Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Haziran 2012 · 56:25
İman yıkıldıysa, iman esasları yıkıldıysa, o toplumun kendini düzeltmesi, o toplumun yeniden ayağa kalkması, sirkinmesi, o toplumun yine kendisini toparlayıp o zulme karşı, o yıkıntıya karşı durması mümkün değildir. O yüzden, tarih boyunca, iman edenlerin karşısına, şeytan ve deccaliyet, tarih boyunca, insanlık var olduğundan beri, ta Adem Aleyhisselam'dan beri, devam etmektedir.
Bu, yeryüzünde veya gökyüzünde, bir savaştır, bir mücadeledir. Şeytan ve deccaliyet ve onun velileri, evliyaları, askerleri bir tarafta, Allah, peygamberleri, velileri, evliyaları ve müminler bir tarafta. Bu savaş devam edip gidecektir. Müminler var olduğu müddetçe, Allah'a inananlar, Allah'a iman edenler var olduğu müddetçe, bu mücadele devam edecektir. Ne zamana kadar? Sol mümin, sol la ilahe illallah, Muhammedun Resulullah diyen kimse, mezara konuluncaya kadar bu mücadele devam edecek. Asıl yıkıntı, dine sahip olmamaktır. Asıl yıkıntı, Allah'ın Kur'an'ına ve Allah'a sahip olmamaktır. Asıl yıkıntı, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ve onun getirdiği sünnet-i seniyeye sahip olmamaktır.
Asıl yıkıntı, dinimizin olmazsa olmaz hukukunu, ahkamını biçer, mezhep imamlarına sahip olmamaktır. Deccaliyet ve şeytaniyet şu anda bütün gücüyle, bütün varlığıyla, bütün silahlarıyla, bütün askerleriyle, sistemiyle, ekonomisiyle, stratejisiyle, kültürüyle, damsözlüğüyle, açıklığıyla, kapalılığıyla, her şeyle. İmanın üzerine saldırmakta, imanın bağrına hançerini dayamakta.
Asıl tehlike bu. Asıl tehlike Irak'taki Amerika değil. Asıl tehlike Filistin'deki İsrail değil. Asıl tehlike, imanı yıkmaya çalışan, imanı yok etmeye çalışan kültür ve düşünce sistemleri. Eğer ki imanımızı ayakta tutan düşünceye sahip isek, eğer ki imanımızı ayakta tutan yaşantıya sahip isek, Gelsin Amerikan kahveri ne kadar gelirse gelsin, bizi yıkmaya muhtedir olamaz. Amerikan kahveri ne kadar bomba atarsa atsın, oradaki o topluluğu yıkmaya muhtedir olmaz. Neden? Onlar imanlarıyla yeniden toparlanırlar, yeniden mücadele ederler, yeniden o savaşı kazanırlar. Ama imanlarıyla, eğer iman esasları yıkılırsa bir topluluğun, o topluluk köle olmaya mahkumdur, o topluluk yıkılmaya mahkumdur.
O topluluk direnmeye, o topluluk savaşmaya asla ve asla göze alamaz. O yüzden göze alamadığı gibi yıkılıp gider. Dünya üzerindeki bütün Müslümanların, bütün cemaatlerin, bütün şeyhlerin, bütün tarikatların, bütün ne kadar İslam yolunda gidiyoruz diyenler var ise, hedeflerini Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye öğrenmeye ve yaşamaya ve yaşatmaya, hedeflerini deccaliyet ve şeytaniyetle mücadele etme ve savaşmaya yönetmeleri gerekir.
Ehli tasavvuf için düşman ikidir. Bir, içindeki nefsi ve şeytan. İki, dışındaki şeytaniyet, deccaliyet ve her türlü bidat, küfür, her türlü İslam dışı hareketler ve davranışlardır. Eğer ki biz içimizdeki nefisle mücadele edelim derken, dışarıdaki kafiri, deccalı, şeytaniyeti unutursak, biz yıkılmaya mahkum oluruz. O yüzden yolumuz Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye içerisinde, Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye dairesinin içerisinde şeytaniyetle, deccaliyetle mücadele etmektir.
Yolumuz hem evimizde, hem işimizde, hem içimizde, hem dışımızda, Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye muhalefet eden, savaş açan, deccaliyet ve şeytaniyetle mücadele etmektir. Yolumuz hem aklımızda, hem beynimizde, hem kalbimizde, Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye anlayıp, yaşayıp, yaşatma mücadelesi vermektir. Yolumuz, nerede olursak olalım, Allah'tan korkma, Allah'tan utanma, Allah'ı gözetme yoludur. Yolumuz, hangi eylemi yaparsak yapalım, Sünnet-i Sene'nin gölgesinde ve sayesinde yaşamaktır. Yolumuz, kalbimizi Allah'ın zikriyle, Allah'a Allah dinarlarıyla doldurup, o dolgunlukla, Allah'ta fena olma, Allah'ta uslat olma yoludur. Yolumuz, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnet-i Sene'yesini yaşayarak da, onun sünnet-i Sene'yesine sahip olarak da yürüme yoludur.
Yolumuz, şeytaniyetin ve deccaliyetin emri altına girmek değil, yolumuz nefsinin emri altına girmek değil, yolumuz Allah'a itaat etmek, Resulullah'a itaat etmek ve bizden olan umur, ulul emirlere itaat etme yoludur. Yolumuz, Kur'an-ı Kerim'in içerisinde, sayesinde, dahilinde sünnet-i Resulullah'ı yaşama, imamların ve müştehit alimlerimizin yolunda gitme yoludur. Bunun dışında bir yol tanımıyoruz, bunun dışında bir yolda yürümeye azmetmedik. Azmimiz, gayretimiz, mücadelemiz Kur'an ve sünnet-i Sene'yesinin her nefsimizde hem dışarıda yaşanma mücadelesidir, azmidir. O yüzden bu yolda gitçe kalan kardeşler, kendilerini yeniden çekip düzen verip, Kur'an ve sünnet-i Sene'yesini en iyi şekilde anlamaya, yaşamaya ve mücadele etmeye kendilerine görev bitsinler.
Eğer bu görevi bitemeyeceklerse, eğer bu görevi yapamayacaklarsa, Allah onların da yardımcıları olsun, Allah onların da yollarını mübarek eylesin. Yolumuzda Kur'an ve sünnet-i Sene'nin dışında bir şey, bir düşünce, bir hareket, herhangi bir hal bulunmaması gerekir. Olar ki yapabiliriz, olar ki edebiliriz, o yanlışlığı kendimize doğruymuş gibi gösterme, o yanlışlığı kim yaparsa yapsın, doğruymuş gibi kabul etme yolu değil.
O yüzden yolumuzun esasları bellidir, yolumuzun hali bellidir, yolumuzun düşüncesi bellidir, yolumuzun çıkış noktası ve varış noktası bellidir. Allah bu yolda gidenlere mübarek eylesin, bu yolda gidenlere Allah yardım eylesin inşallah. O yüzden tarih boyunca tasavvuf belki de hicretten sonra, 7. 8. yüzyıllardan ta günümüze kadar, belki bilerek veya bilmerek çeşitli bidatların veya düşüncelerin girdiği bir yol olmuş olabilir, girdiği hal olmuş olabilir, onların hepsinden sıyrılana rektan, Tarih Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerinin gününde yaşandığı veya sahabelerin tabiinin, tevae tabini yaşadığı gibi yaşamaya, anlamaya Allah bizi muvaffak eylesin inşallah.
Kısaca, disturlarımızı belirtmek isterim. Allah bizi bu disturlara sahip olanlardan eylesin inşallah. Bir soru soran kardeşimiz varsa sorsun. Dört aylar diye hitap eden ayların dinimizdeki önemi, bizim nasıl algılmamız lazım dört aylara? Haram aylar mübarek aylardır, onların içinde en mübarek Ramazandır.
Bugün de haram ayların içerisindeyiz. Malum Muharrem, Muharrem'in 10'una kadar Muharrem ayı mübarek bir gün, aşure günü onu mübarek kılan bir gün. İnşallah Rahman, aşurede de aşurenin ve bu aylarla alakalı hikmetleri anlatılır. Evet. Efendim bizim yolumuzda daha önce bazı bildiğimiz rüya ve hal ile ilgili bilgiler vardı.
Yolumuzda hal ve rüyanın şekli ve anlayışı nasıl olacak? Rüya, hadis-i şerifte Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür. Siz bir salih rüya gördüğünüzde Allah'a hamd ediniz, şükrediniz, kötü bir rüya gördüğünüzde sol tarafınıza doğru dönerek Eûz-i Besmele çekilip üç sefer tükürünüz demiş. Tirmizi de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ancak salih insanlar salih rüyalar görür buyurmuş. Rüya haktır, hakikattır. Rüya üçtür. Bir, nefsinden görülen rüyalar. İki, herhangi bir şeyden etkilenerekten gördüğü rüyalar. Üç, sultan-ı rüya dediğimiz salih rüyalar.
Üçü de kendi dairelerinde tabir edilir ama asıl tabir edilmesi gereken salih rüyalardır. O yüzden bir kimse mümin ise, La ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyorsa, rüyaya inanması şarttır. Hal dediğimiz, ehli tasavvufun kendi dilinde, kendi literatüründe var olan şey, yani gözünü kapatıp da çeşitli şekiller, çeşitli rüya gibi eşyayı, kimselerle görülen şeylere hal denir ki, o da vardır.
O da muhakkaktır. O da mutlaka ve mutlaka reddedilmemesi gereken bir şeydir. Onların hepsi de kendi içerisinde vardır. Kabul edilmemesi mümkün değildir. Fakat, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, siz bir rüya gördüğünüzde salih kimselere gidip anlatınız demiş. Rüya gördüğümüzde gidip salih kimselere rüyamızı anlatmalı, onların tevillerini beklemeliyiz. Eğer tevil edilmezse, kendi kafamızdan tevil edip, kendi kafamızdan yorup, kendi kafamıza göre hareket etmemiz gerekir. Etmememiz gerekir. Bir, rüyayla amel edilmez. Tevil eden kimse, o rüyaya göre, kendi kafasından, kendi konumundan, kendi durumundan, İslam'da olmayan bir amel ona söylemiş olsa, onunla amel edilmez. Yani bir kimse rüyasında görse, sen her gün oruç tutacaksın deseler, onunla amel etmez.
Amel etmesi mümkün değildir. Sen işte beş yok ite, beş yok ite daha katacaksın. Böyle namaz tutacaksın deseler, rüyasında ve tevil eden kimse, bunu böyle tevil etse, cahilliğinden dolayı, yine onunla amel edilmez. Çünkü rüyayla amel edilmez. Kerametle amel edilmez. Kerametle, rüyayla amel edilmez. Hal ile amel edilmez. Olar ki, kerametin içine istihraç karışır. Olar ki, rüyanın içine şeytaniyet karışır. Olar ki, halin içine şeytaniyet karışır. O yüzden hiç birisi de bu noktada amel edilecek noktada ölçü değildir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hatettirir. Bir hadis-i şerifte, ahir zamanda sahabi insanların gördüğü mübeşşirattan rüyalar vardır der.
Sorarsa abi, ya Resulallah bu nedir? Müjdeci rüyalar der, müjdeci. Demek ki, ahir zamanlar müminler, müjdeci rüyalar görecekler. O rüyaların da hepsi de tevhile ihtiyacı ve tevhile muhtaçtır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hatettirir bir hadis-i şerifte buyurmuş ki, benim şeklime ve suretime şeytan giremez. Rüyada beni gören, gerçekte görmüş gibidir der. En sahih rüya, en güzel rüya, en anlamlı rüya, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin görüldüğü rüyadır. Onun şekline, şemaline şeytan girmez. Yaklaşın biraz daha. Sesim arka tarafa geliyor mu? Bir dervişin sihir uykulunda nübüvvet yoluyla velayet arasında farklı tarz eder.
Tavukta yollar ikidir. Bir, velayetle gidilir, ona denir velayet yolu. İki, nübüvvet yolu denilir. Nübüvvetle gidilir, nübüvvet ışığıyla gidilir. Ona da derler nübüvvet yolu. Sehir-i sülükte da bu iki yolun arasında farklılıklar vardır. Nasıl bu iki yolun arasında farklılıklar var ise, taliminde, terbiyesinde, öğretiminde, gidişatında, sehir-i sülük noktasında da bu iki yolun arasında muhakkak ve muhakkak farklılıklar vardır. Mesela farklılıklardan birisi şudur. Velayette bir kimse şeyhini taklit eder.
Şeyhi neyi nasıl yapıyorsa, aynı şekilde o da her şeyi öyle yapmaya çalışır. Hem dışını, hem içini şeyhini taklit etmekle geçirir ki, velayetin içerisinde bu doğrudur. Öyle yapılması gerekir. Ve şeyhine ne içeriden ne dışarıdan asla ve asla itiraz kapısı açmamalı, hiç itiraz etmeden şeyhine taklit noktasında devam etmelidir. Bu velayetin içerisinde kendi doğrularından bir doğrudur. nübüvvette öyle değildir. Nübüvvette ise bir kimse üstadını sever, ama üstadını taklit etmez. Üstadını örnek alır. Asıl taklit edilecek bir kimse var ise, o da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir ki, nübüvvet yolunda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dahi, taklit edilmemesi gerekir, örnek alınması, tabi olunması gerekir.
Çünkü taklit, taklit, Allah affetsin, Mevlana Celaletin Rum'u hazretlerinin dediği gibi, maymunların işidir. Oysa Allah, insanlara akıl vermiş, idrak vermiş, çalışın, öğrenin, bununla idrakinizi genişletin, kendi ayağınızın üzerinde durun demiş, o yüzden nübüvvet, taklidi değil, tabi olmayı ve örnek almayı öngörür. O yüzden biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine tabi oluruz. Onu örnek alırız ki, Allah Celle Celaluhu ayeti kerimede, Resulullah'ta sizin için çok güzel örnekler vardır demiştir. Nübüvvette Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri örnek alınır, ona tabi olunur, ona itibar edilir, ona, onun emirleri dinlenir.
Ama velayette ise, bir tek şeyhe, taklit olarak öne alınır ve ona tabi olunur. Onun dediği, doğrudur, onun dediği kendi dairesinin içerisinde tartışılmaz. O yüzden seyr-i sülûk noktasında da, ikisinde de fark vardır. Velayette seyri sülükte o kimse bir an önce şeyhinde fani olmaya çalışır, nübüvvette ise o kimse bir an önce Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde fani olmaya çalışır.
İkisinin arasındaki fark budur. Seyr-i sülûk noktasında velayette ve nübüvvette, nübüvvetin kuralları ve kanunları hep sünnet-i resulullah içerisindedir. Velayette bazen seyr-i sülûk noktasında bunlar çok ince elenip, sık dokunmadığı zamanlar olmuştur. O yüzden seyr-i sülûk noktasında dahi, bir kimse nübüvvette giderken, nübüvvetin o yolunda kedi gözleri mevcuttur, devamlı yanar, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin nuru vesayesi içerisinde, o yolla seyri sülükünü tamamlar gider.
Allah hepimizi onlardan eylese. Evet. Kahmetli Şeyh Efendi Hazretleri zamanında, yıllarca hepimiz onun arkasından koştu. Kahmetli demişti ki, kimse içinizden sizin haricinizde seyr-i sülûk başlamamıştı. Seyr-i sülûk nedir? Dervişte ne zaman başlar? Seyr-i sülûk tasavvufta nefis meratipler olarak emmariye, levvame, mülhümeyi bitirdikten sonra mutmainne makamında başlar.
Mutmainne makamına gelmeyen bir kimsenin seyri sülükü başlamamıştır. Mutmainne'den radiyeye, mardiyeye geçince, rahatlar seyri sülükü belli bir noktaya gelir. Seyri sülükün başlama yeri mutmainne makamındır. Mutmainne makamına gelmeden, o kimsenin seyri sülükü başlamaz. Bir kimse mutmainne makamına da gelse, seyri sülükü başlamayabilir. Burası da ayrı bir veçhedir. Seyri sülükü ancak, mürşidi kamil olma noktasında olan insanlarda başlar. Yani işin tabiri, kurmaylık yoludur. Hani askeriyede bir kimse gelir, gelir, gelir, gelir, albay olur. Kurmay değilse albaylıktan emekli ederler mi? Emekli ederler. Albay lazımsa askereye ne yaparlar?
Sen bekle derler. Kıdemli albay olur. Kıdemlinin kıdemli albay olur, albay olur yalnız. Albaylıkta kalır mı? Kalır. Kurmay olursa, o kimse, kurmay albay olduktan sonra ne olur? Kıdemli kurmay albay olur. Ondan sonra ne olursa askeriyede devam eder gider. Seyri sülükü başlayanla başlamayanın arasındaki fark budur. Anlaşıldı. Allah'ın üzerinde merhametlidir. Kullarının yolunu açıcıdır. Allah kullarına tuzak kurmaz. Allah kullarının önüne altı görünmeyen, hani hendek kazarlar ya, hendek açmaz.
Allah kullarının önünü kesmez. Bir kimse bir şey yapıyorsa, doğruysa, Allah onun yolunu açar, önünü açar. Allah, daha sonra otobüsten indireceği kimseyi otobüse de bindirmez. Allah zalim değil. Allah bir kimseyi otobüse bindirdiyse, o kimse ben aşağı ineceğim, ben kendimi atıyorum aşağı demedikten sonra, hiç kimse onu indirmez.
Şoför olsanız siz, arabanızda kendiniz bindirseniz, adam dese ki, nereye gidiyor bu araba? Ankara'ya. kardeşim al bilet parasını, ben de bu arabaya biniyorum dedi. Siz makul dairede makul bir şekilde arabaya binip yolda giderken, şoför kendiliğinden sizi aşağı atar mı? Atmaz. Siz kendi kendinizi aşağı atarsınız. Bekleme yerlerinde güzel çorbayı, güzel baklavayı bulur da, şurada bir çorba içeyim, bir baklava yiyeyim dediğinde, on beş dakikalık molayı, sen kendi kafandan yarım saate çıkarırsan, yolda kalır mısın?
Kalırsın. Şoförün kabahatı yok. Anlaşıldı? Şoför atmaz aşağı. Yani arla, hiç kimseye aşağı atmaz. Allah diyor ki, burada bir mola verin. On dakika mola. Çay çorba molası. Sen diyorsun ki, yok ben, ooo burası hoşuma gitti ya. Sivrihisar, ne güzel yermiş ya. Şurada iki çay daha içeyim, iki çay daha içeyim, şoför gidiyor. Mola bir çaylıktı, iki çaylıktı, dört çaylık değildi. Hata kimin? Yolcunun. O yüzden Allah, Celle Celaluhu, seyir-i süluka giren bir kimsenin, inşallah o rahman, sonunu gösterir. Nefesi nereye kadarsa, nereye kadar gidecekse, gidebilecekse, o kimse gayret ettiği müddetçe, Allah mücahade edenlerin, ayeti kerime de öyle diyor, yollarını açarız.
O zaman o kimse mücahadeye devam ederse, mücadeleye devam ederse, Cenab-ı Hak onun yolunu açar, o da menzile ulaşır. Anlaşıldı mı? Hicrette, rabıta, kime, ne zaman, nasıl yapılır? Bugün yazdığımı mu gördüm be? Çok konuşulur. Arapça bir şeye bağlanmak, bir şeye kendisini rapt etmek, bir şeyle ilişkilendirmek, bir şeyle tutuşturulmak, bir şeyle birleştirilmek, rabıta, rapt etmek.
Tasavvuta, tarih boyunca, ta hicretten, beşinci, altıncı, yedinci yüzyıldan itibaren, hep rabıta konuşulmuş. Hiç merak ettiniz mi? Sahabeler rabıta yaptı mı diye? Yaptıysa, neye yaptı diye, merak ettiniz mi? Merak ettin. Sahabeler rabıta etti mi diye? Evet. Sahabeler rabıta etti. Kime? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden. O zaman rabıtayı ikiye ayırdık. Bir, velayetteki rabıta. İki, nübüvvetteki rabıta. Velayetteki rabıta nedir? Velayetteki rabıta, bir kimse, işte şeyhinin iki kaşın arasını düşünür, veya şeyhini düşünür, veya şeyhini aklına getirir, onun üzerinden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek feyizini ve nurunu onun üzerinden alıyorum der.
Öyle kendi kendisine tahayyül eder ki, rabıtanın velayetteki en düşük noktasıdır bu. Öyle devam eder. Bu velayet dairesinin içerisinde doğrudur. Bu noktada tartışılacak bir şey yoktur. Nübüvvette ise raruta, böyle değildir. Nübüvvette, bir kimse Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini düşünür. Ve kendisini ona rabıta eder. Çünkü rabıtanın asıl maksadı, ulaşılması gereken gaye, ulaşılması gereken sonuç, Kur'an ve sünnet-i semihi en iyi şekilde yaşama ve yaşatmadır. O sadıklarla beraber olunuz, salihlerle beraber olunuz, ayeti kerimesinin tecelli etmesidir. Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, ben sizin babalarınızdan daha yakınım.
Ben sizin canlarınızdan size daha yakınım. Hadis-i şerif. O hem bizim babamız mesabesindeyse, hem bizim canlarımızdan bize daha yakınsa, o zaman rabıta edilecek ise, rabıta edilmeye layık olan tek kimse vardır ki, o da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. Birisi şunu şöyle diyebilir, kendi kendine. Ya ben şimdi bunu kendime muktedir görmüyorum. Ben işte üstadımı rabıta edeyim. Geçici bir zaman, geçici bir müdette böyle bir şey uygun görülebilir, makul görülebilir, ama asıl uygun ve makul görülmesi gereken, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rabıta etmektir. Şimdi, rabıta etmenin, rabıtanın bir zahiri noktası vardır, bir de batinin noktası vardır.
Zahiri noktası nedir? Biz o kimseye benzemeye çalışırız. O da bağlamaktır, o da rabdetmektir. Abdest alırken Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini aklımıza getirir ve öyle abdest alırsa, işte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle bağlantımızı kurmuşuzdur. La ilahe illallah derken, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini aklımıza getirir, onun dediği gibi demeye çalışırsak, onunla rabıtamızı kurmuşuzdur ki, bu hem zahiri hem de batını içine alır. Ha biz kendi kendimize oturduğumuzda, ders çekerken veya rabıta ederken, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini düşünüyorsak, onu dizimizin dibinde, içimizde, dışımızda, solumuzda, solumuzda bunu düşünüyor ve bunu böyle algılıyorsak, işte Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle biz bağlantıyı kurmuşuz demektir.
Bu bir müddet sonra ne olacak? Bu da bitecek. O bittikten sonra ne başlayacak? Allah'la rabıta başlayacak. Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah. O yüzden, rabıta bu noktada, bu manada, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini düşünmek, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sünneti seriyesine bağlanmak ve onun işlediği gibi amelleri işlemek, onu örnek almak, ona tabi olmak noktasından ele alınıyorsa, doğrudur, güzeldir, ehvendir, nur ala nur.
bazı kardeşlerimizin algıladığı ve yaptığı gibi, kuvvetini unutarak, şeyhlerin elinde sanki bir kudret kuvvet varmış gibi, şeyhler sanki yaratıcı Rab'mış gibi, küçük tanrıymış gibi onları rabıt edip, onlardan yardım dilemek ise, bu küfürdür. Allah bizi muhafaza eylesin. Bizim onlarla ve bu tip şekiller, herhangi bir bağlantımız yoktur ve olmayacaktır. Şeyhlerin kendilerinin cenneti yoktur. Şeyhlerin kendilerinin cehennemi yoktur. Şeyhlerin kendilerinin arş-a alası, levh-i mahfuzu, kürsüsü, kitabı yoktur. Kitap Allah'ındır, kürsü Allah'ındır, levh-i mahfuz Allah'ındır, cennet Allah'ındır, cehennem alın.
Yardım dileriz. Başkasından, insanlardan veya herhangi bir sistemden, mahlukattan bu manada ne yardım dileriz, ne de onlara da secde ederiz. Çünkü yardım dileceğimiz yaratılmışlar dahi, Allah'ın yardımına muhtaçtır, Allah'ın yardımına ihtiyaçları vardır. İbrahim aleyhisselam ateşe atıldığında düştürümüz budur. Ateşin üzerindeyken Cebrail aleyhisselam diyor ki, ben dünya üzerinden üç sefer çok hızla indirildim. İşte birisi de İbrahim ateşe atılırken. Dedim ki diyor, ya İbrahim, seni buradan kurtarayım. İbrahim aleyhisselam diyor ki, sen mahluk değil misin? Sen de onun emrinde değil misin?
Sen de yaratılmış değil misin? Halini Allah'a arz et diyor. Cebrail aleyhisselam. O benim halimi görmüyor mu? O benim halimden habersiz mi ki? La ilahe illallah. Ve Cenab-ı Hak ey ateş serin ol, selamet ol. Sakın ha yakıcı da olma. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem azletleri, hiç kimseden hiçbir şeyi istememiştir. Allah bizi onun gibi amel etmeyi nasip eylesin. O yüzden yardım Allah'ındır. Hiçbir şeyhin hiçbir müridine bu manada yardım edecek gücü ve kuvveti ve kudreti yoktur. Üzerinden bir keramet zuhur ettirebilir, üzerinden o kimseye bir yardım zuhur ettirebilir, Allah'ın üzerinden bir şeyi verebilir, bu Allah'ın adet bir şeyi, bir şeye vesile edebilir.
Ölecek bir sözümüz yok. Hiçbir kimse bu manada hiçbir kimseye yardımda bulunamaz. Bugün bir kardeşimiz geldi, ona oradan bir hadis okudum. Hazreti Hamza'nın bu değil mi? Hazreti Hamza'nın oğlu muydu Abdullah? Acab-ı Abbas'ın oğlu Abdullah Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin bineğinin terkisine binmiş, ona diyor ki ey oğul sana bir şeyler söyleyeceğim iyi beller. Bütün halk sana yardım etmek için toplansa Allah'ın takdir ettiği kadar sana yardım edebilirler. Bütün halk sana zarar vermek için toplansalar, Allah'ın takdiri kadar sana zarar verebilirler.
Kalem kaldırıldı, sahifeler kurulur. Anlaşıldı? Evet. Allah bizi muhafaza eylesin. Bakmayın siz, bazı şeyhlerin şunu şöyle biz yaptık, bunu böyle biz ettik demeli, tehdit iman lazım hepsine. Allah bizi muhafaza eylesin. Abi tasavvuf tarihine baktığımız zaman son 300 senede tasavvufta velayet yolu biraz daha neşvine var mıymış? Müvvet yolu biraz daha arı ve duru, sade olmasına rağmen neden velayet yolu biraz daha fazla son yüzyıllarda? Velayet yolu rağbet görmüş, şatahatı ve şatafatı çok. Velayet yolu rağbet görmüş, aslını astırını soran yok. Velayet yolu rağbet görmüş, namazdan, niyazdan, ilimden soran yok. Adam bir rüya anlatırsa, bir hal anlatırsa, bir titrerse, bir hoplarsa nur ala nur oluyor.
Velayet yolu kolay, o yüzden velayet yolu her şeyi kaldırıyor. Adam gece oturuyor, adam şey yapıyor, ne o? Odanın içine durmuş, tamam mı? Ateş eder gibi diyor. Ne yapıyor bu diyorlar, soruyorlar. Bu diyorlar şimdi Bosna'da savaşıyor Şeyh Efendi. Ne yapıyor? Bu mana dallı Şeyh Efendi yüzüyor. Yanaş, siz de bana doğru gelin. Gelenler arkaya doğru geçecek. Şuradan yol aç, geçsinler. Hoplaya zıplaya geçsinler. Bizim kerametimiz yok, uçuralım. Hakkınızı helal edin.
Biz de uçurma gücü olmadığından böyle kenardan yürüyeceğiz. Elhamdülillah. Böyle yapıyor. Ne yapıyor? O mana dalmış Şeyh Efendi yüzüyor. Bunların tabii aslında astırını soran var mı? Yok. Şeyh Efendi kalkıyor sabahleyin, kesiyor, biçiyor, yan yatırıyor, çamura batırıyor, devlet kuruyor, devlet yıkıyor. Orta yerde astır, astır yok, hiçbir şey yok. Ama bunun hesabını sorandı. Bunun hesabını sorandı. O yüzden son iki yüz, üç yüz, dört yüz yıl, beş yüz yıl velayetin coştuğu. Yani velayet yolunun coştuğu.
Ama ne yazık ki, ne yazık ki denizin üstünde köpük misali. Bir ağırlığı yok, bir vakarı yok, bir haysiyeti yok. Muhafaza eylesin. Derviş akla gelince ne geliyordu? İsteyen, para dilenen. Dükkanlığı yapan. Yatacak yer, içecek su, kalacak ev, harcayacak para dilenen kimseler. Bu tasavvuf değil. Bu tarikat değil. Kardeşlerimiz işlerine sahip çıkacaklar, çalışacaklar. Veren el, alan elden üstündür. Kardeşlerimiz istikameti düzgün olacak. Kur'an ve sünneti seni iyi öğrenecekler. Kardeşlerimiz hem dünya ilmini hem ahiret ilmini öğrenecekler.
Alan el olmayacaklar. Dervişliğini satmayacaklar. Dervişliğini pahaya satmayacaklar. Dervişliğini herhangi bir maddeye değişmeyecek. Kendisinin derviş olduğunu ima etmeyecek kimseye. İma dahi etmeyecek. Kendisinin naçar olduğunu ima dahi etmeyecek. Geçen gün kardeşim birine öyle dedim. İstersek dilimizi koparsınlar. İstersek verirler de almazsak kolumuzu koparsınlar. Dervişlik o. İstersek dilimizi koparsınlar. Verirler de almazsak kolumuzu koparsınlar. Feda olsun o kol.
Neden? Sünnet-i Resulullah'a karşı çıktığı için. Hediyeleşmek sünnet. Size birisi siz bir şey andırmadan bir şey hediye ediyorsa sünnettir. Hediyeleşiriz. Senin de gücün varsa sen de gücün kadar ondan hediyeleş. Ona karşılık olarak değil. Bir de o var. Adam birisi hediye getirdi. Ona da hediye götüreceğim diye uğraşıyor. Ondan daha fazla. Hayır kardeşim onun gücü kuvveti yerinde olabilir. Sana on liralık hediye getirmiştir. Senin gücün yoksa sen onu bir liralık hediye götür. Yarım kuruşluk hediye götür. Hediyeleşecek sen. Gücünün üstüne çıkmaya çalışma. O da istikametsizlik. Ama tabii 300-400 yıldan beri böyle olmamış.
Osmanlı demiş ki dervişlerden vergi almayacağım. Dervişleri askere de göndermeyeceğim. Eee onlar otursunlar orada Allah'ı zikretsinler. Kollarsınlar Allah'a dua etsinler. İşte Osman Ali'ye dua etsinler. Bir bakmışlar ki tekkeler olmuş tembelhane. Bulgur var, pirinç var, tencere var, aş var. Eee yatacak yerde var. Ne ala? Yok İslam'da. Yok sünneti Resulullah'ta. Yok. İnzıla var mı tasavvukta? Var. Köşeye çekilip Allah'ı zikretmek var mı? Var. Ama işini terk ederekten değil. Adam gündüz köşeye çekiliyor Allah'ı zikredeceğim diye gece oturuyor televizyon seyrediyor. Ulan ne biçim köşeye çekilmek bu?
Sen gündüz çalış. Gündüz gayretini göster. Mal mı satacaksın? Bir yerde mi çalışıyorsun? Birisinin yanında mı çalışıyorsun? Hakkıyla işini yerine getirmeye çalış. Zararı yok. Gece sen yarım saat de izvaya çekilsen yeter sana. Hakkıyla yarım saat gece ibadet etmiş olsan nafile olarak. Ya Rabbi desen. Televizyon elindeken beş saatlik zikrullaha bedeldir o yarım saat. Bir elimde kumanda, ben kendimi tarif ediyorum. Bir elimde tesbih. Sizleri tenzih ederim. La ilahe illallah, la ilahe illallah. Vay şerefsiz kafire bak ya bombaladı. La ilahe illallah, la ilahe illallah. Yaşlı bir dervişe gittim ziyarete. Ta o Dallas'tan kalmış. Biz de derviş diye gittik dervişimizin ilk yıllarında.
Yatıyor. Yattığı yerden bana soruyor. Ya su elin mi o? Dallas'ta vardı ya. Allah. Ha dedim su elin o. Allah bizi muhafaza eylesin. Tabi velayet kaldırıyor. Adam gidiyor şeyhin yanına. Aman efendim ben seni çok sevdim diyor. Çok muhabbet ettim sana. Şunu şöyle oldu, bu böyle oldu. Şeyhide onu uçuruyor zaten. Birini anlatmışlardı bana. Sohbet olduğu zaman ceplerin şişiyormuş böyle. Neden şişiyor dedim ben? Parayla dediler. Filoz. Hatta dediler yaz olunca Almancılar filan da geliyor. Dolar markt oluyor dediler. Akşam muhafaza gidince sayıyor onları.
Hayır. Bu tasavvuf değil. O yüzden velayet gidilirse nur ala nur sözüm yok. Ama doğrusunu bulmak çok zor. Doğru yeri bulmak çok zor. Kendinizi nübüvvete atıp edeceği yolun sonunu görmeseniz dahi kardasınız. Çünkü her işlediğinizde sünneti resulullah. Sünneti resulullah. Sünneti resulullah olduğundan, İbadet hükmünde geçtiğinden ve geçeceğinden, Yol almanız, menzili bulmanız bir anlık mesafededir. Bir sünneti resulullah işlemeyi, Bir sünneti resulullah'a tabi olmayı, Yüz binlerce şeyhin, yüz binlerce pirin, Edebini üst üste toplasanız, O sünneti resulullah tabi olmanın sevabını alamazsınız.
Sizin yemekten önce ellerinizi sünnet maksadıyla yıkamanız, Yüz binlerce şeyhin adabından evladır. Çünkü o sünneti resulullah'tır. Yemekten sonra elinizi ağzınızı yıkamanız, Yüz binlerce şeyhin adabından, sünnet dışı adabından, O sünneti resulullah evladır. Allah bizi sünneti resulullah'a uyanlardan eylesin inşallah. Bu güne kadar bu yolda geldik. Bazı yanlışlar yaptırıldı ve yaptıysak, Bunun sorumlusu kim? Ne olacak peki? Allah'ı mahvetsin, sorumlusu sensin, Sorumlusu sensin, sorumlusu sensin. Hem Kur'an'ı hem sünneti seni öğrenmesi farz. İnsanın günlük işlemlerini yapabilecek bilgiye ulaşması farz.
Ticaret yapacak olan kimsenin ticaretindeki eksikliği, Noksanlığı bilmesi öğrenmesi farz. Evlenecek olan kimsenin evlilikle alakalı eksiklikleri ve noksanlıkları öğrenmesi farz. Farz. Yıllardır bağırıyorsun, Diyorsun ki evinize hadis kitabı alın, Okuyun hadis. Yıllardır bağırıyorsun, Diyorsun ki Kur'an'ı Kerim'i alın, Meal okuyun hiç olmazsa. Yıllardır diyorsun ki bir tane fıkıh kitabı alın evinize. Kimi sorumlu tutacaksınız? Sorumlusu sensin. Sorumluluğu başkasına yüklemeye çalışma. Burada şimdi sünneti resulullah'ın dışında bir şey söylersem, Sen de susarsan yine sorumlusun.
Yapma. Bu sünneti resulullah'ta yok de seveyim seni. Kadın mı erkek mi şimdi tam toparlayamadım. Diyor ki ya resulullah, Ya Emre'l müminin. Çocuk düştü diyor. Onun diyetine kadar. Hazreti Ömer radallahu anh hazretleri düşünüyor. Tam böyle bir karar verecek. Soruyor. Bununla alakalı bir bilgisi olan var mı diyor. Sahabeden bir adam, Adamın birisi geliyor. Var ya resulullah. Nedir diyor o düşüğün diyeti. Yani zorla düşürülmüş. Diyor ki ben sefere gittiydim.
Benim iki hanımım vardı. Küçük hanımım hamileydi diyor. Ben seferdeyken büyük hanım diyor. Onun beline bir odun vurmuş. Çocuğu düşürmüş gittim diyor. Allah Resuluna sordum. Dedim ki ya Resulallah. Böyle böyle bir hadise oldu. Bunun diyeti ne? O da diyor bunu bana böyle söyledi. İşte onun çocuğun diyeti şu kadardır dedi. Hazreti Ömer diyor ki İyi ki bunu öğrendik. Yoksa diyor kendimiz buna fetva verecektik. Kendi nefsimize uymuş olacaktık. Eğer varsa sünneti Resulullah'ın dışında bir şey kaldır elini de ki bu sünneti Resulullah'ın dışında böyle bir hadis var de biz de öperim başımızın üstüne böyle. Anlaşıldı? O yüzden mutlaka o mutlaka evlerinizde birer tane Kur'an imi hale alın.
Mutlaka o mutlaka yolumuzdan gidecek olan kardeşler evlerine en az birer tane Riyay-ı Salih'in alacak. Mutlaka o mutlaka evlerine bir tane fıkıh kitabı alacak. Bu üç kitap evlerinde ellerinin altında bulunacak ve okuyacak. Yok şirketi yok. Ama şirket olursa ortaksa o ortaklık hukukunu okuyacak.
Namazla alakalı, oruçla alakalı bunlar okuyacak. Ondan sonra tefsir okuyacak. Şimdi size tefsiri koyuyorlar önünüze. Diyorlar ki ya Kur'an oku. Kur'an tefsirini oku. Eee? Kur'an tefsiri varken hadis okunmaz. Öyle değil mi? Bu da gayet mantıklı geliyor insana. Bunun arkasında hinlik var, hinlik. Onun arkasında namussuzluk var. Kur'an'ı sevdiğinden değil. Kur'an'a hürmet ettiğinden değil. Ya sünneti Resulullah'ı terk ettirmek için, unutturmak için. O hinlikten dolayı, bildiğimizden hinli, tefsirden önce hadis okuyacağınız.
Tefsirden önce hadis okuyacağınız. Hadis kimsenin tefsirden anlayacağı bir şey yoktur. Bilgisi Kur'an'ı anlamamıza yardımcı olur bizim. Bir şifre çözülecek zaman önce şifreyi çözecek öbür elementleri elementleri bilmek gerekir. O yüzden mutlaka yolumuzdan gidenler hadis okuyacaklar. Hadis ezberleyecekler. Hadis ezberleyeceksiniz. Hadis hadisi kabul eden kimse ahirete şefaatim ona vazif olur. Hadis şerif benim bir hadisimi başka bir kimseye nakleden kimseyi Allah hem dünyada da hem ahirette de onu nurlandırsın diyor.
Bunu ay gibi parlatsın diyor. Allah bizi onlardan eylesin diyor. Amin. O yüzden sorumluluk bizim. Mutlaka ve mutlaka hadis şeriflere sahip çıkacağız. Sünnet-i Resulullah'a sahip çıkacağız. Mutlaka. Bu demek değildir ki kimileri de öyle yapıyor. Ondan da muhafaza olalım inşallah. Biz hadislere bakıyoruz. İmamların, müştehidlerin şeyi fetvası bizi bağlamaz. Hayır biz onlardan değiliz. Biz Hanefi'ysek İmam-ı Azam'a İmam-ı Muhammed'e İmam-ı Yusuf'a İmam-ı Züfer'e Hanefilerin ilim olarak baş köşeye oturtturduğu herhangi bir İmam-ı Azam'ın talebesine veya Hanefilik'ten gelen bir İmam'a tabi oluruz. İştahat ederiz.
Biz mutlak o iştahat edenlere uyarız. İştahat ederiz dedim. Allah affetsin. İştahat edenlere uyarız. O manada dedim. İştahada tabiiz. Kendi kafamızdan iştahat etmeyiz. Bir kısım velayet şeyhleri kendilerinin iştahat etmeye yetkileri olduğunu söylemiş olsalar dahi bazı kitaplarda şeyhlerin iştahat etmeye hakkı vardır. Ben kendi nefsim olarak onu kabul etmiyorum. Bütün herkesin şeyhlerin de dervişlerin de cemaat ehli insanların veya liderlerinin de mutlaka bir müştehit imama tabi olması gerektiğine inanıyorum. O yüzden ben hanefi fıkıhının iştahatlarına uyuyorum. Bundan çok memnunum, mutluyum. Elhamdülillah.
Eğer imamı azamda bir şey bulamazsam o noktada imam muhammed de imam yusuf da bir şey bulamazsam gider şafide o meseleyle alakalı bir mesele alır bakar onu uygularım. Bulamazsam veya yaşanmayacak bir şeyse olmuyorsa çok zorlanıyorsan o zaman şafiden bir hükmü tamam onu uygularım. Ama öyle müştehit imamlarının kolay olan kolayına gelen şeyleri toparlayın. Bir de öleleri var. Şafide bu kolay, hanefide bu kolay, hanbeli de bu kolay, malikide bu kolay. Nerede en zayıf bir tane birisi bir şey söylemiş? En zayıf. Ümmet-i Muhammed toplanmamış onda hiç. Hiç kimse o mesele de bir şey söylememiş. İşte tarihin birisinde birisi çıkıntılıç yapmak için yine bir çıkıntılıç yapmış. Adam gidiyor mıncıklaya onu vuruyor onu işte filanca söylemiş.
Ya bundan beş yüz yıl söylese dahi hiç kimse onun arkasından gitmemiş. Hiç kimse o görüşü tabi olmamış. Beş yüz sene söyle önce söylendi diye benim için doğru değil. Kabul etmiyorum. Geliyor birisi arkadaşlara diyormuş. Beyaz giymiş her şeyi ben. İmam-ı Şafi ders okutuyormuş. geliyor güm güm güm vuruyor asasını. Diyor ki ya imam neyle hükmedersin? Kur'an'la bulamadın diyor. Sünnetle bulamadın diyor. Bu kıyas yani şeyde ümmetin diyor. İcmaya bakarım. İcmayla ikma deniyor ya topluluğun görüşü. Bununla bana diyor Kur'an'dan bir delil getir. Sana üç gün müsaade. Vuruyor asayi güm güm güm çıkıp gidiyor. Üç gün sonra geliyor.
Yine vuruyor. Güm güm güm. İmam-ı Şafi'ye üç gün talebelerine çıkmıyor. Kapanıyor. evine üç gün hiç dışarı çıkmamış. Bir tek tuvalete girmiş çıkmış kimseyle konuşmamış. Diyor ki buldun mu buldum diyor. Allah diyor ayet-i kerimenin numarasını bilmiyorum şimdi. Siz bana inanırsınız. Allah diyor ki diyor ayet-i kerimede Allah'a yani kitabına ve Resul'una ve diyor İslam ümmetine uyanlardan ol.
O millete tabi olanlardan ol. İşte diyor bu ayet-i kerime buna delildi. Elhamdülillah doğru buldun şimdi diyor. Güm güm güm vurup gidiyor. Bir rivayette diyorlar ki işte o melek idi. Bir rivayette diyorlar ki işte şu zat idi bu zat idi. Ha demek ki ümmetin komple bir noktada birleşmesi bizim için doğrudur. Çünkü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hadis-i şerifte buyurmuş ki ümmetin yanlış bir noktada toplanmaz. Şu cemaat yanlış bir noktada toplanmaz. Burada bir mesele oldu. Eğer ki topluluğun çoğu bir noktada toplanıyorsa evet o doğru. Kur'an ve sünneti kur'da. Kur'an ve sünneti Kur'an ve sünneti kur'da. Kur'an ve sünneti kur'da.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.