Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 28 Ekim 2022 · 1:01:38
Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünneti seniye sımsık yapışanlardan eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Hakk'a hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakk'ı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, gayret eden, cihad eden, hakkın hakim olması için koşuşturanlardan eylesin. Batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden, batılın yeryüzünden kaldırılması için cehid gösteren kullarından eylesin. Selamun Aleyküm. Bir zikullah yaparken kalbi olarak Ya Rabbi, bütün derviş kardeşlerimizi affet, onlar yerine beni yak diye dua etmek doğru mudur? Hazreti Ebubekir radıyallahu anh hazretlerinin böyle bir duası var, böyle bir münacatı var.
Kendini Ebubekir görüyor, sen yap. Şimdi insanlar böyle peygamberlerin, sahabelerin, büyük zatların söylemiş olduğu sözleri kendi üzerlerine atfediyorlar. Bu böyle hani işte Hallâc-ı Mansûr Enel Hak demiş, o da Enel Hak diyecek. Veyahut da Muhyiddin İbn-i Rabah Hazretleri'nin bu tip sözleri var, onları da kendilerine atfediyorlar.
Zaten en büyük sıkıntı bu. Yani aslında bunu böyle yapanlar taklitçilik yapıyor. Tabiri caizse papağanlık yapıyor. Bu kendi sözü değil, kendi hali değil, kendi durumu değil. Kendi sözü, kendi hali, kendi durumu olmuş olsa diyeceğiz ki tamam, eyvallah. E şimdi sen Enel Hak haline gelmedikten sonra, senin Enel Hak demek yalancılıktan başka bir şey değil.
Veya sen Hazreti Ebubekir radıyallahu anh hazretlerinin haline gelmedikçe, senin bunu söylemen yalancılıktan başka bir şey değil. Allah muhafaza eylesin. Sen, evet, kardeşlerin için dua et Rabbim, cümle derviş kardeşlerimizi cehennem ateşine maruz bırakmasın. Cümle derviş kardeşlerimizi affı muhafret eylesin. Günahları temizlenmiş bir şekilde bu dünyadan öbür dünyayı göçenlerden eylesin. Hem böyle dua edeceksin, hem de kendi yaptığın duaya inanmayıp diyeceksin ki beni o kadar büyüt, cehennemde ben onların yanına yanayım. E baştaki dua ne oldu? Sen önce kendi duana iman etmedin, kendi duana inanmadın. Kendi duanın tecelli edeceğine senin inancın yok. Hani yağmur duasına çıkıyorsun, elinde şemşiye yok.
Bu ona benziyor. Allah bizi affetsin. Biz önce birinci derecede nefsimizden, ondan sonra elimizin altındakilerden, sonra bütün derviş kardeşlerden, ümmet-i Muhammed'e biz dua ederiz. Onların affı için, mağfiret için, hidayet için, iyi olmaları için dua ederiz. Eyvallah. Ama işte benim vücudum bu kadar büyüt, ondan sonra bütün dervişler yerine beni yak.
Bunlar bizi aşan sözler. Allah bizi affetsin. Ya da beni aşan sözler. Bir kardeş bu hale gelir, diyebilir, bir şey diyemem. Geçmişe yolculuk yapılabilir mi? Geçmiş var mı ki? Geçmişten kastınız ne? Geçmişte habersiz olarak yaşadıklarımızı öğrenmek için ne yapabiliriz?
Bu arkadaş kusura bakmasın ama biraz pisişik, psikolojik problemliler gibi yazmış. Sufi için geçmiş veya gelecek yoktur. Sufi anını yaşa. Hazreti Pir demiş ya, dün dünde kaldı cancağızın. Bugün yeni şeyler söylemek lazım. Geçmişten kastın ne? Yani ruhlar alemi mi? Geçmişten kastın ne? Henüz daha ruhlar alemine gelmezden önceki ilmi ilahi mi? Geçmişten kastın ne? Anne karnı mı? Geçmişten kastın ne? Ruhlar aleminden kopup emir alemine, emir aleminin içerisindeki olan yolculuk mu? Geçmişten kasıt ne? Allah bizi affetsin. Herhalde benim bugün teslim üstünde galiba. İstediğimiz bir şeye çok dua ettiysek, gerçekleşmediyse, o duaya devam etmeliyiz.
Yoksa bu benim için hayırlı değil sanırım deyip alternatif mi aramalıyız? Her ikisi de olabilir, bilemeyiz ki. Sizin hayır bildiğinizde, şerşer bildiğinizde hayır vardır. İstediğin şeye bağlı. Yani bir kimse diyor ki, ben çok dua ediyorum namaz kılmak için, bir türlü kılamıyorum. Allah, namaz kılmak için dua ettin, kalk, abdest al. Yani dua edip de ulaşamadığın şey ne? Biz bunu bilemediğimizden bir şey diyemeyiz. Bu böyle genel bir mesele. Bir şeye dua ettin, olmadı. O zaman ne yapalım? Bundan vaz mı geçelim? Yoksa yeni bir alternatif mi arayalım? Yani dua etmedi, dua ettin, olmadı. Allah'a da alternatif mi arayacaksın? O vermedi, başka bir Allah mı versin diyeceksin?
Niye dua ettin? Bunlar internette çok dolaşıyor ya. Ondan terviş kardeşler arasında evlenmek isteyip de evlenemeyenler için dua edermişsiniz. Allah, evlilik bir dakikalık iş, buna asla inanmam. Evlenmek isteyip de evlenemeyen, anında bir dakikalıktır iş. Bir dakika bile uzundur. Kadın erkek, yani amaç evlenmekse bir dakika uzundur. İnsanların bir sürü kriterleri var. İnsanların bir sürü istekleri var. İnsanların heva, hevesleri var. İnsanlar, o kriter demeyeyim, heva heves diyeyim. O heva hevesinin peşinde gidiyor.
O yüzden heva hevesinin peşinde gidince kadın erkek, diyor ki evlenemeyenler var. Ya nerede evlenemeyen var? Onlar gerçek manada evlenmek istemiyorlar. Onlar heva heveslerini cevap istiyorlar. Heva hevesine hitap eden bir kimse olursa kadın erkek. Evleniyor. Heva hevesinin peşinde herkes. Yani bakın, ben hayatım boyunca, işte iş yok, ticaret durgun, alışverişler durgun, işte iş bulamıyoruz. Onunla evlenemiyoruz. Yok işte şunu, bunu yapamıyoruz. Bunların hiçbirisini de kabul etmem. Hiç.
Çalışacak olana iş çok. Çalışacak olana iş çok. Ben bir ara pankart yazdıydım dükkanın önüne. İşsizlik yok, iş beğenmemek var. İşsizlik yok. İş beğenmiyor. Bakın iş beğenmiyor. Kendince parayı beğenmiyor, işi beğenmiyor, mesai saatlerini beğenmiyor. Beğenmiyor Allah, beğenmiyor. Onu alacaksın, patron koltuğunu tutturacaksın. Diyeceksin ki, sen burada patronsun, ben işçiyim. Zaten genelde öyle oluyor şimdi. Ay, her zaman elameti. İşçiler patron, patronlar işçi oldu. Öte git diyemiyorsun çalışana. Bilmiyorum, değiştim ama zannetmiyorum değiştiğini. Biz çalışmaya gelen kimse, o kadar çalışmaya ihtiyacı var, o kadar ihtiyacı var.
İyi, çalış, alalım. Diyorum, buranın şartları. İşte kaçta açılıyorsa, şu saat açılıyor, bu saat kapanıyor. Cep telefonunu da bırakacaksın diyorum kasaya. Çalışmıyor. O kadar işe ihtiyacı olan cep telefonunu, mesai saatlerini kasaya bırakacaksın deyince çalışmıyor. Bakın şimdi öğrenciler cep telefonunu bırakacaksın deyince çalışmıyor. Amiri, memuru, işçisi, tezgahtarı cep telefonunu kenara bırakacaksın deyince çalışmıyor. Devlet dairelerine gidiyorsun, hepsinin gözü cep telefonunda. Hepsinin gözü cep telefonunda. Ya devlet dairesi cep telefonunda. Yani bankaya gidiyorum, bankada bilgisayarın önüne koymuş cep telefonunu. İki tane cep telefonu var.
Belli, birisi işi için kullanıyor, birisini kendisi için kullanıyor. İkisi de gözünün önünde. Bağımlı bütün herkes. Eş, çoluk, çocuk, kadın, yaşlı, genç, ihtiyar, çalışan, çalışmayan, amir, memur, herkes bağımlı. Cep telefonunu elinden al, sanki onun bütün sermayesini aldın. Bütün hayat damarlarını kestin sanki onun. Bakın cep telefonunu al, hayat damarları kesildi onun. Tabi ders çalışırken o cep telefonu olacak, müzik dinleyecek, video izleyecek, nasıl ders çalışmaksa. Çalışırken o normalde cep telefonu olacak onda, arada bakacak ona. Muhakkak oradan heva hevesini nemalandıracak. Yani o heva hevesini oradan nemalandırmayınca olmuyor.
Bağımlı. O yüzden normalde evlenmek isteyenlere eş yok, çalışacak olana iş yok. Bakın evlenecek olana eş yok, çalışacağım diyene iş yok. Ama evlenmeye kendince hani heva hevesine düşüyorsa ona eş yok. Çalışma noktasında da heva hevesine düşüyorsa ona iş yok. Ben şimdi burada işverenler olarak desem ki, hanginizin elemanı tam, elemanı ihtiyacı olanlar ellerini kaldırsın desem, işverenlerin hepsinde elini kaldırır.
Büyük bir çoğunun elini kaldırır. Evet işverenler olarak elemanlardan memnun olmayan, elemanım eksik diyen elini kaldırsın. Hacı Cafer bile elini kaldırıyor bak. Lazım. Bak, herkes elini kaldırıyor. Benim bildiklerim, tanıdıklarım bak. Hepsine de eleman lazım bak. Devlet dahil değil, yok. Özel sektör. Evet. Devlet zaten lazım. Devlet zaten devlete lazım. Yani kendilerince herkes şunu diyor. İş yok değil canım kardeşim. İş çok. Türkiye'nin sıkıntısı kalifiye, eleman yok şu anda. Yetişmiş kalifiye, eleman yok.
Özel sektörde de yok. Böyle küçük işletmelerde de yok. Öyle normalde mesela işte, nerede halim bizim? Tesisatçı halim nerede yok mu? Gelmedi mi halimi? Gelmemiş daha. Halim ne iş yapıyor? Tesisat işi yapıyor. Ben şeyi yakinen bildiğimden. Halimi dakikada getiremezsiniz. Sıralı. Adamın işi var. Öyle değil mi acaba? Nafızla günü rüşüyorum geçen gün. Nafız böyle bitmiyor nafızın işin. Nafız benim işimi ne zaman yapacaksın dedim ben. Böyle baktı bana. Şey yok, iş var önünde. Ha kurbanı. Şimdi beni öne aldın değil mi sen? Bitti.
Ben bir tarih koydum. Kasım 15 dedim. En son tarih dedim ben. Baktı gördü olmayacak. İşi de büyüttüm. Ondan sonra aldığı öne ilk önce. Yok işi var. Haç ne o? En son hacca gittin değil mi? Karıştırıyoruz her sene. Hac, ömre. He? Haçtan beri boşalmadı. Allah nazardan saklasın. Cenab-ı Hak hayırlı iş versin inşallah. Tamam mı? İşi olsun inşallah. Ama bir fırsat olmadı. Ben diyorum ki böyle böyle bak benim böyle iki tane işim var. Araya bunu kaçacaksın diyorum ben. Tamam baba diyor yürüyor. Arada hatırlatıyorum kendimi. Diyorum ne zaman? Baba geleceğim diyor. Tamam iyi. Ha kurbanı.
Tamam inşallah. Allah'ım iyi etsin inşallah. Çalışana, çalışacak olana, iş çok, evlenecek olana da eş çok. Allah bizi affetsin inşallah. Hatim yaptığımızda secdelerini yapmazsak tam hatim yapmış olmaz mıyız? Geçmişte yaptığımız hatimin secdesini şimdi yapsak olur mu? Olur. Evet sorular bitti yazılı olanlar. Hacı Cafer var mı soru? Sen bir sordun, altın vuruş yaptın. Evet birkaç soru alabiliriz inşallah. Biz İslam dinine mensubuz.
Müslümanız. Allah'a ve Peygamber Efendimiz'e, Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme inanıyoruz. Getirdiklerine de inanıyoruz. Getirmiş olduğu Hazreti Peygamber Efendimiz'in kitapta diyor ki, bizim için andolsun ki şeytan sizin düşmanınızdır. Hatta apaçık düşmanınızdır. Şeytan sizin en büyük düşmanınızdır. Biz bu kavramın içerisinde hep yaşıyoruz. Yani hayatın içinde de belki kullanıyoruz ama ben şeytanın ne olduğunu bilmiyorum. Şeytan nedir? Şeytan yaratılışı olarak ateşten yaratılmış cinli tayfesinden bir tayfe. Cenab-ı Hakk'ın deyimi bu.
İman ediyoruz. Ve bu ateşten yaratılmış olan bu varlık, kendince Adem'in üstünlüğünü kabul etmeyip, Cenab-ı Hakk'ın emrine isyan eden bir varlık. Tabi evveline bakarsanız Allah'a muti itaat etmiş ve yeryüzünü cinli tayfesinden kurtarmış, yeryüzünü cinli tayfesinden temizleyen tabiri caizse savaş hilelerini, savaş stratejisini çok iyi bilen, çok iyi bilen, savaşmayı çok iyi bilen bir tabiri caizse komutan.
Şeytanla beraber yine şeytan grubuna müntesip değişik kabileleri tek çatı altında toplayıp cinli tayfesiyle amansız bir mücadeleye girip yeryüzünden cinli tayfesini sürüp çıkaran bir komutan o gün için. Ama baktaki Cenab-ı Hakk ben bir Adem yaratacağım deyince, bu seferde yaratılan kendinden daha üstün olacak olan Adem'e karşı çıkan ve yaratıldığı zaman da Cenab-ı Hakk kendi ruhundan ve nurundan Allah'a Adem'e üfleyince ve üfledikten sonra bütün cinli tayfesine ve meleklere Adem'e secde edin deyince, Adem'e kendi avanesiyle, diğer kabileler değil, kendi kavmiyle, kendi kabilesiyle Allah'ın emrini yerine getirmeyip Adem'e secde etmeyen varlık.
Diğer o kabul etmeyenler, yine onlar da bazı rivayetlere göre cinli tayfesinden ve onun cinli tayfesinden olanlar, Allah'ın emri söz konusu olunca biz sana emretmeyiz, senin emrine girmeyiz deyip yollarını ayıranlar. Şimdi şeytan Adem'e secde etmeyince, bu seferde Allah'la zıtlaşan, bu manada Allah'la restleşen bir varlık.
Allah'la zıtlaşıp, Allah'la restleşince, o cennetten kovulan ve aynı zamanda da Adem'in yasak olan ağaca, meyveye, ota, çöpe neyse yaklaşmasıyla Adem'le beraber cennetten kovulan varlıktan birisi. Tabi bu cennetten kovulduktan sonra da, ben yeryüzünde senin kullarını saptırıcılar olacağım deyip, Allah'la olan mücadelesini Adem'in üzerinde yoğunlaştırıp, Adem'den Allah'ın intikamını almaya çalışan bir varlık.
Bunu böyle söylüyorum. Çünkü şeytan bilir ki, Allah'la savaşın sonu mağlubiyettir. Ama şeytan sonuç itibariyle, Adem'le mücadele ederekten, Allah'tan olan intikamını almaya çalışır. Zaten bunu bir parantez içerisinde açın, çok güç sahibi bir kimseyle savaşamayan bir kimse, güç sahibinin sevdiğiyle mücadele etmeye başlar.
Bu insanlar arasında da aynıdır. Bir kimseye gücünü yetiremez bir kimse, onun oğluyla, kızıyla, eşiyle ve onun etrafındaki bir kimseyle mücadele eder. Onunla savaşır. O gerçekte, o güç sahibininle savaşmayı göze alamaz. Korkak, pısırık, kimliksiz, kişiliksizdir o. Onunla savaşmayı göze alamaz, gider, onun etrafından bir kimseyle savaşır.
Şeytan da Allah'la savaşmayı göze alamadığından, Adem'le savaşır. Şimdi, şeytanın Adem'le olan savaşı, ruhlara yaratılışta, Adem'e secde emriyle başlar. Ve o gündür, bugündür, şeytan, insanoğlunun düşmanıdır. İnsanı doğru yoldan saptırmak, Kur'an ve sünnet daresinden saptırmakla iştigal eder, onunla meşgul olur. Biz ona fiziki olarak, şeytanı fiziki olarak, büyük bir kısmımız görmez.
Bir surete bürünmüş olarak görmez. Ama bir his olarak, bir duygu olarak, bizim üzerimizdeki tecelliyatından biz onu anlarız. Ha, gönül arzu eder ki, biz onu suret olarak da görelim. Sufiler olarak. Çünkü sufiler olarak, biz onu suret olarak gördüğümüzde, şahısların üzerinde şeytani haller tecelli ettiğinde, o kimsenin şeytani surete büründüğünü de görürüz.
O zaman, o kimsenin o esnada neyle hallendiğini biliriz. Ama, Cenab-ı Hak, imtihan dünyası bu. Bazen bunu da örter mi? El cevap örter. O zaman şeytan, his olarak, duygu olarak, bizim üzerimizde tecelliyatı var mıdır? Evet. Hatta ayet-i kerimede, o sizin damarlarınızda dahi dolaşır der mi? Evet. O zaman duygu olarak da, düşünce olarak da, fiziki olarak da, o bizim üzerimizde etkisi olan bir varlık. Damarlarımızda dolaşır, mesela harama doğru biz meylederiz. Haram şehvete doğru gideriz. İçimizde istek olur, haramı isteriz.
Duygu olarak, düşünce olarak bizi etki eder. Biz küfre düşeriz, düşünce noktasında. Allah muhafaza eylesin. Amin. O zaman şeytanın bizim üzerimizde bir, damarlarımızda dolaşarak da, aynı zamanda fiziki etkisi var. İki, düşünce olarak bizde etkisi var. Üç, duygu olarak nefsimize hitap ederekten etkisi var. Nefsimize hitap ediyor, duygu olarak. O zaman şeytan apaçık bizim düşmanımız, bize hem fiziki olarak vücudumuzu etkiliyor, hem duygu olarak bizi etkiliyor, hem de fikir, düşünce olarak bizi etkiliyor. Cenab-ı Hak bunun karşılığında ilacını da söylemiş. Başka bir ayet-i kerime de de, sen benim dostlarıma, sen benim mümin kullarıma hiçbir zarar veremezsin demiş.
Hadis-i şerifte de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, şeytan sizin kalbinizin kapısında tabiri caizse, kalbinizin üstünde durur. Ne zaman zikrullahı bırakırsanız, kalpten içeri girer, size tecelli eder, sizi etkisi altına alır buyurmuş. Demek ki şeytandan kurtulmanın yolu Allah'ı zikirdir, etkisinden kurtulmanın yolu. O yüzden ama duygu olarak, ama düşünce fikir olarak, ama fiziki olarak sizde Kur'an ve sünnetin dışına doğru bir çıkma, Kur'an ve sünnetin dışına doğru bir hareket var ise, şeytan size galip geldi, galebe çaldı sizde ve hemen siz kelime-i ayyüzü besmele çekip, kelime-i şehadet getirip, onun bu etkisinden kurtulun. Ve etkisinden kurtula kurtula ve nefis meratiplerini de geçince, bir müddet sonra şeytanın sanki ete kemiğe bürünmüş gibi suretini de görürsünüz.
Bu dördüncü makamın halidir. Emmara levvame mülhümeden sonra mutmainne de oturan bir kimse, mutmainne de oturan, böyle kah çıkıp kah inen zikzak yapan değil, mutmainne de oturan kimse, şeytanın suretini görür. Bu dördüncü makamın halidir. Yani şeytanı suret olarak görür ve mutmain olur. Der ki, şeytan var. Bu onda ne yapar? Varlığına dair iyice, aynel yakîn derecesinde delil teşkil eder. O ana kadar, ilmel yakîn biliyordu. Şeytan vardı. İlmel yakîndi. Dördüncü makama geldi. Emmara levvame mülhümeyi geçti. Mutmainne'ye oturdu. Aynel yakîn derecesinde şeytanın suretini gördü. Şimdi şeytanın suretini gördü ama sadece.
Şeytan ne zaman tecelli etti? Ne zaman tecelli etmedi? Henüz daha o bilgiye ulaşmadı. O beşinci makam. Artık şeytanın insanlar üzerindeki tecelliyatını da görmeye başladı. İnsanların üzerindeki tecelliyatı gördü. İnsanlar şeytana bu manada tecelliyatına girdiğinde neler yaptığını, o şeytan suretinde neler işlediğini de görmeye başladı.
Altıncı makam. Artık şeytanı annesini, babasını tanığı gibi tanıyor. Artık bu manada şeytan nasıl iş yapıyor, nasıl kol geziyor, artık suret olarak da tanıyor. Karşısına birisi geldiğinde onun suretini bildi, onun suretini tanıdı. O bir şeytan oldu, bir x kimse oldu. Bir şeytan bir x kimse, bir şeytan bir x kimse. Ha o esnada o şeytanın vazifesini yapıyor. Bu altıncı makamın halidir. Yedinci makam. Artık kimin duygusuna, kimin aklına, fikrine müdahale ediyor, onu da görüyor. Bu da ne? Bu da yedinci makam. Bu artık kemale erdi. Artık o şeytanın nerede ne yaptığını, kimin duygusuna müdahale ettiğini, kimin aklına, fikrine müdahale ettiğini, kimin komple damarlarını kapsadığını, vücudunu kapsadığını görüyor.
Bu da yedinci makamın hali. Şimdi, dördüncü makama kadar bir kimse şeytanı ilmel yakin tanır. Vardır. Sıfatları bunlardır, tecelliyatları bunlardır. Bu ilmel yakindir. Dördüncü makama kadar, dördüncü makama oturdu, yerleşti. Hani diyor ya, Allah, ey nefis, Rabbine mutmain olarak dön. O mutmain. Mutmain ne demek? Artık onun kalbinde şek, şüphe kalmadı. Her ne var ise, imanın bu manada şekten, şüpheden kurtuldu. Ve aynı zamanda da bazı şeyleri rüyasında görmeye başladı. Şimdi, hani beşinci makamda onu iyice tanıdı ya, beşinci makamda da buna karşılık, buna karşılık kalbi hali olarak, kalbi tecelliyet olarak da Allah onun kalbine tecelli etti.
Ona ne yaptı? Onu kelamda bulundu. Ona hitap etti. Bu da beşinci makamın halidir. Çünkü o Allah'ın hitabı ile, şeytanın hitabını iyice çözdü. İyice ayrıştırdı. Beşinci makam. Hak esmasının o kimseye verilme halidir. Bunları böyle ölmeden önce söyleyeyim de, kulağınızda küpe olsun. Bu beşinci makamın esmasıdır. O kimse cennete girer, cennette kendisini görür, cennette kendisini gördükten sonra, Cenab-ı Hak ona cennette hitap eder. Direkt hitap eder. O hitabı alınca, onun esması gerçek manada, hak esması olur. Seyri sülükte. Bunları size konuşacak şimdi, bir tane şeyh, iki tane şeyh, Türkiye'den çıkarsa çıkar.
Böyle açık bir şekilde konuşabilecek olan. Evet. Çünkü şeyhlerin büyük bir kısmı, Türkiye'deki şeyhlerin büyük bir kısmı, mülhümededir. Mutmainne'de bile değildir. Büyük bir kısmı. O zaman o beşinci esmayı aldığında, hak esmasını, Cenab-ı Hak, bakın ilk hitap, insana cennettedir. Cennette, o kimse cennete girmiştir, manen. Ama rüyasında, bu en sahih olanıdır, rüyada olanı. En sahih olanı, rüyada olandır. O cennete girer, sahihtir. cennette göreceklerini, delil olarak görür. Üstadını görür.
Eğer, onun seyri, süluku iyi gidiyorsa, bakın, burayı iyi ayırt edin. Onun seyri, süluku iyi gidiyorsa, o böyle kurmaylardan olacaksa, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i görür. Geçmiş peygamberleri görür. Cihari yarı güzin efendilerimizi görür. İmamları görür. Pire efendilerimizi görür. Üstadını da görür. Ve o esnada Allah ona hitap eder. O hitap onun sırrıdır. O hitap onun sırrıdır. Bu rüya, alelade değildir. Anlatılmaz kimseye. Bu sadece, üstadın mahremidir. Bu rüya gidilir, üstada anlatılır.
Başka bir kimseye anlatılmaz. Zaten o hitabı alan kimse de, bunu kimseye konuşamaz zaten. O halde değildir o. Bu işler kal işi değildir. O zaten onu üstadından başka kimseye de anlatamaz. Gider anlatır, üstadı onun sahihliğine hükmederse, onun esmasını değiştirir.
Der ki, bundan sonra sen, hak esmasını çekeceksin. O hak esmasını sayısız çekmeye başlar. Şeytanı da, tam anlamıyla, tanımlaması, bu zaman olur. Bakın, tam olarak tanımlaması. Artık şeytanı, sesiyle, görüntüsüyle, duygu tecelliyatıyla, fiziki tecelliyatıyla, düşünce tecelliyatıyla, tanır. Daha onun bir sürü daha tecelliyatları var da, ben meseleyi çoğaltmak istemiyorum şimdi. O zaman şeytanı, gerçek manada tanır. O yüzden, beşinci esmaya gelenler, şeyhleri ölürse, şeyhleri ölürse, arkaya kimseyi bırakmazlarsa, bu sebeple, şeyhlik yapabilirler. Hani teknik olarak, beşinci esmaya gelen bir kimse, şeyhi vefat etti.
O kimse, eğer şeyhi, arkaya kimseyi bırakmazsa, derim ya, o şeyhlik yapabilir, teknik olarak diye. O sebepten dolayı. O çünkü, o ilahi, ilahi hitaba, mazhar olmuştur. artık o şeytanı, ve şeytanın oyunlarını, ve desistelerini biliyordur. O yüzden, gerçek tanımlaması, o zaman olur. O sonra, o zaten çalışır, devam ederse, kolay kolay, hani böyle, hali açık olan bir kimseyi, beşinci esmada bırakmazlar. Yani, istidadı var ise olun, çalışması devam ediyorsa, onu yürütürler, orada bırakmazlar genelde. Allah hiç kimseyi bıraktırmasın. Cenab-ı Hak, bütün kardeşlerimizi, bu yolda, manevi yolda, yürüyenlerden eylesin.
Ben isterim ki, bütün kardeşler, bu dergahta, mürşidi kamil olsun, evliya olsun, ariflerden olsun. Ben canı gönülden isterim. Benim öyle bir, Allah beni affetsin. Benim öyle bir, şuna bırakayım, buna bırakayım, şu olsun, bu olsun, derdim yok benim. Ben isterim ki, bu dergahtan, bu topluluktan, nice halifeler çıksın, nice şeyhler çıksın. O yüzden kardeşleri, yürüyen kardeşleri, çalışanlara, hizmet edenleri, kıskanmayın. Ayaklarına çelme takacağız diye, uğraşmayın. Veyahut da, onları yereceğiz diye, uğraşmayın. Bütün hepimiz de kardeşiz, bu koşanlar, gayret edenler, mücadele edenlere, destek olalım daha. Ola ki, inşallah, bu dergahtan, bu topluluktan, nice halifeler, nice şeyhler çıksın, ve, Ümmet-i Muhammed'e, irşad için, belde belde, il il, ilçe ilçe koştursunlar, bu konuda çalışma yapsınlar, gayret etsinler.
Bu topluluk, kendisine Kur'an ve sünneti rehber etmiş, her haliyle, her davranışıyla, Kur'an ve sünneti ölçe etmiş, benim nazarımda, ender, nadir topluluklardan birisi. Ahir zamanda, insanlar, akaitten yıkılırken, fıkıhtan yıkılırken, kelamdan yıkılırken, hadis-i şeriflerden yıkılırken, tefsirlerden yıkılırken, fıkıhtan dedim, fetvalardan yıkılırken, biz, tabiri caizse, bir avuç insan, kel aynak kuşu gibi, Kur'an ve sünneti yaşayacağız, Kur'an ve sünneti yaşatacağız diye uğraşıyoruz.
Her şeye rağmen, bakın her şeye rağmen, o yüzden, ben önemsiyorum hepinizde, bakın hepinizde, önemsiyorum, şu derse gelmek, dahi büyük bir cihattır bu zamanda, şu derse gelmek var ya, veya bir mahallede zikrullaha gitmek, derse gitmek, büyük cihattır, sebebi şu, para yok, makam yok, mevki yok, devlet tarihinde iş bulmak yok, herhangi bir menfaat yok burada, girmemesi, olmaması için, mücadele ediyoruz, gayret ediyoruz, diyoruz ki, o Hadis-i Kudsi'de vaat edilen gibi olsun, Allah'ın öyle kulları vardır ki, onlar Allah için birbirlerini severler,
ve toplandıklarında, Allah'ı zikrederler, Hadis-i Kudsi'nin başı, onlar akraba değildir, birbirleriyle alışverişleri, menfaatleri de yoktur, birbirlerini Allah için severler, ben bu Hadis-i Kudsi'yi çok önemserim, ve o topluluk olsun, biz öyle bir topluluk olalım diye, Allah affetsin, benim ilkem, ülküm, hedefim odur, aman kardeşler, aramıza makam girmesin, aramıza mevki girmesin, aramıza para bul girmesin, aramızda menfaat girmesin, bakın bunlar, bir topluluğun, fi sevbilillah, Allah için yürüdüğüne delildir, bakın yürüdüğüne delildir,
bir kardeşinize bir şey yapıyorsunuz, menfaat beklemeyin, hatta eşlerinize, hatta çocuklarınıza, daha ileriye götürün bunu, eş ve çocuklarınızdan dahi, bir şey beklemeyin, onlardan bir şey istemeyin, onlardan dahi ummayın, ummayın, bana bir bardak kahve yapar diye, düşünmeyin, bana bir bardak çay yapar diye, düşünmeyin, bunu dahi düşünmeyin, eşiniz, eşiniz, çocuğunuz, çocuğunuz, hiç önemli değil, bu derviş kardeşiniz, evet derviş kardeşiniz, ummayın, kendinize zor, ama Allah inniğinde, özgür bir hayat, ve dervişlik kurgulayın,
o yüzden derim ben, arkadaşlar, buraya menfaat girmesin, burada makam girmesin, burada mevki girmesin, burada fi sevbilillah, Allah için koşuşturma girsin, öyle olursanız, beşinci makamı görürsünüz, altıncı makamı görürsünüz, yedinci makamı görürsünüz, böyle olmazsanız, üçüncü makamı bile göremezsiniz, Allah için seveceksiniz, Allah için toplanacaksınız, Allah için zikredeceksiniz, Allah için birbirlerinize yardımcı olup, hizmet edeceksiniz, Allah için bu yolda yapılacak bir şey varsa, gücünüzün nispetinde yapmaya gayret edeceksiniz,
o zaman meleği de tanırsınız, şeytanı da tanırsınız, Allah'ı da tanırsınız, Resulullah'ı da tanırsınız, sallallahu aleyhi ve sellem'i, velileri de tanırsınız, evliyaları da tanırsınız, Allah bizi onlardan eylesin, Rabbim cümlemizi affetsin inşallah, bu yine mi biyoenerji, son dönemde artan biyoenerji ile şifalanma, enerji gönderme, kuantum tedavisi gibi yöntemlerle tedavi olunabilir mi, bu kişilerin cinni taifesiyle bağlantısı olup olmadığını, bir derviş anlayabilir mi, bu kişileri cinni taifesiyle mi çalışıyor, bu kişilerden enerji tedavisi olan herkese,
cinni taifesi bulaşabilir mi, nereden bileyim kardeşim ya, biz cinni taifesini mi takip ediyoruz, bize ne ya, derviş için, zekullah alakası şifadır, dua şifadır, oruç şifadır, namaz şifadır, Kur'an şifadır, birbirine karşı dua etmek şifadır, ne yapacaklar, enerji mi gönderecekler, böyle vuum yapıyor enerjiler, havada da mı uçuşuyor, bunlar saçma sapan şeyler, üç ihlas bir fatiha oku, bütün inananların üzerine, şifadır, hastanın üzerine, bir hastayı ziyaret ettiniz, üç ihlas bir fatiha okuyun, şifadır, bir fatiha-ı şerif okuyun ona,
şifadır, ne enerji göndermesi ya, enerji Allah değildir, enerji Allah değildir, şifa Allah'tandır, dua gibi bir şifa var mı, zikir gibi bir şifa var mı, oruç gibi bir şifa var mı, Kur'an gibi bir şifa var mı, yani bugünün ahir zaman insanı, hasta olmayacak, hasta olursa hemen tedavi olacak, yokluk görmeyecek, sıkıntı görmeyecek, darlık görmeyecek, gawk diyecek, ekmek gelecek, guk diyecek, su gelecek, hiçbir derdi olmayacak, bu ne bu ya, bu nasıl bir kulluk, bu nasıl, nereye gidiyor bu insanlık, kardeş,
biz hastalığımıza şifa ararız, ama biz hastalığımızı da severiz, nefret etmeyiz ondan, biz hastalığımızda, derdimize, derman ararız, ama biz derdimizden, nefret etmeyiz, biz sufiyiz, Allah'ın kuluyuz, biz dua ederiz, derdimize, sıkıntımıza, başımızda bulunanlara, ne varsa başımızda, dua ederiz, biz zikurlu alakasına otururuz, temizlenir, kalkarız, biz böyle şeylerle uğraşmayız, muskadır, büyüdür, ne bileyim işte, üzerine bir şey yazmaktır, takmaktır, bunlarla uğraşmayız biz, biz dervişiz, biz Allah'a teslim olmuşuz,
bir varsa bir rahatsızlığımız, gideriz doktora, neyse tedavisi, ilaç alırız, almayız, neyse, alırız ilacımızı, biz dua ederiz, zikurluğa yaparız, bizim başka bir şeyle, işimiz olmaz, yok enerji gönderiyorlarmış, birbirlerine, şu enerji gelsin, hadi ben onu ne yapacaksa, yapsın, gönderin ne varsa, hadi, ben bana öyle söyleyenleri, gönder kardeşim bana, diyorum ya, gönder diyorum ben, bak telefonda duruyorlar, gönder öyle bir şeyin varsa senin, adım Mustafa, babamın adı Hasan, anamın adı Erman, hadi gönder bana, ne göndereceksen,
diyorum, gönder ya, bana diyor, hocam sen de mi hastasın, hasta olmayan birini göster bana, dedim, nasıl yiyen, dedi, dedim, herkes hasta, kimin vücudunda mikrop yok, kimin vücudunda dert yok, herkes hasta, öyle deyince duruyor, diyorum, git, kim gönderecekse, söyle ona, göndersin bana, diyorum, ne enerjisi gönderecekse, müminlerin sevgisi kadar, büyük bir enerji var mı, dervişlerin birbirine muhabbeti kadar, büyük bir enerji var mı, Allah sevgisi kadar, büyük bir enerji var mı, kulun Allah'ı sevmesi, Allah'ın kulunu sevmesi kadar,
büyük bir şey var mı, kulun Allah'ı zikretmesi, Allah'ın kulunu zikretmesinler, daha büyük, ne var ki, ama bizim insanımızın önüne, bunları koyuyorlar ki, Allah'ı zikretmesinler diye, iman ettik mi, ettik, Allah'ın Kur'an'ına iman ettik mi, ettik, Allah'ın Kur'an'ı diyor, Allah'ı zikir, en büyük iştir, bundan daha büyük ne var, bir amel, bir iş yapacaksın, bunun en büyüğü ne, Allah'ı zikir, en büyüğü, sahaba geldi, cihad edenlerin en faziletli, Allah'ı zikredenler, namaz kılanların en faziletlisi, Allah'ı zikredenler,
oruç kılanların, oruç tutanların en faziletlisi, Allah'ı zikredenler, bütün ibadetleri sıraladılar, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, her seferinde dedi ki, Allah'ı zikredenler daha faziletlidir, haziletlidir, Hz. Ömer Efendimiz, yürürken, Hz. Ebubekir Efendimiz'e dedi, Ya Ebul Havs, Allah'ı zikredenler, bütün her şeyi alıp götürdü dedi, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, söz, Hz. Ebubekir Efendimiz'e söylenmiş iken, hemen oradan müdahale etti, nam, evet, evet dedi, ayeti kerimeyi söyledi,
Allah'ı zikreden, zikir en büyük iştir dedi. Şimdi, Müslümanların, müminlerin önünden, elinden, Allah'ı zikire aldılar, yok kuantum şifası, yok enerji göndereyim sana, yok ananın gözünü göndereyim sana, ananın gözü baksın boyuna sana, bir şeye işe yarayacaksa, evet, başka işleri, dalga geçiyorlar milletle, bir de buradan para kazanıyor millet, evet, bana da soruyorlar, buraya gidelim mi, git kardeşim, bana ne, şuraya gidelim, git kardeşim, bana ne, birisi de geçen gün soruyor, sen gidiyor musun, dedim, gidiyorum, nereye dedi,
perşembeleri zikre gidiyorum dedim, cevap ne biliyor musun, hocam sizin oraya gittiğinizi biliyoruz, yani zikrullah onun nazarında, şey, basit, yani o böyle gidecek, kuantumculara, işte böyle enerji gönderenlere, orayı yüksek görüyor, zikrullah'tan yüksek görüyor, dedim, dur ya, bir dakika, sen dedim, zikrullahı, zikrullah alakasını, kuantumculardan, daha aşağıya görürsen dedim, sen dedim, imanın gider, tecdid iman lazım sana dedim, bu kaldı, milletteki algıya bakın, kuantumu, veyahut da işte böyle meditasyonu, yok enerji göndermeyi,
yok ot çop göndermeyi, veya muska takmayı, hani bir muskacılarda var ya, hani yazıyor bir şey, takıyor boynuna, neyin hızlığı belli değil, getiriyorlar bana, adam dalga geçer gibi ya, yemin ediyorum, norm yazılar, bize eğik böyle yazılar öğretmişlerdi, meslek lisesinde, adam tek çizgi, bir tek çizgi böyle, norm yazı gibi, hani elif de değil, elif gibi, yazmış bütün sayfayı, katlamış, mumlamış, yapıştırmış, vermiş, birisinin üzerine, ben bir ara hani, dervişleri alın getirin, ne bulursunuz, diyordum ya, açıyorum ben onları teker teker,
yemin ediyorum, kargaya göstersen, karga bak desen ki, bunları yazmış bunlar, karga gülmekten çatır çatlar, bu insanlar gidip, bunlara muska yazdırıyorlar, bakın, ya da fotokopi çekmişler, o bir kitapçılarda var böyle, vekfler bilmem neler, oradan bildiğiniz fotokopi çekmiş, yazılandan, bir vekfin yazmasını bilmiyor, çünkü benim gibi, cahil, Arapça yazmasını bilmiyor, ben de bilmiyorum, ben çat pat okumasını biliyorum, ben inanıyorum, o okumasını da bilmiyor, ya onun fotoğrafını çekmiş, hem de çok adi bir şekilde çekmiş,
fotokopisini çekmiş, katlamış, yapıştırmış, vermiş, sordum, kaç para verdiniz buna dedim ben, 15 milyar verdik dediler, ulan Allah için, git bir fukaraya, bin lira ver desem, vallahi vermez bunlar, ama o fotokopiye, 15 milyar vermiş, dedim ki, fotokopiye, 15 milyar vermişsin, çektim fotoğrafı gönderdim, içinden çıkan bu dedim, fotokopiye, 15 milyar vermişsin, dedim Allah için, gel bir fukaraya, doyur desem, doyurmazsınız dedim, bir garibanın ayağına, ayakkabı al desem, almazsınız dedim, sizin paranız da dedim, bunlara gidiyor,
onlara layık sizin paranız dedim, kaldı, bizim derviş kardeşler de, böyle herkese iyilik meleği ya, üstadımıza gönderirim, o bu büyüyü bozar, sanki büyücüyüm ben, açtım, bir de katlıyorlar ya, açılmasın diye, bir de demişler ki, sakın bak, açarsan felç olursun, bak, edepsize bak, e dedim, ben açtım şimdi, felç mi olacağım dedim, bildiğiniz fotokopi, bildiğiniz fotokopi, 15 milyar vermiş, bundan 2 yıl önce, pandemiden önce, pandemiden önce, 15 milyar, ona desen ki, gel burada, fakir fukaraya bir çorba ver, vermez,
dedim, sizin paranız, buralara gidiyor, bir insanın kazancı helalsa, helal yola harcar, onun parasını, onun parasını, namaz kılanlar yer, onun parasını, oruç tutanlar yer, bir kimsenin, senin kazancın helalsa, senin paran helala gider, senin kazancın şüpheliyse, senin kazancın, haramsa, senin paran harama gider, ben bunu bilirim, senin paran beyhudeye gider, senin parandan bir, sen bir sevap alamazsın, çünkü bir kimsenin, helalından yedirdikleri, o kimseye, sevaptır, eşine yedirdin, sevaptır, çocuğuna yedirdin, sevaptır,
ondan insan sevap alır, ibadet alır, akrabalarına yedirdin, içirdin, sevaptır, dervişlere yedirdin, içirdin, sevaptır, kime yedirdin parayı, neydi belirsiz, üfürükçünün tekine yedirdin, neydi belirsiz, üfürükçünün tekine yedirdin, Allah muhafaza eylesin, nereye yedirdin parayı, kuantumcığı yedirdin, nereye yedirdin parayı, enerji gönderiyormuş, ona yedirdin, nereye yedirdin parayı, kırmızı noktalı hatuna yedirdin, var ya, Winch ile gelip oturtacaklar neredeyse, yaşıyor mu daha bilmiyorum ama, yani en son, Mudanya'ya geldiğinde,
Mudanya'da, beş yıldızlı bir otelde, yedi günlük, şeansı, on beş bin dolar filandı, ama, çakra atlıyorsunuz, tabii bir de orada, özel bir de, çakra programları var, onların ücretleri ayrı, yani onlar böyle, üst seviye, çakrasını bitirenler var, onların eğitimine gidip, ohm yapıyorsanız, artı dolarlar veriyorsunuz, ama böyle temizlenmiş olarak çıkıyorsunuz, dolarları veriyorsunuz ya, ağırlıklar gidiyor, temizleniyorsunuz, dedim veriyorsunuz mu bu parayı, böyle bakıyor bana, tabii dedim, şıkır şıkır herkes, beş yıldızda otelde,
buraya ne yapmak gelecek adam, gelmez, veya bayan, bizim yan tarafı nereye gelecek, gelmez, beş yıldızlı oteller, sabah kahvaltıları, akşam yemekleri, ha artı, akşam yemeğini, kırmızı noktalı kadınla, aynı, hani salonda yemek yiyeceksen, artı parası var, yani orada da şey var böyle, kant sistemi, kırmızı noktalı ile beraber, her şeyi yaparsan, on beş bin dolara, on beş bin dolar daha ekleyeceksin, kırmızı noktalı ile beraber yaşayacaksın, o kadının nesiyle yaşıyorlarsa, dedim ya, insan kadın göresi gelmeyecek, ona bakınca dedim ya,
siz cinsiyet olarak bakıyorsunuz dedi, Allah dedim, ona dedim, cinsiyet olarak bakılırım dedim ya, kendimden utanırım, ben ona cinsiyet olarak bakacağım dedim ya, herifliğimden utanırım dedim, ne cinsiyetten bakacağım, yani dedim, görmüyor musunuz ya, meydanda değil mi, gerçekten, onun şanslarına katıldığın zaman, yedi günde otuz bin dolar vereceksin, dedim ki ya, otuz bin doları, götürsen dedim, bir fukaraya versen, otuz bin dolara iş kurar, adam iş kurar otuz bin dolara, karnını doyuracak bir mekan sahibi olur, çoluğu çocuğu,
ömür boyu sana dua eder, cennetlik olursun dedim ya, bu kırmızıdan ne olacaksın, ama yok, milletin hoşuna gidiyor şimdi, bunlar hoşlarına gidiyor, Allah bizi affetsin, eftali zikir, fâle mennâhû, la ilâhe illâllâh, la ilâh, la ilâh, el fââtiha mâ selâvât, amin,
bir şey daha söyleyeyim, öylesi ayağa kalkın, önümüzdeki günlerde, ne, Bosna, ne de yurt dışı, bir seyahat planlamamız yok şu anda, bir ömre planlamamız da yok, bunu böyle soruyorlar arkadaşlar, değişik vesilelerle, o yüzden, benim en azından, kendi nefsimle alakalı söyleyin, benim herhangi bir, yurt dışı programım yok, buna ömre dahil, bizim, Said kardeş bir şey, kulağıma üfledi, haçla alakalı, bir tek onu, böyle kafamda, bitirebilirsem eğer, böyle bir programım olursa olur, o da zaten, nasıl olacağı belli değil,
o yüzden, şu an için, benim başka yurt dışı programım yok, özellikle söyleyeyim dedim, hep soruyorlar, o yüzden, toptan bir, şey olsun, no, ilan olsun, destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.