Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 17 Mayıs 2012 · 25:49
Alâ Seyyidina ve Lebiyyina Muhammed Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri benim üzerinde usfur bayasıyla sarıya boyanmış iki elbise görüp doğrusu bu kafir kimselerin elbiselerindendir. Dolayısıyla sen bunu giyme buyurdun. Bizler görüyoruz ki semazanlardan sarı giyenler var.
Bunun hikmeti nedir? Erkeklere yasaklanan renk hanefilerce küp-kırmızı giyilen elbisedir. Bir kimsenin içi, dışı, çorabı, ne bileyim iç gömleği, dış gömleği hepsi de kırmızı olursa o yasaklanmıştır. Başka bir şey yasaklanmamıştır. Kişinin çocuğunu bir büyüğünün yanında babası, annesi, sevmesi nasıl olmalıdır? Burada örf adına, adet, gelenek, görenek adına İslam dışı davranış ve İslam dışı düşünceler giriyor.
Bunlardan birisi de o kimsenin kendi babasının yanında çocuğunu sevmemesi, kendi gelinin, kayınpederinin yanında çocuğunu kucağına almaması gibi gereksiz davranışlar var. İnsanlar bunu örf adına yapıyorlar. Bunların dinle hiçbir ilgi ve alakası yok. O yüzden bir kimse kendi çocuğunu, annesinin, babasının yanında da sevebilir. Bu noktada bir sıkıntı yok. Çocuklarınızı sevin, çocuklarınızı sevgiden dolayı mahrum bırakmayın. Dedeler, nineler, torunlarınızı sevin, sevgisiz bırakmayın çocukları. O yüzden çocuklar anne baba noktasında da etraflarının anne baba dairesinde çocuklar sevgilerini bulmaları lazım. Derviş kişi üstadını düşünmesi, üstadım şu an ne yapıyordur diye aklımdan geçirmesi doğal mıdır?
Doğaldır. Rabıtanın başlangıcıdır. Ben üniversitede öğrenciyim, çevremdeki insanları İslam'ı bildiğim kadarıyla anlatmaya çalışıyorum. Sınıfta kız arkadaşlar da var. Onlara da yardımcı olmaya çalışıyorum. Eşim kızlarla muhatap olmamdan rahatsız bir konuda ne yapmam doğru olur. Yani bu manada erkekler erkeklere tebliğ etse, kızlar da kızlara tebliğ etse daha uygun olur.
Nefis karışıyor işin içerisine. Mahallemizde çarşamba, cuma sohbeti var. İkisine de gidebilir miyim? Aynı cemaat çavuşlara ayrı sadece. Gidilir ne gidilmesine? Krediyle araba aldım, borcu bitmek üzere ama satıp hacca gitmek istiyoruz. Gidebilir miyiz? Gidebilirsin. Edebil nüfrette okuduğum hadis-i şerifte bir şeyde uğursuzluk olsaydı bu kadın, at ve evde olurdu demiş.
Yani bunlarda yok demek ki. Nerede sormuşlardı uğursuzluk, kadın, at, evde, uğursuzdur diye bir yerde sormuşlardı bana mı? Tekkede mi sormuşlardı? Evet. Demek ki bunlarda uğursuzluk yok. Uğursuzluk diye bir şey yok. Dinde, yani bizim inanmış olduğumuz dinde uğursuzluk diye bir şey yok. Yok bu oradan uğursuz geldi. Yok bu Nul, yok bu araba bize uğursuz geldi. Yok bu ayakkabı uğursuz geldi. Yok işte bu şehir bize uğursuz geldi. Böyle bir şey yok. Allah bizi affetsin inşallah. Allah Resulü mescid-i ayaklarının birini diğerinin üzerine koymuş vaziyette sırt üstü üzeri yatarken görmüştür. Hz. Cabir radallahu anh Hazretleri Allah Resulü buyurdu ki birini sırt üzeri uzanıp sonra da ayak ayak üstüne atmasın.
Bu iki hadis-i şerif arasındaki fark nedir açıklayabilir misiniz demiş. Birisinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri sırt üstü yatmış, bir bacağını da bir bacağını üzerine koymuş. Bununla alakalı sağ bacağını sırt üstü yattıktan sonra işte ayağını karnına doğru çekmek, yukarı doğru ondan sonra bir bacağını onun üzerine koymak. Sırt üstü yataraktan. Bir rivayet böyle var, bunun başka rivayeti de var hayalde bildiğim kadarıyla okuduydum daha önce. Bir de ayrıca bu var. Birini sırt üzeri uzanıp sonra da ayak ayak üstüne atmasın diye. Bu da hadis-i şerif. Ama bunlardan mesela birisi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin öyle gördüğünü söylüyor.
Bir yerde de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bunu reddediyor, nehyediyor. Şimdi nehyettiği hadis-i şerif Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin ağzından. Birisi gördüğünü söylüyor. Ama nehyedişi kendi ağzından. Şimdi öyle olunca bir kimse Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bu noktada kendi ağzından nehyedişini kendisine ölçü alabilir. Ama birisi de der ki ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni böyle yaparken gördüm. Onu da ölçü alabilir o kimse. Onu da ölçü alabilir. Sonuçta bu noktada her ikisi de bu manada birisi birinci derecede hadis-i şerif çünkü kendi ağzından nehyedilmiş. Öbürki ikinci derecede hadis-i şerif diyelim. O da onun sahabe gördüğünü naklediyor.
Ama burada asıl olan o kimsenin, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin birinci derecede ağzından duyulan şeydir. Evet Allah yolunda gidenler kendisine geleni en güzel bir tarzda güzel ahlak ile eğitir. Sufilik güzel ahlaktır.
Size her kim gelirse gelsin, bütün sufilere düşen vazife, bütün sufilere, bütün kardeşlere düşen vazife bu. Bu vazife sadece işte dereyli kardeşler, çavuştu, nakiptu, nikabdaydı, halifeydi, şeyhti değil. Bu bütün kardeşlere düşen vazife, etrafınızda yeni gelen kardeşlere, etrafınızdaki insanlara, etrafınızda sizden bir şey öğrenmeye çalışan kimselere davranış biçiminiz güzel ahlak olacak.
Onlara güzel ahlakı tebliğ edeceksiniz. Onlara iyi ahlak örnekleri vereceksiniz. Kendisi gıybet eden başkasını nasıl gıybetten men edebilir? Kendisi iftiradan nasıl bir başkasını iftiradan men edecek? Kendisi dargah adaf ve erkanından uzak olan bir kimse nasıl insanları dargah adaf ve erkanına sevk edecek? Kıymetli dostlar, sufi güzel ahlak sahibidir.
Güzel ahlakın en alt noktası haramlardan uzak durmaktır. Haramlardan uzak durmayan Allah'a iltica etmemiştir. Haramlarla ilişkisini kesmeyen Allah'a rücu etmemiştir. Bu da öylesine bir ince anlayış vardır ki sufilerin kendi içlerinde. O ince anlayışı bütün davranışan üzerinde bulundurması gerekir. Bütün varlık her an Allah'a rücu eder ve Cenab-ı Hak her an onları tekrar yerli yerinde tecelli ettirir. Amellerimiz Allah'a döndürülür, Allah'a götürülür. Her nefes, her nefes ameliniz Allah'a sunulur.
Her yaptığınız fiiliyat Allah'a döner. Ve sufiler bunun her an olduğuna inanırlar. O yüzden sufi vaktin çocuğudur dediğinde sufi o anın çocuğudur. O anda onun amelleri Allah'a arz edilmiştir. O anda o amel Allah'ın onuna getirilmiştir. O yüzden sufi her anını güzel ahlakla geçirmeli. Güzel ahlakla geçmeyen hiçbir an olmamalı. Güzel ahlakla süslenmeyen hiçbir an olmamalı. O güzel ahlakın en alt noktası kendi nefis tarihinde harama girmemen. En alt noktası hiç kimseye zarar vermemem. Dilinle, gözünle, elinle, ayağınla, kalbinle, düşüncenle, aklınla, fikrinle hiçbir şeyle hiç kimseye zarar vermemektir.
Birisiyle kalbinde alay edersin, kalbinle zarar verirsin. Birisine mimikleriyle alay edersin, mimiklerinle zarar verirsin. Birisine bir bakış fırlatırsın, bakışınla ona öyle bir sert bakarsın. Bakışınla ona bir sert baktığında bakışınla onu korkutursun. İşte orada harama girersin. Sufi her haliyle güzel ahlak sahibi olmalı. Her haliyle ve bu güzel ahlakıyla etrafına ne yapacak? Örnek olacak. Ve etrafındaki insanları, etrafının altındakileri güzel ahlakla davranacak, onları onunla yönetecek. Güzel ahlakın dışında bir yönetim biçimi, güzel ahlakın dışında bir terbiye sistemi, güzel ahlakın dışında bir tebliğ sistemi yok. Kardeşler o yüzden çok dikkat edecekler.
Kendilerine ve etrafındakiline ve etrafındakiline ve ona acır ve ona yerlerin en kolay ve en uygun olanında yürütür. Takva insanları en kolay ve en uygun noktada yürütmektir. Takva karşındaki insanın kaldırabileceği yük yüklemektir. Takva karşındaki insanın dini yaşantısını kolaylaştırmaktır. Takva karşındaki insanın dini yaşantısını, onu analiz ederek, onu dizayn ederek, onu çözerekten en doğru noktada istihkar etmektir. Takva o kimsenin yapamayacağı bir şeyi onun başına yüklemek demek değildir. Kolaylaştıranlar takva sahibidir. Sevdirenlar takva sahibidir.
Hoşgörülü olanlar takva sahibidir. Sabırlı davrananlar takva sahibidir. Kendi nefislerine bir şey istemeyenler takva sahibidir. Yaptığı iyi amellerin ücretini beklemeyen takva sahibidir. Güzel ahlakını sergilerken, o güzel ahlakını Allah için sergileyen takva sahibidir. Zikrini Allah için yapan, sohbetini Allah için yapan, dönüşünü gidişini Allah için yapan takva sahibidir.
Gösterişe şana şöhbete düşen takva sahibi değildir. O yüzden dostlar, sufiliğinizi yaşarken, dervişliğinizi yaşarken etrafınıza yapmadıklarınızı öğütlemeyin. Etrafınıza yaşamadıklarınızı yaşatmaya çalışmayın. Etrafınızda, etrafınızdaki insanları kolaylaştırarak dini yaşatın. Etrafınızdaki insanlara dini sevdirerekten yaşatın. Zorlayarakten, zorlayarakten, kahrederekten, cebbar bir şekilde din yaşanmaz. Sevdirin, muhabbet edin, muhabbet görün. Sevin ve sevdirin. Sevin ve sevdirin. Sevgi beklemeyin. Muhabbet edin, muhabbet beklemeyin. Yumuşak davranın, yumuşaklık beklemeyin.
Hoşgörülü davranın, hoşgörü beklemeyin. İyilik yapın, iyilik beklemeyin. Zulmetmeyin, zulme uğrayın, zulmetmeyin. Çileyi çekin, çile çektirmeyin. Güzel ahlak, insanların içerisindeki kötülüklere, yanlışlıklara, eksikliklere sabredip, onlara iyilikle muamele etmektir. O yüzden dostlar, sufilik, etrafına iyilik saçmaktır. Sufilik, etrafına iyilik dağıtmaktır. Sufilik, doğru davranmak, doğru yerde, doğru şekilde, doğru noktada durmaktır. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adettir buyurdu ki, Allah şefkatlidir, şefkatı sarar. Şiddet ile yapılan işe vermeyeceği ecri, şefkat ile yapılan işe verir demiştir.
Demek ki Cenab-ı Hak şefkatı sarar. O peygamber ki şefkat peygamberi. O Cenab-ı Hak ki şefkat Allah'ı. Allah kullarına karşı şefkatlıdır. Allah kullarının içinde, mümin kullarına daha da şefkatlıdır. Allah bütün yarattığına şefkatlıdır. Varlığa şefkatli davranır Cenab-ı Hak. O depreme, selle, verzeleye bakmayın siz. Onlar da şefkatinin tecelliyatıdır. Onun arkasından merhamet bınarları coşacaktır. Onun arkasından rahmet bınarları coşacaktır. Sen bakarsın, sel gibi görürsün, tüslemi gibi görürsün. Beş on tane el yıkılır, ama onun arkasından Cenab-ı Hak rahmet ve bereket ırmaklarını doğuruyor.
O yüzden Cenab-ı Hak gadabının içerisine rahmetini saklamış, gizlemiştir. Benim rahmetim gadabımı sardı demiştir. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri şefkatli bir peygambardır. Şefkat peygamberidir. O hatta yerlerinden ayrılan okçulara dahi şefkatle ve merhametle yaklaşmıştır. O amcasına katleden vahşiye dahi şefkatle yaklaşmıştır. Sen demiştir cemaatin sonundadır. Onu koymamıştır, cemaattan atmamıştır onu. Demiştir ki cemaatin arkasındadır. Gözün biraz, gözün biraz seni fazla görmesin. Tabiri caizse gözünden biraz uzak dur. Seni gördükçe amcam aklıma geliyor. O yüzden onu cemaatini arkasına koymuş, cemaattan koymamış. Şefkat peygamberi. O yüzden cemaattan birisinin koymayı hiç göze alamam.
Koyamamıştır. Demişimdir ki dersini aldım, sen bundan sonra ama zikirlere katıl yine. Sen zikir cemaatini, zikir halakasını bırakma. O şefkat peygamberi, Hazreti Vahşi'yi sonuçta kovmadı, reddetmedi. O yüzden şefkat peygamberinin yolunda gidenler yine şefkatli davranacaklar. Etrafımızdaki insanlar hata yapabilirler. Kusur işleyebilirler. Yanlışlık yapabilirler. Hemen onları cezalandırmayın. Onları cezalandıranlar şefkat peygamberinin şefkatinden mahrum kalanlardır. Müsaade edin onlara. Tebliğ edin. Anlatın. Ama tebliğ ettiğinizde, anlattığınız halde hala da devam ediyorlarsa, evet. O zaman onları siz de gerekli olan, süfilik hayatında gerekli olan dersi verirsiniz.
Ama bu ders yine şefkaten olmalı. Yine merhameten olmalı. Yine adabına, erkanına uygun olmalı. O yüzden meclislerinizden bir kimse, Kur'an ve sünnetin dışında bir şey yapmıyorsa kovmayın. Ama oraya fitneye, oraya fücre, oraya kötülüğe, beğeneğe geldiyse, orada bir böyle anarşi çıkarmaya, orada bir provokeye geldiyse, orada düzenim vermeye geldiyse, o zaman söyleyecek laf yoktur. Ama öbür türlü kim ne hata yaptıysa yaptı, kim ne kusur işlediyse işledi, kim ne suç işlediyse işledi. Gafir-i rahim olan, şefkatli olan Allah var. Gafir-i rahim ve şefkatli Allah'ın, af peygamberi, şefkatli peygamberi Muhammed-i Mustafa var. Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. O yüzden yolumuz onun yoluysa, biz etrafımızdaki insanlara, şefkat ve merhamet, etrafımızdaki insanlara af saçmamız lazım.
Kıymetli dostlar, şefkatli davranmayanlar, şefkat bilemezler. Merhametli davranmayanlar, merhamet bulamazlar. Af yönünü seçmeyenler, af olunmazlar. Etrafımızdaki hataları, kusurları, eksiklikleri, noksanlıkları, af etmesini bilin. Eşlerinizi affedin, çocuklarınızı affedin, arkadaşlarınızı, kardeşlerinizi affedin. Yanlışlıklarına, yanlışlıkla cevap vermeyin. Yanlışlıklarına, şefkat ve merhametle cevap verin. Onlara af yönünü tutaraktan cevap verin. Yumuşak davranın, iyi davranın. Hoşgörülü davranın, sabırlı davranın. Bugünün insanında eksik olan şey, sabır ve hoşgörü. Bugünün insanında eksik olan, şefkat, merhamet ve af. Bunları üzerimizde bulundurun. Hata yapanın hatasını, muhakkak ki din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır, bize bulup, onu üzmeden, incitmeden, nasihat etmeliyiz.
Ama onu bizim nefsimize karşı, yapılmış olan eksiklikleri ve yanlışlıkları affedebilmeliyiz. öğrettiklerimizin çoğunu, sözlerimizle, bu fiillerimizle öğretiniz ki, o mürid kardeşler, anlayışlı hisseler, edep öğrenirler. Evet, bu eğitiminizi, sözden fazla fiiliyatla yapın. Çok konuşmayın benim gibi. fiiliyatını da gösterin insanlara, iyiliğinizi ve şefkatinizi. Hani Hazreti Mevlana der ya, bizden hata, kusur, suç, senden af, merhamet, şefkat, küçüklerden hata, kusur, suç, büyüklerden af, merhamet, şefkat beklenir.
O zaman siz, af, merhamet, şefkat ederekten büyüyün. Affederek büyüyün. Merhamet göstererekten büyüyün. Şefkat göstererekten büyüyün. Ceza vererek küçülmeyin. Söyleme söyleyerekten küçülmeyin. Doğanı değerekten küçülmeyin. Kötülük yapmak, kötülük yaparakten küçülmeyin. Bu suifilik yolu değildir. Şunu diyebilirsiniz, bizim hakkımızda olacak. Sizin hakkınız varsa, bir hakkınız Allah verecek. Sufi hiçbir şeyde hak görmez. Eğer fiillerinizle insanlar bir şey anlamıyorlarsa, o zaman sözlerinizle, öğütlerinizle onları öğutun.
Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri, kendisinin namazını oynuyor, gördüğü halde öğrenemeyen bebeği, namaza kalktığın zaman, Allah'ın sana en bettiği şekilde, hafif etkar, sonra şöyle yap demiştir. Açhabının istediğiniyle, ödeb öğrendiklerini görünce, onlara, benden gördüğünüz gibi namaz kılın demiştir. Benim kıldığım gibi kılın dememiştir. Benden gördüğünüz gibi namaz kılın demiştir. Çünkü biliyordu ki, kimse kendisi gibi namaz kılamaz. Zira onların yaptığı ameller, yani sufilerin yaptığı ameller, kendisinin yaptığı hakikati karşısında, şekilden ibaret kalırdı. Onlar bunun işlerinin hakikaten erişemezlerdi. O kendisinin zahir hükümlerine uydukları takdirde yetişeceklerini, yani görevlerini yapmış olacaklığını onlara bildirdi.
Çünkü onlar iştiyat ve gayret makamındadırlar. İştiyatları ve mühimleri fiillerine uymaktadır.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.