mustafaozbag.org

272. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Mayıs 2012 · 58:36

Allah gecenizi öylesin inşallah, gününüzünüzü hayırlı öylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı öylesin inşallah, umduklarınıza nail eylesin, korktuklarınıza nâil eylesin, korktuklarınıza nâil su muhafaza eylesin inşallah. Zulmü gören kişi imtihan deyip sabırla beklemeli midir? Yoksa zulmün karşısında durup sonu ne olursa olsun deyip mücadele mi etmelidir? Açıklayabilir misiniz? Allah razı olsun.
Siz bir kötülüğü gördüğünüzde mümkünse elinizle, mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse kalben buğz edeyipten önlemeye çalışınız. Zulüm Allah'ın istemediği bir şeydir. Allah kullarına zulmetmez. Allah kullarının zalim olmasını da istemez. Allah zalimleri sevmez. Zulmeden herkes zalimdir. Zulmün her türlü çeşidi kötülüktür.
Bu ister el ile olsun, ister dil ile olsun, ister bir kurum baskısıyla olsun, ister bir sistemle olsun, ister fikirle olsun, her neyle olursa olsun zulüm zulümdür. Ve zulmün her çeşidi, her dairesi, her noktası bu manada kötüdür ve kötülüktür. O zaman bir kötülüğü gördüğünüzde mümkünse elinizle. Bu uleman tarafından devlet eliyle zulmün önlenmesi olarak nitelendirilmiş. Bu tabi İslam devletinin bulunduğu bir yerde eğer İslam devleti zulmü ve zalimliği engellemekle mükelleftir. O yüzden İslam devleti o zulmü ve zalimliği engellemekle mükellef olduğundan o savaşı o verir. Ama eğer bir kimse bu manada bir zulümle karşı karşıyorsa, İslam memleketi olmayan yerlerde Darül Harp imamları veya Darül Harp meclisi kurulur ki, o Darül Harp imamı veya meclisi bu şeye hükmederekten o kötülüğü eliyle durdurmaya gayret eder.
Mesela Osmanlı'dan sonra Anadolu'yu bir sürü yabancı devletler, yabancı güçler, yabancı insanlar devlete baskı yapmıyor, memleketi işgal etmeye kalkmışlar. O zaman insanların devlet eliyle o zulmü, devlet eliyle o işgali durdurmak için beklemeleri ahmaklık olur. Orada her bölgede, her toplu bulunan yerde bir Darül Harp imamı, bir Darül Harp emiri seçilerekten ve o emirlerin bir meclisi olur, Darül Harp meclisi, o Darül Harp meclisi veya istişare kurulunun karar alarak böyle bir zulmü durdurmaya gayret eder ki, bunu da din kapıyı açık bırakmıştır, hatta farzayın noktasında görmüştür.
O yüzden zulmü sabırla gitmesini beklemek zayıfların elametidir, zayıflığın elametidir. Bu noktada dahi o kimse kalben buğuz ederekten o zulmü önlemeye çalışır. Bir yerde yalan söyleniyordur, bir yerde gıybet ediliyordur, kısaca bir şey. Siz orada bulunmak zorunda kalıyorsunuzdur. Orada elinizle ve dilinizle yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Orada kalben, oraya ait olmadığınızı, orayla alakanızın bulunmadığınızı gösterirsiniz, niyetinizle ve ondan kurtulmuş olursunuz. Hiç olmazsa orada mesela haram işlenen bir yer zulümdür. Yahu burada kardeşlerimiz, arkadaşlarımız sohbet esnasında konuşmayın, sohbet esnasında gıyırtı yapmayın denildiğinde, ondan sonra bana telefon açılıyor.
İşte bu kardeş neden bize böyle söylüyor. Söylediği halde böyleyiz. Ola ki insanlar orada zayıftırlar Müslümanlar.
Ola ki orada güçsüzdürler. Bu zayıf ve güçsüzlükleri noktasında o insanlar değişik stratejiler uygulayaraktan o zulümden kurtulmaya, kurtulmak için mücadele ederler. Burada strateji söz konusudur. Oturup sabretmek bazen bir strateji midir? Evet. Ama İslam hiçbir zaman oturup sabretmemiştir. Müslümanlar hiçbir zaman oturup sabretmemişlerdir. Kötülüğün, zulmün koru gezdiği bir yerde dahi Müslüman aktif olmak zorundadır. Kendince strateji üretip, İslam'da çünkü mesaj açık, faaliyetler gizlidir. Eğer İslam, İslam hukukuyla, hükmüyle hükmedilmeyen bir yerde neş-i neva olmaya çalışıyorsa, orada mesaj açık, faaliyetler gizlidir. Yani orada nasıl bir faaliyet olacağını, orada nasıl bir faaliyet gösterileceğini, orada ne zaman ne yapılacağının faaliyet noktasında gizlidir.
Ev sohbetleri mi yapılacak, dükkan sohbetleri mi yapılacak, bir kişi bir kişiye mi geçecek, tek tek mi insanlar dolaşılacak, bir kişi bir kişiden mi sorunlu olacak, bir kişi beş kişiden mi sorunlu olacak, sorumluluğunda kimler var, hani tabiri caizse hücresel faaliyet gibi faaliyet gösterir, İslam oradaki zulmü, oradaki karanlığı, oradaki serkeşliği, hayra çevirmek için, orada hayrın, iyinin, güzelliğin, hakkın hakim olması için mücadele eder. Kenarda oturmak İslam değildir. Bunu değişik yerlerde, değişik zamanlarda, değişik noktalarda algılayamayanlar, anlayamayanlar, bunu böyle işte otursan evinde sabret, deyip de insanlara böyle söylemeleri, hakkın hakim kılınması için mücadele etmekten uzak olan, hatunun koynundan çıkamayan, çocuğunun bokunun kokusundan ayrılamayan, zararlı insanlardır.
İşinden feragat edemeyen, eşinden feragat edemeyen, çocuğundan feragat edemeyen, evindeki rahatından feragat edemeyen, ve aman başıma bir şey gelir, korkusuyla, düşüncesiyle, evinde oturan insanlar için, geçerli olan bir sözdür bu. Onlar üretirler bunu. İslam'ın hiçbir döneminde, faaliyetsiz bir zaman geçmemiştir. İslam'ın hiçbir döneminde, hiçbir yerinde direnişsiz, bir dönem geçmemiştir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin eli, bir mescit gibi, bir zikirhane gibi, bir tekke gibi, bir ibadethane gibi, bir tebliğ evi gibi, harıl harıl çalışırdı. Müslümanların evleri bu noktada bir dershane, bu noktada bir zikirhane, bu noktada bir mescithane, Müslümanların evleri bu noktada bir medrese gibiydi.
Ve İslam öyle hakim oldu. Ve İslam öyle büyüdü, öyle gelişti. Sufiler de İslam'ın bu ilk gelişme ve ilk serpilme zamanlarına kendilerine distur edinirler. Sufiler, o yüzden yönetimin İslam olmadığı her yerde, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Mekke dönemindeki metodunu uygulayarak, her evi bir zikirhane, her evi bir mescit, her evi bir madrese haline getirip, orada İslam'ın yaşanması ve yaşatılması için mücadele gösterirler.
Dini yaşamak için, dini başka insanlara da anlatmak için, mücadele örnekleri İslam tarihinde çoktur. O yüzden kenarda oturup, biz sabrediyoruz demek, İslam ahlakı değildir. İslam düsturu değildir, İslam'ın stratejisi de değildir. Bir kişi dahil olsanız, anlatabilecek, davanızı aktarabilecek, inancınızı, imanınızı bir kimseye aktarabilecek bir şahıs, bir insan, bir topluluk bulmak için mücadele etmek zorundasınız.
Eğer bir yerde kötülük var ise, o kötülüğün orada devam etmesinden Müslümanlar da sorumludur. O kötülükle mücadele etmeyenler, o zalimlerle ve zulümle mücadele etmeyen Müslümanlar, Allah muhafaza eylesin, imanlarını yeniden tazelemeleri gerekir. Çünkü iman, kötüyle, zalimle, zulümle mücadele etmeyi emreder. Bu mücadelenin esasları, bu mücadelenin stratejileri, bu mücadelenin bu noktadaki planı, programı, o mücadelenin içinde bulunan varsa imamları, varsa şehirleri, varsa üstadları, varsa ismi, makamı, lakabı ne olursa olsun,
onların etrafında, plan ve program çerçevesinde, strateji çerçevesinde, zalimlerle ve zulümle, ve karanlıkla ve kötülükle mücadele etmek esastır. Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık. İnsan çabalayarakten kaderini değiştirebilir mi? Bu ayeti kerimeyi açıklayabilir misiniz? Zıhra Hanım demiş. Kader mutlak, kader olarak bir insanın ölümüdür, dövümüdür, güneşin dövmasıdır, batmasıdır, veyahut da dünyanın, güneşin etrafında kaç derecede, kaç saniyede, kaç metredir, dönmesidir.
Bunların hepsi de mutlak kader hükmündedir. Bu da değişebilir mi? Her cevap değişebilir. Ve işte Cenab-ı Hakk için kolay olmayan, zor olan hiçbir şey yoktur. Allah için her şey kolaydır. Allah istediğini istediği anda evirir çevirir değiştirir. İnsanın kaderini de değiştirir. İnsanın hayatını da değiştirir. Ama bu değiştirmesi, insanın kendi durduğu noktayı, kendisinin değiştirme arzusuyla alakalı. Cebriyencilik yoktur. Bizde kaderiyencilik de yoktur. Cebriyencilik nedir? İşte o kimseye zorla içki içirilmiştir. Cebriyencilik budur. Kaderiyencilik nedir? O da der ki, benim kaderimde içki içmek varmış içtim. Birbirine yakındır.
Yani cebriye noktasında bir kimse de der ki, ben zorla namaz kıldırıldım. Bunun gibi. Biz cebriyenci değiliz, kaderiyenci değiliz. Bizim bu noktadaki durduğumuz nokta, bizim kendi idrakimiz var. Cenab-ı Hak cüz-i irade noktasında bize bir idrak vermiş. Bir irade vermiş. Biz bu irademizle kendimiz hayrı, iyiyi, doğruyu, güzeli seçmeye çalışıyoruz. Bunları da yaratan Allah'tır sonuçta. Kötülüğü de seçsek, kötülüğü yaratacak olan Allah'tır. İyiliği de seçsek, iyiliği yaratacak olan Allah'tır. Yalnız biz şeytan gibi düşünmeyiz. Biz Adem gibi düşünürüz. Şeytan gibi düşünmek şudur. Şeytan, Kur'an-ı Kerim'de, Ayet-i Kerim'de geçiyor ki, madem ki sen beni saptırdın, ben de senin yeryüzünde kullarını saptıracağım diyor.
Şeytan kendi haliyle, kendi lisanıyla, kendi diliyle, kendisinin saptırılığını Allah'a izaf etmiştir. Demiştir ki, beni saptıran sensin. Oysa Adem Aleyhisselam öyle edememiştir. Ben nefsine zulmedenlerden oldum. Beni affet demiştir. Ve kendi üzerindeki eksikliği ve noksanlığı üzerine almıştır. Oysa o eksikliği, noksanlığı yaratan da Allah'tır. Belki de perdenin gerisinde o eksikliği, o noksanlığı, dil eden da Allah'tır. Ve o tahmin neticesinde Adem Aleyhisselam, o yasağı çiğnedi. Ama Adem Aleyhisselam, burada öyle bir kapı araladı ki, o bir peygamber de, o kapıyı aralatan da ona Allah'tır. Bu manada.
Ve öyle bir kapı araladı olarak, şeytanın nesliyle, Adem'in neslini ayırdı. Sakın ha, Adem gibi görünen insanların içerisinde, herkese Adem zannetle, onların içinden de şeytanın nesline hizmet eden, şeytanlaşmış Adem'ler görebilirsin. Çünkü Adem Aleyhisselam, Allah'ın takdirini, Allah'ın tecelliyatını, yaşattığı, yarattığı şeyi, kendi nefsinin üzerine aldı.
Allah'ın da ki de, Allah alem öyledir. Allah'ın en çok hoşuna giden şey o oldu. Oysa Cenab-ı Hak kendisinin takdir ettiği, ve kendisinin yaratmış olduğu o eksikliği, Adem kendi üzerine almakla, Adem hikmetin misali ve timsali oldu. Adem yeryüzünün halifesi oldu. Adem, bu noktada peygamberlerin zahiri babası oldu, insandan da zahiri babası oldu. İşte edep, işte bu noktada alçak gönüllülük, bu noktada tevbe noktasında durma, bu noktada eksiklikleri ve noksanlıkları kendi üzerine alma, Adem'den beri, Adem soyundan gelenlerin şiarı oldu. O zaman kader dediğimizde, bizim yaptıklarımız vardır. Ve Cenab-ı Hak değiştirebilir mi? Değiştirir. Sen kötülerle beraber olursan, kötülerden olursun.
Kötülerle beraber olma isteği senin nefsinden gelmiştir, sen de ona uymuşsundur. Sen yalancılarla beraber olursan, yalancılara alışırsın, ve yalancılarla beraber olmak senin işindir. Sen aldatanlardan olursan, aldatanlarla beraber olursun. Sen salihlerle beraber olursan, salihlik bulaşır, onların yanında salihlerden olursun. Sen bir mürşidin, bir üstadın, bir şeyhin dizinin dibinde oturursan, gerçek manada, o zaman sen edebe, adaba, erkana, ahlaka bürünürsün ki, o seni iyilerden eder. Ama sen şeytanlaşmış, insanların yanında gider oturursan, şehrete, hevai, hevese, yanlışa, eksiğe, zulme, zalimliğe, kötülüğe, karanlığa doğru kucak açarsın ki, bu senin kendi elinle işlediğin bir şeydir.
İşte Allah sizin önünüze ve kendi ellerinizle işlediklerinizi önünüze koyar. Sen kötülüğe kapı açarsan, o kötülükten kaç kişi geçerse ondan nasibini alırsın. Sen bölücülüğe kapı açarsan, o bölücülükten kaç kişi geçerse, sen nasibini alırsın. Sen yanlışlüğe kapı açarsan, o yanlışlıktan kaç kişi geçerse, sen o yanlışlıktan nasibini alırsın. O yüzden kader dediğimiz olgu, insanın kendi elleriyle örülmüştür bu noktada. O zaman sen şunu söyle deme, ben bu yanlışlıkla, bu eksiklikle, bu kötülükle neden karşı karşıya kaldım deme. Senin önünde senin işlediklerin vardır. Senin önünde senin yaptıkların vardır. Sen edepsizlik yaptıysan, muhakkak ki sen edepsizliğin sonucunu göreceksin.
Sen kötülük yaptıysan, muhakkak ki sen kötülüğün sonucunu göreceksin. Sen hırsızlık yaptıysan, hırsızlığın sonucunu göreceksin. Sen küstahlık yaptıysan, muhakkak küstahlığın sonucunu göreceksin. Sen harislik yaptıysan, muhakkak harisliğin sonucunu göreceksin. Sen cömertlik yaparsan, sen cimrilerden yazılmazsın. Sen iyilik yaparsan, sen kötülük yapanlardan yazılmazsın. Sen salihlerin ameliyle amellendiysen, sen şeytanlaşmış insanların ameliyle amellenmişlerden yazılmazsın. O zaman senin elinde senin yaptıkların vardır. Senin bulacağın şey senin yaptıkların vardır. Geçmiş kitaplarda geçmiş ahitler böyle yazar. Ateş eken kor biçecektir. Sen ateş ektiysen kor toplayacaksın. Sen budayı ektiysen buday toplayacaksın.
Sen şeftali ektiysen şeftali toplayacaksın. Sen ayrılık ektiysen ayrılık toplayacaksın. Sen edepsizlik ektiysen edepsizlik toplayacaksın. Sen aşıklık ektiysen aşıklık toplayacaksın. Döğmenin dinimiz için bir kusuru var mı, abdest olur mu, yapıldığında ne gibi hükmü olur. Döğme şeytanın işidir. Döğme yapanlar şeytanın sanatını icra ederler.
Şeytan yeryüzüne koyulduğunda Cenab-ı Hakk'a dedi ki ben de senin kullarını saptırıcılardan olacağım. Senin kullarını saptıracağım. Senin o kullarının üzerine götürdüğün fıtratı bozduruculardan olacağım. Onları yıldızlara taptıracağım. Onları facileye taptıracağım. Onları büyücülüğe alıştıracağım. Onları fıtratı bozucu her türlü şeye alıştırmaya çalışacağım. Bunlardan birisi dövmedir. Dövme fıtratı bozmadır. Bir kimse kendi fıtratını bozar. Ve o kimse o fıtratı bozarken dövmeyi yapan kimse çok büyük günah kebar işte. Ve dövmeye gerçekten inanarak yaparsa hatta dövmeyi helal görürse o insan küfür ehl olur. Ama İslam öncesidir.
İnsanlar dinle sonradan tanıştı. Üzerinde dövmesi var. Cahiliye döneminde, cahillik döneminde bir dinle tanışmazdan önce üzerinde bir dövmesi olan bir kimse var. Dövme yaptırmış kendisine. Dövmenin harap olduğunu bilmiyormuş. Veyahut da kulaktan dolma bir şeyler biliyor. Ama gerçekten İslam'a tam manasıyla inanmamış. O kimse mümkün ise kendisini ameliyatla düzeltebiliyorsa ameliyatla düzeltecek ki bu biraz çok zor. Sırayla estetik ameliyatlar lazım. Bildiğim kadarıyla. Bu biraz zor bir yol. Ama bunun için o kimse üzerinde dövme var. Tövbe edip abdest alacak. Tövbe edecek. Abdestte abdest. Onun için tövbe edecek. Bu hadis-i şerif vardır. Hadisi kutsu ile elebilir. Allah affetsin beni karıştırdıysan. İşlediğiniz günahlara yetecek kadar tövbe edin.
Mümin tövbe eder. İnsan yeni Müslüman olduğunda günahlarına tövbe eder. İslam olmuştur, yeni tanışmıştır. Tövbe eder günahlarına, kusurlarına, eksikliklerine. Ardından tövbesi devam eder. Artık o geçmiş günahlarını, geçmiş kusurlarını tövbe eder. O esnada anlık yaptıklarına da tövbe eder. Bir müddet sonra o kimse gafletine tövbe etmeye başlar. Anlık unutkanlıklarına, anlık böyle düşüşlerine tövbe etmeye başlar. Tövbe farklı bir kapıdır. Herkesin anlayışı, herkesin kavrayışı farklıdır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri günahtan münezzeh olmasına rağmen o tövbe ederdi. Hazreti Ayşe validemiz de bunu sorduğunda ben hakkıyla kulluk eden bir kimse olmayayım ya Ayşe demişti.
Aşık tövbe eder. Aşığın tövbesi ise ilk başlangıçta ben bu güzelliği göremedim. Ben bu güzelliği fark edemedim. Ben neredeydim de seni göremedim. Ben neredeydim de seni tanıyamadım. Ben nerelerde bocalıyordum ki? Ben hangi çomurlara baktıydım? Ben hangi karanlık dünyada dolaşıyordum ki? Senden o kadar uzak kalmışım der. O yüzden dövme yapanlar da bu noktada tövbe edip abdestlerini alacaklar, namazlarına devam edecekler. Burada kardeş istişareye nasıl yatılır demiş. Herhalde istihare olacak bu. İstihareye yatınca kesin doğru rüya görürünüz. Yani şeytanı rüya görme şansımız var mı? Teşekkürler demiş.
İstihare uykuya yatılır etten yapılmaz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin istiharesinin tarifi öyle değil. Bir kimse bir konuda nasıl karar vereceğini bilemiyorsa ve istişare edecek hiç kimsesi yoksa o zaman istihare yapar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri istişareye önem verirdi. Mesela sufi kardeşler burayı belki de anlamakta zorluk çekebilirler veya burayı ilk defa dinliyor olabilirler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri uyuda çıkmazdan önce rüyasında görmüştü Uhud'un ne olacağını.
Ve Uhud'un ne olacağını gören Hz. Peygamber istişare yapmıştı. Ve istişare yaptığında istişareden çıkan karara uydu. Her ne kadar ashab sonradan geri dönse senin dediğin gibi olsun ya Resulullah deyince bir peygamber zırhını giydiyse çıkarmaz dedi. Oysa rivayetler var gecesinde onu rüyasında görmüştü Uhud'la alakalı.
Ve rüyasında gördüğünde yakın bir kimsenin çok sevdiği bir kimsenin şehit olduğunu da görmüştü. Ve bozgunu da görmüştü Allah'u alem. Benim hadis şerhden çıkardığım sonuç o. Allah'u alem peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Uhud'da yaşanan o karmaşalığı bozgun demeyeyim Allah beni muhafaza eylesin inşallah. O kargaşalığı o karmaşalığı da olmuştu. Ama Hz. Peygamber öyle bir edep, öyle bir insan, öyle bir mağfiret peygamberiydi ki ve arkadaşlarına öylesine değer verildi ki arkadaşlarının istişaresine tabi oldu peygamber olmasına rağmen. Burada Hz. Peygamber'in çok büyük bir ahlakı çıkıyor ortaya. Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin.
Ve rüyasında gördüğü halde zahire tabi olma, rüyasında gördüğü halde istişareye tabi olma, rüyasında gördüğü halde, rüyasında gördüğü halde, o kadere adım adım gitme, rüyasında gördüğü halde, o sona adım adım gitmenin rahatlığı vardı. Çünkü Allah'a teslimdir. Bu sufilerin içerisinde görünmeyen perdede, perdenin arkasında cereyan eden olaylardır. Sufiler burada yıkılırlar. Nasıl yıkılırlar? Alanında bir şeyin nasıl olacağını görürler. Ve nasıl olacağını gördüğünde, zahire tabi olmazlar. rüyalarına bakaraktan o ateşin içine girmek istemezler ki, bu nefistir. Burada çok kardeşler kılmıştır. Ardışı gün gelip, Allah rahmet eylesin şeyhime, efendim ben rüyanda gördüm, böyle böyle olacaktı, o yüzden gitmedim demişlerdir.
Aynı meseleyi bana şeyh efendi sorduğunda, evladım sen rüyanda görmüyor musun? Böyle olacağını dediğinde, ben rüyanda görsen de, bir vazife varsa giderim efendim demiştim. Ben rüyanda batacağımı bilsem dahi, bir vazife varsa orada batacağımı bile bile yürürüm. Bana söylenmiştir, üstadım bana emretmiştir, bu yoldan yürü diye, ben batacağımı bilsem dahi yürürüm. Ayağıma diken batacak dahi yürürüm. Sufiler, vermişler, üstadınız size bir yol çizdiğinde, aklınıza uymayın. Sufi, uymaktır. Sufi, üstada uymaktır. olan kimse, üstadın yerindesinde gitmeyecek olan kimse, üstadın izinde, Kur'an ve sünnet dairesinde olduğu müddetçe, yürümeyecek olan kimse.
Sufilikte işi yoktur. Tasını tarağını toplasın, işine baksın. Tasını tarağını toplasın, işine baksın. Herkes sufi olacak diye bir kaydı yok. Herkes vermiş olacak diye bir kaydı yok. Herkes sufilikte yol gidecek diye bir kaydı yok. Yok böyle bir kaydı. Herkes açık olmuş olsaydı, sufi toplulukları dolardı. Sufiler de buna çok ölçü olarak, çok azımız iman etti diye. Ayeti kerimeyi kendilerine ölçü tutarlar. Çok azımız iman etti. O zaman sufi için, üstadın yürürlüsünde, izinde gitmek vardır. Ben rüyamda gördüm de, kaza yapacağıydım da, o yüzden gitmedim. İyi ettim.
Sana gitmemiş miydi? Evet. Gitmedin, kaybettin. Keşke kaza yapsaydın. Gitseydin de, kaza yapsaydın da, madalyanı takaylardı gazi diye. Keşke üstadın yörüngesinde yürüseydin de, zorluk çekseydin. Keşke. İşte istiharaya, imanada rüyaya yapmak değildir.
Bu sonradan, ulemanın, zehir müslümanlar için, zehir müminler için, önlerine koyduklarım yorulur. Yor, Resulullah sallallahu ve sellem hazretleri yorulacaksa, yataraktan rüya görülmez. Yatta görülür. Yataraktan rüya görülmez. Yattığımda rüya, kim bilir hangi hatunun kucağında, kim bilir hangi adamın dudağında olacak. Yataraktan rüya görülmez. Rüyaya görülür. Yataraktan rüya görülmez. Yatken görülür.
Yattığın zaman şeytan sana vesvese verebilir. Şeytan seni kandırabilir, aldatabilir. Rüya, namazdan sonra görülür. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, istiharaya bize tarif ederken, o kimse diyor, iki rekat Allah rızası için namaz kılar, namazdan selam verdikten sonra, istiharaya duasını okur. Ve kalbine gelene göre hareket eder. Müslüman sen yataraktan rüya göreceğim diye uğraşıyorsun. Yolun yanlış, sünnet-i Resulullah değil. Ben sünnet-i Resulullah'ı söylemekle mükellefim. Birileri sana git yat rüya gör der. Ben yat rüya gör diyenlerden değilim. Müslüman ayar. Uyuyor.
Bir tane anlansın, ben zikrullah'a giderken, başa giderken, sohbete giderken, önüne filanca geldi desin. Desin ki arabanın önüne geldi Emir Sultan Hazretleri, arabanın başında yolunu takip ettirdi benim. Şuradan giden buradan çıksam dedi desin. Bir tanesi gelsin desin ki, Hazreti Mevlana geldi aileye de. Sen dedi desin. Yolda yürürken, arabada giderken, semaya giden, zikre giderken. Arabalarda dövmeyi doldur, köfteyi doldur, hamur işini doldur. Ye Allah ye, ye Allah ye. Nereye gidiyorsun? Zikrullah'a gidiyorsun.
Zikrullah'a mı gidiyorsun, pikniğe mi gidiyorsun? Derviş pikniğe giderken, daha ödepli olacak. Ye Allah ye. Karmalar, dolmalar, köfteler, börekler, çörekler. Yiyin için, yiyin için. Bu dünyayı yemek içmek için, gelenler yiyecekler, içecekler, uyuyacaklar, uyuklarında da bol bol rüya görecekler. Herkes istihar yapıyor. Neyi biliyor musunuz? Eğlenecek olduğu kıza, eğlenecek olduğu adama, bir iş açacak, açacağı işe, araba alacak, alacağı arabaya, ev alacak, krediyle, alacağı eve, tarla alacak, alacağı tarlaya, bir işi var, bir iş daha açacak, alacağı işe, yaşacağı işe, aman Müslüman, zarar etmesin.
İşinden, aşından, eşinden, parasından, pılından, rahatından, bir şey eksilmesin. Habire istihareler yapsın, rüyaları yaksın. Rüyasında bir ak sakallı dede gelsin, bir tane daha iş yeri aç desin. Bir ak sakallı dede gelsin, sen bu kızı al desin. Bir ak sakallı dede gelsin, sen bu oğlana al desin. Bir ak sakallı dede gelsin, sen bu oğlana al desin. Bir ak sakallı dede gelsin, arabaya al desin. Bir ak sakallı dede gelsin, onun işine, aşına, işine dua etsin. O daha zengin olsun, o daha iyi olsun. Aman bir ak sakallı dede gelsin, onun hastalığına dua etsin. Bir ak sakallı dede gelsin, ona üflesin. Onun ayağına diken bakmasın, gözüne çöpel kaçmasın. Bir ak sakallı dede gelsin, ona üflesin.
Aman onun hiçbir tarafında bir eksiklik olmasın. Bütün herkes o ak sakallı dedeyi beklemiyor mu? Bir ak sakallı dede beklemiyor hiç kimse. Kalk, yarın filanca yara derse gideceksin. Bir ak sakallı dede beklemiyor hiç kimse. Kalk, cebimdeki son kuruşa kadar daha. Allah için mücadele et, Allah için sohbet et, Allah için seba et, git Allah için zikret, git Allah için yürü.
Böyle bir ak sakallı dede beklemiyor kimse. Böyle bir şeht de beklemiyor kimse. Böyle bir veli de beklemiyor. Böyle bir kamil de beklemiyor. Öyle bir şeht istiyoruz ki biz. Har dediğimize evet desin bizim. Gidelim efendim, hanım bana çenkin. O iyi, ben bir dua edeyim, hanım olsun. Gelsin efendim, adam bana şunu yaptı. Bir dua edeyim, hanım gözü kör olsun. Efendim, benim işim kötü gitti. Bir dua edeyim, altın aksın senin işine. Efendim, bir dua et sen şu arabaya. Ha bir dua edeyim, araba kendilerinden değişsin. Hep bir ak sakallı dede bekledik. Dünyamızı mağmur etmek için. Hep bir ak sakallı dede bekledik. Karı sızlara adam, adamlara, adamsızlara adam versin diye.
Hep bir ak sakallı dede bekledik. Çocuksuzlara çocuk versin. Çocuğu olanların akıbetleri hayır olsun. Hep bir ak sakallı dede bekledik. Bize el versin. Ak sakallı dede bekledik. Bizim işimiz olsun. Ak sakallı dede bekledik. Aman bizi hastalıktan kurtarsın. Şirk ki şirk. Şirk ki şirk. Niye istihar yapacağım? Evlenmeye. Ki geldi senin önüne? X kimse. İstişare et, evlen. Kanı bozulmuş, bitmiş, bitmiş. Allah yoluna açıletsin. Kaderim bulmuş da yürü. Bozulmuş, gitmiş, gitsin. Korkuyorsun. İste iş.
Baktıysan battın. Çıkarsın bir daha. Yok ki öyle hayatı yaşayan. Kardeşler, hayat değişmiyor. Ben bayındırdayken, bayındır da benim zakirliğimden hoşnut olmayanlar vardı. Benim zakirliğimden hoşnut olmadıklarından dolayı şeyhime beni şikayet ediyorlardı. Onlar hala da şikayet faslındalar. Hiçbir yere derviş değiller. Onlara da zik geliyordum ben. Şeyhime demişlerdi ki, efendim biz kendi aramızda toplanabilir miyiz? Şeyh Efendi de, tabii toplanalım oğlum demişti onlara. Üç dört kişi onlar toplanıyorlardı. Çay, çorba, çerez, muhabbet, kakara, kukara. Oh ne kadar hoş.
Biz minibüs tutar giderdik, onlar kendileri giderlerdi. Biz girerdik, arkamızdan onlar girerdi. İç dört kişi. Hayat hep benim insanlarla doludur. Ödemişle görüştüm, ödemişle daimiydi. Oluştulur şeytan, üç beş kişilik bir grup orada. Memnuniyetsizler grubu. Ödemişle halbuki dokuz ay kalmıştım, dokuz ay içerisinde memnuniyetsizler grubu oluştu. İnsanlar istişareye önem vermezler. Heva ve heveslerine önem verirler. İstişarenin ehemmiyeti için söylüyorum. Bursa'ya geldim, Bursa'da da aynıydı. Bursa'da biraz bunu gecikmen oldu, beş altı yıl sonra memnuniyetsizler grubu oluştu.
Hayatı yaşayın. Hayatı yaşayın. Kendi kendime düşünüyorum. Ya insanlar bu kadar istihare yapacaklar mı, istişare yapsalar ya, ama istişareden çıkacak sonuç hoşlarına gitmez. İşte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin rüyasında görse dahi, görmüş olmasına rağmen istişareye önem verdi. Ya hatı kerimede de dedi, sen işlerini istişareyle yap. Ve istişareden bir karar çıktığında onda sabit dur, onun arkasındadır, onun üzerinde yürü. Rüyanda gördüğün gibi yap demedi. O zaman istişare önemli. Evlilikte, işte, açta, her şeyde istişare önemli.
Git ehliyle istişare et. Git ehliyle istişare et. Benim ilacım acı gelir size. Benim yolum acı gelir size. Yapamazsınız çünkü. Yapamazsanız da muhanenizde bu sefer sorumlu olursunuz. İşte Hazreti Peygamber de rüyasını o yüzden nakletmedi. Eğer rüyasını nakletseydi, onlara bastırsaydı, onlar da yapmamış olsaydı, hepsi de helak olurdu. Onları helaktan kurtardığı o müşrik bir peygamberdi. Onları helaktan kurtardığı o şefkat timsali bir kimseydi. Üstadlar da onların yolundan gider. Şefkat ve merhametle davranırlar. Birisi bir şey söyler, elli tamam sen oradan git der.
Oysa bütün herkes o ölçüyü biliyordur. Oysa bütün herkes kaideyi biliyordur. Oysa bütün herkes gidilecek olan yolu biliyordur. Gidilecek olan yolu bütün herkes bilir. Bu dergâhta da herkes bilir. Gidilecek olan yolu, fiyerarşi, gidilecek olan anı istikamete, vallahi billahi bilir. Tüm herkes. Ama o helahüves var ya. Ama o şeytan var ya. Ama o nefis var ya. Ama o ölçümüzdeki iç temizlik var ya. Bizi alın götürür başka cenahlara. Adam gelir bana işte ben Adnan'ın dersine gitmesem de Hüseyin'in dersine gitsem olmaz mı diye sorar ben de olur mu derim. Kalbi daralmasın, içi gitmesin, ulan gitsin Allah'a izin kılsın diye olur derim.
Oysa bilir o edebin ne olduğunu. Hadi gibi bilir. Gelir Hüseyin'in dersine gitmesem, Adnan'ın dersine gitsem olur mu der Hüseyin'in mahallesinden. Ben de aman derssiz kalma git derim. Aslında hadi gibi bilir onun oraya. Yahu kasıtlı bir şekilde bir başka yere gitmenin yanlış olduğunu. Adı gibi bilir. Adı, adı. Adından daha iyi bilir. Daha iyi bilir. Ama gel gör ki nefis insanı al aşağı eder. Çekemez nefis birinin kahrını, cevrini. Aslında çekemediği üstadının cevridir. Aslında çekemediği yolun cevridir. Siz zannedersiniz ki Mustafa İbrahim çekmedi hiç.
Sizin namusunuza dil uzatan insan gelir sofranızda yemek yer, üstadınızla beraber. Sizin ahlakınıza, haysiyetinizde, şerefinize dil uzatan kimse gelir üstadınızla sofranızda yemek yer. Çekersiniz cevrinizi. Hiç unutmam. Allah rahmet eylesin. Beyim burada yemek veriyoruz. İlk zamanlar. Annem evi bıraktı gitti. Ben adamlara yemek mi yapacağım? Yapmam adamlara yemek bir sürü adama dedi. Kaldım ben meydanlara. Benim hep böyle meydanda kalışlarım çoktur handelsin. Kalırım ben meydanda hep. Alışkınım. Tabi ta öncesinden, daha dergaha girmezden önce meydanlarda kalmaya alışkınım ben.
Bir kurum fasulyeyi bir pilav yapacak. Mübarek kadın bıraktı gitti. Dedi ki kim yapıyorsa yapsın. Ben adamları burada bir sürü dil kadınım dedi. Ben burada yemek mi yapacağım dedi. Anasının evine gitti. Para yok, pul yok, hiçbir şey yok. Bir kilo kurum fasulyeden, bir kilo pilav pirinçten, işte birkaç kilo bu kadar işte. Yok o kadar. Yok bile. O zaman ben de trenin zatirine dedim ki abi burada dedim yedirecek, içirecek çok yer yok. Bize dedim şey efendi gelsin, birkaç kişi yanında, bir arabalık. Bizim zaten beyim buradan arkadaşlar var. Bir baş başa kalalım dedim şey efendiyle. Dikkat edin. Biz şey efendiyle baş başa kalamıyoruz yani.
Öyle bir yani bayındırılar olarak daha böyle baş başa kalamadık hiç. Böyle oturup bir derdimizi anlatamadık. Bir gönlümüzü sere sere bakamadık. Biz seyredemedik. Biz de şuyuz diyemedik daha. Diyemedik. Geleceğini görüyorsun rüyamızda. Hiç haberimiz yok. Bize kimse haberler vermiyor. Gelecekti, geçecekti, şu olacaktı, bu olacaktı diye. Kardeşler. Şimdi internette var bütün her şey. Olmuyor. Telefon açıyorlar dedi bana. Efendim haberimiz yoktu sizin geleceğinizden. Gözün kırı olmasın senin. Tek tek hesap verecek ya oradaki zakir, oradaki çavuş kimse. Söyleyecek ya o deyefendiye, o hanımefendiye. Öyleyiz şimdi.
Bize haber meğer veren yoktu öyle. Biz bekliyoruz tabi ben bekliyordum bir arkadaş vardı o zaman. Lokantacı. Dedim şundan kuru fasulye pişir, bundan da pilav pişir. Tencerenin içerisine koy gel. Kulakların çınlasın. Nuri de ondan sonra işte tatlı aldı geldi. Bir dar yoğurt aldı geldi oktay. Geçmiş gün içinde öyle hatırlıyorum. Öyle kaşık çatal bizde yok fazla. İki cız odamız var zaten evin arkasında. Önce bir küçük fort minibüs geldi. İnen iniyor içinden. Ardından kocaman 302 geldi. İnen iniyor içinden boyuna. Ardından bir taksi daha geldi, bir taksi daha geldi. Bizim oturacak evde yer yok zaten. Herkes bahçede, evin bahçesinde ayakta duruyor, konuşuyor boyuna.
İçimden diyorum ki Allah'ım diyorum ya. Bu nasıl bir imtihan? Hayatımda önce öyle bir şey yaşanmamışım. Meyane kapatmışım, palyon kapatmışım. Gelene yidirmişim, içirmişim. Masamda bir Allah'ın kulu elini cebine atamamış. Mustafa Özbağ öyle bir Mustafa Özbağ. Meyanenin hesabı edenecekse ben de hesaplayıp meyaneden çıkmış çıkmış gitmiş adamım. Öyle 10 kişi, 20 kişi, 50 kişi yemek yiyecekmiş. Mustafa Özbağ ne ayrı da korkacak öyle şeylerden. Millet geliyor, dermiştik, enteresan bir şey. Yok o zaman. Gayrimeşrude para çok. O zaman yok. Gayrimeşrude çok. Helalde yok. Yok. Benim tamam ya bugün tam imtihan. Kırdık sofraları.
Allah'a emanet eylesin. Biz yıkırla, biz yıkırla. Hey o Mustafa Efendi yemekleri dedi. Biz de atıyoruz boyun yemekleri. Yiyen gidiyor, yiyen gidiyor bana ağlıyorum artık. Bitti benim işim. Yani o yemeğin ne kadar olduğunu bilen benim. Oktay bir ara geldi. Abi ne oluyor dedi. Dedim Oktay sus. Bozma dedim kerameti. Tamam abi dedi Oktay. Oktay halden anlıyor. İçeriden zannediyorlar ki çok yemek var. Taşıyoruz biz böyle dışarı. Yani böyle tevatür, abatmayı çok sever dervişler. Hani üstadlarının kerametin ama. Yani yüz elli kişi yemek yedi o gün. Bakın imtihana bakın. En son hiç sevmediğim adam geldi. Davetli Bilal Bey'le. Selamünaleyküm, aleykümselam Şeyh Efendi.
Biz sarmaştılar Şeyh Efendi'yle. Şimdi dervişlik adabı var ya Şeyh Efendi'nin sakalını böyle açıyor mu var ya. Küsülen böyle ona yapıyor yalakalık yalakalık. Ağzını burmurma adamım. Şeyh Efendi de ona böyle şefkat merhamet gösteriyor. Tamam Mustafa Özbahtedim. Yapacak bir şey yok. Mustafa'nın oğlum getir yemek. Hakan getirdik biz tabi yemeğe getirdim. Şimdi Şeyh Efendi onun ağzına veriyor kaşığı. Diyor imtihana bak ya. Yenilik var ya tabi. Türk yok. Ardından tatlı getirdik. Tatlıdan Şeyh Efendi'nin ağzına veriyor. Ya bakalım. O da öylesine yemeği sever ki. Gözümün önünde üç tabak ciğer kavurma yemişti. Üstüne pilav yedi. Üzerine tatlı yedi. Öyle yemek yedi kimse.
Türk yok bende. Bir derdi içirdi Şeyh Efendi onu. Uğurladı onu. Gönderdi. Tabi hizmet. Hizmeti devam ettik biz. Sonra da hadis-i şerifi öğrendik. Hazreti Ayşe Validemizin sözü. Biz Hazreti Resulullah'tan gelenin konumuna göre davranmayı öğrendik. O zaman o iş öyle değil.
O dikenli yolda yürümek lazım. Rüyanda görsen de yürümek lazım. Demirtaşlı İsmail nerede? Geldi mi? Kaza yapacağını rüyanda görmüştün değil mi? Daha rüyanda anlatırken ne dedim? Sus dedim. Biliyorum dedim değil mi? Biz şimdi Allah rahmet eylesin. Demirtaşlı Hacı Mehmet'le beraber Şeyh Efendi'ye gideceğiz. Gideceğimiz sabah Demirtaş'tan İsmail telefon açtı bana. Abi bir rüya verdim dedi. Dedim İsmail. Tamam dedim sus haberim var dedim ben. İsmail'in içi içine sığınıyor. Anlat hadi dedim ben sen yine de. Abi rüyanda gördüm kaza yapacakmışsınız. Biliyorum dedim ben. Abi ne yapacaksın dedi. Yola devam dedim. Öyle değil mi İsmail? Dedim Allah izin verirse önümüze ne gelirse gelecek İsmail kaderimize teslimiz dedim.
Hacı Mehmet'e anahtarı verdim. Hacı Mehmet benim elime veriyor anahtarı. Hacı Mehmet'in arabalan gideceğiz. Mehmet abi sen de vurdun lan. Yok dedi ya sen götür. Yollara alışkınsın sen dedi. Dedim tamam dakika bir gol bir. Mustafa Özva dedi. Yapacak bir şey yok. Kadeline teslim ol. Ben gidiyorum şimdi dikkatli bir şekilde. Bir tane gol geçti bizi. Bu da arabayı daha yeni aldı kartalı. Burada mı oldu? Abduray'ın burada mı? Gelmemiş mi Abduray'ın bugün? Burada mı? Abduray'ın biliyorsundur sen o yeni kartalı. İlk öpücük benden o kartalı. Hatırlıyorsundur.
Evet. Ben şimdi yolda gidiyorum. Golf bizi geçti. Bu dedi ustalar da eve gitmez mi bu dedi. Bu kadar mı gidiyor bu dedi. Dedim ya gider mi? Araba daha yeni. Ben koyverdim yakasını. Golf'u geçtim. Geçtim ben önüne. Tamam ben gene gazı kestim. Tedbirli gidiyorum ben. Bu dedi abi. Golf bir daha geçti bizi. Ya bırak gitsin işte değil mi? Dedim ki bana bas. Şimdi ne olsun bizi benimize geçer. Ya gidiyoruz dedim ya. Ya gitmiyor mu bu dedi ya. Bilmem nesini sattım ben arabası dedi. E dedim Mustafa Özva yapacak bir şey yok. Koyverdim ben yakasını. Golf önünde ben arkada. Amcam emekli olmuş. Banka müdürü. Almış hanımın bir anında. Kuşadasından tatilden geliyor.
Davamış 80'e gidiyor. Golf polo diye inerken. O önden giden şeye. O bankacının arabasına. Ben de golfe. Velha dalin amin. Çektim kenara ben. Abdülhavir'in hanası ter yapta. Ben aldım Sezda Bey. Orada bir tane baktığım yeşillik bir yer var. Allah'u ekber namazat olsun. Abdülhavir'in annesi diyor ki. Ya bir de namazada durmuş ya diyor. Bitirdik gibi. Güne. Yani kucuz kurtardık. En fazla yolda istedik. Yolumuza devam ettik. Cenab-ı Hak kucuz kurtardık. Şimdi rüyanda gel gitme. Yok öyle bir şey. Sufi yolu değil. Sen aklına uyuyorum. Sufi yolu değil. Sen aklına uyuyorum. Sen emri oy. Sen adam oy. Sen arkan oy. Sen kendi mevsime kaçamak yol olama. Kendi hevesine kucu kucu atmanın dersinde otur.
Dizin dibinde onun. Mevsime yölamıyor. Ben Hüseyin'in dersine gidebilir miyim? Sanki Adnan ayrı, Hüseyin ayrı. Heva, heva, sallallahu muhafaza eylesin. Onun sonuna riyaha. Onun sonunu ne yapacak? İstar yapacak. Kimle evleneceğini. Allah yiyesin inşallah. Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. Hala minnafı. Layla illallah. Layla. Al-Fatiha.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi