Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 1:01:09
Yanlış anlaşılmasın. Kısa kısa bunları geçeceğim. Hakkınızı helal edin. Hep bunları daha önceki sohbetlerde belirttiğiniz şeyler ama yeni gelen kardeşler var herhalde veya meseleyi tekrar teyit etmek isteyenler olabilir. O yüzden kısa cevaplardan dolayı şimdiden özgürlük kardeşler var. Menfaatsiz yaşanılabilir mi? Menfaatsizlik var mı? Ve menfaat ne için ve nedir?
Menfaat bir, benim anladığım menfaat şu, bir şeyi umma. Bir kimse ticaret yapar. Bu kitap 5 lira, 5 lira. Aldım, aldım. Sattım, sattım. Bu ticaretler. Karşılığında herkes bir şey vermiş, bir şeyi almıştır. Bir metayı vermiş, başka bir meta. Almıştır. Bu ticarettir. Menfaat ise, bunun karşılığını vermeden bunu ummak, bunu almaya çalışmaktır.
Benim menfaatten anladığım bu. Böyle bir şey, ummak, derviş için uygun bir şey değildir. Derviş, maddi manada kazandığını yer, manevi manada da Allah'ın lütfettiğini, ikram ettiğini, ihsan ettiğinin Allah'ın takdirine razı olur. Daha zor. Bu noktada durursa o kimse, o zaman menfaatsiz yaşamayı bilir.
Yani, karşıdan, dedelsiz bir şey bulmak, çok uygun bir şey değil. Allah bizi affetsin. Dedim, anladığım o oluyor. Efendim, ne hikmetse erkekler sıkı sıkı giyiniyor, kadınlar da gül gibi açılıyor. Dervişan bacılarımızın tesettürü nasıl olmalıdır? Kod veya stresle dolaşmaları uygun mudur? Kod ve stresci pantolonla, streç pantolonla sohbete gelip bir de bacak bacak üstüne atıyorlar. Sohbet adabı nasıl olmalıdır? Allah razı olsun. Yani oku, burada bir soruyu ayırmak kendimce uygun görmediğinden okudum. Bir başkasını heyeştirmeyin. Bir başkasını sorgulamayın. Bir başkasını ayıplamayın. Bırakın, bizim toplumumuz İslam adabını, erkanını öğrenip de yaşayan bir topluluk değil. Bizim toplumumuz İslam'ın güldür güldür, İslam'ın adabının, ahlakının, ahkamının güldür güldür yaşandığı bir topluluk değil.
Bunu göz önünde getirdik. Yani o pantolon giyen, streç giyen, daha ileri gideceğim. Mini etek giyen, daha ileri gideceğim. Dekolte giyen bir kadın, kardeşimiz, buraya derse gelmiş. Allah'ın zikre gelmiş. Sohbete gelmiş. Yapmayın Allah rızası için. Allah rızası için yapmayın. Bizim nefsimiz bize yeter. Bizim günahlarımız bize yeter. Bizim kusurlarımız bize yeter.
Bizim hatalarımız bize yeter. Bizim yanlışlıklarımız bize yeter. Bizim kusurlarımız bize yeter. Bir başkasının eksiğini, yanlışını, kusurunu gören kimse kendi eksiğini, kusurunu göremez. Kendi eksiğini, kusurunu göremeyen bir kimseyi şeytan aldatmıştır. Bırak. Yani biz istiyoruz ki herkes kalem gibi olsun. Yok, bu şekilde davranmak, bu şekilde bunu görmek, bu şekilde buna bakmak Allah muhafaza eylesin.
Yani bu böyle insan kendi nefsinde şöyle görür. Yani ya böyle olmaması lazım. Ben o yüzden öyle diyorum. Değil kardeşim sana ne ya? Yani insanlar zamanla öğrenecekler. Sen bir günde mi öğrendin? Sen şanslısındır. Senin annen, baban dini çok iyi yaşıyorlardır. Senin de çok iyi bir din öğretmişlerdir. Sen nur hala nur ol mu? O halde büyüyorsundur ve o noktada devam ediyorsundur. Allah sana bahşetmiş. Eyvallah.
Yani bir başkası hiç dinle alakalı olmayan bir aileden gelebilir. Bunları soru olarak sormak dahi hedef ve adat dışı. Tesettürü sorabilirsin. Dersin ki bayanın tesettürü nasıl olmalı? Dersin ki erkeğin tesettürü nasıl olmalı? Dersin ki kadının evdeki tesettürü nasıl olmalı? Sokaktaki tesettürü nasıl olmalı? Eyvallah. Bu dergahta ağda nasıl olmalı? Eyvallah.
E şimdi yukarıda bayan kardeşlerin içerisinde pantolon giyip gelmiş birisi var ise veya streç pantolon diye nitelendikleri öyle giymiş birisi var ise o üzerine alınmayacak durumundan. Ve bundan bocunmayacak mı? Üzülmeyecek mi? Bundan utanmayacak mı? İnsanları utandırmaya hakkımız yok. Bu küstahlık. Şu soru. Bu adam veren bir soru.
Bu soruyu soran kardeş şimdi şöyle düşünebilir veya bazıları. Ya İslam'ı sordun. Veya İslam'ın hukukunu sordun. Senin yanındaysa o eksiklik bulunan kimse bundan utanır. İnce düşünmektir. Birisinin üzüleceğini, kırılacağını, incinceğini anlamında sus. Sus. O yüzden susmak en büyük fazilet kabul edilemiş. Allah bizi onlardan eylesin.
Hiç gerek yok. Etrafınızda bir kardeşinizin, bir kardeşinizin eksikliğini, kusurunu yüzüne vuracak şekilde soru sormak, eksikliğini, kusurunu ona, gözüne batıracak şekilde davranışta bulunmak küstahlıktır. Şu cemaat feryat figan. Eşinden, çocuklarından, işinden, parasından, bunundan fedakarlık edip bir kişi daha Allah desin diye uğraş vermeye çalışıyor.
Streç pantolonuna gelsinler, gelsin o kardeşlerimiz burada Allah'ı zikretsin. Ben razıyım, mini etekle gelsinler burada Allah'ı zikretsinler. Dekote ile gelsinler burada Allah'ı zikretsinler. Allah'ı zikretsinler. Daha geçen haftaki sohbet konusu neydi? Geçen hafta daha, geçen hafta, dervişleri üçe ayırdıydım öyle değil mi? Dörde ayırdıydım. Dedim ki, o topluluğunda bulunanlar hadis-i şerif, asla cehennem ehli olmaz.
O topluluğa, o zikir halakasına, o tasavvuf halakasına, bir üstadın, bir mürşid-i kamilin halakasına oturan kimse zamanla günahlardan kurtulur. Zamanla günahı kebayeleri terk eder. Ve kardeş, dinlememişsin sen beni dinle geçen hafta. Dinlememişsin. Dinle. Sözün başı dinle. Geçen hafta dinlesin. İnsanların eksikliklerini, kusurları, eğer iç gibi sarhoşluk vermiş olsaydı burada, kimin eksiğini kime soracağım?
Bir kimsenin eksikliğini, kusurlarını, kim kimin yüzüne bakacaktır? Bir eksikliği gör, milletin donuna bakacağına, kimsin? Sizin huzurunuzun noktasında, evet eyvallah, bu işin adabıdır.
Deniz ki kardeş, boşalt buraya. Bu şekilde gelme. Eyvallah. Yapmayın. Defalarca söylüyorum bunu. Dinlemiyor demek ki insanlar. Dinlemiyor. Bir anlamı yok kardeşler. Dervişlik dinlemektir. Dinlemiyorsa bir anlamı yok. Samimiyetimle söylüyorum. Vaktinizi heba etmeyin. Vakti, ebaet, bak işine. Allah bizi hafız.
Malum önümüzde seçimler var doğumlu. Türkiye'yi karıştırıp ölmek isteyenler var. Cemaat olarak duruşumuz ve boyumuzu kullanma kararımız nasıl olur? Allah isabet etmesin hepimize inşallah. Tasavvuf anlayışımızda hilmin yerine de bir kimsenin manevi görevli olması, ilim sahibi olması, onun insanlara tepeden bakmasına sebep mi olması lazım?
Kim tepeden bakıyorsa ona şeytan musallat olmuştur, şeytanın evlerine girmiştir. Kıymetli dostlar, hızası için bir şey söylüyorum. Kadınlara, erkeklere, tekkede bulunanlara, bütün herkese. Bizimle iltibatta bulunan bütün herkese. Tekkeler, dergahlar, hizmet etme yeridir. Şu kapıdan içeri birisi girdi mi ona hizmet etmek yeridir. Hizmet etme. Ona merhametle, şefkatle, muhabbetle hizmet etme.
Bu dergahta hizmet eden üstündür. Hizmet eden makbuldür. Merhametli, şefkatli, davranan makbuldür. Merhametli, şefkatli, yaklaşan makbuldür. Allah rızası için. Allah rızası için. Hizmet etmiyorsan otur, senden hizmet bekleyen yok. Ama başkasına tepeden bakma. Başkasına sert davranma. Hizmet et. Eğer şu soruyu soran kardeş, bayanın pantolonuna takan, hizmet edeceğim deseydi, hizmet edeceğim deseydi, derdi ki ya bu kardeşe ben bir daha gelirken yumuşaklıkla, tatlılıkla bir tane bol bir etek getireyim ona.
Güzel, şık bir şey. Bir de kadınlar var böyle kocaman çuval gibi etek giyiyorlar. Öyle değil. Ya bu kardeş derslere gelir geldiğinde burada giysin. Ben ona hediye diyeyim. Böyle eleştireceğime hizmet edeyim ben ona. Ben o kardeşi yanıma alayım. O kardeşle sohbet edeyim. O kardeşle arkadaş olayım. O kardeşle muhabbet kurayım. Ben onu evime davet edeyim. Ezek edireyim, su içireyim, hizmet edeyim. Ve ona ben tatlı, tatlı, tatlı, yumuşak, yumuşak, yumuşak, İslam'ın adabını, erkanını, ahlakını, kıyafet düsturlarını tatlı tatlı sevdirerek de ben onu anlatayım. Hizmet, hizmet. Eğer hizmet anlayışınız yoksa, eğer insanlara, derviş kardeşlerinize, etrafınıza merhamet ve şefkatiniz yoksa, dervişsiniz yok kardeşler. Bu herkes için geçerli. Yumuşak huyluluk, güzel sözlülük, tatlı billilik, tatlı billilik.
Bir dervişin her şeyine hakim olmalı. Evine, işine, dergalına, çocuklarına, eşlerine, neyi varsa annesine, babasına, arkadaşlarına, her şeyine hakim olmalı. Her şeyine, her şeyine. Siz birisine bağırırsınız, çünkü duyarlan oradan. Birisine çok fazla bağırdınızı. Bağırma, kızma ona, kızma ona. Şahsı incitme, şahsı çökertme orada.
Çökertme. Buna hakkın yok. Ben şimdi kalkacağım, Adnan'a burada şahıs olarak bağıracağım. Buna hakkı yok kimseye. Kalkacak bir derviş kardeşe bağıracak. Hakkı yok buna. Söyler. Onun şahsının üzerine hakkı yok. Hiç kimsenin hakkı yok. Yanınızda çalışan elemanlara hakkınız yok. Evdeki eşlerimize hakkınız yok. Evdeki çocuklarımıza hakkınız yok. Devamlı bağıran bir baba var evde.
Devamlı bağıran bir anne var evde. Devamlı bağıran var iş yerinde. Devamlı bağıran bir şeyh var burada. Yakıyor, yıkıyor. Sorular sormayın, yakarım başınızı. Bunlar İslam değil. İnsanların birbirlerine yumuşak davranmaması, sert davranması, birbirlerine saygısız davranması, birbirlerine bağırması, çağırması eşine, çocuklarına, arkadaşlarına, çalışanlarına, etrafına hep saçları dik. Kadının saçları hep dik. Çocuklarına bağırıyor boyuna. Kadının saçları dik.
Adama bağırıyor boyuna. Gece yarısı saat ikide gittim. Kadın habire daha. Ben içeri girdim. Beni çağırmışlar bir de. Problem çözeceğim ben. Kadın bağırıyor da. Ne diyeceğimi bilemedim. Çocuğa dedim abi burada konuşacak bir şey yok. Dedim ya baksana bağırıyor mu dedim ben. Bağırıyor kadın dedim. Sakin olacaksın mı? Konuşacak mısın? Gideyim mi dedim ben. Böyle baktı bana da bağıracak. Dedim senin modun yüksek bana da bağıracaksın sen şimdi. Kaldı. Haklı olsan ne olacak şimdi dedim. Yapmayın. Yapma. İbrahim'e bir iş verdi. İbrahim yapmadı. Adnan bidecekken ne yapacak? İbrahim'e neden yapmadın diye bağırmayacak. İbrahim'e bağırdı bitti.
Dervişlik bu değil. Dervişlik bu değil. Kimse hil bile yumuşaklıkla konuşulur. Evde bir konuşulur. Kızar insan. Hiddetleneceklerdi. Hiddetlenir. Kadap var. Şahsın üstünde değil. Bu yok. O yüzden kim hangi görevde olursa olsun kıymetli de olsa herkes buraya Allah rızası için geliyor.
Burada ağırda dikkat edeceğiz. Dışarıda da dikkat edeceğiz. Bu kapı Allah'a hizmet kapısı. Olmak zorunda. Herkes birbirine şefkatli ve merhametli olmak zorunda. Herkes. Geçen hafta misafir var. Kur'an-ı Kerim okuyor. Kur'an. Kızgınlığın bu olur. Sen konuşulsun. Kimsenin ağzında kilit vurmuyor. Buraya geliyorsa bir kimse bunun adabını erkanlına uyar.
Diyorum ki ben hiç kimse kimse buradan müdahalede bulunmuyor. Müdahalede bulunmuyor. İnsanların başına kısmı gönderildi. Sen buraya milletin pantolonunu donunu incelemek için mi? Bunun sonu yok. O zaman bir tane de kapıya bir tane adam dikeceğiz. Gelenlerin sakal boylarını ölçecek. Bir tane de adam dikeceğiz kapıya. Gelenlerin sarık renklerini, sarık boylarını ölçecek. Bir tane kapıya adam dikeceğiz o zaman. Gelen adamların pantolon boylarını ölçecek. Genişliklerini ölçecek. Ne böyle bir şey ya? Kim vardı bu hakkı? Buralarda buranın adabını korumaya çalışıyorum.
Bir kimse bayan hiç önemli değil. Buradaki adam olacak. Dinlediğin ne uyku kimse bilmiyor. Ona dersin ki tatlı bir şekilde. Kardeş buranın adabı sohbet başlıyor. Hiç konuşulmuyor. Hakkı nelaydı. Sohbetten sonra görüşelim. Bitti. Zaten yeni gelen bir kimse konuşmaz. Neden? Bilmiyor. Tanıdığı yok, bildiği yok, gördüğü yok. Timze'yi tanımadığından susar, bekler zaten. Bilen yapıyor bunu. Neden? Bilgiçlik, küstahlık getirir. Bilgiçlik küstahlıktır çünkü. Bilgi küstahlık değildir. Bilgiçlik küstahlıktır. Bilgi hiçbir zaman küstahlık değildir. Bilgiyi elde ettiğini zanneden ahmak kafalı bilgiç, bilgiçlik farklıdır çünkü.
Allah bizi affetsin. O yüzden kıymetli dostlar, bunları konuşmaktan utanıyorum. Konuşmaktan utanıyorum. Yıldan beri dergahların içindeyim, bu dergahın içindeyim. Birbirlerinize hürmetle, hizmetle, saygıyla, edeble, merhametle, şefkatle davranın.
Allah rızası için. Bir anlamı yok. Bir anlamı yok. Bazen söylediklerinden ben utanıyorum. Eline sopamı sustursun mu mu?
Yok böyle bir şey. Allah bizi affeder. Allah affeder. İşte kadınların dersini mi alacaksın? Yok işte kadınlar şöyle olacak. Ne yapayım dedim ya. Anlatmışım, anlatmışım, anlatmışım. Hiçbir şey anlatamamışım. Kabahat ben de dedim demek ki dedim. Demek ki kabahat ben de anlatamadım. Eksik kalmışım. Kardeşler kendilerine bir üstad arayabilirler. Eksik bir üstad var karşılarında. Anlatamamış onlara bir şey. Bir şey de verememiş. Bir kimse bir şey anlatamadıysa ne duracağım ben orada? Ben olsam durmam orada.
O kimse bir şey veremiyorsa onlara durmanın bir adını yok. Ciddi mi? Samimi. Böyle resmen çekme değil bu. Beş yıldan beri dinin içindeyim kıymetli dostlar. Benim geçimim dinden değil. Benim dervişlerden gelmedi. Benim cebim dizime kadar uzun değil. Benim oturduğum dindenin altına para koymuyor. Benim evime git, koltuğumun altına, benim yanım deyip de cebime kimse para koymuyor. İnsanların kulu bir zaman, hiçbir zaman ben dervişin kölesi olmamadım.
Kölesi olsaydım iflas etmezdim ben. Dediler ki bizim yanımızda ol. Senin ne ihtiyacın varsa görmemiz dediler. Öl dememler mi? Ben sağlık. Hürriyetim benim, hürriyetim, hürriyetim benim her şeyimden kıymetli. O yüzden dinlemiyor. Bırak kardeşim git ya. Ben şeyhliğimi ispat etmek için yola çıkmadım. Benim böyle bir derdim yok. Ben üstadım diye de yola çıkmadım. Benim böyle bir derdim yok. Benim böyle bir derdim yok. İnsanlar beni üstad tanıyacakmış, tanıyacakmış. Beni şeyh bilecekmiş, bilmeyecekmiş. Beni mürşid bilecekmiş, bilmeyecekmiş. Zerrece, zerrece, zerrece.
Zerrece derdim yok. Resul'unu anlatacağım, adamın erkanını anlatacağım. Nereye gidersem gideyim. Milletleri ne tanırsa tanırsın, ne bilirse bilsin. Geçen gün Hacit Afer diyordu bana. Anlamıyorduk diyordu. Ben dağın başına çıkar, orada da bir cemaat kurarım diyordunuz dedi. Kuruyorsunuz dedi. Tekrar söylüyor. Bunu arkadaşlar bilirler, on yıl önce söylediğim ben bu sözü. Giderim dedim, bir kenardan başlarım, yeniden bir cemaat kurarım ben. Anladırım insanlara, yeniden bir cemaat kurarım. Bu erkek arkadaşlar için söylemiyorum bunu. Böyle size bakıyorum, siz üstünüze alınmayın. Yeniden bir cemaat kurarım. Uyulmayacakmış gece, uyumam Allah'ın izninden.
Yatılmayacakmış, yatmam Allah'ın izninden. Yol gidirecekmiş, giderim Allah'ın izninden. Giderim. Ben ticarette de, istiyor musun sen bunu derim, istiyor musun? Verin lan ona. Faizin hesabını yaptı, derviç kardeşimlere.
Faizin hesabını yaptı, yıl, aylık günlendirmesinden. Açtılar, bitti. Bana dedi ki sen kefesin, güldüm, öle miyim dedim ben. Öylesin dedi. İyi o zaman dedim ben. Gitti, ben onu fabrikaya bıraktım. Eski arkadaşlar belirler bıraktım ya. Kestim faturayı, koydum ben ona. Al beni. Allah bana verdi. Bir edemime binlerce derviş veda edelim demiş. Hayır.
Hiç kimsenin küstahlık yapmaya hakkı yok. Hiç kimsenin edepsizlik yapmaya hakkı yok. Hiç kimsenin bir başkasının üzerinde heksiğini kusurunu araştırmaya hakkı yok. Hiç kimsenin bir başkasının özel hayatını araştırmaya hakkı yok. Yok. Hiç kimsenin... Yok kardeşler. Biraz bugün ağır bir havada geçiyor sohbet ama doluyor. Geçen haftaki gelen misafir derviş, biz zamandık burada. Geçen haftaki misafirin adamından, erkanından, ahlakından, oturuşundan, ağırlığından, kardeşlerimizin yaptığı şeyden, yaptığının, o halinden bizim kardeşlerimizin yaptığı hafiflikten yerin dibine girdi. Böyle bir şeye kimsenin hakkı yok.
Kimsenin hakkı yok böyle bir şeye. Ben bir haftadır uyku uyumuyor. Bir haftadır. Bir haftadır. Konuşuyorum, münacat ediyorum. Bütün kadınların dersini alayım göndere kadın cemaat kurulacaksa yerine. Dünya yeniden git, ihsan etti, orada cemaat oldu. Ödemişte de hiç kimse yoktu.
Cenab-ı Hak lütfetti, ikram etti, ihsan etti, orada da cemaat oldu. Bursa'da da hiç kimse yoktu. Allah lütfetti, ikram etti, Bursa'da da cemaat oldu. İstanbul'da da hiç kimse yoktu. Samsun'da da öncedenki hiç kimse yoktu. Tokat'ta da yoktu. Kayseri'de de yoktu. Şeyh Efendi ile beraber dolaştığımız zamanlarda. Aydın'da da yoktu. Denizli'de de yoktu. Nazirli'de de yoktu. İzmir'in içinde de yoktu. Bu Şeyh Efendi Hazretleri geldikten sonra. Bir tanesinin kapısını tıklatmadım. Bir tanesini demedim. Nazirli'deyim. Ben geldim ayrı.
Ben geldim. Üstadım için hizmet ettim koşturdu. Bana şey geldi. Yani yap ya ben geldim bak işte. Yani bana bir kapı açın. Hayır. Kapı açacaksa Allah kapı açacak. İnsanlardan bir şey istemem. İnsan bugün verir. İnsanoğlu bugün verir. Bizi yemeğe davet etti, etti, etti, etti. Zorla çağırdı, çağırdı, çağırdı.
Gittik. Adam iki sefer, üç sefer evinde yemek yemişizdir. Zehir zıkkım olsun dedim. Beyva dedi, manya. Bayındırdı. Hayatta dönmemişiz. Biz öyle bir hayat yaşamadık ki biz. Adam gidirdi yemeğe zehir zıkkım olsun der mi ya. Bir de zorla davet etmiş. Çağırı çağırı. Ölüler gibi yapar. Dedim ya ne yapayım bu adamın parasını vereyim ya. Kendi kendime düşündüm. Ona hesapladım. Buna insan yediği yemeği hesaplamıyor. Buna ne yaşadık biz. Aklına gelir mi? Ayşen acı derinizin elinde kaç sefer yemek yedin diye hesaplıcağım. Dedim al kardeş bir sefer yemek yemişiz seninle. Zehir zıkkım etmişin.
Verdi parasını. Cafer var. Cafer burada mı? Gelmedi mi? Yanımda. Geldi. Ben parayı gönderdim tabona. Parayı dükkan attı. Nasıl böyle şey? Ya zehir zıkkım. Etmesin, yiyemiyor. Ben sinirle söyledim. Ya sinirle söyledim var mı dedim? Al para. Atıyor parayı. Bir daha verdi bir daha attı. Cavel edin, cavel aldınsın bu karan veresine. İnsan ister. İster. Allah. O kadir mutlak. O bir şeyi bahşederse. İstemez gelir. O bir şeyi lütfedip verdi mi?
İstemez gelir. İstemez gelir. Dostlar. Dostlar. Yok bu değil. Böyle olmaz. Bu akta bu erkan olmaz. Yok hayır. Yok. Ayet-i kerime var. Siz peygamberin huzurunda seslerinizi yükseltmeyiniz. Ayet-i kerime. Bu ayet-i kerime. Resulullah'tayız. Huzur Resulullah'tayız.
Hem de huzur Resulullah'ta sen sesini yükseltceksin. Olmadı. Buna hakkı yok kimsenin. Buna hiç kimsenin hakkı yok. Ben Hüseyin burada, Hüseyin diyor. Hüseyin kaç yıldır? 21 yıldır yandı. 20 yıldır yanımızda adam. Hüseyin seni utandıracak bir şey yaptıysan tut yakandan ben. 20 yıldır adam burada. 20 yıl oldu. 20 yıl. Adam yaşını söyledi. Geçen yıl dondum kaldım. Hayır adam bana 20 yaşında bir iş gibi geliyor adam. Adamlar kırkı geçtiler. Biri sağımda, biri sonunda. Remzi abi kaç yıl oldu? 16 yıl olmuş Hacı Remzi'yle. 16 yıl.
20 yıl. Şu sağımda kızlar sonundakiler. 91-2001 değil mi seninle kalan? Değil mi Adnan? 2001-20 yıl. Yok. Benim yolum sünnet. Herkes Kur'an ve sünnetin adamın arkasına uyacak. Bir kimse yeni gelmiş bilmiyordur. O bu noktadan sorunlu değildir. Yeni gelmiştir bilmiyor. Ama o bilmeyen kimse bunun dışındadır. Bir kimse biliyor mu bunu biliyor. Ve bile bile bunu işliyor mu işliyor. Gözümün içine baka baka yapıyor mu bunu yapıyor. Yok kardeş.
Bizim işimiz olmaz. Olmaz. Bizim kimimiz, bizim yumuşaklığımız, bizim sevgi dolu olmamız, yaksızlığımıza, edepsizliğimize, adamsızlığımıza, erkansızlığımıza kapı değildir. Ya kırmayalım, üzmeyelim, incitmeyelim. Hadi seslenmeyelim, öğrenecekler. Hadi yepiştirelim, muhabbet gösterelim. Hadi görmemezlikten gelelim. Hadi olmazlıktan gelelim. Yok kardeş. Salak değil o dedikçe. Daha yüksek, daha büyük hedefe koşacaksın dedikçe.
Zannetmeyin ki bilmediğimden de. İşim olmaz edepsiz. İşim olmaz adam. İşim olmaz. Çocuğuna istediğin gibi baktetecek.
Ondan sonra gel dervişlik yapacak. İşim olmaz. Yapacak, yiyip sen. Gelecek, bu kızı derviş olacak. Yok işim olmaz ya. Yok hayır. Şunu kaldır da hayır demem. Demem. Edepse edep, adamsa var. Yok öyle bir şey. Bütün herkese emanet. İşim olmaz. Birisi birisinin karı eşine gözünü dikmiş. İşim olmaz, göz çıksın onun.
İşim olmaz. Buna hakkı yok. Hiç kimsenin unutamayacak. Geçen hafta yaşadığımı unutamayacak. Ben sararım bir şey. Bunu da söylerim. Bir insan bir hareketini... Bu cemaati duran bir kimsenin hakkı yok. Yok.
Allah bizi affetsin. Bunlar abdest alır daha herkes. Bu yakın yerde durmaz. Benim saklım gizdim yoktur hiçbir zaman. Bu yakın yerde durmaz mı? Bu bir yere çarpar. Konuşmayın, konuşmayın kardeş.
Edepli olun, edepli olun. İsteyen kimselerin, mesela gazcılarda, tekkede görev olmak isteyen kimselerin bulundukları bölge ya da mahalle sorunlarına izin almanda gerekir miymiş? Sorunlu kardeşler, kendi istiyatikleri engel olabilirler.
Ya normal değil. Her şeyin bir adabı, erkanı vardır. Bir kimse hizmet edecek. Kendinize... Ya ben bugün çay dağıtmak istiyorum. Böyle bir şey yok. Sen çay dağıtmak istiyorsan, onun bir adabı, erkanı vardır, sırası vardır. Sen de sıraya girersin, çayı dağıtırsın. Yok, o bugün dağıtacak. Yok böyle bir şey. Her şeyin... Tekkelerde, dergahlarda her şeyin bir adabı, erkanı vardır. Hizmet edecek olan kimsenin, hiç kimsenin önünden hizmet noktasında engel konmaz. Ama adab konu. Denir ki kardeş, bugün çay dağıtan işte x kimse. O dağıtıyor. E yarın bir başkası dağıtacak. Öf, sıraya girecek. Yok, o gün yapacak bu. Öyle bir şey yok. Allah'ımıza ablesin. Her şeyin bir sorumlusu var. Adam şimdi ben bu gece, ben hizmet etmek istiyorum.
Eee tek kede bu gece semaya çıkacağım. Tındırmanın 10 yılını zannediyorsun. Telefon açıyorlar. Ben bir gördüm, bir gördüm. Bir hoşuma gitti, bir hoşuma gitti. Bir sevindim, bir zevdim. Eee, bu akşam ben de beyazları giyip semaya çıkmak istiyorum. Bismillahirrahmanirrahim. Kardeş, onun bir adabı var, bir eğitimi var, bir düzeni var, bir sistemi var. Böyle olması lazım. Siz diyorsunuz ya bu kapı herkese açık, ya bu kapı herkese açık, ya sohbet edinler. Zikrullah, hayır, yok. O gün beyazları giyip sema edecek, yani fotoğraf çektirecek yani. Eee, bu adab kardeş, bu adabı da biz yok edemeyiz. Veya hizmet edecek. Adam elini almış, gelmiş, şiiri şeye, kapalı sülonsa alınla, bana bu akşam söylediler, bu şiiri burada okumam lazım, diyor.
Baktım, hoş geldin dedim ben de. Manevi onunki gelişi. Bana demediler, dedi, bu adamı şiiri okur diye. Kaldı şimdi bu. Bana deselerdi ki, dedim ben, yarın akşam seni gösterip, böyle bir kimse gelecek, şiir okuyacak burada, deseydi, dedim ben, Eee, biz de okudumuk senin derin burada şiiri. Yok, bu adam ona manevi bir süs versek, orada şiir okuyacak. Pasupta, hiçbir şey, hiçbir şey başıboş değildir. Hizmet etmek isteyenler, bir hizmet varsa sıraya girerler, sıraları geldiklerinde hizmet ederler. Ya ben hizmet edecektim, kardeş sıram varsa hizmet edecektim. Ya ortalığı süpür edecek, süpür edecekleri zaman gelecek. Süpür edecekleri zaman gelecek. Hizmet edenler de, hizmet ettiklerinde tepeden bakmayacaklar.
Darülhark'te cuma namazı farz mıdır? Cuma namazı ayetle sabit. Nerede olursa olsun bir kılın ise, kılmaya muhtedil ise, cumayı kılar. Cumayı kılmaya muhtedil ise bir kimse, cumayı kılar. Osmanlı Devleti gibi büyük bir İslam medeniyetindeki tah, Osmanlı Devleti, İslam medeniyeti değildir. Osmanlı Devleti, İslam medeniyetinden faydalanmış bir devlettir. İslam medeniyetinin hakim olması için uğraş vermiş bir devlettir. Osmanlı Devleti, İslam medeniyeti değildir. Kavkalarını ve şeyhizabelerini birbirlerine göndürülmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ya bunlar, siz bugünden bakarak da o günü değerlendiremezsiniz.
Yani şimdi biz bugüne bakacağız, nereyi değerlendireceğiz? Burası tekke mi şimdi? Değil. Burası dergah mı? Değil. Bakın değil. Burası bir tarikat mı? Değil. Şimdi 20 yıl sonra adam gelecek, bizi eleştirecek. Belki de. Bizim ne yaşadığımızı biliyor musun? Hayır. Burada şimdi yeni gelen arkadaşlar bizim 10 yıl önce, bak çok yakın tarih, 10 yıl önce, 28 Şubat'ta ne yaşadığımızı biliyorlar mı? Bilmiyor. Bilmiyor kimse. Biz, İsmail Hakkı tekkesinde, Hacı Remzi abiye dedim, mevlüt sahibi sensin, babada mevlüt okutuyorsun.
Basıl diye haber verdiler. Basılacak bugün orası diye. Bakın ne çılgınlıktım. Kendi kendime düşünüyorum, geriye dönüp bakıyorum. Allah bir çılgınlık vermiş bana da. Ya bana haber veriyorlar, bugün tekkede basıncınız diye, ben o basınlığa karşılık oradan geri dönmüyorum. Hacı Remziye diyorum ki, Remzi abi git, bugün mevlüt okutuyorsun sen tekkede, babanın hayrına. İti mezunu, hitit mezunu, ya beni de yalanmıyor, böcekler diye o da düşünmüyor. Tamam diyor. O da gidiyor, ben bugün babamın ölüm topu diyorum diyor. Ben odanın içindeyim. Hacı Remzi polisleri diyor ki, mevlüt sahibi benim kardeşim, götürecekseniz beni götürün diyor. Ondan Mustafa Özbağ'ı istiyorlar. Bakın görüyor musunuz?
Nereden ne intihan çıkıyor insanlara? Bakın nereden ne intihan çıkıyor? Tasavvufa bakın, tarikata bakın. Bacan ablanı diyor ki, çık abi ya diyor. Teslim olsan onlara ne olacak ki diyor. Ben burada diyeyim onlara diyor. Dedim ki, senin duvarda resmine çıkardır. Hacı Remzi abi de diyor ki polislere, beni götürün kardeşim götüreceksiniz. Mevlüt sahibi benim diyor. Onlara da diyor ki, biz Mustafa Özbağ'ı götüreceğiz. Almadan da buradan gitmiyoruz. Öyle değil mi? Dedim ki, ben öldürdü abi. Benim ayakkabılarımı da adam götürdü geze. Ben arkadan ayakkabısız çıktım. Yaşandı bunlar. Şimdi adamın on yıl öncesine bakacak. Belki de bizi eleştirecek adam. Bizim ne yaşadığımızı biliyor mu?
Bilmiyor. Biz de şimdi Osmanlı'nın ne yaşadığını biliyoruz mu? Bilmiyoruz. Otur şimdi işin yoksa Osmanlı'yı eleştirsin. Eleştirmiyoruz ecdadımızı kardeş. Kardeş kalbine fetva vermişler, doğru vermişler. Doğru vermişler. Bir devlete iki padişah olmaz. Bir dergahattaki tane şeyh olmaz. Bir evdeki tane adam olmaz. Bir karının iki kocası olmaz. Bir yerin iki patronu olmaz. Bir tane olur. Bir yerin iki sorumlusu olmaz. Bir devletin de iki tane başkan olmaz. Bir tane olur. Biz şimdi çok başlılıktan çıkıyoruz. İşte bak. Cumhurbaşkanı ayrı.
Başbakanı ayrı. Genelkurmay başkanı ayrı. Yargıtay başkanı ayrı. Sayıştay başkanı ayrı. Zanıştay başkanı ayrı. Ayrı. Allah Allah ayrı. Her kapı çıkıyor. Herkes haklı. Herkes doğru. Herkes kendini doğru çekiyor. Horozun borunduğu yerde sabah erken oluyor. Birinin hoşuna gitmiyor. İhtilal yapmaya kalkıyor. Birinin hoşuna gitmiyor. Bir şeyi kapatmaya kalkıyor. Birinin hoşuna gitmiyor. O oradan bir şey söylüyor. Öbürkü imzalamıyor. Dergahlar da batar der. Bir tane sorumlusu batar. Yok oranın sorumlusu belli ki. Adnan'ın sorumlusu bitti kardeş. İçinden sorumlusu o. Dış ilişkilerden kim sorumlu?
Bu cafer sorumlusu. Onun da işi o. İki tane olursa batar kardeş. Hüseyin Aga komple Bursa'nın ve çevre ilgilerinin agası Hüseyin Aga. Batar mı yurtada? Kendinize batın. Kendinizde iki hakimiyet olunca batarsınız. Mesul'ler. Nefis girdi mi batarsınız? Hüseyin Aga'nın malumunuz seçim zamanı dergahımız olarak hangi partinin gölgesi altındayız? Biz kimiz ki gölgesi altına girebilir miyiz?
Biz Allah'ın gölgesindeyiz. Görev yapabiliriz. Hiçbir görevimiz hiçbir partide hizmet etmez. Yok zaten şu anda da hizmet eder. Yok zaten herhangi birisinin de bir herhangi bir partide görevimiz. Daha önce belediye meclisleriyle alakalı benim söylediklerim var. Bunun haricinde hiç kimse yok. İsmail Gürsul'dan belediye meclisine giriyordu. Ben söyledim. Hacı Erkan'ı bir şeyde katmak istedim. Demirtaş'ta bunu da ben söyledim.
Birine söylenecekse yine söyler. Böyle bir şeyimiz yok. Derviş kardeşler partilerin propagandalarını çağırabilirler. Çağırabilirler. Biz bunu nasıl tepki vermeliyiz? İster katılırsın, ister katılmazsın. Biz tepki verir ki üstadın emri var deniliyor ne yapmayız? Hiç kimseyle emri karmak bir partiye gidip çalışır diye. Daha hiç kimseye söylememişim. Buna gül raw alır. Hiç kimseye benii var. Hiç kimseye söylememişim. Rün adını ygınlar estánın.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.