mustafaozbag.org

277. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Haziran 2012 · 59:27

ehl-i tasavvufun çeşitleri vardır. Allah nasıl peygamberleri kimisinden, kimi peygamberi üstün yarattıysa, kimi insanları, kimi insanlardan üstün yarattıysa, ehl-i tasavvufun da hepsi da aynı değildir. Kimisi, kimisinden üstündür. Üstünlükleri, onların içlerinde bulundukları işlerinden dolayıdır. üstünlükleri, onların verdikleri mesajlardandır. Üstünlükleri, onların takvalarındandır. Bir kısım ehl-i tasavvuf vardır ki, insanları Allah yoluna çağırırlar. Bir kısım ehl-i tasavvuf vardır ki, insanları kendi yollarına çağırırlar. Bir kısım ehl-i tasavvuf vardır ki, insanları Allah'a çağırırlar.
en üstün olanı, en kıymetli olanı, insanları Allah'a çağıranlardır. Allah'a çağırıran ehl-i tasavvuf, dünya üzerinde azdır. Çünkü, yola çağırmak kolaydır. Kendi yoluna çağırmak ise her şeyden kolaydır. İnsanların, insanların yollarına uyumaları da kolaydır. Çünkü, yolda heva ve heves vardır. İnsanlar giderler, insanların yollarına hemen ulan olurlar. Hemen peşlerine düşerler. Bunun her dediği doğru derler. Bu ne güzel insanmış derler.
Çünkü heva ve hevese hitap eder. Nefse hitap eder. Çünkü o kimse kendi yolunu kurmaktadır. Kendi düzenini, kendi sistemini kurmaktadır. Kendi heva ve hevesine göre davranmakta. Kendi heva ve hevesine göre dizayn etmekte. Allah'la işi. Oyuncumuz Allah'adır. Bu ehli konuşuyormuşum gibi gelmeye gitsin diye söylüyorum. Biraz da heyecanlı.
Hayır, öyle bir tasavvuf, öyle bir tarikat yok. Ders anlattığı bitti mi? Hayır, bitmedi. Halk derviş vardı. Doğru mu?
İnsanların geldiği nokta konuş gidiyor. Hikmet edecek. Kendiliğinden misafir ediyorsa kendiliğinden misafir edecek.
Sen gideceksin, selamünaleyküm, aleykümselam. Kardeş ziyarete geldim seni. Allah razı olsun. Hoş sohbet ettim. Selamünaleyküm bana misafir. Kalk mutlaka. Ya rahatsız edeyim. Kalk kardeşim. Eyvallah. Kalk. Kalk filan demiyorum. Selamünaleyküm, aleykümselam. Gece saat 1-2 önemli değil. Türkçılar. Dön geri. Su mu kestik? Sobası yanıyor mu? Yanlıyor mu? Sıcak mı? Soğuk mu? Bir misafir mi var? Haberin var mı? Dön geri kardeşim. Sıcak'ın özü bu. Başka türlü seyahat seyahat. Git adamın yok mu seyahat. Beşini ziyarete git, bil sen. Gideceksin, ziyaret edeceksin, döndü. Selamünaleyküm, aleykümselam. Sen şehrini ziyarete git, döndü. Kimseye gidip yaslarısını yiyemem.
Kardeşi var, arkadaşı var, arkadaşı var. Onu ziyarete gidiyor. Önce anneni babanı ziyareti. Kendinizde bir şey görmeyin. Tasavvuf kendini hiç görmektir. Kendinizi yok bilin.
Tasavvuf insanın kendisini yok bilmektir. Var olanı makam geliyor, insanlar geliyor. Allah günah-i tebailerden dönmeyi, Cenab-ı Hakk'ın emirlerini tutmayı nasip ve müesser eylesin. O yüzden kardeşler, insanlar vardır, hep kendi etrafında insanları toplamak için çıkarlar, konuşurlar.
Allah onlardan da bizi muhafaza eylesin. Allah beni öyle olmaktan da muhafaza eylesin. Beni öyle olmaktan da Allah bizi muhafaza eylesin. İstihare yapın. Bütün insanları bunu tamamlayın. Rüyasında kimi görüyorsa gitsin oradan ders alsın. Gitsin kim, hangi şeyi bir görüyorsa gitsin oradan ders alsın. Gitsin hangi şey etabı olmaktan, gitsin oraya etabı olsun. Allah herkesin yolunu açık etsin. Yeter ki Allah desin. Yeter ki Kur'an ve sünneti seseye sarılsın. Yeter ki Allah dinini yaşarsın. Ya ustad hocam de başka bir şey lazım gelmez insanlara. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Evet. Sorusu olan varsa sorsun. Anlattığımız o yolda ustadın şehit yerine yolcu ustadına olarak görecek. Seyitlerine itaat edilir. Kostumdan, çocuğumdan, hanımından fazla severim.
Olmadı yarınlar. Kamil olmamışsın. Kemale ermemişsin. Resulallah. Seni nefsinden de fazla severim. İşte şimdi imanın kamil oldu. İmanın kemale erdi yarına. Bu mürşid-i kamiller onun için uykundu. İmanın kemale ermem. Gözünün gördüğü her en sevgili Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gelecek.
O zaman şeyh ile beraber yol gidiyor. Mürşid-i kamillerle beraber yol verçile çekilir. Salihlerle beraber olun demiş. Salihlerle, salih topluluğuna beraber olun. Ona mahabbet edin. Asla bu deli mi? Yanlışlıktır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri cömertlik yapacağız mı?
Mürşid-i kamiller için dedi ki, Ya Ebu Vakir ne getirdin? Malımın tamamını getirdin ya Resulallah. Ehline ne bıraktın? Bıraktım ya Resulallah. Aleyhi ve sellem hazretleri. Ne ne diyecek? Şu kılıç hakkını verirler. Durya ve topuklarının üzerinde geri dönenlerden mi olacaksınız ayetini?
Oku! Ve peygamalar öldüler. Nasıl ki Mustafa önündeyiz? Hiçbirimiz değil.
Birimiz gençler. Vakir olan Allah. Kılıbdetme. Vakir olan kim?
Allah. Evet. O yüzden Mürşid-i Kamil'i peyettitlerden müştehiklerden fazla... Bir şeyh İmam Azam hazretlerinin tozu olamaz. Bütün Mürşid-i Kamillerin üstünde topacaklar. İmam Azam hazretlerinin tozu olamaz. Bütün sahabelerin... Aleyhi ve sellem hazretlerinin tozu olamaz. Allah bizi muhafaza eylesin. Hiç kimse nefsine paya vermesin. Hiçbir şeyh, hiçbir mürşid-i Kamil'in diyen kimse.
Düşün peşime diyen kimse. Allah muhafaza eylesin. Kendi nefsine paya vermesin. Muhakkak ki biz üstadımızı severiz. Muhabbet ederiz. Aşk derecesinde değil. Onun dedikleri doğruysa uyarız. Dedikleri isabetliyse alır kabul ederiz. Hizmet var, hizmete rahat oluruz. Hiçbir için mücadele etmeyiz. Bu şeyhi sevmek değil. Yok onun cebine bir kuruş koymak için yarışmayız. Bu şeyhi sevmek değil. Allah muhafaza eylesin. Şeyhi seven insan, onun açtığı istikamette, onun yürüdüğü istikamette yürümeye çalışır. Onun açtığı mücadele stratejisinde mücadele etmeye çalışır. Şeyhi sevmek demek, kenarda çekilip hep anlatıyorum.
Ona rağut edeceğim ve uğraşmak demek değil. Adam şeyhi seviyor. Şeyh düşmüş yollara, Allah'a anlatacağım diye uğraşıyor. Bizimki televizyonun karşısına geçmiş, bize rahat ediyor. Haatına ağrıda gözüne çayı getir, çay veriyor. O tesbih evinde zikrullah yapıyor. Ne? Şeyhi rahat ediyor. O rahat da değil. Allah bizi muhafaza eylesin. Tasarruf Allah'ındır. Bu tasarrufa sahip bana bir tasarruf etsin. Söyleyeyim bunu. Ya bizde yok.
Ya onlarda... Bir tasarruf eder olsa da bunları topluyor. Hepsi de boşsun. Şu tasarruf ederler bir gece birisine bir şey yaptığını görmedik ki. Resulullah sallallahu ve selam hazretleri oturuldu. Her türlü tasarruf yapar mıydı? Yapardı. Başına işkembeyi geçirdiler mi? Geçirdiler, dişini kırdılar mı? Kırdılar, yanağını yaraladılar mı? Yaradılar. Gün be gün aç kaldı, susuz kaldı mı? Kaldı.
Kovuldu mu Mekke'den? Kovuldu. Hicret etti. Sürgün yedi. Bir tane mürşiklerden birisi gördü. Ne oldu dedi? Dedi ki kavgın bana. Zulmediye gidiyor. Tasarruf eder dedi. Dedi ki ben sana emanet veririm. Gel Mekkeliler sana dokunmazsın. Sen çok çömer bir insansın. Kısımın akrabına, yolcuya yardım edersin. Fakir fukaraya yardım edersin. Sen bir beldeden kovulursan o beldeye felaket gelir dedi müşrik. Müşrik, müşrik. Gel dedi ben sana eminlik vereyim. Emanlık vereyim. Geldi Mekkelilere dedi ki bu benim emanımdadırsın. Mekkeliler dedi ki bu geliyor bizim Kabe'mizde ibadet ediyor.
Sen emanındaysa söyle Kabe'ye gelip ibadet etmesin. Orada namaz kılmasın. Döndü. Sen burada namaz kılmamaya söz ver. Bunu kabullerdim. Peki dedi Hz. Ebu Bekir Efendimiz. Gitti yolun kenarına evinin bahçesine ilk mescidi yaptı. Siz ilk mescit zannedersiniz ki Medine'de oldu. Öyle değil mi? Hayır. İlk mescit Hz. Ebu Bekir Efendimizin mescididir. Kendi evinin bahçesinde İslam tarihinde ilk mescidi. Evinin bahçesinde mescidi yaptı. Ve mescitte devamlı ibadet etmeye başladı. Nakşibendilerin halüveti buradan gelir. Nakşibendiler bilmez bunu. Nakşibendilerin halüvetinin nereden geldiğini nakşibendiler bilmez. Nakşibendilerin halüvetinin başlangıcı Hz. Ebu Bekir Efendimizin Mekke'de kendi evine yaptığı mescitten başladı.
Mescitte oturup devamlı Allah'ı zikretmeye devamlı namaz kılmaya başladı. Baktılar. Şimdi yola da pencere açtı. Aynı zamanda zeki idi. Yola pencere açık. Geçen görüyor. Ebu Bekir Efendimiz. Geçen bakıyor namaz kılıyor. Bir, iki, üç Müslümanlar oradan toplanıp namaz kılmaya başladılar. Müsrikler durmadılar. Dediler ki hayır bunu da kabullenmiyoruz. Ya dediler ki bu mescidini yıkacak. O müşkiye haber gönderiler. Dediler ki ya emanını kaldır ya da bu mescidini yıktır. O müşrik geldi dedi ki ya Ebu Bekir benim buna daha fazla gücüm yok bu mescidi yık. Ya da ben emanını kaldırıyorum. O da dedi ki ben Allah'a dayandım yaslandım.
Senin emanından çıktım. Niye yapıyolarsa yapsınlar dedi. Onu da emanını kaldım da müşrikler geldiler. Hz. Ebu Bekir Efendimiz'in mescidini yıktılar. Neden tasarruf etmedi ki? Bir noksanlık değil. Sebepler dairesinde doğru olandı. Anlaşıldı? Oturmuşuz biz. Oturacak. Şeyhi tasarruf edecek ona. Hayır kardeşim çalışacaksın. Oturacak. Ticaretini bırakacak. Ondan sonra benim gibi iflas edecek. Ondan sonra diyecek ki şeyhin tasarrufu gelecek. Gelmiyor. Bu böyle bir şey. Bana olan borcunu vermiyor. Hele biraz daha işim bozup gitmeye başlayınca herkes toparlanıyor. Yanı başındaki arkadaşın dahi başına pin ekliyor.
Seni çok seven düşman oluyor. İşine sahip çık. Sen işine sahip çıkmazsan işin de olur. İşine sahip çık. Sahip hastalığı geçer. Namaz kılmak veç halidir. Zikrılah yapmak cezbe halidir.
Titremek, sayfa atmak veç ve cezbe değildir. Ne güzel cezbedir. Bir kimse İhya-i Ölü müddet. İmamı Gazali Hazretleri öyle demiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine tabiyyata salatu selam gönderiliyor ya. Veç hali ne güzel. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine salatu selam göndermek. Allah'a zikretmek. Bir ibadet ederken ondan büyük bir haz duymak, zevk duymak, severek yapmak. Veç hali ol. Cezbe ol. Yoksa odur. Allah Allah derken titrer. Ne oldu? Cezbe geldi ona. Vur kafasına bir balyoz adam. Hiç cümle oldu. Ben okumadım hiç.
Ben duydum. Din yeryüzünde Allah'ın oluncaya kadar savaşmakla hemrolunan peygamberim dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Ben savaşmakla hemrolunan bir peygamberim dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Onun ümmetleri. Mürtedlerle, dinsizlerle savaşmakla bir mürted, dinsiz bir tokat vurursa gel benim öbür tarafımdan bir tokat vur demek şerefsizlik, onursuzluktur.
Başka bir şey değil. Beni Kurayza Yahudilerinden birisi, Müslümanın birisini katletti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ikindi namazı okulmuştu. Farzını kıldırmadı sahabeye. Ey ashabım dedi. Beni Kurayza'da alınacak bir intikam var, bir hesap var. Beni Kurayza, o Yahudilerden birisi, Yahudiler ta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden beri başörtüsüne düşmandır, örtünmeye düşmandır. Bu örtü düşmanlığı yeni değil yani. Bir kimse örtüyü istemiyorsa, örtü düşmansa onda Yahudi bozukluğu vardır. Müslüman kadınların birisinin başörtüsünü aşağı indirdi. Müslüman bunu gördü, o kimseyi vurdu.
Tam şimdi meseleyi anlatamayacağım. O müslümanı katlettiler, şehit ettiler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri farz namazı kıldırmadı. Bizim yolculukta seferi haldeyken namaz kılmanın fetvası oraya çıkardı. Demişler ya, farz namazlarını yolda giderken bineğin üzerine kılabilirsiniz, oradan fetvalarmışlar. Sahabenin bir kısmı da konakladığı yerde kılmış, şafilerle oradan fetvalarmışlar. Demişler ki, farz namazı bineğin üzerine olmaz, o kimse konaklayacak namazını kılacak. Konaklayıp da kılan sahabelerden, konaklayıp da kılacak fetvasını vermişler. Bineğin üzerine kılan sahabelerden de bineğin üzerine kılınabilir fetvasını vermişler.
Hanediler. Ve bineğin üzerinden namazı kılmışlar. İki yapmışlar, indirerekten. Ve gitmişler, onunki karnını almışlar. Dememişler, sen bir tane daha mümin öldürsün. Gel bizim öbe tarafımızda da bir tane gül kondur, öpücük kondur. Yok öyle bir şey. Anlaşıldı mı? Eski tasavuf için de yok. Biz kendi kardeşimize merhamet ederiz, rahmet ederiz. Kendi kardeşimiz bize haksızlık yaparsa sabredebiliriz. Sabretmeyebiliriz de kardeşim bu benim hakkım, ver benim hakkım. O benim hakkım. Anlaşıldı mı? Görüyorum bazen. Yani kendini savunamıyor arkadaşlar. Yani görünüyor. Savunacak kendini. Kendisini savunamıyor Müslüman. Nasıl Müslüman olacak ki?
Evet. Bir Yahudi veya Hristiyan verir. Bu senin cennetteki cehennemden kurtulmuş bir kendini der. Neden? Cehennemden kurtulmuş bir kendini kuruyor. Kurtuluş bir kendini. Bakıp okumam lazım. Ne manaya geldim. Bilemedim. Şimdi geçen haftada ben Giyat Atatürk'e sohbete geldiğimde şimdi Peygamber Efendimizin hayattan anlatılıyordu. Orada bir gecede tüm eşlerini gezip bir defa banyo yapardı. Bir okundu. Doğru muydu? Nerede oturduğunu çıkıyor? Yuzat Ağabey. Ben hocam için söyler misin? Reyhan'da İsmail Ağabey okulu.
Sinan'ın dolayışı var. İttiratı var. İttiratı var ya. Yani bütün eşlerine dolaşabilir. Yani bir ihtiyaçları var mı yok mu diye. Yani cima manada. Cima anlamında. Cima anlamındaydı hocam. Cima anlamında bir defa banyo fazleti. Bir de yağmurda güven cimasını yağmur suyuyla alır. Abdesti. Tabi. Yağmur suyuyla alır. Yani dışarıda soyunu cimasını alır. Üst başını dışarıda yıkar alır diye. Ben şöyle düşünün. Yani o zaman kapladan yok mu? Doğutlukta içeride yapar. Yağmur yağar. İnsan yağmur suyununda güsledebilir. O manada. Yani tam açıklama olmadığı için sanatı her türlü bir şekilde girebilir yani. Ben o manada soruyorum.
Bakalım inşallah. Allah razı olsun. Nerede? Rehamun Zey hadis mi? Ramuz el Adis'te peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in cinsel gücüyle alakalı. Hadisli abi. Yani bütün haramlarını gezer bir gecede diye. Sonra da bir seferde birşallah. Bu manada benim bildiğim şu. Yani hanımlarının her gece bir eksikledik var mı? Bir ihtiyaçları var mı diye her gün onları dolaşırdı. Ama cinsel ilişkiyle alakalı hangi hanımda geceliyorsa orada geceler. Ben de öyle biliyorum hocam. Yani sen öyle bil yine. Ben de öyle biliyorum. Allah senden de lazım. Allah senden de lazım. Hakef suresinde Musa aleyhisselam ile Hızır aleyhisselam arasındaki mesele anlatılıyor. Bu iki tasavvuf edildi. Bunu bazı hususlarından açıklamak için kullanıyor.
Burada Hızır aleyhisselamın sahapi bir çocuğu öldürdüğü Musa aleyhisselamın da işte masus bir cana karşılık olmaksızın bir cana kıydın, kötü bir iş yaptın diye onu ikaz ediyor. Şimdi dünya üzerinde Musa aleyhisselam yaşıyor. Onun şeriatı var. O bir şeriat da Allah'ına göndermiş. O şeriatın göre de Musa aleyhisselam şeriatın göre de masum bir cana karşılık olmaz. Başka bir cana kıyılmaz. Hükmü var. Şunu da orayı okuyunca biraz şaşırdım. Çünkü Allah'a çok yakın olmuş bir kur Hızır aleyhisselam. Şöyle bir şey olabilir mi? Bir peygamber vardı dünya üzerinde. Onun şeriatı da var. Yaşıyor o peygamber. Allah kendine çok yakın olan bir kuruna o şeriata mugaybir bir şeyi ilham eder ve yaptırır mı acaba?
Hızır aleyhisselamın hayatı normal insanların hayatı gibi değil. Normal insanların hayatı gibi olmasından dolayı onun şeriatı kendine ait. Allah'la kendisi arasında. Bir peygamberin şeriatı insanlara zahire yönetir diyor demektir. O insanlara şeriat insanların zahirine göre hükmü der söyler. Hızır aleyhisselamın hükmü Allah'la kendisinin arasında. Anlaşıldı mı? O yüzden onun yaptıkları, onun ettikleri. Allah Celaluhu anlatıyor. Bu böyle böyle yapardı diyor. Doğrudur, gerçektir. Allah'la kendisinin arasında. Oradan bize bir şeriat çıkmaz. O kadar anlayacağız. Fazla bir şey anlamamıza gerek yok. Öyleymiş yaşamış. Hiç Hızır aleyhisselam bundan böyle yaşadı diye bizim şeriatımızı etkileyen imamlar, müşteyyitler, sahabeler hiç böyle bir onun şeriatından etkilenip bir şey yapmışlar mı?
Yok. Yapmamışlar. O kadar Allah Celaluhu onu anlatıyor bize. Biz o kadar onu anlardık ki meseleyi bitiririz. Bizi bağlamaz fazla. Şeriat noktasında. Neden? Bizim şeriatımız var. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Sonuçta bir şeriatla gelmiş, bir kitapla gelmiş. Onun şeriatı bizi bağladı. Hızır aleyhisselam görünmüştür, görünmemiştir, şimdi yaşıyordu, yaşamıyordu. Hepsi de Allah'la kendisinin arasında bir şey. Yine o da bizi bağladı. Hızır aleyhisselam hakkında peygamberdi ya da Allah'a çok yakın olan bir kuldu diyenler vardı. Şöyle bir bu gidide çıkıp diyebiliriz ya hani yani şimdide bir şeriat var, bir din var ama Allah'a çok yakın olmuş. Bir başka kul, ben de bunu Allah bana ilham ediyor.
Ben de bu ayette de anlatılmış. Kardeşim bu olmuş, ben de bunu yapıyorum der mi? Yani bu da ne olamaz? İlham, Kur'an ve sünnet-i seneye uyduğu müddetçe ilhamdır. Keş, Kur'an ve sünnet-i seneye uyduğu müddetçe keşptir. Keramet, Kur'an ve sünnet-i seneye uyduğu müddetçe keramettir. Bir ilham hiçbir zaman senet sepet değildir. İlhama göre hareket edilmez. İlhama göre bir şeyde fetva verilmez. İlhama göre bir şeye hükmedilmez. Bir şeye hükmedilecekse, eğer bir fetva verilecekse, şeriat bellidir. Kur'an, sünnet, müştehitlerin icdadı bellidir. Ona göre hükmedilir ve fetvası verilir. Keşfe göre, ilhama göre, rüyaya göre, hayır. Asla ve asla şeriat olmaz. Anlaşıldı?
Anlaşıldı. Nice zamanlar görülmüştür ki, ilham ehli gibi görünen kimselerin inhamları şeytana çıkmıştır. Keşif ehli gibi görünen insanların keşfleri isabet etmemiştir. Rüya ehli olan insanların gaybe mütealik, gaybe yönelik rüyaları isabet etmemiştir. Allah muhafaza eylesin. Kendi içimizden de bunu çok rahat örnekleriz. Ondan sonra diyorlar ki, sen şeyhin arkasından konuşuyorsun. Hayır. Örnek var elimizde. Anlaşıldı mı? Anlaşıldı. Demek ki keşifle, kerametle, ilhamla gaybe mütealik bir şey konuşulmuş. Ben konuşunca kızıyorum sonra, olay oluyor ortada ki. Üç tane mehta ile resul ile tarih var. Üçü de boş çıktı mı? Çıktı. Çıktı. Ha demek ki o kimsenin keşfi...
Diyeceğiniz ki keşifte hata olur. Keramette hata olur. İlhamda hata olur. Ne de hata olmaz? Kur'an ve sünnetler. Anafaza eylesin. Bunlar yok mu? Bir kimse de keşf dolup, keramet dolup, ilham dolup. İçinde saklayacak. Kendi yoluna çağıranlar, keşfi, kerameti, ilhamı saçarlar ortaya.
Ben rüyada şunu gördüm, düşün peşime. Bana böyle ilham oldu, bu böyle olacak. Ben keşfimde bunu böyle gördüm, bu böyle tekerri edecek derler. O öyle olmaz. Ya maneviyat geciktirdi derler. Ya maneviyat uzattı derler. Ya öyle olmadı da böyle oldu derler. Kendilerine kaçacak, sapacak yer almak. Neden? Çünkü olmayabilir. Onun da hakikati vardır, hakikati. Keşfin de hakikati vardır. İlhamın hakikati vardır. Kerametin hakikati vardır. O hakikata erişilmediği müddetçe laf edilmez. O hakikata erişen de onun lafını etmez zaten. Anlaşıldı? Onun lafını ediyorsa hakikatına erişmemiş. O çakırtaşından oynuyor. Allah selamet versin.
Allah'ın insanların gönlüne ilham ettiği marifet ilmi. Anlaşıldı? Gaybı bilmek demek değil. Ledin ilmi gaybı bilmek olarak inelendiriyorlar. Hayır. Gaybı bilmek ledin ilmi değil, gaybı bilmek yok çünkü. Ey Habibim sana gaybından soranlarsa de ki gaybı Allah bilir. Hem geçmiş hem gelecek gaybı. Gaybı Allah bilir. Ledin ilmi marifet ilmidir. Marifet ilmidir. Yete konuşuruz işte. Anlaşıldı mı? Anlaşıldı mı? Meshepler noktasında birçok izan doğrultu. Anne babasının bazısıyla ondan öğrendiği ölçüde mezhepleri de öğreniyor.
Evet. Bu ölçüde mezhepleri seçme hakkına sahip bilir. İkincisi bundan sorumluludur. Yani mezhepleri araştırma noktasında bir sorumluluğu var mıdır? İnsanlar ya taklit ehlidir ya tahkik ehlidir. Taklit ehli ise o kimse herhangi bir meşebi taklit ederekten devam eder giderler. Taklit eden kimseler mezhep seçme hürriyetine sahiptirler. Derler ki ben şu mezhebe riayet edeceğim, o mezhebe göre devam edeceğim, o mezhepte devam ederler. Tahkik ehli olan kimse, tahkikle yücelirse, yükselirse o zaman kendisi de kendi adına mezhep kurabilir. Geri kalan taklit ehlidir ki mutlaka bir mezhebi taklit etmesi gerekir. Anlaşıldı?
Seçme özgürlüğüne sahip. Der ki mesela şimdi Şafii kardeşlerin bu şehir yaşantısında bazı zorluklar yaşıyorlar, yaşamalar mümkün. Bir kimse ben bu zorlukları yaşamaktansa Hanefi'ye geçerler, geçer. Bu da onlar için mümkün. Ama Hanefi'nin burası kolay şunu alayım, Şafii'nin burası kolay bunu alayım. El mağar, muktaplar gibi. Maliki'nin burası kolay bunu alayım, ondan sonra öyle bir halde yaşayayım bu olmaz. Anlaşıldı mı? Ya Hanefi'dir, ya Maliki'dir, ya Hanbeli'dir, ya İmam Ahmet'e uymuştur. Mutlaka bir şey uyacak. Anlaşıldı mı? Evet. Azalır veya çoğalır mı? İman Hanefi'lere göre azalır çoğalmaz. Şafii'lere göre azalır çoğalır, onlar Amel'i imandan bir cüz kabul etmişler. Hanefi'ler bir cüz kabul etmediklerinden dolayı bizim imanımız eksilmez veya artmaz.
Ama olgunlaşır veya gökleşir. Anlaşıldı? Veya enerjisi fazlalaşır, parlar, aydınlatır her tarafı. Veya enerjisi eksilir, söner körsür. Anlaşıldı? Sonra uzun bir şekilde para götürmeyince karşı tarafını yapmak için aldığı borçtan fazlası verildiği geçiyor. Bu dönüşü. Sahihtir. Bir kimse bir yerden borç almış olsa, borcunu geriye öderken, borçlu kimse kendi gönlünden biraz fazlalık koysa sahihtir bu riba olmaz.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi