mustafaozbag.org

276. Mesnevi Şerhi (1988. Beyitten)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 17 Ağustos 2024 · 38:48

Euzüminelâhim Elayşeytanul Recim. Bismillahirrahmanirrahîm. Iftar-i zikr-ı fâlemennahu La Hak Muhammed'e Resûlullah Cemiye'en, Enbiyâ-i Vel Mürselîm Wel-hamdülillâhi Rabbil Alemin.
Selâmünaleyküm. Hayr-ı yücümselâm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batılı karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim nerede ümmet-i Muhammed'e zulmedenler varsa zulmeden zalimlerden Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'in intikamını alsın. İsrail'i dağıtsın, perişan eylesin. Destekçilerini dağıtsın, perişan eylesin. Amin. Rabbim memleketimizi her türlü yangın afatından, sel afatından, deprem afatından, dinsizlik afatından, ahlaksızlık afatından, faiz afatından, rüşvet afatından, haksızlık, adaletsizlik afatından ülkemizi korusun, muhafaza eylesin.
Amin. Rabbim tüm afatlardan bizleri korusun. Geçen hafta ey Bilal gönlüne nefhettiğim o nefhadan, o feyizden dalga dalga coşan sesini yücel. Burayı en son okumuştuk.
İnşallah sonraki beytten devam ediyoruz. Adem'i bile kendinden geçiren, gök ehlinin bile akıllarını hayrete düşüren o nefhayla sesini yükselt buyurdu. Nefha, Arapça bir kelime. Sözcüğünün anlamı rüzgar, bazı yerlerde de nefes anlamına geliyor. Hani Sufilerin böyle Yunus Emre'den bir nefes okuyalım veya Yunus Emre'den bir nefha okuyalım dedikleri şey. Yani Evliya-i Kibar'ın sözlerini nefes olarak nitelendirmişler eskiler. Aslında o nefha, nefhadan nefese geçmiş mesela. O yüzden o hani bir nefes, bir rüzgar.
Ve bunun mecaz anlamı kula hayat veren, kula nefes veren manasında. O normalde genelde bizim divan edebiyatımızda çokça kullanılan bir sözcük. Genelde aşk, sevgi, muhabbet deyince insanın sevdiğinden hani işte bir nefha, bir nebze de olsa bana göster ki dediğinde bir nefha yani ona bir nefes ver. Bir nefes ver ki ben hayata tutunayım.
Bir nefes ver ki ben kendime geleyim manalarında, divan şiirinde çokça kullanılır. Nefha kelimesi. E tabi bunlar böyle bizim ne yazık ki dilimiz değişince bu nefha kelimesinin karşılığı bizde sadece bir nefes olarak geçmiş. Ama nefha aynı zamanda da koku manasına da gelir. Hani bir geçseydin gözümün önünden de bir nefhanı alsaydım, alsaydım da ciğerlerimi senin nefhanla doldursaydım. Ve kenarına bir kendimce bir depo yapsaydım ve her aklıma gelişinde o ciğerime depoladığım oradan bir nefha çekseydim gibi. Ben attım tutmadı, önemli değil. Bunun gibi nefha burada koku hükmüne geçti.
Yani ne yaptı? O sevgili bir kez onun gözünün önünden geçince onun bütün kokusunu içine çekti. İçine çekti ve ciğerlerinin en hücra köşelerine kadar o kokuyu ne yaptı? Depoladı ve lazım oldukça döndü, kendi ciğerinden sevgilinin kokusunu aldı. Veyahut da gittim gül bahçesine, her gülün yaprağında seni gördü gözlerim ve dayanamadım. Kokladıkça kokladım, kokladıkça kokladım. Biz şimdi Türkçesine söyledik. Ama öbür türlü ne yapacak? Dayandım gülün yaprağına, bir nefha çektim ondan. Bir nefha çektim ondan dediğinde onu kokladım demek. Şimdi nefha kullanıldığı yere göre, koku, güzel koku. Kullanıldığı yere göre bir rüzgar. Kullanıldığı yere göre ne? Bir nefes.
O zaman mesela kullanıldığı yere göre İsrafil'in surru örneğin. O da bir nefes çünkü. İsrafil'in surru da nefes. O zaman birinci sur ona da nefha denilebilir. İkinci sur ona da nefha denilebilir. Çünkü İsrafil de üflecek, nefes verecek. Hani bunu bu noktada tarif ederken elinde bir borazan gibi bir şey, işte bütün üflecek, bütün her şey birinci üflemede. Birinci nefhada, birinci nefhada bütün varlıkların canları alınacak. İkinci nefhada kendisinin de canı alınacak. Üçüncü nefhada Cenab-ı Hak İsrafil'i yeniden yaratacak. Üçüncü nefhada ne yapacak? Yeniden her şey dirilecek. Bu da nefha burada ne olmuş oldu? Burada normalde rüzgar hükmüne geçti. Ama yine nefha orada ne olarak da geçiyor?
Mesela Hicr suresi ayet 29. Adem'in yaratılışı tamamlayıp ruhumdan ona üflediğim zaman, ruhumdan ona üflediğim zaman, yani burada da o üfleme ayeti kereminde nefha olarak geçiyor. Enteresan bir şey. Ve o zaman Hazreti Pir, Adem'i bile kendinden geçiren, gök halkının, gök ehlinin bile aklını hayrete düşüren o nefha ile sesini yükselt buyurdu.
O zaman Adem'i kendinden geçiren ne? Cenab-ı Hakk'ın ona kendi ruhundan ve nurundan üflemesi. Adem'i kendi ruhundan ve nurundan üfledi. Ondan sonra da dedi ki, meleklere, ne soracaksanız Adem'e sorun dedi. Ne soracaksanız Adem'e sorun deyince, gök halkının aklı gitti, hayret ettiler. Çünkü hani şeytan gelip, Adem'in topraktan olan pro tipini vuruyordu, tekmeliyordu, tın tın ses geliyordu. Hani diyordu ki, hani buna mı secde edeceğiz biz? Çünkü ondan tın tın ses geliyordu. Gök halkı ona Cenab-ı Hakk üfleyince kendi ruhundan ve nurundan, gök halkı da ne yaptı? Hayrete düştü. Adem de ne oldu? Kendinden geçti. Adem yaratılışın o tadını buldu. Böyle olunca Adem, Adem oldu. Neyle?
Cenab-ı Hakk'ın kendi ruhundan üflemesiyle. Demek ki, öyle nefesler vardır ki, insanı kendinden geçirir. Öyle sözler vardır ki, o sözler insanı kendinden geçirir. Hani, cinni taifesi, ayet-i kerim, Kur'an-ı kerim, onları okununca, kendilerinden geçtiler. Veyahut da, Hazreti Ömer Efendimiz, Kur'an-ı Kerim'i, normalde dışarıdan dinledi, dışarıdan dinleyince, kendinden geçti. Bakın, kendinden geçti. Ve o kendinden geçişiyle beraber, sinirlendi, nefsine uydu. Hazreti Muhammed Mustafa'yı öldürmeye gitti. Ama onun cemalini görünce, orada ikinci kendinden geçişi yaşadı. Ve Müslüman oldu. O zaman, öyle nefa, öyle bir söz vardır ki, öyle bir nefes vardır, şifa olur. Öyle bir nefes orada, söze işarettir.
O söz ona nasihat olur. Veyahut da bir bakış, o nefa, yani rüzgar gibi, veyahut da bir nefes gibi gelir. Bir bakış, insanı kendinden geçerir. Bir bakış baktın, kalbimi yaktın. Hani bir bakış baktı, kalbini yaktı. Ve komple, hem bir bakış bakması, aynı zamanda müteşabi, kalbini yakması da müteşabi. Kalp yanar mı? Yanmaz. Ama bu noktada ne yaptı müteşabi? Kalbi yandı. Yani o zaman, nefa dediğimizde, bir bakış nefa yerine geçer. Bir söz nefa yerine geçer. Bir kelime, bir cümle nefa yerine geçer. Bir nefes, bildiğin hu demek. Nefa yerine geçer. O zaman, nefa dediğimizde, kelimenin kullanıldığı yere göre, anlamı değişecek.
Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem, o güzel sesle, kendinden geçti. Tariz gecesinde, namazı kaçtı. Tariz, yine, Arap dilinde, bir yolcunun, dinlenmek için, uyumak için, sabaha karşı, bir yerde, mola vermesi.
Bu böyle uzun yola çıkanlar, sefere çıkanlar, bilhassa Müslümanlar, gece yolculuğu yaparlar. Hadis-i şerh-i hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, gece yolculuğu yapınız, gece yollar dürülür der. Gerçekten de, gündüz beş saatte gittiğin yeri, gece iki saatte, iki buçuk saatte gidebiliyorsun. Bu tabi biraz da o kimsenin, performansına ve bineğine bağlı. Ama ve lakin, yani normalde gece yolculuğu, bu konuda daha rahattır. Ya da ben rahat ediyorum. Hadis-i şerifte de gece yolculuk yapınız. Gece yolculuğu der, yollar dürülür der. İşte, tariz gecesi de, bu birkaç zaman tecelli eden, hani seferlerde tecelli eden gece, yani normalde serinlikten istifade ediyorlar, genelde Araplar, veya da sıcak iklimde bulunanlar, serinlikten istifade ederler, akşamüstü saat beş, altı gibi yola çıkarlar, bütün gece yol yaparlar,
seher vakti dinlenirler. Ondan sonra, hatta bütün gündüz de dinlenirler. Bu oranın mevsimsel bir hareketi, mevsimsel bir olgusu. İşte normalde, bazen de böyle düşmanı gafil avlamak için, gece baskını yapmak için de, gece yolculuk yapılır, gece baskınları yapılır. Mesela, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, oraya bir, tabiri caizse, gözcü gönderir. O gözcü bakar, orada minare var mı, yok mu? Sabah namazını beklerler. Sabah ezanı burada okunacak mı, okunmayacak mı diye. İşte böyle bir gazve esnasında, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bütün gece yürüyorlar. Bütün gece yürüdükleri zaman, sabaha karşı bir menzilde konaklıyorlar. Ve sabah namazını beklerken, ne yazık ki, bütün ahzap uyuyup kalıyor.
Tabi burada, normalde Bilal-i Habeşi'ye, rivayetlerde öyle çünkü, hani sabah namazımız sana ait, yani sen bizi sabah namazına uyandır diye, bir ibare var. Ama ne yazık ki, Ebu Hureyre naklediyor bu ad-i şerifi. Bizim için bu geceyi sen koru buyuruyor. Çünkü herkesin uykusu var. E Bilal-i Habeşi de, hani ezan okuyan müezzin, öyle olunca, o da kendi devesine yaslanıyor, yatmıyor. Devesine yaslanıyor. ama yaslandığı yerde, Bilal-i Habeşi de uyuyup kalıyor. Bu sefer, hani birinci fecir, ikinci fecir, bunların hepsi de geçiyor. Güneş biraz çıkıyor. Güneşin, onları ısıtmasıyla, güneşin onları yakmasıyla uyanıyorlar. tabi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bir sayha atıyor. Hani Bilal-i Habeşi'ye diye sesleniyor.
Ondan sonra, velhasil kelam, o gün, gazaya çıkan, gazcaya çıkan, bütün sahabe orada uyumuş oluyor. Uyunca, hepsi de uyandığında, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, onun hepsini kaldırıyor. Bineklerin, hiç kimse bineğine bilmiyor. Herkes bineğin, çilbirinden, yularından tutuyor. Bir müddet daha yürüyorlar. Yani bir müddet daha yürüdükten sonra, Bilal-i Habeşi'ye ezan okutuyor. Bilal-i Habeşi'ye ezan okuttuktan sonra, kâhmet getirtiyor. Ezanı okutuyor, ben bunu kısa kısa kesiyorum. Hadis kitaplarında bunları bulabilirsiniz. Ezanı okutuyor, normalde sünnet namazı, nafile, yani sabah namazının, sünnetini kılıyor Hz. Peygamber ve ilan ediyor.
Sünnetini kılanlar yine kılsınlar. Yani namazın vakti gecikti diye, sabah namazının sünnetini terk etmiyorlar. Bu yüzden hanefiler derler ki, sabah namazının sünneti vacibe yakın, bazıları vacip der. Yani kaçırdınız sabah namazının vaktini, işte saat sekiz oldu, dokuz oldu, on oldu, neyse, kendinizce, kendi rahatsızlıklarınızı öne sürdünüz, veyahut da tembelliğinizi öne sürdünüz, sabah namazı vaktinde kılınmadı.
Sabah namazının sünnetini kılacaksınız, ondan sonra da farzını kılacaksınız. Ve sabah namazı normalde ezan okunmayan bir yerdeyseniz, ezanı kendiniz okuyacaksınız. Yani sahraya çıktınız, sahradasınız. Ezan duyulmayacak bir yerdesiniz. O zaman ezan okuyacaksınız. Ardından sünneti kılıp, kâhmetleyip, öğle namazı, sabah namazını eda edeceksiniz. Veya evinizdesiniz. Evinizde ezan duyuluyor. Ezan duyuluyorsa, ezan okumak zorunda değilsiniz. Ama ezan okursanız evinizde, nur hala nur olur. Hatta, bunu böyle canlı ev halkı da duyacak şekilde, sabah namazını okuyabilirsiniz, ezanı. Hatta apartman duyacak şekilde de okuyabilirsiniz. En fazla sizi şikayet ederler polise.
Bu arkadaş burada gürültü yapıyor diye. Ondan sonra, hatta normalde minarelerden çıkan ezan seslerinden, artık rahatsızlık duyuyor kafirler. Rahatsızlık duyunca da şikayet ediyorlar. diyorlar ki, bu ezanın sesinden rahatsızlık diyoruz biz. Ama siz bir, hristiyan ibadetinin yapıldığı, kilise çanında, rahatsızlık duyduğunuza dair, bir şikayette bulunamazsınız. Bulunursanız zaten sizi, çarmıha girerler, isaniyetine. İşte normalde böyle ezan okunmayan, sabah namazı kılınmayan apartmanlarda, ezan okumak da bir cihattır. Evinizde ezan okumak cihattır. Ama bunu malum erkekler okacaklar. Ama okuyacağınız zaman dikkatli olun, kafanıza tencere tava, bardak çanak gelmesin.
Olabilir. Ne rahatsız ediyorsun, senin namazından, ben rahatsız olmak zorunda mıyım deyip, kafana dangadak, dong bir tava, veya tabii kepçe kafana, gelebilir, olabilir. İnsanlık hali bu. Böyle bir şey de yaşayabilirsiniz. Herkes Mehmet olmak zorunda değil. Mehmet'e böyle bir şey yaşanmaz herhalde, değil mi Mehmet? Öyle bir şey olabilir mi ya? Sende mümkün mü ya? Yoksa sancağı alıp, Allah Allah'ın idaralığına, nerede duracağım? Öyle değil Mehmet'in. Bütün muayet enedinler. Tamam. Allah iyi etsin inşallah. Ezan okutuyor. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, sünnetlerini kılıyor sahabe. Ardından kâmet getiriyor. Kâmet getiriyor. Bazı şeylerde, çevirilerde, kaza kıldı diyor.
Hadis-i Şerif'in metninde kaza yok. Kaza ibaresi yok. Buranın altını çizmek istiyorum. Ha böyle bir ibare yok diye de sabah namazını taca atmayın. Ya uyandığımda kılarım. Nasıl olsa Mustafa Özba böyle dedi. Kolaylaştırınız diye de Hadis-i Şerif var zaten dedi. E ne yapalım ya? Sabah namazını vaktinde kılmak için uğraşmıyorum. Böyle bir şey yok. Sabah namazını vaktinde kılmak gerçekten dünya ve içindekilerden daha kıymetlidir diyor. Sünnetiyle alakalı Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Sabah namazını sünnetiyle. Artık farzını siz düşünün. Sünneti dünya ve içindekilerden kıymetliyse sabah namazını sünneti farzını düşünemeyiz artık.
Rabbim bizi namazı vaktinde kılanlardan eylesin. Amin. İşte böyle namazı kıldıktan sonra Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Taha suresi ayet 14 okuyor. Şüphesiz ki ben Allah'ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et. Beni anmak için namaz kıl. Bakın burada namazın önüne beni anmak için namaz bunu bu ayeti kerimeye tekrar tekrar başka yerlerden de baktım. Beni anmak için namaz kıl. Bak namazı ayırt etmiş burada. O zaman o kimse ne yapacak? Ben Allah'ım benden başka hiçbir ilah yok. O halde bana ibadet et. Namaz kıl. O zaman Müslüm'de, bu Davut'te, İbn-i Macide ve Beyhakide geçiyor.
Bu ayeti kerimeyi okuyor. Sabah namazıyla alakalı. İşte yine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki kim bir namazı unutursa onu hatırlayınca kılsın. Namazı unuttu. Hatırlayınca kılsın. Namazın bundan başka hiçbir kefareti yoktur buyurdu. Ve yine bu Taha Taha 14. ayeti kerimeyi okudu. Şimdi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri burada yattığında ve uyuduğunda normalde hani bazen buna beşeri hal tecelli etti. Onda da hani insani bir hal tecelli etti. işte namaza uyanamadı diye tabir ederler ya o tabiri Hz. Pir o tabirin önüne geçiyor.
Hani bu namaza uyanamama beşeri bir halmiş gibi algılanmasın diye. Bize öyle söylüyorlar ya hani Hz. Peygamber de senin benim gibi insandı. Değil. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri senin benim gibi bir insan değil. O seçilmiş. Seçilmişlerin en üstü. Peygamberlerin evveli ve sonuncusu. Yaratılmışların evveli peygamberlerin sonuncusu. Senin benim gibi insan değil. Sen bir peygamber misin? Sen seçilmiş misin ki senin benim gibi insan göreceksin. Haşa. Allah muhafaza eylesin. Amin. Bakın 1990. beyin o mübarek uykudan baş kaldırmadı. Sabah namazının vakti geçip kuşluk çağı geldi. Tarih gecesi dikkat edin buraya o gelinin huzurunda tertemiz canları el öpme devletine erişti.
Şimdi o zaman tarih gecesi yani o uyuyup kaldı diye gördüğümüz gece Hz. Peygamber için gafletten uyuma noktası değil. Ben ilk önce buradan anladığımı söyleyeyim. Bu ümmeti Muhammed'e kolaylak sağlayan ümmeti Muhammed'i ibadet noktasında kolaylaştıran bir ölçü. ola ki sabah namazının vaktinde kalkamadınız o zaman uyandığında kılınız.
Bir sebep söz konusu oldu ya da uyuyakaldınız veyahut da hastalandınız veyahut da ne bileyim başka bir rahatsızlık oldu başka bir şey oldu. Ola ki sabah namazının vaktini kaçırdınız o zaman güneş bir miktar yükseldiğinde sen o namazı kıl o namazı bırakma o namazı terk etme. Çünkü Hz. Peygamber'in uyuması ile senin uyuman aynı değil. Onun uyumasını da bir beşer uyuması olarak görme. Sebep? sebep şu o hani Hz. Ayşe annemizle alakalı bir diyalogda geçiyor. Diyor ki benim gözlerim uyusa da kalbim uyumaz. O zaman kalbi uyumayan bir kimse uyudu hükmünde değildir. İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Hz. Hz.
hani ben üç miracı oldu derim. üç miracı en son bedenen ve ruhen olduğu derim ya normalde bu bir miraçtır. Bunu bir kısım müfessirler bunu kabul ederler. Üç miracın olduğuna dair. Değişik zamanlarda üç miraç. Mesela biz bedeniyle olan miracı evinden olduğunu biliriz. Öyle değil mi? Hem bedenen hem ruhen evinden alıp götürdüler. Ama hadis-i şeriflerde Kabe'de Beytullah'tan da miraç olduğuna dair hadis-i şerifler var. O zaman Beytullah'tayken olan hadis-i şerifler miraç da evinde olan miraç da uyur ile uyanıklık arasında olan hatta uyurken olan miraç hadisesidir.
o zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin uyuması normal insanların uyuması değildir. Veya bir mürşidi kamilin uyuması normal insanların uyuması gibi değildir. Onlar çünkü hani anında yakazaya geçebilirler. Mürşidi kamiller için söylüyorum. İyi bir sufi uyur uyanıklık arasında uykusu geçer. Yakazayla uyuma arasında kah uyur kah yakazaya geçer. Yakazada değişik haller görür. Değişik tecelliyatlar olur. O değişik haller tecelliyatlarla hemhal olurken bir bakmışsınız uyumuş 10 dakika 15 dakika o yakaza veyahut da böyle film gibidir o. Ondan sonra o yakaza hali geçmiş. O ara 10 dakika 15 dakika hatırda yoktur.
Hatırda yoktur arası. Ama ya yakaza kaldığı yerden devam eder ya da yeni bir yakaza perde saçıları. Bunları açık açık konuşmazdım. Herhalde ben de artık kendimce ömrümün yettiğine inanmaya başladım. O yakazayı beklemez yalnız insan. O eğer ki normalde bir esması var ise veya tevhid çekiyorsa o yakaza esnasında mesela tevhidi çekerken birden o kimse böyle uyanıkken rüya görmek gibi bir rüya bir hal tecelli eder.
Değişik olaylar olur. Değişik hadiseler olur. Senin işin içinden çıkamadığın mana olarak böyle işin içinden çıkamadığın şey gösterilir. Bunlar normalde uyur uyanıklık arasında yakazada yaşanan şeylerdir. Dışarıdan gören bir kimse onu uyuyor zanneder. hatta bazen ben şeyhimin horladığına bile şahidim. Yani böyle değişik bir şey bu. Allah affetsin. O kanalı açık tutardı. Bilmiyorum bana mı açık tutuyordu yoksa herkes hem açık. Ben onun hal gördüğünü yakasa da bir şeyler yaşadığını üç aşağı beş yukarı biliyordum. Ama o esnada horladığını da duyuyordum. İnsanın maneviyatı yoksa biraz böyle bu işlere kafası basmıyorsa o şeyhin yanında dolaşmayacak bile.
Sebep böyle bir şeyi görür de kafası bulanır çünkü. Yani şeyh efendi böyle kendine gelip namaza durduğunu da biliyorum ben. Gidiyoruz arabada bir an böyle yakaza geçiyor bir horluyor sonra bakıyor etrafına yok arabanın içinde ben anlıyorum onu. Allah-u Ekber namaza duruyor. Oturduğu yerde iki rekat namaz kılıyor sonra tesbih elinde gene çat tespih durunca çat durdu tamam film başladı.
Yani senin aklın eriyorsa kalbin çalışıyorsa bağla kendini oraya. Cenab-ı Hak gösterir seni ne gördüğüne bak eğer kaldırabileceksen dayanabileceksen. O gene çat çat başlayınca yakaza bitti o esnada. Yani o kendine geldi. işte o uyumaktan geçmiyor o. Şimdi bir başkası onu dışarıdan görse ya uyudu horladı gene abdestim kaçmadı diye namazı kılıyor der. Halbuki Hanefilere göre bir kimse oturduğu yerde uyusa horlasa onun yaslandığı yastığı kolunun altından çekse kendine gelse onun abdesti abdesttir. Hanefi'ye göre söylüyor. namaz normalde hani benle seslenmedim bitti namaz geriye döndüm. Selamun Aleyküm Hacı Efendiler Aleyküm Selam neden dedim günaha girdiniz?
Bu arkadaş maliki olabilir. Malikilere göre dedim imam maliki muvattası çünkü Hicaz bölgesindeki Müslümanlara aittir. Şimdi muvattayı bütün İslam dünyası okuyor kolaylaştır. Kolaylık var ya onda mesela kadınlar için kolaylık var. Yani kadınlardan gelen normal akıntıya göre abdest bozulmadı. Ancak yenilenirse işte abdesti bozan diğer haller oldu o zaman abdest bozuldu. Ama öbür türlü kadınlardan normalde gelen akıntıya göre normalde abdesti bozulmadı. İmam malik'in fetvası. Şimdi bazen Diyanet bunu veriyor fetva olarak. Diyor ki işte kadınların böyle muayyen günleri değil ise kendiliğinden bir akıntı geliyorsa o akıntı burun akıntısı hükmüne katıp abdesti abdesttir diyor.
Abdesti bozulmamıştır diyor. Malikilerde bu fetva var. Hanefilerde yok. ama işte Hicaz bölgesine gidenler için ben kardeşlere diyorum ki buna uyabilirsiniz bu fetvaya. Çünkü Beytullah'tan çık abdest almaya git içeri giremiyor bir daha insanlar. İçeri giremiyor. E kolaylaştırırız hükmüne bakaraktan Malik'e uyabiliyorsunuz diyorum. İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bir miracı Beytullah'ın orada Hatim'de ondan sonra Beytullah'ın içinde yatarken hadis-i şerife enteresan Beytullah'ta yatarken uyku ve uyanıklık arasındayken o miracı yaşadı. Şimdi mirac diyorum bakın İsra demiyorum.
İsra ve mirac ayrı hadise. Mirac ayrı hadise. İsra ve mirac evinde oldu. Bu Beytullah'ın içinde böyle iki tane mirac var. Yani toplam üç miracı var Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin. Böyle olunca işte bir miracı var. Ne oldu? İşte bu Beytullah'ta uyur uyanıklık arasında oldu. Yani yakaza dediğimiz halde oldu. Sen onu dışarıdan uyur görürsün ama o uyumuyor. O esnada ne? Miraçla alakalı. Miraçta şimdi böyle deyince işte o zaman onun uykusu beşerin uykusu gibi değil. Çünkü Miraçla alakalı ayet-i kerimede Necm suresinde bak uyur uyanıklık arasında uyur uyanıklık arasında Necm suresi.
Ne diyor ayet 9-10-11 derken araları iki yay aralığı kadar kısaldı veya daha az. Allah kulu Muhammed'e vahyedeceğini vahyetti. Onun gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı. Necm suresi. O zaman demek ki o peygamber hani Hazreti Pir diyor ya o gelinin huzurunda tertemiz canları diyor. O gelinin huzurunda yani o zaman o kimse Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri uyur uyanık halindeyken ne yaptı?
Sevgiliyle görüştü. Ve o sevgili ona vahyedeceğini vahyetti. Ve onun gözünün gördüğünü de gönlü yalanlamadı. Uyur uyanıklık arasındayken Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri miraç etti. O zaman onun uyuması ile normal bir insanın uyumasını aynı görüp ahmaklık yapmasın bazı kendisini ilim ehli sayan kimseler. Çünkü hani başka bir az önce Hazreti Ayşe annemizde olan diyalogla alakalı gözlerim uyur fakat kalbim uyumaz. Hadis-i şerifini de unutmayalım. O da Buhari ve Müslim'de geçiyor. O özür dilerim. Hadis-i şerif uzun bugün benim nefesim kısa. hadis uzun benim nefesim kısa o yüzden ben özünü söyleyerekten geçiyorum.
Aslında içim de kabul etmiyor. Yani içimin kabul etmeyişinin sebebi de o ben çok sevmiyorum hadis-i şerifleri kısaltmayı ama nefesim bugün çok yetmediğinden dolayı kısaltmak zorunda kalıyorum. Rabbim cümlemizi affeylesin. O yüzden normalde Hazreti Peygamber'in sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin tarih gecesinde uyuyup namazını normalde bu manada geciktirmesi normal insanların geciktirmesi gibi değildir. Çünkü Hazreti Peygamber'de ayet-i kerimeyle sabittir. Allah'ı zikredenler için güzel örnekler vardır. Bu da sabah namazını vaktinde kılamayanlar için güzel bir örnektir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri vaktinde kılamadığı sabah namazını uyandığında biraz yürümüş biraz yürüdükten sonra cemaat olmuşlar ve namazlarını iade etmişler yani kılmışlar.
Burada normalde bize bir örnektir. Bize bu noktada namazın vaktini kaçırsak dahi kılmamız gerektiğine bir örnektir. Unutsak dahi aklımıza geldiği zaman kılmamızın gerektiğine dair bir örnektir. Bana bu gecelik hakkınızı helal edin. Malum benim biraz ne olmuştu doktor seslerim evet böyle değişik kelime söyledi. Falanji dedi Allah razı olsun. Öyle bir geldi muayene etti Abdullah. Allah razı olsun kendisine. Gerçekten hakkınızı helal edin. Razı olsun. utanıyorum böyle ama bu gecelik bu kadar yetsin.
İhtiyarlığın üzerine demek ki de bir yaşlılık çöküyor artık. Aşk ve can her ikisi de gizli ve örtülüdür. İnşallah buradan önümüzdeki hafta Cenab-ı Hak sağlık ömrü verirse devam edeceğiz inşallah. El-Fatiha salat. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi