mustafaozbag.org

28. Mesnevi Şerhi (151-159 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 18 Ağustos 2020 · 27:35

Ayağa batan diken böyle zor bulunursa, gönüle batan diken ne olur? Cevap ver bakayım. Her aşağılık kişi gönüldeki dikeni görseydi, gamlar herkese el uzatabilir miydi hiç? Bir önceki beytte hani bir kimse ayağına diken batarsa, onu diliyle ıslatır. Önce dikeni iğneyle çıkarmaya çalışır, acıyı acıyla sökmeye çalışır.
Ama iğneyle onu çıkarmaya çalışırsa, çıkaramazsa, diliyle onu ıslatır. Diliyle ıslatıp yumuşatır, diliyle ıslatıp yumuşattıktan sonra çıkarırdı. Hazreti Mevlânâ diyor ki, ayağa batan diken böyle zor bulunursa, gönüle batan diken nice olur? Cevap ver bakayım. Ayağa böyle bir diken battı, bizim dünyamızı kararttı. Bizim ta can evimizden vurdu, bizim ciğerimizi yaktı. Biz onu çıkarmak için o kadar sıkıntılar çektik. Onun acısından kurtulmak için bu kadar problemler yaşadık. Diyor ki bir de gönüle batanı düşünün. Eğer gönüle öyle bir diken batarsa, vay senin haline. O dikeni çıkarmak için uğraş Allah uğraş. Bu dikenle gönül sızısı, gönül sancısı, gönlün bir kimseye sevmesi, bir kimseye aşık olması.
Ama mecaz ama hakikat, pek ayırmak istemiyorum bunu ama gönül birisine vurulmuş, gönül birisine tutulmuş. Gönüle birisi bir iğne zaplamış, ziplemiş. Gönüle bir iğne takmış bir kimse. Bu ister şeytandan gelsin, ister Rahman'dan gelsin, ister bir kula olan sevda olsun, isterse bir ağaca olan sevda olsun. Sonuçta gönüle bir diken batmış. O gönüle diken batınca, onun acısını, sancısını düşün sen. Gönüle bir diken batınca, o dikeni çıkartmanın zorluğunu düşün sen. Gönüle bir diken batsa eyvallah. Şimdiki insanların gönüllerinde bin bir diken var. Şimdiki insanların gönüllerinde bin bir tane hançer var. Şimdiki insanların içinde bin bir tane bıçak yarası, dil yarası, gönül yarası var.
Düşünebiliyor musunuz? Sen bir de bundan haber ver. Sen bir de bundan bize söz et. Yani o biz gönüle batan dikeni nasıl çıkaralım? O gönü yaralayan, o gönü hançeriyle dilim dilim edilmiş. Onu nasıl tedavi edelim? Diyor ki bir de sen buna cevap ver. Her aşağılık kişi, gönüldeki dikeni görseydi, gamlar herkese el uzatabilir miydi hiç? O aşağılık kişiler, o düzenbazlar, o haylazlar, o gambazlar, o hasetçiler, o dedikoducular, o gıybetçiler, o Allah tanımazlar, peygamber tanımazlar, o yol yordan bilmeyenler, o hukuk tanımazlar. Bunlar bunu nasıl bilecekler? Bunu nasıl anlayacaklar? Bunu nasıl tedavi edecekler? Bunu tedavi edecek olan, bunu anlayacak olan aşağılık bir kişi olmaması lazım.
O yüce kimlikli olmalı, yüce kişilikli olmalı. O gönülleri tedavi edecek olan kimse, Muhammed Mustafa kokmalı. O gönülleri tedavi edecek olan kimse, Yusuf kokmalı, Yunus kokmalı, İbrahim kokmalı, Musa kokmalı. O gönülleri tedavi edecek olan kimse, Hz. İbrahim Ethem kokmalı, Abdülkadir Geylani kokmalı, Ahmet Er Rufa'yı, Hz. Mevlana, Şems-i Tebrizi kokmalı. O aşağılık kişilerin işi değil, o gönül sancılarını, o gönül yaralarını tedavi etmek. Birisi eşeğin kuyruğunun altına bir diken kor. Eşek onu oradan çıkarmayı bilmez, çifte atar durur. Çifte attıkça diken daha ziyade batar. Bir akıllı gerek ki, dikeni tutup çıkarsın. İşte insanlar vardır etrafınızda, hayvaniyettendir onlar.
O hayvaniyette olduğundan, onlar çok affedersiniz, eşek statüsünde, eşeğin kuyruğunun altına bir diken koyarsınız, eşeğin çifte atmadığı yer kalmaz. Avam hasta olur, çifte atmadığı yer kalmaz. Avamın bir tarafına dokunursunuz, dokunduğunuzda pişman olursunuz. O yıkmadık yer bırakmaz. Dünyayı cahiller yakar. Dünyayı cahiller yıkar. Dünyayı cahiller toz duman altına getirir. Dünyanın altını üstünü getiren cahil insanlardır. Cahil nedir? Allah tanımayanlardır. Peygamber tanımayanlardır, cahil insanlar. Bakın Allah ve peygamberi tanımak, iman etmekle yetmez. O kimsenin amel etmesi gerekir. O kimsenin ameliyle imanının tecelliyatını göstermesi gerekir.
Dünyayı yıkarsa cahiller yıkar. Bir de birisi demiş dünyayı yakarsa aşıklar yakar diye değil. Dünyaya aşıklar, imar ederler, mamur ederler. Onlar hiçbir şeyi yıkmazlar. Hiçbir şeyi yakmazlar. Yakan da yıkan da cahil insan, avam insan, eşek tabiatlı insanlardır. Düzen bozanlar eşek tabiatlı insanlardır. Onların siz insan statüsünde, insan görünümünde olduğuna bakmayın. Cenab-ı Hak buyurdu ki, eğer nefislerini uyarlarsa, hayvandan daha aşağı mahluk olurlar. Allah insanı ahsen-i takvim üzerine yarattı. Eyvallah. Ama o insan nefsine uyarsa, hayvandan daha aşağı mahluk olur. Yaratık olur o, yaratık. Senin gibi yer, senin gibi içer, senin gibi uyur ama yaratıktır. Huy olarak, ahlak olarak hayvandan aşağıdır.
Senin gibi yer, senin gibi içer, senin gibi uyur. Ahlak olarak, yücelerde dolaşır kimisi. Meleklerden üstün olur. Cebrail'in gidemediği yere gider Muhammed-i Mustafa. O zaman her gördüğün insan, aynı insan değildir. İşte cahil bir kimsenin bir tarafına diken batarsa, ortalığı tozu dumana bayara. Onun bir tarafına diken batarsa, kabire tekmeler ortalığı.
O dikenden kurtulur mu? Hayır. O diken ondan çıkar mı? Hayır. Ama o depinir boyuna. Tepindikten sonra ben çok sinirliyim ya der. Tepindikten sonra işte ben şöyle bende hastalık var der. Tepindikten sonra böyle yapmamalıydım der. Cahil. O dikeni almış koltuğunun altına. Fitne çıkarır o. Fesat çıkarır ortalığı ya. Tekme atmak, fitne fesat çıkarmak, gıybet etmek, dedikodu etmek. Eşek tekme atar. Eşek tekme atar, adamın kafasını yarar, gidersin bir tarafa. Ama eşek tabiatlı bir kimse fitne çıkarır, toplumu bozar. Düzgün yolda gidenin yolunu değiştirtirir fitneciler, gıybetçiler, dedikoducular. Gambazlar.
Onların kuyruk altlarına bir diken batmıştır. Şeytan onların kuyruk altına bir diken koyar. Diyeceksiniz ki ya insan onun kuyruğu var mı? Vallahi de var, billahi de var. Çıplak gözle görülmüyor onun kuyruğu. Kimin de tilki kuyruğu var, kimin de kurt kuyruğu var, kimin de eşek kuyruğu var, kimin de deve kuyruğu var. Var. Var. Hayvan suretinde. Domuz suretinde. Var. Şeytan da gelir onların kuyruklarına bir diken koyar. Onlar başlar tepinmeye ortalıkta. Ortalıkta tepinir onlar. Büyükmüş, küçükmüş, saymaz onlar.
Bu şeyhmiş, bu dervişmiş, bu sufimiş, saymaz onlar. Bu alimmiş, saymaz onlar. Bu bir anneymiş, babaymış, saymaz. Bu kocaymış, bu kadınmış, bu çocukmuş, saymaz onlar. Tepinirler ortalıkta. Ona akil bir kimse gerek ki, şeytanın iliştirdiği dikeni oradan alsın. Hele iki diken konulmuş eşeğin yan yana geldiğini düşünebiliyor musunuz?
Ona bir de üçüncüsünün eklendiğini düşünüyor musunuz? Sürüyü dağıtır onlar. Ortalığı darmantaz ederler. Tasavvur edin. Dört tane, beş tane eşek düşünün. Dört, beş tane eşeğin kuyruğunun altına dikeni koyun. Bu bahçeye salın. Kimse kalmaz burada. Bunun insan görüntüde olanlarını düşünün. Akil bir kimse olacak ki, o dikeni oradan alsın da o sakinleşsin. Bir veli lazım. O dikeni oradan alsın, sakinleşsin hayvancağız. Bir mürşid gerek. Onun dikenini alacak. Diken almak için o diken onun da eline batacak. Ya, ama o akil, o veli, o Allah'la tutar ya, o Allah'la görür ya.
Kuyruğunun altından dikeni alınca sakinleşecek o. Sakinleşince sükunete erecek ortalık. Ona akil bir insan lazım. E düşünün, bu diken gönüle batarsa ne olur? Avamın gönlüne batarsa. Yıkar ortalığı. Allah bizi muhafaza eder. Cümlemizi koruya. Cümlemizi Muhammed-i Mustafa'nın ahlakıyla ahlaklandıra. Cümlemizi Kur'an'ın ahlakıyla ahlaklandıra. Cümlemizi sırat-ı müstakimde eder. Çifte attıkça diken daha ziyade batar. Bir akıllı gerek ki dikeni tutup çıkarsın. Her kavmin bir akıllısı vardır.
Her mahallenin bir akıllısı vardır. Her topluluğun bir üstadı, bir şeyhi, bir akıllısı vardır. O da ne yapacak? Dikeni çıkaracak. Eşek diken yüzünden can acısıyla çifti atar da yüz yerini daha yaralar. Eşek etrafa zarar vermekte kalmaz. Ya? Kendine de zarar verir. Her tarafını yaralar bereler. O diken yüzünden, o diken yüzünden, oraya buraya yumruk atıp, oraya buraya laf yetiştirinceye kadar kendisini de yaralar. Kendisinin de her tarafından kan revan akar. Bakar kendisine, kendisinden utanır. Bakar kendisine, of yaram der. Etrafına verdiği zararları düşünmez. Bakar kendisine, bunu geçmiş dönemden söylüyorum.
Bir arkadaş geldi bana, sen de de arkadaşlara söylüyorsun, kimse bana selam sabah vermiyor dedi. Güldüm ben de. Dedim, kaç yıl benimle beraber durdun? Dedi ki, 5-6 yıl. 5-6 yıldan beri hiç ağzımdan duydun mu şu adama selam verme diye sana söylediğimi duymadım dedi. Hiç cemaatta duydun mu dedim ben, duymadım dedi. Hiç yakın daireme böyle bir şey söyledin mi dedim ben, söylemedin dedi. Dedim, nereden çıkardın bunu?
Arkadaşlar bana selam vermiyor dedi. Dedim, birisi senin en çok sevdiğine hakaret etse, sen ona selam vermeye devam eder misin dedim. Kaldı. Gönül ister ki dedim, arkadaşlar sana selam versinler. Seninle konuşsunlar. Ama sen dedim, zehrini akıtmaya çalışıyorsun. Zehrini akıttığından dolayı insanlar senden zehir almak istemiyor. Neden kızıyorsun ki? Kendine bak dedim. Dedim, halin vaktin yerinde olabilir. Zengin olabilirsin kendince. Herkes sana selam vermek zorunda mı dedim. Kaldı.
Sen yine öyle bil dedim. Sen yine öyle bil. Ben 27 yıldır dergahın içindeyim. Daha bir kimseye dememişimdir, bu adama selam verme, bu adama, bu adamı tecrit edin diye. Bir velinin hakkı var mıdır? Vardır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri iki tane cihattan geri kalan sahabeye dedi ki bunlardan selamı kesin. Herkes onlardan selamı kesti. Onlar da gittiler kendilerini direğe bağladılar, başladılar tövbe etmeye. Cenab-ı Hak o nefislerini temizleyenler var ya Allah onlardan razıdır deyince, ayeti kerime gelince bağdan çözdüler kendilerini. O direğin adı da tövbe direği olarak kaldı. Mescid-i Nebevi de vardı, sonradan onları kaldırdılar, yok ettiler, yıktılar.
Mescid-i Nebevi'ye bağlamışlardı kendilerini. Daha bugüne kadar hiç kimseye selam vermeyin demedim. O kardeşe, geçmiş dönemden söylüyorum, o kardeşe dedim ki ben hayatım boyunca dedim, hiç kimseye şunu demedim. Bu adama selam ver, bu adama selam verme. Hiç kimse beni ilgilendirmez dedim, bu noktada. Ama birileri senden selamı kestiyse kendine bak dedim. Neden filancadan kesmiyorlar da senden kesiyorlar dedim. Kendine bak. İşte Allah bizi affetsin. Bir kimse etrafına zarar vermekte kalmaz. Kendine de zarar verir. Nefsine uyan kimse kendini helak etmez sadece. Etrafını da helak eder.
Hani edeble alakalı bir mesleminin başında geçen kısa bir risale vardı. Diyordu ki, edepsiz sadece kendini yakmaz. Dünyaya ateşe verir. Edebe riayet etmeyen kimse sadece kendine değildir zararı. Etrafına da zarar verir. Şu felsefe İslami değildir. Ya bu adam içiyorsa kendine zararı. Hayır. Bu adam bir şey yapıyorsa zararı kendine. Hayır. İslam senin kendi kendine zarar vermeni de yasaklar. Sen kendi kendine de zarar veremezsin. Kendi kendine zarar vermen zulümdür.
Ve Müslümanlar zulme karşı mücadele ederler. Siz bir kötülük gördüğünüzde elinizde mümkün değilse dilinizde o da mümkün değilse kalben buğz ederek kötülüğü önlemeye çalışınız. Bir kimsenin kendi kendine zarar vermesi kötülüktür. Biz onu elimizde mümkün değilse dilimizde mümkün değilse kalben buğz ederek önlemeye çalışırız. O zaman kuyruğunun altına diken batmış bir eşek ben kendi kendime zarar veriyorum diyemez. Biz müminler olarak Müslümanlar olarak onun kendi kendine zarar vermesini de önlemekten mükellefiz. Bundan mükellefiz. Ya içiyor zararı kendine değil kardeşim.
O içen zararı kendine değil. Bana da zararı var onun. O daha çabuk hastalıyor. Sosyal sigortalardan benden fazla faydalanıyor. Daha fazla hap yutuyor. Daha fazla ilaç yutuyor. Daha fazla hastanede kalıyor. Daha fazla iş gücü kaybediyor. Daha fazla rapor alıyor. Daha rentable çalışmıyor. Ekonomik değil. Zulmediyorlar bize. Bize zulmediyorlar. İçki içenler, sigara içenler, haramla iştigal edenler, haram içtemeyenlere zulmediyorlar. Kumar oynayanlar, oynamayanlara zulmediyorlar. Müslüman bunlara sessiz kalamaz. Ya ne yapalım içiyorsa adam kendine içiyor.
Kendine içmiyor kardeşim. Devleti zayıflatıyor. Ona daha fazla tedavi masrafı gidiyor. O daha fazla hasta olduğundan daha fazla rapor alıyor. Adam akşamdan içmiş, ertesi gün gitmiş devlet dairesinde çalışacak. İşine bakamıyor. Kafası çalışmıyor, basmıyor. Man kafa. Ayılmamış ki daha. Ne demek kendine zarar veriyor. Esnaf kendine zarar vermiyor sadece. İş kaybediyor. Yanındaki elemanın parasını ödemiyor. Sigortasını ödemiyor. Vergisini ödemiyor. İş kaybı. Adam içki içmek için dükkanını boşluyor. Dükkan iş yapmıyor. Köreliyor cadde. Yanındaki de iş yapmıyor. Sarkıntılık ediyor orada.
Kadınlar o caddeye girmiyor. İçki kokuyor ağzı. Kadın o caddeye girmiyor. Orada diyor içki kokan insanlar var diyor. Büfenin önünde içki içiyor millet. Küçük küçük masalar, leblebiler orada. Ayakta içeceğiz diye uğraşıyor. Oradan bir kadın geçemiyor, bir kız geçemiyor. O cadde ölüyor. O sokak ölüyor. O sokak uygunsuz, disiplinsiz. O sokak emniyetsiz bir sokak oluyor. Adamların bağırları açık yarıya kadar. Göbekler şişmiş orta yere. İki tane leblebilen bir şey yiyeceğim, içeceğim diyor. Sokağın ortasında kümelenmişler. Gece saat 9-10 oradan bir bayanın geçtiğini düşünebiliyor musunuz? Oraya küçük taburelere pineklenmişler.
Kime zararı? Sarkıntılık ediyorlar. Yoldan geçen bir kadına, kıza. Ben duyuyorum. Bir kızcağız oradan yoldan geçiyor. Bu saatte nerede kaldın be? Döndün bana mı dedin dedim. Yok hacı abi sana demedim dedi. Kime dedin dedim? Hacı abi sana demedik dedik ya dedi. Bana mı dikleniyorsun dedim. Yok estağfurullah dedi. Senin kime söylediğini biliyorum dedi. Kaldı. Ben iş alırım başıma ha dedim. Ben dedim işe hazırım yani dedim. Özür dileriz hacı abi dedim. Sizin bacınız olsa ne olacak dedim.
Sizin hanımınız olsa ne olacak? Kaldı. Biz sustukça sarhoşlar ortalığı ele alıyor. Biz sustukça biz sustukça haramzadeler geliyor başımıza. Kötülüğü elinizde mümkün değilse dilinizde mümkün değilse kalben buğz ederekten önlemeye çalışınız.
Allah muhafaza eylesin. O diken çıkaran hekim ustaydı. Yerden yere elini komada sınamadaydı cariyeyi. O gelen hekim usta bir hekim. Mürşidi Kamil o diken çıkarmakta evla o cariyeyi ne yaptı? Baktı rabıta etti. Cariyenin üzerinde elini gözünü manevi olarak gezdirdi. Ve cariyenin gönlünden o dikeni çıkardı. Çünkü o diken şeytani bir dikendi. O dikeni şeytan siplemişti onun gönlüne. o dikeni o oku şeytan atmıştı. Bizde her ok atanı Eros'tan geldi zannediyoruz biz.
Aşk tanrıçası. Ayy Eros'un oku bize denk geldi. Ahmak şeytanın oku o. Sen şeytanın okunu Eros'un oku zannediyorsun. Eros'u da bir şey zannediyorsun. Helenistik çağda. Herkes bir Eros oku bekliyor. O ok şeytandan. Nefis çünkü o. Allah bizi affetsin. O cariyecikten hikaye yollu dostlarını hallerini soruyordu. O hekim soruyor ona adın ne soyadın ne nerede yaşadın ne iş yapıyorsun hani gidersin ya doktora sorar babandaki hastalık neydi ben gittim mi soruyorum babamda kanser vardı doktor baştan yaz ölüm sebebi kanser annemin ölüm sebebi şeker gözleri sıfır görmez oldu böbrekler bitti kalp büyümesi oldu tansiyon oldu ritim bozuklu oldu annemin ölüm sebebi bu diyorum bakıyor doktor bana babaannem diyorum beyin felci geçirdi e üçü de var bende elhamdülillah diyorum şimdi sor ne soracaksan e soracak bir şey kalmadı diyor bana
hekim sorar adın ne soyadın ne ne iş yaptın nerede kaldın nerede yaşadın öyle ya yaşadığın yere göre hastalık var çünkü o da hekime bulunduğu yerlerden efendilerden gördüğü oturduğu şehirlerden hikayeler anlatıyor hekim onun hikayelerini dinliyor nabzının atışına dikkat ediyordu demek ki hekim ne yapacak onun anlattığı hayat hikayesini dinleyecek hayat hikayesini dinlerken de onun nabzına bakacak ona dikkat edecek neyi anlatırken mimikleri ne hale geldi neyi anlatırken dudağı titredi neyi anlatırken gözünde bir damla
yaş oldu neyden bahsederken hüzünlendi neyden bahsederken derin bir aaa çekti neden bahsederken elleri titredi yüreği titredi gözü titredi hekim bunlara ne yapacak dikkat edecek 160. beyitten inşallah devam edeceğiz inşallah dinle şarkı can nabzına neyi Goldman b bu neyi

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi