mustafaozbag.org

263. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 56:51

Kendisiyle alakalı mesele de bu aile değil. İslâm'ı ne kadar İslâm'ı olmadığı gibi bu işin iç açılarını göster ve noksanlıklarını gördüğünde mürşidin eksik ve noksanlığına bakar. Eğer mürşidin kendisini bağlıysa susar. İnsanların eksikliklerini araştırmayın. Bir başkasına büyük günahı kebâyeş. Bir de insanların eksikliklerini görmekte gece gibi olur.
Biz bir başkasını ve kusur aramaya çıkan birbirlerinden bu herkes için geçer. Kimse de insandır ve insan olduğu için onun bir yanlışlığı olacaktır. Mürid bunu böyle düşünmez. Mürid bunu böyle düşünüyse, mürid bu sefer müştahın da bu sefer, hani, odasında duramaz hasta. Gelemez de ona.
Sevdiğine karşı kör, seven sevdiğine karşı kulağa sarırdır. O zaman sevilen budur. Mürid bu noktada hata müştahın. Ama nefis ve şeytan insanın hep önüne, mürşide doğru yolu. Aynı şekilde nef ve şeytan, mürşidi de aynı şeyi yapar. Bu sefer müridine karşı soğuk durmaya başlar ki, o yüzden durumda ne mürşid müridinin şahsi noktada, ne de mürid mürşidinin hata ve eksikliklerini görmeye çalışır.
Şahsi noktada. Ama bir hata, bir kusur, bir yanlışlık var ki, toplumu bağlıyor. Yani şeyde de o zaman gider, edep der ki, burada toplumu bağlıyor bir şey, bu toplumu bağlıyor bir şey de, burada bu davranışın açıklamasını ister. İnsanlar meselelerinin zahirine bakarlar. Tasavuk'ta başka bir ölçüyü getireceğim. Tasavuk'ta mesela, Hz. Mevlana Celal-i Tırnılmaz dedi, mürşidin üzerindeki görülen hata ve eksikliklerin müride aynı, onun üzerindeki hata bunu yapma.
İşin o tarafına bakar. Tamam bu da bir öğretidir sonuçta. Ama bu noktadan hareket eden ehli tasavvuf, biraz böyle iyice mürşid dediğimiz ki, benim kendi dairemde tasvif etmedim, ayrı bir noktaya oturtmuş. Oturtmuş, bu sefer insanlar öyle. Bunu benim dervişliğimde ilk yıllarında ben bunu gelmişler, öyle oturdukları üstadlar, eğer ki gerçekten bir mürşid-i kamil ise, bir sıkıntı yok.
Zarar görme gibi herhangi bir şey yok. Ama insanların bu noktada, yani Müslümanların veya mürid dediğimiz kimselerin, bu noktada bu kadar bir şeyleri yok, bilgileri yok, bunu tespit edebilme noktaları yok. Böyle olmayınca, mürid dediğimiz şahısların hata ve kusur işlemeleri veyahut da zarar görmeleri olur. Bunu, bu öğretiyi böyle biraz inkıtaya uğratıp, Kur'an ve Sünnet ailesinde, üvet kanalından ele alarak da mürşidlerin de hata yapma payları vardır, mürşidlerin de yanlışlık, eksik yapma payları vardır.
Ama mürid bunu kendi şahsi dairesinde ise, bu kendince, kendi kendisine bunu fazla önemsemeyeyim, veya dile getirmeyeyim, veya kendisiyle bunu görüşerekten halledebilir. Mürşid de, müridine bakarken, onun hata ve kusuruyla bakar ise, o zaman etrafındaki mürid çerçevesinin çok azalacağı dair. Ve mürid de, mürşid de hep kendi hata ve kusurlarını önüne koyarak da yola devam ederler, o zaman her iki tarafta da bir sıkıntı çıkmayacak.
Hazreti Ömer Efendimiz, razıallahu anh, Hazreti Ömer Efendimiz, devlet işleriyle alakalıdır. Kendi şahsıyla alakalı bir şey değildir. Devlet işleriyle alakalıdır. Çünkü o gün için halifedir. Halife olduğunda beni, ben saparsam neyle düzeltirsiniz dediğinde, sahabeden birisi kılıcını gösterir. Bununla yalanlar birinde. Hadis-i Şerif'in metni öyledir. Göz önüne aldığı nefsinin, böyle başka bir sahabeye beni düzelt dememiştir. Çünkü halleri düzeltecek olan Allah'tır.
İnsanın üzerindeki bir hali değiştirecek olan Allah'tır. Ve bir kimse o hali, kendi halini değiştirmedikten sonra da Allah'tır. O zaman bir insanlık var ise, Müslüman bir Müslümanın halini tavsiye eder, terbiye eder. Müslümanlar tavsiye eder, terbiye eder.
Terbiye edici ise Allah'tır. Allah terbiye eder. İnsanlar insanları terbiye edemiyor. İnsanlar haşa. Hayvanları terbiye eder. Biz insansa birbirimizi terbiye edemeyiz. Sadece İslam mantığı içinde söylüyoruz. Tasavvum mantığı içinde söylüyoruz. Birbirimize tavsiyede bulunuruz. Birbirimize tebliğde bulunuruz. Geri kalan, geri kalan Allah'la kulun arasındaki bir alakalı. Allah'ın alakalı. Allah bizi affetsin. Geçtiren değil ama kendisini bu noktada eksik ve hatalı davranışlarında bu noktada tebliğ eden etrafında doğması lazımdır. Bu bir istişaredir. O yüzden istişare noktasında etrafındaki arkadaşlar, insanların bunu böyle yapalım, burada böyle daha iyi olur, burası daha şöyle olur denmesi için istişare kurumları vardır.
Biz işlerimizi istişare yürütürürüz. Bizim dergâhımızın birisi olur. Biz de tek adam olur kendindeki arkadaşlar da istişare ederler ve istişareden çıkan benimle alakalı bir sonuç var ise ben buna tavsettir ve kuvvetli sünnetir. Ve hasret-i resulullah ile genel meselelerde hep istişare etmiştir.
Savaşlar buna dair. İstişare etmeyen yanılır. İstişare eden ise isabet etmiştir. İşlerimizi bu noktada ne ile ilgili ise iş yerinde ise iş yerindeki arkadaşlarla istişare et. Dergâhın işi ise dergâhtaki kardeşlerle istişare et. Evinde ise evinde eşinle çocuğunla istişare et. Evinde eşi ve çocuklarınla istişare et. İşinde ise işindeki yanında çalışan arkadaşlarınla istişare et. Dergâh ise dergâhtaki kardeşlerle istişare et. Hayır şimdi istişare etmek mümkün mü değil. Ama belli merkezde, belli menfezde, belli noktada duran kardeşlerle istişare etmek sünnet. Bu nedir? O istişaredeki heyet komple cemaatı temsil eder oradan. Herkes kendi fikrini, aklını, orada koyar ortaya. Sonuçtan herkes ortak bir sonuç çıkmış.
Böyle oluyor. Varsak daha uygun olur. İstişarelerin çıktı mı çıktı, yürü. Ayet-i Kerim'de diyor ki istişare et. Alınan kararının sonuna devam et. İstikamet göster. O kararda dur. O kararda dur. İstişare edildi mi edildi? Sonuçta bağlandı mı bağlandı? Eğer bir sıkıntı çıkmıyorsa görür. İstişare et. Bu noktada herkesin bağlı. Bittiği iyi o kadar olsun. Bu sünnet-i Resulullah'tır. Binlerce sözden, yüz binlerce kitaptan bir sünnet-i Resulullah hepsinin de cevaplası. Çok açıktır, çok basıktır. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden insanlar kim olursa olsun şunu unutmayın. Adınızdaki insanların eksikliklerini ve kusurlarını ararsanız hata yaparsınız.
Onu suizana götürür. Girin eve, eşinizi ve çocuklarınızın bir sürü insanların eksiğini ve kusurlarını onların önüne koyarsanız eksik ve kusurlarını eşe eve gelir gelmez söylemeye başlarsa evde kusurlu bir patron düşünün iş yerine daha girer.
Eksiğini, kusurunu döküyor. Herkese bağırıp çağırmaya başlıyor. Herkese eleştirmeye başlıyor. O iş yerine huzur olmayacak. Bakacak. Yarım saat geçsin. Sabahleyin daha içeri girer girmez. Ne ateş müskürüyorsun insanlara? Bir herkese hayırlı işlerle, bir güler yüz göster, bir tatlı dil göster, bir ortada yumuşak. Ondan sonra şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın, şurayı şöyle yapın, burayı böyle yapın der. Orada pozitif noktaya getir. Derda, adam daha girer bir suçayla, kavgayla durur, eleştiriyle karşılaşırsa, adam ne mağa geldi ki buraya? O zaman biz etrafımıza güç nizam besleyeceğiz. Etrafımıza bir moral aşınacağız.
Etrafımıza bir iyilik, güzellik, hoşgörülük aşınacağız. Etrafımızdaki insanları biz, etrafımızdaki insanları kırmamaya özel gösteriyoruz. Onların iyi yönlerini göreceğiz. Onların iyi yönlerini ortaya çıkacağız. Diyeceğiz ki sen çok güzel çorba yapıyorsun. Döbürgüne diyeceğiz ki sen çok güzel pilav yapıyorsun. O iyi mi yapıyor? Evet. Ya o adam tas kebabını çok kötü yapıyor. Ama pilavı iyi. Ona diyeceğiz ki sen çok iyi pilav yapıyorsun. Eşimize diyeceğiz ki sen çok iyi yemek yapıyorsun. Çocuklara diyeceğiz ki ya siz çok iyi sofra kuruyorsunuz. Aynı şey terkahta da. Herkes her şeyi çok düzgün yapmaya bilir. Birisi bilgisayarda maharetli. Ona diyeceğiz ki sen bilgisayarda çok maharetlisin.
Ona diyeceğiz ki sen ilahide çok maharetlisin. Öbürkü diyeceğiz ki semayla, semada çok maharetli. Öbürkü hizmet etmekte maharetli. Öbürkü sohbet etmekte maharetli. Biz şimdi ben ümmet nasıl Hazret-i Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem anlayıp ümmeti bir vücuda benzetiyor. Bir vücudun içerisinde lazım olmayan bir şey var mı? Yok. Bir dergah da vücud. Biz bu dergahın bir vücud. O zaman dergahın içerisinde çok affedersiniz. Pislikleri dışarı çıkaran bağırsak da lazım, dil de lazım. Göz de lazım, kulak da lazım, kalp de lazım, böbrek de lazım, yürek de lazım. Hepsini alın. O zaman hepsinin bir işlevi var burada. Hepsinde.
Biz o işlevleri göremiyorsak bizim kusurumuzdur o. Burada hiç görevi olmamak. O ne? Hiç görevi olmamak. O vücudun içerisinde bir hücre orar. Bir vücudun içerisinde hücre. O zaman ona hücre zan besler. İş yerinde aynı, dergahın da aynı. Sen de aynısın. O alemin içerisinde zerre etsen. O alemin içerisinde bir zerre etsen sen onun lazımsın. Orada bir görevi varsa o vazifeyi, o görevi iyi, doğru, güzel noktada görmeyeceksin. İyi noktaya götürmeyeceksin. Sen bu nasıl?
Dünya bu alemin içerisinde vazifesi var. Dünya'yı bir vücuda benzer. Dünya'nın dışındaki alevi de bir vücuda benzer. Senin gönül asistene bağlı. İster kocaman bir vücut içerisinde hayatına benzer. İstersen dünyanın bir vücuda benzer. Dünya'nın içerisinde hayat devam ediyor. İstersen dünyanın içerisinde sen bulunduğun şehri bir vücuda benzer. İstersen sen şehrin içerisinde evini, yurt, ne bileyim tekkeni bir... İstersen cemaati bir vücuda benzer. Sen kendin vücutsun hepsinde lazım. Hepsinde bir iş var mı hepsinde? Sen nurlu doğru, nurlu tarafa geç.
Ve bu mantıkla bakarsın sizin bir vazifesi olduğunu görür. İç aleminde bu. Kendi kendine diyeceksin de bunda dair. Mesela siz birisinin hatasının kusuruna bakarsınız. Onun hatası. Kim iman eder, tövbe ederse onun geçmiş günahlarına ailesi.
Gündüz baktın ki o huzur işledi. Onun birdi var, onun tövbesi var, onun zikri var. Nasıl kıymetli dostlar? Siz birisine bakarken, derviş kardeşlerine bakarken onları görüyorsunuz. Görüyorsunuz. Görüyorsunuz ki bu adamın bu adamı. Kim iman etti, iman etti. Tövbe eder. Kim Allah'ı zikrederse, kim Allah'ı zikrederse Allah iman ehli ve zikir etti. Ve bu kardeşleriniz gece bir tarafa gece çekiyorlar.
Subhanallah bir deniz köpükleri kadar onun günahı olsa müjdeyi hiç unutmayın. Ha bu müjdeyi günah işleyicilerde de olmayın. Allah'ıma bakarken yanlışını alma ve önünü vermek istemiyorum. O yüzden onu biliyorum.
Biliyorum ki o gece Allah'ın iki namaz arasından besin ve eksiklikle almayacak. Ben en fazla affeyle. Ya Rabbi ben affeyle. Affet değil.
Senin gördüğünü asma. Bir zikreder. De ki o kimse iyi hizmet eder. O kimse iyi yemek yapıyor. Bir kimse kardeşini görür.
Bu sefer cevaatı görmeye başlar. Ondan sonra işte cevaatın başındaki üstad da görür. Ondan sonra der ki bu adam buraya oturmuş. Nasıl oturmuş ya? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'a dedi. Bunu o tutturdu mu ki? İnanmıyorum ya. Böyle bir şey de yoktur. Bu iş buraya kadar gider. Diyorlar ya yalan. Bitti bakın. Nereye götürüyor? İşte filanca şeyhin birisi rüyalarında Peygamber Efendimiz'i görmüşler. Bir de Peygamber Efendimiz ona işaret etmiş. Yalan. Eyvah gitti yalan. Gitti. Bizim hiç bir makamımız yok. Bizim dergahımız makamımız yok.
Şöyle diyebilir. Başka bir dergah öğretisi açısından. Orada oturan Peygamber ve sellem hazretler. Diyebiliriz. Ben Peygamber değilim. Allah bizi muhafaza eylesin. Peygamberlik kapısı kapanmıştır. Hadis-i Şerif levadisi kutsiyle sabittir. Peygamberlerden sonra Cenab-ı Hak kendi velilerini gönderir.
Yeryüzünün direkleri gibidir. Ayet-i Kerime var. Onunla alakalı Ayet-i Kerime'nin tefsirinde geçer. Peygamber sallallahu ve sellem hazretler. Der ki, Peygamberlik kapısı kapanmıştır. Ama o ayaklar, yani yeryüzünün ayakları, Peygamberler vefat ettikten sonra İbn-i Abbas der. Allah'ın veli kullarıdır der. Bu ayaklar. Ve Allah onlarla dinini yeryüzünde hukum ederler. Ayet-i Kerime'nin devamında. Allah yeryüzünde dinini, dinini, bu kimselerle kuvvet verir. Ayakta tutar. O zaman, bir kimse, Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin makamında oturduğunu, bu benim kendimce, makamımda oturduğunu söylüyorsa, biraz küstahlığa kaçıyor. Allah bizi affetsin. Ha evet, bütün ümmete, Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin vazifesiyle vazifelenmek, bütün ümmete şarttır.
bir kimselerin dinini yaşama ve yaşatma çabası içerisinde ise, o Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin vazifesini, kendisini vazife etmiş olur. Bu hem farz, hem vacip, hem sünnet yerine göre. O zaman, Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmek, bütün ümmet-i Muhammed'e kapı açıktır. Şimdi, bu manadan, bütün herkes, eğer o şuur derse, Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin, vazifesini, kendisine vazife etmiş.
Dini yaşama ve yaşatma çası. Dini yaşama ve yaşatma. Bakın, birinci derecede yaşama, ondan sonra yaşatma. Önce yaşa, ondan sonra yaşatma çabasına gelir. Önce namazı kıl, ondan sonra namazı tebliğ. Önce sen cömert ol, sonra cömertli tebliğ. Sen önce zekadını ver, ondan sonra zekadı tebliğ. Sen önce sadakanı ver, takayı tebliğ. Sen önce tövben et, sonra tövbeyi tebliğ. Sen önce Allah'ı zikret, ondan sonra zikri tebliğ. Ehli tasavuklu, ey habip adıklarını tavsak. Ya göründüğün gibi, bir kimse önce yaşar, ehli tasavuklunun bu kısmı, din adına yaşam adını da tebliğ edebilir. Ehli tasavuklu yok ki, sen o hataya dalim değilsin.
Ehli tasavuk öyle al. Sen yaşadığını tebliğ. Bir parmak çal, balı ye, şifa ver. Sen yememişsin. Sen onun şifa olduğunu anlatırsın sahibize. Yemenin bir şeyin tadını bilmezsin. Ehli tasavuk, öyle o tadı yaşar. Ziyaret et, gecenin yıl.
Yaşadıysa, yaşamadıysa bunu söyleyebilir mi? Söyleyemez. Onun tadına, baldan bir parmak yalamamış. Ya ne zaman gitsem de, şu perşembe gelse de, at desem diyecek.
İşte ehli tasavuk, yaşamadığını anlatmaz. Ya o zaman yaşadığını anlatmaz. Birisi gelir, koşar, onluklar var.
Diyeceksin kalma. Sen samimiyetle oturur, Allah'ın zikredersin. Çok kimse zikrederdir biz. Bazen, ben mesela işte, bunun hiç kimse yoktu. Hiç kimse yoktu, bir tane dergisi yoktu, Musa'ya geldim demedim. Bir günler benim dersim vardı derdim, ben çekilirdim odaya, halataya, kendi kendime otururdum, bağışlamalar yapıp, gözüm mümürlüğüm var, başlardım Allah'ı zikretmeye. Yalnız değildim ki, başla oturur, iki kişi Allah'ı zikrederdik. Ben ağlandım, Allah'ı zikret. Öyle bir zaman gerçek, ulu camide plasik kullar yapacağız derdim, bakandı, bu adam ne söylüyor diye. Almayacak evler, yerler derdim, bakardı, ne söylüyor diye.
Allah rahmet eylesin, yerlerden rahat etmesin. Yalnız değil. Ben hep şeye benzetelim, hani böyle anlatırım ya, biz İzmir Fuarı'na giderdik, 78-79'da, yeni geldiydi orada dans eden bir kadın böyle, eteğinde onun adamlı insanlar otururdu, herkes kuyruğaya girerdi, herkes sıraya iki kişi binerdi, biz İzmir Fuarı'nda seyrederdik bunu. Daha o zaman dedemiz Allah rahmet eylesin, sağlık mal almaya giderdi, neden? Bizi de gönderirdi. Derviş olunca o aklıma geldi. Herkes sıraya girer binerdi. Ne diyorlar kadını? Balerine. Balerine biner, herkes sıkı sıkı tutunurdu. O böyle işte alet ya dans ediyor hesapta, o öyle dönerdi. İlk derviş olduğundan itibaren kendi kendime şöyle düşündüm.
Dedim ki böyle bir, yani o balerini aşka benzettim, ilahi aşka, herkes onun tenyuresine tutulmuş. O ama dönüyor, kendi içerisinde. O sevgiliyi seyrederekten dönüyor. Onu aşk olarak nitelendirir. Onun eteğinden dur. Ben onu şeyhim olarak nitelendirdim önce. Şeyhim. Şeyhim ilahi aşka dalmış, sema ediyor alemlerden. Sen onun eteğinden tutulursan, sen de onun semasına ve alemine ortak olacaksın. Sevdiğinin yaşadığını, yaptığını yapamaz ama seviyordur ya. Hadis-i Şerif der ki, o sevgisiyle, o sevabı alır. Sevgisiyle o dereceye ulaşıyor. Sevdiğiyle beraber. Ben kendi kendime derdim ki, Şeyhim benim oturmuş, ilahi aşkı Allah'ı sev.
Onu seyran ediyor. Onun eteğinden tutayım, tenuresinden tutayım. Onunla beraber, onun gittiği yere gidecek mi? Evet. Onun gördüğünü belki de göremeyeceğim. Onun gördüğü yer. Onun yaşadığını, hafazını alacak. Onun lezzetini... O isterse ben de... Diyorum ki ben onun tenuresinden tutmuşum. Ama alemleri sevman ederken. O tenure savunacak, semazenin tenuresini düşünün. Savuruyor mu böyle? Durduğu yerde durmuyor. Savuruyor boyuna. Kah hızlanıyor, kah yavaşlanıyor. Kah savurganından fazlalaşıyor. Sıkı tutun. Sen oraya sıkı tutunursan, onun gittiği yere gideceksin. Oraya sıkı tutunursan, onun... Oraya sıkı tutunursan, onun verdini... Oraya sıkı tutunursan, onun yaşadığını tutacak.
Birisi gelecek tutacak. Bir daha senin tutup tutamayacaksın, meçhul. Aman Mustafa, sen sıkı tut kendini dedin. Sen söz verdin, ölünceye kadar da bunu bırakacaksın. Hesabı kitabı orada. O yüzden siz işte yapma. Değilsin kardeşim. Dersi çekmek zorunda. Değilsin. Buraya gelmek zorunda. Değilsin. Dinleme kardeşimi. Sen dinleyerekten ne değer katabilirsin, ne de dinlemeyerekten Hüseyin'i değersiz katabilirsin. Hiç kimse yokken bu adamlar vardı. On dokuz yıl olmuş. On dokuz yıl. Değer vermiyorsan, kendine değer vermiyorsan.
Bu işi dinlemeyen, üstadik dinlememiş, orada Peygamber'e verdi. Sen kendini dinlemedikten sonra, kendine değeri yoksa, kime değerin olacak ki? Bir insanın kendine değeri olmazsa, hiç kimseye değersin. Kendisine kıymeti yoksa, hiç bir şeye kıymet olmaz. Allah bizi affet et. Ya eski tarikat ağda ve arkanda öyleydi. Bir kimse çok şey dinlemiyorsa, üstadı dinlemez. Gerçekte de öyledir zaten. Adam, git benim evime bir kap yemek getir derse dinlemez. Git benim evimi temizle derse dinlemez. Burada iş var, koşuşturmaca var. Allah yolunda bir şey var. Sen şu buradan kalkacaksın sen, ister dinle ister dinleme. Kaldırsan ne olacak? Kaldırma sen ne olacak? Biri gelir onu kaldırır. Hem de senden iyisi gelir.
Hem de senden bilgilisi gelir. Hem de senden daha aşklısı gelir. Hem de senden daha ultra, senden daha manevatlısı gelir. Gelir! Ne diyor Cenab-ı Hak? Allah bunları sever, onlar da Allah'ı sever. Akıllıysa, hem bıraktığın anda, gevşettiğin anda, birisi gelecek bir bakacaksın ki, bir tebessüm eden birisi var. Yakalamışsın. Bir hafta gelmiyor, bir şey var, savuruyorsun, ikinci hafta gelmiyor, üçüncü hafta gelmiyor, dördüncü hafta sen emekli oluyorsun. Savuruyorum kardeşim, yerine gitsin ve boş bırakmazsın. Boş bırakmazsın. İnanarak, ve altın umarak, ibadet ve taatla geçirse, geçmiş günahları boğuştunuz.
Son on gün, onu alacağız, sevabı alarak, ibadet ve taatla geçirenin, geçmiş ve gelecek günahları boğuştunuz. Kadir Gecesi'ni aramak, sünnetin. Kadir Gecesi'nin umidiyle, bir ramazanın ilk on gününde girdi. Bir dahaki sene, ikinci on gününde girdi. Bir dahaki sene, üçüncü on gününde girdi. Ve ondan sonra kadar itikafını, son on gününde yaptı. Ve dedi ki, siz Kadir Gecesi'ni son on günün içerisinde arayınız. Kadir Gecesi'ni son on günün içerisinde aramak, kuvvetli sünnetlerdendir.
Mütevatır hadis vardır bu noktada. Şimdi, bunu bütün ramazanın içerisinde arayınız, veya ilk on günde arayınız, veya ortasında bu on günde arayınız hadis-i şerifleri, son on günden önceki hadis-i şeriflerdir. O yüzden sabit olan, sonradan gelen hadis-i şerifler, yani ramazanla alakalı, bu dediğim hadis-i şeriflerdir. Son on günde Kadir Gecesi'ni aramak, kuvvetli sünnettir. Ve son on günün içerisinde, tek günlerde aramak, en kuvvetlisidir. İttifak etti. Ne? 27. gece. Peygamber sallallahu ve sellem hazretten ashabı, ve ondan sonra gelen ümmet, Kadir Gecesi'nin 27. gecede olduğunu dair, ittifak etmişler. Bir hadis-i şerifle bunu kuvvetlendirir. Ümmetim yanlışta ittifak etmez hadis-i şerif.
Ümmetim yanlışta toplanmaz, yanlışta ittifak etmez. O zaman bütün ümmet malum ki, 27. gecede ittifak etti, biz de ittifak ederiz, Cenab-ı Hak 27. geceyi Kadir Gecesi olarak, bize mahşedir. Biz ihtiyade, Kadir Gecesi gibi ihya etmeye çalışıyoruz. İhya etmek, oruçlu geçirmek, oruç tutamayanlar, nazerete olmayanlar, bir sıkıntısı, derdi olmayanlar, gün yüzünü oruçla geçirip, gecesini ihya edecekler. Geceyi ihya etmek, namazla olur, zikirle olur, Ramazan'da kim, onun uzunlu tutar, onun geçmiş günahlarını affeder.
O zaman bu ad-i şeriften yola çıkarak da, bizim kardeşlerimiz, son 10 günlük, zikrederekten, ziyan okuyaraktan, gecelerini ihya edecekler. Malum Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Ramazan'ın son 10 günlerine itikafa girmiş, ve itikafta Furan-ı Kerim'i okunmuşlar. Önceden, o güne kadar gelen ayetler okunurdu, ama son Ramazan'da biliyorsunuz, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, yirmi gün itikaf etmiştir, ve yirmi gün itikaf ederekten, Kur'an-ı Kerim'i, içeride mukabele etmişlerdir.
O mukabele eden sonra, zaten Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ahirete göç etmiş, bir daha Ramazan yaşanmamıştır. Şimdi, o zaman, Kadir Gecesi'ni arama ümidi, İtikaf sünnet mi? Kuvvetli sünnet. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bir hadis-i şerifinde, iki haç, iki örne sevabı vardır. Kim Ramazan'ın son on gününü itikaflı geçirirse derdir. İtikaf bu noktada kuvvetli sünnettir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bir Ramazan ayında, hiç vazgeçmediği ibadetlerden birisidir. Bir Ramazan ayında, kendisi itikafa girince, eşlerinden de itikafa girmek için, çadır kuranlar bulmuş. Mescidin içine, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, o itikafı terk etmiş, bunlara ne oluyor diye, ama onların itikaflarını, çadırlarını yıktırmamış, bayrama kadar bekletmiş, o itikafı terk etmiş, bir daha keseneğe de,
Muharrem ayında o itikafını ne yapmış? Yerine getirmiş nafilesini, bu sefer o terk etmemiş. Muharrem ayında girmiş, Muharrem ayında da, yedi günlük girmiş ona, üç gün girmiş çünkü Ramazan'da. Muharrem orucunun olduğu zaman da, üç gün girmiş, aşure günü çıkmış rivayet edilir. Yine yıllık on günlük itikafı, yerli yerine oturtturmuş, yerleştirmiş. Muharrem ayında da, yedi günlük itikafa girmiş sünnettir. Şimdi, itikafa girmek, bu noktada on günlük itikafa girmek sünnettir. Erkekler, beş vakit namaz kılınan, mescitlerde, ama o zaman cumaya kılınan yere gitmek zorunda kalır. Genelde cuma kılınan namazlarda, itikafa girilmesi sünnettir. Bayanların itikafı evlerindedir.
Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, camide onlar itikafa girdikleri için, itikafı reddetmiş. Bir de camide hiçbir bayan, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eşleri dair, camide itikaf etmemişler. O yüzden bayanların itikaf mahalleri, evleridir. tabi veyahut da işte çok güzel kadınların durduğu bir yerde itikaf edebilirler mi? Er cevap edebilirler. Bayan kardeşler evlerinde son on gün yapabilirler, itikafa girsinler. Yapabilen erkek kardeşler, işleri güçleri müsaitse, on günlük mescit, cuma kılınan mescitlerde, camilerde, itikafa girsinler, girebilirlerse. Bir Hz. Abbas Efendimiz'in naklettiği bir şey vardır. Hz. Abbas Efendimiz'in naklettiği bir şey vardır.
Hz. Abbas Efendimiz'in naklettiği bir şey vardır. Hz. Abbas şeydedir, itikaflıdır. O da şeyin, itikafı terk eder, enteresan bir şey. Senin için onunla konuşur. O da diyor ki, itikaftasın ki ona.
Verdiği cevaba bak. Din kardeşinin ihtiyacı için koşar ve karşılaşır. Bu onun için itikafa girmekten daha hayırdır. Allah rızası için itikafa girerse, üç hendek meydana getirir. Kim bir gün itikafa girerse, onunla cehennem arasında, üç hendek meydana getirir. üç hendek meydana getirir. Yani cehennemden uzak olur. Bu hendek mesafesinden daha uzak olur. Karşımızda iki ufuk dedi, güneşin dolması ile batması. Bundan daha uzak olur. O zaman bir kimse, bir kimse itikafa girerse, bir günlük düşünebiliyor musunuz? Cehennemle kendi arasında, iki değil, üç ufuk arası meslemiş olacak.
İki gün girerse artık siz, sevabını siz. Kimse dedi, on gün itikafa girerse dedi, hayra çevirir. Her sene için, yaşadığı her sene için dedi, ayrı ayrı, o güne kadar yaşamış olduklarını, her sene sevabı olarak yazardı.
İtikaf, ehlitası, seyahatsiz bir mürşidin olmayacağına, işaret etmişler. Demişler ki, bir mürşidin, itikaflı olacak, seyahati olacak, hicreti olacak. Bu üçü toplanacak o kimsenin üzerinden. Tamam, cömertli olacak, işte aşıklı olacak, bunlar aynı mesele. Bu mesele ilerler. Şimdi o zaman, on günlük itikaf, muhakkak yaşanılması gereken bir sünnet. Bir şehirde bunun yaşanması lazım. Muhakkak bu şehirde yaşayanlar var, ama elhamdülillah bizim kardeşlerimiz de on günlük bayan kardeşlerinden girecek olanlar var.
Onlar da itikafa girecekler. İtikafa girme noktasında kardeşler, kardeşler, evde gireceklerse, fazla dünya kelamı konuşmayacaklar. Az yiyecekler, az uyuyacaklar. Tehvid çekmeye belirtecekler. Etikaf verdi, yetmiş bin tehvid. Günlük dersini çekecek, ardından yetmiş bin tehvid çekecek. Bu noktada, biraz daha böyle tasavvufi manada girecekse, böyle işte hayvansal gıdalardan, dünya kelamından uzak olacak. Bundan uzak olacak. Aşır neşir olmayacaklar. yetmişer bin tehvidi bitirecek. Üç gün üstünse, yetmişer bin tehvidi bitirirse, ve bitirdiğinde Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretlerinin rüyasında görürse, halinde görürse, sesini işitirse, veya onun cübbesini sarındı görürse, veya onunla alakalı geliyor diye hitap gelirse, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretlerine alakalı bir şey görürse,
bir hal yaşarsa, o dördüncü gün on bin salatu selam verir. Beşinci gün gördü ya, beşinci gün yine tevhid çekecek, altıncı gün yüz bin lafze-i celal, yedinci gün tevhid, sekizinci gün yüz bin lafze-i celal, dokuzuncu gün yüz bin tevhid, yüz bin lafze-i celal, ya Allah çeker, itikafını bayram sabahı tamamlayacak, itikafın içerisinde durması gerekir, on gece, otur geriye doğru on gece, yani bayram gecesi, ondan önceki bir gece, ondan önceki bir gece, on gece muhakkak, itikaflı durması gerekir, on gece.
Bu, tasavvufın kendi kendisine oluşturduğu, sünnet içerisinden, kendilerini ölçü olarak aldığı, ehli tasavvufın itikafı. İnsanlar günü birlik, itikafa girebilirler mi girebilirler? Tekkeye giderken, adam içeri girerken, niyet eder, bu da sünnettir. Der ki, tekkeden çıkıncaya kadar niyet edin ya Rabbi, itikafıma, orada sağının soluna bakmaz, Allah'ını zikreder, oturur sohbete, semayetine çıkar, buraya girerken, şu anda dahil, siz itikafa niyet etseniz, niyet edin ya Rabbi, buradan çıkıncaya kadar, itikafa deyin, niyet edin, itikaf sevabı alın. Ve Allah'ı zikredeceğiniz, sohbet deneyeceğiniz, Allah'ı zikredeceğiniz, dua edeceğiniz, gideceğiniz, itikaf sevabı alın. O kimsenin itikaf sevabı alın mı? Alamayın. bir günlük dahil olsa, camilerde itikafa girmesi lazım. Şimdi camilerde biraz sıkıntı oluyor, problem oluyor, e biz normalde bizim orada bir itikaf odamız var, sahil günlerde, arkadaşlar kaç gün girmek istiyorsa itikaf odası var, orada gerilebiliyor.
O nafley var, nafley itikaf olmuş oluyor. Bu sünnet olanı camide olması lazım, Ramazan itikafı. O yüzden biz Ramazan itikafı tek kere yapamıyoruz. İntikafla alakalı dersimiz bu. Bayanların yarın ikindi namazında burada başlayacak itikafları var. Bayan kardeşler, bir günlük itikaf yapacaklar. bir gün bir gecenin itikafı olarak yapacaklar. Yarın burada ikindi namazında bayanlar itikafa girecekler, cumartesi gün ikindi namazında çıkacaklar. Çalışıyor olanlar, müsait olmayanlar, gelirler, burada işte itikafa girerler, ne zaman işleri var, o gün çıkarlar, çıkıncaya kadar diye itikafa niyet etsinler. Bayan kardeşler, yetmiş bir tehbide niyet edecekler. Burada bitirebildiklerini, burada bitirecekler.
bitiremeyenler evlerinde o yetmiş bin tehbidi muhakkak tamamlayacaklar ve itikaflarını bu hale getirecekler. Evlerinde itikafa girecek olanlar da evlerinde bir oda, odanın içerisinde bir tane secdada yazacaklar, odanın içerisinde veya itikaf mahalli olacak, oday güneş görmesin, perdeler açmasınlar, televizyon olmasın içeride, radyo olmasın, mesaj olmasın, cep telefon olmasın, yok işte internet olmasın. Bu tip şeylerden uzak bir şekilde sadece ibadet ve Allah'ı zikri düşünecekler. Bir yere ulaşmayı, bir şey yapmayı, yok işte rüya görmeyi, yok hal atlamayı, yok işte şunu bunu yapmayı, kendi kendilerinden düşünmeyecekler. Haklarınızı helal edin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi