Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 24 Nisan 2012 · 1:33:48
Allah gecenizi ayırla eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü ayırla eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, nefesinizi ayırla eylesin inşallah. Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'e Kur'an ve sünnet ahlaki nasip eylesin inşallah. İslam dininin ırklara bakışı nasıldır? İbadethanelerde herhangi bir millete atıfta bulunan simgelerin olması doğru mudur? Bizim dinimiz ırklıların üstünlüğünü reddeder.
Hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuş ki Arap'ın aceme, acemin araba üstünlüğü yoktur, üstünlük takvadadır demiş. Başka bir ayet-i kerimede biz insanları kavim kavim yarattık ki birbirleriyle anlaşsınlar diye demiş. Ama bir kimsenin kendi kavmini sevmesi de kendi hakkıdır. Fıtridir bu. Nasıl bir kimsenin kendi annesini, babasını sevmesi fıtriyse, Eşini, çoluğunu, çocuğunu, akrabalarını sevmesi fıtriyse, Önce iyilik, kime iyilik yapayım? Annene kime ya Resulallah, annene kime ya Resulallah, annene kime ya Resulallah, babana. Ve iyilik önce insanın kendi hanesinden başlar. Evli bir erkek için iyilik önce kendi eşinden başlar.
Ondan sonra kendi çocuklarına, ondan sonra birinci derecedeki akrabalarına, ondan sonra ikinci derece, üçüncü derece, dördüncü, beşinci derece, sonra kavmine. Bu fıtridir. İnsanlar bu fıtratı takip ederler. Ve insanın önce kendi akrabalarına, kendi kavmine iyilik yapması kadar makul bir şey yoktur. İnsanın önce kendi eşine, kendi çocuklarına iyilik yapması kadar makul bir şey yoktur.
Cömertlik önce insanın kendi eşine ve çocuğuna başlar. Kendi eşi ve çocuğuna cömert olmayan, başkalarına cömertlik yapar. Allah muhafaza eylesin. Riyaya düşmüş olabilir. Gösterişe düşmüş olabilir. Bu noktada gizli şirke düşmüş olabilir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bizim dinimiz ırklara bakarken ırkların birbirlerine olan üstünlüğünü kabul etmez. Takvaca üstün olan üstündür der. Kim Kur'an ve sünneti seni en iyi şekilde yaşıyor ve ona hizmet ediyorsa o üstündür. Sancak millet olarak, kavim olarak kim Kur'an ve sünnet noktasında hizmet ediyorsa sancak ondadır. Şahıs olarak kim Kur'an ve sünnete hizmet ediyorsa şahsi noktada sancak ondadır. İbadethanelerde ırkçılık yapılmaz.
Bir ırkın üstünlüğüne ait herhangi bir sembolün kullanılması mümkün değildir. Ama bir ibadethaneyi herhangi bir kavim yaptıysa kavmine işaret olarak yapanın adının konması gibi bir şey olabilir belki de. Aslında o dahi olmaması daha uygun. Hani camilere yaptıranın ismi veriliyor ya, onun dahi konmaması daha uygun. O yüzden ırkçılık bizim dinimizin işi değildir. Burhan nedir, nasıl meydana gelir? Burhan delildir. Burhan'ın kelime manası bir şeyin delilidir, bir şeyin ispatıdır. Hayber, Yahudi kadınlarından birisi meşhurdur ya, kuzu, budunu kızartır, içine zehri de koyar getirir. İkram eder, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yer ve yanındaki sahabeler de yer.
Ve onların bu sefer yediklerinde Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zehirli olduğunu anlar. Cenab-ı Hak ilham eder, Cebrail aleyhi ve sellem vasıtasıyla Allah-u Alem. Ve bu sefer de o kimse, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yemeği keser. Sahabe eder der yemeği kesin diye. Ve kadını buldurur, kadına sorar neden böyle bir şey yaptın? Der ki, düşündüm ki der, eğer bu bir peygamber ise gerçekten zehir buna bir şey yapmaz, öldürmez. Ama peygamber değilse, ölür gider biz de bundan kurtuluruz diye düşündüm der. Ve Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o kadını affeder ilk önce. Ama sonradan ashabdan birkaç kişinin öldüğü rivayet edilir, zehirden dolayı.
Ölünce bu sefer kadını katlettirir. Kendi hukukunu affeder de, bir başkasının hukukunu affetmez. Çünkü bir başkasının hukuku kendisine ait değildir. Bir insan, buradan İslam'ın evrensel hukuku çıkar. Bir kimse kendi hukukunu affedebilir. Devlet kendisine ait işlenen bir suçu affedebilir. Ama normalde bugünkü İslami olmayan, yeryüzündeki bütün devletlerin en büyük sıkıntısı budur. Bir başkasına işlenen suçu affediyor. Yani bir başkası, bir başkasına suç işliyor. O bir başkasına suç işlemesine rağmen, o bir başkasının suç işlenen kimse, mağdur kimsenin gönlünü almadan, helallığını almadan kalkıyor, mağdur edeni affediyor. Bu dinde yok. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de, ashabının ölümüne şehit olmasına sebep olan o kadını da sonradan katlettiği rivayet edilir.
Evet işte Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğine mucize kabilinden bir delil olmuş oldu bu. Peygamberlerde bu tip deliller mucizedir. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin tespit edilen binin üzerinde mucizesi vardır ki, bu mucizelere biz bu noktada burhan noktasında, delil noktasında görebiliriz. İşte aynı bu mucizeler, velilerin üzerinde keramet olarak tecelli eder. O yüzden bir velinin üzerinde kerametin tecelli etmesi, velinin delili olur. Muhakkak ki bir kimse veli ise, Cenab-ı Hak onun üzerinden bir keramet tecelli ettirir. Ve o keramet tecelli ettirir ki, Allah o velinin veliliğini buradan ispat ettirir, delillendirir.
Ahmet Er Rufay Hazretlerinin de burhanı bu manadadır. Önceden seyitlerin, şeriflerin Medine-i Münevvere'de özel odaları, özel kaldığı yerler vardı. Seyitler, şerifler orada misafir olurdu. Ahmet Er Rufay Hazretlerinin bu noktada seyit ve şerifler saymamışlar. O mübarek de artık buna mı incindi, yoksa halet-i ruhiye noktasında o hale gelmiş demek, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden ruhan çok görüştük. Ama bu gönül ister ki senin elini öpsün deyince, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefatından 500 yıl sonra, elini mübarek kabr-i şeriften çıkarır, öptürür ona. Bunu gören herkes kendinden geçer. Herkes birbirini hançerler, kendini keser, etrafındakini keser. Rivayet edilir ki, Hz. Pir orada dua eder.
Der ki bu benim peşimden gelecek olanlara bir delil olsun, bir burhan olsun diye niyazda bulunur. Cenab-ı Hak da o niyazı kabul eder. Ve böylece şiş burhanı rufayilerde kalır. Tabi işin bir de bu tarafı var. Şiş burhanı bir veli, bir üstad tarafından bir kimseye verildiğinde geri de alınmıyor. O burhan ya o kimsenin, Allah muhafaza eylesin, şeytana doğru, cehenneme doğru yol oluyor ya da hakka, hakikate doğru yol oluyor.
O yüzden nice burhan yapan kimseler vardı, hakikat noktasından çok uzaklardı. Allah muhafaza eylesin inşallah. Halvete nasıl gireriz diye sormuş bir kardeş. Bizim halvetimiz, itikafı kastetmiyorum. Bizim halvetimiz, insanların içerisinde Kur'an ve sünneti yaşayaraktan, insanlara da yaşatma mücadelesi vererekten yaşamaktır. Bugünün halveti yaşama ve yaşatmaktır. Yoksa bugünün halveti öbür türlü dinlencedir, başka bir şey değil. Git bir yere kapan, bir yerde örtün, kilitle kendin orada. Ekmek elden, su gölden. Allah'ı zikret, otur. Öte git diyen yok.
Ekmek getir diyen yok. Su isteyen yok. Elektrik parası diyen yok. Doğalgaz parası diyen yok. İş yapma derdi yok. Git içeri yat, Allah'ı zikret. Bu şimdi dinlence. Bu dinlenmek. Halvet, insanların arasında durup, insanların eziyet ve cefalarını görmeden, Kur'an ve sünnete hizmet etmektir. Halvet arıyorsa bir insan kendine, Allah yolunda koştursun.
Halvet arıyorsa bir insan kendine eşini, çoluğunu, çocuğunu iyi geçindirmek için çalışsın. Halvet arıyorsa kendine, kendine desin ki ben her gece en az 3 saat derse gideceğim. Ben her gece en azından 2 saatimi Allah'a vakfettim. Desin ki halvet arıyorsa kendine, ben günlük 3 saatimi Allah'a vakfettim desin. Bir saatte namaz koysun 4 saat. Desin ki hiç olmazsa ben günlük 4 saatimi Allah'a vakfettim. Bu da ne yapar? 8'de birim yapar. Günün 8'de biri yapar. 6'da birim yapıyor. 6'da biri yapar. Hiç olmazsa günün 6'da birini Allah'a ayırmış olur. Hiç olmazsa.
Aslında Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem 3'e bölmüş. Demiş 3'te biri Allah ve Resulünün yoluna. 3'te biri de demiş çalışma, eşve, iyal. 3'te biri de dinlenme. 3'te bir. Demek ki günlük 3'te bir Allah'a ayıracağız. Günümüzün 3'te birini. Hadi o kadar olmasın bizimki. 6'da biri olsun. Halvetse işte halvet size. Her gün kendinizi 4 saat Allah'a ayırın. 1 saatini namaz olarak çıkardım.
3 saatini Allah'a ayırın. Her gün. Halvetse evet. Hiç bunu virt haline getirin. Devam edin inşallah. Bayat sevgi nasıl taze hale getirilir? Sevginin bayatı olmaz. Sevgi bayatladıysa sevgi değilmiş o. Sevgi her gün kendisini yenileyen, tazeleyen bir oğludur. Her gün. Her an kendisini yeniler ve tazeler. Bir kimse gerçek manada seviyorsa, onun sevgisi her gün tazelenir ve yenilenir. Nasıl güneş her gün size yeni bir yüzüyle bakıyorsa, nasıl dünya her gün yeni bir yüzüyle size kendisini gösteriyorsa, nasıl çiçekler, böcekler, hayvan, haşerat, yeşillikler, ağaçlıklar, etrafınızdaki hiçbir şey.
Her günün aynısı değil ise, o zaman seven insanın da sevgisi her günün aynısı değildir. Bayatlayan sevgi, sevgi değildir. Sevgi zannedilmiştir. Sevgi zannedildiği için öyle olmuştur. Yoksa sevgi asla ve asla bayatlamaz. İnsanlar bayatladığını düşünüyorsa, Allah muhafaza eylesin, o sevmemiştir. Ben insanın bir sefer seveceğine inanırım.
İkinci sefer sevmez insan. İkinci sefer seviyorsa, birinci sefer sevmemiştir. O zaman ilk önce birinci sevdiği sevgi değilmiş demek ki. Hani erkekler veya kadınlar vardır ya, birine aşık olduklarını düşünürler. Ondan ayrılırlar, beş gün, on gün, yirmi gün, üç ay, dört ay sızlanırlar, yepyeni bir aşkla doğduk derler. Yeni bir aşkla doğar o kimse, kendince. Yalan söylüyor. Birincisi de yalandı, ikincisi de yalan. Neden? Birincide yalan söyleyen, ikincide de yalan söyleme yolunu açmıştır kendisine. Bir sefer aldatan, ikinci sefer de seni aldatma yolunu açmıştır. Bir sefer kandıran seni de ikinci sefer kandırma yolunu açmıştır. Bir sefer hırsızlık yapar bir kimse, sen onun hırsızlığına göz yumarsan ikinci sefer de hırsızlık yapar o kimse.
Hep yapma tereddüdünü bırakırsın, orada bir kenarda bir parantez açarsın, bu ikinciye yapar mı, el cevap yapar dersin. Yapmaz dersen aldınırsın. Bir kimse size bir sefer hakaret eder, ona ikinci hakaret etme yolunu açarsınız siz. İkinci sefer de size hakaret edebilir. O yüzden bu bir tecrübedir. Etmeyebilir mi? Etmeyebilir de. Ama siz insan olarak hep beklersiniz. İnsansınız dersiniz ki ikinci sefer de bu bana hakaret edebilir. İnsan onu bekler ve insan da o kapı açıktır. Ya çok tövbe edip de geri döner o kimse ve bir daha öyle bir gaflette bulunmaz. Ama bir daha öyle gaflette bulunuyorsa o kapa onda aralıktır. O zaman o kimsenin sevgisinde samimiyet yoktur.
Sevgisi pişkin değildir onun. O yüzden normalde sevgide bayatlamak diye böyle bir şey söz konusu değil. Sevgi bayatlamaz. O kimse sevmemiş. O kimse tam kendisini o noktaya adapte etmemiş. İşte öyle bir aşk tanıdım ki daha önceki aşıklarımı geçti. Eyvallah iyi. Aradan üç ay geçiyor yine öyle bir aşk tanıyorsan sen sıkıntı var sende. O aşk değil. Hazreti Mevlana Celalettir Rum Hazretleri Şemsettin-i Tebrizi'yi gördükten sonra öyle bir aşkla, aşkla bağlanmış ki daha önceki bağlantılarını yok görmüş. Ama Şemsettin-i Tebrizi'den sonra başka bir şemsi yok onun. Başka bir şemsi yok.
O yüzden ehli tasavvuf öyle bir aşkla bağlanan bir müridi başka bir mürşidi vefat ettikten sonra o başka bir mürşide göndermemişler onu. Ama öyle bir aşkla bağlanmayan bir kimse gidecek. Eğer öyle bir aşkla bağlandıysa zaten o üstadının o aşkıyla belli bir noktaya gelmiştir. Belli bir noktaya geldiği için de zaten başka bir üstada gidip bağlanmasına gerek yok demişler. Bu ne? Emmare, levvame, müllüme, mutmainne, radiye makamına geldiği zaman o kimse başka bir üstada gitmesine ihtiyaç yok demiş. Çünkü o kalbi mutmainneye geçmiş. Kalbin mutmainne olması dördüncü makam. O dördüncü makamı geçmiş. O hak esmasını almış orada kalmış. Hak esmasını aldı orada oturduysa o kimse rabıta ettiğinde üstadını görür artık.
Hak esmasını aldıysa Allah onun kalbine ilham eder. Hak esmasını aldıysa Cenab-ı Hak onu cennetine koyduğunda cennetinde ona hitap etmiş. Onu tekrar cennetten dışarı çıkarırlar. Hak esmasının tecelliyatıdır bu. O kimse cennete girer. O kimse cennete... Bunları açık açık açık açık konuşuyorum ki yarın öbür gün sizi gelip birisi aldatmasın. Veyahut da siz de öğrenin. Kendi kendinizi aldatmayın. Kendi kendinizi kandırmayın. Kendi kendinizi ben şu esmadayım diye görmeyin. Bilin ilim olsun size. Bakın bilin ilim olsun size. Bunlar çünkü önceden üstadlar bunları sadece o hale gelen müritlere anlatırlardı. Bir mürid o hale gelmediyse, o hali yaşamadıysa anlatmazdı.
Üstadımız anlatmadı. Eski arkadaşlar var burada 20 yıldan beri. Bizle beraber koşuşturuyorlar. Hiç anlattı mı Hüseyin Engaz size böyle? Anlatmazdı hiç. Hiç herkesin içinde anlatmazdı bunları. Bu fakir onunla çok yolculuk yaptı. Bunlar dışarıdan böyle bir günde öğrenilecek şeyler değil. Bizim 10 yıl biz onunla bir fiil 15 yıl yolculuk yaptık. Seyahat ettik. O yüzden onunla olan birlikteliğimiz 20 yılın içerisine 3 tane iflas sığdırdı bu fakir. Herkes kafası çalışmıyor. Geri zekalı işte filan fişman işte 3 kağıtçı 5 kağıtçı dedi hakkımızda dedikodular yaptılar, gıybetler ettiler. Laf söylenmedik bir tarafımız kalmadı. Ticaret yapanlar beni iyi anlarlar şimdi 15 gün, 18 gün, 20 gün bir insan iş yerine uğramazsa bu bir sefer iki sefer değil.
Gülerdim ben millet ömreye gidecek 13 günlük, 14 günlük, 15 günlük bin bir tane hesap yapardı. Biz yıl içerisinde 45 günde bir, 2 ayda bir 15 günlük seyahat yapardık. Bunlar öyle diz dibinde öğrenilen şeyler. Diz dibinde. Akşam rüya görürsün, ertesi gün beklersin arabada giderken yanı başındadır soramazsın. Edeptir o. Mustafa Efendi ne gördün dün akşam dediğinde anlatırsın. Efendim şöyle oldu böyle oldu. Şu oldu bu oldu. Yolda giderken, arabayı kullanırken gözü açık hal görürsün, gözü açık gördüğün hali sorardı. Herkes bütün dergahı hal görmeye gözü kapalı zannederdi. Hiç kimse gözü açık halden bilmezdi, anlamazdı.
Şimdi herkes hal görmek için gözünü kapatıyor. Hal görecek ya. Hal bu konu kalp yaşar. Göz yaşamaz ki. O bir öğretidir, eğitimdir. Önce gözünü kapatırsın. Gözü kapalı iken başlar önce insan. Zikrullah'ta gözünü kapattırırlar sana. Kimisi de bakacağım diye uğraşır. İnat. Yum gözünü demişler. Yum gözünü. İrtibatını kes etrafla. Yok odağa bakacak. Ne yapacaklar acaba gözlerini yumdular. Yeni gelen bir kimse olsa tamam. O zaten hiç yummaz. Yeni gelmiş ya. Ulan acaba bir şey mi yapacaklar diye hiç yummaz o gözünü. İyi onu anladık. O adam ürkek keklik gibi gözünü haşşam diye uğraşıyor. O da gözü açık. Ya yum gözünü.
Gözünü yum demişler sana. Yum işte. Yok o yummayacak. O bir eğitimdir. Gözünü yumarsın. Etrafla olan irtibatın kesilir. Gözünü yummak odur. Ahmeti Mehmeti Hasan Hüseyin'i düşünmezsin. Yok onun sarı yeşilmiş. Yok o siyahmış. Yok o takkeliymiş. Yok o takkesizmiş. Yok o cübbeliymiş. Yok o cübbesizmiş. Gözü açık onun. Adam gözü açık ya. Bakmıyor etmiyor. Böyle şey. İnsanoğlu. Adam duruyor benim haydarisizliğime kafayı takıyor. Neden yelek giyiyorsunuz da haydari giymiyorsunuz? Veya neden siyah giyiyorsunuz? Matem değil mi? Bunun gibi. Gözünü açacak ya etrafa bakacak o illaki. Gözü kapatmak burada bu noktada terbiyedir.
Edeptir. O kimse gözünü kapat dediğinde kapatır. Bir kimse üstada bağlıysa bir de üstadın sözünü ikilemez. Üstada bağlıysa. Üstadını seviyorsa. Karşısındakini seviyorsa ikiletmez sözünü. Sözünü ikiletiyorsa o ne seviyor ne edep var onda. Ne de dervişlik var. Olacak pişecek. Han da büyüyecek. Çocuk da. Çocuk. Hoş öyle edepli çocuklar var otur diyorsun oturuyor. Kalk diyorsun kakıyor. Bazen edepli çocuklar büyüklerden iyi. İşte o gözü kapatır. O terbiyedir o. Eğitimdir. Sonra o gözü açık görecek. Gözü açık görmeye başladığında zaten beşinci esma gelir.
Bunun da ayrı delilidir o. O adama beşinci esmayı söyletirler. O gelecek bir gün de gözü açık gördüğünü anlatacak. Gözü açık gördüğünü anlatmıyorsa gene gelmemiş o. Ya da anlatmaya kendince bir şeyler anlatır. O da aldatmış olur ortalığı. Ortalığı aldatıyor o zaman. Ortalığı da aldatmayacak. Allah muhafaza eylesin. Aldatan bizden değil demiş Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Hangi şartta hangi noktada olursa olsun aldatan bizden değildir. Ne olursa olsun. Ne olursa olsun. Hangi noktada olursa olsun. Allah muhafaza eylesin inşallah. İşte o noktaya gelen bir kimseye evet o kimseye demezler sen bir üstada bağlan diye.
Onun bir üstada bağlanmasına gerek yoktur. O çünkü rabıta eder kabir ehlinden soracağını sorar. Hani var ya şey siz bilemediklerinizi gidip kabir ehlinden öğreniniz diye. O kimse gider kabir ehlinden öğrenir onu. Sorar rabıt eder. Gider Emir Sultan hazretlerine rabıt eder. Emir Sultan hazretleri ona ne lazımsa söyler. Gider Üftahat hazretlerine rabıt eder. O ne lazımsa söyler. Veya zikre oturur o gece. Gece zikrullah esnasında gelirler ona ne lazımsa söylerler. Beşinci esmayı alan bir kimse için. O hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini de görür. Altıncı makamda eşkare görür zaten. Bir sıkıntı kalmaz artık onda.
O artık altıncı makama geçtiyse o velilik, mürşitlik yoluna doğru gidiyor. Beşte kaldıysa orada kalır genelde. Beşe dahi geçenler genelde kurmay olanlar beşe. Hani var ya askeriyede kurmay olanlar yükselirler ya. Bir kimse beşe geçti mi onun yolu açıktır. O cennete koydular mı onu onun yolu açıktır. Açık açık konuşuyor bunları. Ona üstad lazım olmaz. Ama doğduğu üstad arar ha vefat ettiğinde. Neden? Bilir o çünkü. Der ki beni yetiştirecek bir kimse lazım. O müracaat eder, münacat eder. Asıl ona lazım ya. O bilir çünkü. Ona hemen tayin ederler eğer yolu açıksa. Derler ki seni filanca yetiştirecek. O kimse gelir onu yetiştirir. Geri kalan varsa.
Zaten öyle bir noktaya geldiyse onun üstadı da ona kabirden ona o alemden ona himmeti olur. Ona olur. Allah bizi onlardan eylesin. Bir kısım gurur vardır ki Allah hoşlanmaz bir kısmı da var Allah hoşlanır. Allah-u Teala'nın hoşlandığı gurur kişinin savaş sırasında ve sadaka verme esnasında nefsine güvenerek duyduğu gururdur. Kütüb-i Siddet'e geçen hadisin bir kısmıdır bu kısmı anlayamadık açıklar mısınız? Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri bir savaşta çıkar çok metü sena eder kendini. Savaş meydanında. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri arkadan der ki Eğer savaşta olmamış olsaydı helak olmuştu. Eğer savaşta olmamış olsaydı helak olmuştu.
Bu gurur odur. Bir kimse düşmanla mücadele ederken kendine güvenir. Bu noktada düşmana ne kadar güçlü ve kuvvetli olduğunu anlatır. Psikolojik savaştır bu. Düşmana güç gösterisi yaparsınız. Bu psikolojik savaştır. Psikolojik savaştır bu. Benim geçen hafta arkadaşlara söyleyip de yaptırdığım şeydir bu. Açıklayayım şimdi. Bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum bu noktadan. Allah katılan katılmayan bütün kardeşlerden razı olsun. Bu bir güç gösterisidir. Bu psikolojik savaştır. Bu gurur dahi olsa yerindedir. Bu neydi? Kapalı spor salonu dolacak. Aralarda dahi yer kalmayacak. Bu psikolojik savaştır. Bu dostogüven düşmana kahırdır.
Bu mümine selametlik, kafire, müşriye, münafığa korkudur. Yüreğine otlatır insana. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dostlarına, onu sevenlere ve onun sevdiklerine bir müjde, bir ferahlık, bir selametlik, bir mutmainliktir. Onlar o kalabalıklığı görünce derler ki elhamdülillah. Böyle salonlar dolup taşıyor, kutlu doğumlar kutlanıyor. Ne kadar Muhammed sevdalısı var der. Kendince inandığına daha güvenle bakar. Ama Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmeyenler, müşrikler, münafıklar, mürtedler, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini ve Muhammed'leri hafif alan, onları küçümseyenler de gönüllerine bir korku iner.
Onlara bir telaş iner. Bu psikolojiktir. Siz bütün var gücünüzde yüklenirsiniz bir şeye. Bu psikolojik savaştır bu. Hem kendinize büyük bir güven gelir Allah'ın izniyle, karşı tarafta çöker. Yoksa ne derdimiz var ki bizim. Ama mücadeledir bu. Allah yolunda mücadeledir. Hani meşhurdur ya, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Muhte savaşını anlatır, işte şu da şehit olacak, bu da şehit olacak, bu da şehit olacak. En sonunda der ki, bir Allah'ın, bir dostu, kılıçlarından birisi diyor, Allah'ın kılıçlarından birisi, şeyi, sancağı alır diyor en son.
Son kimse şehit olunca, İbn-i Revaha mıydı şehit olan? Revaha şehit olunca, birisi, askerlerden birisi sancağı kapar, Halid bin Velid'i getirir. Sancağı. Halid bin Velid almak istemez. Tekrar ıslah eder, yine almak istemez. Üçüncüsünde Halid bin Velid sancağı almak zorunda kalır. Sancağı alınca, o gece bütün her şeyi değiştirir. Ordunun bir kısmını ayırır cephelerden. Bakın, taktik. Onları bir dağın arkasına saklar, bir tepenin arkasına. Der ki, siz yeni geliyormuş gibi, güdümleri, mahzarları çala çala. Hani şiire, marşa, şarkıya, Türkiye, düşman olanlar, böyle aykırı davrananlar var ya, onlara da bir ders olsun. Der ki, mahzarlar, güdümler çala çala.
Şiirler okuya okuya, marşlar okuya okuya der. Siz Medine'den yeni geliyormuşsunuz gibi, tozu dumanı kataraktan, dağın öbür yakasından geleceğiniz der. Sadece nahta, sağ cenahta savaşanları sol cenaha, sol cenahta savaşanları ortaya, ortada savaşanları sola. Bütün herkesin yerlerini değiştirir. Sabah olur, en düşmanın kuvvetli merkezi neresi? İlk seri. Var gücüyle ilk seri vururlarlar. Ama arkadan da, abire sabahleyin, güdüm vura vura, mahzar vura vura, tozu dumana kata kata, sanki Medine'den yeni güç geliyormuş gibi, onlar bir velvele koparırlar. O velveleyle beraber, Müslümanlar da kendileri de bir o velveleyle yüklenirler. Karşıdaki Rum ordusu bir anda nereden geldiğini anlayamazlar.
Dağılırlar o gün. Hepsinin gönlüne bir korku düşer. Hepsinin gönlüne bir şey düşer. Ondan sonra hepsini toplar gece Halid bin Velid daha fazla şehit olmasın diye yürür gider gece Medine'ye döndürür hepsinden. Ertesi gün bu da bir savaş taktiği diye Rumlar saldıramazlar. Onlar da pırtınlarını pırtınlarını toplarlar. Onlar da geri dönerler. Allah'ın kılıcı. Bir velvele koparır. O velveleyle düşmanın kalbine, gönlüne korkuyu indirdi mi? İndirdi. Harputadır, Hilenin içerisinde gururlanmak varsa gururlanırsın. Hilenin içerisinde böbürlenmek varsa böbürlenirsin. Hilenin içerisinde toprak olmak varsa toprak olursun. Hilenin içerisinde susmak varsa susarsın.
Hilenin içerisinde birisini geri çekmek varsa geri çekersin. Hilenin içerisinde topyekun mücadele etse topyekun mücadele edersin. Harputadır. Asker de o hutaya tabi olur. Yat yat, kalk kalk, gel gel, otur otur. Git git. Senin yerine o girecek, o girecek. Onun yerine o girecek, o olacak. Bitti. İtiraz eden orada kaybeder zaten. Allah muhafaza eylesin. O yüzden gurur o gururdur. Bir kimsenin bu noktada gururlanmasında bir sıkıntı yoktur. Sadaka verirken de nefsine emin olması nedir biliyor musun? O kimsenin sağ elini verdiğini, sol elini görmemesi nefsinin emin olmasıdır.
İsminin adının açıklanmaması nefsinin emin olmasıdır. Allah biz onlardan eylesin. Kardeşimin ruhu daralıyormuş, içimde hep bir sıkıntı var diyor. Namazlarını da kılıyor, aksatmıyor ama nedense içindeki sıkıntı var abi diyor. Neden olabilir? Şeytan vesvesesi. İnsanlar Allah'ı az zikrediyorlar. Az zikredince de nefislerine çok vesvese geliyor. Normal. Evlilikte karşılaştığımız veya karşılaşabileceğimiz sorunlarla sorunları yazıyorum öncelikle. Evlilikte eşimizin birinci derecede akrabalarına karşı sorumluluklarımız nelerdir?
Fıkıh açısından bir kimsenin Kur'an ve sünnet tarihinde, fıkıh idarede, hanefilere göre bir kadının sorumluluğu kocasına aittir sadece. Bir kadın, hanefilerce, kocasından başka hiçbir kimseye ve hiçbir şeye sorumlu değildir. Bir kadının, hanefilerce söylüyorum, bir kadının kocasından başka kayınvalidesine, kayınpederine, görüncesine, yok halasına, teyzesine, emmisine bu tip bunların sorumlulukları yoktur.
Kadın birinci derecede kocasına sorumlulur. Hatta hanefiler demişler ki bir kadının kayınvalidesine bakma zorunluluğu dahi yoktur demişler. Bu noktada bir kadının kayınvalidesine bakma zorunluluğu dahi yoktur. Erkek kendi annesine, babasına bakma zorunluluğu ve sorumluluğu vardır. Bir erkeğin, bir kadının buna zorlaması mümkün değildir. Bu noktada insanlar örfe göre davranıyorlar, sünnete göre davranmıyorlar. Ve şehir hayatında, kırsal kesimde bu geçerli oluyor da biraz, şehir hayatında bu biraz sıkıntılı. Şehir hayatında sıkıntılı olunca, evliliklerde bu noktada sıkıntı çıkıyor. Yani bir adam eşini bağlıyor kayınvalidesine, annesine. Bir yere gidecek annemden izin al, bir yere gidecek babamdan izin al, bir yere gidecek annemle git, bir yere git işte ablamla git, bir yere git işte fişmancayla git.
Yani o kadını kendisine değil de kendisinin birinci derecedeki akrabalarına bağlamış oluyor. Bunlar evliliklerde sıkıntıya yol açan şeyler. Oysa erkek bu noktada kendisine bağlamalı eşini. Kadın izini alacaksa kocasından almalı. Kadın bir yere gidecekse kocasına söylemeli. Ve kadın bu noktada direkt kocasıyla irtibata girip, direkt kocasıyla hemhal olmuş. Ama direkt kocasına bağlamayan adamlar bu noktada Kur'an ve sünnet dairesinde durmamış oluyorlar. Mahçur ve kısıtlı olan, eğer erkek mahçur ve kısıtlıysa, erkeğin birinci derecede velisi hükmünde olan kimse bu işe el atabilir. Mesela erkeğin biraz mecnunluğu vardır.
Erkeğin biraz aklı pek yerinde değildir. Erkek biraz böyle ara sıra kafası gelip gidiyordur. Erkeğin fiziki ve psikolojik problemleri vardır. Fiziki ve psikolojik problemleri varsa, birinci derecedeki velisi onun evini de yönetmeye çalışır veya yönetir. Bu noktada bir sıkıntı olmaz. Ama mahçur ve kısıtlı değilse, evin reisi bu manada Kur'an-ı Kerim'e göre evin erkeğidir. Ve evin erkeği de kendi reisini kendisi tecelli ettirmesi gerekir. Eğer kendi reisini kendisi tecelli ettiremiyorsa, o zaman o kadının boşanma hakkı doğar. Kadın bu noktada boşanma hakkını isteyebilir. Diyebilir ki ben mahçur ve kısıtlı bir adamla evlenmek istemiyorum. Bununla evliliğimi de devam ettirmek istemiyorum.
O yüzden mahçurlu ve kısıtlı bir adamla ben ömür boyu yaşayamayam diyebilir. Kayınvalide gelinin ya da damadın evinin anahtarını alıp istediği saat veya zamanda o eve izinsiz girebilir mi? Bu artık böyle bizim toplumumuzda hala daha var olan ama ne yazık ki cahilliğin yüz karası bir şey. Bu artık cahillik de değil. Bu artık cahillikten öte. Ya ne yazık ki geçenlerde böyle bir hala daha böyle bir problem var mı dedim ben hala daha var. Ve adama sordum oğlum dedim sen nasıl verdin anahtarını sen bir başkasına? Yani evet böyle bir şey olabilir anahtarı birisine birisine verebilir, kaybedebiliriz, unutabiliriz. Hadi bir yere gittiğimizde yok evdeki çiçeğe bak, kuşa bak, balığa bak.
Eyvallah. Yani o arkadaş burada şimdi utandırmak istemiyorum ama adı sana belli değil nasıl olsa. Yani kaynanası gece yarısı eve girmiş. Adamın annesi. Anahtar elinde. Bunları konuşmaktan utanıyorum. Ve bunlar böyle bir topluluğun içerisinde olması mümkün değil. Yani bir başka problem. Yani gençler yeni evlilerde bunu açık açık konuşsam hakkınızı helal edin. Yeni evlilerde yıkanmışlar, oğlanın kız kardeşi de girmiş eve, ben de yıkanacağım diyormuş. Ya nerede yaşıyorsunuz ya?
Bunlar adamların adam olmamasından kaynaklanıyor. Adamların adam olmamasından. Ne yapsın gelin? Ne yapacak kadıncağız, kızcağız? Hele bizim dergahın dervişleri kızlarıysa asla bir şey yapamıyorlar zaten. Yapmaya kalksa birinci derecede suçlu benim zaten. Mustafa abiniz size bunu böyle mi öğretti? Yok Mustafa abiniz öyle öğretmedi ama Mustafa abiniz böyle de öğretmedi size. Mustafa abiniz size evinizin anahtarını annenize, babanıza, kız kardeşinize yok. İşte teyzenize verin gecenin yarısı mahremine senin dokunsun dedin demedi de. Hanefiler demişler ki bir kadının kendine ait evinin olması hakkıdır.
Bir kadının kendine ait evi olacak. Kendine ait hayatı olacak. Kendine ait dünyası olacak. Gece, gündüz, sabah, akşam. Kimin girdiği belli değil eve. İster kız kardeşin olsun, ister annen olsun, ister nenen olsun, ister deden olsun, ister baban olsun. Nerede görülmüş böyle gerizekalılık gecenin saat ikisinde telefon açıyorlar bana sonra?
Bu ahmaklık. Gelin bana diyor ki, efendim hakkını helal et. Ben sizin sohbetlerinizle katılıyorum. Ben sizin dervişiniz değilim. Sizi ben sordum. Siz böyle bir şey de öğretmiyormuşsunuz ama bu sizin dervişiniz benim beyim. Eee gece saat birde diyor kaynanam çok rahat benim evimi gelip dolaşabiliyor. Veya sabahleyin erken ben görüleceğim gelip evin içerisinde çok rahat dolaşabiliyor.
Bismillahirrahmanirrahim dedim ya. Dedim kimsenin kocan filanca dedi. Tanıyamadım dedim ya bir tanısın ver bakayım telefonu bana dedim. Aldım telefonunu konuştum. Şimdi burada mı değil mi bilmiyorum. Kaldı telefonda. Dedim nasıl böyle bir nerede var İslam adabında erkeği anında bu ya? Bir de kadıncağız derse gelmek için izin istiyormuş.
Orunu da buraya göndermiyormuş derse. Ben diyor derse gelmek için izin istiyorum diyor göndermiyor. Göndermiyor normal dedim ben. Neden dedi. Bizinkiler aynı dedim. Bizdeki erkek dervişler de aynı dedim. Evlenirlerken dedim dergahtan olsun diye alıyorlar dedim ben. Evlendikten sonra onlar da göndermiyorlar dedim. Seninkinin göndermemesi gayet normal bir şey dedim. Kaldı. Çünkü gönderirlerse eşlerini dedim dergaha eşleri Kur'an ve sünneti öğrenecek. Benim ne söylediğimi öğrenecek. Adam evde bir şey yaptığında hop dur diyecek ya böyle demiyorlar orada böyle söylüyorlar. Sen neden böyle yapıyorsun diyecek. Adam gönderir mi göndermez. Dervişler eşlerini derse göndermiyorlar. Ama evlenecekleri zaman derviş olsun diye o yüz on sekiz taklatıyorlar.
Ondan sonra başlıyor. Bu kadar ilahi çalışması mı olur? Bu kadar sema çalışması mı olur? Bu kadar zikir mi olur? Bu kadar sohbet mi olur? Bu sohbete de gitmeyi ver. Ha bu sema çalışmasına da gitmeyi ver. Ha bu ilahi çalışmasına da gitmeyi ver. Ya her gece her gece ders mi olur? Bu kadınlar işi azılttılar canım efendim diye söyleyeceğim ben. Ya siz ha bir de ikide bir de ders mi yapıyorsunuz siz ya? Şimdi kadınlara desem ki yukarıdan bu konuda bana hiç kimse belli değil atın soruları desem burada milletin kafasından soru kağıdından geçilmez. Mübarek insanlar. Almayın derviş kızları o zaman.
Erkekler nasıl koşturuyorsa kadınlar da koşturuyor. Sen koşturan bir kadın almak istemiyorsan alma. Git kenarda kıyıda oturmuş bir kadın al götür evine oturttur öyle yaşa. Madem dergahtan evlendin bu kadın sema kursu var, ilahi kursu var, kural kursu var, tekkesi var, burada sohbeti var. Sen nasıl 4-5 gün gidiyorsan o da 4-5 gün gidecek. Gidecek. Kadıncağız telefon açıyor. Ben diyor oturtbeş yaşındayım efendim diyor hava yağıştı diyor bugün diyor kursa göndermedi adam beni diyor. Adam demiş ki hava yağıştı bugün çıkma. Ha eriyecek ya hatun.
Ya hiç yağıştı havada kadın kursa diye çıkar mı? Başlıyorlar şimdi. Hava yağıştı çıkma çocuk ıslanır. Hava soğuk çıkma çocuk üşür. Hava güneşli çıkma çocuk yanar. Hava normal çıkma neden normal havaya da alışkın değil bizim çocuk. Ne zaman çıkacak? Şimdi bütün o derviş kızlarla evlenecek olan adamlar bana geliyorlar şimdi evlenecekler ya.
Ben de en baştan söylüyorum. Diyorum ki bak bunun 4 gece sohbeti var. İşte 4 gündüz hizmeti var. Ay elhamdülillah efendim ben onun için evlendim. 3 ay. 3 ay uzun zaman. Dakika bir gol bir. Ben senin rengini beğenmiyorum hasta olabilirsin. Sen evinde de otur bugün derse gitme. Alma kardeşim. Alma.
Sana zorla al diyen olmadı. Alma. O kızcağız buraya derse gelmezse içi rahat etmeyecek. Kendi kendine şunu düşünecek. Ben evlenmezden önce haftanın 2 gecesi 3 gecesi derse giderdim. Ben evlenmezden önce işte benim şu kursum vardı şu kursum vardı şu kursum vardı giderdim. Ben evlendim ne kursum kaldı ne dersim kaldı. Ne semam kaldı ne çalışmam kaldı. Neden evlendim ben? Neden evlensin ki? E görüyorlar da şimdi böyle olduğu zaman hizmetten düşen bayan kardeşleri de görüyorlar. Yani aslında kötü örnek oluyorlar. Adam dergattan alıyor evleniyor birisiyle. O evlenen kadın günden güne günden güne dergahın içindeki hizmetten düşüyor. Onu gören öbür kızlar aman diyorlar ya dergattan kimseyle evlenmeyelim.
Neden? Ya işte filanca evlendi ne oldu? Hiç derse gelemiyor şimdi. Neden? Çocuk üşecek, çocuk yan yatacak, çocuk çamura batacak. Olur mu olur çocuğu yolda rüzgar kapar, güvercinler kapar, kartallar kapar. Olur mu olur çocuk yolda giderken serçe gelir gözünü tiftikler onun. Ya birçok onun çocuğu var zaten. Ulan dünyanın bütün en kıymetli şey o çocuğun üzerinde toplanmış.
Ben öyle diyorum. Ha bizimkiler çocuk değildi diyor mu? Kapının arkasında süpürgeydi diyor mu? Kıcağımızda çocuklar dik kaldığında otobüs bekliyoruz biz gece saat bir yarım. Ha Hüseyin Aka. Ha bizim çocuklar hasta mı olur ya? Bizinkiler böyle. E o keramet ehli bizinkiler. Yapmayın. Yapmayın. Yine şu anahtar meselesi. Utandım kendimden ya. Gece saat iki kendimden utandım. Bir de misafirlikteydim. Saat ikince böyle haykıracağım, höyküreceğim, haykırıp höyküremiyorum. Milleti ayağa kaldıracağım diye. Daraldım sabahı edemedim.
Şekerim allak bullak oldu. Ertesi gün bir ölçtüm iki yüz iki. Ya onun sıkıntısı yetti bana. Bir insanın evinin anahtarı bir başkasında olur mu ya? Kadınlar, erkekler. Bir tek insan kendi annesinin evine girebilir girebilirse ona dahi Hazreti Resulullah demiş ki Ebeveynlerinizin odalarına girerken haber verin, edeb edin, kapıyı çalın.
Bu nasıl ahlaksızlık? Bir insan gelininin evine, kızının evine, abisinin evine, damadının evine girebilir mi gece yarısı veya gündüz? Bir erkek kendi annesinin babasının evine girerken dahi edeb edecek, müsaade isteyecek de girecek. Bir kız çocuğu kendi annesinin babasının evine girerken dahi kapıyı çalacak, müsaade isteyecek, edeble girecek. Nerede var habersiz girmek ya? Çat kapı içeri girecek bir kimse. Ben size Kur'an ve sünnet anlatıyorum bildiğim kadarıyla. Allah muhafaza eylesin. Kadının parasını almak, nerede görülmüş? Kadının maaşını çekmek, nerede görülmüş? Kadının parasını el koymak, nerede görülmüş?
Kadının maaş kartını çantadan çalmak, nerede görülmüş? Hangi dervişlikte var bu? Kadını tekmele git babandan para al gel der. Nerede görülmüş bu kardeşim ya? Haykırıyorum, haykırıyorum, haykırıyorum. Boşa mı haykırıyorum diye kendi kendime sormaya başladım. Allah muhafaza eylesin. Sonra yani her yere kayınvalidesini götürecek kadıncağız. Ya neden götürmek zorunda? Her yere görüncesini götürecek. Neden götürmek zorunda? Her yere ertesini götürecek. Neden götürmek zorunda? Yani o kızın hiç mi kendi arkadaşı olmayacak?
Hiç mi kendi dostu olmayacak? Evlenince kadar 20 yıllık dostu var, arkadaşı var. Evlendi, bitti hayatı. Yani bir yere giderken kaynanasıyla gidecek. Bir yere giderken abisin, yani oğlanın abisinin karısıyla gidecek. Ertesiyle gidecek. Nereye giderse gitsin. Bir yere giderken görüncesiyle gidecek. Nereye giderse gitsin. Nerede görülmüş ya? Benim kız kardeşimden de örnek veriyorum ben. Bunların içerisinde o da var. Evlendi kaynanası gelirken illaki bize de gelecek. Annem çıldırırdı. Anne akraban ne kızıyorsun diyordum ben. Olmaz böyle.
Edep yok. Edep yok ki. Kendimizden örnek veriyorum. O girermiş, açarmış dolabı, bakarmış, edermiş, yirmiş, içermiş, bırakırmış, oraya gidermiş. Bir kimse sadece ve sadece kendi annesinin dolabını açar. Kendi annesinin dolabını.
Dervişler, bir başkasının evine gittiğinde, bir başkasının evine gittiğinizde kimsenin mutfağına girmeyin. Kimsenin dolabını açmayın. Kimsenin yatak odasına girmeyin. Girmeyin. Bir kimsenin yatak odasına girilmez. Büyük çocuklar dahi girmezler anne babalarının yatak odasına. Kız çocuğu da olsa anne babasının yatak odasına girmez.
Erkek çocuğu anne babanın yatak odasına girmez aklı ermeye başladığında. Girilmez. Ne kadar sıkışık bir ortamda yaşarsan yaşa girilmez. Bir kimsenin evine izinsiz girilmez. Kapı çalınmadan girilmez. Kapı çalındı. Ses verilmiyor. Girilmez. Telefon üç sefer çaldı. Ses verilmiyor. Kapatılır. Ölünceye kadar, öldürünceye kadar telefon çalınmaz. Bir sefer aradın, iki sefer aradın. On beş sefer, on sekiz sefer, yirmi dört sefer. Elli iki sefer arayan insan var. Aranmaz. Edep. Edep, edep. Ne derdin varsa var.
Bir tek senin derdin mi var? Bir tek senin mi sorun var? Bir tek senin mi problemin var? Elli sekiz sefer aranır mı bir insan? Namaz kılacaksın, namaz kılamıyorsun. Bir şey yapacaksın, bir şey yapamıyorsun. Arıyor. Bağlamış psikolojik probleme kendini. Yapmayın. Kapıyı çaldın. Kimin evi olunsa olsun. Bu kimin evi olunsa olsun. Bir başkasının evi, evet. Senin ister. Benim kendimce söylüyorum. Benim oğlumun evi olsun yeter istersen. Kapıyı çalacağım. Tak, tak, tak. Cevap yok. Döneceğim, gideceğim. Bu kimin evi olursa olsun.
Yemek saati bir başkasının evine gidilmez. Gidilmez. Beklersin kenarda. Yemek saati biter, gidersin. Bunu kendim için söylemiyorum. Dervişlik adabı erkanı için de söylüyorum. Yok böyle bir şey. Yeni evli insanların evine zırt pırt misafirliğe gidilmez. Genç evlilerin evine zırt pırt gidilip yatılaya kalınmaz. Genç insanların evlerine gidilip de yatılaya kalınmaz. Kayınvalideler, kayınpederler. Yarın öbür gün siz de kaynana kayınpeder olacaksınız. Siz de damat sahibi olacaksınız. Siz de gelin sahibi olacaksınız. Gidilmez. Senin oğlun da olsa gidip onun evinde kalınmaz. Senin kızın da olsa gidip onun evinde kalınmaz. Ancak senden yardım talep ederlerse gidersin.
Senden yardım talep etmezlerse gitmezsin. Senden yardım talep eden var mı? Yok gitme. Yardım edeceğini söyle. Kızım bir rahatsızlığınız olursa ben buradayım bak. Gelip bakabilirim. Anne gel dedi git. Oğlum bak bir rahatsızlığınız varsa ben senin annenim. Hanımın da çocuğun da bir şey olursa ben hazırım. Gel dersen gelirim. Gel git. Yani hangi damat, hangi gelin, hangi oğlan, annesine, babasına, kayınvalidesine, kayınpederine çok kaldınız artık diyecek diyemez. Gidip bir insan 15 gün, 20 gün, 1 ay, 2 ay gelinin evinde, damadın evinde kalır mı? Bir zaruret olur, bir sıkıntı olur gider kalırsın. Yok böyle bir şey.
Yok yok. Allah muhafaza eylesin inşallah. Eşimle beraber yalnız zaman geçirme hakkım yok mu? Yok. Olur mu olur yalnız zaman geçirirseniz. Kıyamet kopar. Muhakkak yanınızda bir şey olması lazım. Ya bu zamanda bunları konuşmak zorunda kalmak beni üzüyor. Ama yaşanıyor bunlar. Allah muhafaza eylesin inşallah. Ben bu zaman dilimini aynı evde ya da aynı apartmanda oturduğum eşimin anne ya da ablasıyla her gece doldurmak zorunda mıyım? Başka alternatifin yok. Yani siz çünkü sosyalitesi olmayanlardansınız. Dervişsiniz ya.
Derviş olduğunuzda sizin tanıdığınız, bildiğiniz hiç kimse yok. O yüzden evlendiğiniz zaman evlendiğiniz adamın ablası, annesi, ondan sonra akrabaları onlarla hayatınızı geçireceksiniz. Hayat onlarla geçecek. Yalnız bir yere gidemezsiniz. Eşim beni annesi ve yakın akrabasıyla sürekli kıyaslıyor. Ben buna çok üzülüyorum. E olmazsa olmaz ki. Adam söylüyor bunu bana şimdi. Kadın annesinin yaptığı gibi yemek yapamıyormuş. Bunu da kadının yüzüne söylemiş.
Kadına dedim ki tamam. Şimdi evlenen kadının babasının evinde mali durumu daha rahattı. Evlenince mali durumu çok rahat değil kadının. Adama döndüm. Dedim ki, şimdi eşin dese ki ben onun bekarlığını biliyorum. Babam benim bir dediğimi iki etmezdi. Sen nasıl adamsın? Bana yılda üç tane ayakkabı alamıyorsun, iki tane mantı alamıyorsun. Dese dedim. Kaldı şimdi. Boşarsın değil mi dedim ben. Kaldı. De dedim ben. Reel ol. E boşarım dedi. Hadi boşa sen dedim şimdi. Neden dedi. E dedim senin annenin yemeğini yapamıyormuş ya bu dedim. Sen de babası gibi adamlık yapamıyorsun. Kaldı adam şimdi.
İki tane de oğlan var. Şimdi dedim bu çocuklarını bıraksın. Sana. Sen dedim annenin yemeği gibi yemek yapan bir tane hatun bul. Bu çocuklara da baktır. Efendim ben öyle demek istemediydim. Efendim değil abi diyor o zaman. Abi ben öyle demek isteme dedim. E dedim ya böyle demişsin. Böyle demişsin. Böyle demedin mi? Evet işte kıyasladık. Bu annenin yaptığı yemeği yapamıyor. Sen de dedim bunun babasının yaptığını yapamıyorsun. Sordum kıza biliyorum ben aileyi. Dedim hiç doğalgazınız kesildi mi? Hiç kesilmedi dedi. Burada kesildi mi? Evlenince kesildi dedi. Babanın evinde hiç elektrik kesildi mi? Dedim ben hayır dedi.
Burada kesildi mi? Dedim ben kesildi dedi. Biliyorum kesildiğini. Babanın evinde dedim her hafta sebze meyve alınırdı. Öyle değil mi? Dedim ben evet dedi. Burada alınmadığı hafta oluyor değil mi? Dedim ben evet dedi. Adam çöküyor şimdi gözümün önünde. Dedim ben mübarek insan. Ne ama kıyasladın? Seni de kıyaslarlarsa sınıfta kalacaksın. Bu kadın seni babasıyla kıyaslarsa sınıfta kalacaksın. Sen bunu annenle neden kıyaslıyorsun? Kimse kimseyle kıyaslanmaz. Herkes kendine minhasırdır. Kadın bir yemek yapmış getirmiş. Nimet bil. Adam bir elbise almış gelmiş sana.
Nimet bil. Adam sana kırık pirinç getirmiş. Nimet bil. Öbürkü de sana kırık pirinçten bir pilav yapmış. Nimet bil. Kıyaslamak nereden çıktı? Seni kimse kimle kıyaslayalım? Dervişlerden bunlar görülmemesi, yaşanmaması lazım. Bugün bir kardeş evlenecek. İşte evlenecek olduğu evlenme adayı olan damat adayını bana getirdi, tanıştırdı. Burada söylediklerimin üç aşağı beş yukarı adama da söyledim. Dedim bak abicim dervişlerden birisiyle evleniyorsun. Bunların dedim üç dört gün gündüz çalışmaları var. En az iki gün dedim. Sordum kaç gün? İki gün.
Dedim iki gecede bunların dersleri var. Etti dört gün. Bir günde ekstradan çıkar dedim. Beş gün. İki gündüz üç gece. Ha bir gecesi dedim ayda yılda ama iki gündüz iki gece dedim. Bu kız evde değil. Çocuk dedi ki bana söyledi. Hepsi söylüyorlar bunların. Bütün kızlar evlenirken hepsi de söylüyorlar bunu. Ve evlenirken de dedim bütün adamlar diyorlar ki evet biliyorum kabulüm.
Dedim bir ay sonra hava durumunu biz alıyoruz artık dedim. Evlendi bir ay sonra başlıyor. Kız diyor ki kadın diyor ki ben bugün bugün dersim var gideceğim. Hava çok sıcak bugün diyor. Bir türlü hava şartlarını bizim derviş adamlara göre oturtturamadı Cenab-ı Hakk'a aşağı. Oturmadı hava şartları bir türlü. Ne adamların havasına göre oturdu ne çocukların havasına göre oturdu ne adamların anneleri ne de adamların kız kardeşlerine ne de adamların herhangi bir şeyinin ya da ne de o evliliği kuran düzenleyenlerin etrafındakilerin havasını yakalayamadık.
Hiçbir türlü. Bir ay. Bir ay sonra başlıyor düşme. Şimdi evlenecek olanlar da diyorlar ki bana şimdi dergahın içerisinden bile mecbur. Bayanlar diyorlar ki efendim dergahın içerisinden isteyen insanlar var evlenmeye korkuyoruz. Neden? Soruyorum şimdi. E filanca evlendi böyle böyle böyle oldu. Fişmanca evlendi böyle böyle oldu. Fişmanca evlendi böyle böyle oldu. Ama bunların içerisinde filancanın evliliği var mükemmel. Karı koca koşuşturuyorlar. Karı koca koşuşturuyorlar. Filanca var mükemmel. Çok hoşumuza gidiyor. Ne kadar güzel koşuşturuyorlar. Ama bazı örnekler de var. Herkes kalıyor. Yapmayın. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Kayınvalideme yaptığım her hizmeti görünceye de yapmak zorunda mıyım?
Teşekkür ederim. Allah yardımcınız olsun demiş. Allah razı olsun. Yardımcım olsun gerçekten de. Evet. Kayınvalideye yapılan hizmet görünceye de yapılmak zorunda mı? Ya misafirlik bir gün, iki gün, üç gün olsa yapılmak. Hadi yapalım. Yani. Misafirdir gelir. Bir kimse misafirine hizmet ve hürmet edecek. Kayınvalideye ölünceye kadar geldi misafir hizmet ve hürmet et. Ama görüncelerde görünceliklerini bilsinler. İşin en ilginç tarafı da bu.
Hiç bunlarla alakalı böyle bir hayatım olmadı hiç. Bu sorulan soruların hiçbirisinde bu fakir yaşamadı. Benim evime birisi böyle izinsiz girecek. Allah muhafaza eylesin. Anne dedemin böyle bir şeyi vardı. Bahçesi. Yazın o çardakta yatıyordu. Çardağı vardı. Bir bakmışsın gece saat bir buçuk iki gün bir tabanca sesi. Biz güldür güldür güldür koşturuyoruz. Dedem birini vurdu diye. Adam bağırıyor oradan. Mehmet Efe, Mehmet Efe ben filancayım, ben filancayım. İstersin bağırmasın. Sonradan öğrendik gözü.
Ulan adamın dedim ya. Kendi evi, kendi eşi, kendi etrafı ne kadar mukaddesmiş. Anneanneme bir Allah'ın kulunun bir sözü olamazdı. Anneanneme. Anneanneme birisi kalkacak, yan gözle bakacak. Dedem onun gözünü oyardı. Allah rahmet eylesin. Annem de babam da vefat etti. Anneme birisi, herhangi birisi. İster kendi abisi, ister kendi babası, ister kendi annesi. Birisi anneme bir laf söyleyecek. Şeytanın aklına gelmeyen küfür yerded adam. Şeytan düğmeliklerdi o küfrün önünde.
Benim aklıma gelmemişti derdi. Bırakın komşuları filan. Yani birisi öyle, anneme bir şey diyecek ha. Allah rahmet eylesin. Üç tane dayımın üçü de, babam kahveye girdiğinde kahvede hangisi varsa ayağa kalkardı. Aslan hoş geldin derdi. Sandalye babanın altına verirlerdi. Sordum Mehmet'in babasına ben dayıma. Dayı dedim ya, bu hani neden bu kadar hürmet, hizmet? Oğlum baban dedi, enişterilerin içerisinde en adam olanı dedi. Öbür günlere yapmıyorlar, öbür teyzemin kocalarına. Dedim neden? Baban dedi, hiç kimse laf söyletmez dedi, anana dedi. Ben o kültürle büyüdüm.
Bir insanın evi mukaddestir. Bir insanın eşi mukaddestir. Bir insanın çocukları mukaddestir. Bir erkek, evini, eşini, çocuklarını korumak, kollamak, muhafaza etmek, yedirmek, içirmek, giydiğinden giydirmek, içtiğinden içirmek, yediğinden yedirmekle mükelleftir. Sen adamsan, adamsan.
Evlenecek. O kadın sana ait olacak. O ev sana ait olacak. O çocuklar sana ait olacak. Sana, sen kadınsan evleneceksin. Sen adama ait olacaksın. Evlendiğinde senin aktabın, senin kutbun, senin adamın, evlendiğin adam olacak. Senin yuvan, o ev olacak. Evlenmişsin. Geriye dönüp bakmayacaksın. Annen varmış, baban varmış, kardeşin varmış. Geriye dönüp bakma. Evini kur. Evini bırakmış gelmiş adam sana. Kadın sana. Sen de adam ol. Onu muhafaza et orada. Onu koru. Onu kolla. Onun ihtiyaçlarını gör.
Onu muhafaza et. Ona buna yem etme. Ona buna peşke çekme. Onu bunun peşine takma. Başkalarını da peşine takma. Güveniyorsan karına, orta yerde tut. Güveniyorsan Allah yolunu açık etsin. Boşadım seni dağıt kenara. Benim bildiğim bu. Bu bende daha ileriydi. Ben bundan fazlasını biliyorum. Bakın ben bundan fazlasını biliyorum. Ama Kur'an ve sünnet, dervişlik beni geriye çekti. Dervişlik beni geriye çekti. Nereye geriye çekti? Kur'an ve sünnete çekti.
Eğer Kur'an ve sünnet olmamış olsaydı, zaten Mustafa Özbağ'ın baya vukaat olurdu. Baya vukaat olurdu. Birkaç tane topalı ayaklı adam görürdünüz. Birkaç taneden fazla görürdünüz. Böyle başı sarıklı adam görürdünüz. Beyaz böyle pamuklarla sarılmış. Çok insan görürdünüz. Dervişlik geri çekti. Ben alışkın değilim öyle. Bize laf söylenecek, böyle bir laf küf olacak, dedikodu olacak. Öyle birisi arkamızdan gıybet edecek. Öyle iftira atacak. Bunlara alışkın değiliz biz. Adam o iftirayı attıktan sonra bir de yüzüme gülecek. Hani böyle yalakalık yapacak, yüzüme gülecek derken.
Bunlara alışkın değiliz biz. Dervişlik bunları yutturdu bize. Bunları dervişlik bizi yutturdu. Öyle adam hem arkamızdan gıybet edecek, hem bir de kalkacak böyle bizim soframızda oturacak, hem böyle yapmıyormuş gibi olacak. Ben de yutacağım onu. Biz bunları şeyhimizin hatırına, yolun hatırına, dergahın hatırına, Kur'an ve sünnet çizgisi dedik, yuttuk. Kendimizi bu noktada bu noktaya getirdik. Hiddetimin bazı şeylerde böyle galayana gelmemin sebebi o. Kafam almıyor. Beynim almıyor benim. Benim kafam beynim almaz. Almaz. Adam ip gibi olmalı. Derviş ip gibi olmalı.
Yalpalanamalı. Bunun doğrusu ne bu? Bu böyle olacak. Bitti. Bunun duygusallıkla mügusallıkla alakası yok. Hiçbir hukuksuzluk duygusallık değildir. Bir hukuksuzluk var. O duygusallık değildir. Allah muhafaza eylesin. Olacak iş mi ya? Adam kendi kızının çantasına harçlık koymuş. Adam gece o harçlığı çalmış kadının çantasından. Daha benim çantam açılmamıştır.
Daha benim telefonuma bakılmamıştır. Daha benim cüzdanım karıştırılmamıştır. Daha benim cebime bir başkasının eli girmemiştir. Ne eşim ne çocuklarım? Daha ben telefonlarına bakmamışımdır onların. Kimle görüşmüş, kimle konuşmuş, kim aramış daha dinlememişimdir. Daha kim mesaj göndermiş, kim mesaj göndermemiş bakmamışımdır daha.
Bakarsam boşarım. Ben onun telefonuna kim mesaj göndermiş diye baktığım an boşadığım andır. Ben o kızımın telefonuna kim mesaj göndermiş diye baktığım an onunla hukukumun bittiği andır benim. Daha benim telefonuma baktığını hissedeyim boşadığım andır benim. Boşarım ben onu. Benim mesajımı açıp okunacak boşandığı andır. Kimle gelirse gelsin. Hukuksuzluk hukuksuzluğu getirir. Güvensizlik güvensizliği getirir. Adaletsizlik adaletsizliği getirir. Bu kadın bana aitse bana ait.
Bana hesap verecek. Başka hiç kimseye değil. Bana hesap verecek. Başka bir kimseye değil. İsterse sülalesi isterse sülalem ayağa kalksın. Yok öyle bir şey. Sen bir sefer hesap verirsin. Ertesi gün bir daha hesap sorarlar senden. Bir sefer kapıyı aralarsın. Ertesi gün herkes geçer orada. Herkes geçer. Bir sefer senin evine annen girer senden habersiz. Benim evime hiç giren olmadı da. Bir sefer girer sen susarsın. Herkes girer senin evine. Bir sefer senin kız kardeşin patlak girer içeri.
Herkes girer senin evine. Herkes girer. Daha ben abimin evine abim yokken benim yanımda da eşim yokken kapısından içeri girmiş adam değilim. Abim daha benim evime kendi eşi yokken çocuklar büyüyünce belki de bir sefer geldiyse gelmiştir.
Beni beklemiştir. Ben girmedim işte. Yok böyle bir şey ya. Yok böyle bir şey. Hukuk hukuktur. Hukuksuzluk hukuksuzluğu getirir. Öyle bir şey yok. Ben o yüzden benim hiddetlenmem benim bu noktada böyle heyecana gelmemin sebebi o. Bunları derslerin arasında ufak ufak ufak ufak söylüyorum. Ama Cenab-ı Hak toplatacak işte. Soru geldi. Hepsini toplattı. Zikrullah'a da geç kaldık. Hakkınızı helal edin. Ama bunlar önemli. Bunlar önemli. Evinize sahip çıkın. Eşinize, işinize sahip çıkın. Kendinize bakın.
Hayatınızı bu noktada buna göre odaklayın. Kur'an ve sünnet. Kur'an ve sünnet. Bir yerin bir ilahı olur. İki tane olmaz. Bir kadının bir kocası olur. İki tane olmaz. Bir çocuğun bir babası olur. İki babası olmaz. Bir çocuğun bir annesi olur. İki annesi olmaz. Olmaz. Bir dergahın bir şeyhi olur. İki şeyhi olmaz. Olmaz. Ben öyle inanırım. Bir insanın bir şeyhi vardır. İki şeyhi olmaz. Olmaz. Bana diyorlar, veriyorlar. Gidin alın.
Ben vermiyorum diyor. Neden? Olmaz ya. Olmaz. Herkesin bir yiğit, her yiğidin bir derler ya, yoğurt yiyişi var diyor. Olmaz. Bir insanın şeyhi bir tanedir. Ödemişte zikrullah böyle ortada birisi çırpınıyor. Allah rahmet eylesin. Ali abi de gidiyor onun alnına işte işaret ediyor filan. Okuyor ona filan. Ödemişte zikrullah oluyor camide. Neyse, Şeyh Efendi beni koydu Esma'ya. Esma'ya, şimdi ikinciyi Esma'yı ben yaptırdım. Orta yere çıktım. Adam gene debeleniyor orada. Ben bayındırılara kafamı kaldırdım. Alın bunu arkaya dedim ben. Debeleneni.
Hemen geldi bizimkiler, vurdular çocuğun omuzuna. Tak, arkaya, geri halka aldılar. Neyse, attılar onu arkaya. Ardından zikrullah bitti. Oranın zakiri kardeş geldi. İşte efendim aşık bir kimse vardı. Ondan yapıyordu hani. Attık mı ya ben onu geriye? Çağırdı Şeyh Efendi. Tamam gelsin oğlum dedi. Geldi. Allah rahmet eylesin. Döndü böyle. Çocuğa dedi. Senin şeyhin kim dedi? Direkt. Ali Baba Efendim dedi. Döndü. Aha değil dedi. Oğlum dedi. Sen daha bunu şeyhinin tanımıyorsun dedi. Ali Babamış bak şeyhi dedi. Bizim dervişlerden olsa böyle olmaz oğlum dedi.
Yürüyoruz şimdi. Mustafa Efendi ne diyorsun dedi. Bir dergahın bir şeyhi olur efendim dedim. Bir adamın da bir şeyhi olur dedim. Doğru söylüyorsun oğlum dedi. Doğru söylüyorsun dedi. Allah rahmet eylesin. Aradan çok zaman geçmedi felç oldu. Bir dergahın bir şeyhi olur. Bir evin bir adamı olur. Bir çocuğun bir anası vardır. Bir babası vardır. Benim bildiğim bu. Bir evin bir reisi vardır. İki tane değildir. Evin reisindedir anahtar. Evin reisindedir anahtar. Anahtar kimde?
Çocuğun anasında. Haa. Evin reisi çocuğun anası. Adam. Kadın. Adamı dinlemez. Kayınvalideyi dinler o zaman. O evde. Adam kayınvalideymiş. Evin anahtarı kimde? Görünce de. O evin reisi görünce. Evin anahtarı kimde? Amcada. O evin reisi amca. Yok böyle bir şey. Bizatihi gelen, giden, taşıyan, bu noktada hizmet eden bütün kardeşlere Allah ecrilerini arttırsın inşallah. Önümüzde bu pazar İdir köyünde var.
Kutlu doğum etkinliği sabah saat 11'de olacakmış. İnşallah Allah izin verirse oraya da Cenab-ı Hak nasip edecek bulunacağım inşallah. Bu noktada da kardeşler hassasiyetlerini göstersinler inşallah. Gelmeye gayret etsinler oraya da. Önümüzdeki pazar bayan kardeşlerim var. Merun Usta Osman Gazi salonunda. İnşallah kardeşler eşlerini bu noktada hizmet etsinler. Akrabalarına hizmet etsinler. Oradaki salonun da dışarı kadar taşması lazım. Bayanlarla. O yüzden bütün kardeşler bayanlarla orayı doldurup taşıracaklar. Aynı gün bayındır da var program. Allah izin verirse ben sabahtan orayı bir organize edip ondan sonra bayındır'a geçeceğim.
İnşallah kutlu doğum programlarının ana hatlarıyla bitecek. İnşallah hoş Mayıs'ta da birkaç tane program var. Yine serpiştirilmiş vaziyette ama onlar da vakti saati geldiğinde açıklarız. O yüzden Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Gönlünüzü, kalbinizi incitmek değil derdim. O yüzden isterim ki bütün derviş kardeşler bu noktada Kur'an ve sünnet çerçevesinde evliliklerini devam ettirsinler, idame ettirsinler. Kurarlarken de o noktada kursunlar derdim bu. O yüzden tekrar tekrar sürçülisan ettiysek affola inşallah. Allah razı olsun, hakkınızı helal edin. Bir ilanı olan varsa ilan etsin inşallah.
Geceniz hayır olsun.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.