Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Haziran 2012 · 49:00
O zaman işte o ikisinin Allah rızası üzerine olan sevgisi gerçekten insanı cennetlik eder ama bu sevgiye, nefsaneye karışmaması lazım, madde karışmaması lazım, ne bileyim dünyanın aradan çıkması lazım komple ve hesabın aradan çıkması lazım komple insanların en büyük problemlerinden birisi sevgilerine, muhabbetlerine hesap olması lazım, o hesap olmazsa o zaman mesele çıkacak. Yani, kızın birisi geldi, bir çocukla konuşuyormuş, diyeceksiniz ki böyle olaylar alıyoruz bize, bunlar nasıl kaynaklanıyor, millet bir bürükçü arıyor, cinci, minci, bürükçü, zıvır zıvır, duyuyorlar, diyorlar ki ya işte böyle birisi varmış, gidelim ona tanışalım, geliyorlar dükkana bizim veya işte eve geliyorlar, bir yerde karşılaşılıyor, onlar buluyorlar zaten biz.
İşte çok sevdiğini söyledi şeyi, konuştuğu erkeği, ben dinliyorum tabii, hem çok sevdiğini söylüyor, hem onunla evlenme hesabı yapıyor, neden evlenmiyor diye, bir de buradan rahatsızlığı var. Dedim ki bu ikisi zıtlık teşkil ediyor, çelişki var bununla dedim ben. Neden dedi, dedim çok seviyorsan hesap etmemen lazım, çok seven insan hesap etmez dedim, sen bununla evlenmeyi düşünüyorsan hesap ediyorsun, o zaman hesabın olmaması lazım dedim, bak senin sevginde hesabın var, böyle olmaz dedim, çok sevmek bu değil.
Demek ki, o zaman nasıl bir şey dedim, böyle olmaması lazım, seven insan hesap eder mi? Yani sen hesap ediyorsan adamla evlenmeyi, hesap ediyorsan bu adam beni rahat geçindirir diye, hesap ediyorsan bu adam beni şöyle yapar, bu adam beni böyle yapar diye, o zaman senin onunla hesabın var. Sen şimdi hesap ediyorsan benim arkadaşım beni yedirir, içirir diye, veya hesap ediyorsan ben filancı şeyi seversem cennetlik olurum diye, veya sen hesap ediyorsan ben filancı şeye bağlanırsam hesabın, kitabın çabuk görürüm, göçer giderim diye, bunların hepsinde muhabbetinin sonunda hesap var.
Bu muhabbet Allah rızası için muhabbet değil, muhabbette hesabın olmaması gerekir. Ha o zaman bir insandan bu neye benzer? Çocuklar bir şeye karşılık bir şeyi sevmeye benzer. Yani küçük çocuklar olur ya, çocuklar babalarını önce çikolata getiren olarak görürler. Annelerini emziren olarak görürler. Emiyor ya çocuk, kimi emerse onu anne zanneder çocuk. O çocuk aslında anne sevgisini bilmiyor. O çocuk meme sevgisini biliyor, hıtrî olarak. O çocuk emdiği kimseyi anne bilir. O çocuğa senin annen bu değil deyinceye kadar o çocuk onu anne olarak tanıdır. Neden? Ondan emdi. Aslında o emdiğine karşılıktır onun sevgisi. Yani ememiş olsa çocuğun anne sevgisi diye bir şey olmaz.
Ama anne sevgisinin temeli bu menfaata dayanır. Temeli bu menfaata dayanır. Yani o çocuk götür, başka bir kadından erisin, onu anne bilir. Ne olmuş oldu? Temel olarak anne sevgisinin başlangıcı oldu. Yani neden bir başkasını biz annemiz diye sevmiyoruz ki? Yani dışarıdaki bir kadını öyle sevebiliyoruz mu? Sevemiyoruz. Çünkü biz onu emmişiz. Sütünden faydalanmışız biz. Sütünden faydalandığımızdan dolayı onu seviyoruz. Yani insanın kendi içinde hesap var. Yani işte ehl-i tasvufun öyle noktası olmuş ki insanlarda demişler ki bizi cennetine ister kat, ister katmamış, seni seviyoruz. Burası çok enteresan bir şey. Yani bizi cennetine katma demek değil bu.
Ya biz seni cennetine katacaksın diye sana ibadet etmiyoruz. Biz sana cennetin var diye sana ibadet etmiyoruz. Biz seni sen olduğun için ibadet ediyoruz. Sen Allah olduğun için ibadet etmiyoruz. Biz sana ibadet edeceğiz. İster cennetine koy, ister cehennemine koy. İster cennetine koy, ister cehennemine koy. Size bir kısmı anlatayım. Hani o şeye benzer. Hani demiş ya evladım bu karşındadır kendimizi bu noktada görüyoruz diye. Bu da ona benzer bir şey. Zatın birisi her gün Allah'a münacat edermiş. Her gün Allah'ı Allah'a karşı böyle bir o niyazla, münacatla geçirdiğini başka bir kimse görmüş. Ve demiş ki ona, demiş efendi açılmıyor, bu açılmıyor.
Demiş her gün daha böyle devam edecek misin? Evet demiş, ben sabırla her gün bu kapıda durup bu kapının bana açılmasını bekleyeceğim demiş. Bunlar tabii bir şeyler. Neyse, gecenin yarısında yine o zat münacata başlamış. Tabiri caizsemanet kapının önüne gelmiş, kapının önünde boynunu bükmüş, yalvarıyor, niyaz ediyor. Sultanlar, sultanlar. En son dediği şu, ey sevgili, senden daha büyük bir sevgili yok ki ben ona doğru gideyim. Ey sevgili, senden daha güzel bir sevgili yok ki ben onun kapısına gideyim. Ey sevgili, senden başka sevgilim yok ki ben başka bir kapıya gideyim. Kapı açılmış, bir nida buyurmuş. Açın demişler, gidecek başka kapısı yokmuşlar.
Gidecek başka kapısı yokmuşlar. Ve kapıyı açmışlar, ertesi gün o arkadaşı gelmiş. Demiş ki nasıl bir münacattı ki kapılar açılmadı. Demiş ki bizim ondan başka, gidecek bir yerimiz yok. Başka bir kapımız yok. O bizi kapıyı açsa da açmasa da, affetse de affetmese de. İlahi aşkın, ilahi aşkın temelidir bu. İlahi aşkın temeli. Ehli tasavvuf, ilahi aşkı arzula. Ehli tasavvuf, cenneti arzulamaz. Burasını iyi ayırırız. Biz cennet yolcusu değiliz. Biz ilahi aşk yolcusuyuz. Cennet yolcusu olmak isteyenler muhakkak ki cennet yolunu bulurlar. Bu nedir? Muhakkak ki ilahi aşk bunların dışında bir şey değildir.
Ama cennet yolunun içinde öyle bir numrani, öyle numrani, öyle geniş, öyle tatlı, öyle zevkli, öyle neşeli, aynı zamanda da öyle kederli, öyle çileli, öyle dertli bir yollardır ki orası ilahi aşk yoludur. İlahi aşk yoludur. O cennet yolunun içindedir o yolu. Cennet yolunun içinde. Yani o cennet yolunda giderleriz, giderleriz, içinden bir kısmı bir hani kolumuzda damar var mı şimdi komple?
Var. Hepsini kolumuzun içinde mi? Hepsini kolumuzun içinde. Ama içindeki damarı görebiliyorsunuz. Görebiliyorsunuz, göremiyorsunuz, içinde o damar var mı? İşte cennet yolunu böyle bir kola benzetirseniz, kolun içindeki nurani bir yol, nurani bir damar. Biz o damara kendimizi atmaya çalışacağız. O damar kendine atmanın yolu, bir, insanın kendisini hiç noktasında görmesi, iki, hesap etmemesi.
Burasının altını çizin. Yani siz namaz kılarken hesap etmeyin. Allah benim orucumun yüzü sürümetini affeder inşallah diye deyince sen namazın, orucun, ibadetin senin gözüne görüldü. Hayır. İlahi aşk yolcusu yaptığı iyiliklerin, yaptığı amellerin hiçbirisini görmez. İlahi aşk yolunun hiç hesabı yoktur. O birisine bir şey tasaduk ederken hesap etmez. Sadece kendisinin Allah'ın bir sıfatı olarak, der ki Allah benim üzerimden buna rezzat ismi şerifiyle tecelli etti. Benim üzerimden tecelli etti.
Der ki Allah mani ismi şerifinden benim üzerimden tecelli etti. Bunun kötülüğüne mani olur. Benim üzerimden hadi ismi şerifiyle tecelli etti. Bunun hidayetine sebep olur. Ortaya hesap yapılır. İlahi aşk yolcusunun listonu. Yoksa ben senin hidayetine, ben senin hidayetin benim üzerimden oldu. Benim elimden oldu. Sana ben para verdim. Senin ben namaz kıldırdım. Sana ben ders verdim. Sana ben de öğrettim. Senin derse ben götürdüm. Sen ben Allah saydım, sen Allah'dın. Bunlar ilahi aşk yolcusunun sözleri değildir. Çünkü ilahi aşkın hesabı yoktur. Can gerekiyorsa can verilir, gerekiyorsa mal verilir. Canı verirken de can senin değildir. Malı verirken de man kendine zerrece bir şey ayırdıysan, sen daha ilahi olgunlaşmamın.
Senin hiçbir şeyin yoktur. Örneği diyor ki, hepiniz fakir siziniz. Zevkin olan Allah'ın sözcüsünün hiç varlığı yoktur. Kötü çalışır. Seni severken, bir kimseyi severken, çocuklarını severken, biz evimizden iki tane ekmek götürdüğümüzde ekmeğin hesabı yaparız. Hanımımıza deriz ki, evi ben bakıyorum. Hanımın seninle hayatının seni hakim.
De ki sen benim bununla intihar ediyorsun. Geçeceğim. O yemek yapmamış sana. Sen benim bugün bununla rahatım da yemek yapsan iyi olurdu ya. Bugün çok yorgundum. İyi ben yok veriyordum. De ki Resulullah sallallahu ve sellem hazretleri, de ki Resulullah sallallahu ve sellem hazretleri kendi yemeni yaparmış, bir de hanımlarla eğdirirmiş.
Yaşantımızın ters bir yaşantı. De ki Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri evinin içinde süpürülmüş. Alın süpürün. Ama ilahi aşka vurmak istiyorsanız, o zaman hani demiş ya, nefsi vurdum taşa. Nasıl vuracaksın taşa? Nasıl taşa vuracaksın? Bu gelin, şeyin tersini yapacaksın. Nefsi taşa vuracaksın. Sana ne olur geliyor? Evde salata yapmak. Kalk salata yap. Sana ne olur geliyor? Çocuğu ayağında sallamak. Al salla çocuğu. Hayırlı. Biz bu da lazım sana. Kapan şunu. Böyle güzel. Biz okuyoruz. Eşref oğlu, Ruhm Hazretleri gitmiş. Hacı Bayram Veli Hazretleri'nin derdi anda.
Ya bugünün profesörü. Bugünün profesörü gidiyor. Hacı Bayram Veli Hazretleri'nin dergahında tuvaleti temizliyor. Ondan önce ne yapıyor? Kafasında bir, affedersin, it halkası, it, it, iplerini böyle diker, demirden diker bir şey yaparlar. Kurtlar boğulmasın diye. Ne diyorlar ki? Ne diyorlar sizler? Ondan bir tane boynuna bağlamışlar, bir tane de ip boynuna oraya der varmış, oraya bağlamışlar. Bir iti varmış, onun yanına bağlamışlar. Yemeğini getiriyorlarmış, yemeğini getiriyorlarmış. Orada ipin ucu uzun, tuvalete gidip ihtiyacını görülmüş. Orada namazını görülmüş. Böyle güzel. Şimdi Eşref oğlu, Ruhm'i okuyoruz.
Eşref oğlu, Ruhm'den bir dörtlük okuyorsun veya bir ilahi okuyorsun. Gücrelerin değişiyor. Kimyan değişiyor. Diyorum ben kendi kendime, ya Rabbi ne ilahi nefes. Diyorum, kim gider, neler yaşadı, neler yaptı. Sen git, rüyanda gör, Hacı Bayram demiş önce. Halim ya.
Hacı Bayram'a bakmış, Hacı Bayram elinde Kosa'yı uçuyor dervişleriyle beraber. Sonbaharda buğday uçuyorlarmış. Gidiyor bakıyor, diyorum Hacı Bayram. Evet o diyorlar, işte Kosa'ylar buğday birçok kimse. Hiç görüşmeden dostlar onun diyor ki ben Şam'da bir tane daha şeyh var gideyim ona ısab edebiliyorum. Gece yarısı bir şehre girmek sünnete ters. Gece yarısı bir insan önceden şehre giremezdi. Şehirlerin hemen yakınında konaklama halılar var ya, o yüzden yapılmış. Gece adam şehre girmiyor. Şehre yakın ışıkları görünce, yer gelmiş bir kenara. Yaşık'a bakıyor, bir tasma, tasmanın ucunda zincir, zincirin ucunda Hacı Bayram veli hazretleri. Şam'a girmeden yeni dönüyor.
Geliyor tekrar, diyor ki yani konuşacak ya kendisiyle. Haber veriyorlar, şeyh efendi içeride diyor ki aha gidin itin yanına bağlayın. Görüşmemiş kendisiyle. Kendisiyle görüşmemiş. Demiş ki götürün itin yanına bağlayın. Şimdi bir şeyh kalkacak da bir derviş gelecek, onunla görüşmeyecek. Deyecek ki götürün onu oraya, bırak itin yanına. Şurada beklesin iki saat, diyecek. O derviş çeker gider. Allah böyle şeyh mı olur, bizim geldiğimizden haberi bir an olmadı da. Bak bu büyük kimse ya. O geldiği zaman şeyh ayağa kalkacak. Havılar sürecek ayağının altına. Şeyh hizmet edecek ona. Öyle derviş nereden bulunacak? O da demiş ki gidin bağlayın. Nereye? İkin yanına.
Bir tek yaşamış öyle. İbadet etmiş. Kendi kendine nefsiyle mücadele etmiş. En sonunda nefsi demiş ki ona. Demiş sen bu kadar ağır ilim adamısın. Bu itle beraber demiş burada yaşıyorsun. Onun demiş kulübesi var. Senin kulüben daha yok demiş. Yürü git demiş meclisine. Git orada demiş talebelerine derse. Demiş dur halif senin yüzünden geldi benim başıma ne geldiyse. Demiş onun o yalandan demiş. İçin yemeği bundan sonra. Tam itle itin yediği yalakta yemek yiyeceği zaman şeyh efendi içeriden haber dönmüş. Demiş ki alın onu kola. Başka şey tutturmak yok. Yap. Tuvalete demiş. Bekçi yapın. Tuvaleti temizlesin boyuna. Mevzusun. İlahi aşk bak nereden başlıyor. Hiçlikten başlıyor. Yokluktan başlıyor.
Nefsini kırmaktan başlıyor. Nefisle mücadeleden başlıyor. Senin nefsinin hoşuna gitmeyen şeyden başlıyor. Yani baktığımızda hep ilahi aşk kendilerinin içine gitmişler. Yani Mahmud-i İdari Hazretleri düşünüyorsun. Mahmud-i İdari Hazretleri. Sen kadını bırak. Git sen sokaklarda ciğer sal. Mevla Celalettir. Görsün sahibi. Temizli geliyor. Bakıyor. Bir odası kitap. Hepsini de havuzun içine. Havuzun içine. Ne tutarsan ne namazını gör. Ne orucunu koy.
Ne hayır hasenat. Yaptığın iyilikler gözüne görünmesin. Yaptığın iyilikler gözüne görünmüyorsa. Rol deyin bulanlar. Şehitler gibi hak olacak. Şehitlerle beraber hak olacak. Hesapsız sevgi bulmuş. Yani. Arkadaşını sevmiş. Ama üstahabını sevmiş. Hesapsız sevgiyi bulmuş. Sevginizde hesapsız olun. O yüzden. Hesap etmeyin. Ne bileyim ki ben Ahmet'i seviyorum ama ben seni sevmiyorum. Sen eser. Sen senden nefret etsen. Seni istemese dair sana bunu sev. Sevginin özü. İzmir sebebiyle.
Herkesi seveceğim buradaki. Bu arkadaşı seveceğim. Hesapsızca seveceğim. Ben bahsediyorum ya. Zaten dostunuzu gösterin. Aşkınızı gösterin. Sevebildiğiniz bir kimseyi gösterin bana. Bir şey yiyecek.
Bunu seviyorsunuz. Hesapsızı salınlar. Aşkın adamıdır. Kendisi olduğunu.
Aşkın dilenci sor baktın. Oluncaya kadar. Kendisi olduğunu diye. Gelmişler demişler ki sen aşkın taksi misin? Biz o aşkın hayalinin peşinde.
Bize zülfünü göstersen de göster. Bize dudağını öpmese de. Bize hilal kaşını kal. Göstermemiş. Yoluna çıkmışız. Ülgün yalanında eğilir.
Elini sarkıtır. Bir gün gelip pencereyi açar da. Selçe parmağını göster. Kapıyı açmasa da. Bütün ayakımı anlatırım. Yaslanırım diyebilirim demiş. Ben iki kelimeyle bitirmem. Edepsizim ben. Sen kimsin diye sorsun diye. Önünde bekliyoruz. Çalmaya kudret kuvvetimiz yok.
Sevgiliye edepsizlik edemeyiz. O sonuçta kapının önünde bekleyen bir kulu olduğunu biliyor. Kapıyı çalmamıza hacet yok. Kapının önünde o. Bir şeyin temesi bizim o diye sormasını bekliyoruz. Bizim üzerimizde başka bir şey bina etmiyor. Bakıyoruz. Acaba bu gece aydan mı görüyoruz? Acaba zühre yıldızına mı tecelleder? Yoksa bir gün Tuğra sinaya tecelli ettiği gibi birimizin gönlüne tecelli etmiş olsa yeter bize. Bize tecelli etmese dahi. Buradaki kardeşler birisinin gönlününün gönlüne tecelli ettiği gibi etsin yeter. Onun ışığı, onun nuru hepimizi aydınlatır. Aydınlatır önemli değil.
Sen bundan kendini yakmaya çalış. Hangi numar olsa olsun. Sonuçta bütün bunlar onun nurundan yanmış. Hangi bundan sen yanarsan yan. Hiç önemli değil. O yüzden severken hesapsız seveyim. Allah'ı severken de hesapsız seveyim. Hani bir gün dedim ya. Dedim ki kendi kendinize. Ya Rabbim ben seni seviyorum. Diyor ki ben seni seviyorum. Kadın sekiz takla atıyor. Deyin ki ben seni çok seviyorum. O gün onun günleri uyum olur. Onu seven birisi var. Çocuk diyor ki baba ben seni çok seviyorum. İçimiz bir hoş oluyor. Olmuyor mu? Oluyor mu? Ben seni çok seviyorum. Geceği yer varsa bu manada Allah Celle Celaluhu. Deyin ki ben seni çok seviyorum.
Deyin ki ben senin Habibini çok seviyorum. Diyeceğiniz ki yalan. Ya olsun ya. Yalandan da olsa seviyorum ben. Riyadan da olsa seviyorum ben. Gösterişten de olsa seviyorum deyin. İspatım, gücüm yok, kuvvetim yok, kudretim yok. Zayıfım, fakirim ben. Durumum yok. İhlasım var, samimiyetim var. Ya Rabbim seni seviyorum. Gücüm yok benim. İspat etmeye halim de yok. İspat edecek olan güç, kuvvet, kudret olması lazım. Bizde o güç, o kuvvet yok ki. O ilim yok ki. Birbirine sayfa sayfa koyalım. Bak ilmimiz böyle, seni biz böyle seviyoruz diye. Yok ki bizden. Bir şey biliyoruz yani. Kendi nefsim için söylüyorum.
Ya Rabbim ben seni seviyorum. Sevmeye çalışıyorum. Senin hayalinin peşine düşmüşüm. Senin kolunun peşine düşmüşüm. Senin renginin peşine düşmüşüm. Her renkte ben seni arıyorum. Diyor ki bu Allah'ın kokusudur. Bana tecelli etmese de. Çive de gelse, dert de gelse, ızdırap da gelse ben hayrularımı seviyorum.
Ben seviyorum. Sevdiğim için onu da çive olarak görmüyorum. Sıkıntı olarak görmüyorum. Dert olarak görmüyorum. Bana diyor ki ya abi nasıl çekiyorum? Bakıyorum çektiğim bir şey yok ki mi geliyor bana? Bu millet diyor, neden bana böyle diyor kendi içimde? Ya ne çekiyorum ki ben diyorum. Size belki de ağır şeyler çekiyormuş ki mi geliyor. Bana hiçbir şey anlayamıyor. Zor gelmiyor bana. Ben diyorum hayalde bu gece inşallah Tur-i Sinaya tecelli ettik. Birimizin gönlüne tecelli eder bu gece. Geliyor. İnşallah bugün Allah tembise ruhunuza tecelli eder diyor. İnşallah bu gece diyorum hay derken hayat verir bu gece birimize diyor. Kendimiz bir şey beklemiyoruz.
Buradan bir kardeşe birbirisine gelebilir. Bir kardeşe silahet etse, bir kardeşe değse, dokunsa, damlasa, damlasa damlasa. Aşkın damlası toprağı kimya eder, kimyansız. Toprağı altın eder. Toprağı en kıymetli maden eder. Aşkın damlası damlasa. Sen görsen desen ki bu adam hiç beş para etmez. Ama ona zerresi damlasa vallahi çok gelir zerresi o adama. Bir bakarsın ki o adam sargaf dükkanı olmuş. Senin beğenmediğin adam sargaf dükkanı olmuş. Senin çok beğenmediğin adamlar eğer o kimya su dokunmadıysa, damlası dokunmadıysa at keber hiçbir işe yaramaz. Ama o aşkın, o ilahi aşkın zerresi dokursa adam sargaf dükkanı, adam yüce araklı kalından, akar. Git ama alabilmeni, git koy.
En güzeli yoldadır. Meyvelerin en güzeli olan isterse besmeleği çek kopar atar. Eğer sen ziynet istiyorsan ziynetin en güzeli yoldadır. Git hangisini alırsan tak gel kadına. Güzeller bize de o. Yeter ki o aşkın sırrının damlasının tecellette bir kimseyi bulsak. O yüzden aşkın peşine düşün. Başka bir şeyindeyim. Biz aşk yolcusuyuz. O hayırlığa kapılmışız biz. O sevgili, hani bazen ben size derim ki hayalimde bir kadın var sevgili. Sakın haberin böyle birisini almayın. Öyle değil mi? Söylemem mi? Böyle birisini almayın. Neden? Yok ki. Bir itof yok.
Itof yok. Diyorlar ya İtopya'da ya. Hayır. Diyorlar bir kadın o. Ben de ne düşünüyorum? Öyle bir kadın ki hiç hayır demeyecek erkeğine. Öyle bir kadın ki senin kalbinden geçeni bilecek. Onu yapacak yerine getirecek. Öyle bir kadın ki sen konuşmazsan konuşmayacak. Sen bir şey sorarsan soracak. Kaf dağında yaşıyor. Dünyada değil. Diyorlar ya dünyada olsa 13 tane de olsa 14'ünü alırım. 14 tane de olsa 18. olarak onu alırım. Ama yok. O kadına aşık. Her yerde. Mustafa Özbağ yaşın 44 de olsa bir gün olur onu bulur evlenirsin. Size enteresan gelir. Ben biraz kafasız çatlakım yani.
Öyle derviş kardeşlerim var. Öyle derviş kardeşlerim var ki hayalim. Aşk yolcuları ki. Öyle aşkın deryasında yüzüyorlar ki. Açtıkça kendimden geçiyorum diyorum ki. Ayyadır. Seni sevdirecek olan sevgisini bana nasip et diye. Dua'yı düşündükçe kendimden geçiyorum.
Peygamber bize öyle bir kapı açmış ki. Sallallahu aleyhi ve sellem maddelerini. İşte o özel menfezde giderlere bir kapı açıyor. Ya Rabbi. Seni sevenin sevgisini. Seni sevenin sevgisini. Seni sevdirecek olanın sevgisini. Nasip eylediyor. Düşündükçe kendi kendini kendinden geçerim. Seni sevenin sevgisini. Yani sen Allah'ın sevesi olma aslamın var. Evin sevgisini. Yani seni sevcek. Seni sevdirecek olanın da sev. Zikrullah yapmak gibi değil o. O dua etmek gibi değil o.
O sevmen farklı bir şey. İçimizden bir yol çizin. İçimizden bir kapı açın. İçimizden bir menfez kurun. Deyin ki kendi kendinize yolda giderken ben seni seviyorum. Yemine yakın değil ki ben seni seviyorum. İçimizde bir besmelekim olsun. Anlıyorsanız hep ham kalacağız. Hep hep şeylerle uğraşacağız.
Dıbıdırlarla uğraşacağız. İçimiz kalacak ki. Eklitası oldu sen de kıldın. O nasıl dövdün sen de dövdün. O söyledi. Arkadaşının parasını übredi sen de öbredin. O bilmem kim, bilmem kim, izin bilmem ne yaptı. Sen de yaptın. Ne farkımız kaldı. Biz bir şeyhe intisam ettiriyoruz. Sevgiler sevgisi. Hayır yalan söylüyorsun. Ben seni seviyorum ama beni cennetine koy. Yok hayır.
Bu başkası için lazım. Aman kardeşler cennete gelin. Dışarıdakını öyle de. Aman kardeşim cennetlik yolu bir yol. Der bir yola. Eyvallah. Aman geldim aman kardeşim ya. Cennetlik yolunun içinde bir yol var ki. Ha bayıl bir şey. Fırat nehrinde rafting yapıyorsun burada. Tehnikesi belki de çokmuş gibi görünüyor ama sevgi çok. Duruya vuruyor. Bütün heyecanı gel buraya gir. İbrahim'in ateşe atılıp da dışarıdakınları çağırdığı gibi birisini de kızı da attılar içeri. Kız annesine yalvarmadın mı? Anneciğim gel. Burası sevin selamet. Dışarıdan görünüyor kıyamet. Ama içersin sevin selamet.
Nur el-i Nur. Dışarıdan bakanlar korkarlar. Mansur gibi canımız mı avlasın derler. Mansur gibi canınızı verseniz. Dışarıdan bakanlar nasıl bir kafir mi avlasınız? Dışarıdan bakanlar ne yapar? Kız bize söylemem. Abi seni sevenin sevgisini. Seni sevdirenin sevgisini. Farz kılmış ben namazımı kılarım. Namazı kılmazsak cehennem ateşiyle bizi ateşle yakar mı yakar. Sevdiğinden buruş tutuyor.
Seni sevdiğinden sikrullah çekiyor. Seni sevdiğinden rahmet etmişim her şeyini. Sevdiğinden. Kendi kendime diyor ki Mustafa'yı var. Çok kapılarla elinde bekledim. Ne düşmüşsün ki bete? Ama yürücü yok.
La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah. Le, le, le, illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.