Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Haziran 2012 · 1:01:00
Eğer bir kimsenin kalbinde iman yok ise, onun ne kadar hususiyetleri güzel olursa olsun, ne kadar iyi olursa olsun, ne kadar âlâ olursa olsun, onun o kalp sahibine bir anlamı var, bir anlık olma, bir gedirisi olma, bir sevabı olma. Eğer bir kimsenin iman yok ise, o kimsede ne olursa olsun, asla ve asla hiçbir şeyse olmaz. O zaman bir kalbe önce iman olması gerektir. İman olduktan sonra bir kimsenin eğer ki iman ortasının kalbine yerleştiyse ondan sonrası o temel sağlanmıyor, üzerine bina etmek kolay. Üzerine istediğini bina edersin. Gerektiği yerde, gerektiği tuğlayı koyarsın üzerinden. Ama iman yoksa temelsiz eve benzer olur.
Ufacık bir sarsıntıda yıkılır, ufacık bir rüzgarda kablomanın evi bir tarafın üzerine gider. Şu anda insanların en büyük problemlerinden birisi bu. Yani insanlar iman noktasında eksikler. İman noktasında eksikler. Öyle bir insanlar grubu var. İman etmiş, bu ayrı bir grup. Onlar da da İslam'da eksiklik var. Yani o kimse işte namazını kılmıyor, orucunu tutmuyor. İşte o kimse tesettüleri niyayet etmiyor. Ağzına dikkat etmiyor, gözüne kaşığına dikkat etmiyor. Hayatına dikkat etmiyor. Bu kimse imanlar. Ama bu da dikkatsizlikleri var, eksiklikleri var, noksanlıkları var. Biz ona imansız diyemiyoruz. Ama o kimse de kalkıp da kendisini bize, benim kalbimi temizleyip de yurtturamayacak.
Bu da olmaması gerekiyor. Çünkü eğer o kimsede hem iman var ise, hem İslam var ise, yani o İslam'dan kasıt kalkmemizidir, kalbin temir edilmesidir, kalbin düzeltilmesidir, kalbin o içerideki duygularının pozitif noktaya çekilmesidir. Bir de şunu anlıyorlar ehli tasarım. Yani işte bir kimse derviş oldu, kini olmayacak. İşte bir derviş oldu, buğzu olmayacak. İşte bir derviş derviş oldu ya adam, bunu diyelim ki hiç sinirlenmeyecek. Ya o adam derviş oldu ya, işte şunu kapatalım ya, derviş oldu ya, kıskanmayacak hiç. Bir şeyi tamam etmeyecek. Hayır böyle bir şey yok.
Ya sinirlenir mi? Evet sinirlenir insan. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Hellek Savaşı'nda namazları yıkılamadım diye kahır bela okumuş düşmana. Sinirlenmiş. Bir insan kinlenir mi? Evet kinlenir. Dinsiz diye kinlenir, kafirlere kinlenir. Neden kinlenmesi? Ya Allah düşmandan da kinlenir. Bir insan o zaman bir şeyi kıskanır mı, hasetlenir mi? Evet hasetlenir. O kimsenin zübadetini hasetliyorum diyor. Ya ne güzel ya adam işte. Tamam eder her sene ön beye gidiyor. Tamam eder adam beşe vakit namazını kılıyor diyor. Biz zannediyoruz ki bir kimse derviş olacak hiç sinirlenmeyecek. Sinirleniyor adam. Tabii çok iyi sinirlenmesi lazım. Sinirlenme, yerin küfür olduğu yerler var.
Mühtilik yapıyor ona sinirlenmiyor. Ya bu mühtiye, idniye sinirlenmiyor derdi kime sinirlendi? Faişilik yapıyor ona sinirlenmiyor. Ya ona sinirlenmiyor derdi kime sinirlendi? Adam faizilik yapıyor, müminlerin kanını eviniyor, eviyor ona sinirlenmeyecek. Ya derviş sinirli olurmuş mu? Derviş böyle derviş mü? Derviş dik alasındı der. Neden? Allah'ın sevmediği şeyleri sevmemek, dervişliği mümkündür, birinci düstörü. Allah bir şey sevmiyorsa sen de onu sevmeyeceksin. Allah'a dost olmak istiyorsan, kalbi temiz etmek istiyorsan, bir temin etmek istiyorsan dost olduk, sevdik. Allah'ın bu veliler olarak anlamışız. Bunun dostluk, o şahıs var. Allah'a dost olduk, gömerklik yapar, iyilik yapar, kötüye çalışan, bu konuda mücadele eden kimseyle almak dost olur.
Çünkü kendisine dostluk yollarını açan, kendisine o dostluk kul nelerle dost olur? Dostluk kul bu ne? İşte birincisinde iman etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zikrular yapmak, hayır hasenet yapmak, Allah yolunda mücadele etmek, doğruluğu doğru bilmek, yanlışı yanlış bilmek, doğruluğu mücadelesini yapmak, yanlışı engellemek için mücadele yapmak. Bunlar Allah'ın dostluk kapısına tutturan şeyler. Şimdi adam benim kalbim temiz diyor, Allah'ın sevmediği ahlakı üzerinde taşıyor. Benim kalbim temiz diyor, ne tesettüre riayet ediyor, ne hanımının tesettürüne riayet ediyor, ne çocuklarının tesettürüne riayet ediyor, ne de kendi tesettürüne riayet ediyor. Yani koskoca adam sakallı kısa bir tane tom giymiş, çıkmış meydana.
Hiç kimse bir şey söylemeyecek, tom giymiş. Gence olanlar gibi. Üstelinde bir tane askım falan almış, çıkmış. Bir de sakallı var. Ya tesettüre riayet et. Bir gün kalkacak. Bir böyle arkadaşı illa kısrar et, oraya götüreceğiz şerefendi diye gitti.
Adamda sakallı var, güzelce bir tane peş temalı tutturmuş, bozunun içinde böyle sarılıyor. Peş temalı da kabarıyor tabii meydanına. Vurdum. Yani böyle diyeceksiniz ki yargına nasıl konuşuyor, dedim kaçın görünüyor adama. Kaçın diyorum. Öbür türlü geyle başlayanını söyledim orada. Sizden saklayacak değil mi ya? Dedim ki görünüyor adama. Hacı dedim, haram. Ya açılmış da, ya açılmış var mı? Senin dedi bir münayeni seyredecek değil mi burada? Kalayınca böyle. Eterni aşağı çeken de peş temalı toparlayın diyor, uğraşmıyor. Ve şimdi baktı böyle, dedim sen yoksa ille misin adama?
Dedim ille neler gösterir dedim kıçına dedim ben. Ne gösteriyor ki burada? Kıt yok. Kapattı, yanıltı, uzaklaştı. Baktı şeyh efendi hava saklardı. Hadi oğlum dedi, yıkanalım çıkalım. Yıkanalım çıkalım dedik. Yani sen türeli iade edin mi adam? Ne o? Kalbim temiz adamı. Haluk. Senin kalbim temizse Allah'ın yasaklarını koruyacaksın. Senin kalbim temizse sen kötülüklere karşı mücadele edeceksin. Senin kalbim temizse sen kötülüklere sey çekeceksin kendinden. Senin kalbim temizse sen namazına iyi dikkat edeceksin. Orucuna iyi dikkat edeceksin. Abdestine iyi dikkat edeceksin. Kazancına iyi dikkat edeceksin. Kazancına iyi dikkat edeceksin. Senin kalbim temizse dilini temiz tutacaksın.
Kıybetten, delikotundan, iftiradan, çok gülmekten ha ha ha … gülüyor oyun adam. Sabah akşam. Kalbim temizmiş. Allah'ın esinde diyor ki o kalbin katıdır öyle. Gözü yemekler. Adam sabah yiyeceğim, öğlen yiyeceğim, akşam yiyeceğim diye uğraşıyor. Bir de milletin elindekini yiyeceğim diye uğraşıyor. Oyunluyor telefonu. Senin şurada şöyle kebab güzel oluyor. Kebablar yok da geliyor diyor. Onun da kalbin kalır. Onun da kalbin. Kadımı kalır. Adam bir daha atar, eter, keser evde. Adam bir daha aslında tişörtü keser. Adam bir daha aslında çocuğun elbiselerini yer verir. Yapar, atar. Onun da kalbin katı. Kutmuştur hepsinde. Onun da kalbin katı. Onun kalbin temiz değil o kadının.
Evde olanlar, açık dolabınıza bakacaksınız. Kogutuyor mu, atıyor mu, çürütüyor mu? İlimini yaptıracaksınız. Anlarsın kalbinleri. Benim kalbin temiz hacı. Kızım neden kogutuyor yiyecekleri? Adam alın teri dökmüş, almış gelmiş. Eve görmüş. Bir kursağa versin diye. Evde yenmiyorsa, küçük konuşuyorlar. Tasadık olsun, beğenmiyorsa, kogutun pisir. Gödür bir fukaraya ver. Yok, kokutacak, atacak onu. Kopuyor bile. Atıyor, kokmuş mu diyor. Gözümün önünde, Adil ile, sır ile, fiil ile ise. Allah'ın dolda dört tecelli var dedik ya.
Şükrü de dört tecelli yapmak. Bir şey çürüttük, atmamak. O ne? Yere düşen lokmayı, Besmele çekip yutma. O sınıfı yemek. Veya bir kişi doyacaksa koymak kenara. Sen alırsın, Sudan bir yüzüm içersin, ellen mülük zaten. Suyu dökersen, şükür etmedi. O suyu dökme. Bu kursağını gitsin. O suda bütün herkesin hakkı var. O su sadece senin değil. Bir yemek, uvacık bir pirinç tanesinde. Bir pirinç tanesi, bir pirinç tanesi. Sen onu görüyorsun, Sofradan dökülmüş. Sen onu almıyorsan ağırsın.
Vallahi Allah senden bereketini kes. Yetmez. Bu bereketin alır çözüyor. Ve bu, normalde Sofradan oturuyorsa, Hep beraber yemek yiyor. Adam şimdi eti alıyor. Etin siyah tarafını alıyor. Onların kaşını kenarından kenara atıyor. Onunla bereket olunca. Kemi sınıfı yerler. Üzerinden napırtak alıyor üzerine. Kemiğin üzerinde et var, atıyor. Biz, ben, kuru ekmek kırıldığını yiyen bir katılan peygamberin ümmeti.
Hayır, senin yakası eskildiyse, onun yakasını tamir edeceksin, giyeceksin. Senin iç çamaşırın eridi, at kenara. Hayır, hanım oturacak, bunu ne yap? Yamalacak, onu giyeceksin sen. Düğmesi koptu, arkasını düğme dahi dikemiyor. Düğme bildiğin düğme. Düğme dikemiyor. Bir yere gittim, orada dönmem düğmesi koptu, hastayım ya var. Dedi ki, bana bir iğne yıklı gönderin, kendini dikeceğim. Yok, biz dikeriz dediler. İyi an, dikin dedim ben. Düğme bir tarafta, ilik bir tarafta, ama bir ilikledim. Dedim, gönderin iğne yıklı bana. Dedim, sormuşlar, neden boynum kalın diye.
O da demiş ki, kendi işimi, kendimi görür. Ama bir daha söktürelim, diktiverdim. Döktü, bir de makas getirdim. Kestim, düğmeyi oturtturdum, diktim. Bakayım şimdi, bizim derdik. Biz dedim, kendi sökümünü, dikeğimi, tamir eden, diken peygamberin ümmeteyiz. Ben dedim, benim diyen kadınla, iyi dikiş dikerim. Sökümünü dikerim, düğmeyi dikerim, yırtımı dikerim. Dikerim kendimi. Ütümü yaparım, kendim. Gerekirse çamaşırımı yıkarım, kendim. Prisliği yaparım evde, kendim. Kendim yaparım. Dediniz ki, ben böyle, ha, tur, döl, hayır değil, hiç kimseye ihtiyacım yok. Yemeğimi de yaparım. Benim yaptığım yemeğim, benim de insan yapamam.
Benim diyen kadın yapamaz. İddia ederim yapamaz. Kendi kendine yenmesini bilecek. Adamın hanımı gidiyor, ha bir lokantada. Ne oldu? Abi ben bir yumurta dahi kıramamadım. İyi, çok iyi. Yumurta dahi kıramamadım. Ben kıramamıyorum yumurta. Anamın diğerinin, başlıkları yürüyor. Ne diyecek bunan? Bana muhtaç bu adam. Ne diyecek? Tuvalete dahi gidemez. Benim için diyemez. Ben her şeyi kendimi hallederim. Fii bi şükür. Oradan çıktı ya, bunların hepsi de fiili şükür. Adamın kendi kendi, kendi ütüsünü yapması, fiili şükür.
Kendi çamaşırını yıkaması, fiili şükür. Sağlı yerinde. Biz şükrü sadece şöyle yapıyoruz. Bilmiyorum bir lokma yedik ya. Elhamdülillah. Değil mi? Hamdettim. Şükür. Tamam. Fiili olacak. Dilde olmayacak. Anlaşıldı değil mi? Ha kalp temizliğinde, fiili olacak. Dilde olmayacak. Kalp temizliğinden çıktı ya. Senin kalbin temizse, sen yalan söyleme. Senin kalbin temizse, sen gıybet etme. Senin kalbin temizse, sen iftirayla uğraşma. Senin kalbin temizse, sen hakkım olmuyor, bir şeye elini uzatma. Senin kalbin temizse, sen kimsenin kalbini kırma. senin kalbin temizse, sen Allah dostlarıyla dost ol. Senin kalbin temizse, Allah'ın yapın dediği emirlerini yerine getir.
Senin kalbin temizse, sen kötülerden ve kötülüklerden uzak dur. Senin kalbin temizse, sen fiili zikrullahı yap. Fiili zikrullahı, dilde değil. Yapın zikrullahı. Ya baksana ya, bu zamanda da, faizli dalışveriş olmuyor. Dedim, ne kaldı senin? Hiçbir şey kalmadı. Fiili zikrullahı yapmamış oldun. Bir dünyasına attın ya, bir kumcuna var, bir arkadaşına var, bir insana var, bir çocuğa var, birisinin kursana girsin.
Fiili şükür o. O zaman, kayb demizliği içinde, fiili, insanların, gelmiş seyahatte, konuşmasını dinlemiş.
Baykuşağı, ey terberli, kutsun sabahtan akşam, Allah'ı zikredersin, ama gidersin demiş, yıvanın çıyanı yersin. Yıvanın çıyanla karnını yersin. E demiş, sen neyle karnını duyursun? E demiş, seyahat bak şimdi. Baykuş uzun bir nefes almış. Kıçının arkasına dolu, gerilmiş. Üç tane, biz daracı kuşu deriz. Küçük kuşlar var ya, ne diyorlar, selçe kuşu diyorlar, siz de neyse. Onlardan gelmiş, cık cık cık … Ölümel. Belçesini uzatmış, bir tanesini almış. İkisini de vurmuş kanadını.
Demiş ki, beyleye. Biz demiş, Allah'ı biz az zikrederiz, bir sefer zikrederiz, tam zikrederiz demiş. Allah rızkı demiş, bizim önümüze getirir. Sen demiş, lak lak lak … laksın. Zikrıllah edersin. Ama demiş, özünden söylemediğinden, gider demiş, Bağ bahçe dolaşır, yılan çıyan solucan yersin demiş. Derviş tabi bunu böyle huzurda, rabıtada görmüş, taklıyormuş. Bakmış, gerçekten baykuş, serpçeyi yiyor. Haa! Demek ki zikrullah fiili olacak, dürülden olacak, ciğerden olacak. Yani adamın dilini zikredecek, gözü orada burada gelen. O neye verirse biliyor musun? Elinde tesbih, la la yala, la la yala, bakıyor. Allah Allah diyor, kahvaltına bak. La la yala, ne karıştı, eteği diyor.
Eten, ölçtü, inceledi, ne soruyor, ne yapıyorsunuz bu sebebi? Acık kimin orası burası? Zikrullah.
Oğlum görmez bile, zikrullah alacak. Kendini zikrlaha verecek. E sen zikrlaha kendini verme, aaa! Bir de hesapta kınıyor onu. Hesapta. E o inti ayrıntısına bakın tekrar, ne yapıyorsun sen? Hani hadisleri fadı ya, birinci bakış. Allah'tan da ikincisi, nefisten, üçüncüsü şeytandan da ya. E sen, şeytandan mı bu senin o zaman? Nasıl fiili zikrullah olacak? Mümkün değil. Sen o şeytana kaybol, şeytana uydun sen. Şeytana uyuyup fiili zikrullah olur mu? Şeytana uyuyup insanın kalbi temiz olur mu? Olmaz, Allah bizi affetsin inşallah. Dinsizliğin kanımı mısın bu zamanda?
Bir kimse Müslümanım deyip de pesettür ayetlerini inkar ediyorsa dinsizdir. Onun dini yok. Yani biz ona Hristiyan diyemeyiz. Biz ona Yahudi Muhsevi diyemeyiz. Dini yok onun. Yani bir kimse işte ben Müslümanım diyor, faiz ayetlerini inkar ediyor. Biz ona dini diyemeyiz. O dinsiz. Dini yok yani onun o esnada. Böyle kimse var yani Allah'ın hukukunu red ediyor. Çıktı televizyonda dedi ya daha 3'ün cumhurbaşkanına yapmış adam. Dedi ki bundan 400 yıl önceki hukukla biz hukuklanamayız. Bu hukuk yeterli değil. Böyle bir hukuku kabul etmemiz de mümkün değil. Ve bu adamın uygulanması da mümkün değil.
O zaman için lazım olmuş böyle büyük hukuk o. Şu anda modern dünyanın kabul ettiği bir hukuk o. O bizim kabul etmemiz mümkün değil. Benim adam bunu kim derse desin. Bu adam dinsiz olur Müslüman ise. Bugünkü dinsizliğin tarifi eski insanların dinsizlik tarifi gibi değil. Yani önceden hiçbir dini kabul etmeyen bir kimse biz ona dinsiz diyorduk. Şimdi yine onlar dinsiz. Ama Müslümanım diyenlerin içinde de dinsizler. Anlaşıldı. Şimdi Kur'an'ı bütün olarak reddetmiş. İnsanları avlatıyorlar burada. Yani dese ki ben Kur'an'ı kutsal kitap olarak din kitabı olarak reddediyorum. İstemiyorum dese insanlar uyanacakça olmaz bu insanlar da. Zannediyorlar ki onlar da bu Müslümanlar buradan tepki gösterirler.
Hiç alakası yok. Yani Kur'an'ın orasını oymuş burasını oymuş orasını reddetmiş burasını reddetmiş. Doğal ederseniz kuş gibi bir şekilde bırakmış. Müslümanın hiçbirisinin tepkisi yok. Tepkitsiziz biz. Öyle bir tepki yok. Yani dese ki şu anda ben İslam dinini Türkiye'den kavgılıyorum. Bunu reddediyorum. Hiç bir tepki çıkmaz. 3 gün 5 gün sonra böyle 3-5 kişi tutup adıklarını bize. Dindar'a Hristiyan'a da yapacak. Dindar'a tahammül.
Hristiyan'a da tahammül yok diye canım. Dindar bir müslümana yapamazsın. Bir sefer dövülür, iki sefer dövülür. Dövülmeyi kabullendir.
Dövmekten korkutursun. Çocuk dövümenin korkusuyla kendini toplar. İki sefer korkutursun. Çocuğu her gün dövmeye başladı. Çocuk nasıl olsa babamı dövecekler yapacaklar. Dövülüyor bizler. Hançeri gör ya.
Hançeri gör. Hançeri gör. Şu an içeri çıkarmak için bir mücadele et. De ki ya bak bunu vurdun bir daha vurma. De ki bir daha vurursam bak. İsa Aleyhisselam'ın örneğini veriyor. İsa'ya birisi bir tokat vurmuş. Acımıştır kardeş. Bir de öbür tarafta. Hristiyanlar bize öyle davranmıyorlar. Hırzına geçti komple. Komple Irak'ın hırzına geçti. Hırzına geçti. Hristiyanlık böyle bildi. İsa Aleyhisselam'dan. Yanağını bir takat vururlar.
O dövü tarafım olur dedi. De ben senin yanana bir uveyim de. Sen de ki bir dövü tarafım olur. Bunlar bir gayrınca üstümüze. Öbür yanağını zaten kaldı ya. Senin dinin öyleydi ya. Neden dolayı başlıyor bunları bizi sürmek için geliyorsunuz? Neden hala biz Anadolu'dan sürmeye çalışıyoruz? Neden hala şehit kaynaklı? Sağ.
Biz Şamaroğlanız. Satıyorlar. Şimdi fabrikaları satıyorlar. Yerleri satıyorlar. Yurtları satıyorlar. Toprakları satıyorlar. Satıyorlar bunu. Yani satmanızın sebebi ne? Bir gelip topluyorlar.
Hacı ağabey buradan bir yerden veriyorlar. Ya kardeşim neden satıyorsun? Ne yapacağım parayı lan? Ses yok. Bir arkadaş geldi. Bir yeri var şu tarafta. Satacak kaç para veriyorlar dedimler? Abi işte yüz elli milyar veriyorlar. Başlar satmam. Dursun dedim. Bir daha geldi. Aradan böyle dört beş ay geçmedi. Abi iki yüz milyar veriyorlar dedim. Dursun abicim boş ver. İki yüz milyon olsa ne yapacak ki dedim ben. Çok büyük bir para değil. İş görmedim ben. Gitti. Tekrar geldi. Abi üç yüz milyar veriyorlar dedim. İyi otur şuraya dedim. Satacak artık üç yüz milyar. Böyle şey görüyorlar. Dedi bir şey de açtım kasaya sana üç yüz milyar vermez. Bana ne iş yapacaksın onu söyle.
Bak dedim oğlum bana ne iş yapacağını söyle. Dedi ben bu üç yüz milyarlar satacağım. Çarşıdan bir dükkan alacağım. Ticaret yapacağım. Ben bu üç yüz milyarı satacağım yiyeceğim. Ben bu üç yüz milyarları buraya alacağım şunu yapacağım. Yok üstü sen. Dedim sen bu üç yüz milyarı buraya satsan bu parayı yersin. Ticaret yaparsan dedim. Ben dedim on yaşından beri dokuz yaşından beri ben pazarda maydonoz saba yaptım. Ben gelme bir insanım. Ben sekince parayı tanıdığımdan beri ben ticaret yapıyorum. Parayı tanıdığımdan beri. İyi dinleyin. Ticaret yapmasını bilmiyordum şu anda. Ben geliyordum dedemin yanında bakkal dükkanında şeker tartıyordum. Pirinç tartıyordum sabahları.
Ona yardım ediyordum. Bir saat dedemden harçımı alıp gidiyordum. Dedem dükkanı çarşıya gidecekse, bir yere gidecekse, oraya bir yere gidecekse bana bırakıyordun dükkanı sen tanıştın diye. Ben o gelinceye kadar dükkana bakıyordum, yövmemi alıyordum. Ben daha dükkana kadar hiç kimseden harçlık almış bir insan değilim. Kendi ailem gayet. Babam önce on beş yaşında, ben kendini on beş yaşından beri. Kendi ailemden bir kuruş para almış bir insan değilim. On altı yaşındayım evi bakıyordum. Cenabem nasip. Dedim ki, beni kandırıyorlar oğlum burada. Değil ki seni kandırır. Karsın yerim.
Seneye avcı bir türlü yol bir buçuk türlü yol yap. Neden? Anıyorlar. Anıyorlar. Büyük paralarla yer ver. Kendi kendine düşünüyorum. Hilton'u sakmışlar, milyon kaç milyon dolar var. İyi. Hilton'u kim gidecek ki? Hiç kimse gidemeyecek. Düşünüyorum, Bursa'yı düşünüyorum şimdi. Oranın önünde on çekirgel. Orada cemaatinde hiçbir kimse çekirgiden ve evalanır sürülmüş mü cemaat çekirgiden? Sürülmüş özetlisiniz. Çekirge semtinden Bursa'daki insanlar olarak sürgü yemişiniz siz. Siz gidip de çekirgide bir daire yapamazsınız. Kültürünüz müsaati, sosyal durumunuz müsaati, hanımınız, çocuğunuz, eğitiminiz, hiçbir şeyiniz müsaati.
Sizin değil. Siz orada mı yiyin Bursa'ya? Şimdi demir terslerinin kendine olabildiği kadar böyle çekeleniyorlar. Yardığınızın demir terslerine yerlere. Şimdi iş alır mısınız? Şimdi geliyor adam, telefon açıyorlar.
Benim ev yüz milyar lira yapar, daha bekar geri alacak. Her bir yıl dönüşecek, her ev olacak. Dönecek bakacak. El kendini değil.
Dönüp bakacak. Siz ikinci sınıf ince. Çövkünün.
Allah bana parol. Yalnız bir araba getirsin götürsün. Yalnız bir araba verip araba yapırsa Cevdet Usta'nın başına hiç şaşmayayım, beni getirsin götürsün. Dolaşıyorum iki üç tane bizim genç arkadaşlar dolaşıyorlar. Ne yapıyordunuz? Araba verdi abi. İyi, biz ilk önce seslenmedik. Bir iki tur attık. Çok can araba alıp da. Al can araba yedi sekiz milyarlık dokuz milyarlık bir araba. Her ay dedim senden üç yüz milyon para yiyecek bu araba. Her ay yiyecek o parayı senden. Kırtık kıracak. Üçecek de. Dedim git bir toprak al. Ars aldık. Bana söyle dedim. Benden iki üç milyar ondan borç aldık. Kayı bedenlerine git dedim. Ars al yönde iki üç milyar ondan borç al.
Git dedim. Bir ars al. Bir toprak al. Bir terve al. Bir şey al. Dedim git. Sürdüreceğiz dedik. Geliyor şimdi.
Öbürtü diyor ki ben bir iki yüze veririm. Aha parayı bakıyor dedi iki yüze alıyor. O parayı sattı ya kahvede böyle dolaşıyor. Ey akılsız adam. Akılsız adam. O toprağı yarın bulamayacak. O evi yarın bulamayacak. Gidecek. Sürdü. Filistinliler nerede yaşıyor şimdi? Nerede yaşıyorlar Filistinliler biliyor musunuz? Müsteceniz yanlısı konuşuyorlar Mustafa abi. Evet müsteceniz yanlısı konuşuyorlar Mustafa abi. Evet müsteceniz yanlısı konuşuyorlar. Kendileri sattılar yerlerini. Yerlerini kendileri sattılar bunlar. Ölümleri beş lira. Altı lira dedi. Öbürkü geldi yedi verdi. Öbürkü sekiz lira öbürkü dokuz lira.
Uçuşlu paralar. Ne yaptıysak o önüne gelecek seni. Senin işlediğin gelecek önüne.
Satma kardeşim. Satma kardeşim. Bir malum. Bir de satıyoruz şimdi. Taprakları satıyor.
Köylü diyor ki burada filanca şirket üç bin dönüm yer kapattı diyor. Ne diyorum ben? Üç bin dönüm yer kapatmış. Çok bir şey. Saldım böyle üç tane delikanlıdır. Siz ne iş yapıyorsunuz? Biz delikanlı bilmememiş şirketin finansman bilmemiş işlerini yapıyoruz. Dedim ya kısa yoldan söyleyin. Ne iş yapıyorsunuz? Ne yapıyorsunuz? Bizim şirket Türkiye'yi çok seviyor. Dediler ki biz şirketlere finansman veriyoruz. Dedim ya ne güzel bir şey. Şirketimiz çok seviyor dedim Türkiye'yi. Nasıl veriyor finansmanı? Üç yıl ödemesiniz, beş yıl ödemesiniz, on yıl ödemesiniz ne kadar para isterse. Ne yapıyorsunuz? Dedim ben. E dedi oranın işlerini ipoteğini alıyorlar.
E vaat dedim ya siz satın alıyorsunuz o zaman yerleri dedi. Ya ne mü nefsedet dedi ya. Biz finans veriyoruz. Bizim şirketimiz Türkiye'ye çok önem veriyor. Türkleri çok seviyor. O yüzden dedi finans sağlıyor. Tekstil de dedi. Tekstil şu anda sıkıntıda ya. Dedim vay vay. Hep bizi sevenler kucağını tutturuyor. Hiç ben seni çok seviyorum değil dedi. Kucağınızda otorunu görmedik dedim ben şimdi. Böyle baktı. Ben sakalıyım ya bu laflar böyle benim sakalı bir insan söyleyeceği bir laf değil. Tekrar ettim ben anlamamıştır diye. Dedim ki her birinin bizi sevenler kucağına tutturdu bizi. Hiç dedim bir günden bir güne vay Türkler, vay Türkiye. Biz seni çok seviyorum değil de bizim kucağımızda oturamazlar.
Bunun söylediğini söyledim. Dedim ki aynı zamanda öyle insanlar gelir sizin dilinizden konuşurlar. Sizin dilinizden. Ama sizi cehenneme doğru, fesatlığa doğru, fikneye doğru, kaydırı mutlak işlere doğru götürür. Bizim dilimizden konuşuyorlar. Gidiyor bakıyor. Adam biraz böyle sakallı mümin duruyor. Valla evliya menkıvesinden yerlere yatarsın. Dersin ki ben kendi kendime diyorum ki lan on sekizlik tasavvuf hayatıma böyle evliya menkıvesi dinlemedim daha. Ne kadar evliya menkıveleri var. Karıncanan ak olanların bakarsın. Köpeğin su içirip de cennetli falanların bakarsın. Uç deyip de uç. Uçmayan ömür uçan cennetli falanların bakarsın.
Neler varsa var. Ziyahta sürüyorlar. Mahfaza eylesin. Sahip çıkalım. Kendimize, memleketimize, arkadaşlarımıza, işimize. İşimize de sahip çıkmıyoruz. Anada gitmeyin dükkana. Benim gibi onda gitmeyin. Bu dünyayı sevmek. Senin dersin. İşine sahip çıkmam.
Dünyayı sevmek demek. Sen dünya işini dördün. Benim paramı geciktirme kardeşim. Bir iş yapacak.
Anlamaya satarım. Çok yoruldum ona. Sana bir şey mi diyeceğiz ya? Oranın bir kötü o dedi. Satarken, bir şey yaparken anlaş. Konuş. İşinize sahip çıkın. Yoksa o işin. Geçerden daha önce. Şimdi ne oluyor? Ondan sonra ödemesi var onun.
Bunun çarması var. İsraf. Gerek yok. Çocuklarınıza sahip çıkın. Çocuklar böyle. Çocuklar. Çocuk kuyruğlarını alıyorlar. Çocuklar. Ey bebeğimler efendilerini doğurdu. Dar efendilerin için. Öyle ki çocuğun deliği olmasın. Çocuğun deliği olmasın. Kıyamet kopar. Ya kopar neler dedeler neler. Olur mu? Ya ne olmuş be? Adam çocuğun kulağını bükemeyecek mi? Döremecek mi? Veya oğlum biz bunu alıyoruz. Veya kızım biz bunu alamayız. Bunu sonra alırız diyemeyecek mi? Çocuk gidiyor babaannesine.
Dedim de alamadılar. Al alırız oğlum biz. Bu çocuğun nesini terbiye edeceksin? Nesini terbiye edeceksin onun? Sen de yüz bulamazsın. Sen de öbür de desin lan. Olmadı dayısın lan. Olmadı. Abi adamın işini görüyor çocuk. Biz sohbete millete söyleyen bize yaptıkları, bizim kızın uymadığı şeyler oluyordu. Biz iş neremize gidip kaldırdık.
Biz elimizde kaldırdık. Biz elimizde kaldırdık. Problemi bunu aldık dedik. Bunu daha verdik problemi. Annemle bitireceğim, halledeceğim. Yani öbürümün kızı problem yaşıyor. Aynı aile de aynen öyle oluyor. O kız kocasından problem... Neden? Problemi halletme özelliği yok. Problemi çekme özelliği yok. O sıkıntıyı dert etme özelliği yok. Neden? Çünkü elinde öyle bir şey yok dedi ki. Elinde problem yaşadığında neresine gitti, derdesine gitti, ağlasına gitti, derdesine gitti. Ben bu problemi bu evin içinde, benim ailem bu değil de orada problemi halledemedi ki. Halledemeyin. Evler mi cevap edemiyor? Gidiyor, gidiyor. Ne olacak çocuklar şimdi o halekan? Adam bakıyor.
Ne? Ben kızın olarak burada dövüşüm de her gitsin diye. Al gel, alıp geliyor. Öbür gün diyorsun oğlum haksız evi vurma, onu gözümü şişirsem de uğraşıyor. Allah bizi affetsin. Ne yapsam çok karamsar bir sohbet oldu. Ama ne yapayım bugünlerde karamsarlığın üstünde demek benim ben. Hakkınızı helal et. Yani öyle ilgilenen şeyler yaşıyorum ki zaman zaman kendi hayatımdan dinleniyorum. Kendi hayatımdan diyorum ki nasıl bir hayat yaşıyorum. Telefon açıyorum. Adamla bunu paylaşmadan geçemeyeceğim. Yani kendimde değil. Ya bir insan kızıyla yaşar da bunun fetvasını arar mı? Oluşum seyrediyoruz. Yok oluşum.
Bir şey demiyoruz derken yani iyileştiririz, güzelleştiririz, mücadele edelim. Böyle durumun gayreti içindeyiz. Ya yıkılıyorum yani yıkılıyorum her gün ya. Yani yukarıdan telefonla bir bayağı sesim çıkıyor. Birisi çıkınca böyle.
Sanki oturuyorum ya. Atlattım. Geçti. Geçti diyorum şimdi. Elim ayağım titriyor. Ne yiyesin, ne içesin, ne bakasın, ne yürüyesin. Hiçbir şey yok. İçinden hiçbir istekler yok. Kendi kendime diyorum. Ne diyorum. Dalın başına gideceğim bir kulübe yapacağım orada yaşayacağım. Ben seninle eğlenmek istiyorum dedi. Evet.
Ben de evet dedim. Evet. Ondan sonra benimle nikahlanır mısın? Nikahlanmışım. Ben onunla evrimiyim şimdi dedi. Çok bekasın. Yaşayın abi. Hadi gelin yaşayın.
Hadi gelin o gün yaşayın. Bakanın üç beş yüzünü o babası, amcası da, eşi bir şesinden göz göze geliyorsa. Başka bir şey değil. Deryadın başka hiçbir şey değil.
Hem kendimize sahip çıkıyor. Sahip çıkmadınız şeytanın ağzında. Adam dergahtan bir adımıza başlıyor. Çocuğu gitti işte diyorum. Şu adama bak.
İşte kızı gitti şimdi diyorum. Şu adama bak. Başka bir şey değil. Böyle gidişin fırasını vermiyor. Gideceksin bir köşeye oturacaksın. Diyacaksın ki aman kardeş. Bu gidişatı olur mu olur? Ben de düşerim. Ben de perişan olur mu diyeceksin. Gideceksin kenara oturacaksın. Çözüm değil.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.