Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Haziran 2012 · 1:00:15
Peygamberin şefaati hem Kur'an'la hem sünnetle, hem de imamların iştahatlarıyla sabittir.
Eğer bir kimse Peygamberin şefaatine inanmaz ise, o kimse küfür eyle. Ne yazık ki günümüzde şimdi yeni böyle sakınlar, sapıklıklar çıkıyor. Onlar diyorlar ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şefaati yoktur. Bir kimse böyle söylerse o küfür eyle olur. Biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şefaatine inanırız ve iman ederiz. Ve iman hakikatlerinin içinde de bunu zikrederiz. Bir kimse Peygamberin şefaatine inanmaz ise, inanmaz ise o kimse dinden çıkmış olur. Bizimle bir bağlantısı yoktur. Ümmetle yani. Bu toplulukla değil, bu toplulukla değil. Ümmetle bir bağlantısı yoktur. Şimdi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şefaati Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin diliyle diyor ki, ümmetimin günahkarlarına. Ümmetinin günahkarlarına.
Şimdi bir insan şöyle düşünebilir. Ya ümmetinin üzerinde günahkarı var mı yok mu? Yani ben zannetmiyorum ümmetin üzerinde günahsız birisi olsun. Ümmetin içinde. Bunu unutmayın. Bir kimse kendisi için günahsızım dese, o kimse ise tecdid-i iman gerekir. Neden? Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir tek masumluğu. Başka masum hiçbir kimse yoktur. Geçmiş Peygamberlerin dair hataları, kusurları, eksiklikleri, noksallikleri olmuştur. O yüzden hiçbir kimse masum değildir. Yani bir kimse şeyhini masum görürse küfür ehlidir. Bir kimse başındaki alimi masum görürse küfür ehlidir. Başındaki zakiri, nakibi, nükabayı, şeyhi, beyliyi, mürşidi, hocasını, haçısını, başında kim varsa, yanında kim varsa masum görürse o kimse küfür ehlidir.
O zaman hiçbir kimse masum değildir. Peygamber hariç sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri'nin diliyle o zaman bütün ümmet-i Muhammed, bütün ümmet-i Muhammed onun şefaatine. Hatta bütün insanlar onun şefaatine muhtaçtır. Onun şefaatine ihtiyacı vardır. Çünkü hadis-i şerifte Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki o mahşer toplanırken bütün insanlar kendi peygamberlerinin etrafında toplanırlar ve bütün insanlar, bütün gruplar derler ki kendi peygamberlere bize şefaat eyle.
Peygamberlerine ve o peygamberler toparlanırlar, derler ki Nuh der ki benim elimden gelecek bir şey yok. İbrahim'e giderler, İbrahim der ki benim elimden gelen bir şey yok. Salih'e giderler, elinden gelen bir şey yok. Onun sonunda os dolu giderler, derler ki gidelim babamıza. Kim? Adem aleyhisselam. Ve Adem aleyhisselama giderler ve Adem aleyhisselam da der ki o mahşerin dehşetinden, der ki bugün hiç kimsenin hiç kimseye yapacak bir şeysi yoktur. Biz derler, gidelim, iki cihan güneşi, kalplerin nuru, gözlerin sürürü, o Muhammed-i Mustafa'ya gidelim derler. Ve hep beraber bütün inananlar, bütün müminler, bütün müminler peygamberlerin başlarında olduğu halde hepsi de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hafızının başına gelirler, derler ki Ya Muhammed, Rabbine söyle bizlere şefaatçi ol.
O zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin tecdeye kapanır, Allah'tan şefaat diler. Allah'tan şefaat diler. O yüzden biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şefaatine inananlardanız. Onun şefaatinin de bizim gibi günahkar, mahcun, hatalı, kusurlu ümmetinin onun üzerine olacağına inanır. Allah bizlere onun şefaatinin ailelisi için. Evet, bir bin kadına bir kafir tecavüz ederse, o kadın ondan hamile kalsak, o kadın o çocuğu doğurmakla yükümlü veya doğursak, o çocuğun yükümlü olur. Bir kadına bir kafir tecavüz eder ise, Hanefi'ye göre o kadın kız ise kızdır. Kız hükmündedir. Kadın hükmünde değildir.
Eğer kadın ise yine hükmünde değildir. O çocuğunu doğurur ve çocuğunu İslam üzerine büyütmeye çalıştırır. Anlaşıldı mı? Çocuğu öldürmekti, katletmekti, gömmekti, düşürmekti. Allah bir can vermiş. Hanefiler onu taiz görmemiş. Anlaşıldı mı? Nerede hamile kalırsa kalsın, durumu ayrıca.
Yahudiler, dostların sınırı ne? Hangi evada dost olur? Ayet-i kerimede siz Hristiyanları ve Yahudileri kendinize dost atmayalım demiş. Dost nedir? Beraber yersin, beraber içersin, beraber düşünürsün, beraber hareket edersin, o senin içini dışını bilir, sen onun içini dışını bitirsin. İkinizle birbirinizle hem hal olmuş olursunuz. Ona dost denmez mi? İşte Allah da diyor ki, ey imananlar, ey iman edenler, siz sakın ha! Hristiyanları ve Yahudilere kendine dost tutmayın. Anlaşıldı? Yani ona sırrını söylemeyecek. Ona sırrını söylemeyecek. Ona içini göstermeyecek. Onun mahremini anlatmayacak. Mahremini muhafaza edecek. Anlaşıldı? Anlaşıldı mı?
Evet. Diyalogdaki, şu an diyalog meselesi var ya. Ondaki sınır ya. Diyalog var mı yani dinler arasında? İnsanlar arasında diyalog olur. Dinler arasındaki diyalog zaten Allah bütün dinlere indirmiş. Dinlerin hepsini, birbirinin tamamlayıcısı, dinlerin arasında, dinlerin niyaloğe ihtiyacı yok ki. Din Allah'ın. Din Allah'ın. Sen bildiğini bildiğinle diyalog ettirecek Allah mısın? Yerli yerine koyalım. Dinler arası, diyalogdan eğer kastı, dinlerin hepsini birleştirip tekniğin haline getirmekse o teccariyet. Oradaki kastı. Çünkü teccar, ahiri zamanda kendi dinini tesis edecek. Bir din tesis edecek teccariyet. İslam'ın karşısında. Onu tesis ediyorlar.
Ama zannetmiyorum öyle bir amaçlarını olduğunu. Ben hüsn-i zammesliyim. Dini yok edecek olan Allah, var edecek olan da Allah. Cenab-ı Hak daha önce Yahudilere İslam dinini getirmiş. Boğulmuşlar. Ondan sonra başka bir din. Ondan sonra başka bir din. En son İslam'ı ve Kur'an'ı getirmiş. Ve diyor ben dininizi tamamladım. Tamam oldu diyor. Mekke'den. Haccı yaptıklarında. Din tamam olduysa, o zaman dine yeni bir şey getirecek, götürecek bir şey yok. Din bir bütün, Kur'an bir bütün. Bak Kur'an bir bütün. Dinle diyaloğu yok. Bütün dinleri içine almış. Bütün dinleri içine aldıysa onun herhangi bir şeyle diyaloğu söz konusu olmaz.
Bu benim tehlike anlayışım. Yani tabirleri oturtturalım. Dinler arası diyalog. Belki de onların alt zeminleri, iç düşünceleri farklıdır. Ona bir şey diyemiyorum ben. Direkt kelime üzerinden konuşuyorum. Dinler arası diyalog dediğinde yani insanlar arasında diyalog ise evet bu var. Yani değişik inanışlara sahip olan insanların birbirleriyle diyalogları farz. Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Bizans Kralına mektup gönderdi. Dedi ki ben Resuluyum, aynı zamanda kuluyum. Gel bu Kur'an'a iman et, bu dine iman et dedi. Bu diyalog. Bunu kabul ediyorum. Cenab-ı Resulullah her yere Müslümanları gönderdi. Habeşistan'a da gönderdi. Habeş Kralına da gönderdi.
Onunla da temase geçirdi, onunla da kurdu. Ona da din tebliğ edildi. Ya insanların birbirini, siz neyi tebliğ, kime tebliğ edeceksiniz? Bu noktada diyalog farz. Yani siz kendi dininizin güzelliklerini, tatlılığını, inceliğini ve hak oldunuz. Başkasıyla imtibadınız olmazsa kime anlatacaksınız? Allah bunu anlatmayı farz kılmış. Kime tebliğ edeceksiniz siz? Olması lazım bizim. Açacağımız bir kimse olması lazım karşımızda. Bu ister Müslüman olsun, ister Hristiyan olsun, ister Yahudi olsun, ister ateşe tapsın, ister puta tapsın, ister ayak tapsın, ister güreşe tapsın. Bizim için o kaydedilmiş bir vakadır. Karşımıza bizi tebliğ ederiz.
Güzeliği, doğruluğu tebliğ ederiz. Hristiyan da olsa o kendi dini, o güzel şeyleri tebliğ ederiz. Biz Hristiyanlıkta deriz ki, kardeşim Hristiyanlıkta da içki ağrımlık, bu içkiyi bırak. Sen Hristiyansın, dilinden dönmüyorsun eve. Bak Hristiyanlıkta da kumar oynamak, bu kumara oynamak. Bak Hristiyanlıkta da insanların birbirlerini kırması, üzmesi ağrımlık. Bunlar evrenseldir çünkü. Bunlar bütün dinler güzel ahlâbi tamamlamak için indirilmiştir. Bütün dinler. Yani din ahlâpsızlık için indirilmemiştir ki. Ne Yahudilik, ne Hristiyanlık asla asla ahlâpsızlığı tamamlamak için indirilmemiştir. Ya ahlâk için indirilmiştir. Ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.
Ha demek ki tamamlamak için ne demek? Demek ki daha önce bir şeyler olmuş ve eksil bırakılmış. O eksiyi tamamlamak için gönderilmiş. Eksiği tamamlamak için. Yeniden tesis etmek için değil. Burasını iyi ayırt edelim. Demek ki Adem Aleyhisselam ile Muhammed-i Mustafa'ya katan bir din inmiş. Belli bir noktalık gelmiş. İnsanlık belli bir aşama kaybetmiş. Din de bu noktada bütünleşmeye yüz tutmuş. Olgunlaşmaya yüz tutmuş. Muhammed-i Mustafa'ya bütünleşmiş. Olgunlaşmış. Kemal vermiş. Allah görevde teyit etmiş. Kime tebliğ edeceğiz biz? Bunun cevabı lazım. Ya demek ki tebliğ etmemiz için herkese bizim selamımız olması lazım. Herkese bizim iyi geçirmemiz lazım.
Dost olmamız lazım. Bu noktada. Bu az önce anladığım dostluk manasında değil. Yani Yahudilerle dost olmayınız derken Yahudilerin ahlakını alma üzerine. Hıristiyanlarla dost olmayınız derken o Hıristiyanların Yahudilerin kötü ahlakını alma üzerine. Onların zulmünü ve zarimliğini alma üzerine. Onlarla beraber olup zulmetle. Onlarla beraber olup zarim olma. Onlarla beraber olup da dünyayı kötüleyelim olma. Onlarla beraber olup dünyanın altına dinamit koyma. O kimseye doğru yanlar. Selam verin merhaba ederim. Oturum çayını içelim kahvesini içerim. Onu anlatırım da. Veya Hıristiyan bir konuşum olmuş olsa ben onu anlatırım.
Ben onunla dost olurum bu noktada. Arkadaş olurum buna tebliğ etmek için. Çünkü bir kimsenin hidayetine vesile olmak, bütün insanların, cinnilerin, meleklerin yaptığı ibadetten daha edabı ibadet etmişler. Kime o zaman hidayetine vesile olacağız ki biz? Anlaşıldı mı? Belki diyalogdan kasıp buysa, söyleyecek hiçbir sözüm yok. Ama diyalogdan kasıp. Bütün dinden birdir. Bütünlerin arasında bir fark yoktur. Biz Kur'an'ın bir tarafını yoltalım. Siz de İncil'in bir tarafını yoltun. Sizler de işte Tevrat'ın bir tarafını yoltun. Zevra'ya inananlar varsa onlar da bir tarafını yoltunlar. Biraz ondan katalım. Biraz bundan katalım. Biraz Hindu zilinden koyalım.
Biraz tut paleslerden koyalım. Biraz konflüç üstten koyalım. Yok biraz da şundan koyalım. Böyle bir ortak bir din meydana getirelim. Ve bütün insanların bu dinin şemşehrisinin altına girsin diyorlarsa, bu sapaklıktır, bu sunumdur, bu zaynıktır. Bunun adına ne koyarsan koy. Onun adına Allah'a resim koyduğum ki deccal değil. Anlaşıldı? Kur'an belli, sünnet belli, hadisler belli. Bedi İslam kültürü var. 1400 yılı. Sizin beğendikleriniz olabilir mi beğenmedikleriniz? Kur'an ve sünnetin hadisinde kimler biliyorlar? Sünnetin üzerinde bu noktada tartışma yapmanız mümkün değil. İnsan diyebilir, Şabi'nin ben bu fetvasını yapamıyorum, kabullenemiyorum.
Ben burada Hanefi'ye uyacağım deser. Adam bunu iddia etse, dese ki ben burada Hanefi'ye uyacağım, sen adama küfür ehlisin diye misiniz? Anlaşıldı? Adam der ki ben Mevlevi'yi sevmiyorum, Kandil olacak. Tamam, adamın söyleyecek bir sözün yok ki. Kandil'i sevmiyorum, Mevlevi olacak. Söyleyecek bir sözün yok, onu sevmiş adam. Ona bizim söyleyecek bir sözümüz yok. Ben filanca şeyhini sevmiyorum, filanca şeyhine bağlanıyorum. Bu adamın hakkı. Söyleyecek hiçbir söz yok. Sen filancayı seviyorsundur, senin hoşuna gidiyordun. Yok ki sevmiyordun, hoşuna gitmiyordun. O adamın kabul edemiyorum arkadaş, ben filancaye gideceğim, bağlanacağım diyor. Bu adamın hakkı, buna söyleyecek bir söz yok.
Ama ben Kur'an'ı beğenmiyorum. Kur'an'ı şurasını burasını yontalım da, böyle gayrı kubak bir şey yapalım. Hayır, onun adına ne dersek değil mi? Anlaşıldı. Bir, ikincisi bir de bu meseleyi biraz böyle genişletmek istemiyorum. Çünkü yani bunu Türkiye'de dünyada bir cemaat sanki savunuyormuş, böyle onlar ateşli bir şekilde böyle bir şey savunuyorlarmış. Ya bunlar bu meseleyi düzgün bir şekilde aktaramıyorlar, anlatamıyorlar. Yani hüsn-i zan besliyim. Ya da insanlar bu meseleyi başka türlü anlıyorlar. Ya da onlar gerçekten de insanların anladığı o çarpık şekilde anlatıyorlar. Bunda bir hata kusur olmuş olabilir. Zannetmiyorum. Mesela bana geliyorlar, söylüyorlar, zannetmiyorum ben.
Hüsn-i zan besliyorum yine de. Yani onların böyle bile bile küfre düşeceklerini. Hiç kimse bile bile küfre düşmek istemez. İster mi insanlar? İstemez. Allah cümleyi affetsin. Bir de şu hataya düşmeyin. Birisinin herhangi bir hatası olabilir, eksiği olabilir, kusuru olabilir, yanlışı olabilir. Bir şeyi yanlış anlaması olabilir, algılaması olabilir. Siz sakın ha sakın tevhid ehline gürle isnat etmeyin. Kim olursa olsun Resulullah diyor mu diyor. Sakın onu küfürle isnat etmeyin. Allah muhafı o hataya düşmeyin. Yani selamünaleyküm orada döndüm sana. Döndüm selamünaleyküm denmez çünkü.
Merhaba da denmez. Merhaba denir. Bir neşey, bir insan diyoruz ki bir ancak ölmüş. Adam da yavul diyor. Biliyorsun. O anlarımızdan bazen Allah rahmet etsin gibi bir şey çıkıyor, yavul dönüyor. O yanlışlıklar o dili alışkanlığından. Bir şey olmaz o zaman. Ne direnmiş lazım? Şey yap. Yavul gibi bir şey ölmüş. Diyecek bir şey yok. Allah görsün. Yok Allah günahını affetsin. Allah affetsin. Allah affetsin onu da affetsin. Söyleyecek bir sözümüz yok. Veyahut da onun başını sağ olsun derim. Çıkalım. Allah rahmet etsin. Allah bize. Allah o bize öyle ödemek lazım. Başını sağ olsun. Allah size sağlık versin. Değil mi çıkalım. Abi şimdi bir nati şerif olsun lan.
Çıkalım yani. Özür dilerim. Şurada diyelim kalın. Bu zaman gerçek Hristiyan ve gerçek Yahudi Müslümanlığa girer mi girmez mi? Yani gerçek İncil'i okuyan ve gerçek Tevrat'ta okuyan bir insan. Nerede? Ya araştırıp peki yani. Nerede? Mevcut olmuş olsaydı gerçeği Allah yenidir. Kur'an ne diyor bu aslında? Abi diyor ki hadis-i şerifler. Mahşer günü diyor. Allah müminlere bir kafir veya Hristiyan verir ki diyor. Onları bir anlamak yakalar olsun. Bir şey diyemeyeceğim. Yani şöyle diyemeyeceğim. Şimdi bazı hadis-i şerifler var söylüyorsunuz. Benim o esnada aklıma gelmemiş olabiliyor. Veyahut da o hadis-i şerif öyle bir şeyle hiç karşılaşmamış olabiliyor.
Bu tip hadis-i şeriflerin karşısında susuyor. Yokta isen varsa o zaman ben hata vermişarım. E bilmenin bir şeyle konuşmak yine hata. O yüzden konuşmayın. Konuşmayın. Müslümanların Yahudilere ve Hristiyanlara zulmetme hakkı var mı? Hangi Yahudi ve hangi Hristiyanlara zulmetme hakkı var mı? Hiç kimsenin hiç kimseye zulmetmeye hakkı yoktur. Müslümanlar bu noktada hata yapıyorlar. Ancak size saldırırsa size saldırına karşı sizin saldırma hakkınız vardır. Mesela bir müminin savaş esnasında sizleri katletme sanefilere göre caiz değildir. Hanefilere göre bir askerin sivilleri öldürmesi, sivilleri zulmetmesi kaldı ki mümin dair olsa Hristiyanlara ve Yahudilere asla zulmetmesi cahil değildir.
Hristiyanlar ve Yahudiler Müslümanlara zulmetme dahil. Kapatalım. Bundan önce gelmiş memleketi istila etmiş. Bizim o memleketi istila eden kimselerle son Müslüman şehit oluncaya kadar savaşması fardayındır. Kiminle? Askeriyle. Askeriyle. Bir askeri birlik var. O askeri birliğe yataklık eden, yataklık eden, mühimmat taşın, mühimmat götüren, onlara yardım eden kim olur sorsun.
Küfür noktasındadır. Küfür evli noktasındadır. Onlarla da savaşılır. Ama geri kalan. Orada bir Yahudi, kimse esnaf. Veya Hristiyan esnaf. Siz ona gidip de zulmetemezsiniz. Anlaşıldı mı? Ne yazık ki Müslümanlar şu anda İslam devlet hukukunun, İslam savaş hukuku, İslam'ın kendi içerisinde savaş hukuku vardır. Bildiğimiz savaş hukuku. Mesela bir İslam askeri, İslam ordusu bir perdeden bir perdeye giderken vefet ettiği perdenin dahi asla yiyeceğine, içeceğine, oranın tabu varlarına, oranın hayvanına, haşadına, böceğini yakamaz, yıkamaz, kesemez, bitemez, zulmetemez. Oranın yeşilliğine dahi zulmetemez. Yok İslam'ın savaş hukuku. Siz bir köye girip yakıp yıkamazsınız İslam savaş hukukunda.
Sözünün içinde patla. Sözünün içinde patlatamadığı gibi kendilerini normalde, kendi kendine intihar eden hükmü olduğu gibi kaç kişi öldü, ne kadar yavruldu, hepsinin doğu zümrünü de sarmadan o.
Demek ki İslam savaş hukuku farklı. İslam savaş hukuku. Normalde insanlar şu anda İslam savaş şunu bilmiyor. Şunu diyebiliyor kimse. Ya gelip onlar bizimkileri katlediyorlar. Evet gelip onlar bizimkileri katlediyorlar. Onların senizinkileri katletmemesi için mücadele etmek oradaki emiren mümininin görevi. Devletin görevi, subayın, has subayın, komutanın görevi.
Herkes haşet oldu. Bu caiz değil. Hanifiler'e göre söylüyorum. Bu caiz değil. Anlaşıldı mı? O yüzden bir kimse Hristiyan da olsa, Yahudi de olsa, kutperest de olsa, ateşperest de olsa insandır. Zulmet edilmez. Ticaretimizde, Yahudi ve Hristiyanlar da ticaretimiz söz konusu. Bu noktada. Yine zulmet edemezsiniz. Efendimizin Yahudi ile yaptığı ortaklık nispetinde. Üstünlük sağlamı amacıyla ve alt etme amacıyla hırs diyelim. Zulmet edemezsiniz. Yahudi ve Hristiyan'a alışır işte biz zulmet edemezsiniz. Zulmet edemezsiniz.
Bilgimiz az mesela Peygamber Tüccardan borç almış. Elbiselik kıyafet almış. Yine ona kumaş gelmiş. Demiş ki ya Resulallah. Yani biraz kendine bir kıyafet alsan. Çok eskidi üstündekinden. E para da yok ya. Demiş, yani o Yahudiden için o sana verir demiş borç. Biraz daha alsan ondan. Hazreti Emre'si göndermiş demiş. Ondan birkaç metre kumaş al gel. Elimize geçtiğini de verelim. Yahudi de demiş ki Muhammed'in eli ne zaman para görür ki demiş bana göndersin. Eski borcu duruyor daha demiş yeniden borç alacak.
Deli para mı görmüş ki onu demiş. Ödemez o borcunu demiş. Ödeyemez demiş. Hazreti Enes radıyallahu anh hizmetkarı ya. Gelmiş demiş ki ya Muhammed böyle böyle dedi. Vallahi o yalan söylüyor. Muhammed borcuna sadıktır demiş. O yalan söylüyor. Muhammed vallahi borcuna sadıktır demiş. Neyse birkaç gün içinde parasını göndermiş. Demek ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de Yahudi ile alışırış etmiş. Ticaret yapmış ve borçlanmış. Anlaşıldı. İstersen gidin İmam Muhammed'in kitabı zührtünden açıp okuyun. Ben de okuduğumda çok enteresan anlamda okudum. Bugüne kadar Allah-u Teala'ya diğer göndermiş olduğu semavi dinlerin bozulmasına bir şeylere izin verdi.
Ama kendisi vaat ediyor ki insanlar kıyamete kadar İslam dininin bozulma evlerini kendisinin korunacağını belirtiyor. Tamamlanmamış olan bir dinden bahsettiniz. Diğer dinlerin eksiği neydi? Yoksa en sevgilinin gelmesini mi bekliyoruz? En sevgilinin gelmesini mi? Eksiği var mı demeyelim de İnsanlar normalde insanlar geliştikçe, geliştirdikçe ihtiyaçları da arttı. Bu sebeple iştihat ediliyor zaten. Şimdi iştihat kapısı var. Niçin? Yani şartlar değişiyor, gelişiyor, iştihat edilmesi gerekiyor. Bu da onun gibi bir şey. Dinlerin eksiği yoktu. Anla ve lakin Muhammed-i Mustafa'nın gelmesine ve Kur'an'ın gelmesine hepsi de gebe olduğundan hikmete öyle olması gerekiyordu. Anlaşıldı.
Yani o din de mevcut zamanında ben eksikim diye çıkmadı ki meydana. Anlaşıldı ya. Anlaşıldı ya. Yani edilmesi açısından. Bunun birşesi yok. Bu noktada Adem de tek ama bir sürü Adem var bak burada. Bu da onun gibi bir şey. Adem de tek değil mi? Kuşlara baktığımızda kuşlar da tek. Hayır, ineklere baktığımızda inekler de tek. Aslanlara baktığımızda aslanlar da tek. Suya bakıyoruz denizler de tek. Bu manada. Ama içinde bir sürü balık var. Balık bir tane ama balıklar çok. Din bir tane ama dinler çok bu manada. Anlaşıldı?
Dinlerden kastımız vahdeti parçalamak değil. Sonuçta dinler bir bütünün halkaları. Veya bir bütünün içinde korkan şeyler. O bir bütünden ayrı değil yani. Evet. Evet. Dinlerinden ayrıldığını bir şifre seviyorsan. Ama Ministan eski bir adam ahlakını değiştirmiştir. O sözü tasdik etmedi. Zira insan cibilleti üzerine olmakta devam eder. Hadis-i şerifi o çevirenler yani Türkçe'ye çevirenler eksik çevirmişler. Ahlak değil. Fıtratını değiştireceğini diyor. Cibilliyet fıtrattır. Farklıdır, fıtrat ayrıdır. O yüzden onu Türkçe'ye çevirirlerken ahlak olarak çeviriyorlar. Ondan sonra da ortalık karnınçı olmam oluyor. Adam diyor ki benim ne yapayım ahlakım böyle küfür ediyorum değişmezdir.
Muhammed-i Mustafa diyor ki ben güzel ahlakı tamamlamak için indiririm. Beni Rabbim terbiye etti. Bağımı terbiye etmiş. O zaman terbiye edildiyse o bir değişti. Öyle değil mi? Bak cibilliyet değilmiş yani değişiyormuş ahlak. Ahlak güzelleşir. İmtihanın sırrı budur. Ama insanın fıtratı değişmez. Fıtrat nedir? Gözünün önde olması. Gözünüz önde ağzınız, ensenizde o şey yemek yiyebilir miydiniz? Veya ağzını koklatacaktınız ondan sonra bakacaktınız. Önce bakacaksın sonra koklatacaksın sonra içeceksin. Bu fıtrattır. Bu fıtrat değişmez.
Fıtrat değişmez. Hiç erkeğin doğurduğunu gördünüz mü? Hünsa olsa, çift cinsiyet olsa dahi yine doğurmaz. Erkeklik organı nasıl doğur, o ne kadar kendi kendine görse, bu erkeklik organını çıkarmazdan bu fıtrattır. Bunun değiştiğine inanmayın.
Yok ameliyat ettirsin, yok kestirsin, piştirsin, şişirsin, indirsin, fıtratı değişmez. Ana ameliyat oluyorlar, değiştiriyorlar. Neresini şiştirip, neresini indirirse indirsin adam, pişmesin her tarafına, kıl var, sakallar, başkasını değiştirebiliyor mu? Fıtrat değişmez.
Ahlak güzelleşir. Ahlak tertibi dizayn olur. Çünkü nefisle mücadele var. Nefisle mücadelenin ahlakı güzelleştirmek için. Ondan sonra adam kalkar, beni böyle yaratmış canım, nasıl yaratmış seni? Önce gelene vuracaksın sen, dövceksin. Benim fıtrasul kötü ahlak kaldı, savaş açmış. Kötü ahlak, fıtrat olmuş olsaydı fıtratla mı savaşacaktı?
Senin gözlerinin eda olması fıtrat. Değiştiremezsin. Değişmiyor. Neden fıtrat? İngilsizlik olur da harekete geçerse sizin memeleriniz büyümeye başlar. Eda olacak bu muhafaza eylesin.
O yüzden o hadis-i şerifi çelirlerken eksik çeviriyorlar. Anlaşıldı mı? Buhari'de öyle geçmiyor o hadis mesela. Buhari'de öyle geçmiyor. Buhari'de diyor ki, siz dağların yerinden oynayacağına inanın. Ama insanın fıtratının, fıtratların değişseğine inanmayın. Yani siz aslanın fıtratını değiştiremezsiniz. Aslan mı? Aslanını yapar. Çakal çakal gitsin, çakalını yapar. Köpeklerin, yaşama aslanın fıtratı var mı? Suda yaşayabilir mi?
Yaşayamaz. Yaşayamaz. Yaşayacağız. Nefis edeceğiz. Biten şeylerden yiyeceğiz. Fıtratımız bu. Gidip denizde yaşayamıyoruz. Aç ağzını ağzına ne gelirse yi. Ondan besler. Su içine giriyor, çıkıyor. Soğun kaşlardan çıkarken kalanlarla yiyor. Ki veya balığı yiyor. Ondan besleniyor. İçerler. İçinden çıkın diyor. Fıtratı o. Çıkmadan huy çıkmaz diyorlar. Yani bu huyla fıtrat, o fıtrat işte o da. Fıtrat ahlak değil. Fıtrat güzelleşir çünkü. İhya'da İmam-ı Gazana Hazretleri bu mesele çok güzel açıklar. Der ki sakın ha böyle bir şey söylemeyin. O zaman küfür etmiyor insan. Yani Allah bizi günahkar mı yarattı o zaman?
Ne diyecek ki kibirlenmeyeyim? Hem diyecek ki kibri fıtrat o zaman adamın kibirine ne uğraşsın ki? Ne diyecek ki gönlümde servetçi olan kibirle asla cennetime giremez. Hem de kibir fıtrat bileceğiz biz. Yaratılıştan yani. Eee? Eee yaratılıştan sen cehennemliksin dedi. O yüzden mi kibir verdi? Verdi de neden cehenneme atıyor o zaman? Hem kendini vermiş hem atıyor. Hem elini kolumu bağlamışım ben atlının. Demişim ki atlının senin elinin kolun bağlı, ayağın da bağlı, gözün dilinde bağlı. Eee? Sen kibirli hayat söyleyeceksin. Ondan sonra da gel bakalım mahşere sen ne kibirli hayat sürdün taktuk tokat. Neresi adalet bunun? Hayır, Allah adaletsiz değil.
Adam o zaman cigara içmesi de fıtrat. Ne yapayım beni de öyle yaratmış. Tutturuyor. Beni de öyle yaratmış, açıyor şişeyi adam. Siz kötülüklerle mücadele edin diyor Cenab-ı Hak. Kötülükse mücadele edeceğiz. Anlaşılmaz. Evet. Sakın öyle algılamayın. Şafiye göre küfür üzerinden öldü. Zine yerine atılmıyor. Alkol işte şimdi burada bir bina var. Ülker var. Kurumu tehlikeli, Hanefi'ye göre de tehlikeli. Olay değil.
Evet. Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselam ailesini eşlerine, çocuklarını nasıl sevmiş, ölçüyü nasıl koymuş abi? Bizim sevdiğimiz gibi canından, malından, ruhundan fazla sevmedik. Evet. Evet insanın ailesini sevmesi fıtriydir. Çocuğunun sevmesi fıtriydir. Bunları üzerinden atamaz. Bir insan ailesine muhabbet etmiyorsa, çocuklarla muhabbet etmiyorsa, Allah onun üzerinde o merhamet ve şefkatten uzak olduğundan o cehenneme yakın bir insan olur.
Geldi sahabeden birisi ya Resulallah ben çocukları hiç sevmem dedi. O da dedi ki senin merhamet kapılarını mı kapalı? O yüzden biz çocuklarımızı seveceğiz, merhamet edeceğiz. Hanımımızı seveceğiz. Ona merhamet ve şefkat göstereceğiz. Yani bir kısım insanlar işte terviş olunca hanımdan uzaklaşıyorlar, çocuklardan uzaklaşıyorlar. Neymiş? Bu sevgilerden uzaklaşıp Allah sevgisini bulacakmış. Hayır, o sevgiyi tatmayan Allah sevgisine ulaşamaz. Çocuğun sevgisi Allah sevgisinin ufak bir teceriyatıdır. Eş sevgisi Allah sevgisinin küçük bir teceriyatıdır. Hayvan sevgisi Allah sevgisinin küçük bir teceriyatıdır. Çiçek sevgisi, ot sevgisi, at sevgisi, kuş sevgisi Allah sevgisinin var olduğuna işarettir.
Düzenleme lazım, dizayn hali lazım, zil lazım, ölçü lazım yani. Ben kuş uçuracağım derin namazı derken, Hatun'u seviyorum deyip de o deyip de hatun'u, İslam'ın için bir hatun'u, anlaşıldı. Ama Allah göre insan her şeyinden fazla sevecek. Resulullah diyor ki, kimin sevgisi her şeyden ben isem en fazla, en sevgili ben isem onun imanı kemale ermiştir diyor.
Allah kainattaki var olan için en fazla Allah sevgisi, en fazla olan sevgiye ulaşırsa Allah inni de o zaman onun imanı kemale ermiştir. Anlaşıldı mı? Hanımımızı severiz, muhabbet ederiz bu noktada. Çocuklarımızı muhabbet ederiz, arkadaşlarımızı ederiz, üstadımızı ederiz, abilerimizi ederiz, büyümlücüğümüzü muhabbet ederiz. Bu noktada bunların eksiklik yok. Onlarla selamlaşacağız, hoş geçineceğiz, güzel geçineceğiz. Adam hatunun kafasını vur bir yumruk oturttur aşağıya, yok böyle bir şey. Onu muhabbet etseniz, onu sevciniz iyilik kemiğinden yaratılmıştır diyor. Çok boş durakırsınız yamulur gider. Ama çoktur düzeltmeye kalkarsanız kırılır diyor Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem.
Biz eşlerimizle hoş geçineceğiz, çocuklarımızla güzel geçineceğiz, arkadaş gibi olacağız. Kırmak, fatmak yok. Biz muhabbet üzerine, biz aşk böyle yaratılmışız. Yaratılışın temeli aşktır. O zaman biz her şeye aşk gözüyle bakmaya çalışırız. Aşk gözüyle bakarsak, o bize yanlışlık yapar, biz ona yanlışlığına yanlışlıkla cevap vermeyiz. O bize hata yapar, hatasına hatayla cevap vermeyiz. O bize küfreder, küfredene biz küfürle cevap vermeyiz. O bize tokat eter, biz tokatla cevap vermeyiz. Tehrinin öyle bir işi yoktur. Eksikliği olabilir, biz affederiz, tebliğ ederiz, tezkih ederiz. Biz onu düzeltmeye çalışırız. Bağ mı, güğ mü, boşa.
Böyle dertimiz yok. Adam çocuğunu hiç kucağına almazmış. Neden? Ben almıyorum hiç çocuğumun kucağına. Ne oluyor alınca? Erkekliğe gidiyor adam. Laf. Çocuğunu sevmeyen neyi sever ki ya? Neyi sever ki? Eşini sevmeyen neyi sever ki insan? Hayatında hiç kadın sevmemiş. Neyi seversin sen? Neyi şeye ararsın? Soruyorum. Sen hiçbir şeye aşık oldun mu? Seviyormuş sen de mi bakıyorsun bana bönbön adam? Derviş olmaz ondan. Adam sevecek. İsterse kuş sevsin. Vay bu bülbül ne kadar güzel desin. Cık cık cık … Ötüşünü dinlesin onu. Öbür gün de desin ki, bak ya adam onlar bülbül avutuyor kendini.
İyi avutsun. Bülbül bulmuş ya. Bir bülbül bulmuş avutuyor. Sen de ölür. Tüm elini kaldırdı bunları. Ben bir şey söylemiştim işte. Bir kıza aşık olmaya, Mevla'ya zor aşık oldu. İstinat aleyhi bozmaz da. Derim ben. Kafası kırık adamım. Boşuna mı söylemiş Leyla, Leyla derken buldu Mevla'yı diye? Demek ki Leyla olmadan Mevla bulunmuyor mu? Dua ettiğiniz zaman Allah-u Teala'ya. Ay vandığında sen de avutuyor. Demek ki Leyla olmadan Mevla bulunmuyor mu? Dua ettiğiniz zaman Allah-u Teala'ya. Aynı anda mesela çok acil bir duaya ihtiyacımız var. Çok acil bir şeyimiz hallolması gerekiyor.
Ve bunu halledecek tek kişi de Allah-u Teala. Aynı anda bize gibi yedi milyon insan yaşıyor dünya. Bunların 2 milyon Müslüman. Bunlar bu Müslümanlardan bir kişinin de ağaçtan beri duaya ihtiyacı var. Şimdi Allah-u Teala hangisi nedir? Nasıl cevaplıyor Allah-u Teala? Yani aynı anda hızlı cevaplıyor. Sen onun şansiyetini duay ediyorsun. O kadar kalplerin ediyorsun ki resmen karşında gibi. Hani Allah'ım bana bir kala şimdi şu lazım. Yapacak bir şey yok der gibi. Ama başkalarında da bir doğru söylüyor. Allah'ım bana bir ağzım yapacak bir şey yok. Şimdi aynı anda şimdi her zaman her zamanlar mı cevaplıyor? Nasıl yapıyorlar? Güneş aynı anda her yere yetişiyor mu?
Yetişiyor abi. Allah'ım yarattığı bir gezegen. Isıtmada ve aydınlatmada yetiyorsa. Sadece şeye de değil, dünyaya de değil. Kendi içinde bulunduğu samanyoluna yetiyorsa. Kendi içinde bulunduğu samanyoluna yetiyorsa. Allah neden yetmesin ki? Güç ve kudretinin sonsuzluğu yatan. İnsanlar kendi kendine şunu düşünebiliyor.
Tabi o kudretin sonsuzluğunu tefekkür etmekten uzaksa insan, o kuvvetin sonsuzluğunu tefekkür etmekten uzak olursa, insan bunu düşünmekte makuldur. Hepsine nasıl yetiyor diye düşünüyorum. Anlatabildim mi? Anlatabildim mi? Ama o kudret ve kuvveti, o muhteşemliği, tefkülden uzak olduğumuzdan bizim aklımız öyle geliyor. Anlaşıldı mı? Anlatabildim mi? Bir bakıyorsun ki Cenab-ı Hak ayet-i kerimede diyor ki Allah her an bir iş üzerindedir. Duaya cevap vermek o kısa, yani yedi milyar insan var, işte o kadar böcek var, hayvan var, her şey var. Öyle değil mi? Ve hiçbir şey durmuyor durduğu yerde. Ve Allah hepsine de güç ve kuvvet getiriyor.
Hepsine de getiriyor. Ve ayet-i kerimede de biz anlayalım diyor, anlayalım diye diyor ki Allah her an bir iş üzerinde. İşte Peygamber Efendimiz'e karşı Allah'ın dönüş olduğu aşktan muhabbetten kainat, alemler yanılıyor. İnsanlar, merecedin var, işte ağaç, birimizin, birimizin her şey yaratılıyor.
Onun evvel yatıldığı yere atlıyor yani. Allah'u Teala Peygamber Efendimiz'i bize yaratmadan önceki dönemi diyelim tamamen kavramı olarak. Ondan önce Allah'u Teala neyle meşgul? Ne var? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sormuşlar. Ya Resulallah hiçbir şey yaratılmadan önce Allah neredeydi diye. O da demiş ki, âmânın üzerindeydi. Veya Allah âmâydı demiş. Âmâdan körlük mahasının manası algılamak. Bu âmâ, bulutumsuz bir şey. Anlaşıldı. Bunu Arapça tabir ederlerken, tefsir ederlerken, bunda benzeyen sis gibi bir şey. Bunun gibi bir şey. Yani, burası zaten yaratılmazdan önce neydi? Allah, Allah ettir sonuçta.
Yani hesap verecek kulları yok, konayı verilecek melekler yok. Bunlar da yaratılmamış. Hiçlik kavramı diye bile bir şey değil yok. Yokluk kavramı denen bir şey bile yok. Ne var dostum, Allah söyle bir şey bile meçgul. Allah vardı yani. Ya Amed var. Allah, Allah dedi. O zaman neydi yani? Bilinmiyoruz. Bilinmiyoruz zaten. Biz o kadar da biliyoruz. Yok bile yok. Yokluk kavramı da yok. Yaratıldan, yaratılmışlıktan sonrasını biliyorsun zaten. Allah'ın bildirdiği kadar biliyorsun onu. Anlaşıldı mı? Anlaşılmadı da anlaşıldı. Oraya kadar çöküyor. Orası normalde diliyle anlatılacak bir şey değil. Yani gelirsin gelirsin gelirsin gelirsin yaradılışa kadar ilk yaradılışa kadar geldin.
Bunda bir şey yok. İlk yaradılıştan sonrası orada bir kesik var. Anlaşıldı mı? Boşluk değil kesik var. Sınır var burada. Evet. Evet. Sınır var burada. Anlaşıldı mı? Tabii ki Allah'ın varlığını kabul etmek. Ondan, ondan sonrası var bu var. Ondan, ondan öncesi yani o yaratılmıştan öncesi var bu var. Yaratılmıştan öncesini anlayabilmek için biraz bana kırık olacağım.
Nasıl bir şey? İşte aynı şey. O aynı şey. Tehlikeli mecra var. Ama ateist felsefe bu savunuyor bir şekilde. Ateist felsefe, onun normalde ateist felsefe yaratılışa kadar savunur. Yaratılıştan öncesini konuşacak bir şey yok ki. İşte insan böyle bir yaratılığı vardır gider biter. Yaratılıştan öncesini konuşabilecek onun da bilgisi yok ki. Bilgi dahi, bilgi dahi yaratılmıştır bizim için. Bilgi yaratılmıştır. Ama bilginin bittiği yer vardır. O neresidir? Yaratılmışta bilgi biter. Bak, yaratılmışta bilgi biter. O zaman size bir söz söyleyeyim ben. Aşkın bilgisi yoktur. Bilgisi yoktur. Bilgiye dayanmaz.
Anlaşıldı mı? Ancak o aşk bunlarından büyüdüğüm işecek, ondan sonra görecek yaratılıştan önce ne var. Bir arkadaştan bir mevzu hakkında konuşuyorduk da. Birisinden bir arkadaştan bir şey isterken, Allah rızası için bu işi yap demek doğru bir şey midir? Bu şeyi tekrar ettirmek doğru bir şey midir? Bu işi Allah rızası için yap demek, ona karşındaki insana yemin verdirmek midir? Hayır, yemin verdirmek değildir. Adam der ki ya şu bardağlarla şu şuraya götürüyor. Adam tamam götürür götürür, götürmezse götürmez. Bunun bir şey yok. Tebbi var ki olmasın ki. Tebbi var ki olmasın. Tebbi var ki olmasın. Adam ister götürür ister götürmez. Allah-u Teala diyor ki ben bir hazine edeyim, bilinmeyi isterim.
Şimdi biz Müslüman olarak, yani Müslüman olarak Allah-u Teala'yı biliyor muyuz? Yani sadece adını, her şeyini bilir, şartlarını, işte yaptıklarını. Peki onu bilmek miyiz? Gerçekten bilmek miyiz? Onun hepsi muhiddin araba zaten açıklamış. Demiş ki üç beş tane ağma'yı alsanız, filin birer uzundan tuttursanız. Ağma'nın birisi demiş, filin bacağından tutsa, der ki fil sütun gibidir. Birisi diyor hortumundan tutsa, onu der ki fil hortum gibidir. Birisi de diyor göğsünden tutsa, der ki fil tepsi gibidir. Birisi de kulağından tutsa diyor, fil kepçe gibidir derdi. Herkes de Allah'ı böyle demiş. Analım. Neresinden tuttursak Allah'ı ona benzetmeli. O ise, o bütün benzetmelerin üstündedir.
Bütün benzeyişlerin de üstündedir. Bütün anlayışların da üstündedir. Siz Allah'ı bir anlayış üzerine tansiyemezsiniz, o anlayışın üstündedir. Siz Allah'ı bir şeye benzetemezsiniz, o benzeyişten daha üstündür. Çünkü ayet-i kerimede Allah hiçbir şeye benzemezdir. O hiçbir şeye benzemez ise, benzettiğin ne ise o Allah değildir. Benzettiğin ne ise o Allah değildir. Çünkü o hiçbir şeye benzemez. Peki tefekkür noktasında? Biz sıfatlarını tefekkür ederiz. Zatını değil, sen Allah'tan bahsettin. Onu ikisi etmeden anladın. Bana deseydin sen ki, Rahman ism-i şerîfi nasıl tecelli eder onu görürsün. Sen Rezzak ismi şerifin nasıl tecelli ettiğini anlarsın.
Onun anlayışın yeter. Ve onu görürsün de. Onun görüşün yeter. Sesinlersin, onun sezilişin yeter. Ama Allah dersen durur ortalık. O hiçbir şeye benzemez. O bizim yani DNA'mızda yok öyle bir şey. Yüklenmemiş. Öyle mi desek? Böyle olur mu? Hayır. O hiçbir şeye benzemez. O DNA'mızda yok dersen, Allah'ı tanımamızı bilmeyiz o zaman. Hayır, Allah'ı tanırız. Allah'ı biliriz. Allah'ı da görürüz. Görürüz ama gördüğünüz gibi değil. Öyle mi? Evet. Ben görmedim Allah'a iman etmez. Başka sahabelerden veya imamlardan işte filanlardan.
Kimisi ben şu kadar görüyorum, kimisi ben bu kadar görüyorum ki. İmam lazım az yeter, ben Allah'ı doksan dokuz kez gördüm diyor rüyamadı. Yani bir şekilde gördüklerini ima ediyorsun ama ne şekilde görüyorsun? O da hak çünkü. Yani ben şu şekilde gördüm diyen yok mu? Veya anlasan yok. Var, bana genç delikanlı suretinde görüldü diyen de var. Sonuçta insanların bir şeyleri anlayabilmeleri, insan mentalitesi şekle ve isme muhtaç. Bir şey anlayabilmesi için ilk etapta şekle ve isme muhtaç. Bu bir müddet lazım.
Bir müddet sonra şekle ve isme muhtaç değil. Siz de şimdi şekle ve isme muhtaç olduğundan siz bir şeyi şekil ve isimle yorumlamaya çalışıyorsunuz. Normal ben bunu en akız görmüyorum. Gayet normal bir şey. İnsan mantığı bunun üzerine kurulmuş. Normal olarak, biz fiziksel olarak kendi karşımızda şekle ve isme dayalı şeyleri algılayabiliyoruz ancak bu beynimizde. Ama bir de bizim gönlümüz var, içimiz var, kalbimiz var, oradaki bir anlayış var, orası farklı. Oranın şekle ve isme ihtiyacı yok. Oranın hitaba ihtiyacı var. Oraya hitap gelirse ama sesli, ama görüntülü, ama görüntüsüz, ama dilli, ama dilsiz, ama dudaklı, ama dudaksız, ama kulaklı, ama kulaksız. Algılıyor o zaman.
O zaman diyor ki, işte bu Allah'ın sesiydi. O zaman diyor ki, işte bu Allah'ın sözüydü. O zaman diyor ki, işte bu Allah'ın eviydi. O zaman diyor ki, işte bu Allah'ın kudretiydi, kuvvetiydi. 99 öyle tamamlanıyor. Öyle bir şey denemez. Düşünülmez ki daha.
Nasıldır diye düşünmem, Allah'ı tanımaya çalışıyorlar. Allah nasıldır diye düşünmek farklı bir şeydir, Allah'ı tanımaya çalışmak farklı bir şeydir. Nasıldır dediğin zaman ona bir şekil, şemal izah etmiş olursun. Ama Allah'ı tanımaya çalışmak şekilden ve şemalden uzaktır. Şekilsiz ve şemalsiz olan bir şeyi tanımlamaya çalışıyorsun, tanımaya çalışıyorsun. Anlaşıldı mı? İkisi farklı bir şeydir. Şimdi rüyalar zaten konuşuyor. Konuşuyorlar. Allah'ın tamamla konuşuyorlar. Hayır, o rüyasında yine ona şekil ve cisim var. Evet. Allah'ınla da konuşabiliyor rüyasında insan. Ama sen diyemezsin ki rüyanda birisiyle görüştüysen Allah'la görüştün diye. Ha, öyle onu diyemezsin. Şekli ve şemali yok mu?
Var mı ki? Yok ki. Peygamber Efendimiz çıkıyor yani. Ondan sonra bir sahabe daha melaç etmiş ama Peygamber Efendimiz'in ilk bir perde de almış. O perdesi o görüştüğünü belirtiyor. Okuyacaksın. Doğalık. Enişte hoş geldin. Nereye gidiyorsun? Kalbi temiz olan insan. Olacakları bir gün önceden veya bir saatten bir sene değil mi? Bir yıl önceden de görür. On yıl önceden de görür. O kalp temizliğini gösteriyor. İki şey var mı? Ya o adam, yani gerçekten kalbi iyidir, temizdir.
Ya da iyiydi, iyiydi tam geçiriyorlar. E şimdi adam, ben bunu daha önce gördüm. Buradan zarar edeceğim deyip, göz göre göre zarar eder miyim? Mesela. Allah'a sizinle el-Fatiha. Allah'a sizinle mübarek olsun. Yarın inşallah orucu geçirmeye çalışın.
Yarın akşam herhalde mahallelerde ders var herkese. Allah kabul etsin şimdiden inşallah. Çalışmaya, gayrete devam. Geçen istişare yaptık arkadaşlarla görüştük. Fitre zekat verecek olan, İHŞ'e yardım edecek olanlar yine her zaman gibi yine bunları Ramazanlar'ın cehal edelim, Ramazan'ı da dağıtalım. Başka ilah edecek bir şey olan var mı? Allah gecenizi, gününüzü, ayınızı, yılınızı hayırlı eylesin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.