Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Mart 2012 · 28:45
Resmi, terk etti resmi, ateşi aşka, yandırdı cismi Allah ateşi aşka, salli âlâ, zeynî... Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin.
Bütün kardeşlerim hakkını helal etsin inşâAllah. Bu basit soru için icralık malları almak ve ticareti yapmak caiz midir demiş. Kardeşim, İslam'da haramlar belli. Bir kimsenin ticaretinin yapmasında bir sıkıntı yok. İcralık mallar da olsa, mallar orta yerde alınır, satılır. Alımında, satımında haramiyet varsa bir malın, o zaman onda sıkıntı olur. Başka bir yerde sıkıntı olmaz. Batında hicret nereden nereye yapılır? Hakikatta arife ne denir? Bayram ne denir? Böyle çok ağır sorular sormayın ya. Şimdi bunu soran kardeşler muhakkak... Bakın, soru üç şey için sorulur. Bir, öğrenmek için. İki, öğretmek için.
Bir, başkasına öğretmek için. Üç, utandırmak için. Utandırmak için soran utanır. Şimdi, bununla alakalı ehli tasavvufun kendi içerisinde şeyleri var. Eğer bu soruyu soran kardeş yeni gelen bir kardeşse söyleyecek bir sözüm yok. Bütün sözlerimi geri alıyorum. Yok yeni gelen bir kardeş değilse, bu normalde bizim kardeşlerden birisiyse, bu soru sormak için sorulmak.
Allah bizi affetsin. Bir sohbetinizde demiştiniz ki, eski hocamın zamanında on bin tane dervişin arasında bir tek benim seyir resulukum açılmıştı. Bu, Şeyh Efendi'nin sözüydü. Ben onun kardeşlerimize söylemiş olduğu sözünü naklettim. Bugün kaç tane öğrenciniz var bilmiyorum ama bugün de öğrencilerinizin arasında aynı konumda olanlar var mı?
Cemaate sohbet edecek, her soruya cevap verecek öğrenciniz var mı? E böyle, zaten bu noktada olmuş olsa kimse Şeyh olmuş olur zaten. Bu noktada birisi olmuş olsa biz ona mürid oluruz. Neden bugün bir Yahudi, Hristiyan, Müslümanın dilinden kurtuluyor da?
Müslüman, Müslümanın dilinden kurtulmuyor. Yani insanların imanıyla işim yok ama mümin odur ki müminler onun dilinden emin olurlar. Biz başkasını sorgulamayalım. Eğer bizim dilimizden insanlar emin değillerse kendi müminliğimizi sorgulayalım. Herkesin yaptığı eksiklik şu, bir başkasının dilini sorguluyoruz biz.
Oturuyoruz, Adnan benim için ne dedi diye düşünüyoruz. Adnan benim için ne demiş diye soruşturuyoruz. Adnan benim için ne dedi diye dinliyoruz. Eğer nefis terbiyesi yapar kendi kendimize biz ne dedik? Ben bir başkası için ne dedim? Bir başkası benim dilimden emin oldu mu? Bir başkası benim elimden emin oldu mu? Bir başkası benim gözümden emin oldu mu? Bir başkası benim ayağımdan emin oldu mu? Bir başkası benim cinsel organımdan emin oldu mu? Bir başkası benim nefsimden emin mi ki? Ben nereye kadar gıybet etmiyorum, nereye kadar iftira etmiyorum, nereye kadar dedikodu etmiyorum, nereye kadar insanların aleyhinde konuşmuyorum.
Ben nereye kadar insanların içerisinde fitne çıkarmıyorum, ben nereye kadar insanları birbirine düşürmüyorum, nereye kadar üstüme farz olmayan işlerle uğraşıyorum. Müslüman bunda kendini sorgulacak. Kendine dönüş, kendi nefsini hesaba çekme. Ölmeden kendini hesaba çekme, her gece kendini hesaba çekme, yatmazdan önce, her namazdan önce hesaba çekme ve tövbe etme, her an insanın kendisini hesaba çekmesi.
Asıl hicret bu işte, hicretin batiniliği bu, hicretin maneviliği bu, insanın haramlardan helallara doğru yol alması, Şirkten imana doğru yol alması, gizli şirkten imanın hakikatine doğru yol alması, Sahte olan bütün her şeyi bırakıp, hakikata doğru yol alması, Gerçek hicret, lazım olmayan bilgiyi bırakıp, bize lazım olan bilgiyle bilgilenmek, ariflik o.
Bize lazım olan hal üzerinde durmak, bizim olmamız gereken ahlak üzerinde olmak, din bu. Eğer kendimizi bu noktada tutamıyorsak, Allah muhafaza eylesin inşallah. Tazim Allah Celle Celaluhu, büyüklüğünü itiraf nedir? Pek soruyu anlayamadım, yani Allah'ı tazim etmek mi, Allah'ın büyüklüğünü itiraf etmek mi?
Ama Allah'ı tazimse, bu Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmak. Allah'ı tazimse, bu iman etmek başında. Allah'ı tazimse, o kimse tazim ettiğini gösterir, elinde emaresi olacak. Namaz kılmak en önemlisi. Haramlardan uzak durmak en önemlisi. Secde etmek önemlisi, en önemlisi. Secde etmeyen bir kimse Allah'ı tanımıyordur. Secde etmeyen bir kimse Allah'ı tazim etmiyordur. Allah'ı tazim etmeyen, Allah'ı tanımayan bir kimse, hiçbir şeyi tanımaz ve tazim etmez. Allah'a saygısı olmayanın hiçbir şeye saygısı yoktur. Allah'a sevgisi olmayanın hiçbir şeye sevgisi yoktur. Allah'a muhabbeti olmayanın hiçbir şeye muhabbeti yoktur. Özünde yoktur.
Hakikatinde yoktur onun. O kendi kendisini, eşini çok sevdiğini söyleyebilir. Kendi kendisini, bir gülü, bir çiçeği çok sevdiğini söyleyebilir. O kendi kendisine bir köpeği, bir kediği, bir hayvanı, yeşili doğayı çok sevdiğini söyleyebilir, aldatıyor. Eşyaya ve etrafına olan sevgisini, sevgide derinleşen insanlar Allah'ı görürler. Etrafa olan sevgide derinleşen insanlar Allah'ı tanırlar ve bilirler. Bu yaradılandan, yaradana geçmektir, hakikattir. Ama o sevgileri dahi sahtedir, o sevgileri dahi yalandır, o sevgileri dahi gerçek değildir. Aldatıyorlar hem kendilerini hem de seviyorum dediklerini.
O yüzden yani siz bir köpeği seveceksiniz, Allah'ı sevmeyeceksiniz. Yalan söylüyorsunuz. Eğer o köpeği gerçekten sevmiş olsanız Allah'ı tanırdınız. Onu bir yaratan var. Siz bir çiçeği gerçekten sevmiş olsaydınız onu bir yaratan var. Onu görürdünüz çiçeğin üzerinde. Eğer siz bir kadını bir erkeği gerçekten sevmiş olsaydınız, onun üzerindeki Allah'ın sıfatlarının tecelliyatını görür, Allah'ı tanır ve bilirdiniz.
O yüzden bir kimse Allah'ı tazim edecekse, o ibadetlere sımsıkı sarılmaktan, haramlardan uzak durmaktan geçiyor. Ya namaz kılmayan bir kimse, dizi, eli, alnı, toprağa değmeyen kimse, secdede yüz sürmeyen bir kimse, Allah'ı nasıl tazim edecek, nasıl tanıacak? Haramları gücünün yettiğince işleyen ve herhangi bir haramı işlemekten bir korkusu olmayan, herhangi bir haramı işlemekten utanmayan bir kimse, nasıl Allah'ı tazim edecek ki?
Bu yüzyılın hastalığı, bu geçmiş yüzyılın da hastalığı. Bir kimse örneğin gıybet ederken, gıybet ettiğinin farkındaysa eğer, nasıl Allah'ı tazim ettiğini söyleyecek ki? Ya diyeceğiz ki biz ona, bu kimse mecnun, aklı yerinde değil. Buradaki mecnunluktan kastım, aklı yerinde olmamak. O yüzden mecnun dendi ona, aklı yerinde değil olarak gördüler, dışarıdan deli gördüler onu. Gıybet ederken, eğer ya delisin, ya da evet küstahsın. Neden?
Allah'ı tazim etmiyorsun bile bile. Allah haram kıldı çünkü. İftira ederken, laf taşırken, filanca senin için şöyle dedi derken, ya psikolojik problemlerin var, ya da Allah'ı bu noktada, sen hiç tazim etmiyorsun, tanımıyorsun bile. Allah muhafaza eylesin. Hazine yoluyla elde edilen para, ya da altın helal midir? Hazine derken ne? Devlet hazinesinden mi? Bu toprağın altındaki, ne o, şeylerden mi bahsediyor, definelerden mi bahsediyorlar? Efendim? Definelerden, madenlerden. İslami bir sistemin içerisinde olunursa, toprağın altındaki madenler ve defineler, İslam devletine aittir.
O kimse, oradaki yer, tabi bunun hukuku farklıdır da, ama genel itibariyle, o yer, İslam devleti orayı fethettiği için, devlet birinci hak, devletindir orada. devlet orayı mücahitlere paylaştırırsa, veya devlet orayı mücahitlere, belli bir zaman içerisinde çalıştırma hakkı verirse, bunların hukuku farklı farklı.
Efendim? Beşte? Biri devletin. Allah razı olsun inşallah. Öbür türlü, gayri İslami bir sistemde bu farklı. gayri İslam'da bu toprağın altındakine devletin bir hukuku yok. Herkes define arıyormuş. Bunlarla uğraşmayın. Eyvallah. Bunlarla uğraşmayın. Bunlar insanı psikolojik hasta eder. Bunlarla uğraşmayın. Sizin için en güzel şey çalıştığınızdır. Burada insanlar çok sermaye kaybediyorlar.
Çok böyle iş güç, para, pul kaybediyorlar. Bir de bunların böyle şeyler var. Ne o? Avcı muhabbetleri gibi yalanları var. Amanın ne define muhabbetleri var. Şimdi en soran yok artık. Gece arıyorlardı beni. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Mustafa Hoca ile mi görüşüyoruz? Buyurun. Ya hocam biz bu akşam filanca yerde bir define arayacaktık da. Eee? Oradaki definelerde cinni taifesinin tasallatı varmış. Eee? Ya gelir misin bizden? Latife olsun diye dedim. Yüzde kaçını vereceksin? Neden dedi? Ya dedim sen cinniyi görsen orada duramazsın zaten dedim. Dedim kafanı çalıştırsana. Ben gelsem dedim ben.
Ondan sonra oraya gelsem dedim ben. Cinni taifesi dedim. Çıksa. Yani dedim ben hiç seslenmezsem koyarsam yakasını. Zaten dedim sen orada duramazsın ki görsen dedim. E duramam dedi. Ne vereyim ki sana o zaman dedim. Ya doğru söylüyorsun dedi ya. Geleyim mi gene dedim ben. Yok hocam ya dedi. Adam olmayan şeyi de paylaşamadı.
Dinler arası diyalog hakkında ne düşünüyorsunuz? Tek din İslam olduğuna göre bu nasıl bir ilişki? Allah razı olsun. Varmış mı ki böyle bir ilişki? Yani İslam gidip Hristiyan yani İsevilerle daha doğrusu Hristiyanlıkla diyalog halindemiş mi? Böyle bir şey mi var? Veya işte Musa Aleyhisselam'ın dini din olarak kendisi olarak gelmiş işte Muhammed'i dinle diyalog halinde mi? Böyle bir şey mi var? Bu dinler arası diyalog dediğiniz zaman sanki böyle bir din oradan kalkıp oraya kalktı. Bir din oradan kalktı oraya gitti gibi algılanıyor.
Dindarlar arası diyalog vardır. Buna söyleyecek bir sözüm yok. Hazreti Hızır'ı görmek mümkün müdür? Gördüğünü iddia edenler doğru mu söylüyorlar? Gördüm diyorsa hayır sen görmedin deme hakkımız var mı adama? Müzik dinlemek günah mıdır? Vur patlasın çal oynasın ne yapacaksın ya? Kardeş ya ne kadar uzun mektup gibi yazmışsınız yazmayın böyle.
Hakkınızı helal edin. Yine ben son fasıl sorunu okuyayım. Tüm yaşatılan acılara rağmen susup sabredip ve en önemlisi hakkını o kimselere helal edip aslında senin canını yakan Rabbini incittiğinden haberi olmadığını düşünerekten hakıttığın göz yaşlarının hesabını Rabbim sorsun dediğinde bedduam oluyor. Ya da böyle bir durumda ne demeliyiz? Sufiler karşısındaki herkese haklarını helal ederler. Sufi mantığı, sufi ahlakı budur. affeder. Affettim der Allah yolunu açık etsin. Benim yüzümden sen der ahirete. Ne o? Azap görme der çıkar. Sufi ahlakıdır bu. Burada kardeşlerin arasında ticaret yapanlar müstesna.
Adam mal almış, mal satmış, borcu var ödeyecek, alacağı var alacak. Öyle söyleyeyim. Ama öbür türlü kardeşlerin arasında, annesinin arasında, babasının arasında ne bileyim etrafındaki insanlarla arasında bir ilişkisi varsa, bir sıkıntısı varsa, bir problemi varsa meğer ki onun böyle bu noktada hakkına tecavüz etmiş olsunlar, ona sıkıntı vermiş olsunlar, ona problem yaşatmış olsunlar. Eyvallah. Ama yani bunun peşine düşmez insan. Ben hakkımı helal ettim kardeşim. Allah yolunu açık etsin. Bitti. Anne, baba, kardeş, eş, çocuk hakkımı helal ettim size. Tamam. Rabbim size benim yüzümden bir hesap sormasın. Bitti bir kelam.
Sufiye gerekli olan şey, önce nefsine edebi, sonra ahlakı alıp uygulamasıdır. Bunları uygulayınca Allah ona yüce halleri ihsan eder. Onun halk arasında şiarı, yaşayış tarzı, dikkat edin. Güleç yüzlülük, geniş yüreklilik, resmiyetten uzak iştenlik olur. Güleç yüzlülük, geniş yüreklilik, resmiyetten uzak iştenlik olur.
Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kahkahasız gülümserdi. Ve derdi ki, ben de şaka yaparım. Ama şakalarım da yalnız doğruyu söylerim. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabı, kendi huzurlarında cahiliye hikayelerini ve şiirlerini anlatır, gülerlerdi. Salat ve selam üzerine olsun, kendileri de gülümserdi. İşte bu dereceye eren sufilerin dışları halka verilmiştir. İçileri de hak için korunmuştur. Bir iyilik gördüler mi mutlaka onu yapmak isterler. İyi amel gördüler mi mutlaka onu işlemeye gayret ederler. Vakitleri, ibadetleri etmeye, emirlere uymaya, Kur'an okumaya, öğretilmesi gerekli olan şeriat ilimlerini öğrenmeye vakfedilmiştir.
Demek ki vaktiniz, ibadete, emirlere uymaya, Kur'an okumaya, öğrenilmesi gereken şeriat ilimlerini öğrenmekle geçirmeye atacaksınız. Bu demek değildir ki, işte ya biz hiç işle, güçle uğraşmayacağız, dünyayla ilgi ve alakamızı kestik değil. Güler yüzlü olacaksınız, samimi ve işten olacaksınız, geniş yürekli olacaksınız. Geniş yürekli olmak affeden insanlara aittir. Zorluklara, sıkıntılara katlanan insanlar geniş yürekli dedir. Problemlere katlanan, problemleri aşmak için çaba gösteren insanlar geniş yürekli dedir. Küçücük bir sivilceden doktor doktor dolaşan insan geniş yürekli değildir. O razı olmamıştır, o teslim olmamıştır. Güler yüzlülüğü üzerinden eksik eden kimse, bir mümine, bir arkadaşına, bir kardeşine, çocuğuna, evladına, eşine, dostuna, annesine, babasına güler yüzlülük gösteremiyorsa, onda gönül katılığı vardır.
Onda kalp katılığı vardır. Asık suratlılardan uzak durun. Çatık kaşlılardan uzak durun. Yüzünde hiç tebessüm olmayan insanlardan uzak durun. Adamın bir davası vardır, bir problem vardır, bir sıkıntı vardır. Orada ciddiyet gereklidir. Orada evet, orada gülümsemeye gerek yoktur. Savaş meydanıdır. Düşman nasıl, yaka paça halindesindir sen? Evet orada ciddiyet lazımdır. Bir iş yapıyorsundur. Allah'ın işidir o. Ciddiyet lazımdır. Ama kardeşler arasında, eşin arasında, çocuklarının arasında, akrabalarının arasında yumuşak huyluluk, güleç yüzlülük, tatlı dililik, ihlas ve samimiyet aranır. O zaman vakitlerinizi, günlük işlerinizin haricinde kalan zamanlarınızı, sohbete, zikre, şeriatın emirlerini uymaya ve dinlemeye, Kur'an okumaya, bunlara vakfetmeniz lazım.
Eğer böyle değilse, o zaman o sufilik değil. Şunu diyebilirsiniz, ya bu yıllarca böyle mi gidecek? Sufilik böyle. Dindarlık böyle, müminlik böyle. Bu yıllarca böyle gidecek. Eğer yıllardır zaten, yıllara bunu sürdüremiyorsanız, sufilinizi bozmuş, sufilinizi terk etmiş olursunuz. Allah muhafaza eylesin. O zaman da sizi acı bir son bekler. Cenab-ı Hak, Rabbim cümlemizi bu halde muhafaza eylesin inşallah. Yüce Allah'ın ve Resulullah'ın hükümlerini bilmeyen kimse, sufi olamaz. Dışa ait hükümleri düzgün bir şekilde yapmayan, içe ait hükümleri güzel yapmayı başaramaz. Yüce Allah buyurmuştur ki, elbette biz bizim için mücahede edenleri yollarımıza iletiriz.
Sünnetlerin zahirinin hükümlerini zayi eden kimseye nasıl güvenilir de, hakikatler, sırlar verilir? Dervişler çok isterler ya, illaki hal görelim, rüya görelim, işin hakikatine varalım. Sünnetlerin zahirinin hükümlerini zayi eden kimseye, namazın sünnetlerini terk eden, yemeğin sünnetlerini terk eden, sohbet adabının sünnetlerini terk eden, yolda yürüme adabının sünnetini terk eden, evde eşiyle olan ilişkilerde, çocuklarıyla olan ilişkilerinde, ticarette, arkadaşları ile olan ilişkilerinde sünnetleri terk eden kimseler,
nasıl hakikate ulaşacaklar, nasıl mana gözleri açılacak, nasıl kalplerine ilham gelecek, nasıl kalplerine Allah misafir olacak, Allah muhafaza eylesin. O sünnete ittiba etmek, sünnete riayet etmek, sünnete sımsıkı yapışmak, hakikat kapılarının önünde durmaktır. E namazların sünnetlerini at, hayatın kendi içerisindeki sünnetleri at, ondan sonra hakikat kapısından bana bir şey gelecek diye bekle.
Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Hakikate ancak sülük eden ulaşır. Sülükü ve çabası olmayan nasıl tahakkuk edecek, neyin hakikatine erecek? Evet zahirde Allah'ın kendisi üzerinde bulunan emir ve hükümlerini bilmeyen sufi değildir. Hallerin de ilmin gereklerine aykırı davranan sufi değildir. Allah rahmet etsin, Cüneyt demiş ki ilim yoldaşın olsun, haller sende bulunsun. Çünkü Yüce Allah, ilimde rahatsız olanlar, ona inandık derler buyurmuştur. Halleri sünnete aykırı olan sufi değildir. Halleri sünnete aykırı olan sufi değildir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şöyle dediği anlatılır. Ümmetimin fesadı zamanında sünnetime yapışan, elinde ateş koru tutan gibidir.
Ahlak ve adabı, kitap ve sünnet uyarınca olmayan sufi değildir. Ahlak ve adabı, Kur'an ve sünnete uygun olmayan sufi değildir. Ahlak ve adabı, Kur'an ve sünnete uygun olmayan sufi değildir. Sufi değildir. Sufi değildir. Allah bizi sufilerden eder.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.