Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 16 Ağustos 2020 · 23:35
Hekim yumuşak yumuşak nerelisin sen diye sordu. Çünkü dedi her şehir halkının ilacı ayrıdır. O şehirde yakınlarından kimler var, kime yakınsın, neye bağlısın? Elini nabzına koymuş bir bir feleğin cefalarını sorup duruyordu. Şimdi her şehrin şifası, derdi ayrıdır. Şehri böyle algılayabilirsiniz, Bursa şehri. Bursa şehrinin kendine göre dertleri vardır. Maddi manevi. Bursa sanayi ve ticaret merkezi. Buranın dertleri vardır. Burada faiz çok olur, kandırma çok olur, aldatma çok olur, para çoktur. Paranın çok olduğu yerde şehvet çok olur, paranın çok olduğu yerde makam çok olur, hırs çok olur, dünya çok olur. Ama gitse bir kimse bir köyde yaşamış olsa böyle olmaz.
Hastalıkları ayrıdır. Dertleri ayrıdır. Onun şifası da ayrıdır. Bunu bir şehir olarak algılayın. Bir de bunu bir cemaat olarak algılayın. Her şehrin hastalığı ayrıdır. Her cemaatin de hastalığı ayrıdır. Bunu bir de birey olarak algılayın, şehri. Her birey bir şehirdir. Her birey bir şehir olarak algılarsanız, her bireyin hastalığı ayrıdır. Her bireyin devası da ayrıdır. İşte o yüzden her birey bir mürşide gider, bir mürşidin sohbetine oturur ve o sohbetten hastalığına şifa bulur. Ve her hastalık sahibi şöyle düşünür.
Bu sohbeti bana yaptı. Bunda beni kastetti. Bunda bana söyledi. Bunu hastalığına tedavi olmak isteyen tedavi maksatlı sohbeti üzerine alır. Kimisine ilaç ters tesir yapar. Diyeceğiniz ki ilaç ters tepki, ters tesir yapar mı? Yapar. Kime yapar? Hastalığından kurtulmak istemeyen de der ki, gördün mü bu lafı bana söyledi. Burada beni kastetti. Böyle şey mi olur? Nasıl sohbette benim bir meselemi anlatır? Nasıl sohbette beni kenayesine böyle konuşabilir? İsim yok ama bu benim. Böyle bir şey mi olur der?
Duyar arkadaşlar bunları. Ben şimdi, benim ne diyorlarına tweet'im var. Twitter'da bir hadis yazıyorum. On gün sonra o hadisi bana yazdın diyor. Birisi veya birkaçı veya başkaları. Ya bir hadis paylaşmayacağım mı ben orada? Bir ayet paylaşmayacağım mı? Bir söz paylaşmayacağım mı? Ama o kimse direkt kendi üzerine alır. Benim için söyledin onu. İyi, senin için söylediysem o hastalıktan kurtul o zaman. Yok. Daha suizan eder. Daha cepheleşmeye çalışır. O, hastalıktan kurtulmaya niyet yok onun. Hastalıktan kurtulacak olan kimse cepheleşmez. Kabul eder.
Bir doktora gitmişsin, doktora müracaat etmişsin. Demişsin ki böyle bir ağasızlığın var. Ben gittim, dedim doktor, şeker benim dedim, tavan yaptı. Ne yapacağım? Öğüştü, biçti. Dedi ki son iki ayın 239-240'ta yürümüş. Herkesin şekeri ayrı, dedi. Senin, dedi, 240 etkiliyor demek ki. Ne yapacağız, dedim ben? Hemen hapa başlayacağız. Ben hap içmek istemiyorum, dedi. O zaman, dedi, çok sıkı diyet yapacaksın. Her gün kontrol edeceğim. Her gün, dedi, bana mesaj çekeceksin, dedi, şeyini, şekerini. Ben ona her gün mesaj çekeceğim, diye sıkı diyete başladım. Şimdi hem doktora gideceksin. Doktor hastalığını teşhis edecek. Sana tedavisini söyleyecek. Sen diyeceksin ki, bunun bana kastı var.
Tedaviyi uygulamayacaksın. Dedim doktora, hocam dedim, ben disiplinli insanımdır. Ben, dedim, senin koyduğun çizgiye uyarım. Hemen başladı yazma. Unlu, yasak, şekerli, yasak. Asla, dedi, unlu mamül yemeyeceksin. Asla, dedi, şekerli mamül yemeyeceksin. Günde bir tane meyve yiyeceksin, yersen, dedi. Bol bol su içeceksin, orucu bırakacaksın. Sinirlenmeyeceksin, üzülmeyeceksin. Kızmayacaksın, olur, dedim. Bu, dedim, yeme içme olur. Yalnız, bu, dedim, mümkün değil, ben de. E, dedi, hiç olması yeme içmeye dikkat et. İyi yeme içmeye dikkat edeyim. Dedim, ben bu şekeri Allah'ın izniyle, dedim. Ben diyetle, dedim, bunu hallederim. Allah'ın izniyle, dedim. Tamam.
Cenab-ı Hak denk etirdi, bir de çay yaptık. Ha, iyi. Ha, iyi, dedim. Yani, sabahları 175, 180, 185, gidiyor, yani, açlık şekeri. Aman, iki yüzün üstünde değil. Allah'ım şifa versin herkese. Şimdi, hem doktora gideceksin, hem diyeceksin ki, ben rahatsızım. Bir kimse o yüzden mürid olur, bir mürşide. Bir kimsenin, bir tekkeye, bir tarikata, bir mürşide bağlanmasının sebebi budur. Bende manevi hastalıklar var. Ben buraya, bu manevi hastalıklardan birinci derecede kurtulmaya geldim. İkinci derecede, ben Allah'a vuslat yolunda yürümeye geldim. Üçüncü derecede, ben Allah'a vuslat olma ümidiyle buradayım.
Bu yolun, bu yolun istikameti budur. Niye geldin? Hepimiz hastayız biz. Ben dahil. Biz hastalıklarımızdan kurtulmaya geldik buraya. Ben dahilim buna. Ben de buradayım hastalıklarımdan kurtulmak için. Zannetmeyin ki bende hastalık yok.
Zannetmeyin ki bana hastalık bulaşmıyor. Ben de bu dünyada yaşıyorum. Ben de bu dünyanın içindeyim. Ben de sizin gibi sabahleyin işe gidiyorum. Ben de sizin gibi ne yaşanacaksa yaşıyorum gün içerisinde. Bende de eş var, bende de çocuk var. Bizimkiler kapının arkasında süpürge değil. Bizde, ben de sizin gibi yiyorum, içiyorum. Bu bölgede, bu şehirde ne bir hastalık varsa bana da bulaşıyor. Kim değil ki? O zaman hep beraber biz bu tekkede maddi manevi hastalıklarımıza şifa için buradayız. İşte Hz. Mevlana diyor ki, her şehrin hastalığı ayrıdır. Burada hepimizin hastalığı ayrıdır.
Kimimizde kibir vardır, kimimizde gösteriş vardır, kimimizde makam sevdası vardır. Kimimizde mevki sevdası vardır, kimimizde mal sevgisi vardır. Kimimizde çocuk sevgisi, kimimizde eş sevgisi vardır. Kimimizde normalde büyüklenme vardır. Kimimiz malım deyip dört elle sarılmışızdır. Kimimiz param deyip dört elle sarılmışızdır. Hepimizde vardır. Kimimiz deriz ki aman ya tekkeye gidersek bizim paramızı yerler. Aman gitme oraya demişlerdir size de. Aman gitme sağlığını kaybedersin, paranı kaybedersin. Aman gitme makamını kaybedersin. Aman gitme o adam sizin paranızı yer. Demişlerdir hep. Derler. Derler.
O arabaya o nereden biniyor? Tabii. O evleri nereden yaptı? Derler. Hepinize söylerler. İstanbul'da birisi dayanamadı, attıydı orta yere. Dedi ya iste bu gece de dedi, bitsin de dedi. Ne olur dedim ya ne isteyeceğim? Dedi her gece buraya gelirken dedi ailem diyor ki dedi o hoca sizden para isteyecek. Dedi ya üç yıldan beri geliyorum dedi hiç istemedin dedi. Dedim ömür boyu istemeyeceğim merak etme. Dedim bu yaşa kadar ben istemedim hiç. Bu yaştan sonra hiç istemem artık dedim. Ama dinlemez. Hatta Bursa'daki bazen arkadaşlara örnek veriyorum. Dedim ki diyorum bir derste arkadaşlar eğer sizden kendi nefsim için bir şey istersen vermeyin. Verirseniz de hakkım helal değil dedim.
Bunu tekrar söylüyorum. Bir gün yanılır yenilir sizden ekmek parası dahi istersen vermeyin. Aç kaldım, naçar kaldım, susuz kaldım, yemeksiz kaldım, ekmeksiz kaldım der de. Sizden bir şey istersen vallaha vermeyin, billaha vermeyin. Vermeyin. Yeminle söylüyorum vermeyin. Kendi nefsim için bu bütün dergaha bu sözüm. İnternetten dinliyor herkes. Bütün dergaha. Mustafa Özbağ bir gün yanılır yenilir sizden bir kuruş isterse vallaha vermeyin, billaha vermeyin. Ve sizden bir kuruş istersem dilim bir sefer değil, bin bir sefer kopsun.
Sizden bir sefer değil, bir sefer istersen bu dilim, bu dilim mahşerde on sekiz arşın değil, bin sekiz yüz arşın büyüsün, taşıyamayın ben onu. Bir sefer istersen, bir sefer, bakın bir sefer diyor. Bir tane ekmek, bir tane bir lokma ekmek, bir yudum su, bir tane zeytin istersen dilim bir sefer değil, bin bir sefer kopsun.
Allah istetmesin inşallah. Cenab-ı Hak kendisinden başkasına çevirmesin inşallah. Cenab-ı Hak kendisinden başkasından istetmesin inşallah. Ama şehir hastalığı ya, o şehirde para bu çoksa herkes ona sevdalanır. Mal mülk çoksa herkes ona sevdalanır. O şehirde ticaret çoksa şehvet de çoktur. Herkes ona doğru hastalanır. Allah muhafaza eylesin. İşte Hazreti Mevlana diyor ki, her şehrin hastalığı farklıdır. Sen hangi şehirdensin? Her nefsin hastalığı farklıdır. Her nefis farklıdır. Her nefsin ilacı da farklıdır. Nasıl her hastalığın ilacı farklıysa, öyle değil mi Sefa? Eczacısın sen, değil mi?
Eczacılık değil mi meslek? Gözlükçüsün. Her gözün numarası aynı mı? Değil. Adam gözüm görmüyor diyor. Kimisi yakın, kimisi uzak. Benim yakın da gidip, uzak da gidik. E şimdi normalde her gözün numarası aynı mı? Değil. Sen sokaktaki gözlükçüden alırsan, o sana bir takıyor, görüyor mu görüyor. Gördün mü gördün. Hangi görüyor, hangi görmüyor bilmiyor. Gideceksin göz doktoruna. Baktırıyor, kapatıyor bir tanesini. Oradan, benim birisi az görüyor, birisi çok görüyor. Yani az çok dediğim %25 fark var. Benim sol daha az görüyor galiba, öyle miydi? Değil mi? Sol daha az görüyor. Enteresan. Halbuki sağ daha az görmesi lazım.
Bende sol daha az görüyor. Neden sağ daha az görmesi lazım biliyor musun? Beyne giden arkadaki damarlardan sağ taraftaki daha fazla tıkalı. Halbuki o gözün daha az görmesi lazım. Bende tersine her şey. Benim sol ağız görüyor. Tersine. Ama bakın aynı gözlüğü kullanamıyorsun. Onun derecesi farklı. Aynı. Hastalıklar da farklı. Her nefisteki hastalık da farklı. İşte hekim diyor ki, cariyeye. Hangi şehirde yaşadın? Her şehrin hastalığı ayrıdır. Her nefsin hastalığı ayrıdır. Anlat. Hangi şehirden geldiğini. Ne iş yaptığını. Şimdi sufi gelir. Sorarım ben şimdi. Sen hangi mahallede oturuyorsun? Filanca yerde.
Ne iş yapıyorsun sen? Şu işi yapıyorum. O kendisi de der ki, sorguluyor beni. Sorgulamam. Adamın yaptığı işe göre hastalığı farklıdır çünkü. Adamın yaşadığı ortama göre hastalığı farklıdır. Devam ediyor. Elini nabzına koymuş bir bir feleğin cefalarını sorup duruyordu. Ama ondan önceki şu, o şehirde yakınlarından kimler var? Kime yakınsın? Kime yakınsın? Neye bağlısın? Sen nefis olarak kime yakınsın? Bana arkadaşını söyle, senin dinini söyleyeyim. Hz. Ebu Bekir Efendimiz'in sözü. Sen kime yakınsın? Senin en yakın arkadaşın kim? Senin dostum dediğin kim? Sen yarın mahşere huzurullaha çıktığında kim benim dostum demek isterdin? Ya Rabbi benim en kıymetli arkadaşım bu.
Benim en çok sevdiğim bu. Kimi demek isterdin? Allah'ın huzuruna çıkarken kimle kol kola çıkmak isterdiniz? Huzurullahta mahşerle kiminle halk olmak isterdiniz? Hani diyor ya ad-i şerifte kişi sevdiği iledir. Kim sevdiğin? Kimle mahşerde beraber olmak isterdin? Kimin yanında olmak isterdin mahşerde? Şimdi normalde dünyayı seven der ki ben koç, benim arkadaşımdır. Kim? Vehbi Koç. Veya kim? İşte Mustafa Koç. Aaa! Ne büyük adamsın ya. Kim? Sabancı benim dostumdur ya kahveye içeriz beraber. Muhteşemsin ya.
Bursa'nın zengini kim? X kimse. Adam iş görecek ya. Filanca benim dostumdur ya. Harika. Dünyavide iş. Tamam. Mal alacaksın. Soruyor ya. Kimlerden alışveriş ediyorsun sen? Mal alacaksın. Sen de diyorsun ki kim iyi tüccarsa onun ismini veriyorsun. Kim zenginse onun ismini veriyorsun. Diyorsun ki ya filanca arkadaşım olur, dostum olur. Yer içeriz biz onunla. Harika. Kendine kabul ettireceksin orada. Eyvallah. Veyahut da adam der ya. Benim savcı arkadaşım var. Aaa! Ne kadar güzel ya. Yani kabul edeceğiz onun dediğini. Veyahut da filanca vali benim arkadaşım. Harika ya. Tamam. Vali senin arkadaşınsa bütün kapılar açıldı sana. Bu dünyada. Hekim soruyor.
Kim senin yakının? Bana arkadaşını söyle, senin dinini söyleyeyim. Bana sevdiğin kim şeyi söyle, senin ahlakını söyleyeyim. Kim senin dostun? De bana dostunu. Geçen gün the end dedim ya, kafa yapıyorlar benden. Mail çekmiş birisi the end diye bana. Kızacağımı zannediyor. Evet. Bu akşam vefat ettin, öldün, the end oldu. Ne üzerine öleceksin? Allah sondan başa doğru bakar. Bakın kuluma nereye gitmiş, tekkeye gitmiş. Ne yapmış orada? Sema izlemiş, Allah'ı zikretmiş. Sondan başa bakıyor ya. Eğer kulun en son hali iyi amellese, Cenab-ı Hak der ki diyor.
Cenab-ı Hak der ki, mahşere bıraktım onun hesabını. Sondan başa bakıyor. Baştan sona bakmıyor. Bu akşam namaz kıldı. Hasbelkader bu gece ilk defa namaz kıldı o kimse. Sondan başa bakıyor. Ya bir gün önce kılmadıydı. Bugün kıldı ya. Öyle bir Allah. Normal muhasebecilerin muhasebesi gibi muhasebe tutmuyor. Sondan başa bakıyor. Kaldın. Kim senin dostun? Kim gelecek cenazene? Kim endirecek mezara? Kim en kıymetli dostun?
Seni kimi endirecek mezara? İzmir'e cenazeye gittik. Hacı Mehmet burada. Akrabalardan birisinin babası vefat etti. Adamı cenazeye indirecek olan kimse yok aşağıya. Hatırladın mı Hacı Mehmet? Cenazeyi kabre koyacak kimse yok. Hacı Mehmet'e dedim Hacı Mehmet in kabrin içine. Hacı Mehmet indi. Hatırlamıyorum ben indim mi inmedim mi bilmiyorum. Hacı Mehmet indi yalnız. Hacı Mehmet'e dedim Hacı Mehmet insan kabre indi. Birisi daha indi herhalde değil mi? Kim indirdi? Öyle mi? İşte herhalde bilmiyorum şimdi tam hatırlamıyorum. Hacı Mehmet'in indiğini biliyorum yalnız. Kendi kendime o gün onu düşündüm.
O gün bakın ta yıllar geçti üstünden. Dedim ki ya. Arkamdan seni mezara kabre indirecek bir adam dahi yok. Akrabaların hepsi de görüntüde akraba. Herkes bakıyor. Oğlu dahil buna. Oğlu dahil. Damadı dahil adamın. Kardeşi dahil. Kardeşinin çocukları dahil. Yeğenler kuzenler dahil. Dostun kim? Kim arkadaşın? Kim? Kimle haşr olmak istiyorsun? Mahşerde kimle beraber olmak istiyorsun? Yanında kim olsun isterdin?
Bu dünyada da onun yanında ol. İşte diyor ki Hazreti Mevlana. Hekim dedi ki diyor yakınların kim? Kimlerle arkadaşsın? Kimlerle akrabasın? Kimlerle dostsun? Kimlerle yemek yedin? Kimlerle su içtin? Kimlerle yolculuk yaptın? Hangi sofrada oturdun? Elini nabzuna koymuş bir bir feleğin cefalarını sorup duruyordu. Soruyor ki ona göre şifa verecek. Allah bizi onlardan eylesin. 150. beytte kaldık. El Fatiha. Salamahsalamu alayhi wa sallam.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.