Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 27 Mayıs 2012 · 32:07
Allah gecenize eylesin, inşâAllah. Cenab-ı Hak yücüsümüze belirleylesin, Cenab-ı Hak mutlânıza nâil eylesin, Kortuklarınızda mutsuz muhabbet eylesin, Cenab-ı Hak dünyada da, ailelerde de, cümlelerin en iyi ve en hayırlı noktadayız. Allah bilmediklerimizi öğretsin. Allah yaşayamadıklarımızı, yaşadıklarımızı. Böyle sadece doğrusunu ve hakikatini bildiririz, inşâAllah. Biz de o doğrultu, o hakikaten, giden kudurundan ayırsın, inşâAllah. Allah'ın mahseddini bildiririz, ingilini bildiririz, civilzenski.
Allah'ın mahszz archeolojine bes Times Maya'in Allah'ı mahszz钣uro, bu tarafa yhteisinin, vallast oldukta yaz Olga Er Hücüsü'lment 난� Clementi'in, Mesnebinde veli. Hz. Mevlana Celal-i Rumah Hazretleri'nde velilere bakış açısı, velileri nitelendirilirken nasıl nitelendirilmiş, ne söylüyor musunuz?
Hz. Mevlana'nın gözünde veli kim? Ve bunu nasıl ifade edilmiş? Hz. Mevlana, velilerle alakalı ayet-i kerime var. Onlar dünyada da ahirette de mahzun olmazlar, mahcup olmazlar. Cenab-ı Hak onları dünyada da ahirette de iyilik verir, rahmet verir, bereket verir. Onlar korkuyor, yoktur. Başka ayet-i kerimelerde de Cenab-ı Hak velilerin bu manada rahmet verirmiş, ölmüş, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hat-ı şeriflerde de velilerin kendisinin halifesi olmuştur. İşte Hz. Meryana'da şu halde her devirde peygamber yerine bir veli vardır. Bu sınama, kıyamete kadar daimidir.
Demek ki bu hadis şeriflerin dışında her devirde peygamberlerin yerine bir veliler grubu olacak. O veliler peygamberlerin vazifesini yerine getirecekler. Ama bu veliler hiçbir zaman peygamber değiller. Hiçbir zaman nebi değillerdir. Değilerdir. Hiçbir zaman Resul değillerdir. Bunlar veli. Peygamberlik sol bulmuştur. Peygamberlik kapısı kapanmıştır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadretleri kendi deyimiyle vermez sonra Peygamberlik de Resul de Nebi de gelmeyecektir değil. O kapıyı Cenab-ı Hakk'ın kapattığını bize beyan etmiş. Ama o kapının eşiğin hükmünde olan veliler olacak. O kapılara hizmet eden veliler olacak.
Onlar yeryüzünde, yeryüzünün direkleri gibi. Manevi direkleri. Ayet-i Kerime'nin bu manası bize söylediği o. İşte Hz. Mevlana diyor ki, bu kıyamete kadar devam edecek. Kıyamete kadar velilerin vazifesini yerine getirmeye çalışan, velilerin arkasından, peygamberlerin arkasından, o peygamberlerin vazifesini yerine getirecek olan veliler var. Ve o veliler de kıyamete kadar devam edecek. Sakın kendi kendine bu zamanda yoktur demem. Sakın kendi kendine bu zamanda olmaz demem. Sakın kendi kendine bu zamanda da eski veliler gibi veli bulunmaz demem. O senin kendi kördür. O senin kendi aymandır. O senin kendi uğraşmaman, çaba göstermemem. O senin kendi kendine ağlatmalı.
Çünkü Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri başka bir ad-i şerifte buyurdu ki, onlar kıyamete kadar var olacaklar. El veli ism-i şerîfi kıyamete kadar Cenab-ı Hakk'ın kullarının üzerinde, layık olanın üzerinde tecelli edecek. Layık olan kim ise Cenab-ı Hak onu velilik nuruyla nurlandıracak. İşte bu daha iyi bir kıyamete kadar. İnsanlar kendi kendilerinden bu zamanda var mı, bu zamanda yoktur canım. Veya bizim üstadımız vefat ettiği zamanın son velisiydi. Bundan sonra veli olmayacak. Bizim üstadımızdan başka veli yok. Filanca üstaddan sonra başka veli yok. Filanca üstaddan sonra başka işte bu işi yapacak olan kimse yok. Ve o defter kapandı. O yol kapandı demek, Allah muhafaza eylesin, dinmeden küfre düşmek demek istiyor.
Çünkü hakkında ayetle, hadiste, imamların iştihadlarıyla sabit olan bir şeyin yok hükmünde görmek, Allah muhafaza eylesin, namazı yok hükmünde görmek gibidir. Arasında bir fark yok. Şunu diyebilir bir kimse, evet her zamanın velisi vardır, Cenab-ı Hak bize nasip etmedi. Biz bu görüşemedik, biz bulamadık, biz aramadık, biz arayamadık, biz nefsimize uyduk, biz şeytana uyduk. Biz şeytanın ve nefsimizin desisesinden kandık, kandırıldık veyahut da bizim gözümüz yemedi. Biz bu disipline riayet edemedik, bizim için bu uzak bir şey, biz yapamadık bunu. Bunu söylemek farklı bir şey ama bu zamanda yoktur demek farklı bir şey. Nasıl yoktur diye Allah muhafaza eylesin, bu noktada çok büyük bir günah-i kerbaya giriyor, bu noktaya gidiyorsa Allah muhafaza eylesin, onları da peygamber gibi görmek, onları da Allah gibi görmekle insanın köpür noktasına götürür, Allah muhafaza eylesin.
İşte, diri ve faal imam o verilir, ister Ömer soyundan olsun, ister Ali soyundan. Demek ki bir diri, bir imam var, sağ, ortada, faal, çalışan halde, çalışan halde. Demek ki faal, diri, ortada olacak. Saklı gizli değil, ölmüş değil. Hazreti Mevlana diyor ki, işte, diri ve faal imam o verilir.
O zaman o veli ki, imam odur. O veli ki, imam odur. Başka imam aramam. Bir veli bu, o velinin veliliğini kendince, kendince, kendi bildiğince veyahut da umumun tespitince, tespit et ve o veliye tabi ol. Diri olan o, dael olan o. Bunun soyunu araştırma. İster Ömer'in soyundan diyor, ister Ali'nin soyundan. Tabi burada illaki şu soydan olacak diye bekleme. Şu kutsanmış soydan olacak diye düşünme.
Allah kime o elbiseyi giydirdiyse o velidir. Ve Allah'ın o giydirdiği elbise onun üzerinde hattır, hakikattir. Ve Cenab-ı Hakk'ın fazlından, kerebinden, ikramından Allah ona giydirmiştir. Hiç kimse kendi kafasından velilik elbisesi giyemez. Hiç kimse kendi kafasından velilik tacı giyemez. Bir gün sabahleyin kalkıp da ben veli oldum diyemez. Bir gün sabahleyin kalkıp da ben şunu oldum diyemez. O elbiseyi giydirecek olan Allah'tır. Kime daik ise Cenab-ı Hak bunu giydirir. Hani Hazret-i Peygamber'in peygamberliğini kabul etmeyenler vardı. Kabul etmeyenlerin bir tezi şuydu, peygamberlik gelecekse bana gelecek. Neden ben filanca soydanım, peygamberlik gelecekse bana gelecek.
Neden ben buranın en entelektüel insanıyım, en bilgili insanıyım, en filosof insanı benim. Bir peygamberlik gelecekse bana gelecek. Neden buranın, bu kavmin en zengini benim, en ulusu benim. Bir peygamberlik gelecekse bana gelecek. Niçin? Buranın hakimi ve hükümranı benim. İşte aynı şey veliler için de geçerli. Bu hakimlik değil, bu hükümranlık değil, bu zenginlik değil maddi olarak, bu makam değil maddi olarak, bu felsefe değil bilgi olarak.
Ya bu biha, bu Allah'ın nasip etmesi, bu Allah'ı takdir etmesi, bu Allah'ın lütfetmesi, bu Allah'ın ikram etmesi. Ama onu ikram ederken Cenab-ı Hak lütfederken, ona ihsan ederken, onun üzerindeki hale göre lütfedip ikram edip ihsan ediyor. Eğer onun üzerinde o hal var ise lütfediyor. O hal varsa Cenab-ı Hak ona o elbiseyi giydiriyor. O hal yok ise Allah'ın o elbiseyi giydirmiyor. O zaman sen kalkıp da kendi kafandan zenginlikle, soyla, sopla, makamla, mansıpla, bilgiyle veliliğin filanca olması lazım. Fişmanca ortada durması lazım diye düşünme. Hangi soydan geldiğine bakma. Velilik babadan oğula geçen bir şey değil. Nasıl peygamberler babadan oğula geçmediyse, veliler de babadan oğula geçmezler.
Cenab-ı Hak yetiştirir, olur, o ayrı mesele. Ama babat etti, oğlu gidecek, posta oturacak. Böyle bir şey yok. O posta zahiri olarak oturabilir. O oturuşu manevi değildir. O oturuşu hakikat noktasından değildir. Yoksa post değil mi? Adam bir posta oturur. Cübbe değil mi? Bir cübbe giydirir, alır, sırtına geçirir. Sikke değil mi? Gider Konya'da yaptırır, takar kafasına. Mesele değil ki o. Hani Hz. Yunus demiş ya, dervişlik olsaydı Taci'ye hırkada alırdım onu üçe beşe. Dervişlik üçe beşe alınacak bir şey değil. Bir hal ile onun olması lazım. O yüzden Hz. Mevlana diyor ki, o veliler hangi soydan geldiğine bakma. Onların dünyadaki makamlarına bakma. Onların dünya zenginliklerine, malının mülküne bakma.
Onlar çok fukara da olabilir, çok zengin de olabilir. A soyundan da olabilir, B soyundan da olabilir. Velilik kendinin ünhası bir hal. Ey yol arayan! Ey yol arayan! Mehdi de odur, hadi de. Hem gizlidir, hem senin karşında oturmakta. Yol arayanlar vardır ya, işte diyor ki onlara, ey yol arayanlar! Bir veli bulduğunuzda Mehdi olur! Sen gelecek olan ahir zaman Mehdisini bekleme! Tembellik etme! Senin Mehdin o! Hadi de odur dedi, o Allah'ın hadi sıfatının tecelliyatıdır! Sen ondan hidayet kapısını öğrenersin! Sen ondan hidayet yolunu öğrenersin! Sen ondan sırat-ı mustakimi öğrenersin! Sen ondan enbiyaların yolunu öğrenersin! Sen ondan Allah'ı mustat olanların yolunu öğrenersin!
Sen ondan peygamberlerin yolunu öğrenersin! Senin hadî ismi şerifinin tecelli ettiği el odur! Hadi ismi şerifinin tecelli ettiği göz odur! Hadi ismi şerifinin tecelli ettiği ayak odur! Hadi ismi şerifinin tecelli ettiği dil ve gönül odur! Sen onun elinden hidayete kavuşursun! Sen onun dilinden hidayete kavuşursun! Sen onun gönlünden çıkacak olan hikmet pırlantılarını uyar! Hidayete kavuşursun! Hidayet Allah'tandır! Cenab-ı Hak vesile eder mühendilerine! Hidayet eden Allah'tır! Peygamberlerini vesile eder Cenab-ı Hak! Hidayet eden Allah'tır! Kitabını vesile eder Cenab-ı Hak! İşte o kitabını Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden tecelli ettirmiş! Peygamberlerden sonra villilerin üzerinden tecelli ettirmiş!
Hazret-ı Mevla'na diyor ki Hadi de o, bu manada Mehdi de o! Gizli! Gizlisi ne? Onun kalbindeki sırlar gizli! Onun içindeki sırlar gizli! Onun içindeki alem gizli! Hem de karşındadır! Senin karşında duruyor! Zahiren! Ama onun alemi kendi iç aleminde! Sen iç alemine bakamazsan senin için gizlidir o! Sen onun iç alemine giremezsen senin için gizlidir o! O yüzden Hazret-ı Mevlana mesnebinin başında der ki herkes zannınca sevdi! Ama gönlümdeki içindeki sırrı hiç kimse öğrenmek istemez! İşte onun içindeki sır onun batiniliğidir! Onun gizliliğidir! İşte diyor o veli senin için Mehdi'dir! Senin için! Sakın bunu ümmete mal edin!
Ümmetin Mehdi'si olarak görmeyin! Allah bizi muhafaza eylesin! O Nura benzer! Onun Cebrail'in velilerde hızsızlık yok! Hızsız değil! Veliler çok özür dilerim! Bu manada deli değil! Onlar deliliği varsa Allah deliliği var! Onlar neye benzermiş? Nura benzermiş! Ama Cebrail onların akıllıdır! Yani onlar ilham alırlar! İlhamdır onların akılları! Sen normal aklınla hesap edersin! Normal aklınla hareket edeceğim diye uğraşırsın! O ilhamla hareket eder! O ilhamla yürür! Onun aklı ilham olur! Onun aklı heves olmaz!
Heva hevesinle dersin ki böyle olması lazımdır! Sen kendince dersin ki böyle demesi lazımdır! Sen kendince dersin ki şöyle olması lazımdır! Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adretler der ya Ashabım yıldızlar gibidir! Hangisine sarılırsanız beni bulursunuz! İşte veliler, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adretlerinin O esnada dünyada yaşayan noktada manen ashabı gibidirler! Ashabı gibi! Gibi! Ashabı değil! Gibidirler! Ashab nasıl Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adretlerinin yanında dine hizmet ettilerse Onlar da Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adretlerinin sayesinde dine hizmet ederler! O veliler bu manada yıldızlar gibidir! Hangisine sarılırsanız Hz. Resulullah'ın bulursunuz!
İşte onların bu noktada, bu noktada akılları Allah ilhamlarını artırsın, ilhamlarıdır! Vahyi demiyorum özellikle! Vahyin dereceleri vardır! Hz. Cebrail'in Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adretlerine getirdiği vahyi derecesi ile Allah'ın araya vahyi etme derecesi aynı değildir! Bir veliye ilhamı ile Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adretlerine ilhamı aynı derecede değildir! Cenab-ı Hakk'ın bir mümin kulunun kalbine ilhamı ile bir velinin veli kulunun kalbine ilhamı aynı derecede değildir! Allah'ın ağacın yaprağına vahyettiği veya ağacın yaprağına koyduğu hükümle, hukukla bir velinin kalbine koyduğu hüküm ve hukuk aynı derecede değildir!
Bunu aynı, aynı yoldadır! Aynı yoldadır! Ama aynı derecede değildir! Eğer biz bunu aynı yolda, aynı derecede dersek Peygamberlere gelen vahyi ile araya gelen vahyi aynı derecede görmüş oluruz! Peygamberlere gelen vahyi ile yaprağa gelen hukuk, kanun, vahyi aynı derecede görürüz ki hata eder! Allah bizi muhafaza eylesin! O yüzden bunların derecat olarak kendi aralarında dereceleri vardır! İşte bir velinin üzerinde tecelleden akıl, bu manada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem üzerine tecelleden akıl gibi değildir! Bunun altı çizilsin! Bunun altı çizilsin ki insanlar, kendi başlarında veli olarak gördükleri kimseleri Peygamber görmesinler!
Bunun altı çizilsin ki insanlar heva ve hevesine uyarak da kendilerini bir Peygamber, bir Nebi, bir Resul derecesinde görmesinler! Allah muhafaza eylesin! Bu şeytanın kandırmasıdır! Bu şeytanın aldatmasıdır! O yüzden Allah muhafaza eylesin! Bu tip insanlar muhakkak muhakkak tecid-i imana ihtiyacı var! Kendisini Nebi ve Peygamber görenler! İşte ondan aşağı olan veli, onun kandilidir der! Yani bir veli var, zamanın kutlu, onun aklı Cebrail gibi, ilhamudur! Bir derecesi de var, onun bir derece altı var, onun bir derece altı var! O zaman birer derece altında olanlar, onların kandili mesafesinde! Ondan alıyorlar ışıklarını! Allah bizi inşallah onlardan eylesin!
Çünkü veli, Allah güneşi nurunun delilidir! Demek ki veli, Allah güneşinin delili! Cenab-ı Hak onun üzerinden kendisini delillendiriyor! Onun üzerinden yolunu delillendiriyor! Velinin üzerinden kitabını delillendiriyor! Velinin üzerinden Peygamberini delillendiriyor! Velinin üzerinden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolunu ne yapıyor? Delillendiriyor! Demek ki veli, orta yerde bir delil! Devam ediyor Peygamber! Bu yolda bu delil olmaksızın yürüme! Halil gibi, ben vatanları sevmem de! O zaman sen tasavvuf yolunda gideceksen ve tasavvuf yolunda yürüyeceksen, bu aşıklık yolunda yürüyeceksen, muhakkak önünde bir delil olmalı! Ve o delil senin Allah yolunda gitmene, tasavvuf yolunda gitmene önder olmalı, mürşid olmalı!
Senin bu noktada selametlikle yolunu seni götürmeli! Selametlikle seni götürmeli! Ama sen de o delile sımsıkı yapışman gerek! Senin de o delile sımsıkı tutulman gerek! Senin de o delilin söylediklerinin peşinden yürümen gerek! Halil gibi, ben vatanları sevmem de! O zaman hani Hazreti İbrahim aleyhisselam yıldızı gördü, baktı, aydan son onun feri kalmayınca, dedi ki, benim ilahım ay olabilir, sabah olduğunda güneş çıkınca, dedi ki, benim işte en fazla parlatan bu, benim ilahım bu olabilir!
Akşam oturdu, o batınca, baktı ki, o da battı, her yer karanlık oldu, dedi ki, ben vatanları sevmem! O zaman sen de vatanları sevmem! Yani sen delilsiz yürüme! Ve senin delilin güneş gibi yolunu aydınlasın inşallah! Yürü! Gölgeden bir güneş bul! Yürü! Gölgeden bir güneş bul! Veli de gölgedir! Gölgeden güneşi bul! Sufi, velinin olduğunun gölgesidir! Bir kimse aşı veya Sufi'yi bulur, Sufi'den Üstad'ı bulur! O zaman Sufi, Üstad'a göre gölge hükmündedir! Dışarıdan bir kimse, yolu tanımayan bir kimse, bir Sufi'yi görür, o Sufi'den Üstad'ı görür!
Eğer Sufi gerçek ise, Sufi'nin dili, hali, ahvali, ahlakı iyiyse, Sufi iyi bir gölgedir! Ama Sufi, diliyle, ahlakıyla, haliyle, davranışıyla, sünnete bağlılığıyla, ahlakıyla, iyi bir Sufi değilse, o zaman iyi bir gölge olmadığından, o Üstad'a göre hiç kimseyi götüremeyecektir! Ahlakı güzel olmayan Sufiler yola taş getirir! Ahlakı güzel olmayan Sufiler yola laf getirir! Ve bu ahlaksızlıklarını, Sufiler nefsine uyarlarsa, bunu bir erdenlilik gibi, insanların önüne koyarlardı! Küfre etmek erdenlilik değildir! Kötü ahlaklılık, erdenlilik değildir! Bir insanın yüzüne kötü konuşmak, erdenlilik değildir!
O zaman o Sufi yola taş getirmekte! İnsanlara hakaret eden, insanlara bağırıp çağıran, insanlara çenkiren, etrafındaki insanlara kötü lafızlarla davranan, kötü lafızlar söyleyen, etrafına kötü ahlak yayan, davranışlarıyla, Hz. Resulullah sünnetinin adabının, edebinin dışında olan insanlar iyi gölgeler değillerdir! O yüzden onlar yola taş getiren, yola laf getiren insanlar olacaktır! Mümin, davranış biçimiyle, kendi dinine taş arttırmayan insandır! Mümin, davranış biçimiyle, kendi dinini hor göstermeyen insandır! Mümin öyle davranmalı ki, insanlar ona baktıklarında, Müslüman olmaları gerektiğine dair, kendilerinde bir ibare oluşmalı!
Müslüman, öyle Müslüman olmalı ki, Müslüman olmayanlar, onu gördüklerinde onu alkışlamalı! Onu gördüklerinde onun önünde eğilmeli! Ona büyük bir kür... Hadis-i Şeride Peygamber Salallahu Aleyhi ve Selam özetledi! Mümin, bakın çok önemli! Mümin, bütün insanların kendi canından emin olduğu kimsedir diyor! O zaman Müslüman, bütün insanlara can emniyeti sağlayan bir kimsedir! Müslümanı görünce, gayr-i Müslümler dahi, canlarını onlara emniyet etmeli! Demeli ki, canımız size emanet olsun! Demeli ki, malımız sana size emanet olsun! Demeli ki, namusumuz size emanet olsun! Demeli ki, memleketimiz size emanet olsun! Ve bundan bir adım daha içeride, bir adım daha içte, varlıklar canlarını ona teslim etmeli!
Canetlerini ona teslim etmeli! Bütün varlıklar, bütün değerlerini Sufilere teslim etmeli! Sufi öyle olmalı! Ben gözünden, elinden, ayağından, kalbinden, herkes emin olmalı! Bir Sufi olmalı ki, insanlar onlara, ona baktıklarında yalayıp yutmaları gerekir onu! Olmalı ki, insan ebediyen onun yanında oturmayı hargulamalı! Bir Sufi olmalı ki, insan ebediyen her şeyini ona teslim etmeyi düşünmelidir! Ve işte o Sufi Üstad'ın gölgesidir! İşte o Sufi Ümminin aynasıdır! İşte o Sufi, Peygamber Salınlar ve Sellem Hazretleri'nin yoldaşı, Peygamber Salınlar ve Sellem Hazretleri'nin ahir zamanda kardeşinde de kimse!
İşte o Sufi öyle olursa ancak gölge hükmünde olur! Biçit üstü! Hz. Peygamber Salınlar ve Sellem Hazretleri'nin gölgesi hükmünde olur! Üstad öyle değilse, o zaman o Üstad da kendine bir Üstad arasın! O Üstad da kendine bir Üstad arasın! Eğer o evrete hıyanet ediyorsa, birilerin canlarını, mallarını, namuslarını kendisine emanet edenleri koruyamıyorsa, bu noktada onların bunları koruması için bir mücadelesi yoksa, bir gayreti yok ise, eğer insanlar onun yanına gittiğinde, onun dilinden, gözünden, elinden, ayağından, vücudundan, kalbinden, saçından, sakalından, tırnağından, ayağından emin değilseler, o veli gitsin, veliyim demesin, o Üstad, Üstad'ım demesin, gitsin dağda çokanlık dahi etmesin!
Dağda taş olsun, otursun orada! Dağda taş olsun, otursun! Ancak o kimse Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin gölgesidir! Allah cümleyi onlardan eylesin! Cenab-ı Hak işte devam ediyor, o gölge kimmiş bakın! Yürü, gölgeden bir güneş bul! Gölgeden güneş bul dedi, güneş bir şeye çarpar, bir şeye çarptığında ne yapar? Onun gölgesi olur! Güneş olmazsa gölge olmaz! Güneş, Hz. Allah bir şeye çarparsa onun gölgesi olur! Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni çarptı, gölgesi olur! Güneşin gölgesi Hz. Resulullah'tı sallallahu aleyhi ve sellem! Veyahut da biz bu yoldan gitmeyi hedeflediğim için bu beyti böyle şerh etmeye ihtiyacı duydum! Yoksa bu beytin aslı şu, Hz. Şemseddin-i Tebriz'i yeryüzünde güneşin gölgesi olarak gösteriyor Hz. Mevlana!
Velî yeryüzünde güneşin gölgesi hükmündedir diyor! Ama bu peygamber de hükmünde değil! Allah alem! Velilerde Allah'tan öyle bir kudret vardır ki, atılmış oku yoldan geri çevirdiler! İşte nasıl peygamberlerde, peygamberlerde mucizeler olduysa, velilerde de kerametler olur! O veliler, bir meslebede Cenab-ı Hak hadisi kudside onlar bir şeye böyle olsun deseler, Allah onu geri çevirmezler!
O zaman Allah ne yapıyor? O velilerin üzerinde keramet gösteren onların söylediklerini geri çevirmiyor! Son nokta! Ey gafil susuz! Biz velilerin sözlerinden Hızır'ın av-ı hayatını içmekteyiz! Gel! Ey gafil susuz! Biz velilerin sözlerinden Hızır'ın av-ı hayatını içmekteyiz! Gel! Bu gür suyu görmüyorsan, bari körler gibi gel de testini suya daldır! Bu ırmakta su var! Bunu duydun ya, köre taklitle iş yapmak gerek! Evet! Sen diyor, gel yürü! Yürücek halin yok!
Sen çeşmeyi veya testiyi nereden dolduracağını bilmiyorsun! Nasıl dolduracağını da bilmiyorsun! Ama ondurmak gürül gürül akmakta! Hiçbir şey yapamasan dahi ondurmaya testini doldur! Ondurmaya dağıtın, testini doldur! Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah! Haklarınızı helal edin! Bizden yana da helal olsun! Soru yazanlar da haklarını helal etsinler! Allahın caizini lezzetine! Amin!
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.