kötü bir halde görürsek, yüzünün asık olduğunu, işlerin tez gittiğini, bu bizim o arkadaşımızın gerçek anlamda, sıkıntı olduğuna verir değil. Bu kendi dünyamızda, kendi içimizde olan bir. Bu sizin dediğinizde, buna benzer bir şey.
Tabii o konuyu o anda geçerli. Şu anda, bu konuda çıkabiliriz. Ama neyse bu konuda bir arkadaşlara çıkmayı yaparsanız, o dünya konusunda, çünkü bazen ne yaparsanız, çok kötü görmüşsün şu anda, sen böyle etmez, senin sıkıntı mı var gibi, şeyden oluyor bazen böyle. Allah'ın hayatta. Allah'ın hayatta, bu an çok bir, ürününler, kardesini, bir yola, tarzı olan, husisi bir kardeşlik. Ve husisi kardeşliğin içerisinde, insanlar birbirlerinin sıkıntılarını anlayabilirler. Veya rüyaylarına görebilirler. Bu illa bu kimsenin sıkıntılı olduğunu göstermezsin. Bir, bu sıkıntıyla alakalı bir bölümü ayrı açacağım size. Eğer rüyanızda birisini bir sıkıntıda görüyorsanız, şimdi burada bir şey söyleyeceğim size, kaldıramayacağınız bunu.
Rüyanızda birisini gördüğünüz, sıkıntımız var. Sıkıntısı var bu kimsenin. Sen rüyanda gördün mü bunu? Gördün. Hadi ver cebindeki bütün paralar ona. Bir anda birisine baktığın, sıkıntısı var bu adamın, rüyanda gördün. Ya abi ya, rüyanda gördüm, sıkıntıdaymışım. İyi Allah sana göstermiş, ver cebindekiler bana. Yok. Rüyasında gördü, kendi kendilerinin maliyatı büyük olduğunu. İyi, sana rüyanda göstermiş sana, Allah insanı gökten sonra, gökten zevk edilecek değil, kursası bir tepsiyle de indirecek değil o kimseye. O kimsenin sıkıntısı sana, bir kimsenin sıkıntısı sana rüyanda bildiril değilse, demek Allah sana o sıkıntıya merhem tayin etmiş.
Sen hiç kimseye kapak kaldırmadan, gücünü yetince, git ona yardım et hadi. Yok. O adam dedikodu yolunu seçiyorsa, Allah'ına şeytani. Kimsenin maliyatını düşüklüğü, alçaklılık gibi, Allah bunları saklar zaten. Eğer yok saklamıyorsan, birisini düşük gördüysen, kendini düşük gör, kendini toparlamaya çalışır. Yine birini düşük görmüşsen, maliyatın çok kuvvetliysen, o kimse için otur, yetmiş bir tehdit çek. Sıra bunun, ona da borç daha. Ona da hiçbir şey dememem. Kendin gözle bakıyorsan zaten, senin o maliyatın almadığına işler. O yüzden Allah affetsin insanlara. Böyle çelik çomak verince, basit geliyor insanlara.
Çok basit geliyor. Bir şey söyleyeceğim size şimdi, hakkınıza yarar edin. Hiçbiriniz biriniz, herhangi birinizin, maddi imanlarda, sıkıntılı göreviniz olur mu rüyasında? Açıkça soracağım. Bu kadar basit. On beş yüz kişi, hesablar bakın, hiç kimsenin, birbirinin bir sıkıntısını görmemiş.
Manev olarak, aşağıdaki dolaştığın, işte köpek suretinde, Yinov suretinde, yok, bir herhangi birisi, bir başkasının, bir domuz suretinde, görev var mı rüyasında? Açık eşkağla soralım bakın. Doğru hocam. Dervişlerden birini. Dervişlerden mi? Dervişlerden buradandır. Buradan değil mi dışarıdan? Yok, dervişlerin benimlerin arasında. Yok. Demek ki, bir şey var ortaya. İnsan da, burada kardeşler, arkadaşlar için söylemiyor bunu. Görmedikleri şeyi, görüyormuş gibi konuşuyorlar demek ki.
Allah affetsin inşallah. Bunlar öyle. Kitaplarda okulduğu gibi değil bu işler. Ha kitaplarda okulduğu gibi. Ama insanın üzerinde, öyle patlattı, cennet etmiyor. Aa, bu ne kadar ya bize. O adamın haline vakıf olma, durumuna vakıf olma. Öyle kolay değil onlar. Adamın her haline vakıf olacak, her kadar bu korkuna gülecek. Öyle kolay değil onlar. Yapma nebisten. Yap, yap. Allah affetsin inşallah. Cenab-ı Hak muhafetsin. Dün Hüseyin haberinde mi? Haberden olurmuş mu, bir şey olmuş olsa?
Onlar Allah'a çekiyorlar. Tamam, hiç müer görmüyor mesela. Bu neye kadar? Hiç müer görmem mesela. Görmem, görmem. Allah göstermeyiz. ifade edersin. Unut'un ya da kafasını kandırıyor. Kafasını koyar mı ya? Kandırır mı ya? Neçer. Allah iyisi bu insanlar. Bizim ameliyemize bak, bizim rahmeti olmasın diye, sizinle mi doğru yapıyor? Hiç kimse, ailedin bilme cennete giremez.
Bende davet. Ancak Allah'nın rahmetiyle diyor insanlar cennete kulu. Evet. Çünkü insanların ameliyeti, insanları cennete katmak için yeterli değildir. O ameninin karşılığı cennet değildir. Allah'ın rahmetidir cennet. Rahmetinin bir kısmıdır. Bir konu ve cennet Allah'ın rahmeti diyemeyiz çünkü. Allah'ın bu sefer rahmetine cennetle sınırlamış oluruz ki Allah muhafaza o da yanlıştır. O yüzden rahmetinin tecellisidir. Bir şekilde cennete girmek. Anlaşıldı mı? O yüzden bir kimse burada amenine güvenmeyi öğrenecek. Yani ben namaz kılayım direkt cennete ki böyle bir şey yok. Namaz vesile olun. Allah'ın rahmeti neyse Allah cennete gireriz.
Resulullah salallahu ve senem Hazretin. O ne öğretiyorsa geride kalır. Hiç kimsenin amenine güvenmesi diye bir şey yok. Mürşid-i Kamillerin arka taraf duysun. Mürşid-i Kamillerin Allah dostu olduğu söylenir ve Resulullah Efendimiz'den devamlı görüştüğü söylenir.
Şimdi bu beni biz illaçla dinledik. Sadece bu cemaatten değil başka cemaatler bulundu. Demek böyle. Bir yetişmiş birine görev verileceği zaman onun Mürşid-i Kamil olan kendilerinin söylediği bu Mürşid-i Kamil'di dedi kimlik mi yok mu? Hatta sordukları zaman efendim yetişen yok mu siz rahmete gideceksiniz yerinize kimi?
O da diyor evladım diyor çam ağacından adam yetişse bir elimi oturtturacak. Ama yetişen böyle olduğu halde o hakka yürüdükten sonra belli zaman sonra icatini başka taraftan alındır. Söyle bir şey. bir ilan ediyorlar. Bu nasıl oluyor? Şimdi normalde bir şey bir Mürşid-i Kamil kendi dervişlerine yetişip yetişmediğini dervişlerin hangisinin yetişip yetişmediğini iki yolla bilir.
Bir kendi hal ve rüya yoluyla bilir. Dervişin kendisine anlattığı hal ve rüyalardan bilir. Kendi hal ve rüya yoluyla bunları böyle açık anlatacağım hakkınızı helal edin. Yani hepimiz örtelik gideceğiz bir gün. Kendi hal ve rüya yoluyla bilir. Mesela rüyasında o kimseye esma verir. Rüyasında o kimseyi değişik elbiselerle alır. Rüyasında o kimsenin esmayı aldığını görür. Mesela rüyasında o kimseyi rüyasında karşılasın. O da hay esmasını vermeye başlar.
O da hay esmasını alın. O da hay esmasını çekmeye başlar. İşte onun üzerinde değişik tecelliyattan olduğunu görür. O kendisi bir tecelliyat yaşar. O karşısındaki dervişi de o tecelliyatı yaşar. Ve bilir ki o kimse örneğin hay esmasını veya zikrullah halakasında kendi zikrullah yaparken o kendi dervişi veya dışarıdan bir kimse onun karşısına getirdiler. İşte bu tecelliyatı adı şu ismi şu cismi şu onunla beraber hemhal olur zikrullah yapar. O da onun öyle yetişmiş olduğunu yetişerdi veya yetişiyor olduğunu orada bilir. Bir de bilir. İlla hepsinin bilecekleri bir şartı yok ya gelin derviş ona bir rüya anlatır veya bir hal anlatır o rüyasında veya onun o haline göre onun esmasını değiştirir.
Bu rüya ve halde ona ver ez geçmeyin. Burası yalnız böyle özel bir noktadır. Hiç rüya ve halde olmasa o kimsenin kalbine ilham gelir. O kimseyle alakalı bununla da o kimse bilir veyahut da orada yol aldırır. Bir üstad için bir kimseye ordu bitti yetişti demek güç bir şeydir.
Eğer o kimse gerçekten üstad ise neden? Çünkü büyük bir sorumluluk ister onun altına imza atacak. Onun altına imza atacak çünkü bütün dervişler bütün ilhamlar o arka peşine düşecek. Bu kolay bir sorumluluk değildir. Bir bir kısmı ise bu yolları bilmiyordur bilmediğinden dolayı ne yapacağını bilmez ne yapacağını bilmediğinden dolayı da hiç kimse yetişmedi.
Enteresan şeyler var çünkü bunda. Bir kısmı ise bu yetişmeyenler için geçerlidir. Zaten kendisi yetişmiş değildir. Kendisi yetişmiş olmadığından yetişecek kimse de yoktur. Yetişecek kimse de yoktur. Yetişmiş ne bilmiyordur? Onlar gidiyordur. Onlar öyle gider. öyle bir kör dövüşü var ki bu meselenin içinde. Öyle bir kör dövüşü var ki kim neye nereye nasıl yumruk kurduğunu bilmiyor. Bakın kim neye nasıl ne şekilde yumruk kurduğunu bilmiyor. herkes birbirine yumruk uygun yorulmaz. Allah muhafaza eylesin. Ama bunların içinde ikisi en hakikisi kendisi bu noktada gerçekten manevi elde yetişmiş ve o manevi elde yetişen kimse böyle bir bir kimseyi yetiştirmiş ve yetiştirdiği kimseye icazetini sağlığında vermiş.
Eyvallah. Şimdi bunlar işin doğrusu işin realetçesine başçasını. Bir gerçekten manevi ellerde yetişmiş kimse kaç kişi? İki manevi eller yok isen yetişmiyor mı? Üç yetişenleri nereden gideceğiz? O zaman çorman iş. O zaman çorman iş. Kendi dergahımızdan örnek verecek olursak Hacı Evin Bökün çorma dergahı kurmuş. Dergahın başlangıcı çorm değil ama çorm olduğundan dolayı dergahı çorma kurmuş. Ondan sonra Hacı Aydar Efendim gelmiş dışarıda.
Ondan sonra o çormu Hacı Mustafa Efendi'ye bırakmış. Sonra o çormu Hacı Mustafa Efendi'i kimseye bırakmamış. Şehe Efendi bana muamim verir verdi diye çıkmış. O da ölmene ya bizim yaşadığımız realite. Örmüne yakın işte Hüseyin demiş ki bir tek Mustafa abimizin sevgisülük vardı. Halife noktasında başka kimse yoktu. Onu da durduk peygamber Efendimiz demiş. O da göçmüş gitmiş. Bu bizim dergahımızın geçirdiği süreç. İşte ki Ahmet Ziyaret'in bir uşağını mahvettim dergahı. En sonunda Bursa'da Mehmet Said Efendi Hazretleri dedi. Durmuş icaz etti. Emre Said Efendi'den sonra icazet yok. Sonra tamamı geçmiş Esad Coşan.
Esad Coşan vefat etti. Şimdi oldu geçti. Şeyi var mı söylüyorlar şunu. İcazeti var mı yok. Senayeti var mı yok. Bir durumu var mı yok. Bunlar isim isim söylemek istemiyor fakat yanlış anlaşılmasın. Eleştirilen bakımından değil. Realitesi. En işte genişçe Mahmud Efendi. Mahmud Efendi'nin icazeti yok. Onun icazeti yok. Kim menzilcileri onlar zaten hiç dışarıda kimse yok. Amca çocukları kendileri. Onlar da tutturmuşlar bir galsız diye böyle gidiyorlar. Galsız dışarı hiç gitmiyor. Babadan oğullar oğullar sahaya amcan oğullar amcan oğullar hiç dışarıdan daha yetişmiyor başka.
Demek ki bir tek kendi sürenelere böyle bir şey olmuş. Esad Coşan'ın doğru olduğu. Damat damatlar oğlan geleceği işe şimdiden öne hesabetsinler. Gibi bunlar normalde işin zaten en akıl almaz yeri akıl almaz yerleri buradır. Muhafaza öylesi. Perşembe bir tekke bir şey açadım enteresanıma gitti. Kadıncağızın birisi rüyasında görmüş işte filanca yerdi şeyhin demişler gelmiş tekkeye bir de rüyasında da görmüş haçta şimdi demişler ona neyse gelmiş tekke sormuş arkadaşlara demişler haçta rüyasında tekrar görmüş işte bu senin üstadın diye işte ona hurma vermişim ben tesbihini de sona vereceğim senin demişim neyse geldi rüyalısını anlattı kendisi de nakşivendi anlı şanlı nakşivendi tarikatına müntesi hocasına sormuş demiş böyle böyle rüya görüyorum
hocası hocası demiş ki bana valla demiş buraya dersli olmasan git ders al oradan diyeceğim ama demiş buraya derslesin demiş şimdi dinledim kadını kadın mı kız mı bilmiyorum Allah'a affetsin dinledim dedim ne diyeyim bacı dedim ya millet dedim böyle uçurup kaçıracak bir yerleri dedim kapatacağım diye uğraşıyor insanları dedim sen ne diyorsan ne düşünüyorsan öyle dedim ben ben size intizam etmeyin dedim ders almayın ben dedim sizin bildiğiniz neyiyim dedim ben işte neyse bir ders söyledik yanındaki bir arkadaşı vardı
ona da verdik kendi kendime düşündüm dedim ki bu katına şimdi icazetin olsan olacak olmasan olacak bir kağıt parçası ya icazet dedim olsan olacak olmasan olacak olsa da adam senin rüyasında görmür sen olacak senin icazetin var evet sen dışarıdan bilmem hangi tane katın içinde senin rüyasında gören birisi var mı yok icazetin olsan olacak ki bu böyle yani zahiri bir şeyle çözülecek bir şey değil adamın bir söylemedik kalıyor millete gidin istediğiniz yere benden için öyle diyorlar hem öyle diyor
hem millet onun peşine gidiyor diye ya ne diyeyim ki dedim ya ya ne yapayım düşün peşine mi diyeyim yok dememişim bugüne kadar gelirdi demin öyle dememe rağmen insanlar nasıl benim peşimden gidiyorlar mış ben de dedim ki insanlar benim peşimden gitmiyorlar ki dedim Allah'ın arasının peşinden gidiyorlar benim peşimden gidilsin istemiyor mu ki ben hiç böyle bir şey demeyim bugüne kadar yok adam böyle hepini bekliyor o yüzden bunun böyle bir zahiri ölçüsü yok yani zahiri ölçüsü icazetli bir şeyhle tanıştım ben adamın
kapı gibi icazetleri var bir sürü yerde Allah Allah adama şehit demek için bin bir tane şahit lazım bin bir tane şahit olsa bu şehit deseler diyeceğim ki ya estağfurullah lasım ya bu bin bir tane şahidi gövden geçireceğim bize belki yani bunların şahitli gövden ne vardı Allah muhafaza evet ölçü eyvallah en güzel ölçü şu Allah Resulullah Resulullah demiş ki ahir zamanda mübeşşirat kapısı açık kaldı nedir ya Resulullah ümmetinin gördüğü salih tülak hiç kimsenin icazeti hiç kimsenin ben oldum demesi hiç kimsenin soyu
sülalesi soru hiç kimsenin geldiği gittiği nokta hiç kimsenin hiçbir şey olmasın size size ölçüş olsun zahiri manada o kimsenin kuran ve sünnete uyup uymadır zahiri manada bir adamın zahiri o görev hayatı yaşantısı bari avvan konuştukları yaptıkları amelleri yolu kuran ve sünnet uygun mu değil mi bir bu iki bu sahibesi iki maik kimsenin rüyasında görür sen gördün mü öt sen gördüysen kalbin ısındıysa rüyanda da gördüysen bu noktada yürü git sen tanıyorsan için ısınıyorsan
sen ondan faydalanıyorsan rüyanda da görmemiş olabilirsin sen kendini oraya oraya kendini oranın olu olarak görüyorsan oranı insan görüyorsan ve kuran ve sünnet noktasında bir problemin yoksa yürü git elbize bu benim kendi şahsi kanaat bir başkasının icazeti varmış sen icazetli bir yer istiyormuşsun yürü git o retabı ol yok bir başkasının sülalesi çok meşhurmuş oraya alacak git oradan alırsın yok bir başkası çok kalabalık cevapmış oradan alacakmış ama kardeşim bu noktada da hiçbir problem yok yani benim kendi nefsimde
ama ölçü sorumluluk sebebi bu iki şey ölçüsü bir adam zahire konuştukları yaptıkları ettikleri çizgisi yolun kurum ve sünneti uygulayacak namen bahat eden o kimseyi ben kendi şahsi kanaatim rüyanda görüyorsan bana rüyanda o şeyh olarak gösterildiyse üstad olarak gösterildiyse benim onlardan sadece gösterildiyse yürü git yani eşşaf olu virtual şama kadar gitmiş orada rüyasında Hacı Bayram'ı uğramış giden beğenmemiş Hacı Bayram'ı orada şama kadar gitmiş Şam'da Hacı Bayram'ı görmüş rüyasında geri dönmüş hacı bayramdan
dersini almış ha demek ki ölçü mü? eşşaf olu � BLM niş, mundo monster böyle yaşadıysa veya başka daha öncekiler hijyionador yaşamış mı? yaşamış Gitmiş Esreboğlu'nu bakmış Hacı Bayram'ın Veli Hazretleri, burday bitiyor dervişlerle beraber, demiş ki ya Şehri'nin olur mu? Bak o zamanın içinde ne aranıyormuş? Şal, şöhret, şatafat, gösteriş aranıyormuş demek ki. Bakmış Hacı Bayram'da şal, şöhret, şatafat yok. Ankara o zaman köy, siz Ankara işini büyük görüyorsunuz. Ankara o zaman köy, kırsal bir köy, dervişlerle beraber müdeğe bitiyormuş. Bakmış, bakmış, bakmış, hiçbir şey belirtememiş.
Yürümüş, Şam'da çok bazen şanlı şöhretli birisi varmış, orman ders almayı gitmiş. Önceden sünnettir ya, geceleri bir şehre girilmemiş. Şehre yakın bir yerde konaklamış, geceleri sabahleyin girecek artık. Ortaça rüyasında Hacı Bayram Hazretleri'ni görüyor. Kendisinin kafasında bir tasman, köpek tasması. Tasmanın ucunda zincir, zincirin ucunda Hacı Bayram Veli Hazretleri. O işten gelip tekrar Hacı Bayram Veli Hazretleri'nin olduğu yere. Bir iki, önceki neyse şimdi de öyle olması lazım. Değişir mi? Değişmez. Sen bir kiti rüyanda gördün, kimseye git inktisap et kardeşim. Şeyh miydi, değil miydi de hiç düşünme. O zaman düşünme. Sen rüyanda gördün mü, gör.
Senin şeyhin oymuş kardeşim, Allah yolunu açık etsin. Görmedin, demek ki değilmiş. İçin ısınmıyor, demek ki değilmiş. Yani gördüğüne ve için ısındığına inktisap et. Allah muhafaza eylesin. Sonuçta herkes layıkını bulacak. Herkes layıkını bulacak. Sen neye layıksan onu bulacaksın. Kim neye layıksa onu bulacak. Öyle değil mi? Hiç kimse layıkın var içinde bulunuyor mu, bulmaz. Allah bizi affetsin. Şimdi, Kur'an ve sünnet dairinde hareket ediyor. Bir mürşidik âmrı tasavvuk etmesi gerekiyor mu ya? Kur'an'ın mesela İmam Azam Hazretleri okumuş. Kur'an ve sünnet dairinde hareket ediyor. Meşgul ekran mı mürşidik âmrı?
Ne meşgul olacaksın? Söylemiyorum işte şeyhi şeytandır falan. O söz bir şekilde doğru, herkese doğru değil. Yani bir kimse bu noktada kendi dairesine bir ihtiyaç duyuyorsa niçin ısın etmesin. İhtiyaç duyuyorsa niçin ısın etmesin. Ne olur mu değil? Tecburiyet yok. Hiç kimse, hiç kimse mecburiyet kılmamış. Allah tarihi mecbur kılmamış. Dinde zorlama yoktur diye. Kim kime mecbur kılacak? Dinde zorlama uygulamayın diyoruz açar mı? Yani sen ister Hristiyan ol, ister Müslüman ol, ister Müslüman ol. Allah seni görüyor mu kafanı silah diye sürdüğünü gözen diye? Sen kendini seçiyorsun dinini.
Şimdi bu rüyada çok sever ben görmüyorum. Mesela sizi çok gördüm o dönemlerde de. Bırak bize bu normal bir insan, normal bir insan da buna git bağıran diye böyle bir normal şekilde böyle bir insanı gösterilebilir mi? Yani o zaman bu rüyada salih olmadı ortaya çıkarttık. Eğer tamamen bu rüyada o salih bir rüyadır. Diyoruz ki görmese git bağıran. Ama normal bir insan da görebilir mi böyle bir şey? Normal bir insan da normalde bir rüyasında ona demezler ki bu senin mürşid-i kamildir git ona bağıran diye. Normal bir insana demezler. Adamın rüyasında demezler ki x kimsenin mürşid-i kamildir git ona bağıran diye. O zaman şu çıkıyor yani benim gibi bu cemaate kadar çok sürüyoruz zaten o dönemlerde.
Ben de arkadaşımla diyebilirim ki ben usta kaydıyı gördüm. Bana giremiyorsan mesele yok. Bu tamamen mi diyebilir misin? Bu tamamen önce bir sözü yok. O da bu görmüş gibi olursa. Ama o kimse kendisine o adamın yalan söylemeyeceğini kendine hüccet olarak tayin ettiyse. Bu noktada bir şey yok. Adam der ki ya neyse. Dedim ki kim? Atlan benim yıllardan beri arkadaşım. Ya atlan benim için böyle bir rüyada görmüş. Ben atlanın yıllardan beri inanmışım. O da bana inanmış. Bana yalan mı söyleyecek atlan der. Atlan o rüyayı kendisine hüccet kabul eder. Zaten ben bunu söylerken bu uluğa açık bir şey. Bir de işin aslında burası başka bir noktası. Herkes o seviyede rüya görülmesi zor zaten.
Bir de işin bu tarafı. Adam yıllarca orta yerde kalabilir. Hep rüya bekliyor. Veya böyle bir mesela ben bazen bunu kenayesine söylerdim de Allah affetsin vereyim. Anlamaz karşıdaki. Ben derim ki ona hadi sen hüccetli rüyadı. Sana Peygamber Efendimiz söylesin sallallahu aleyhi ve sellem. O kendisinde bir eve görüyordur. Kendisi böyle dolaşıyordur. O kendisi böyle dolaşan hani o böyle kendi kendine ölür ve havaya kalkmıştır ki. O görüyor, o biliyor, o yüksek seviyelerde uçuyor. Ben de ne derim ki? Hadi sana Peygamber Efendimiz söylesin sallallahu aleyhi ve sellem. Onun arkasında kenaya yatan anlamaz onu. Ben de anlatmam zaten onu. O da şimdi o kendisindeki kibiri, gururunu görmeden ha bire Peygamber Efendimiz bana söyleyecek.
Ben o söylediği yere gideceğim diye bekler durur o. Hiç aklına yedirmez o kimse. Ya ben kimim Peygamber Efendimiz'i görecektim? Hiç hayatımda gördün mü kardeşim sen? Hayatımda Peygamber Efendimiz'i görmemiş. Bize Peygamber Efendimiz söylerse gideriz. Değil mi? Peygamber Efendimiz gece rüyada söylerse ne kadar tam masila emin miyiz? Şeyde rüyamızın sahi olduğunda. O Peygamber Efendimiz söylerse ve o kimse onu yapmazsa ona tehdit evan lazım zaten. Ne işin bu tarafı var? Peygamber Efendimiz söylerse ve sellem hazretinin şeklinde şemaline şeytan giremez. Asla. Geçmiş Peygamberler'e giremez. Asla. Sahabelerin şeklinde şemaline şeytan giremez. Asla.
Çünkü bunlar hadisle sabitler. Allah Resul diyor ki ashabı yıldızlar gibi verir. Hangisini sarılırsanız beni bulursunuz. Resulullah söylerse ve sellem hazretinin diyor ki benim şeklinde şemalinde şeytan giremez. Geçmiş Peygamberlerin de şeklinde şemaline şeytan giremez. Ve onların sesleriyle de, sesleriyle de konuşamaz. O yüzden o cemaatta bir üstada bağlandılarsa o cemaatta mutlaka Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin cemaatan insanlara bu noktada bir işaret vermesi gerekir. Yani o cemaattan bazı insanlar Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin işaretiyle gidip o kimseye intisap etmeleri gerekir. Bu bir ölçüdür.
Dehildir yani. Hepsini görmeyebilir. Ama içlerinden gören olması gerekir. Bu bir işarettir. Yoksa sen kendi kendine gör, kendi kendine ilanet, kendi kendine söyle. Bu şey değil. Cemaat onu görecek. Cemaatten insanlar onu görecek. İçerideki insanlar pir makamında kimselerden görecek. İşte imam makamında insanlardan görecek. Sahabelerden insanlardan görecekler. Ya rüyalarında görecekler. O rüyalarındaki kimse, o kimseyle alakalı bir şey söyleyecek. Bunlar hüccettir, değildir. İnanan için. Anlaşıldı mı? Herkes mi görmesi gerekir? Evet, herkes görmesi gerekmez. Ama bir kimse illa ki diyorsa, Kardeş ben görmeden bazı olmayacağım. Allah yolunu açık etsin.
Gör, bazı. Anlaşıldı mı? Onun üzerine çünkü bir iddia olmaz. Allah affetsin. Cemaatta bu noktada insanların içinde işte rüyalarının sahihliğiyle daha bu noktada kimse var ise, ve o insanlar diye varsa, Arkadaş bize Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem adı, dedi, gidin buna intisap edin, eder ise. Veya işte sahabeler denilse, geçmiş peygamberler denilse, Ben, bu noktada açık bir şey karıştırılması gerekirse, Ben kendime intisap edecek olsam, Allah affetsin. Yani, benim ölçüm o kadar olurdu. Ha bu başkasının ölçüsü ne olur? Onu bir şey diyemem. Baba affetsin.
Ama ölçü mü? Şimdi Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, kendi it falanca dağıtar, intisap et, o dağıt Mürcid-i Kamil. O dağıt Mürcid-i Kamil. O kişi de git de ona intisap et. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, O mülük rüyasında görüyorsan, yani şeydini görüyorsan, o şeydin suretine şeytan gelir mi? Yani, Peygamber ve sellem girmiyor. Onun işaretiyle, o Mürcid-i Kamil sıfatında olan zâtlarının şekline giriyor mu? Şu girmiyordum, ben girmiyordum. Bir saniye. Şimdi giriyordum, şimdi. Girmiyor desen, şimdi burada, Türkiye'de o kadar çok kuruş bir kanun var ki. Bir saniye. Bir de şu var.
Hatice yok zaten ne? Bir de şu var, şimdi bir ibaret olmuş. Mürsül-i Kâbî'l-i Şehitîn-i Sûretîn-i Şehitîn-i Şehitîn gelemez. Bu konuda ne bir ayet var, ne bir hapis var. Ne de imamların iştahı var. Duma-ı Azam Hazretleri de iştahı var. Ama her bir tasafi var, kendisini bir uç olarak koymuş, bir hukuk olarak koymuş. Var mı böyle bir şey var? Şimdi desek ki girmiyor, ulan demikten beri o sıraladığımız gaybı kubatlar var ya, hepsi de Mürsül-i Kâbî'l-i diyor, hepsinin de Şehitîn-i, bu sefer ne diyecek adam, benim Üstadımızın Şehitîn-i Şehitîn-i Şehitîn-i Şehitîn girmiyor diyecek. Diyecek mi? Değil ki neden? O adam o şey, Mürsül-i Kâbî'l-i Kâbî'l olarak diyor.
Giriyor desek, yolu düzgün olanlar var, pardon, girmiyor desek, bu sakıncası var. Giriyor desek, yolu düzgün olanlar var, onları da kumurluk içine atıyor. Ama en el selametlisinden, ben o selamet olarak gördüm oluyor. Dedim ki girer kardeşim ya dedim, çıktım işin içine. Şimdi bu son nefeste kabirdeki muhabbet var ya, son nefese gelip kabirde sorgusuna cevap verin. Bu ne kadar doğru abi? Peygamber hangisi abinin son nefesine gitmiş veya kabirde hangisi abiye yardım etmiş? Veya birazdan hangi, niyar hangi dermeşine böyle bir şey yapmış veya bunu kim rivayet etmiş, kim anlarır? Anlata nasıl olacaktır? Bana Peygamber'e selam, tabi hazırım başımlarım. Peygamber'e güvenme diyor. Bizimkiler Şeyh Mürsül-i Kâbî deyip yatıyor, son nefeste yatıyor.
Nasıl ötebilir? Ağustos kabahını, benim kabahımı kapatıyor ya. Yavaş yavaş topluyor biz de kendimiz bizler. Son nefeste sorguluyor surale mi giriyorlarmış? Öyledi değil mi? Öyle bir şey bulamadığınız için çok özgür dilerim. Mustafa benim bir açılım sorum olacak.
Bu, herhalde babamız Zafak Sertesini ölecek. Bir işaret buyurmadı. Yani sorumluluk anlamak için mi işaret etmiyor yani altın, altın, altın, altın, yerine bırakacak halde mi? Veya dergisi arası cevabıcıda bir imtihan mıydı? Onu gidip kendisine sormak lazım. Hangi düşünceyle öyle yaptığını? Demiş ya, veya şimdikiler diyor ya, kılıncı daha keskin olacakmış diye, ne sormuyor mu? Öyle değil mi? Kılıncı daha keskinmiş, şimdi daha güzel cevap veriyor. O yüzden şimdiden sorum. O zaman kılıncı keşkondan sorumlarsın. Ben değil kılıncı keşkondan, ben değilim. Hiçbir cevap çelişmiyor. Bir başkasına sorun, sorun bana soruyorsunuz. Aynı şeyleri konuşuyoruz, şimdi böyle deneyim.
Allah Allah, eskiden ne değişiyor? Bir sürü arkadaş yok işte, velayet yolunda böyle, şimdi böyle diyor. Peygamber de aynı peygamber, şu anda ayakta duran dört mezhep var ama on yedi, on sekiz tane mezhep çıkmış. Bizim kendi cemaatimiz var. Bizim de meselemimiz farklılaştı. Sizin deyiniz, o zaman uyumlu mu? Değişen noktada yanlış olur mu? Yok canım, ben değişmediğimi iptal edersen benim için de yapan olur. Ben değişmedim arkadaşlar. Değişmişim demek ki. Değişemedi. Değişemedi. Var. Arka örneği diyor ki, değişerek geliştik diyor. Kardeşler bu şeyleri yanlış anıyorlar. Ben artık tartışma, başkaca varlıkları sataşma noktasına kadar izliyorum.
Diyor, Allah'a affeylesin. Bunlar bizimle konuştuğumuz ölçüler, başkalarıyla savaşmak için değil. Kendi eksikliklerimizi, kendi yanlışlıklarımızı tamir etmeyin. İşin doğrusunu bulmak, doğrusunu yapmak. Allah bizi muhafaza eylesin. Önceden şöyleydi. Önceden böyle deyip eskiyle. Yandarmamızda kavga ediyoruz. Yandarmamızda kavga ediyoruz. Saatını bıraktık da, işimi tutuyor yani. Yani siz yine de tanıtıyorsunuz. Dışarıdaki kardeşlerle, biz de yanlış anımızı atıp başka noktaya gidiyoruz. Diyor, Allah'a affeylesin. Bunlar bizimle konuştuğumuz ölçüler, bir başkalarıyla savaşmak için değil. Kendi eksikliklerimizi, kendi yanlışlıklarımızı tamir etmeyin. İşin doğrusunu bulmak, doğrusunu yapmak.
Allah bizi muhafaza eylesin. Önceden şöyleydi. Önceden böyle deyip eskiyle hesaplaşmak değil. Allah bizi muhafaza eylesin. Hakkınızı helal edin. Var mı başka sorusu olan? Selamun Aleyküm. Neden? Az önce demiştiniz, daha önceleri sürekli geceleri şehirde girmemek demiştiniz. Şimdi sürekli sürekli değil mi yani geceleri şehirde girmemek? Diyor, şimdi bir sahibi kimsenin konak neyince konu tutup yok ki ben. Ya sizlere, peygamber efendimiz, bilmem kaç bir kelime kadar girmemişti. Ağrıız, sorun olmuştu. Dilemiştesi, peygamber efendimiz girmemişti. Dilemiştim de, önüne. Önce yaşıyoruz. Yeter.
Ya tek bir köyüze de her yerleri değiliz. Doğru. Mesela biz de son bir yerde yaşıyoruz derlerinde. Nereden kündüz böyle bir yanlıştır? Ben öyle sabahlamak am gibi. Masaraylar var ya.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi