Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 31 Mayıs 2012 · 1:34:24
Kesret, çokluk, demek. Vahdette kesret, birlikte çokluk manasına. Kesrette, vahdette de, vahdette de, çokluk da, birlik manasına. Mesela, insanoğlu çok, öyle değil mi? Ama insanoğlunun birleştiği tek nokta ne? Âdem aleyhisselâm. Cenâb-ı Hak Âdem aleyhisselâm'dan bütün insanları yarattı. Ve hepsinin adını ne diyoruz biz? Âdem diyoruz. Öyle değil mi? Âdem, insan manasını diyor. Böylece ne olmuş oluyor? Bu çokluğu, tek bir isimle, tekliğe indirmiş oluyorsun. İnsan veya Âdem. İşte, bir sürü hayvanlar âlemi var. Öyle değil mi? Hepsi de hayvanlı, hepsi de hayvan.
Yani kurdu, köpeği, sırplanı, aslanı, kaplanı, yırtıcısı, yırtıcı olmayanlar, hepsi de hayvandı. Hayvan, ehil olanlar ve olmayanlar. Tek tırnaklı, çift tırnaklı, hepsi de hayvan. Ne olmuş oldu? Vahdet oldu. Tek isimle biz bütün o çokluğu toplamış olduk. Allah'ın sıfatlarında da, bu vahdette kesret, kesrette vahdet. Vahdet, Allah'ın sıfatı, Allah ismidir. Geri kalan sıfatların hepsi de, Allah'ın Allah ismi şerifinden türetilmiş sıfatlardır. O yüzden Allah sıfatı, bütün sıfatlarının üstünde ve bütün sıfatların cemidir. Hem üstündedir, hem de toplanmış, cemedilmiş halidir. O zaman o nedir? Tek Allah'tır. Onun kesreti nedir? Sıfatlarıdır komple. O zaman biz o kesrette, yani bir sıfatının çalışmasında vahdeti görürüz.
Yani Allah'ı görürüz. Allah semidir. Yani seminedir, işiticidir. Bütün insanlar işitir mi? İşitir. Allah kendi sıfatına benzemeyen bir şekilde, benzemeyen şekilde, benzeyen şekilde değil. Çünkü hiçbir şey Allah'ın sıfatlarına benzemez. Hiçbir şey Allah'a benzemez. Ama Allah, benzemeyen şekilde insanlara da bir işitme vermiş, bir duyma vermiş. Cenab-ı Hakk'ın bütün o noktada semih sıfatı, her şeyi duyar mı? Duyar. Her şeyi duymasına rağmen o sıfatın cemi nedir, vahdedi nedir? Allah'tır. Biz semih duyar demeyiz. Fark ettiniz mi hiç? Biz Allah duyar değiliz. Öyle değil mi? Sıfatın tecelliyatını biz alırız. Zata münhasır kılarız. Zata bağlarız onu.
Ya bir kimsenin kolu vurdu denmez. Öyle denir mi? Denmez. Ne denir? Mustafa vurdu. Aslında vuran kimdir? Bu noktada vurmayı düşünen Mustafa'dır. Yani fiiliyat Allah'ındır da, yani örnekte hata olmasın. Ama Mustafa'nın bir fiili tecelli etmiştir. Bir sıfatı tecelli etmiştir. Ama biz diyemeyiz ki, bizim gözümüz baktı, bizim haberimiz yok. Kulağımız duydu. Biz duymak istemedik veya duymadık. Ne kulak duydu? Hayır. Sen duydu. Ne yapmış oldu? Sıfatların hepsini de vahdete tekliğe birleştirmiş oldu. O yüzden kessette vahdet, bütün kainata bakarsın. Kainattaki görünen her şey Allah'ın bir sıfatının tecelliyatıdır. Biz o tecelliyatın hepsini toplar ceme deriz, Allah'a izaf ederiz.
Deriz ki, bu tecelliyatın komple her şeyin sahibi Allah deriz. Bu tecelliyatı yapan da Allah deriz. Semih ismi tecelli eder, Basir ismi tecelli eder, Kudret ismi tecelli eder, Kuvvet ismi tecelli eder, Eddar ismi tecelli eder. Bütün isimlerinin tecelliyatını toplama, sonuçta Allah'ın zatında, kendi Allah ismasında toplar. O yüzden bunun bir kısım ehli tasavvuf, Arabi ekolüne sahip olanlar, hatta bu yaratılanların hepsinde hayal görür, der ki bunların hepsi de hayaldir, hepsi de gölgedir, gerçek olan Allah'ın zatıdır der. Bir kısmı da Arabi'yi başka türlü anlamıştır, Allah zat olarak, komple bu her şeye zat olarak da tecelli etmiştir. Allah'ın ayrı bir zatullahı yoktur, gördüğün her şey zat'a ait demiştir, onlar da ayrı bir koldan, ayrı bir yerden.
Ha burada bizim ortak noktamız, biz ne Arabi'nin buradaki düşüncesini reddediyoruz, o ilk söylediğimi, ne de ikincisini reddediyoruz. Onu ben ikincisine pek katılmıyorum da, bir kısım ehli tasavvuf katılmış, ben katılmıyorum ona. Bizim için burada Allah'ın sıfatlarının tecelliyatları vardır, bu alemde tecelliyatları vardır. Ben kendi nefsimde hayal olarak görmüyorum bu alemi. Bu alemi normalde Arabilerin kastettiği gibi, Arabi ekolinden gelenlerin kastettiği gibi, gölge olarak kastetmiyorum, hayal olarak kastetmiyorum. Bu alem bir noktada gerçektir, Allah bunu gerçek olarak yaratmış, insanlar da bu dünyayı gerçek dünyada imtihana göndermiş.
O yüzden tecelli olan her şey Allah'ın sıfatları noktasındadır ama hepsi de Allah'ta birleşir. Hiçbirisi de Allah'ın zat-ı şerifinin dışında habersiz veya birbirinden kopuk hareketler değildir, hepsi de Allah'ın kendi zatında birleşir. O yüzden vahdette kastet, kastrette de vahdet benim anladığım kadarıyla bu kadar. Aziz Allah. Var mı başka sorusu olabilir? Velayet yolunda giden bir derviş de, nübüvvet yolunda giden dervişin arasında fark var mıdır, varsam ne vardır? Her ne kadar görüntüde veya teknik manada farkları yokmuş gibi gelse de aslında çok büyük farklar vardır. Velayet ve nübüvvet yolunu karşılaştırdığımızda aralarında öğreti farkları da çok fazladır.
Velayet yolunun öğretisinde Kur'an ve sünnet-i seniyenin içinde kalma sözü vardır. Fakat bir sürü velayet yolunun içinde evliya kıssaları gibi veya dilden dile dolaşan bir sürü menkıbeler vardır. Bu menkıbelerin hepsi de yanlış değildir ama içlerinde çok yanlışlıklar, çok eksiklikler vardır. O yanlışlıkları, o eksiklikleri velayet yolundan gidenler yolun bir zevki, bir neşesi, bir çeşidi gibi görürler. Ama nübüvvet yolundan gidenler o yolun bir zevki, çeşidi gibi değil. Onları Kur'an ve sünnet-i seniyenin dışında görürler. Birinci farkları buradadır. Yani velayet yolundan giden bir kimse işte anlatırlar ya Erzurum İbrahim Hakkı gazeteler için meşhurdur. İki tane oğlu varmış da işte birisini yetiştirmiş, birisi sarhoşmuş da yok işte şeyin dibine gelmiş.
Uçurumun dibine o yetiştirdiği oğluna demiş at oğlum buradan kırklar geçiyor sen de onlara katıl. O atlamamış da sarhoş atlamış da işte kırklara katılmış da meşhurdur ya menkıbeler. Bu tür menkıbeler çoktur ama nübüvvet yolunda bu tür menkıbeler yoktur. Nübüvvet yolunun menkıbesi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin sünnet-i seniyyesi, sahabelerin başından geçen haller, hareketler, onların sünnet-i seniyi yaşama, davranış biçimleri ve Kur'an-ı Kerim'de geçen menkıbelerdir. Ve şeyde nübüvvette bu menkıbelerin dışında menkıbeler anlatılmaz. Nübüvvette şeyh uçurulmaz. Velayette şeyh uçurulur. Velayette bütün herkes, bütün nazargahını şeyhine alır. Herkes şeyhine rabıt eder, herkes şeyhinin peşine düşer, herkes şeyhine benzemeye başlar. Şeyhi gibi oturup, şeyhi gibi yiyip, şeyhi gibi içmeye başlar.
Şeyhi gibi konuşmayı ister. Devamlı şeyhiyle hemhal olmak ister. Bu velayetin şartıdır. Bu böyle olmazsa velayette gidilmez. Ve velayette gidilirken insanların hataları, kusurları, eksiklikleri, yanlışlıkları fark edilmez. Şeyhinki de fark edilmez. Çünkü velayette herkes şeyhini haşa, tabiri caizse eleştirmek için söylemiyorum. Yolun bir özelliği olarak söylüyorum. Taparcasına şeyhini sever, nübüvvette bu şekilde sevmez şeyhini. Nübüvvette şeyhini Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yolunu öğreten, ona transformasını sağlayan bir araç gibi görür, eşya gibi görür. Veyahut da işte bu bize öğretiyor bu yolu, bu nokta bu kadardır, fazla bir şeysi yoktur.
Velayette öyle değildir. Velayette şeyh her şeydir. Velayette şeyh her şeydir. O yüzden velayette her şey şeyhin üzerine olduğundan şeyhin mutluluğu, şeyhin kabullenmesi, Allah'ın mutluluğu ve kabullenmesi olarak görülür. Oysa nübüvvette öyle görülmez. Nübüvvette şeyh de hata yapar, nübüvvette şeyh de eksik davranışları vardır. Nübüvvette şeyhin mutluluğu değil, Allah ve Resulünün mutluluğu söz konusudur. Yani nübüvvette bir kimse veçesini direkt Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden Allah'a çevirir. Yani biz direkt olarak nübüvvette Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin nasıl düşündü, nasıl hareket etti, nasıl davrandı, sahabeler bu hareketleri, bu davranışları nasıl kendileri özümsediler ve o hareketi nasıl anlayıp nasıl yaşadılar, nübüvveti budur, kıstas, ölçü olan budur.
Oradan Allah'a doğru yürürler. Velayette herkes şeyhine rabıta ederken nübüvvette çok kısa bir zaman, çok kısa bir müddet, derviş yeni geldiğinde yola alışması, yolda yürümesine sebep olacak miktar kadar şeyhine rabıta eder, şeyhiyle hemhal olur. Ondan sonra o direkt onun hemhal olacağı yer Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. Onun direkt rabıta edeceği yer de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. Böyle olunca onun yolu çok kısalmış olur velayette, nübüvvette gidenler. Velayette giden işte şeyhinde fani olacak, şeyhinde fani olduktan sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde fani olacak. Ama görülmemiştir çok.
Bütün velayette gidenler şeyhlerinde fani noktasında kalmışlardır. Neden kalmışlardır? Çünkü şeyhinde fani olmayı yolun sonu olarak görürler. Yolun bitimi olarak görürler, aldanırlar. Çünkü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine fani olmaya geçtiğinde şeyhinin eksiklikleri, noksanlıkları çıkacaktır meydana. Ve bu sefer o kimse Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine fani olma yolunda sünnet-i Resulullah sımsıkı yapışacak, sünnet-i Resulullah sımsıkı öğrenecek ki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine fani olsun. Bunları öğrenmeye başladığında, ona sımsıkı sarılmaya başladığında etrafındaki eksiklikleri ve noksanlıkları analiz etmeye başlar ki orada gümbürde gümbürder.
Büyük bir çoğunluğu gümbürdemiştir. Neden? Orada ya şeyhini çok acı bir şekilde eleştirmeye başlar, şeyhiyle yolu kesilir, şeyhiyle yolu koparır. Dervişin kendisi bu noktada hata yapar. Ya da o bazı şeyleri eleştirmeye başladığında, bazı şeyleri orta yere koymaya başladığında şeyhi ondan rahatsız olmaya başlar. Bu sefer ya da şeyhi onun ipini koparır. Der ki bu nefsine uydu gitti. Burada iki tehlike var. Tarih boyunca bu iki tehlikede de yaşanmıştır. Yani burada kesinlikle ve kesinlikle bir orta noktayı bulunmamış ve burada çok insanlar kıyılmıştır. Tarih buna şahittir. Yani velayette bu noktada şey basittir. Nefsine uydu gitti, bitti. Onun ölçüsü yok. Yani bu adam nereden kaydı, nereden gitti?
Bunun kaydığı yeri tamir edelim, tadilat edelim, buradan kaldıralım. Böyle bir düşünce olmaz. Neden? Çünkü velayetin olmazsa olmaz özelliklerinden birisi şeyhinde eksik ve noksan görmemektir. Şeyhinde eksik ve noksan görürsen yolla bağlantın kesilir, şeyhinle bağlantın kesilir, arkadaşlarınla dahi bağlantın kesilir. Dergahın içinde, kendi bulunduğun cemaatin içinde, arkadaşların seni kim gözle görürler? Derler ki bu eksikliği noksanı nasıl ortaya koyar? Bu şeyhimizi mi kabul etmiyor? Herkes selamı sabaha kesilmiş. Tarih boyunca çok görülmüştür bu. O yüzden nübüvvet yolu, sünnet-i seneyi yaşama noktasında belki de insanlara ağır gelebilir. Ama en selametli ve en kestirme yoludur. Ama velayet yolu ise kestirmeymiş gibi geldiğinden kolaymış gibi gelir.
İnsanlar böyle feryat figan gider bir taraflara ama bir yere gittiğini zannederler. Dönüp geriye baktıklarında hatta sünnet-i resulları terk ettiklerini, sünnet-i resulların içinde bulunmadıklarını, Kur'an ve sünnet-i seriyeden usak bir hayat yaşadıklarını sonradan görürler. Diyeceksiniz ki insanlar neden nübüvvet yolu çok meşhur değil de velayet yolu meşhur? Nübüvvet yolu meşhur değil, zor geliyor insanlara. Velayet yolu ise meşhur, herkese kolay geliyor. Takılın peşime diyor, herkes takılıyor, gidiyor arkasından. Ve böylece kolay geldiğinden dolayı sigara içersin eyvallah derler, kadınlarla tokalaşırsın eyvallah derler. Neden? Aman gelsin Allah desin. Gider adam casduku casduku düğün yapar orada, hiç kimse bir şey demez, yalan söyler bir şey demez, faizli iştigal ederler.
Aman Allah desin, aman Allah desin, aman Allah desin bir şey demez, aman Allah desin toplansınlar. Ha böylece insan der ki kendi kendine. Bir de bir kar kişiye onun arkasını sıvazlar, sen çok iyi dermişsin, sen güzel dermişsin, sen iyi dermişsin, o adam kanatlanır uçar. Hiç kimse ona bir şey demez. Hasbel kader seneden ilk zamanlar, dikkat edin velayet yolunda gidenler ilk zamanlar güzel rüyalar görür. Ondan sonra rüyaları da kesilir, halleri de kesilir. Çünkü yavaş yavaş yavaş yavaş dönüşürler. Ama o ilk zamandaki gördüğü rüyalar, ilk zamanlardaki gördüğü hallerle bir ömür boyu avunurlar. Derler ki herkes onu aynı hali yaşıyor, herkes onu aynı rüyayı görüyor zanneder. Oysa o günden güne törüşmüş, günden güne geri gitmiştir.
Velayet yolunda ise böyle bir şey yoktur. Velayet yolunda herkes kendini sıfırda görür. Şeyden, nübüvvet yolunda. Nübüvvet yolunda herkes kendini sıfırda gördüğünden, çünkü onun gözünün önünde bir şey var. Kocaman bir ülkü var, hedef var. Ne? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin. Onun da sözü var. Ne? Ya işte ben hakkıyla kulluk yapan bir kul olmayayım. Bunun önünde herkes eğilir nübüvvet yolunda. Hiç kimsenin bu noktada söyleyecek bir noktası kalmaz. O yüzden nübüvvet tervişiyle velayet tervişini biz karşı karşıya koyduğumuzda, velayet tervişi çok özür dilerim. Velayet tervişi çok açlı, muhabbetli gibi görünür. Çok uzun mesafeler, çok yol kat ettiğimiz gibi görünür.
Görüntüsü odur. Halbuki Niyazi Mısır'ın deyimiyle karınca gibi ufak ufak yürür, melekleri seyran ettiğini söyler. Velayet yolunda ise o kimse çok yüksek atlamacı adımlarla atar ama önünde çok büyük engel olduğundan o adımlarını görmez. Bir bakar ki yolun büyük bir kısmını bitirmiş. Çok kısa zamanlar. Arasındaki fark budur. Evet. Son söylediğim nübüvvet. Karıştırıyorum, siz tamamlayın. Şimdi abi velayet yolunu bahsettiniz. Değerli işte şeyhi uçururlar. Yani şeyhde fâne olana kadar bu mutluluğu hissederler dediniz. Burada velayet yolunda, birkaç kitap okunmada insan belli sekaret haline falan düşüyor. Burada o zaman velayet yolundaki şeyhin stratejisi nasıl oluyor?
Yani çünkü velayet şeyhi de Resulullah Efendimiz'e Rabbini, sonrası Resulullah Efendimiz'e biliyor, Rabbini de biliyor. Yani burada o zaman velayet yolunda giden şeyhin dervişleri ve şeyhin stratejisi o zaman farklı mı oluyor da insanlar ilk başladıkları ile son başladıkları arasında fark oluyor? Velayet yolunda giden şeyhlerin yüzde doksan dokuz, onda dokuzu meczuptur. Sekin halindedirler. Akılları yerlerinde değildir. Onlar anlık düşünürler, anlık yaşarlar, anlık hareket ederler. Anlık düşündüklerinden, anlık yaşadıklarından, anlık hareket ettiklerinden dolayı ve Allah'la bu noktada hasbelkader bir şekilde kendilerine bir ilinti bulunduğundan dolayı onlar o halden kendilerini sıyırıp attıramazlar.
Sıyırıp attıramadıklarından dolayı bir bakarsın ki lokantanın içinde esmayı vurmaya başlamış. Bir bakmışsın ki herhangi bir otobüsün içinde zikrullah haline geçmiş, zikrullahı vurmaya başlamış. Veya bir bakarsın ki işte hiç umulmadık yerde, umulmadık, umulmadık davranışların içerisinde bulunurlar ki velayet yolunun özelliğidir. Bu insanları cezbeder. Velayet yolunun bu noktada herhangi bir stratejisi yoktur. Yani bu insanları ben alayım, bunları önce hadis öğreteyim, sonra fıkıh öğreteyim, sonra tefsir öğreteyim, sonra bunları bir noktaya getireyim. Böyle bir stratejisi yoktur velayetin. O gün, o gün, o geldi, bu geldi, o gider. Böyle bir stratejisi olmadığından dolayı zaten velayet yolunun girintileri ve çıkıntıları yoktur.
Ve aynı zamanda her ne kadar dilde Kur'an ve sünnet ölçü, bunu nereye gidersen git, herkes der ki Kur'an ve sünnet ölçüdür. Kur'an ve sünnet ölçü denmiş olmasına rağmen, Kur'an ve sünnete bu kadar çok fazla haramları yaşama noktasında değil. Veya yani hiç kimse haramı tebliğ etmez. Ama bir kimse harama düşer, hiç kimse sen burada harama düştün, sen bunu neden harama düştün, böyle yapma da denmez. İşin ilginçlikleri var. Aslında biz tabii bunları karşılaştırırken, bugün gelinen bu noktada yaşananlara göre karşılaştırıyoruz. Yoksa olması gereken bu değil. İşin bir de bu tarafı var. Olması gereken bu değil. Sonuçta velayet yolundan gidenlerin de, nübüvvet yolundan gidenlerin de uyması gereken bir Kur'an ve sünnet düşüncesi var.
Fakat ne yazık ki velayet yolundan gidenler, tarih boyunca bu noktada, bu ispatlanmış, tespit edilmiş, hükür kitaplarında, ne bileyim işte eski kitapların hepsinde de vardır. Tespit edilmiş, tarih boyunca girintisi, çıkıntısı çok olmuş. Evet. Peki abi, sahabelerin tabinin izlemiş olduğu yolu, nübüvvet yolu mu? Tabi bu noktada sahabenin ve tabinin izlediğinin yolu biz direk nübüvvet yolu olarak algılarız. Velayet yolcusuna da sorduğumuzda onlar da derler ki bizim de yolumuz sahabenin yolu, bizim de biz de nübüvveti uyuyoruz derler. Bir örnek vereyim. Geylani Hazretleri'nin bir menkıbesi sünneti Resulullah'tan ileri geçebilir mi? Geçemez. Ama velayet yolunda bir kimse, 10 tane Geylani Hazretleri'nin menkıbesini ezberlemiş olsa, şeyh diye bizim başımıza oturur.
Acı bir şey. Peki velayet yoluyla yolu nasıl çıktığı temeli nereden? Onun da temeli Selefi Salih'in zamanında atılmış. Onun da temeli atılmış. Var. Biz yok diyemeyiz ki. Var. Sahabenin var mı? Sahabenin içinde pek yoktu. Sahabe çünkü direkt Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin her şeyi aldığından Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin gördükleri şeyi o kadar şedid bir şekilde tutuyorlardı ki şedid bir şekilde tuttuklarından dolayı o noktada hiçbir kimse Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin izinden çıkmıyordu.
Mesela meşhurdur. İşte şey, Hazreti Ömer Efendimiz'in Abdullah Hacı esnasında Arafat'tan çıkıyor. Müzdelife'ye geliyor, Müzdelife'ye geldiğinde Müzdelife'ye geçince bir yerde devesini çöktüktürüyor. Soruyorlar hizmetçisine, kölesine ne yapacak şimdi diyorlar. Burada diyor abdest tazeleyecek. Niçin? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri her geldiğinde burada tuvaletini yapmıştı. Bu manada yani. Hacetini yapmıştı. O da her buradan geçişte Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne uymak için hacetini yapar, abdestini tazeler, ondan sonra yürür. Yani onlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne bu kadar sımsıkı bağlıydılar. Her hareketlerinde. Yani düşünebiliyor musunuz? Senin tuvaletin var yok, helaya ihtiyacın var yok düşünmüyor.
Kendisi de düşünmüyor bunu. Gidiyor, diyor ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri burada devesini durdurdu. Devesini çöktürdü. Burada helaya ihtiyacını gördü. Abdestini tazeledi. Ondan sonra devesini bindi. Aynı şeyi yapıyor. O yüzden biz sahabeden velayete yönelik fazla hareketler bulmuyoruz. Muhakkak velayet şeyhleri de sahabenin içinden kendilerine has, kendilerinin hası şeyler çıkarır. Enteresandır. Mesela Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin Hazretleri Ömer Efendimiz'e Ya Ömer beni ne kadar seversini. Velayet şeyhleri kendisine atfederler. Dervişlere dönerler. Beni ne kadar seviyorsunuz? Derviş de canından, malından, kanından, dünya üzerinde gözünün gördüğü her şeyden fazla sevmek zorundadır velayette şeyhini.
Bu hadis-i şerifi böyle tevhül eder onlar. Ama nübüvvette olan kimse bu hadis-i şerifi öyle tevhül etmez. Der ki sen canından, malından, kanından fazla Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni seveceksin. Arasındaki belki de en büyük farklardan birisi velayette giden bir derviş kendini direkt şeyhine rapt eder her şeyini. Nübüvvette giden kimse de kendini direkt Resulullah'a rapt etmeye çalışır. O yüzden sonuçta velayette gitse kimse şeyhinden sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne kendini rapt edecek. Sonuç o. O yüzden nübüvvet bu noktadan daha kısalır. Ama tabi nübüvvetin şeyhleri meşhur olmaz. Velayetin şeyhleri meşhur olur.
Nübüvvetin şeyhleri meşhur olmaz. Neden? Çünkü velayette giden kimselerin nefisleri biraz daha okşanır. Biraz daha onların sırtları sıvazlanır. O yüzden o şeyhlerin dervişleri çok olur. İşte sanki çok Allah'a aşıkmış gibi davranırlar. Ama verili bir şeye bakıldığında öyle olmadığı meydana çıkar. O zaman bizim anlayacağımız nokta velayet yolunda giden şeyh ve dervişlerin söyledikleri veya tasavvuflu yönden baktığında gördürmediklerinde yanıma payı çok yüksek olduğu ortaya çıkıyor. Yani bu durumda yani şeyhin söylemiş olduğu Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle ilgili veya başka bir kıssalarla ilgili dediği onun %99.9 seker tarihinde olduğunu düşündüğümüzde meczup olduğu düşündüğümüzde o zaman söylediklerinin altının tutarlılığının çok zayıf olduğunu gösteriyor. Bu dervişler için de geçerli olduğunu gösteriyor.
E tabi dervişlerin için de geçerli. Yani normalde Bunu derviş de anlıyor. Velayet yolunda olduğu için o derviş de anlıyor. Mesela atıyor nasıl diyeyim Nasıl esma verilmesi benim aklımda öyle geldi veya başka tasavvufla ilgili veya yolla ilgili bir görev verilmesi. İşte Resulullah Efendimiz şöyle dedi veya başka birçok örnek verilir. O zaman bunun altının tutarsa olduğunu gösterir velayet yolunda olması. Şöyle girelim biz. Hal iki türlüdür. Bir, insanın gözünü yumarak veya yummadan batini tecelli eden şeyler. İki, o kimsenin bir şeye benzemesi. Bu bir şeye benzemesi, yani onu açalım şimdi.
Öbür günü biliyor herkes. Bir, velayette insanlar gözlerini yumdukları zaman herhangi bir manevi hal yaşamak isterler. Buraya kendilerini rapt ederler. Ve yaşadıklarını iddia ederler. Ve bir kısmı da yaşar bunu. Bunu reddedersek ayağımız yere basmaz. Aynı hali velayette olanlar da yaşarlar. Ama velayette olanlar öyle halden fazla bir sünnet-i seniye dahi fazla yaşamaya çalıştırlar.
Nübüvvette. Velayette o kimse gecesini, gündüzünü, gözünü yumduğunda ya bir peygamberle, ya bir sahabeyle, ya da bir işte geçmiş veli kimselerle veya birisiyle görmek, böyle bir hazı, böyle bir tadı yaşamayı düşünür. Nübüvvette ise, o kimse, o hazdan, o tatdan daha fazlasını, daha şekerini, daha varlısını bir sünnet-i seniye de yaşamakta bulunur. Birisi kendi kendini sekir halinden, sekir haline koyaraktan o tadı almaya çalışır. Öbürkü de bir sünnetten bir sünneti ifa etmeye çalışırken o tadı almaya çalışır. Ha şimdi diyeceksiniz ki, ahirette insana ne lazım? Burası var şimdi. Madem ki bu yola ahiret için girdi insanlar, Ahirette bir kimse buradan, halden hale girmiş, sekir haline, sekir haline girmiş, onu sormazlar.
Ahirette ise, o hangi sünneti Resulullah'la gitti, ona sorarlar onu. Hangi amelle gitti, ona sorarlar. O yüzden, velayet, ibadete çok bakmaz, aşka bakar, nübüvvet ise, aşka baktığı gibi, ibadete de bakar. Aşkın tecelliyatını ibadet olarak görür. Nübüvvet, bir kimse aşıksa, onun o aşkının tecelliyatı, ibadet olarak tecelli etmesi gerekir, nübüvvette.
Velayette ise, o aşıksa, onun da sekir olarak tecelli etmesi gerekir. Hangisini tercih ederdiniz acaba? Aşkınızın bu dünyada, sekir halinde tecelli edip, hal mi görmek isterdiniz? Yoksa aşkınızın ibadet haline tecelli edip, öbür dünyada sevap olarak mı gelmesini isterdiniz? İnsanın ömrü kısadır. İnsanlar bu kısacık ömürde, dünyadaki ahiretlik işlerinin karşılığını almak isterler. Çünkü insan aynı zamanda sabırsızdır da. Yani bir kimseye bugün cömertlik yaptıysa, akşamına onun karşılığını ister. Bu velayetin işidir. Buraya ayıralım. Nübüvvet ise, o da onun da ömrü kısadır. Bu kısacık ömürde, bu dünyada yaptıklarının meyvesini, ahirette yemek ister.
Birisi bu dünyada görmek ister, hemen akşamına görmek ister, güzel bir rüya, güzel bir hal, onu mutlu eder. Öbür kimse aynı cömertliği yapmasına rağmen, der ki, Ya Rabbi sen kabul eyle, karşılığını ahirette bekler, ahirette ister. Arasındaki farklar, çok fark var, günü geldikçe, zaman geldikçe, soruldukça, çıkacak. Tamam o zaman, velayet yolunda şey olmazsa olmaz gibi değil mi? Ama nübüvvet yolunda şeyh olmasa da olur gibi bir... Her ikisinde de şeyh olmazsa olmaz. Peki velayet yolunda şeyhin, etkenliği daha mı ağır oluyor ağabey? Hayır. Asıl ağırlık, nübüvvet yolundaki şeyhin ağırlığıdır. Velayet yolunda şeyhin ağırlığı yoktur.
Çünkü velayet yolundaki şeyh, arkasından gelen insanlara, Kur'an-ı Kerim öğretme, sünnet-i Resulullah öğretme, onları bir noktada yaşatma, sahir ve gayretini kendisinde görmez. Derviş açısından söylüyorum. Yani o noktada bir şey görmez. O yüzden kalabalık olun, nübüvvetteki şeyhin, görevi daha ağırdır. Neden? O çünkü kendi kendine sorumluluk duyar. Ben bunlara sünnet-i Resulullah öğretmesem, Resulullah'ın yüzüne nasıl bakacağım? Ben bunlara Kur'an-ı Kerim öğretenemezsem, Allah'ın yüzüne nasıl bakacağım der, onun işi daha fazla, daha ağırdır. Dervişler de aynıdır. Dervişler de aynıdır. Yani bir kimse, velayet yolunda aranılmayan, sorulmayan şeyler, nübüvvet yolunda aranılır, sorulur.
Bugün de sohbet yoldan çıktı be. Kıstırmışkenız, sorun artık. İki ay sonra mı sorarsınız? İki ay sonra mı sorarsınız? Bak şimdi velayette de, nübüvvette de, şeyh, mürşid-i kamildir. Bu noktada şeyh lazım derken, zaten ben mürşid-i kamil noktasında söylüyorum. Mürşid-i kamil olmayan noktada değil. Öbür türlü, velayette de, nübüvvette de, muhakkak o muhakkak, mürşid-i kamil lazım, mürşid-i kamilsiz. Yol gidilmez. Peki bizim şu an, bizim kendi yolumuzla, geriye doğru gidersek, velayette hep nübüvvet olarak devam etmiştir. Velayette gelmiş midir? Bizim Şeyh Efendi Hazretleri, velayettendi. Hacı Mustafa Efendi Hazretleri, nübüvvettendi. Şeyh Efendi'nin ondan önceki şeyhi, Bilal Baba, o da velayettendi. Bilal Baba'dan önceki de velayettendi.
Bu yolu, mürşid-i kamiller mi seçiyor, yoksa, öyle mi belirleniyor? Herkes kendi yolunu, kendisi seçer. Allah bu noktada, hiç kimseye bu noktada, sen şunu seçsen, sen bunu seçsen, diye bir şey söylemez. İnsanlar kalkıp da, şimdi bazı şey, velayetten gidenler, kendilerine bize bu yol seçtirildi, bu yol verildi, derler de, hayır, Allah insanlara bir irade vermiş, insanlara bir akıl vermiş, o yolu da çizmiş zaten, insan, bir kimse diyebilir mi ki, ben, Hanefi mezhebinin üzerine doğdum, benim yolum Hanefi seçilmiş diye,
diyebilir mi? Diyemez, ister Şafi ol, ister Malik ol, ister Hanbel ol, ister Hanefi ol. Bu mezhebi, seçme özgürlüğü nasıl varsa, yolu da seçme özgürlüğü var. İstersen kalkar, dersin ki, ben velayet yolundan gideceğim, burası çok hoş, o, coğuş-u hüris içinde, burada aşk-ı muhamfet var, uçuyor herkes, öbür tarafta da, nübüvvet yolu, arkadaş, burada herkesin ayağı yere basıyor, ben burada gideceğim der, orada gider. Adam, ha eyler, atar, debelenir, herkes der ki, bu aşka geldi, öyle değil mi? nübüvvette o kimse, o gün güzel bir hal gördüyse, sabaha kadar namaz kılar. Der ki kendi kendine, Ya Rabbi, ben böyle şeylere alışık değilim. Bize böyle bir tecelliyet oldu. Kan bu sena olsun der, aşkından, muhabbetinden gece yatamaz, pas o namaz kılar, pas o Allah'ı zikreder.
Öbürkü de o aşktan, o muhabbetten, sarhoş olarak gider, pas tak yeter. Özür dilerim. Ertesi gün sabahleyen, birisi vatan kurtarmış, kaptan gibi böyle dolaşır. Selamun Aleyküm. Akşam yiydik gene. Öbürkü de böyle sabahleyen kalkar, Ya Rabbi, bizim halimiz ne olacaklar? Arasındaki var.
Çok, ben böyle biliyorsunuz, konuşurken kendimi kısmayı istemem, kıstığım zaman içim daralır benim. Genç çocuklar vardır. Meyhane kültürünü bilmez onlar. Giderler, daha yeni içkiyle tanışıyorlardır. Oturlar, iki kader içerler, derler ki, buranın ağası da, efesi de biz. Öyle değil mi? O neden? Onlar kültürü bilmiyorlar daha. Daha neyin nerede olduğunu da bilmiyorlar. İki kader içtiler, kendinden geçtiler. Ama bir de, meyhane kültüründe, eski, gelenekçi, içenler vardır. Adam otururlar, sünger gibidir onlar. Yıkılacak diye, gözünün içine bakarsın sen, onlar çok konuşmazlar, küçük küçük muhabbet ederler, tatlı tatlı sohbet ederler, ama ve lakin, raftaki şişelere, gözlerine dikerler.
Meyhaneci bekler, ne zaman kalkacak bunlar diye, garsonlar bakar, bu adam nerede, ne zaman kalkacak diye, onlar kalkmaz. Sohbet, muhabbet getir, yerler, içerler, adabına, erkanına uygun, sabahı ederler. Arasındaki yol farkı budur. Velayetten giden kimse, iki kadeh içer, var mı bana yan bakan der, nübüvvetten giden, içtikçe içer, içtikçe içer, derler, bizim orada meyhanelerin kapılarına yazarlar. İçki, Efe'yi susturur, korku konuşturur. Anladınız? İçki ne yaparmış insanı? Efe'yi susturur, korkağı konuştururmuş. Korkak adam öyledir. Çık şimdi, oh, yakar, yıkar, oturtturur, kaldırır, hoplutur, zıpladır, faaliyet yok.
Birisi pat yaptığı zaman, orta yerde yoktur. Yoktur orta yerde. Öbür taraftaki adam hiç konuşmaz, gelir bir bakarsan, adamın ayağını sıkıvermiş, kafasını sıkıvermiş, adamı indirivermiş aşağıya, bitirmiş iş. Konuşmaya gerek yok der. Ha. Arasındaki, yolun arasındaki fark bu. Başka sorusu var. Az müdümen yönündeki şerde hikmet aramıyor. Hikmeti bir yerleştirelim, bir yerli yerine ilk önce. Hikmet, ilmin özüdür. Hikmet, ilmin, ilim nedir? Allah'ın doğrusudur. Allah'ın doğrusu nedir?
İnsanlara bildirdiği, Kur'an ve sünnettir. Meşhur bir şey var şimdi. Ehli tasavvufunun içinde kullanılan, hem de yanlış kullanılan bir şey. Yanlış bir şey yapıyor adam. Bir şey yanlış. Yanlış mı yanlış? Yanlışta hikmet arıyoruz biz. Yanlışta hikmet aramıyor mu ya? Yanlışın hikmeti olmaz. Haramın hikmeti olmaz. Haram haramdır. Yani bir kimse sana diyecek ki, git bir şişe şarap iç. Ya şarap haram değil mi? Haram. Hikmet var canım, git iç. Hayır bunda hikmet yok ya. Anlaşıldı? Hikmet nedir? İlimdir. İlim. Müslümanın yitik malı. Hangi ilim? Doğru ilim. Kur'an ve sünnet ilmi. Bir şey Kur'an ve sünnet isene uygunsa, bizim için hikmettir, ilimdir.
Nerede bulursak alırız. Ama bir şey Kur'an ve sünnetin dışında bir şeyse, bizim için ilim değildir o. Hikmet de değildir. Biz o yanlışı durdururuz. Sahabe gazaya gönderdi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Neyse gazadan gelirlerken, başlarındaki imamın canı sıkıldı o gazaya gidenlere. Odun toplayın dedi, toplattı. Çalı toplayın, toplattı. Verdi ateşe, yaktı. Yakın dedi, yaktı. Atın kendinizi bunun içine dedi. Sahabe hikmet var bu imam bize bunun içine at dedi. Biz de atalım demedi ki. Dediler ki, hayır biz senin bu emrine uymuyoruz. Sizi Resulullah'a şikayet edeceğim dedi. Nereye şikayet edersen et dediler. Geldiler önce sahabe dedi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri.
Dediler ki, ya Resulullah sen filancayı bize imam tayin ettin. Evet, bize böyle böyle yaptın. Biz de ona uymadık dedi. Allah Resulü dedi ki, eğer siz o ateşe girmiş olsaydınız, ebediyen o ateşte kalırdınız dedi. İtaat doğru noktada. Kur'an ve sünnete doğrusa itaat edilir. Kur'an ve sünnete doğru değilse itaat edilmez. Yani bir yanlışlığa bir hikmet vardır dersek, yanlışlıklar zinciri devam eder. Hayır. Bidat bidattır diyor Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Kim bidatları getirirse Allah ona lanet etsin diyor. Kim bidatları uyarsa o bizim dinimizden değildir diyor. Bizim dinimizden değildir diyor. Bidata uyan bir kimse.
O zaman ister şeyh olsun, ister derviş olsun, ister evde erkek koca olsun, ister baba olsun, ister anne olsun, ister kayınpeder, ister peder, ister kayınvalide, kim olursa olsun bizim üstümüzde, hakim noktada, amir noktada, alim noktada, kim olursa olsun bize Kur'an ve sünnetin dışında bir şey söylüyorsa, onda hikmet yoktur, zulüm vardır. Biz onu hikmet olarak görmeyelim. Bu bir yanlışlık. Neden? Biz haramı helal görmeye çalışıyoruz. Bu zulümdür arkadaşlar, zulüm. Kur'an ve sünnet-i seniyenin dışında, Kur'an ve sünnet-i seniyenin nehyettiği, reddettiği bir şey, Müslümanlar için zulümdür. O hikmet değildir. Zulme karşı durmak her Müslümana farzdır. Zalime de karşı durmak her Müslümana farzdır.
Kim bir zulmü işiyorsa, o zalimdir. Zalimle ve zulümle mücadele etmek, kihad etmek, Müslümanların en önemli görevlerinden birisidir, farzdır. O yüzden biz zulmü ve zalimi, hikmet yerine koymayalım. Hayır, böyle bir şey yok. Şimdi, bir kısım ehli tasavvuf, kendi kendine, Kur'an ve sünnetin dışındaki şeylerini, hikmet var canım. Hayır, hikmet yok. Sen doğru bir şey yaparsan, hikmet olur. Sana dedi ki, oğlum, abdestli evden çıkma. Bunda hikmet vardır. Sen o evden abdesti çıkarsın. Enteresan bir şey bakın. Oğlum, namazını zamanında kıl dedi. Bunda hikmet vardır. Neden? Bu Resulullah'ın emridir. Bundadır hikmet. Canım, dükkanınızda işiniz çoğaldıysa, öğlen namazının vakti, işte bilmem hangi vakte, kırk beş dakika geçerse, işte bilmem hangi imama göre, bilmem hangi bilmem neye göre, böyle oluyor.
Öyle de sen telaş etme. Müşterine bak, ikindi namaz okunduktan, kırk beş dakika sonra git, namazını kıl, işte bilmem kaç dakika sonra git, ikindiyi kıl. Fetva var mı? Var. Hangi, kim bunu, bu noktada, yapacak, edecek? Yok bir şey. Aklında hikmet arıyor. Hayır böyle bir şey yok. Zorunluluğun yok, bir şey yok. Git namazını vaktinde kıl. Namazını git vaktinde kıl. Namazını vaktinde kılmakta hikmet var. Namazın vaktini geçirmekte hikmet yok. Ramazan ayında, otuz Ramazan orucunu tutmakta hikmet var. Başka bir şeyde hikmet arama. Kur'an ve sünnetli senelerinde bağlı kalmakta hikmet var. Kur'an ve sünnetin dışında yaşamadığı hikmet yok. O hikmet değil, o zulüm.
Anlaşıldı mı? O yüzden biz, ama bu hikmeti anlayabilmemiz için, bizim önce sünnet-i Resulullah'ı iyi öğrenmemizi az. Sünnet-i Resulullah'ı öğrenmediğimizden dolayı, biz başımıza gelen zulümü, başımıza gelen zalimleri, hikmet olarak görüyoruz. Hayır kardeşim, bize bir zulüm var ise, o hikmet değil. Kur'an ve, erkeklerin kadınlarını arkadan kullanmayı haram etmiş. Allah kadınları aybaşı hallerinde kullanmayı haram etmiş. Allah cinsel ilişkiyi, kadınların tavlalarını demiş kadınlara, normal bir şekilde cinsel ilişkiyi helal etmiş. Bunun dışında bir şeyde hikmet aranır mı? Şimdi çok uç bir örnek veriyorum ki, hiç anlaşılsın, aranmaz. O zaman haramın küçüğü de haramdır, büyüğü de haramdır.
Kur'an ve sünnetin dışındaki, küçüğü de Kur'an ve sünnetin dışındadır, büyüğü de Kur'an ve sünnetin dışındadır. Bizde şöyle bir gevşeklik var. Ya işte, ne yapalım canım, tokalaşıverelim kadınla. Hayır kardeşim, bana küçük geliyor bu. Bir günah-ı kebari, küçük görmek günah-ı kebari'dir, en büyük günahtır. Günah, küçük günah tersin, yaparsın, en büyük günah olur. Böyle bir şey yok, bunda hikmet arama. Veya işte, ya ne yapalım ya işte, bu faizi de ödeyiverelim. Hayır ödeme kardeşim. Kur'an ve sünnetin dışında, hikmet aranmasın zulümdür. Allah muhafaza edersin. Anlaşıldı mı? O yüzden hikmet budur. Hikmet başka bir şey değil. Evet. Mustafa ağabey, sizin şeklinize, rüyanıza şeytan girer mi?
Girer. Girmez demem, şatahat olur. Nübüvvet yolunda gidenler, giden insanların şatahatı da yasaktır. Bir mürşid-i kamilin suretine, şekline şeytan girmez. Ben sana öyle dediğim zaman, ben kendimi mürşid-i kamil görüyormuş gibi. Olurum ki, ben kendimi öyle görmüyorum. Kendimi öyle görüyor olsam, biatlaşırdım zaten. Derdim ki, gelin kuzularım, biatlaşıyoruz. Hadi düşün peşime. Yok şu anlamda söyledim. Bir arkadaş sizi bir anlıyor olmuş da, menzile gitmeleriniz. O da şimdi bekliyor, böyle, onun için, onun adına sordun.
Menzil, Kur'an ve sünnettir. Yok, öbür anlamda menzile git, hayatta demem. Menzil, dergahı, hayatta demem. O menzil, dergahını git demiştir, gözü veren, Allah muhafaza el, onun çok tövbe etmesi lazım o zaman. Tütüncü içiyor mu o? İçiyordu, bırak, içmiymiş onu. Bıraksın, aman o uzak dursun onlardan da. Yani, diyeceksin ki, böyle açıkça söylüyorsun, evet açıkça söylüyorsun. Ben hiçbir dergaha bağlılım yok şu anda. O yüzden çok açıkça söylüyorum. Ben şu an hiçbir dergaha bağlılım yok. Benim konuştuklarım beni bağlıyor şu anda. Ne için söylüyorsun? Şu memlekete, ehli tasavvufa en büyük darbeye vuranlardan birisi, menzil dergahıdır. Velayetin en uç noktasını yaşıyorlar, velayetin. Allah muhafaza eylesin.
Arkadaşlar, tasavvuf, temizlik içindir. Hem maddi, hem manevi temizlik içindir. tasavvuf kirlenmek için değildir. Açık konuşuyorum. Bir kimse, Müslüman, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem adetine, İslam, temizlik üzerine kuruldu diyor. İslam, temizlik üzerine kurulan bir dindir diyor. Bizim her şeyimiz temiz olacak. İçimiz, dışımız, evimiz, parkımız, hanımız, hamamımız. E şimdi, diyebilir ki sigara, nefis bir şey diye? Diyebilir mi insanlar, sigara nefis bir şey diyecek olanlar mı? Bitti. Ya böyle bir tasavvuf anlayışı olamaz. Tasavvufa insanlar, takvaya yaşamak için girerler.
Takvanın yaşanacak olduğu bir yerde, devamlı sigara içilmez. Devamlı uçlu kaşlu muhabbet olmaz. Yok böyle bir şey. Yok, sadatlar geldi, yok sadatlar gitti. Yok, ne diyorlar onlar, şeyhlerine? Gavs geldi, Gavs gitti. Kaç tane Gavs oldu ki şimdi? Her yerde bir tane Gavs var şimdi. Şimdi Van'da var bir tane, şehirleri Gavs. İstanbul'da var iki tane Gavs. Ondan sonra Konya'da var Gavs. Avconda var Gavs. Gavs'tan geçilmiyor, memleket küfür düzeni. Hepsi de şehit, hepsi de Gavs. Memlekette Kur'an kursları kapalı, imam hatipler kapalı. Memlekette başörtüsü yasak. Neredeyse karılarımızın örtülerini açacaklar dışarıda. Bu Gavs'ların işi ne ki?
Bir memleket düşünün, o memlekette beş tane Gavs-ül Azem var Gavs'lar. Gavs dediğimiz kim biliyor musunuz? Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin makamında oturan kimse. Gavs dendiği zaman Geylan Hazretleri aklınıza gelsin. Filanca Gavs dedikleri zaman Geylan Hazretleri ile kıyaslayın. Zamanı kutbu oluyor musunuz? Evet. Ya var mı böyle bir şey? Yani şimdi siz bırakın Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin zamanına gitmeyi, Geylan Hazretleri'nin zamanına gidin, Geylan Hazretleri'nin derganda tütün içildiğini düşünün. Ve Geylan Hazretleri'nin de o dervişleri bırakın kardeşlerin tütününden uğraşmayın dediğini düşünün. Haram, helal düşünmeyin bak.
Bunu alın koyun kenara. Yolun kendi içinden hüccet veriyor. Gavs dendiği zaman Geylan Hazretleri var. Evet. Siz, dervişler topluluğu olarak Geylan Hazretleri'nin dergandasınız. Zikrullah bitti. Yan tarafa geçtiniz. Çaktınız cigaraları içtiniz. Siz, bana böyle bir anlayış. Allah muhafaza eylesin. Menzil orası değil. Menzil Kur'an ve sünnet. Belki siz öyle demiştiniz de o hücudullah anlamıştınız. Benim ben öyle, ona de ki böyle tevil etti senin rüyanı da. Allah muhafaza eylesin. Allah muhafaza eylesin bizden. Sakın ha. Allah muhafaza eylesin. Arkadaşlar, hangi dergaha giderseniz gidin. Hangi şeye giderseniz gidin. Gittiğiniz ziyarete Kur'an ve sünnet konuşursak.
Yok bizim saadatlar şöyle uçtuydu. Yok bizim saadatlar böyle yattıydı. Yok bizim saadatlar böyle dağdan, tapiyeden uçtuydu. Bunları bırak. Bunlar bitti artık. Ümmet-i Muhammed hala da bunları konuşuyorsa, hala bunlardan lezzet alıyorsa, tat alıyorsa ve hala bunlarla uğraşıyorsa kumta oynasın hepsi de. O yüzden İslam'a hakim olmuyor. Tövbe almadan derse giremiyor mu? Yani bu, her şeyini tartışılır onların. Her şeyi tartışılır. Allah muhafaza eylesin. Allah bizden uzak kutsun hepsi. Evet, mübüvvet yolunda dervişin üstadıyla ilişkisi nasıl olması gerek yok. günlük hayatında veyahut da karşılaştığında tadil-i erkanı edebi nasıl olması gerekiyor?
Çok fazla değişmez. Aynı velayet yolundaki gibi olur. Yani bir kimsenin şeyhini olan vazifeleri veya işte bir alimi olan vazifeleri hadis kitaplarında, tefsir kitaplarında, fıkıh kitaplarında hepsinde yazar. O tadil-i erkanı, o adab-ı erkanı normalde o kitaplarda üç aşağı beş yukarı yazılanlar gibidir. Ama hiç kimse nübüvvet yolunda şeyhi uçurmayacak. Bu yok. Yani muhakkak saygıda, edepte, adapte, kusurda, edepte, adapte, kusur edilmeyecek. Ama uçmaya da gerek yok. Nübüvvet yolunda giden dervişlerin birbirleriyle münasebetlerin nasıl olması gerekiyor? Sahabenin birbirleriyle münasebetleri gibi olacak. Bu noktada asla ve asla durulan nokta istenilen nokta değil.
Az önce ben biraz latifeden atışıyorum tabii şeye, bizim Ali'ye. Yani aslında başka bir ölçü koymaya çalışıyorum. Ali'ye sataşmıyorum aslında. Yani Ali'ye söylerken ben işte Ali sen kardeşini ne zaman gördün? İşte bir haftadan beri gördüm. İlk ahiret kardeşisin ha. İşte sen bir haftadan beri ne yedin? Şunu yedin. Hasan ne yedi? Belli değil. Nerede kaldı? Nerede etti? Belli değil. Lan dedim adam mapısta mı? Postanede mi? Hastanede mi? Haberin yok, haberin yok. Ne? Ahiret kardeşi. Öyle ahiret kardeşi yok. Öyle normalde yol kardeşi diyor. Öyle yol kardeşi diyor. Bir yolda gidiyorsa insanlar ve birbirleriyle kardeşlik iddia ediyorlarsa tesis ediyorlarsa birbirlerinden haber olacak.
Tabii ben Ali'nin üzerine söylediğim şey uç noktada. Ama şöyle bir hayalinizi bir geniş tutun. Bir canlandırın şimdi. Şimdi bir hayal kurun. Deyin ki öyle bir kardeşlik kurmak istemez misiniz? Yani sen evine bir kilo domates alıyorsun bir kilo da kardeşini alıyorsun. Bir kilo ıspanak alıyorsun bir kilo da kardeşini alıyorsun. Kendine bir tane pantolon alıyorsun bir tane de kardeşini alıyorsun. Kendine bir kilo et alıyorsun bir tane de bir kilo et de kardeşini alıyorsun. Öbürkünün gücü yok. Öbürkü değil yarım kilo alıyor yarım kilo da kendi kardeşini alıyor. Öbürkünün gücü yok. Yüz gram alıyor yüz gram da öbürkünü almış oluyor. Böyle bir kardeşlik yaşamak istemez misiniz?
Ben isterim. Ben on sekiz yıldan beri bu dergahan içindeyim. Ben böyle bir kardeşlik yaşamayı çok arzu ettim. Çok isterim. Çok istareler yaptım ben. Yarabbi dedim şöyle kardeşim diyeceğim bağrıma basacağım her şeyimi anlatacağım. Yani beni çekmesini istemiyorum ben. Beni dinlesin benim benim anlattıklarımı kimseye söylemesin başka bir şey istemiyorum. Ben maddi olarak benim bir problemim yok. Çok istedim ben. Çok geceler istihar yaptım. En sonunda şey efendi dedi yok Mustafa efendi dedi. yani sen istihar yapma böyle bir isim bulamayacaksın sen dedi. Bulamadık bir isim. İnsan bu vahşetin içerisinde vahşet biz aslında çok vahşi bir dünyanın içerisinde yaşıyoruz. Vahşi bir dünyanın içinde yaşıyoruz.
O kadar vahşi ki dünyamız şu anda. O kadar zalim o kadar acımasız o kadar bayığı o kadar aşağı bir halde yaşıyoruz ki bunu kelimelerle anlatmak mümkün değil. Bunun farkına vardırmıyorlar bizi. Bizi uyutmuşlar. Bizi bayıltmışlar. Bizi sarhoş etmişler. Biz şırıngayı yemişiz. Ta beynimizin ortasından. Tam umur elimizden bizim iğneye batırmışlar bizim. Bizi felç etmişler. Felç ettikleri için biz bu vahşi dünyanın acımasızlığını görmüyoruz. Aslında öyle bir vahşetin içerisindeyiz. Hastamız olsa hastamıza bakacak olan yok. Var mı? Hastaneye gitsek hastanede başımızda duracak olan yok. başımıza bir bela bir musibet gelmiş olsa arkamızdan koşacak olan yok. Var mı? Yok. İşte bu kardeşliğe muhtacız aslında.
Bu kardeşliğe öyle muhtacız ki ama nasıl garatsız, ivatsız kullanmaya müsait olmayacak bir şekilde. Şimdi böyle bir şey yapma arkadaşlar karşıdaki insan da kullanır seni. Şimdi bir adama sırrını söyle adam sana kendi kendine düşünürsün sırrını verdin kimseye. ben bunun nefsinin hoşuna gitmeyecek bir şey söylersen bu benim sırrımı söyler mi diye. Söyler mi insanlar? Söyler. Söyler. Birine git sen böyle bir tarafını anlatsan ya bize beş yüz milyar para lazım, beş yüz milyon para lazım. Durumuz iyi değil desen hemen öbürküne kaldırıyor. Durumu iyi değil ha iflas ediyor, mal isterse verme. Laf. Ya ona gittin bir derdini anlattın ya. Bir dertleşmek istedin öyle ya.
Sıkıntıya geldin, dertleşmek istedin. bizde bir işçi vardı ben iflas etmek üzereyim. Babasını tanımıyordum ben. Babası geldin birkaç gündür oraya bir adam geliyor ben de Abdurrahman'ın bizim Abdurrahman'ın tanıdığı zannediyorum ben. Üçüncü gün Abdurrahman'a dedim Abdurrahman. Kim bu adam dedim ben. Yani senin yanına gidip gidiyor. Abi filanca çocuğun babası dedim. Ne olmuş dedim ben. Yani bir şey mi olmuş? Abi maaşlar üçüncü gün bugün denmedi ya dedi. onun için yapmıştım. Bir düşündüm. Bizim Cafer'di. Çocuğu aldı yaptırdı diye söylemiyorum. Yani yaşadığım olayı söylemek istiyorum. Çocuğun gözleri görmüyormuş. Göz doktoruna götürdü. Ondan sonra bir gözlük aldı.
Ardından geliyor parayı benden yukarıdan alıyor. Abi işte çocuğu tedavi ettir Cafer ayrımız olur. Çocuğun gözlerini yaptırdı. Gözlüklerini aldı. Bir daha gözlerini yaptırdı. Yani bir sene çocuğun gözlerinden uğraştı. Sabırla. Cafer bizim sabırlı çocuklarla. Yandım kaldım. Ulan dedim ya. Şu insanların geldiği noktaya bak dedim. Bu çocuk bir yıldan iki yıldan beri bizim yanımızda çalışıyor. Yani gözünü yaptırdık. Kaşını yaptırdık. Her şeyini yaptırdık. Kendi içimden düşünüyorum. Çocuğun babası yoktu. Şimdi dedim maaş iki gün gecikti. Maaş iki gün gecikti de adam buraya gelmişti. Çok ağırıma gitti. Örttüm kapıyı. Orada birom var benim şimdi. Attım secdada eşimde.
Ağırıma gitti. Ağılıyorum kendine kendine ona Mustafa Özbağ diyorum ya. Bunları da yaşayacaktım. Ben şimdi kendi kendine rul yukarı vur aşağı öyle dertlendim içeride. O esnada arkadaşın birisi gelmiş şeye dükkanı. Abdurrahman'a sormuş demiş nerede abi içeride demiş girme içeri ne oldu canı sıkıldı bir şey ağlıyor demiş. Bir gün geçmedi o adam gitmiş şeyde yukarıdaki çarşıda bir esnafa demiş batıyor ya demiş o yüzden ağlıyormuş dükkanı demiş. Bir gün sonu o adam geldi buraya benim yanıma. selamun aleyküm aleyküm selam. Acı dedi benim seninle bir alışverişim yok. Ama ben seni tanrım sen sağlam adamsın dürüst adamsın iyi adamsın buyur abi şu yanına gelen giden adamlar var ya dedi.
Evet dedim ben senin dedi lehine çalışmıyorum bizim derviş kardeşlerimiz için bir şey söyleme dedim ben ben yaptım. Senin yaşadır biz yaşadık memlekette görürsün o dervişleri sen de adam geldi senden için dedi ki bana dedi ağlıyormuş sakın mal vermi ha dedi sen ağladın mı burada dedi ulan bir düşündüm ağladım dedim ben böyle bir vahşetin içinde yaşıyorduk bakın bir şey söylüyorum böyle bir vahşetin içinde yaşıyorduk ve o vahşetin içinde yaşarken insanların kardeşliğe ihtiyacı var arkadaşlığa dosyaya ihtiyacı var ama ne yazık ki
bu tesis olmuyor şeytan müsaade etmiyor çünkü o yüzden o arkadaşlığın o kardeşliğin yaşanması lazım tamam fi ise bilillah yalnız fi ise bilillah bu da kullanılmaya müsait o yüzden dikkat edin bir şey diyelim evet yok mu başka sorusu olan nübüvvet yolunda da şeyh peygamber efendimiz daha çok sevilir mi hayır nübüvvet yolunda şeyh peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden sevilmez velayette de sevilmez aslında ama velayette sevilse bir şey denmez nübüvvette denir nübüvvette bir kimsenin şeyhini peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
hazretlerinden fazla sevmesi küstahlıktır tamam mı Allah muhafaza eylesin müstafa bir yarı okulunda bu müslümanlar hep garip garip diyorlar bu anlamda ne garip yani bunu açıklar mı otomazı garip garip bugün kandil öyle değil mi çevrende kaç kişi kandili anlayabilecek kafasitede ben bugün sokağa çıktım öyle bir dolaştım baktım ki böyle kandil havası yok hiç kimsede Allah bizi muhafaza eylesin garibiz kandil işte bak buradaki cemaatına dedi ama garip olmamız lazım o ayrı biz o o heva ve heves noktasında dünyaya haris olma
noktasında şatafat ve şatahat noktasında garip olacağız o ayrı öbür türlü de garibiz öbür türlü de garip olacağız zaten abi bu yolda kardeşlikle mesela kardeş neleyin kişi sana bir kere üç kere mazgı olan manevi zarar veriyorsa ona karşılığını ne yaptırdın işte dedim ya yani ters noktada kullanılmaya müsait diye vermemesi gerekir olmaması gerekir oldu sabredilmesi gerekir hiçbirisi de olmaz Allah bizi muhafaza sabrediyorsun sabreddikçe kullanılıyorsun işte kullanılır dedim ya kullanılmaya müsait kullanılmaya müsait
söyleyecek bir laf bulamıyoruz o zaman istismara açık bir nokta adam istismar ediyor seni söyleyecek bir laf yok evet başka sorusu olan Allah'a muhabbet etmeye muhabbetullah denir fakat herkes Allah'a muhabbet eder yani çok böyle şey bir kelime altının ve içinin doldurulması lazım sorduğun zaman Allah'a muhabbet ediyor namazı yok Allah'a muhabbet ediyor orucu yok Allah'a muhabbet ediyor zikrulağı yok Allah'a muhabbet ediyor harama helala yırmıyor Allah'a muhabbet ediyor işte kendi kafasına göre bir din üretmiş bu muhabbetullah
değil bir kimse bir kimse Allah'a muhabbet ediyorsa o kimse hem Allah'ı çok sever Allah'ı çok sevdiği gibi de Allah'tan çok korkar bir kimse Allah'a muhabbet ediyorsa Allah'ın dinine sımsıkı sarılır ibadetlerini yerine getirir namazını kılar orucunu tutar haccına gider ne bileyim her türlü ibadetlerini yerine getirmeye çalışır insanlar hem Allah'a muhabbet deslediklerini muhabbetullahta olduklarını söylüyorlar hem de Allah'tan fersah fersah uzakta yaşıyorlar o muhabbetullah değil Allah bizi muhafaza eylesin evet abi yolumuzda
on madde saydınız madde bir iman etmek onu biraz geniş anlatacağım dediniz anlatabilir misin bunu inşallah böyle ayrı bir ders gibi yapalım yorum yamalak yapmayalım böyle baştan sonuna kadar girelim onları madde madde zaten Allah'a izin verirse inşallah hepsini birer derslik veya belki de birer derste de bitmeyecek böyle özel olarak ders düşünüyorum onları yani iman etme komple bir gecemizi alacak veya yetmeyecek iki gecemizi alacak öyle anlatmayı tasarlıyorum tasavvur ediyorum inşallah evet abi işte bağışlamaları
yaparken anlamak yaşamak ve yaşatmak henemelerini zikrediyorum dua ediyorum anlamak nedir şimdi bir kimse namazı kılıyor öyle değil mi fakat namazı anlamıyor namazın ne manaya geldiğini niçin kılındığını bunu anlamıyor o kimse ve anlamadan namazı kılıyor anlamak bir şeyi anlayacak insanlar analiz edecekler bunun neden niçin nasıl yapıldığını görecekler bu anlamak bu yaşamak o anladığı şeyi yaşayacak ondan sonra yani iman anlamak ondan sonra imanı yaşayacak kendisi yaşayacak yaşadıktan sonra onu da yaşatacak etrafına ne yapacak
o noktada ışık tutacak o noktada yapması gereken bir şey varsa yapacak biz bunu yaşatacak derken bunda biraz cebriyet de vardır neden cebriyet vardır siz elinizin altındakılardan sorumlusunuz yaşatacak tesettürü anladık yaşadık yaşatacağız anlaşıldı tesettürü anladık örtünmesi lazım işte vücut hatları belli olmayacak vücudunun içi görünmeyecek erkeğin de kadının da belli tesettüre riayet edecek bunu anladık mı anladık ondan sonra bunu yaşayacak erkek tesettürüne riayet edecek yani ne yapacak işte göbek deliğiyle diz kapağının arasını
mahrum olan insanlara göstermeyecek erkek tesettüre riayet edecek işte böyle şehevi kaçacak erotik kaçacak giysiler ve o tür giyinmekten uzak duracak şimdi erkekler de erotik giyiniyor yani önceden erkeklerin böyle bir üzerinde erotizm yoktu ben bakıyorum gençlere şimdi yani resmen karılara benzenmişler onun adına bir de ne o metroseksüel ne dedi birisi metroseksüel koymuşlar yani bakıyorum ben o Tarkan'a özenmiş bugün sabahleyin minibüsten indiğim şeyde hastanenin orada yani Allah'a hikmet uydu 40 yılın başında minibüste
biniyorum ne göreceksen görüyorum yani bu tam inerken dedim ki bugün elhamdülillah dedim içimde bir şey yok ana bir baktım Tarkan gibi soytanın biri çıktı karşıma ayakkabılar kendi boyundan uzunlar böyle bembeyaz bir tane pantolon giymiş itpanyol paça ondan sonra içi görünüp duruyor gömleğinin düğmesini açmış buraya kadar böyle yakalar bir doğa Allah böyle baktım Allah'ım büyük konuşmayan dedim kızlarım var içimde güzel yok kızlarım var dedim böyle bir soytanın biriden gelir dedim eyvah eyvah dedi yani al yerden yere
vur adamlık değil erkeklik değil şimdi ona desen ki göbeğinle deliğinle göbeğinle deliğinin diyor baktık dizinin dibini örtülü örtülü ulan mert taraf örtülü ne olsa ne olacak luti gibi giymiş ibne gibi giymiş yani o adam çocuğu oldu diye iki tane kurban kesmiştir onun için o da tesettür farz şimdi kendi kendime düşündüm göbek deliğiyle diz kapağının arası erkek de kapatsın caiz mücaiz valla normalde adam öyle giyse diziyle göbek deliğinin arasında bir adam kapatsa çıksa o kadar ilgi çekmez o kadar ilgi çekmez
onun öyle dolaşması caiz değil haram o erkeğin erkek değil o zaten öyle Allah muhafaza eylesin bunu anladık mı şimdi biz anladık yaşayacağız ve yaşatacağız tesettürden açılınca bugün o hemen o aklıma geldi Allah muhafaza insan erkekliğinden utanacak ya gömleğin düğmelerini açmış böyle gömleği bir değişik kollarının maşetleri gömleğin kolları farklı o gömleği böyle üzerinden şey yapmış sarkıtmış böyle dedim ki bu Tarkan soytarısı gibi işte neden İslam hukuku İbneler için demiş ki bu herhalde bu büyük bir şeyden uçurumdan atılsa
gerektir demiş İmam Şafi Hazretleri düşünmüşler imanlar biz buna nasıl bir ceza verelim diye İmam Şafi düşünmüş demiş ki bir uçurumun başına götürülüp oradan aşağı atılsa gerektir demiş İbneler için neden memleketin başına musarlat oldular musarlat oldular memleketin başına fahişeler bir tarafta İbneler Lutiler bir tarafta fahişeleri ve İbneleri satanlar bir tarafta onlar memleketi idare ediyorlar bir zina meselesinin hepsi ayağa kalktı kalktı mı kalktı zaniye o ayağa kalkanların hepsi de zinacı hepsi de zina yasasına
karşı çıkanların hepsi de zinacı zani büyük bir çoğunlu da onun bunun çocuğudur onların başka türlü neden kendini ispat etmeye çalışıyor neden ayak aksiyeti Allah muhafaza eylesin bizinkiler de her zamanki gibi tornistan ettiler bizinkiler demeyeyim de işte başımızdaki hükümetlerin hepsi de aynı da onlar da tornistan yaptılar döndüler geri bugünkü müslümanların olduğu gibi bütün dünyada bütün müslümanlarda tembeli de var çalışkanı da var çalışan da var çalışmayanı da var sahabe zamanı peygamber efendim sallallahu aleyhi ve sellem
zamanında da hadislerde okuduğumuz bazı şeyler de efendimizin bazı rivayet ettiği hadislerde yanında bulunan sahabiye ya resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu arkadaşlarım ileteyim mi dediğim de bazı hadislerinde bunu arkadaşlarına iletme çünkü bu onların tembelliğini dile getirir diye bazı hadislerde bulunmuş yani sahabi bildiğimiz kadar hepimizin öğrendiği kadar bildiğimiz kadar hepimizin öğrendiği kadar resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin en yakında bulunan kişiler onlarda dair bu gevşeklik muhakkak bütün insanlarda var bu yani bu insanlığın fıtratına koymuş Cenab-ı Hak nasıl atlatacağız bunu bunu atlatacağız bir kimse yani hele şu anda müslümanlar varken dervişinden şeyhine kadar bakın dervişinden şeyhine kadar cemaatte olan bir kimseden cemaat liderine kadar iş yerinde işçisinden patronuna kadar herkes tembel hepimiz tembeliz ben de kendim de dahil hepimiz tembeliz hepimiz de bak hepimiz de ve tembelliğimizi biz örtüyoruz dünyayı sevmemek olarak örtüyoruz yalan arkadaşlar dünyayı sevmemek dünya için
ahiret işlerini engellememektir dünyayı sevmemek şudur senin namaz vaktin geldiğinde namaz kılman senin dünyayı sevmediğini gösterir senin dünyayı sevmemek şudur bir kimse borcuna birkaç gün geciktirdi diye faiz çalıştırmıyorsan sen ona sen o dünyayı sevmiyorsun demektir insanın işine sahip olması insanın ticaretine sahip olması memursa memurluğuna işçise işçiliğine tüccarsa tüccarlığına sanatkarsa sanatkarlığına sahip olması dünyayı sevmek değildir adıma gidiyorsun tornacı kardeşim kaç günde bitirirsin bu parçayı
üç günde bitiririm acaba yarın parasını al yarın parasını üç günde bitir bana üçüncü gün gidiyorsun tornacının başına ormalı bir de dövecek beni kardeşim sen ne sert konuşuyorsun dedim ben sen niye sert konuşuyorsun olmadı derken sen dedim benden özür dileceksin şimdi diyeceksin ki hacı abi ben senden yarı parasını peşin aldım üç gün içinde teslim ederim dedim teslim edemedim hakkını elavet özür dilerim ya da al bu paranı geri bu kadardı tasminatı ben seni üç gün geciktirdim böyle diyeceksin dedim durdu bu işin dedim
sen böyle demen hakkın yok senin o yüzden islam dünyası geliyor dedim benim makinem yatıyor arkadaş sen biliyor musun dedim ben sustum şimdi sen bunu diyemeyeceksin dedim tembel sıvacısı tembel demircisi tembel marangozu tembel işvereni tembel işçisi tembel memuru tembel git memuru ağzında sakız yarın gel vur kafasına yumuru müdüre git müdür de aynı amirine git amiri de aynı tembel bir evrak yazacaklar yazmayan şeyleri yok kimse sorgulamıyor neden önceden memurlar burada kralmış sorgulayana atmışlar içeri biz devletten
korkan bir milletiz o hale getirilmişiz yani adama diyorsun ki yapma kardeşim yaptı adam aldı benim ehliyetimi gidiyor ruhsatta cenazeye gidiyoruz anneannemin cenazesine gidiyoruz hızlı girdik radara girmiş iş kardeşim yaz dedim cenazeye gidiyoruz çabuk işimiz var oradan bir yoğurtçu arabasını durduramadı arkasına bindi o gidiyor biz gidiyoruz biz de arkasından gidiyoruz iner inmez adamın yakasından tuttum polisi dedim sen nasıl böyle götürsün kaza yapsam kim verecek bunun hesabı dur acı durmuyor mu dedim al diyor da efterinin kitabını git dedim gitmiyorum ya abime diyor ya bu acıyı al başımdan yazıyor neden herkes gayretkeş kimse kimse uyarmıyor ki işçi patronu uyarmıyor patron işçiyi uyarmıyor işçi patronu uyarsa patron kendi kendine şey yap benim uyarmıyor patronum ya o da orada çalışıyor onun da bir aklı var onun da bir fikri var onun da bir görüşü var yok herkes tembel ondan sonra biz dedi Allah'a var etmişiz Allah bunu böyle istedir Allah seni tembel mi ol dedi çalış beş tezgah varsa altı olsun on kişi ekmek veriyorsan on iki kişiye ver
çalış bin metre satıyorsan bin beş yüz metre sat çalış ama dünyaya haris olma ben bunu yapacağım deyip de namazı bırakma çoluğunun çocuğunu bırakma sosyal yaşantını bırakma ama çalış ama insanoğlu değil ki bakın esnaf tüccar burada büyük bir çoğunluğu esnaf size bir tüyo vereyim kendinizi memur gibi hissedin dörder saatlik iş yerinde çok sıkı çalışsın başka bir şeye ihtiyaç yok iş yeri sahibi olandan elini kaldırsın size bir tüyo vereceğim bak kaç kişi kaldırır elini korkma indirin yarından itibaren dörder saat seçin kendinize
ben sekiz on iki arasında hiçbir boşluk bırakmayacağım sekizden on ikiye kadar komple dünya dükkanımla ilgileneceğim işimle ilgileneceğim on ikide bırakacağım faydası edeceğim namazımı kılacağım bir buçukta tekrar başlayacağım beşe kadar komple işimle ilgileneceğim başka hiçbir şeyle ilgilenmeyeceğim deyin bakın iş kalacak mı dükkanınızda yarın deneyin hiçbir şeyle ilgilenmeyin hiçbir şeyler saat beş olduğu zaman çıkın arkadaşlarınızla bir yerde sohbet mi ediyorsunuz konuşuyorsunuz mu gezmeye mi gidiyorsunuz deyin ki
beşten yediye kadar ben dükkanındayım gene misafir gelsin arkadaşlar gelsin ağırlayalım konuşalım beşten yediye kadar mesela ama bu saatler için mesaj saat arkadaşım var mı bir ticaretin var konuşalım görüşelim bitsin ticaretin yok Allah yoluna açık etsin ben çalışıyorum kardeşim bitti ilgilenin bak yapın kimse diyemez ki ben günde işverenler olarak sekiz saat böyle çalışıyorum diyemez sekiz saati de bıraktım her günlük mesai saatlerinde yemin ediyorum beş saat çalışın beş saat beş saat işinizde bir numara olursunuz
işinizde bir numara olursunuz bir numara beş saat kendinizi sağa tutun yarışmacı gibi hani yarışanlar var ya yüz metreciler var ya kendinizi sağa tutun saat dokuzda işe başlıyor bazın kronometreye on ikide bitecek kronometre değil on ikide şey vereceğiz muha vereceğiz on ikiye kadar çalışın ama normal bedava şeylerle uğraşmayın uğraşmayın bak nasıl işiniz düzelecek yaklaşın biraz daha kapının ağızı duyuyoruz anlaşıldı o tembelli atamamışız biz üstümüzden onu da Allah'a var etmişiz Allah'la da isteyeceğim ne alakası var ya
Allah demiyor tembel tembel yatın diye öyle bir şey yok evet evet İsmail hukukta varlık varlıkta yokluk nedir oh elhamdülillah cemaatin içindeyken yalnızmış gibi yalnızken cemaatin içindeymiş gibi davran hali nedir o yoklukta varlık varlıkta yokluk aynı vahdette keser keser de vahdet gibi ama öyle değil yoklukta varlık Allah'ta yok olmak bu da tehlikeli mecra varlıkta yok olmakta da Allah'ta baki olmak bu da tehlikeli mecra anlaşıldı İsmail maddenimle sordun efendim hem malen hem madden ooo maddede yokluk varlığın
başlangıcıdır orası tam benim alanım bir kimse bir şeyin ihtiyacını hissetmiyorsa o şeyin zenginidir bunu kendinize ölçü edin bir kimse bir şeyi kendine ihtiyaç görmüyorsa onun zenginidir bir ben kendi kendimi öyle teskin ederim eğer benim bir şeyim yoksa ben derim ki ben bunun zenginiyim neden ihtiyacım yok çünkü kendini böyle kendi kendinizi yetiştirmiş olursunuz şimdi insanın öyle yokluk zamanları olur maddi olarak sıkıntılı zamanlar olur biz şimdi evi ihtiyaç görürsek bize ev ihtiyaçtır öyle değil mi evi ihtiyaç
görmezsek ev ihtiyaç olur mu bizim için olmaz bitti ev ihtiyacımız yok bizim şimdi kimisi illaki evi satın almam lazım der ihtiyaç görür kendini benim ev satın almaya ihtiyacım yok ben bu dünyadan yolcu geldim yolcu gideceğim kirada yaşadım ev ihtiyaç olmaktan çıktı mı satın olma çıktı yoklukta varlık bu dünyanın en zengini insan olursun bir şeye ihtiyaç değil mi olsa ve ihtiyaçtan komple kesildin dedin ki benim hiçbir şeye ihtiyacım yok dünyanın en zengin insanısı kadınlarda tesettürü nasıl olmak kadınların tesettürü
bu saçlarının başladığı yerden şu kulak şu kulağının çizgisinden buradan şu çeneyle gırtlağın birleştiği yer var ya şurası bu hanefilere göre bu yüz açık bilek kemiğinden aşağısı eli açık ayak bilek kemiğinden aşağısı ayağı açık vücut hattını belli etmeyecek içini göstermeyecek tesettürü tesettürü ne giyarsa giysin yok mantoydu yok çarşaftı yok fereceydi yok işte peştemal ne giyiyorsa giysin anlaşıldı evet hanefilere göre başka sorusu olan fena fi şe fena fi derviş deniyor da yani o en çok dervişleri sevmek en çok
şeyhi sevmek anlamına mı geliyor evet yani her şeyden çok dervişlerde fena olmak şimdi insanlar dervişlerde fena olmadan şeyhinde fena oluyorlar ne yıkmazsa renk konusunda cafcaflı renk konusunda sakınca var mı bence sakınca var insanlar hanımlarını cafcaflı renkli şeyler giymekten uzak tutacaklar çünkü ilgi çeken cafcaflı cimcimeli mi diyorlar ne diyorlar ona o tip renklerde kıyafet seçenler ilgi çekerler insanların içerisinde nazarı celp ederler o yüzden uygun değil evet bu müzik şimdi bizim derneğimizde çalınan müzikte
bir şey dendiğinde mesela bir şey diyemiyoruz bu müzik olur mu hayır bir şey denecek bir şey yok onun savunulacak bir şey de yok ona bir şey söyledi insan dini bilmiyordu beni heyecandan usandırdığı cefadan yarı usanmaz perek deryan da ahımdan muradımı şemi yalnız onlar dinin cahili muzikiye laf söyleyen kimse dinin cahilidir muzikiye laf söyleyen insan muzikiye o kimsenin bu dünyayla alakası yoktur kuşun sesi muziki'dir muziki muziki'dir rüzgarın sesi muziki'dir çam ağaçlarındaki rüzgarın sesi ayrı bir makamda meşha ağaçlarında
ayrı bir makam çıkarır insanlar muzikiye sadece davul dünbek olarak görüyorlarsa cahil insan o anlaşıldı muziki insana rahatlık verir huzur verir muziki dinlemek de bir kültürdür o zaman onlar peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini de bilmiyorlar Allah resulü neden men etmemiş filmlerde de izliyoruz değil mi alel bedru'yu söylüyorlar def vuruyorlar Allah resulü neden men etmemiş şeyden hindistan'dan gelmişler hem hind çalgılarından kendi oyunlarını oynamışlar Allah resulü bir bayram günü onları izlemiş
neden onu bilmiyorlar ki Allah resulü hazreti ebubekir efendimizin kızını kına gecesi yaparlarken kına eğlentisi yaparlarken hazreti ebubekir efendimiz durdurmuş Allah resulü demiş ki ya ebubekir neden durduruyor ki kadınların fıtratıdır bırak eğlensinler onlar bilmiyorlar dini dini böyle kapalı öcü böyle dar kalıplar daire insanlığın kendi fıtratı kadınların kendi fıtratı çalacak oynayacak öldüğü zaman da alacak kadının fıtratı hangi müziki caiz değil rapçıdır topçıdır popçıdır var ya idnelerin nutilerin müziği onlar
caiz değil o tamam ama öbür türlü işte bizim klasik Türk müzikesi halk müzikesi tasavvuf müzikesi insanları harp meydanında cenge getiren mehteran müzikesi bunlar da kalkıp adam haram diyorsa Allah yoluna çıketsin yakın yerlerde durmasın Hacı Şakir koysun altına daha iyi gider Allah muhafaza eylesin bu kadar cahil cehaletik olmaz bak yani Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendisini metheden şairi dinlemiş kendisiyle alakalı şiir gözel şiir yazan kimseyi dinlemiş onu da methetmiş nasıl ilahileri bidat
diyeceğiz ki sahabelerde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ardından beyt yazmışlar beyt söylemişler nasıl biz bidat diyeceğiz ki onu hazreti ebubekir efendimize beyt yazmışlar sahabeler nasıl bidat diyeceğiz ki biz ona dini bilmiyorlar okumadıklarından dolayı okumadığı şeyin cahili olmuş oluyor düşman olmuş oluyor gece karanlıkta tek başına yürüyen kimsenin şarkı söylemesinin caiz olduğunu biliyorsunuz mu ıslık çalmak caiz değil öyle değil mi hepimiz söyler karanlıkta ıslık çalmak caizdir bir kimse
karanlıkta yol gidiyorsa gece onun ıslık çalması şarkı türkü söylemesi caizdir dini bilmiyoruz okumuyoruz ki biz ben niçin sünneti resulullahı hadisleri hep böyle diretiyorum bilmiyor insanlar ve ondan sonra diyorum ki fıkıh okuyun fıkıh okusa o zaman öğrenecek neyin caiz neyin caiz olmadığını yok İmam Azam Hazretleri de onlar için bilmiyor İmam Şafi de bilmiyor İmam Maliki de bilmiyor İmam Hanbeli de bilmiyor İmam Muhammed İmam Yusuf da bilmiyor bu açık kırklar biliyor oturuyor her şey haram yazıyor kendi kafasını
Allah muhafaza eylesin kötü düşüncelerden nasıl kurtulur hayır düşünerekten kurtulur zikrullah yaparaktan kurtulur bir kimse hakkında şahıslar noktasında bir kimsenin hakkında kötü düşünüyorsan onun üzerine hayır düşürürsün onun hayır şeylerini aklına getirirsin böylece kötü düşünceni atarsın daha da kötü düşünce varsa erkekse bir gömlek alırsın komşunsa bir tabak yemek gönderirsin arkadaşınsa bir ayakkabı alırsın hiç kötü düşüncen kalmaz parası gitti mi kötü düşüncesi kalmaz parası gidecek diye de kötü düşünceden
sevilir ulan biraz daha kötü düşünürsem şimdi buna bir ayakkabı alacağım en iyisi iyi düşünür dersin evet başka sorusu olan bu derat gecesinin feyzini anlatıyor musun anlatacağım biraz da sorularım bitsin diye bakıyorum başka sorusu olan var mı tevazu kısacası bir şeyde kendini yeterli görmemektir anlaşıldı ne olursa olsun bir kimsenin bir şeyde kendini yeterli ve tam görmüyorsa o tevazu eyledir mesela insanların bir şeye gücü ettiği zaman bunun istememesi yapmak istemiyor ama bu işte bu bende yok o işten cayıyor mesela bir hayra
niyet etme bakımından tevazu oluyor bak tevazu eşittir bir kimsenin bir şeyde kendisini yeterli ve tam görmemesidir bitti anlaşıldı bir insan zikrullah yapar kendi kendine derse ki ben zikrullahı güzel yaptım olmadı tevazu ehli değil biz zikrullahı yine eksik yaptık düzgün yapamadık tevazu ehli yok anlaşıldı mı namazı kıl ben tam namazımı tam olarak kılıyorum hayır kardeşim o zaman tevazu ehli değilsin görsün zannetmesinler ki bugün Ramazan o yüzden muhakkak ve muhakkak Ramazan'dan en az iki gün üç gün önce Şaban orucunu
terk edin Ramazan başladığında herkesle beraber oruca başlayın Ramazan bittiğinde herkesle beraber orucunuzu iftar edin bitirin söyleyeceklerim bu kadar hakkını zelalet üç ay niyetli üç ay niyetli oruç tutma caiz değil Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hiçbir hadis-i şerifi yok sahabelerinin hiçbir bu noktada bir kayıt yok üç ayı sırdı sıraya oruç tuttuğu ha bir kimsenin kefaret borcu vardır altmış altı güne niyet eder o kefaretini dahi ona göre hesaplayacak Ramazan'la birleştirmeyecek anladınız değil mi?
Ramazan'la birleştirmeyecek ne yapacak? Ramazan orucundan iki üç gün önce bitecek şekilde kefaretini ayarlayacak birleştirmek yok caiz değil evet üç ay oruçlu geçirmek de caiz değil bütün günler bütün seneyi oruçlu geçirmek caiz değil en güzel oruç demiş Davut kardeşimin orucudur bir boş bir dolu ha olabilir insan iki üç gün üç dört gün üç süsle tutar hafta sonu işte seyahate gittiğinde şudur budur öyle ara verir ama devamlı motomat her gün her gün yılın üç yüz altmış beş günü oruç yok üç aylarda sıklaştırabilirsiniz
üç aylarda ne kadar sıklaştırırsanız sıklaştırabilirsiniz ama yılın bütün günlerini oruçlu geçirmek caiz değil evet din zorluk dini değil İslam dini kolaylık dini herkesin gücü yettiğince nefesi yettiğince nefsi yettiğince gücünün yetmediğinden nefsinin yetmediğinden insanlar sorunlu değil adamın midesinden rahatsızlığı varsa psikolojik sinirsel hastalığı varsa işte şeker hastalığı varsa tansiyon hastalığı varsa işte çok rahatsızsa ihtiyarsa pirifanise onların oruç tutacak diye bir kaide yok oruç tutacak diye bir kaide yok
o yüzden sağlığı korumak sağlığı muhafaza etmek fas biz önce sağlığımızı koruyacağız sağlığımızı muhafaza edeceğiz Allah bizi affetsin buyur abi bu geceye mahsulü ibadet var mı? ya çeşitli rivayetler var bu geceyle alakalı ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu gece bol bol dua eder bol bol da namaz kılarmış yine çeşitli rivayetler var işte en fazla rivayet şu bu gecenin namazı olarak her rekatta on tane ihlas okuyaraktan yüz rekat namaz kılmak veya bu gecenin ibadeti olarak tesbih namazı da olabilir
evlerinizde tesbih namazı kılabilirsiniz nafile namaz kılabilirsiniz kaza namazı kılabilirsiniz dua edin Allah'ı zikredin Allah'ı tövbe edin bol bol tövbe edin bol bol namaz kılın yapabildiğiniz yere kadar ibadetlerinizi yapmaya çalışın bir de şu anlayışa da ben karşıyım yani adam bütün yılını bedava geçiriyor yıl bitti kandili bekliyor kandilde ibadet etti ya her şeyi bitirdi böyle bir anlayışta sakat bir anlayış anlaşıldı yani sen bütün sene namaz kılma gel beraat gecesi kıl namazı bitir işi yok böyle bir şey bütün yılı sen
İslam'ı yaşamadan yaşa Kadir Becek gecesini bekle dört gözden sonra Ramazan'ın on günde işi bitir din o kadar Ramazan'ın son on günü selamun aleyküm aleyküm selam Yarabbi senin dinin sana benim dinim bana oldu yani yok böyle bir şey yani haşa Allah da saf değil ha kulum geldi bir gün ibadet etti her şey yaptı öbür gün öbür gün ne işi zor var böyle bir şey Allah muhafaza eylesin o yüzden ha Allah affeder muhakkak Allah bu noktada yardım eder eyvallah bu konuda Allah'ı haşa belli bir dairenin içine katmak da değil bizim düşüncemizin
içine katmak da değil ama bir şeyin doğrusu var ya sen hiç ibadet etme gel berat gecesi ibadet et ben affı oldum da çık böyle bir şey de yapmış Allah affetsin inşallah da ama öyle uygun bir şey değil evet başka sorusu var mı? Mustafa abi gözümüzü haramdan en iyi şekilde nasıl saklayabilirim yani göz bir bilsem ben de onu Allah muhafaza eylesin kast değil bakmamaya gayret edeceğiz şimdi öyle sıkıntılı bir zaman ki ya nereye çevirecek ki adam kafasını ya adama desen ki gözünü yoğun insanların içine tökezlemek gidecek
havaya bak desen arka üstü düşecek ne tarafa bakarsan baksın var var mı var hiç olmazsa kast değil bakmasın yani kafanı çevirdiğin yerde var şimdi biz muhafaza edebildiğimiz yere kadar edeceğiz kasti bakmayacağız kasti yani vay lan şunun bacaklarına bak ya diziyle kalçası arasında kaç santim acaba? bizim arkadaşlardan birisi diyor abi diyor yırtmacı bir karış ya diyor ulan ne yaptın karışladın mı dedim ben oraya kadar dedim santimetre mi tuttun?
oraya kadar nasıl nasıl baktın? sözde onu kereh görüyor ya ee dedim karışlamışsın sen de ya nasıl kereh görmek bu? kasti bakmayacağız anlaşıldı? kasti baktığımız zaman yanılmış yenilmiş oluruz Allah muhafaza edesin evet başka sorusu olan hakkınızı helal edin bizden yana da helal olsun Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah Rabbim Rabbim
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.