mustafaozbag.org

278. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Haziran 2012 · 53:56

Şeyh'in teslimiyeti nasıl olur? Şeyh'e teslimiyet Kur'an ve sünnet noktasındadır. Müştehidlerin, imamlarının iştahat noktasındadır. Şeyh'e teslimiyet diye bir şey ben zaten çok böyle kabullenemiyorum da. Hadi eskiden kalma bir tabir ama bunu bir yere koyalım. Şeyh'e teslimiyet yok. Şeyh'e tabi olmak var. Şeyh'e örnek almak var. Teslimiyet dersek Allah muhafaza eylesin. Düzgün yere oturtturmayabiliriz. O yüzden tabi olmak ve örnek almak. Nurhan, sünnet, imamların iştahatları dairesinde. Anlaşıldı? Teslimiyet olunca işte eski kitaplarda okuyorsunuz. Öyle değil mi? İşte şeyhin elinde ne olacak? Ölü gibi olacak. Şeyh onu istediği yere evirip çevirecek. Öyle değil mi?
Ama ölü yıkayıcı. Bunu hep söylüyorum. Yine abiyane söyleyecek. Adamın kıçını temizlerken parmağı kaçarsa hiç kımıldamaz. Sıcak su gelirse hiç kımıldamaz. Lafta o. Ölü gibi olacak. Lafta. Biraz soğuk olursa, biraz sıcak olursa, biraz bir sıkıntı gelirse bizim ölüler diriliyor hep. Ölüler diriliyor. O yüzden haddi aşan bir söz. Bizim kardeşlerimiz ölü yıkayıcının önünde ölü gibi olmasınlar. Hayır.
Ya bizim kardeşler tabi olsunlar, örnek alsınlar. Örnek. Örnek alsınlar, tabi olsunlar. Nerede ölü yıkayıcı olacak? Hangi hangisi tabi olacak ki? Dört haftadan beri söylüyorum. Sigara açıyor adamlar. Yollarda görüyorum, başka yerlerde görüyorum. Görüyorum da görüyorum. Dört haftadan, beş haftadan beri diyorum ki çıkar, he bırakın.
Ya bizim söylediğimiz tesirli değil, ki değil. Ya sizi de tesir etmiyor. Var mı dört haftadır sigarayı bırakan içenlerden elini kaldırsın. Dört haftadır yeni sigarayı bırakan elini kaldırsın. Bir kişi kaldırdı orada. Şimdi sigara açanlar elini kaldırsın desem adam elini kaldırmaz.
Kendi kendine der ki insanların arasında ben şimdi sigara içiyormuş gibi görünmüyor. Allah'ın önünde nasıl görünce? Kaldır sigara içenler eline. Şimdi sigarayı bırakacaksınız. Sigarayı bırakacaksınız. Sigarayı bırakamayan bir kimse, nefsini o noktada söz geçiremeyen kimse neye söz geçirecek ki? Neye söz geçirecek?
Sigara içenler, bu akşam söz veriyor musunuz sigarayı bırakmayan? El kaldırsın söz verenler. Ben bu akşam tövbe ediyorum, sigarayı bu akşam bırakacağım diyenler el kaldırsın. El kaldıranlar, gelin şuraya sıralanın. El kaldıranlar. Açılın şöyle el kaldıranları bir yer açın. Bunlar cengaver bunlar, cengaver.
Yanlış sigara bırakacak olanlar. Gelin bakayım. Cengaverler. Bunlar cikare içenler. İçinizden niyet edin yarabbi. Ben bu geceden sonra, bu andan sonra sigarayı bırakmaya atlettim. Söz veriyorum diye. İçinizden niyet edin. Bu kardeşlerimizi kurtarmayı nasip eyle. Aşkını, muhabbetini, sevgisini, tecelliyatlarını vücudundan ve akıllarından attır yarabbi.
Senin sevginin, muhabbetin, aşkını koy yarabbi. Muhabbetini koy yarabbi. Yardım eyle yahu. Yerimizi de nasip eyle.
Selam. Ağabey. Müslümanlar üç şeyde ortaktır.
Su, ot, ateş. Bunların parası Müslümanlara haramdır. Hadis-i Şerif. Zaten suyu parayla satıyoruz diyorlar. Bir hizmet var onu parayla satıyoruz diyorlar. İnsanlar en çok kendi zamanlarına benzerler. Doğru. Hadis-i Şerif. O da zaten yazmış sallallahu aleyhi ve sellemden sözler. Vaat vermek gibidir. Doğru. Yani bir şeye söz veriyorsun ya. Ben sana bunu veririm. Onu verdim. Vermek gibi. Akıl ünfet eder. Ünfete layıktır. Doğru. Bunları açıklar mısın? Hadisler zaten kendi kendine açıklamış ki. Biz açıklamaya kalkıp da daha kirletmeydim ortada. Allah bizi affetsin. İyi.
Abi, abit ve zahir. Denim ekledim. Bileksinlik hakkında da yok. Mustafa abi. Doktorları sinirleniyor. Sinirlenerek artık insan hakkını düşünüyorsan bunu söylüyor. Bana hem kendi üzülüyor. Hem parayla da üzülüyor. Ben baktığımda. İnsanlar ne kaybederlerse dilinden kaybederler, ne kazanırlarsa dillerinden kazanırlar. Kaybediyor.
Dilinden kaybetmiştir. Dil. Susmayı öğrenecek insan hayatını selametli geçirmek istiyorsa, insanlarla ünfet halinde geçirmek istiyorsa, gerektiği yerde gerektiği kadar konuşmayı öğrenecek herkes. Hatta ve hatta gerektiği yerde, gerektiği kadar konuşmamayı da öğrenecek. Konuşmayacak. Yani orada konuşması gerekli. Örçecek, tartacak, tartacak, bişecek. Ya ben bunu beş dakika sonra konuşayım yine de. Hep hata yapar insanlar. Hep hata yapar. Biliyorum diyen insan dahi hata yapar konuşursan. Anlaşılır. Sinirlenebiliriz. Bir şey canımızı acıtabilir. Bir şey bizi incitebilir. Bir şey bizi sıkabilir.
O esnada fermuar çekeceğiz. Sinirimiz geçsin. Canımızın sıkıntısı geçsin. Kafamız rahatlasın. Ondan sonra söyleyelim söyleyeceğimizi. Tamam. Tamam. Sinirlenir diyor. Haşa Allah'a kitabı kütle ediyor. Sinirlenir diyor. Sen böyle kütle hatırlamıyorsun. La. Laf. Aklı yerinde değil o zaman. O esnada gideceğim bir bıçak batıracağım bakalım. Can ağacı takma mı takma. İğne batırınca can ağacı aklı yerinde. Söverken aklım yerinde değil. Laf. Kuyru aleyhisselam tarafından sünnetli. Resulullah Efendimiz'e sünnetli ve yine Allah'ın izniyle. Ve Cimri aleyhisselam tarafından Resulullah Efendimiz'e bildirdi.
İşte bu manada sünnetler, bizleri sünnetle riayet etmesi farz mıdır? Allah'ın izniyle, riayet etmesi. Farz mıdır? Artık sizler bazen farzları tuttada almak için sünnetler kaybediyoruz. Şafiler sünnetleri farz olarak algılamışlar, sünnetleri farz yerine koymuşlar, öyle algılamışlar. İmam-ı Azam Hazretleri ve Hanefiler komple sünnetleri farz gibi algılamamışlar.
Farz gibi algılamadıklarından dolayı biz onları öyle algılamayız. Muhakkak ki sünnetler önemli ama biz farz gibi algılamayız onları. Bizim imamımız öyle algılamamış. Bizim müştehit imamlarımız öyle algılamamış. O yüzden bizim için farzlar ve sünnetler ayrıdır. Farzlar ve sünnetler ayrıdır. Yani nafileler ayrıdır. Biz farzları yerine getiririz. Sünnetlerle, nafilelerle de ne yaparız? Onları yerine getirmeye Allah'la aramızda o noktada ilişki kurmaya gayret ederiz. Bu namazların kazalarıyla alakalı çok soru soruluyor. Çünkü sanki yeni bir şey söyleniyormuş gibi insanlara geliyor. Arkadaşlar, Hanefilere göre bir kimsenin kaza namaz borcu var ise o kimsenin aynen ibare öyle geçer fıkıh kitaplarında.
Önce kaza namazlarını iade etmesi, ödemesi eftardır, vaciptir. Evladır. Önce o kimse normal günlük farzlarını kılarken kaza namazlarını iade etmek zorundadır. Ama o kimse bu daha evlasıdır. Hem günlük farz namazlarını kılar, farz namazlarıyla beraber vakitlerdeki sünnetleri de kılar, hem aynı zamanda da kaza kılarsa o nur âlâ nurdur. O takva noktasıdır. Ama bana fetva olarak sorarsanız, bu işin fetvası ne derseniz, ben de derim ki arkadaşlar, kazalarınızı önce kılmanız şart. Bu fetvadır. Önce kazalarınızı kılacaksınız. Bu fetvadır. Sünnetleri terk edip kaza kılacaksınız. Bu fetvadır. Takvası nedir? Sünnetle kazayı beraber götürmektir. Anlaşıldı?
Anladınız mı? Anlamayan elini kaldırsın, bir daha anlatacağım, bu konuyu bir daha konuşmayacağım. Bu cemaat için geçerdi yani. Tekrar edeyim mi? Bir kimsenin kaza borcu var ise, o kimsenin sünnetleri terk edip kazayı kılması evladır. Güzeldir. Mecburdur. O kimse kaza kılarken sünnetlerini de kılarsa vakit sünnetlerini nur âlâ nur bir iş yapmıştır.
Takva noktasında en güzel hareketi yapmıştır. Anlaşıldı? Bir kimse sünnetleri terk etse, Hanefi'ye göre, kaza namazlarını kılsa, o kimse sakın ha demin bu böyle olmaz diye. Anlaşıldı? Yok biz şundan duyduk. Yok biz bundan duyduk. Yok biz filanca hocadan duyduk. Yok biz filanca şeyhten duyduk. Hayır. İmam-ı Azam Hazretleri'nin iştahatı var kardeşim. Yüz bin tane şehri üst üste koysan, İmam-ı Azam Hazretleri'nin iştahatı orada tursa, İmam-ı Azam Hazretleri'nin iştahatını kabul eder. Anlaşıldı? Bizim yolumuz bu. Bir noktada İmam-ı Azam'ın iştahatı var mı? Var. Hanefiler için delildir, bitmiştir mesela. Anlaşıldı?
Tekrar ediyorum. Bir kimsenin kaza borcu var ise, o kimsenin önce kaza namaz borçlarını ödemesi evladır, şarttır. Sünnetlerle beraber kılarsa, nur hala nur bir iş almıştır, takva dairesidir. Bir kimsenin kaza orucu var ise, pazartesi, perşembeleri veya ayın üç gününü kaza oruca niyet edecek. Yarabbi niyet ettin, en son kaza orucumu tutmaya, tutamadığım kaza orucunu tutmaya.
Yarabbi niyet ettin, en son kaza orucunu tutmaya. Yarabbi niyet ettin, en son işte filanca namazın farzını, kazasını kılmaya. Anlaşıldı? Bir namazda iki niyet olmaz. Finan nereden duyduk? Eee, siz öğlenin sünnetini kılarken, aynı zamanda kazaya niyet edin. Kazaya kılarken, aynı zamanda sünnete niyet edin. İyi, sen bir namazı kılarken beş tane sünnete birine niyet et o zaman. Ahmak! Var mı böyle bir şey? Ne ekleme olacak, ne varolunu çıkarma, ne de varolunu değiştirme. Din bu. Kabul ediyorsa, kabul ediyorsanız, kabul ediyorsalar, etmiyorlarsa, Allah yollarını açık etsin, ne bizden alakaları var, eğer İslam'ın herhangi bir şeyini reddettilerse, ne de İslam'la alakaları var.
Allah yollarını açık etsin. Kaza kılıyorsun, neyin kazasını kılıyorsun? Eğer seferilikte bıraktığın namazı kılıyorsan, seferi halde yine iki rekat kılarsın. İyi, normal olarak. Günlük kaza kılıyorsan, dört kılacaksın, kaza kılıyorsun, dört borcu ödüyorsun. Dört borcun yerine iki ödenmez. Kaza'nın zamanında kaza namazı var, ne zaman alakaları var?
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kazaya bıraktığı namazı olmadı ki kaza namazı olsun. O gün için kazaya bırakanlar vardı, o gün için başladı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında başladı. Onun yalnız kaza namazı yoktu. Anlaşıldı mı? Sahabelerin vardı, sahabelere tarif etti zaten böyle. Ama onun mesela kaza virdi vardı. O normal faz namazlarını kazaya bırakmazdı da, mesela bir gece gece namazını kılmamıştı diye cühü, gece namazını kılmadığı zaman onu öğlen namazından önce iade etti. Bunu hanımlarından birisi naklediyor. Diyor ki gece namazı kılamamıştı, kılmamıştı, kılamamıştı. O yüzden namazı diyor sabahleyin kalktı, kuşluk vaktinde iade etti diyor.
Gece kılamadığı namazı. Gece virdini de çekememiş, günlük vird çekerdi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Sizin o günlük virdleriniz var ya, o Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetidir. Onun da her gün günlük kendine ait virdi vardı. Yine öğle bir gece günlük virdini çekemediği zaman, öğlen namazından önce günlük virdini iade etti. Oradan hareket ederekten, Hanefiler demişler ki, bir kimse inhabı alırsa, ders alırsa, ve dersini çekmez ise, çekemez ise, ertesi gün o dersini kaza eder demişler. Neden? Söz veriyor, ben bu dersi çekeceğim diye, o sana vacip oluyor söz verdiğin için. Nezir ettiğin için vacip oluyor. Vacip olduğu için, dersini atmak, gaydır, kubak yapmak yok.
Ya diyeceksin ki, hakkını helal et, kusura bakma, hasbelkader yanıldım yemirdim, ben bu dersi aldım, kusura bakmayın, ben bu dersi bundan sonra çekemeyeceğim, ben bu yolu da gidemeyeceğim, Allah yoluna çıketsin, Allah senden razı olsun, Allah, başını dağal, gözünü pınar etsin der, göndeririz. Allah yoluna çıketsin. Ama sözler değilse, sözümüzü yerine getirmeye gayret edeceğiz. Tamam, şey, siz şimdi peygamberimiz adı şerifte diyor ki, bir kişi geliyor, oturuyor da sahabeyle, diyor ki, çok zengin birisi geçiyor, ona soruyor, bunu nasıl tanıtsınız diyor. İşte o da, çok iyi tanıdığını yani, ben kısa söylüyorum, çok iyi tanıdığını söylüyor. Eee, birkağı şeyinde girse diyor, ben şehadet ederim diyor, sizin şefaatiniz, olur diye diyor.
Sonra, peygamber efendimiz, çünkü de diyor, ondan sonra bir kişi daha geçiyor, ona diyor, bunu nasıl tanısınız? O da diyor ki, çok fakir birisidir diyor. Çok fakirdir ama diyor, peki şehadet eder misiniz diyor. Yok etmem diyor. O zaman diyor ki işte diyor, dünya dolusu, önceki geçen zenginlerse, bu geçen fakir gibi, üç tane olsun yeter diyor. Birincisi bu, siz önceki zübette anlattığınızda, biraz şey yapıyor, zenginliğiniz. cömertliğiniz şeyini. İkinci sorum da, hiç, tarikatı aleyheden, şey ölmeden önce, yani, toparlayıp, derviçler ne, hiç demiş miydi yani, ben, filan kişiye, biat etmiş miyim, herhangi bir şey, tarikatı aleyhede, böyle bir şey, hiç rastlamış mıydı?
Rastlamış mıydı? Topla, yani ölmeden önce, toparlamış, Kur'an ve Sünnet çerçevesinde, ben işte, filan kişiye, komple derviçleri biat ettirip, biat ettirip, yani kendisi de onu uymuş, veyahut da, hiç de ölmeden birkaç gün önce, veya on gün, on beş gün önce, olmuş mu öyle bir şey, hiç var mı? Kur'an ve Sünnet'e yürüyeceklerdir. Olmuştur, duymadın içeceğim, olmuştur ben. Sağlığında mı? Sağlığında. Şeyhler öyle yapmaz mı? Mürsidi kamiller belki de yapar da, şeyhler yapmazlar. Şeyhler ayrıdır, mürsidi kamiller ayrıdır. Üçüncüsü de, İslam'la kısas, hangi ölçülerde olur? İslam devletinde kısas olur, İslam hukukunun uygulandığı yerlerde kısas olur.
İslam hukukun olmadığı yerlerde, kısas uygulanmaz da olmaz. Yani ehli tasavvuf, şu mümkündür, yani sağlığında işte, birisi yetiştiyse, ona söylerlermiş, bu yetişti, icazetini de yazarlarmış, o kendisi bir dergah açarmış, veyahut da o aynı derganın içinde çalışırmış. Bu mümkün ama ölmezden önce, bundan sonra filanca şey, ben de ona bağlanıyorum, denilenini duymadım ben. Zahire duymadım. Peki gerçeği öyle olsa, daha olmaz. Olur mu öyle şey canım? Bu işin kendi içerisindeki hukukuna uygun değil. İşaret edebilir, buna intisap edin derin. Veya kendisinden daha yüksek bir noktadaysa o.
Bu bizden de fazla yüksek olup diyebilir. Ama zahiren gidip dönüp de ondan ders alanı duymalı. Belki de manen alan vardır da, dönüp de zahiren alanı duymalıdır. Olabilir. Evet. Üç beş akarası mı geldi? Cemal Tepkiler. Biz de o imama uyarken kaza niyetin herini niyet edelim, yoksa o vakti mi kılalım abi? O vakti. Öğlen namazı kılınıyorsa, en son kılamadığım öğlen namazının fazlasının kazasını kılmıyor. Evet. Adet-i Mesih'e göre işe dozlu yapmak ya da kapama yapmak caiz değil mi? Caiz. İmam-ı Azam Hazretleri caiz değil demiş. İmam Muhammed, İmam Yusuf, İmam Serasi, ondan sonra gelenlerin hepsi de caizdir demiş. O yüzden İmam-ı Azam Hazretleri bu noktada tek kaldığından dolayı İmam-ı Azam Hazretleri bu noktada tek kaldığından dolayı İmameyn derler İmam Muhammed ile İmam Yusuf'a aslında İmam Yusuf'u daha önce zikretmemiz lazım.
Sonra İmam Muhammed dememiz lazım. Normalde yaş olarak, zaman olarak İmam Muhammed, İmam Yusuf'tan sonra ama İmam Yusuf da demiş ki İmam Muhammed'in kıskanılacak bir ilmi var. Kıskanılacak bir kimse, hatta bir rivayette kendisinin dahi geçtiğini söylediğini rivayet edenler var. Her neyse benim dilim öyle alışmış, İmam Muhammed, İmam Yusuf diye alışmışım, hakkınızı helal edin. Bu noktada, onların bu İmam-ı Eyn'in birleştiği bir noktada Hanefiler kendilerini ölçe etmişler, İmam Eyn'e uyarlar. Anlaşıldı mı? Eğer İmam-ı Azam ile İmam Muhammed bir noktada buluştularsa İmam Yusuf'a bakmazlar. Yine İmam Eyn oldular, iki İmam oldular, yine ona bakarlar. Ben İmam Eyn'e kudurla, haline şöyle yazıyor, haline olan bir insan var ya Şafi'ye görmeyecek ya da Malik'e görmeyecek.
Yok, eğer Hanefilerde ona fetva veren, ona cevaz veren bir İmam olmamış olsaydın, o zaman senin dediğin öyle olur. Tamam, ona gerek yok. Saba selam vermek adabını açıklamak değil misin? Ne durumlarda, kim kime selam veriyor, onu açıkça söyler misin? Ayaktaki oturana, bir vasıtayla gidene, giden yürüyene, bir kimse bir yere geldiyse ona, ama kumar oynayana, içki içene, tavla oynayana, Kur'an-ı Kerim okuyana, namaz kılana selam verilmez.
Ama öbür türlü, buradan içeri girdi, o selam verir. İçerideki ona selam vermez. Birisi ayakta, öbürkünler oturuyor. Ayaktaki kimse selam verir oturanlara. Birisi arabanın üzerinde, öbürki yolda yürüyor. O arabanın üzerindeki yolda yürüyene selam verir. Anlaşıldı? Evet. Mehmet Akiva'nın üstü soyu diyor ki, Çanakkale'de cihat edenler diyor, Bedir savaşımla cihat edenler gibidir diyor. Bunu neye dayanarak istiyorlar? Çanakkale'deki o cihatın mukaddesliği noktasında, ona dayanarak da onlara eş değer tutmuyor. Hayır, eş değer tutamaz hiç kimse. Siz o kadar şanlısınız ki diyor, siz o kadar mukaddessiniz ki, ancak Bedir'in aslanları bu kadar şanlıydı diyor. Anlaşıldı? Bedir'in aslanları gibi siz de şanlısınız demek değil o.
Veya Bedir'in aslanlarıyla siz aynı derecedesiniz demek değil o. Yani Bedir'in aslanları bir görev yaptı, siz de onun gibi bir görev yaptınız demek. Aynı görevi yapmak farklı bir şeydir, aynı derecede olmak farklı bir şeydir. İkisi farklıdır. Anlaşıldı? Bir kimse peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin görevini yerine getiriyor diye peygamber olmaz. Bir kimse sahabenin görevini yerine getiriyor diye sahabe derecesinde olmaz. Bir kimse bir şey efendim der ki, sen benim filanca yerde zakirimsin, nakibimsin, ne kapamsın. Git orada ders ver. O şeyhin faziletinde değildir ki. Ama şeyhin görevini yapar. Anlaşıldı mı? O aynı derecede, aynı fazilette olduğunu göstermez. Duanın işlemek lazım ya da bir metinler var illa öyle mi yapmak lazım ya da içimizden nasıl geliyorsa öyle mi yapmamız lazım?
Dua ibadettir, ilticadır. Dua istemektir. Duanın özü kulluğunu hatırlamaktır. Kulluğunu hatırlamak. Bir kimse kendinden yüce, kendinden büyük, kendinden zengin bir şeyden ister. Biz istiyorsak o zaman kuluz demektir. Bir kimse duayı terk ederse, kibirlilik, küstahlılık vardır, yeri cehennemdir. Allah muhafaza eylesin. Dua eder, kendi kulluğunu, kendi fukaralığını, kendi zayıflığını, kendi kudretsizliğini, kendi hakimiyetsizliğini, kendi iktidarsızlığını beyan ediyor. Ya Rabbi, sen hâlimsin, biz mahlukuz. Sen vericisin, biz alıcıyız. Sen zenginsin, biz fakiriz. Sen yaratansın, biz yaratılanız. Biz ona muhtaçız. O bize muhtaç değil.
O zaman dua nedir? Yanvarıştır, yakarıştır, kulluktur. Bunu bir kimse Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden ve sözünden dua etse nur hâlâ nurdur. Ama önemli olan insanın Allah'a yakarışıdır, yalvarışıdır. Anlaşılır. Bunda dil yoktur, söz konusu değildir. Ama gönül ister ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden dua eder. Ama bileniyorsak, onun Türkçe lafızlarından, Türkçe'ye çevrilmiş olarak dua ederiz. Onu da bileniyorsak, diyor ki, ey Habibim, kullarım benden sana sorarlarsa, sen onlara de ki, ben onlara yakınım, dualarını kabul ederim, ben onları affederim. Allah bizi onlardan eylesin. Ben ona trede sözler dedim.
Trede olaylar olduğunu, bunu daha önce de söyledim size. Ben sizi terk etmeyeceğim dedim ve terk etmedim. Elhamdülillah. O yüzden ders kağıtlarında bizim eski silsileyi ben koymadım. Böyle bir haksızlığı kendime de uykum görmedim. Aslında bunları konuşmak istemiyorum, laf açıldı, ben de taşı kediğine koyayım. Aslında Şeyh Efendi'nin daim, Mustafa Efendi'den sonra kendi ismini yazdırması da bu manada benim için uygun değil. Neden? Mustafa Nazletleri de ona sağlığında sen bu dergâhın şeyhisin deyip de icaz ettiğini yazıp ona var yok. Siz eskileri bilmezsiniz, ben bilirim eskileri. Ha! O, onun tutumu öyleymiş, o yazmış. Benim onu eleştirecek, eleştirilecek noktada değilim. Allah bizi affetsin. Bu benim kendi stratejim, kendi çizgim. Kabul eden için, herkes için.
Ya Hacı abim böyle bir kabullenmemesi diye bir şey yok. Sadece bunu öğrenmek maksadıyla. Belki de siz öğrenin diye söyledi. Beni inan öyle abi. Siz öğrenin diye söyledi. Yani bunu normalde kafanız karışmasın. Anlaşıldı mı mesela? Ben hayatı açık bir şekilde yaşayan insanım. Benim beyin gerimde ne varsa beyin önündedir benim. Beynimin önünde. Ben hiç öyle şeyleri sevmem. Arkadaş bana vermedi. Verdi, döndü geri. Rüce etti. Bitti. Bir başkalarına demiş ki dersini de aldın. Başkalarına demiş. Sözler. Ben gittim böyle miydin? Dersini de mi aldın? Yok oğlum kim söylüyordu? Bana söyledi o. Başkasına söylediği yine benim ağlamım.
Bana söyledi o. Abi o uydurma zaten. Ben bunu Nevşehir'de de sorumlularla görevcut. Ben konuştum daha cenazede. Birileri uydurdu onu. Bak Akif Hoca ile bilhassa yani üstüne batarak konuştu. Ben de bir duymadım dedi. Onların yanında Hasan'ın yanında. Ama birileri hep böyle dedi yani. Ama onu dediler. Bunu arkadaşlara söyledim. Burada da söyleyeyim. Arkadaşlar. Tasavvuf, tarikat. İnsanların çıkarlarının çatıştığı yer olmaması gerekir. Tasavvuf, tarikat. İnsanların kendi plan ve projelerinin uygulayacağı bir yer olmaması lazım. Nedir plan proje? Yani insanın maneviyatı plan projeyle yürümez. Allah ile yürür. Allah'la bunun işi Allah'lıdır. Sen oturup da bir şeyi kurgulayıp, bir şeyi ayarlayıp, bir şeyi elde edemezsin.
Elde etmiş gibi görünürsün. Yarın ahirette çıkar herkesin foyası meydana. Amaçları, maksatları, amaçları, maksatları Allah affetsin. Kendi kafalarına göre beni devirip kendileri oturmaktır. Alın, oturun. Oturabiliyorlarsa. Şunu hayatımda hiçbir zaman kabullenmedim. Bir şey, bir şey insan için önemli olması lazım. Nedir bu? Dürüstlük ve samimiyet. İhlas. Dürüstlük, samimiyet, ihlas. Arkadaş, Allah rızası için yola düşmüşsün. Beni ilgilendirmiyor makam monsun. Allah rızası önemli. Bir. İkincisi, ben hiç kimseye basamak olmadım bugüne kadar. Olmam. Sen istersen havada uçuyorum de bana. Hiç önemli değil benim için.
Allah rızası önemli. Şunu yapmam hiçbir zaman. Ya işte, benim etrafımdan ayrılmayın. Gizli şehit yapıyorlar, gizli şehit. Hayır, bir yanlış. Bir insan ya der ki, istihar yapın arkadaşlar, gördüğünüze gidin. Diyor mu her hafta? Şu anda da diyorum. İstihar yapın, gördüğünüze gidin. Beni görmüşsün. Kendi şahsımı koyayım ortaya. Koyduğumuz stratejiye uyacaksın. Ya toplanmayın, ya dağılmayın. Biz babanın bıraktığı yerdeyiz deyip, kendi şehriklerini yapıyorlar. Gizli şehit. Çorumlarcım usta efendi hazretleri vefat ettiğinde de aynı şey oldu. Şeyh Efendi'ye hiç kimseyi hesap etmedi. Herkes dedi ki, ben ta bunu bir sene önce söyledim size.
Söyledin mi? Dedim ki, aynı çorumlarcım usta efendi hazretlerin zamanındaki gibi olacak. Diyecekler ki dedim, biz babanın bıraktığı yerdeyiz. Hepsi de gizli şehit yapacaklar. Eşkara çıkacaklar meydana. Arkadaş, ben şeyhlik yapıyorum. Var mı diyeceksin? Yok kardeşim, ne diyeceğim? Ne yapıyorsan yap. Ne yapıyorsan yap. Paraya tamah etme. Ahirette çıkar meydana. Makama tamah etme. Ahirette çıkar meydana. İnsanların sevgisine tamah etme. Ahirette çıkar meydana. Makama, mansıba, paraya, kadına tapanlar. Ahirette çıkar meydana. Kendisinden şeyhlik bekleyenler. Kendisine şeyhlik bekleyenler. Allah'ın rızasını gözetip de makam mansıb peşine düşenler.
Ahirette çıkar meydana. Çıkar. Kendisine bekliyor herkes. Bir kişi rüyasında bir şey görse de bize de bir şey dese diye bakıyorlar. Hayır. İsterseniz bu gece hepinizin rüyasını bitiriverin. Hiç önemli değil benim için. Deyin ki biz bu gece senden ayrılıyoruz. Yolumuz bitti. Allah yolunuza tüketsin. Bak bu kadar rahattım. Böyle bir derdim yok. Böyle hiçbir derdim olmadı bugüne kadar. Deyin ki arkadaş biz seni kötü yolda gördük. Yanlış yerde gördük. Seni terk ediyoruz. Allah yolunuza tüketsin. Elhamdülillah. Kardeşlerimiz bizim eksiğimizi, kusurumuzu görmüşler de bizi terk etmişler.
Allah onlardan razı olsun. Der oturur. Allah bizi muhafaza eylesin. Düşmeyin bu tür şeylere. Tabi bu mesajım buradan başka yerlere. Buraya değil ya. Buradan başka yerlere. Arkadaşlar. Parayla tatillik olmaz. Arkadaşlar. Parayla çavuşluk olmaz. Arkadaşlar. Parayla şeyhlik olmaz. Arkadaşlar. Parayla makam mansup olmaz. İnsanlar beni sevsin diye insan konuşmaz. Eğer insanlar beni sevsin diye konuşursan. Vallahi münafıklık yapmış olursun. İnsanlar benim peşime düşsün diye. Yumuşak kaydır kuppak konuşursan. Vallahi münafıklık yapmış olursun. Allah yüzüne tak uyarır seni.
Dosdoğru olun. Kendisinde bir makam görüyorsa o kimse. Vallahi münafıklık noktasındadır. Kendinde ne makam görüyorsun ki sen? Allah'a bırak. Sende bir şey varsa. Sende alınacak bir şey varsa. İnsanları sevk etmekten aciz mi? Karıları çiçeklere gönderen Allah. İnsanları çiçeğe göndermekten aciz mi? Bak insanları. Müminler hürriyetlerine... Az önce arkadaş dedi ki şeyhe ne dediydi o? Şeyhe teslimiyet dedi. Ben dedim ki hayet teslimiyet yok.
Teslimiyet Allah ve Resulullah'dır. Müminler hürriyetlerini, akıllarını, kalplerini, limalarını, idraklarını Allah ve Resulullah teslim ederler. Şeyhe tabi olunur, örnek alınır. Örnek alınır. Hürriyetinizi kimseye teslim etmeyin. Ne hanımlarınıza, ne çocuklarınıza, ne başınızdaki şeyhinize teslim etmeyin. Hürriyetin teslim edileceği yer Allah ve Resulü'dür. Allah ve Resulü. Bir kimse şeyhine hürriyetini teslim ederse, başına gelecek olanlara katlanamaz. Çekemezsiniz. Burada var birisi. Çekemezsiniz. Çekemezsiniz. Şurayı yarsan, şuradan açsan, vallahi dayanamazsınız burada. Ben anlatırken dayanamazsınız.
Kendinizi duvarlara uğursunuz bunlara nasıl sabrettin diye. O yüzden hayır. Siz Allah ve Resulü'ne teslim olun. Siz aklınızı, dimanınızı ona teslim edin. Şimdi diyorlar ki, ne yap? Biz zakirlerin etrafında toplanın dedi Şeyh Efendi. Bir de kaset göndermişler. Ya yok kasette öyle bir söz. Kasette Şeyh Efendi, zakirlerin etrafında toplanın, onlara tabi olun diye bir sözü yok. Eğer söylediyse, onun mürşid-i kamilliğinden şüphe ederim. Veliliğinden değil. Mürşid-i kamillik, bunu ayırın. Velilik ayrıdır, mürşid-i kamillik ayrıdır. Eğer Şeyhlerinin öyle söylediklerini iddia ediyorlarsa, delillendiriyorlarsa, evet ilan ediyorum o zaman buradan. Abdullah Gürbüz Efendi, mürşid-i kamil değilmiş o zaman.
Kendi söyledikleriyle kendilerine taş attırıyorlar. Şeyhlerine taş attırıyorlar. Kendi makamları için. Ben söylediğine inanmıyorum. Söylediyse, mürşid-i kamillik değilmiş. Bugün işin içinden. Benim Beytullah'a karşı elimden tuttuğum Mustafa Efendi, bana söyledi. Oğlum vefat ettiğimizde sakın ha! İnsanlara, çorunla Mustafa Efendi'den kalanlar gibi yapma. Eğer kimseyi bırakmazsak, söyle, herkes istihare yapsın, istihare etsin de rüyasında gördüğüne gitsin, bağlansın. Bana söylediğin vasiyeti var. Bütün dergaha söyledin mi vasiyetini? Söyledim, size de söyledim. Arkadaşlar, istihare yapın. Kimi görüyorsanız gidin bağlanın.
Şah-ı Nakşibendi Hazretlerinin 330 tane şeyhi olmuş. 330! 330 tane şeyhi dolaşmış. 330 tane şeyhden zamanla, zaman içerisinde ders almış. Onun da işini bitirmiş, gitmiş. Bir başkasından ders almış, bitirmiş. Bir başkasından ders almış, bitirmiş. Aynı anda 3-4 tane şeyhi olmuş. Ya şimdi olmaz. Ya ne? Şeyh Efendi'den sonra mürşidi kamil mi yok? Şeyh Efendi'den sonra veli mi yok? Bitti mi? Süleymancılara kızardık. Ne farkınız kaldı? Ne farkınız kaldı? Süleymancılara derdik ki resme bakaraktan rabıta yapıyorlar. Eski şeyhe rabıta yapılmaz. Bunlar doğru mu?
Şimdi nasıl olacak? Nasıl eski şeyhine rabıta edeceğim? Adı rabıta et bakalım. Saç boyası, cahil mi değil mi? Rabıtanla bu zamanda zühd nasıl olmalı? Hadi sor bakalım. Bu zamanda inabe ders almaktan maksat nedir? Amaç nedir? Laf onların hepsi de. Zakirliklerini kaybetmek istemiyorlar. Etraflarında 10 kişi var. Ondan sonra kendi bulundukları yeri kaybetmek istemiyorlar. Etraflarında 10 kişi var. Kaybetmek istemiyorlar. Kaybetmek istemiyorlar. Bu var ya, şatafat var ya. Kaybetmek istemiyorlar. Allah hesabını sorar. Sakın ha!
Ben de ölür giderim. Yarın belki de ölürüm. Hiç! Sakın ha! Size ağabey nasihatı. Gideceksiniz, istihare yapacaksınız. İstiharenizde gördüğünüzde gidip bağlanacaksınız. Yok bıraktıydı, yok bırakmadıydı, yok şu oldu, yok bu oldu, hepsi de boş. Hepsi de boş. İstihare yapacaksın. Gördüğüne gideceksin, bağlanacaksın. Veya bir şuradaki topluluk, kaç kişi var? 50 kişi, 100 kişi. 100 kişinin 50 tanesi istihare yapmış, 25 tanesi rüya görmüş. 25'in 15 tanesi bir yeri görmüş. Hüccektir, delildir. Onların gördüğü yere git bağlan senden. Git onların gördüğü yere bağlan. 25 ümmetin yanlışta toplanmaz diyor.
Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Diyor mu hadis-i şerif mi? Evet, yanlışta toplanmaz. O zaman burada 100 kişi var. 100 kişinin 50 tanesi rüya görmüş. 30'u bir noktada. Yanlışta toplanmaz ümmetin. Git 30'un bulunduğu yere git. Onun bulunduğu yere gitme. Orada 10 kişi var. O doğru değil. O yüzden Allah'ın muhafaza eylesin. İnsana makam sevdası düştü mü, makam sevdası düştü mü, 20 yıldır, orta yerde görünmeyen orta yere çıkar. Makam sevdası düştü mü, hiç o güne kadar sessiz olup çıkmayan adamın sessiz olup çıkmaya başlar. Bu makam sevdasının olunduğu. Allah'ın muhafaza eylesin. Ne güzel bir sohbet oldu. Şimdi sığındıkları bir şey var. Şeyh Efendi demiş ki evladım ben öldükten sonra benim kılıcım daha keskin oldu.
Peki Resulullah Efendimiz öldü kılıcı daha mı keskin oldu? Neden o zaman öbür halifelere? O zaman Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'nin kılıcı daha keskin değil miydi ki? Çıkmasına gerek yoktu. Onların hepsi de laf. Şeyh Efendi onu söylemiş olabilir. Diyelim ki söyledi. Dedi ki oğlum ben öldükten sonra kılıcım daha keskin olur. Eyvallah doğru olur. Bu demek değildir ki ben öldükten sonra siz bir şeyhe gidip intisap etmeyin, bağlanmayın demek değil. Aynı şekilde Mustafa Efendi Hazretleri de demiş. Biz derseniz şimdi bu gece abim alayım geleyim ben. Abim Mustafa Efendi Hazretlerinden dersi kimseydi. Ondan sonra hiçbir yerden ders almadı. Aynı lafı ben abimden de duyuyorum.
Aynı lafı ben abimden de duyuyordum daha önce. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi dedi ki eğer biz öldükten sonra bizim kılıcımız daha keskin olur. İyi ama Çorumlu Hacı Mustafa Efendi onu da demiş. Evladım biz öldükten sonra biz kimseyi bırakmazsak istihar yapın, gidin bir yere bağlanın demiş. Antep'li Bilal Baba Hazretleri kimseyi bırakmamış. Demiş ki dervişlere oğlum Çorum'da Mustafa Efendi var. Kendisi Mürşid-i Kamil bize attır. Biz öldükten sonra gidin ona bağlanın demiş. Antep'li Bilal Baba Hazretleri. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi de kendi sağlığında kimseye eşkarı açıkça ilan ettirmemiş. Kimseye ilan etmemiş. Bırakmamış kimseye. Öbür günlerde diyorlar ki eski dergahattan kalanlar.
Şeyh Efendi Hazretleri böyle bir şey ilan etmedi. Bırakmadı Şeyh Efendi kimseye. Tamam. Şeyh Efendi'ye, Abdullah Efendi'ye bağlanmadı hiçbirisinden. Gittiler sonra başka bir yerde buldular. O bir sürü şeyler yaşadı. Eyvallah. Herkesin kendine göre doğrusu var. Ama doğru bir tane. Bir şey öldü mü arkasından istihar yapılır. Kimseye bırakmadıysa istihar yapılır gider bir yere bağlanır. Önce dediler ki iki ay bekleyeceğiz. Doğru mu? Ondan sonra dört aya çıktı. Doğru mu? Olmadı altı aya çıktı. Doğru mu? Bir sene geçti bak. Bir sene geçti. Seneye devriyesi oldu. En sonunda işini açıkça açıkladılar. Ne yaptılar? Biz böyle devam edeceğiz. Mehdi Ala Resul'u bekliyorlarmış.
Allah yollarına tüketsin. Allah yardımcıları olsun. Hiç bu noktada söyleyecek fazla bir şeyim yok. Evet. Sabah oradaki arkadaş, kardeşlerimiz yapacağımız bir şey yok mu? Yani onunla masumçi insanlar da var. Siz yapabileceğiniz. Onları kurtarma bağlı bunlar. Kurtaracak olan Allah. Siz vesile etmesine olun. Vesile ise buradayız. Kurtaracak olan Allah. İhadi olan Allah. Hidayet edisi olan Allah. Doğruyu gösterecek olan Allah. Doğrularla buluşturacak olan Allah. Allah sahibi. Allah. Cenab-ı Hak. Şundan sorumlu değiliz. Hristiyan'ın Hristiyanlığından biz ne sorumlu olalım? Müşrikin müşrikinde ne sorumlu olalım?
Yanlışa gidenin yanlışlığından neden sorumlu olalım? Allah. Söyleyecek bir sözümüz yok. Mustafa Bey, Efendi Hazretleri Rahmet Ünalı'yı sağlığında son zamanlarda bir grup arkadaşlıktan ziyarete gitti. İkilerinde demiş ki, Bursa'da çorulukımızdan yani, Bursa'da Mısal Efendi'ye tabi olacak Bursa'da bir şey demiş. Ama bugün bakıyoruz ki Bursa'da bir iki grup oluştu. Bu gruptakiler arkadaşlar tabi olmuyorlar. Yani şu açıdan soruyorum. Önümüz açıdan soruyorum. Şimdi, Şeyh Efendi'yi sevdiklerini iddia ediyorlar bu kardeşlerimiz. Ama belasette böyle bir sözü var. Bu sözlerle alakalı, siz ne diyorsanız istihale yapanız, istihale hak mıdır? Yani önümüz açısından soruyorum. İstihale bir insanı yasaklayınabilir mi?
Mesela ben, Farkat'a da bizim bir kardeşimizdir. O gruba dahil olmuş, bize dedi, istihale yasak dedi. Ben o kardeşime istihaleyi tavsiye ettim. İstihale yasak dedi. Ben de sırf dedim ki, sizin sohbetlerinizle geleceğiniz. Ben gittim, bu soruyu sormak için gittim oraya. Şimdi, istihale sakın dedi, istihale bir şey sorma dedi. Sormayacak mı? Tamam, gidiyoruz. Gittik, akşam bir sarı oldu. Şimdi anlattı, anlattı. İşte, bu cemaat alakalı mevzuları geçmedi hiç. En son çay sohbeti dedi. Bir soru dedim. Dedim ki, Abdullah Efendi dedi, Hazretler benim. Çorum Bahçı Mustafa Efendi'yi, Antep bir anlattı nefini nasıl bulmuş dedi. Bunu bana cevabı anlattı dedi.
O da anlattı, anlattı, anlattı. Yani, Eşit Efendi Hazretleri rüyası, istiharelerini anlattı. Fakat kişi son noktaya getirdi, üstünü örttü. Dedi ki, bizimle de burada kardeşlerimize istihale yasak dedi. Dışarıda istiharesini yapacak, şeyhini bulacak. Şeyh'in burası, buraya gelecek. Değilse gidecek. Demek orada bir şeyh var. Demek orada bir şeyh var. Allah yardımcılar olsun. Allah rızası, el-Fatiha. Amin. Hayırlı geceler.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi