mustafaozbag.org

271. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 4 Mayıs 2012 · 45:41

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzünüze hayırlı eylesin. Sekiz seneden beri elimden geldiğince sohbet ve zikir halakalarınıza katılan bir dervişinizim.
Sizden ders aldığımdan beri sosyal hayatımı ve dini hayatımı elimden geldiğince toparlamaya çalışıyorum. Henüz saçımı örtemedim ama o da olacak inşallah. Fakat iki hafta önce iş yerime gelen bir kardeş benim sizden bir şey öğrenmemiş olduğumu, bu yüzden başımın açık olduğunu söyledi. Çok üzüldüm, çok ağladım. Sekiz seneden beri beni görüyorsunuz ama ne beni ittiniz ne de eksikliklerimi yüzüme söyleyip beni utandırmadınız.
Benim gönlümü bir kerecik olsun kırmadınız. Size çok ama çok teşekkür ederim. Ömrünüz uzun, hizmetiniz daim olsun. Ayağınızın dibi deniz, başınızın üstü sema olsun. Nice sekiz yıllarım sohbet meclislerinde geçsin. Başkalarının eksik ve kusurlarını gören kimse, kendi eksik ve kusurlarını görmez.
Şeytan insanlara başkalarının eksik ve kusurlarını gösterir. Bir kimse alim değilse, amir değilse, hakim değilse, bir başkasının eksik ve kusurunu görürse, şeytan onu aldatmıştır. Sufi ahlakı başkasının eksiğiyle, kusuruyla uğraşmayı bize emretmez. Hatta büyük üstadlar dahi, kendi etrafındaki sufi kardeşlerinin eksik ve kusurlarını görmekten uzak durmuşlar.
Görseler de görmemeyi tercih etmişler. Ve demişler ki, bu benim eksiğimdendir, kusurumdandır. Bir müridin, bir arkadaşın, bir kardeşin üzerinde eksik görüyorsa bir kimse, o eksik onun kendisindendir, tövbe etmesi gerekir. Başkasının eksiğini, kusurunu, hatasını gören kimse, tez zamanda kendisine tövbe etsin. Tez zamanda Allah'a yalvarsın ve Allah'ı zikretsin.
Tez zamanda tövbe edip, secdelere kapansın, oruç tutsun. Tez zamanda otursun, kelime-i tevhid hatmine niyet edip, kelime-i tevhid hatmi yapsın. Tez zamanda niyet etsin, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine salatu selam hatmi niyet edip, yüz bin salatu selam çeksin. Ve eksik gördüğü kimseyle gitsin, helallahsın. Mümkünse onun elinden öpsün. Desin ki, özür dilerim, beni affet. Ben senin eksiğini gördüm ve eksiğini görerekten sana bir kelam söyledim. Muhakkak ki, bu kelam benim nefsimdendir, benim edepsizliğimdendir, benim terbiyesizliğimdendir, benim yol bilmezliğimdendir, benim edep erkan tanımazlığımdandır.
Şeytan bana vesvese vermiş, şeytan bana büyüklük vermiş. Ben şeytanın azamet aldatmacasına kanıp, senin eksiğini, kusurunu görüp, bir de laf söylemişim. Allah muhafaza edilir. Kardeşler, birinin hatasını, kusurunu görüp, ona laf söyleyen kimse kendine bakacak. Birinin eksiğini görüp, ona laf söyleyen kimse kendine bakacak.
İslam ahlakı, müminlerin birbirlerinin yüzüne karşı eleştirmelerini dahi haram etmiştir. Siz ben doğru söylüyorum, ben gerçeği söylüyorum, ben adamın yüzüne karşı konuşuyorum deyip de bir kimsenin eksik ve kusurunu yüzüne söyleyemezsiniz, günah kebair işliyorsunuz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, asla bir kimsenin yüzüne onun eksikliğini, onun hatasını, onun günahını söylememiştir.
Madem ki sufinin hayatı, Kur'an ve sünnetin üzerine olacak, madem ki sufi, Kur'an ve sünnete uyduğu müddetçe sufi olacak, o zaman hiç kimsenin hatasını ve kusurunu yüzüne söylemeyecek. Bunu ancak, alim, amir, hakim, üstadlara müsaade etmişler. Bunu yapma, tembihlesin diye. Bunu etme. Ama İslam'da din nasihattır, oturur nasihat edersiniz. Gıybetin kötülüğünden bahsedersiniz. Oturursunuz, bir kimsenin yüzüne karşı eleştirmenin haramiyetinden bahsedersiniz. Oturursunuz, işte iftirayı anlatırsınız. İftiranın ne kadar kötü olduğunu söylersiniz.
Ama mümin kardeşinizin yüzüne onu eleştiriyorsanız, onu kötülüyorsanız, tövbeye ihtiyacınız var. Bu hoş bir davranış değil. Nasihat edin. Dolaylı bir şekilde, bir arkadaşın üzerinden, bir kardeşin üzerinden, hayali bir kimsenin üzerinden nasihat edin. Ama asla bir kimsenin yüzüne eleştirmeyin. Bu bizim yolumuz değil. Hele sufi kardeşler, eleştiren kimseye hemen şunu söylerler. Üstadlığın mübarek olsun. Eleştiren kimseye hemen şunu söylerler. Alimliğin mübarek olsun. Eleştiren kimseye hemen şunu söylerler. Hakimliğin mübarek olsun. Eleştiren kimse demek ki, alim, amir, hakim hükmünde ki eleştirmiş. Allah bizi muhafaza eylesin.
Kadının kocasına görevleri nelerdir? Hiçbir görevi yoktur kadınların kocalarına karşı. Eğer kadından bir görev bekliyorsa bir adam, hiç beklemesin. Eğer bir kadın da adamdan görev bekliyorsa hiç beklemesin. Bu ne? Sufi anlayışı. Şeriata göre kadınların da erkeklerin de birbirlerine görev ve vazifeleri vardır. Şeriat-ı Ahmediye bellidir. Kadın bu noktada kocasına Kur'an ve sünnet daresine itaat etmek zorundadır. Evine, çocuğuna, etrafına adet üzere, gelenek üzere bakmak zorundadır. Neden?
Çünkü eğer konuşulmadıysa bu tip meseleler, orada adet ve gelenek işler. Kur'an ve sünnetin içinde olduğu müddetçe. Ve oradaki bizim memleketimizde adet, gelenek nedir? Bir kadının evinin işini yapmasıdır. Araplarda böyle bir adet, gelenek yoktur. Kadınlar ev işi yapmazlar. O yüzden Hanefi müştehitlerinin bir kısmı demişler ki, kadın ev işlerinden sorunlu değildir. Hanefi müştehitlerin büyük bir kısmı demişler ki, kadın çocuğunu emzirmek dahi zorunda değildir. Ama bu kültürle alakalı, adetle alakalı, hayat standardıyla alakalı bir şey. O yüzden bu tip meseleler özel hukuka girmiş. Özel olarak hukukta belirtilmediyse, oradaki adet, gelenek, gelenek neyse ona uyulur denmiş. Bizim memleketimizde adet, gelenek, görenek, normal şartlarda evin, yemeğin de, temizliğin de, bulaşını da, ütüsünü de, çamaşırını da kadınlar yapar.
Çocuklarını emzirler, altlarına da bakarlar çocukların. Bu kadınların bu noktada, gelenek ve görenek noktasında vazifeleridir. Ama siz bir kadına bunu zorlayamazsınız, eğer baştan nikahında söylediyse. Eğer baştan bunu söylemediyse, örfe uyulur. Bunun yanında, kadının, erkeğinin gel demesine hayır dememesi, yatağına girmesi, yatağını başkasına çiğnetmemesi, evine adamın istemediği bir kimseyi, erkek, kadın hiç önemli değil, almaması, evden erkekten izinsiz dışarı çıkmaması gibi, meseleler üzerinde durulabilir.
Fazla ince tefaratına geçmeden, kısaca böyle söyledim. Kadınlar bu noktada maruf olarak, Kur'an ve sünnet tarihinde erkeklerine itaat ederlerse, onlar için yeterlidir. Ama erkekler, karın bana itaat edecek deyip, Kur'an ve sünnetin dışında bir şey onlardan isteyemezler. Bana itaat edeceksin, tek ayak üstünde dur. Bana itaat edeceksin, işte kapının eşiğinde dur. Bana itaat edeceksin, ben nasıl dersem öyle dışarı çıkacaksın. Bana itaat edeceksin, ben ne dersen olacak mantığı zulümdür. Erkekler, kadınların haklarını bilmeli. Kadınlar kendilerinden o hakkı talep ettiklerinde, hiç tereddütsüz, bu noktada şeksiz, şüphesiz, onların da haklarına riayet etmeli. Ahir zaman, ahir zamanda kim sizden hakkını istiyorsa, hakkını verin.
Sizin haklarınız verilmiyorsa, bunu Allah'tan bekleyin. Hakkınızı almak için, kaba kuvvete müracaat etmeyin. Hakkınızı almak için, siz bu noktada mücadele etmeyin. Karı koca arasındaki şey, bir kimse mücadeleyi seçebilir mi? Evet. Bu benim hakkım olmazsa olmaz diyebilir mi? Evet. Ama karşısındaki erkek veya kadın, bu noktada cahilse, bu noktada şeytani bir inada sahipse, bu noktada şeytani bir görüşe ve düşünceye sahipse, Allah muhafaza eylesin, evin bozulmasına sebep olur. Şunu diyebilir bir kimse, karşında şeytani bir düşünceye sahip adam veya kadınla yaşamaktansa boşamayı tercih ederim.
Eyvallah. Neden şeytani dedim? Bir kimsenin Kur'an ve sünnet dairesindeki bir hakkını bir kimse kullanamıyorsa, alamıyorsa, ve alamadığı kimse karşısındaki eşiyse, Kur'an ve sünnetin emrettiği, müsaade ettiği, Kur'an ve sünnetin serbest bıraktığı bir hakkı gasp etmek şeytani bir düşüncedir. şeytani bir düşüncedir. Bu noktada kadınlar zayıf, kadınların muktedirliği yok. Çünkü bizim geleneğimiz hep kızlarımıza şunu derler, kocanla geçin, kocanın dediklerini yerine getir.
Adamdır, ister, yapar. Ne yazık ki öyle. Bunu durdurmaya kalksa, kadının birisi adamın elinde kocaman bir silah vardır. İstediği anda katletecek, öldürecek. Boşarım seni. Seni annenin evinin önüne bırakıveririm bak. Seni annene gönderiveririm bak. Daha bu fakirin ağzından çıkmamıştır. Böyle bir söz. Bu erkeklerin zalimliğini gösterir. Bu erkeklerin zulüm yaptıklarını gösterir. Ben çok insan tanıyorum. Çok insan tanıyorum.
Evlendiği eşini annesine, babasına götürmemekle tehdit eden. Çok insan tanıyorum. Evlendiği eşini annesine, babasına götürmüyor. Kadının. Çok kadın tanıyorum. Kocası kendi annesine, babasına gittiğinde kıyameti koparıp tabakları, çanakları kıran evde. Kadınlar, erkek çocuklar anne ve babalarına gidip, bakıp, görüp, gözetmek zorundalar.
O yüzden kocalarınızın kendi anne ve babalarıyla ilgilenmesine asla ve asla dilinizi dahi çıkarmayın. Harf dahi konuşmayın. Size olan vazifelerini yerine getirdikleri müddetçe konuşacak bir şeyiniz yok. Erkekler, aynı şehirde yaşayanlar, eşleriniz ne zaman, en az haftada bir gün, annesine gitme hakkı var. Ne zaman kadın istedi, hangi gün istedi, o gün götürün annesine bırakın. Makul ve malum dairede. Eğer bu noktada hakka riayet edilmiyorsa, yediğinizden yedirin kadınlara. İçtiğinizden içirin, giydiğinizden giydirin. Siz gidip 70-80 milyona kendinize gömlek aldığınızda, eşinizin de 70-80 milyonluk bir bluz almasını hak olarak görün.
Siz pırıl pırıl giyinirken eşlerinizi pecmurde dolaştırmayın. Siz pırıl pırıl giyinirken çocuklarınızı pecmurde dolaştırmayın. Bunlar bakın sufi düşüncesi. Yoksa şeriata göre bir kadının yaşam standardı vardır. Siz o kadınla yaşam standardını verdiniz, müddetçe kadının başka bir şey istemeye hakkı yoktur. Nedir kadının yaşam standardı? Konuşulmadıysa, erkeğin yaşam standardıdır. Veya kendi ailesinin yaşam standardıdır. Ama bir kadın kendi ailesinin altında bir erkekle evleniyorsa yaşam standardı olarak ve onun standardını kabul ettiyse, kadının kendi anne ve babasındaki yaşam standardını istemeye hakkı yoktur. Örnekleyecek olursak, işte kadın çekirgede oturuyor.
Veya şimdi lüks semt neresi oldu? İhsaniye mi oldu? Senin daireler orada aralı değil mi? Şimdi eğer lüks semt ihsaniye dese, eğer ki kadın özellikle söylemediyse, ihsaniye de oturuyor ama örneğin işte erkekte, lüks olmayan yer neresi? Erekli mi? Erekli lüks değil mi? Efendim, gürsü mü lüksü olmayan? Tamam. Gürsü lüks değilmiş. Tamam. Kadın diyelim ki ihsaniye de oturuyor ama erkek de gürsü de oturuyor. Erkek gürsüye, ben seni istiyorum dediğinde kadına, kadın da ona vardıysa, herhangi bir yaşam standardı onun önüne koymadıysa, gürsüdaki hayat standardını kabul etmiş demektir.
O zaman kadının söyleyecek bir sözü kalmaz. Beni çekirgede oturtturacaksın demez. Ama bir türlü kadın dediyse mesela, ben çekirgede otururum, eyvallah. Çekirgede oturtturacak adam onu. Bunun gibi. Ama sufi ahlakı böyle değildir. Sufi ahlakı eşini yediğinden yedirir, içtiğinden içerir, giydiğinden giydirir. Kendi hayat standardı neyse eşine de o hayat standardını verir. Kendisi ne giyiyorsa ondan giydirir, ne yiyorsa ondan yedirir, ne içiyorsa ondan içirir. Bu sufi ahlakı. Hatta bir adım ileri. Kendisi düşük, eşini yüksek yedirir, içerir. Bu işin takvasıdır. O yüzden sohbetin başında dedim ki, kimsenin kimseden hiçbir hakkı yok.
Neden? Sufi böyle bir şeyi düşünmez. Sufinin düşüncesi şudur. Sufi, karşındaki mutlu olsunlar. Sufi ben merkezi değildir. Sufi sen merkezidir. Sen mutlu ol. Sen rahat et. Sen hayatın mükemmel olsun senin. Sufi düşüncesi budur. Ha bir kimse bu düşünceye sahip olmak zorunda mı? Değil. Bu noktada o kimse dese ki, ben şeriatın emrettiği gibi yaşayacağım. Neyse hakkım, hukukum alırım. Neyse hakkın, hukukum veririm. Eyvallah. Bu noktada da bir sıkıntı yok. O yüzden kadının kocasına olan görevleri, ana hatlarıyla belli olduğu kanısındayım. Mehir isterken değerinin o kadar yüksek olduğunu bilmediğim bir şey istemiştim.
Şimdi değiştirebilir miyim? Mehir de ölçü nasıl olmalıdır? Mehirin en alt noktası bir koyun parasıdır. Tavanı yoktur. Tavanı bellidir. Tavanı bir koyun parasıdır. Şeriatın koyduğu. Ama adişlerinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir ayeti kerime ezberletmeyi, ona bir dua etmeyi, veya ona herhangi bir zikir etmeyi dahi mehir olarak kabul etmiş.
Ama bu noktada ehli şeriat en az bir koyun parası demiş. Tavanı, tavanı yok. O yüzden bir kimse fazla mehir istemiş, onu hibe edebilir, onu affedebilir. Tasavvuta bir kişi Allah aşkıyla nasıl kendinde yok olur? Bu kişi bu durumda ibadetleri nasıl yapar ve eski haline nasıl gelir? Yani bu kimse Allah aşkıyla kendinde yok olunca ibadet yapamıyor mu? Tasavvuf Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmaktır. Her halinde sünnet-i Resulullah'a uyan kimsenin kendisi kalmaz. Bir kimsenin kendisinin olması her halinde sünnet-i Resulullah'a uymamasından kaynaklanır.
Siz çayı içerken, suyu içerken, sohbet ederken, zikrederken, evinize giderken, evinizden çıkarken, eşiyle olan ilişkinizde, çocuklarınızla olan ilişkilerinizde, arkadaşlarınızla olan ilişkilerde sünnet-i Resulullah'ı önde tutarsanız o zaman kendiniz kalmazsınız. İnsanın aşık olup kendinden geçmesi, aşık olup kendisinin hiç ve yok görmesi sünnet-i Resulullah'ın her nefesine uymasıyla mümkündür.
Ancak sünnet-i Resulullah'ın her nefesine uyarsa bu mümkün olur. Mesela tasavvufta fenafi şeyh, fenafi derviş, fenafi Resul, fenafi laf vardır. Fenafi şeyh, şeyhin her dediğini yerine getirmektir. Namaz kılın, kılar, oruç tutun, tutar. Şöyle oruç tutun, öyle tutar. Şöyle zikredin, şöyle yürüyün, şöyle adım atın, şöyle edebedin. O kimse üstadın sözleriyle hemhal olduğu müddetçe fenafi şeyh olur. Seviyorsa tutar zaten. Üstadını seviyorsa o kimse üstadın işte hizmet listurlarına koşuşturmaya, dergah içerisindeki adabı Erkan'a, etraftaki adabını Erkan'la riayet eder.
Biz de sevmek olarak aman gidelim onun gözünün önüne görünelim veya gidelim dizinin dibine oturalım. Biz de sevmek, o nereye gidiyorsa biz de oraya gidelim. Böyle bir nokta var. Yok. Sevmek, o kimsenin disturlarını yerine getirmektir. Tabi olmaktır, itaat etmektir. Bir kimse önce kendi nefsini itaate zorlar. Kendi kendisine zorlar. Ondan sonra o itaatten sonra tabiyet gelir, tabi olur artık. Hiç itiraz etmez. İtaat noktasında itirazı vardır içinden, o yüzden kendisini itaate zorlar. O zorlama kendi iç dünyasındadır. Nefsi onun gitme der, o itaat edecektir, gider. Nefsi ona gitme bugün derse, bugün maç var der.
Der, yanından arkadaşı der. Ya bugün de ders olmasın, haftaya gidelim der. Gelin şu derse maçı seyredelim. Nefsi onun itekler, yanındaki onun itekler. Aman gitme bugün, maç var. Ders kaçmıyor ya, haftaya bir daha gidersin derse. Çizerler, çizerler altını. Çizerler. Derler ki bir maça sattı bizi. Zikir mi maç mı? Bakın imtihanı. Sohbet mi maç mı? Bakın imtihanı. Sevmek, sevdiğinin yolunda izinde gitmek, yörüngesinde yürümektir. Yörüngede.
Yörünge nedir biliyor musunuz? Sen kendince, kendi kendini o yörüngede, hangi yörüngeyse, hangi düzlemdeyse, sen kendine bir yol bulunur senin. Sen o yolda yürürsün. Ama dibindedir, ama uzağındadır, ama ortadadır, ama herkesin bir çizgisi vardır. Bir yörüngede aynen dünya, dünyanın yörüngesi gibi, ayın dünyanın etrafında döndüğü gibi, güneşin, dünyanın güneşin etrafında döndüğü gibi, gezegenlerin güneşin etrafında döndüğü gibi, bir yörüngesi vardır her sufinin.
O kendince sever. Nasıl güneş, dünya güneşin etrafında dönüyor, ay da güneşi, ay da dünyanın etrafında dönüyor, böyledir bu işler. Bir kimse vardır mesela, işte çavuşun etrafında dönüyordur, o ay mesavesindedir. Onun gücü ona yetiyor. Vay bu adam ya çavuşun etrafında dönüyor demem ben. Birisi işte güneşin etrafında dönüyordur, eyvallah. Birisi dünyanın etrafında dönüyordur, eyvallah. Birisi başka bir yıldızın etrafında dönüyordur, eyvallah. Ashabım yıldızlar gibi hangisine sarılırsanı beni bulursunuz. Bir yıldız bulun kendine. O yörüngede yürürsün sen. O yörüngede dönersin. An gelir, sen o yörüngede döndüğün kimse veya yörüngede döndüğün kuvvet, senin tak yörüngeni değiştirir.
Bir bakmışsın ki biraz daha yakınsın, ısınmaya başlamışsın. Bir bakmışsın ki biraz daha yakınsın, kaynamaya başlamışsın. Bir bakmışsın ki biraz daha yakınsın, yanmaya başlamışsın. Bir bakmışsın, biraz daha yakınlaşmışsın. Buharlaşmışsın. Bir bakmışsın ki biraz daha yakınlaşmışsın. Pişmişsin. Yörünge. Seven, sevdiğinin yörüngesindedir. O yörüngeyi devam ettirir o kimse. O yörüngesini bulur kendince. Çok yakındı, hata yapar, kendi kendine uzaklaşır. Çok uzaktı, kendi kendine yaklaşır. Yörüngede yürümektir. O yüzden, kardeşler, tasavvuf, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmak.
Her halinizde, sünnet-i Resulullah'ı icra etmek. Bakın, sufi yolunda, zaman zaman, üstada tabi olmak, üstadın her yerine, her dediğini yerine getirmek, aktaplaşmış değişik zamanlarda. Doğru mu? Her cevap doğru. Ama şimdi bunu böyle orta yere doğru olarak koyduğumuzda, bunu öylesine, mürşid, öylesine, şeyh, öylesine, işte veli, ne zamanın kutbu, yok kutbul-ı azamlar, mehdiler, peygamberler, zaman öyle bir noktaya geldi ki, insanlara bunu tavsiye edemez hale geldik.
Niçin? Yani bunu kendi kardeşlerine tavsiye ettiğinde ölçü olur. Bütün herkese bu ölçü olur. Adamın başında bir üstad var, üstad değil. Adamın başında bir şeyh var, şeyh değil. Adamın başında sapık bir adam var, peygamberliğini ilan etmiş. Adamın başında sapık bir adam var, mehdiliğini ilan etmiş. Adamın başında sapık bir adam var, ne olduğu belli değil. Ona dersen ki sen üstadına itaat et, tabul, üstadının her haliyle hallen, adamı biz cehenneme doğru yol göndereceğiz. Neden? Başındaki adam çünkü doğru değil. Bugün ümmet bunun da farkında değil. Ümmet bunun da farkında değil. Gittiği adamın, gittiği yolun, nereye gittiğinin farkında değil.
Bundan kurtuluşun yolu ne? Sünnet-i Resulullah. Batmayan güneş. Sünnet-i Resulullah. Eskimeyen edep. Sünnet-i Resulullah. Eskimeyen adep. Sünnet-i Resulullah. Bütün insin ve cinsin uyacağı bir yol. Sünnet-i Resulullah. Nereye gidersen git bayrağını dikersin oraya. Doğrudur çünkü o. Ya bizim şeyhimizin şeyhi böyle yaparmış. Kardeşim yapmıştır. Kendi zamanında doğrudur belki de. O zaman öyle lazımmış. Şimdi sünnet-i Resulullah'a uysak. Hazreti Peygamber ne demiş? Ona uysan. İmamlar nasıl iştahat etmişler? Ona uysan. Eski Sufiler nasıl yaşamışlar? Ona uysan. Şimdi adam Allah aşkıyla yanıyor.
Namaz yok. Allah aşkıyla yanıyor. Oruç yok. Allah aşkıyla yanıyor. Tutuşuyor. Uçuyor. Her gece ne haller yaşıyor? Adam çatır çatır her türlü haramı da yaşıyor. Ölçü. Hazreti Peygamber. Biz bunu böyle söylüyoruz. Ondan sonra bana mail atıyorlar. Sen kendi mürşidliğine, kendi üstadlığına güvenmediğinden böyle söylüyorsun diyorlar. Ben de onlara diyorum ki siz öyle görün. Allah sizden razı olsun. Ama siz üstadınıza güveniyorsanız varın güvenin. Bunu da açıkça söyleyeyim. Derdim o değil. Benim derdim üstadlık değil. Benim derdim şeyhlik değil. Benim derdim kutupluk değil.
Benim derdim, hiç bir derdim yok benim. Benim derdim sünnet-i Resulullah'ın yaşanması. İnsanlar sımsıkı sünnet-i Resulullah'ı yaşasın. İnsanlar sımsıkı Kur'an ve sünnet yolunda yürüsünler. İnsanlar sımsıkı Kur'an ve sünnet yolu içerisinde Allah'a aşık olsunlar. Bizim kendi nefsimizle alakalı bir derdimiz yok. Sonuçta peygamberlik kapısı kapalı. Benim inancım o. İnsan ne kadar çok Allah'ı zikrederse zikretsin, kulluğunu arttırır. Kulluğunun erginliğine, kulluğunun pişkinliğine ulaşır. Peygamber olamaz. Varsın kim nebi olacaksa, kim Resul olacaksa, kim peygamber olacaksa olsun. Bizim böyle bir derdimiz yok.
Varsın kim şeyh olacaksa, kim mürşid olacaksa, kim mürşidi kamil olacaksa, kim zamanın kutbüyüm deyip orta yerlere çıksak çıksın. Bizim derdimiz bu değil. Benim bir tek derdim var. Bütün alemi insanlığın Kur'an ve sünneti yaşaması, bilmesi ve tanıması. Bütün ümmet-i Muhammed'in sünnet-i Resulullah'a uyması. Benim derdim bu, benim başka bir derdim yok. Başka derdi olanlar düşünsün. Allah bizi affetsin. Namazıma, virdime kendimi veremiyorum. Ne yapmalıyım? Bol bol tövbe etmen lazım. Gerçek manada kardeşliği nasıl kazanacağız, bu kardeşliği kim tesis edecek demiş bir kardeş. Sahabeler arasındaki kardeşliğe bakınca kardeşlikte o kadar ileri gitmişler ki demiş.
Söz uzun, kardeşler birbirlerinizi eleştirmeyin. Birbirlerinizin hakkında gıybet etmeyin, dedikodu etmeyin. Birbirlerinizin yüzüne çenkirmeyin. Birbirlerinizle muhabbet edin. Nefsinizi düşünmeyin yeter. Ben demeyin. Sevgide ölçü nasıl olmalı? Yani ölçüsü varsa sen tart, öylesi sev. Tarikatın ilk kuruluşu hangi mübareğe nasip olmuş demiş. Hazreti Peygamber'e. Bir hadis-i şerifte Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dünyanın ömrü olduğu sürece Allah'ın emri gelinceye kadar ümmetimden hak üzere gelip ve daima dine omuz veren bir cemaat bulunacak ve dine sahip çıkacaktır. Hocam hadiste geçen cemaat ne demektir?
Burada asıl olan cemaat nedir? E muhakkak ki İslam ümmetinin içerisinde hakkı ve hakikati tebliğ eden, onu yaşamaya çalışan az da olsa bir grup olacak. Bu grubu tanımanın yolu Kur'an ve sünneti iyi bilmek ve Kur'an ve sünnet dairesinde yaşayan bir grup olması. Bunun yolu ne? Okumak. Bayındır Kutlu Doğum programında dediniz ki her sufi efer ruhlu olmalıdır. Eğer efer ruhlu olmuyorsa ondan sufi olmaz, sufi olmayandan da hiçbir şey olmaz dediniz. Coşmuşum demek ki. Sarıoş'un mektup okunur mu? Efer ruhlu olmak, bir kimsenin dinini, vatanını, memleketini, insanını, insanını, akrabayı talikatını, evini barkını koruyup muhafaza etmek ve o uğurda ne feda edilmesi gerekiyorsa feda etmektir.
Hak'tan ve hakikatten yana olup, zalime ve zulmedene karşı göğsünü siper etmektir. Efer ruhlu olmak. Efeler ne yapmış Ege'de? Gerçek efeler. Kim zulmediyorsa zulme karşı durmuşlar. Kim hakka ve hukuka uymuyorsa, hakka ve hukuka uymayanlara karşı mücadele etmişler. Mücadele etmişler. Eğer sufi bu noktada mücadele etme noktasında bir ruha sahip değil ise ondan hiçbir şey olmaz. Eğer bir kimse, kadın veya erkek, bu ruha sahip değil ise ondan hiçbir şey olmaz. Hiçbir şey olmaz.
Kadınsa çocuğuna sahip çıkmaz. Adama sahip çıkmaz. Evine sahip çıkmaz. Hayatına sahip çıkmaz. Ailesinin geleceğine sahip çıkmaz. Pasif, kafası yerli yerinde olmayan, esen rüzgaraları hareket eden bir kadın çıkar. Adamsa eşine ve çocuklarına sahip çıkmaz. İşine sahip çıkmaz. Dinine, vatanına, memleketine sahip çıkmaz. Ot gelmiş, saman dahi gitmez. Saman dahi gitmez o. Ot olsa, yise inek onu, inen karnını bozar öyle bir adam. Efer ruhlu olmak, hak ve hakikat noktasında mücadele etmektir. Doğrunun peşine düşmektir.
Zalimin ve zulmün karşısında dikilmektir. Efer ruhlu olmak budur. O yüzden sufi, gerçek manada efer ruhludur. Benim anladığım sufilik. Benim anladığım sufilik böyle kenarda durup, vur ensesini, al lokmasını kardeşlerinedir. Kardeşlerine için ensesini vurmasına gerek yoktur. Kardeşlerine lokmayı verir zaten. Ama bir kimsenin hadis-i şerif, evini korurken öldürülmek şehittir. Malını korurken öldürülmek şehittir. Toprağını korurken öldürülmek şehittir. Dinini korurken öldürülmek şehittir. Çocuğunu korurken öldürülmek şehittir. Arkadaşını korurken öldürülmek şehittir.
Hak ve hakikat yolunda mücadele ederken öldürülmek şehitliktir. Bilmeliler ki, bilmeliler. Bu adamın evine tecavüz edersek bunun dersini alırız. Bu adamın karısına, çoluğuna, çocuğuna bir zarar verirsek dersini alırız. Bu adamın malını gasp etmeye kalkarsak dersimizi alırız. Bu adamın dükkanına tecavüz edecek halde girersek dersimizi alırız.
Biz eğer bu memlekette tecavüz etmeye kalkarsak dersimizi alırız. Burası Irak olmaz, burası Afganistan olmaz bu memleket. Dersimizi alırız. Efe ruhlu olmak budur. O yüzden Sufi Efe ruhludur. Benim anladığım Sufilik. Benim yaşamaya çalıştığım, benim özlediğim Sufilik. O kimsenin sen karısına, çoluğuna, çocuğuna gözünü dikersen gözünü oyar senin. Sen diline geldiğini söylemeye kalkarsan dilin kopar senin. Efe ruhlu Sufilik. Onun sen işine, aşına, eşine, gözüne, dergâhına, şeyhine, üstadına gözünü diker bir şey yaparsan senin gözünü çıkarır o. Efe ruhlu Sufilik.
Onun yanında sen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazrettene haşa hakaret edeceksin. Dilini koparır, boynuna sarak gönderir seni. Efe ruhlu Sufilik. Onun yanında Kur'an'a hakaret edeceksin, Allah'a hakaret edeceksin, haşa. Din ve diyanetten ağzına geleni söyleyeceksin. Onun yanında. O da orada pısırık pısırık duracak. Efe ruhlu adam durmaz. Dilini ensenden çıkarır, sarar boynuna gönderir seni. Öğlelerin yanında da konuşamaz kimse. Efe ruhlu olmak budur. Kim? Aklını seviyor adam. Aklının hakkında bir başkası ileri geri konuşuyor, öyle susuyor orada o. Efe ruhlu adam sevdiğini Allah'ına kadar sever.
Sevdiğine laf söyleyecek adamın, adamı 118 sefer düşünüp, 128. düşünüste vazgeçmesi lazım. Efe ruhlu olmak bu. Bunu biraz daha anlatırsam sabah olur burada. Allah bizi affeyle inşallah. Cenab-ı Hak bizi koruya. O yüzden şimdi Sufiler yumuşak gönüllüdür. Bu nedir?
O der mümin kardeşlerine şefkatli ve merhametli kafirlere karşı şediddir. Kime biz şefkatli ve merhametliyiz? Mümin kardeşlerimize. O mümin kardeş de mümince yaşasın, müminliğini bilsin, bizim kardeşlerimiz hakkında ileri geri konuşmasın. O da mümince yaşasın, bizim kardeşlerimizin namusuna, karısına, kızına dilini uzatmasın.
O kimse de mümince yaşasın, bir başkasının malına, canına, bir başkasının evine tecavüz etmeye kalkmasın. O da mümince yaşasın, hakkını ve hukukunu bilsin. Hakkını ve hukukunu bilsin. Bilmiyorsa, öğrensin kardeş. Allah bizi affeda. F'alim ennehu.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi