Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 27 Kasım 2011 · 1:20:46
Allah geceniz ailesin, inşâAllah. Cenab-ı Gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, inşâAllah. Dinimizde namazı kılmayan kadının ve çocuğun hükmene, inşâAllah. Şafiler demişler ki, namazı bir kimse bulunduğunu bile bile terk ederse kasten, günah-ı kebayre girmiştir. Şafiler demişler ki, bir kimse namazı kasten, terk ederse, küfre girmiştir.
Şafilerle, Hanefilerin arasındaki fark, İmam Şafi Hazretleri, ameli imandan görür. İmam-ı Azam Hazretleri ise, ameli imandan görmez. Ama ve lakin, İmam-ı Azam Hazretleri bir kimse namazı kasten terk ederse, bana namaz tebliğ edilir. Yine kılmamakta ısrar ederse, hapsedilir. Yine kılmamakta ısrar ederse, tuzlu su içirilerekten katlediler der. Namaz, eğer dini bir eğitim aldıysa, iman ettiyse, namaz o kimse için fazdır. Ama dini bir eğitim almamış ise, kulaktan dolma bir dini eğitim aldıysa, kulaktan duyma bir İslam öğrendiyse, ona söylenecek bir söz olmaz.
Ama eğer dinini biliyorsa, namazın farziyetini de biliyorsa, o kimsenin namazı terk etmemesi gerekir. O yüzden namazı kasten terk etmek, Hanefilerce günah kebailerden birisidir. Yunus'un şiirinde bahsettiği Molla Kasım kimdir? Molla Kasım'dır. Yani o bir rumuz değildir. Sonuçta bir gün bir Molla Kasım çıkar ve Molla Kasım da kalkar, Yunus'un hakkında fetvayı verir. O yüzden her ehli tasavvufun bir Molla Kasım'ı vardır. Muhakkak birisi ona çıkar ve çıktıktan sonra ona muhakkak bir fetva verir. Bu noktada tasavvuf ve erbabının başında devamlı, onların eksik bir kusurlarını araştıran kimseler olacaktır.
Bir kimseye rüyada ya da halinde olacak olan bir şeyi Allah'ın göstermesi illaki o gün olacağı kesin midir? Hazreti Allah tehir eder mi? Muhakkak tehir eder, o gün de olur, olmayabilir de. Rüya görenin haline, her rüya görenin rüyası illaki hakikat manasında olacak diye bir kaide yok. Hakikat noktasında duran insanlar hakikat noktasında rüya görürler.
İmam-ı Tirmizi'nin naklettiği bir adı şerifte salih insanlar salih rüyalar görür der. O zaman salih insanlar salih rüyalar görürse, salih rüyalar ancak hakikat noktasından alınır. Bakın dikkat edin, rüyayı hakikat noktasında alıyoruz. Rüyalar üçe ayrılma. Rahmani rüyalar, şeytani rüyalar, bir de bir şeyin etkisinde kalınarak da görülen rüyalar. Rahmani rüyaları ancak Rahmani insanlar görürler. Bazen Rahmani olarak görünmeyen insanlar da Rahmani rüya görürler. Biz onları kendi kendimiz, ya bu insan bu rüyayı nasıl gördü deriz. Onlar özünde, hakikatte Rahmani insanlardır.
Özünde Rahmani'dir, hakikatte Rahmani'dir ama o daha dışını henüz Rahmaniyete çevirmemiştir. Çevirilmemiştir. Halleri değiştiren Allah'tır. Bir kimse kendi kendisine halini değiştirmeye çalışır ama bunda başarılı olmaz Allah inayet etmedikçe. Allah yardım etmedikçe. O yüzden rüyayı salih bir kimse gördüyse, salih kimselerin gördüğü rüyalar salih rüyalardır.
Onlar tecelli eder. Tabi eğer rüyada görülen rumuzlarsa, hakikat noktasındaysa rumuzlardan. Bazen rüyada görülen suretler, o işte rüya yorumunun önemi oradan çıkar. Rüyadaki görülen suretlerle mana alemidir o. Manadaki suretle, zahirdeki suret aynı değildir. Manada tecelli eden suretler, manada tecelli eden hal ve hadiseler zahirde aynı şekilde tecelli etmeyebilir ki tecelli etmez.
Bu değişik olabilir. Rüya, salih kimselerin gördükleri rüya, burada ulema peygamberlere indirilen vahiy ile karıştırılmasın diye vahiy dememişler. Rüya olarak, salih rüya olarak anlatmışlar. Ama o gerçek manada vahiydir. Ama vahiy sadece peygamberleredir. Peygamberlere vahiy vardır. Peygamberlerin haricindeki Allah'ın bu manadaki tecelliyatlarına biz ehli sünnet ve cemaat olanlar vahiy olarak nitelendirmezler. Tasavvuf ehlinin bir kısmını vahiyin en alt düşük kategorisi olarak tanımlarlar. Bu da doğru bir şey değil.
Çünkü Cenab-ı Hak arya da vahy eder. Arya olan vahiy ile insan olan vahiy aynı kategoride anlaşılması mümkün olmaz. Bunu böyle anlamak, böyle algılamaktansa salih rüyalar da hakikate açılan birer kapıdır. Görüldükleri gün veya ertesi günü tecelli edebilir. Bunda peygamber sallallahu aleyhi ve sellem en zetinde öyle tecelli etmiştir. Peygamber 1046 cüzünden bir cüzdür. Gece rüyasında gördüğünde gündüz tecelli etmiştir. Arif-i billahlarda da öyle olduğu haller olur. Ben hal ile rüyanın arasını çok ayırt etmem. Ya bir kimsenin uykuda gördüğü bir, uykuda gösterildiği bir şeydir. Ve Allah'ı zikrederken veya işte normalde ayaktayken gösterilen bir şeydir.
Kendi alemlerinde uykuya kaldıklarında hakikate erişirler. Hani insanlar ölüdürler. İnsanlar nas uykudadır. Öldüklerinde dirilirler. Uyku bu manada yarı ölümdür. O esnada dirilir o kimse. İnsanlar uykudadır. Öldüklerinde dirilirler. İnsanların bir kısmı vardır ki o insanlardandır o. Uyuduğunda yarı ölümdür. O esnada dirilir ki hakikate erişir. Bir kısmı ise Ölmeden önce ölünüz. Hadis-i şerifi onun üzerinde tecelli etmiştir. O kimse ise Başkalarına göre Ölümden önce ölümü yaşadığından dolayı Dirilişini gerçekleştirmiştir.
O yüzden yolda giderken dahi O kimse Hakikate erişebilir. Ve hakikat Mana aleminden Mana alemi aslında Bu noktada hakikat alemidir. Bir kimsenin Rüyasında gördüğü Salih rüya Hakikat alemidir. O zaman Rüya Salih rüya Hakikat alemi ise Salih bir hal görmekte Hakikat alemindendir. O zaman Bizim normal şartlarda İnsanların yaşadıkları hayal Hakikat manasında değil. Hakikat manasında Olmadığından dolayı Uykudan İçilerinden bazıları Ölmeden önce Ölünün sırtına Vakım olduklarından Onlar hakikat aleminde Sureten Değiller.
İnsanların arasında dolayı Ama gerçek manada İnsanlar var Sureten Ölüler. Büyük bir çoğunlu Irkçılık yaptığımız kişinin Bizim üzerimizde hakkı var mıdır?
Hakkı geçer mi? Hem Allah'ın hakkı var Hem o kimsenin hakkı var Neden Allah'ın hakkı var? Allah Irkı bir ırktan üstün kılmalı Derken üstünün takvada olduğunu söylüyor Peygamberleri üstün kılmış Peygamberleri üstün kılarken Peygamberlerin üstün kılılması Kendi ırklarından dolayı değil.
Yaklaşın biraz daha Saflar sıkıştı. Üst kat sağlı sollu Sizden de sıkıştırın. İki dizinizin üstüne kalkın bakalım Bayanlar İki dizinizin üstüne Derviş oturuş Oturun Herkes iki dizin üstüne Otursun. Sağlı sollu Sıkıştırın. Tavuz sollu Kendisini genç gören Üşümeyenler aşağı inebilir. Herkes yaşlısa Söyleyecek bir lafım yoktu. Bir kimse ırkçılık yaptığında Tan ve sünnet noktasının dışında Düşünmüş Hareket etmiş olur. Bu manada Hukukunu çiğnemiştir. Muhakkak Allah'a tövbe etmesi gerekir.
Hem de O kimsenin Hukukunu çiğnemiştir ki Onunla muhakkak Kenanlaşması gerekir. Hazreti Ömer Efendimiz'in Derisi siyah bir sahabenin Önünde ağlayıp Yüzüme basmadan Buradan git Seni gönderemem Deyişini unutmayın. Aslı zamanlarda Dinlediğimiz Şarkılarda Dinleyen ve Söyleyen olduğumuz Oluyor. Bu ne demektir? Oluyosundur. Ne diyeyim? Zamanlar Düşünmeden Kalbimize o anla İlgili Ne okuyamıyorum? Edepler mi?
Doktor yazısı Bazı zamanlar Düşünmeden Kalbimize o anla İlgili Edepler geliyor Ne olduğunu Anlayamıyoruz. Şimdi Tasavvuf Halin üzerine Kuruludur. Tasavvuf Halin üzerine Kuruludur. O kimse Onu ilmi olarak Bir yere Bağlayamayabilir Bazı şeyleri. İlmi olarak Bağlayamadığı şey Onun O noktada Kitabi bir bilgisinin Olduğu işin anlası.
Kitabi bir bilgi yoktur Ama o kimsenin kalbine O ilham olarak gelir. Ne bilir o esnada O kimse Eğer kalbine gelen O ilham Sünnet dairesinde ise O hakikattir. Sünnet dairesinde Değil ise O hakikat noktasından Değildir. Bunu O kimse Zamanla Yavaş yavaş Teyit ederekten Öğrenecek. Bunu teyit ederekten Öğrenmek ne? Sabır. Bekle. Dinlen. O seni doğruya Ulaştıracak. Gönlüne bir şey düşmüş Seyret.
Gönlüne bir şey düşmüş Gönlüne bir şey düşmüş Dinlen. Bu seni doğruya düşen Şeyi Üstadınla paylaş. Gönlüne düşen şeyi Üstadına sor. Bu seni doğru noktaya götürecek. İnşallah. Namazda Usul ile Namaz abdesti Almadan namaz kılınır mı?
Usul Abdesti de Abdesti Namaz kılınız. Namazda Ayağa kalktığı zaman Namaz buzulu Oturulacak yerde Oturulması Namazın Farsındandır. Oturulacak yerde Kalktıysa Bu sefer Tekrar Oturması gerekir. Tekrar Oturduğu zaman da Farsı Tehir ettiğinden Dolayı Namazın Durumuna göre Seyir Seyir Gerekir. Soruyu Net olarak Alalım İnşallah. Gönül sahibi olan Öldürücü zehri bile İçse O zihin Zehir Ziyan Vermez Ona Gönül sahibi olan Apaçık Öldürücü zehri bile İçse Zehir Ziyan Vermez Ona Bize O zihin Esenliye Kavuşmuştur.
Behriz'den Kurtulmuştur O Halbuki Yoksul İstekli Hararet İçindedir. Peygamber Korkusuz herif Korkusuz İstekli dedi. Aklına başına Al da Hiçbir İstediğin şeyle Savaşmaya Kalkışma. Sende bir Nemrut var. Ateşe atılma. Atılmak istiyorsan Önce İbrahim ol. Ne yüzme Biliyorsun Ne denizcisin. Kendi aklına Uyup da Kendini Denize Atma. O ziyanlardan Ateşten Kızılgül Bitirir. Olgun Toprağı Tutsa Altın olur.
Ne Alsa Toprak Kesilir. Güle Döner. O Gerçek Eli Allah Kabul Etmiştir Ya Artık Onun Eli Her İşte Şeytanın Devin Elidir. Çünkü O Teklif Tuzağındadır. Fitne Farkında. Bilgisizlik Bile Olgun Kişide Olursa Hüner Kesilir. Fakat Bilgi Bile Olgun Olmayanda Bilgisizlik Olur Gider. Hasta Ne Yapmışsa Hastalık Olur. Olgunsa Küfre Sarılsa Küfür Şeriat Kesilir. Adli İlah Yarışa Giren Yaya Başını Kurtarmazsın Ödül Alamazsın Bu İşler.
Dönül Sahibi Olan Olgun İnsan Mürşidi Kamil İnsan O Mürşidi Kamil Kimse O Allah Olan Veli Zehri Zehir Ola Bir Zarar Vermez. Yahudi Kadının Birisi Varmış Bunun İçerisine Zehri Zerk Etti De Hazreti Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine Getirmişti.
Ve Hazreti Resulullah Onu Isıldıktan Sonra Zehirlendiğini Farketti. Ve Dedi ki Beni Zehirlediler. Hazreti Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine Bir Zarar Vermedi. Aynı Şekilde Mağarada Beklerken Ebu Bekir Efendimiz Yılanın Deliğine Zehirlediydi.
Zehirlendiğini Anlayınca Hazreti Ebu Bekir Efendimiz İsteslenmedi. Terlemeye Başladı. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri Onu Anladı da Taş Aldı Koyuverdi. Ve Zehir Onda Bir Etki Göstermemiş Oldu. Olgun İnsan Zehri İçer de Bereket Olur Lütuf Olur İkram Olur Ona Bir Zarar Olmaz Olgun Olmayan Bir Kimse O Zehirden Bir Damla Almış Olsa O Helak Olur Gider Allah Muhafaza Elesin Bu Söz Uzar Gider İnşallah Gelen Söze Bakalım Sursuz Ya Allah Onu Sevmek Kolaydır Zor Olan Sevabıyla Fani İnsan Lü Sevmektir Şems Suresi
On Dördüncü Ayet Yoksa Şemseddin Hazret Derinden Şemseddin Tebriz Der Başkalarını Terbiye Etmek Bana Tastır Mustafa Özba Tesettür Önemli Değilse Çırıl Çıplak Dolaş Göster Başka Yerlerine Niye Göstermiyorsun Ki Aç Her Şey Aç Mustafa Özba Ey Oruç Tutanlar Oruç Tutmayanlara Kibirlenirseniz Siz Hayvandan Daha Aşağılıksınız Örtünenler Örtünmeyenlere Kibirlenirseniz Siz Hayvandan Daha Aşağılıksınız Özba Sıfatlarla Sıfatlandırıldık Şayet Allah Herkesin Aynı Olmasını İsteseydi Hiç Şüphesiz
Öyle Yapardı Açılıklara Saygı Göstermemek Kendi Doğrularını Başkalarına Dayatmaya Kalkmak Nizamına Sızlıktır Şemsettin'i Tebezi Aram Değilse Erkekleri Öp Evleniyon Sonra Çıkacaksın Benim Karım Diyeceksin Mustafa Özba Sen Kimsenin Oruç Tutmasından Ondan Bundan Sorumlu Değilsin Sen Kendinden Sorumlusun Mustafa Özba Esas Kirlilik Dışta Değil İçte Kisvede Değil Kalpte Olur Bunun Dışındaki Her Leken Ne Kadar Kötü Görünürse Yıkamak
Görünsün Yıkandı Temizlenir Suyla Arınır Yıkamakla Çıkmayan Tek Pislik Kalplerde Yal Bağlamış Haset Ve Art Niyettir Şemsettin'i Tebrizi Sufi Kusur Görmez Kusur Örtar Şemsettin'i Tebrizi Bir Tenakuz Varmış Gibi Görünür Şöyle Kusursuzu Sevmek Bir İnsanları Normalde Severken Kusursuz Sevmek İnsanların Kusurlarını Görmemek İnsanların Hatalarını Görmemek Kusur İle Günay
Kebair Arasında Fark Vardır Bir Şey Sehven Bilmeden Yapılan Bir Şey Bu Kusurdur Bir Kadın Kafasını Örtmüş Sehven Başı Açılmış Onun Oradan Saçı Görünüyor Bir Kadın Mantosunu Giymiş Sehven Bir Tarafı Görünüyor Bu Kusur Veyahut Namaz Kılarken Unuttu Bir Şeyi Kusur Sev Secdesiyle Yerine Getebilir Ama Bir Şey Var Günay Kebair Kimsenin İçkisini Görmeyeceğiz Kendisini Görmeyeceğiz
Kendisini Görmeyeceğiz Diyeceğiz ki İçki Haram Biz Seni Reddetmedik Sana Tebliğ Ediyoruz Yapma Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri Din Geldiğinde Tedirici Tedirici Dini İnsanlara Tebliğ Etti Dini İnsanlara Tavsiye Etti Eğer Ki İçki İçine Biz Tepeden Bakarsak Onu Hor Hakir Görürsek Aşağı Noktadayız İçki İçeni Hor Hakir Görme Ama İçkinin Haram Olduğunu Beyan Et İçkinin Haram Olduğunu Tebliğ Et Ve Tebliğ Ederek
Tamam Olsun Sakın İnsanların Kusurlarını Araştırıcı Olma Veyahut Yanında Hata Yapan Kusur İşleyen Bir Kimsenin Kusurunu Yüzüne Vurma Ama Din Nasihattır Din Nasihattır Dinin Doğrularını Tebliğ Et Elinizin Altındakilerden Sorumlusunuz Hadis Şerif O zaman O Sorumluluk Alanına Giren Noktalarda Din Dinin Haram Haram Kıldığını Helal Kıldığını Helal Olarak İnsanlara Tebliğ Sözlere Baktığımızda İçeri Söyleniş Tarzı Biraz Dünya Nüfusunun Uyuşturucu
Perçesinde Diyen Deccadiyet İnsanları Hani Seksle Kırtıkla Uyuşturucuyla Uyuşturucuyla Kusurlarının Yüzüne Vurmayı Kimsenin Kusurunun Birey Olarak Sünnet Çizgisini İnsanlara
Kur'an Ve Sünnet Çizgisini İzarmak Zorundayız Olan Şeyler Olmuş Sünnetin Haram Baktığımızda Onlara Haram Bunu İşliyor Çok Sever
Beni Ben Yeni Döndüğümde İslam Olduğumda Koşuyor Anneannemin Bahçesinde Sarmaşak Benimle Dur Dur Gelme Dedim Ben Kolları Düştü Ne oldu Dedi Düşünce Hiç sözünü Unutmuyom Demişlerdi Demek Dedi Doğru Demek Dedi Dedim Doğru Abla Bundan Sonra Sarmaşmayacağız Haram Çünkü Bundan 26 Yıl Önce Düştü Abla Bun Bütün Koptu Ondan Sonra Bir daha Eski Sanmıyeti Bulamadık Kardeşi Gibi
Görüyor Ki Kardeşi Bu Manada Sarılacak Ya Sarılmak Onun İçin Gayet Normal Bir Şey Şimdi Gitsem Şimdi İnan Masar Olmak Gayet Normal Bir Şey Ama Din Bunu Haram Kılmış Deneysel Olarak Diy Şeyleri Ağır Kelimelerle Haram Olduğunu Gözlerinin İçerisine Sokmuşum Ağır Kelimeler Ağır Kelimelerimden Doğru İşin Merkezi Noktası Hakika Doğru Misyon İşte
Kendi Kendime Bu Misyon İnsanları Dini Sevdirme Misyonuydu Bu Misyon İnsanları Tasavvufu Sevdirme Dini Sevdirme Dindarlığın Sevdirme Misyonu Dini Sevdirme Dindarlığın Sevdirme Misyonu Noktasında Bazen Gerçek Ve Hakikat Noktasında Olan Şeyleri Susaraktan Geçiştirmeye Çalışıyoruz Konuşamadığımız Bazı Şeyler Oluyor Şuna Bağlıyorum Bunu Hani Birgün Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Aleyhi Vesselam Olmuş Bir Topluluğa Zekatı Farz Kılmıyor Zekatı Tebliğ Etmiyor Onlara Sahabeler Diyor Bak Ya Resul Ola Zekatı Söylemedin
Onlar Dine Alışınca Dini Öğrenince Zekatı Kendiliklerinden Verir Ben de Bu Manada İnsanlara Mesela Hiç Kimseye Örtünün Demem Hiç Kimseye Namaz Kılın Demem Hiç Kimseye Oruç Tutun Demem Birey Olarak Direkt Yüzüne Namazı Anlatırım Orucu Anlatırım Tesettürü Anlatırım Ama Birisine Direksen Şunu Şöyle Yap Demem Demeyişimin Sebebi Bundandır O Dine Alışsın O Dini Sevsin O Dini Sevdikten Sonra Dindarlığı Sevdikten Sonra Onun Kendiliğinden Yapacak Bu Misyonuma Ters Bu Sözlerim Ağır Geçen Amdaki Sohbette O Yüzden O Misyonuma
Ters Olduğundan Dolayı Çok Üzüldüm Kendi Felsefeme Kendi Misyonuma Darda Vurmuşum Ona Çok Üzüldüm Sohbetlerimin Geriye Dönüp Hiç Dinlemem Birkaç Dostum Arkadaşım Ben Onları Dostum Ve Arkadaşım Diyorum Bir Arkadaş Bir Kimsenin Eksiğini Kusurunu Hatırlatan Onun Yanlışını Veya Sapkınlığını Bu Noktada Onu İkaz Eden Kimsedir Ben O Tip Arkadaşlar Ben Etrafımdaki Arkadaşlarla İstişare Edelim Sorarım Onlara Hani Bugün Hazreti Ömer Efendimiz Çıkar Ya Hutbeye Der Bu Ömer Saparsa Ne Yaparsanız Sahabeden Birisi Kılıcını Çıkarır
Bununla Düzeltmesini Biliriz Ya Emre Emre Ben Allah'a Hamd Ediyorum Etrafımda Öyle Dostlarım Var İp'in Ucunu Kaçırırsam Beni Bu Noktada Allah Razı Desun Uyak Çak Beni Bu Noktada Burada Haddi Açtı Burada Böyle Olsaydı Daha İyi Olacak Diyen Dostlarım Var Elhamdülillah O Yüzden Bunun İçinde Allah'a Hamd Ediyorum Ben Öyle Sırça Köşk Oturan Bir Kimse Değilim Eleştiriye Açık Olmayan Bir İnsanda Değilim O Yüzden Cenab-ı Hakk'ın Bana Vermiş Olduğu O Eleştiriye Açık Halimden De Allah'a Hamd Ediyorum O Yüzden Bu Manada Şu Anlaşılmasın
Tesettürsüzlük Anlaşılmasın Ama Bu Haramı Anlatan Din Ağır Olmaması Gerek O Yüzden Bu Haramı Anlatan Dilinden Dolayı Özür Diliyorum İnsanlar Varsa Hepsi De Haklarını Helal Etsinler İnşallah Bana Cenab-ı Hak İnşallah Bizi Böyle Noktaya Düşürmekten De Muhafaza Eylesin Cümlemizi Ve Bu Noktada Beni Uyarma Görevinde Bulunan Kardeşlere De Teşekkür Ediyorum Onlardan Razı Olsun İnşallah Biz Felsefemizden Dönmüş Veya
Felsefemizden Taviz Vermiş Noktasında Değiliz Felsefemiz Yine Bütün Kardeşlerim Bunu Açıkça Beyan Ediyorum Dini Dindarlığı Tasavufu Sufili Sevdirmek Misyonumuz Bu Sevdiriniz Nefret Ettirmeyiniz Kolaylaştırınız Zorlaştırmayınız Misyonumuz Bu Allah Bizi O Misyonda Devam Edenlerden Eylesin İnşallah Arada Çatlak Su Kaçıracakmış Demek ki Kaçırmış Bazı Çatlak Fazla Yer Olur Demek Buda'nın Buda'nın Herhalde Arınmak Yoluyla Yokluktan Varlıya Ulaşması
Anadolu Batililiğinde Kendini Bilmek Yoluyla Terk Kendini Bilmek Yoluyla Terk Aşamalarından Geçerek Ölmeden Evvel Ölmeye Dönüşür Budizm Darunan Nirvana'ya Ulaşırken Anadolu Batililiğinde Ölmezden Evvel Ölmeden Evvel Ölen Mertebesine Ulaşıyordu Üçüncü Terk Terki Terk Etmek Aşamasında İnsan Yaşarken Ölümsüzlüğü Yakalardı Hakikat Artık Aşktır Ölmeden Evvel Ölen Yeteneklerinin Üstünde Bir Güçle Donanır Sorun Aşamasını Kat edip Sehri Sürüğü Tamamlayan Can Aşk ile Nefs Arasındaki Çatışmadan Doğar Aşkın Galip Gelmesi Gönül
Yaşamını Başlatırsa Bu Manevi Gücü Nefes Olarak Algılarsak Nefes Şunları Anlatmak İstermiş Doğru Mu Asıl Gerçeğe Ebedi Gerçeğe Ulaşarak Hakka Kavuştuk Mihraba Gereksinimiz Kalmalı Bizde Canın Önemi Yoktur Biz Cananı Arıyoruz Gönül Kabe Bileriz Bu Nedenle İnsana Secde Ederiz Bizim İçin Bundan Başka Bir İbadet Yoktur Üç Biz Kur'an'ı İnsanın Yüzünde Bulup Aradaki Kur'an'ı Okuruz Oradaki Kur'an'ı Okuruz Biz Meleklerle Dostluğine Günah ve Sevap Melekleri Bizim Günahımızı Sevabımızı Yazmayı Bırakmıştır Ben Böyle Sorular
Çok Hoşuma Gidiyorum O Şeyi Tırnağımızdaki Ojeyle Namaz Kılmamız Cahiz Değil Miden Çok Çok İyi Boyayalım Hangi Boyayalım Çok Çok İyi Arınmak Yoluyla Yokluktan Varlıya Ulaşılması Anadolu Batilinde Kendini Bilmek Yoluyla Terk Aşamalarından Geçerek Ölmeden Evvel Ölmeye Dönüşür Budizinde Arınan Nirvana Ulaşırken Anadolu Batilinde Ölmeden Ölen Katebesine Ulaşıyordu Şimdi Kızım Görerekten Varlıya Kavuşmayı
Hedefler Kavuşanın Çok Aslında Yok Hükmünde Gibidir Kavuştuğunu Söyleyen Kimseler Bize O Varlık Aleminden İnciler Sunmazlar Hiç Son Denem Budistlerin En Zirve Noktasında Gösterdikleri O Şodayı Dünyasından Bize Bir İnci Getirmez Bir İnci Yoktur Budizmi İrdelemek Budizmi
Eleştirmek İçin Bunu Söylemiyorum İslam Tasavvufu Yaşayarak İnciler Dökülür Dünya Dökülen İncilerle İhya Neşr VahVolulur İnanç Dünyası Düşünce Felsefe Dünyası Bu Varlık İncilerle Neşr'e Neva Olur Bir Budist Dünyanın Mevlana'sı Yoktur Hacı Bektaş Yoktur Hacı Bayram Uveris Yoktur Abdülkadir Geylane'si Yoktur Havlacı Mansuru Yoktur Cüneyt-i Bahadande'si Yoktur Vişri Hafisi yoktur. İmam-ı Rabbani'si yoktur. İmam-ı Rabbani'den, Vişri Hafiden, Cüneyd-i Bağdadi'den, Hazreti Mevlana'dan aktarımlar yapar.
Kültüründe varlık incisinden, halebinden inciler döken ortasında kimseler olmuş olsaydı, hiç dünyada halebinden inciler döken kimseler olmuş olsaydı, onlar o incilerini bütün dünyaya saçacaklardı. Ama ne yazık ki kendilerinde bu varlık aleminden, varlıktan doğan incilerden yoksullar.
Arasındaki fark budur. Kültür, görünen alemi yok kabul ederler. İslam tasavvufun en ince perdesinde olan, temelini teşkil eden Muhiddin Araba Hazretleri, görünen bu alemi gölge alemi olarak nitelendirir.
Bir şey vardır, olmayanın yok yürümez. tasavvufun penceresinden bakıyoruz, zahir dünyanın değil.
Ve varlık alemini, toplu gölge alemi nitelendirir. Ve bu alem ise, bu alemde yaşayanların büyük bir çoğunluğu da bu gölgenin içerisinde uykudadır. Hadis-i Şerif, nas uykudadır. Yani insanlar uykudadır. Hadis-i Şerif devam eder. Öldüklerinde uyanırlar. İslam tasavvufu bu alemi, uyku alemi olarak görür. Gölge alem. Uykuda herkes. Ne zaman uyanacak? Öldüğünde uyanacak. Ölümü gerçekleştiğinde uyanacak. Bakacak ki, kendisi gölge alemdeymiş. Bakacak ki, bu alem normal bir alem değilmiş. Uykudaymış. Bunlar sohbetin başına geldik yine. Sonra oraya getirdi bizi.
Ölmeden önce ölme sırrına vakıf olan kimseler ise, o bütün nasın ölümle karşılaştığı noktayı, daha öncesinden yaşayarak dirilenlerden olacak. O zaman bu aleme ehli tasavvuf bakarken el değil. Kısmı ise bu alemin sorun bilgileri yoktur. Bu noktada ilm ile yoktur.
Yoktur. Ölümden haberleri varsa, adihlerin gördüğü rüyalar hakikattendir. Peygamberlerin görülleri hakikattendir. O zaman mana alemi, hakikat aleminde bir türlü cereyan eden olaylar veyahut da şahıslar veya simgeler tecelli edince suretleri farklı olur.
Suretleri de farklı tecelli eder. Örneğin şeytan, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetler der ki, şeytan sizin damarlarınızda dolaşır. Şeytan sizin damarlarınızda dolaşır dediğinde, o zaman şeytan bir kimsenin damarında dolaştığında, o kimse şeytanın işlevini yerine getirmiş olur. Mana aleminde o kimse şeytandır. Ama bu alemde, zahiri alem olarak nitelendirdiğimiz, bu gölge aleminde insan suretindedir. Ve etrafımızda insan suretinde dolaşan şeytanlar vardır. Onlar hakikatte şeytan, hakikatte şeytan. Zahir aleminde insan suretindedir. Bir gün Hz. Ali Efendi'nin sabah namazına yetişmek için hızla yoldan giderken, bir ihtiyarı geçmek istedi, ihtiyar onun önüne durdu.
Öbür taraftan geçmek istedi, onun önüne durdu. Öbür taraftan geçmek istedi, o tarafa doğru durdu. Namaz gecikiyor. Hz. Resulullah, Salullah ve Selam Hazretleri de birinci rekatın rükusuna gitti. Rükudan kalkamıyor. O zaman ki, Rukiye gitti, Selam Hazretleri de kalktı. Namaz bittikten sonra dedi ki, Ya Ali.
Ashab sordu. Dedi ki, melekler geldiler, geldiler. Rükudan kaldırmadılar. Namaza en son geleniniz kimdi? Hz. Ali Efendimiz, bendim ya Resulullah dedi. Niçin geç kaldın? Ya Resulullah, önümde yaşlı bir kimse vardı. Hep önüme geçti. Ben edeb ettim onu geçmemek için. O yüzden geç kaldım. Hz. Resulullah, Salullah ve Selam Hazretleri de cevabı manida. Dedi ki, Ya Ali. O şeytan idi. Rükdasında şeytan olan kimse, hakikatte şeytan. Ama zuhur alemde insan olarak tecelli etti.
Bunun tersi, Dıhye. Dıhye'nin suretine gelen Cebrail aleyhisselam. Allah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de dedi ki, Dıhye'ydi gelen. Gidince, o Cebrail'di dedi. Size dininizi öğretmek için geldi. Koşturdular, baktılar ki, kapının önünde Dıhye yok. Demek ki, hakikatte Cebrail olan, bu aleme ne olarak tecelli etti? Dıhye olarak, insan olarak tecelli etti. Şimdi, ehli tasavvuf, o yüzden bu alemi yok hükmünde görmez. Alemin, noktasında da görmez. Bu alemi, gölge noktasında görür. Gölge. gölgenin içine biz bakarsak, yok hükmündedir. Gölge, bir varlığın tecelliyatıdır.
Varın tecelliyatıdır. Bütün bu alemi yok görürler ki, kavuşmak istesinler. Şimdi, gölge sayılan bu alemde, önce, ölü kavuşmanın yolları vardır. Sırra kavuşmanın terbiyesi vardır. Bu sırra kavuşmanın terbiyesi, namazsız değildir, abdestsiz değildir, oruçsuz değildir. İslâm tasavvufu bunu, Halü Vesselam Hazretleri'nin, izine basmakla elde eder. Bu an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak der ki, o Allah'ı zikredenler için, Peygamber'de çok güzel örnekler vardır. Örneğe bakarak yolumuza devam ederiz. Halü Vesselam Hazretleri'nin, sünnetlerine tabi olarak yaşarlar.
Bunu hani, geçen bir tarzda kısa bir konusu oldu. Bu neydi? Birincide az uyumak, az yemek. Birincideki çağrıdaş, sufi yazarlar, beyaz olarak nitelendiriyorlar yani. Birisi kutsi var. Diyor ki, Allah'ını getirmekle, en sevimli işi yapar.
Nafilerlerle bana uymuş olduk. Allah'ı sevmek.
Eğer biz o ölme, ölürünüz hadis-i şerifini. Sadece, işte az yemek, az uyumak, az konuşmak. İkinci ölüm, kırmızı ölüm. Dünya sevgilerinden uzaklaşmak. Üçüncü ölüm, siyah ölüm. Cennetten de, cehennemden de, hesaptan da, kitaptan da korkmadan, Allah'ı sevmek. İnsanların dediği gibi, ütleri terk etmek olarak aldık. Bunun farzlara yapışmak, nafilelerle Allah'a yaklaşmak, Allah'ı sevmek noktasında görmezse, üzerinde İslam tasavrufunu konuşmak mümkün değildir. Bunu normalde, insanlar, ibadetsiz, düşünce planında, yanılıyorlar.
Kendilerini aldatıyorlar. Dünya üzerinde, miraç anlatan, bir tek Hazreti Resulullah'tır. Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Dünyanın dini, tarihçesine baktığımızda, felsefe tarihçesine baktığımızda, bize miraçı anlatan, daha önce hiç kimse olmamıştır. 400 yıl geçmiş, Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin haricinde, bize miraç anlatan, yine hiç kimse yoktur. Nirvana'ya ulaşmış olan bir kimse, bize varlık aleminden bir şey aktarmamıştır. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinden sonra, felsefede çok derinleşen insanlar, Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin, varlık aleminden, adının yanında, bir nokta dahi kıymetleri yoktur.
Bakın, 1400 yıllık yakın tarihe, 400 yıllık yakın tarihe baktığımızda, sahibi, denge sahibi, vicdan sahibi, batının yetiştirdiği en büyük felosoflar bile, Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin, hakkını teslim ederler. Batı, eğer kendi içilerinden, varlık aleminden, bir inci getiren bir kimseler olmuş olsaydı, Rabi kürsüleri, Mevlana kürsüleri kurmazdı, kendi içilerinden. Batı bu noktada, emperyal olarak, nerede ne varsa, hepsini emip, yutup, bitirmeyi düşünür. Enteresan bir şeydir, Batı, 300 yıldan beri, 400 yıldan beri, 500 yıldan beri, benim kabirimle, bütün ilahlarını yalayıp, yutmuş, yemiş, bitirmiştir.
Batı da yalayıp, yutulacak ilahtarını kalmadı. Onlar kendi emperyal düşünceleriyle, kendi ilahlarını yalayıp, yuttular. Mekke müşriklerinin, daha önce, helvadan put yapıp, karınları acıktığında, helvadan putları yemesi, aynı Batı'nın, kendi içerisinde, yapmış olduğu, helvadan putları yemesiyle, eşdeğerli. Batı, kendi değerlerini, helvadan put yapıp, yiyip bitirdi. Emperyal çünkü. Batı'nın, yiyip bitiremediği, bir tek dünya üzerinde, değer kaldı, bir tek dünya üzerinde, bir tek değer kaldı. İslam tasavvufu. Bakın, İslam demiyorum. İslam dünyasını yiyip, bitirdi.
Bir tek şey kaldı. Sufilerin, Allah inancı ve düşüncesi, ve İslam inançları ve düşünceleri. Bütün. Batı'nın patinaj ettiği, Batı'nın ayak sürdüğü, Batı'nın ayak direttiği, Batı'nın bir türlü bitiremediği, tek şey kaldı, İslam dünyasında, dünya üzerinde. İslam Sufizmi. İslam Sufi inancını ayakta tutan, o büyük pirlerin, o büyük direklerin, ne düşündüklerini öğrenip, onları da alt etmeyi düşünürken, edemediğini görünce, edemediklerini görünce, Osmanlı'nın üzerinden, Cumhuriyetin içerisinde, Cumhuriyetin üzerinden, bütün tekke ve zavileri kapataraktan, Sufi dünyasını çökertmeyi düşündü.
İslam'ın kendi içerisindeki, yaramaz çocuklarını kullanaraktan, Sufi dünyasını çökertmeyi düşündü. Suudi Arabistan, İran gibi örneklerle. Veya, İslam'ın kendi içerisindendermiş gibi, hareket eden, radikal tıklıyoruz, diyen kimselerle. Bunu böyle geniş çerçeveden aldım. Çünkü, İslam sufiliğinin altını oynaya çalışan, emperyal güçlülerin, oyunlarını görelim diye. Taşımıza getirdikleri, Mevlana'nın namazı, abdesti yok. Saadeti yok. Fatının Mevlana'sı. Taşi Veli Hazretlerinin, namazı, niyazı yok. Sapık taşileri. Taşının getirdiği, Şems-i Tevrizinin namazı yok.
Şems-i Tevriz'i, sabahlara kadar, ve sellem adetlerine, tarihle halleneceğin deyip, ayakları şişinceye kadar, namaz kılan kimse. Fatih-i Mevlana, kışın ta orasında, ta göbeğinde, sema ede gitti, dönecek diye beklerlerken, buzun üzerine koyup, kadar buz tutup, peşine düştükler.
Buza dayanmış, buzla eş derdi olmuş, buz tutmuş, ve alnını secdeden orada, onun derisi, buzuyla, yiyaraktan, secdeden kaldırdıkları Mevlana. Bu bizim Mevlana'mız. Sofrasında, iki çeşit yemek gördüğünde, soframız, firavun sofrasına döndü, hanım, diyen Mevlana'mız.
Ben, Tevriz'i'den böyle gördüm deyip, ayakları şişinceye kadar, namaz kılan Mevlana'mız. Hz. Resulullah, böyle yaşadı deyip, ertesi güne, evinde yiyecek, içecek bırakmayan Mevlana'mız. Bu bizim Mevlana'mız. Ama Batı'nın Mevlana'sında, namaz yok. Batı'nın, Sufi bakışında, Batı'nın, Sufi algılayışında, namaz yok. İçerisinden Şii, doktrinle yola çıkılıp, İsmailiye mezhebinden ayrılmış, İsmailiye mezhebinden ayrılıp, Şii'nin, İsmailiye mezhebinin, Batı'nın konumundan çıkan, kimselerin, namazlarının olmayışı gibi. Ve Batı'nın içerisinden çıkan, daist, hiçbir zaman peygamberi kabul etmediği gibi. O zaman, kendi içerisindeki, kendi içerisindeki, ırkçı dini bakışlarını, veya kendi içlerindeki, sapık anlayışlarını, tasavvuf yoluymuş gibi, içimize sokmaya çalışanların anlayışları.
Şimdi, İslam Sufi mantığı, Kur'an ve Sünnet'e dayanır. Hem zahirine, hem batınına. Hem nasıl, terk etmesini gerektirmez. Sorulara geliyor. Devam ediyor ya, işte, terkleri, seyri, sürdürüyor, sürdürüyor, tamamlayanlar. Nasıl gerçeğe, ebedi gerçeğe ulaşarak, Hak'ka kavuştuk. Mihraba gereksinimiz kalmadı. Yani, o kimse gerçeğe kavuşmuş, mihraba dedi, mihrap, namaza ihtiyaç kalmadı. İslam Sufi, gerçeğe tamamıyla, tam olarak, kendisini, ulaşamamış göre. Sana hakkıyla kulluk edemedim, ya Mahmut, diyen bir peygamber, bir peygamberin, namazdan sakıt olduğu, görülmemiş.
Son nefesine kadar, namazını kılmış. Bir namaz borcu yok, Hz. Resulullah. Kasallılar ve Selam Hazretleri, Uhud'da, Hendek'te, namazlarını kılamamış, akşamına kaza etmiş. Hemen akşamına kaza etmiş. Kılamamış, hemen akşamına kaza etmiş. Sesi güne bırakmamış. Seferi haldeyken, sabah namazına uyanamamışlar, öğlen ezanı okunmadan, gün biraz yükselince namazını kılmış. Biz gerçeğe vardık. Bize mihrab gerekmiyor dememiş. Tabi'in de dememiş. Teba'yı tabi, neydi bağda'lı dememiş. Sırrı sakati dememiş.
Habbi acemi dememiş. Hallâc-ı Mansûr dememiş. Dikkat edin. Hallâc-ı Mansûr, bunu hiç kimse konuşmaz. Gecede yüz rekat namaz kılıyordu. Mansur, gecede yüz rekat namaz kılıyordu. Her gece. Biz cananı arıyoruz, insana secde ederiz. Bizim için bundan başka bir ibadet yoktur. İnsana secde etmeyin, insanı ilah tanımak, Yunan felsefesinden gelir. Yunan felsefesinde, yarı tanrı insanlar vardır. Ve insanlar, o yarı tanrı insanlara secde ederler. Bu tarih boyunca var olmuş bir şeydir.
Cühelâ insanlar, insanları tanrı niyetine koymuşlar, ve onlara secde etmişler. Ve önceden Hristiyanlar da, Museviler de, din adamlarına secde etmişler. Ama Muhammed Mustafa, bunu nehyetmiş. Görmüşler ki, Hristiyanlar kendi din adamlarına secde ediyorlar. Demişler ki, secde edilecekse bizim peygamberimize edilir. Koşa koşa gelmişler, peygamberimize secde edecek olmuşlar. Allah Resulü, Hristiyanlar ve Selam Hazretleri onları kaldırmış. Demiş ki, insanın insana secde etmesini emretseydim, kadınların kocalarına secde etmelerini emrederdim. Ancak sana ibadet eden, ancak senden yardım dileriz. Bu kim? İnsana secde etmeyiz.
İnsandan bir şey dilemeyiz. Asla insanın bizi affetmesini istemeyiz. İslam sufi inancı, bunu yasaklar, bunu red eder. Bizde insan tanrılar yoktur. Biz peygamberimizi tanrı değildir. Üçlü inanç yoktur. Tanrı, oğul, kutsal ruh yoktur bizde. Bizde sadece Allah, biz peygambere, dediği için uyarız. Belirleri Allah sev dediği için severiz. Velilere ibadet etmeyiz. Velilere secde etmeyiz. Bir kimsenin gönlünden Allah haykırsa dahi, o kimseye secde etmeyiz.
Secdemiz, biz Kur'an'ı insanın yüzünde bulur, o da ki Kur'an'ı okuruz. Hazreti Resulullah'tır. Sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti. O canlı yaşayan Kur'an'dır. Bunlar içinde canlı yaşayan bir Kur'an okunacaksa, Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin yüzünden okunur. Cenab-ı Hakk'ın verilmiş olduğu kutsal kitabı okumayı, kendi kibirlerine yediremeyenler, Allah'a iman, onun peygamberlerine iman etmeyenler, kendi imansızlıklarını böyle saklamaya çalışıyorlar. Kendi Kur'ansızlıklarını, kitapsızlıklarını böyle saklamaya çalışıyorlar. Ve diyorlar ki, biz Kur'an'ı insanın yüzünden okuruz.
Hadi gel oku bir yüzden, ben de dinleyeyim seni. Dinleyelim. Biz bir yüz bulduk Kur'an.
Biz Kur'an'ı dinlemeye çalışıyoruz. Biz Kur'an'ı ondan dinledik. Yani ondan öğrendik. Ve sellem Hazreti'nin haricinde bir yüz bulduysa sen getir ki ondan dinleyelim bizden. Aldatmayalım birbirini. Günah ve sevap melekleri bizim günahımızı, sevabımızı yazmayı bırakmıştır. Anında insanların sağında ve solunda meleklerin olduğunu hiç ayırt etmeksizin sağındaki meleğin iyiliklerini yazdığını, sonundaki meleğin kötülüklerini yazdığını beyan ediyor.
Ve hiç ayırt etmeksizin ve bunların yazmaya devam edeceğini söylüyor. Hiçbir Kur'an ayetinde, hiçbir hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem maddetlerinin ve Kur'an-ı Kerim'de bunu nehyeden herhangi bir ayet ve hadis yok. Biz meleklerle dost olduk. Bunlar bizim sevabımızı ve günahımızı yazmıyor demek, kendini aldatmaktan başka bir şey değil. Ve bu da İslam-ı Sufiliği değil. Bu İslam-ı Sufiliği değil. Bunu İslam-ı Sufilerinin içerisinde hiçbir kimse de göremezsiniz. Ancak Şianın içinden ayrılma, bakın Şianın içinden ayrılma diyorum. Şianın içinde demiyorum. Şianın içinden ayrılma, İsmailiyenin içerisinden ayrılma, batiniler, batinilerinin içerisinden ayrılma deistler bunları söylerler.
Türkiye'de de o deistlerden var. O deist, kendisini deist görenlerden birisi de, geçenlerde ölen gazeteciliğe şeye gömüldü ya, Hacı Bektaş Veriye, kimdi, adı neydi? Cumhuriyetin yazları neydi, onun adı? Adilya İlhan mıydı? İlhan Selçuk. Evet, İlhan Selçuk, Türkiye'deki son deistlerden birisiydi. Şimdi o deistliği kime havale etti bilmiyoruz. İlhan Selçuk, deist bir kimseydi. Deistlikte şu vardır. Deistler Allah'a inanırlar, Allah'ın varlığına da inanırlar, peygamberlere ve kitaplara inanmazlar. Ve siz onlarla oturup konuştuğunuzda, onların gerçekten Allah'a inandığını zannedersiniz. Mesela deistler, Hacı Bektaş Veli Hazretleri'nde deist olarak görüyorlar.
Hazreti Mevlana'yı da deist olarak görüyorlar. Aynı zamanda Atatürk'ün de deist olduğuna dair söylemler var. Bir kimse Allah'a inanıyorsa, Allah'ın varlığına inanıyorsa, peygamberlerine ve kitaplarına, din gününe, hesaba, kitaba inanmıyorsa, o kimse deisttir. Deisttir o. Ama ben deistim diyemiyordur, onlar deistliklerini açıklamaları yasak. Deistlik gizli bir örgüt gibi. O gizli örgütün içinde. Tabi şimdi de onu parantez açayım. Herkes Atatürk'ü kendinden göstermeye çalışıyor, onunla güç bulmak için. Türkiye'deki İslami Cenah da diyor ki, Atatürk Müslümandı, İslam'dı. Bak işte Balıkesir hutbesi var, şuydu, deistler diyor ki, deistti, solcular diyorlar ki, solcuydu, devrimciydi.
Ondan sonra, ateistler diyorlar ki, hayır Atatürk ateistti. herkes kendinden gösterip, kendince güç bulacak. Bunların içerisinde en fazla üzüldüğün kimseler, Müslümanlar. İslami Cenah. Lakin neredeyse halife yapacaklar. Yapma. Bununla güç mü kazanacaksın? Bir kimsenin İslam olmasıyla, İslam ne güç kazanır, o kimsenin İslam dışı kalmasıyla, İslam ne de bir şey kaybeder. Bu kadar basit. Mustafa Özban, İslam olsan olacak, İslam olmasan olacak. Mustafa Özban'ın İslam olmasıyla, İslam güç kazanmaz. Mustafa Özban kafir olmasıyla, İslam güç kaybetmez.
Ve ister kendilerini, sufi gösteriyorlar. İster kendilerini, sufi gösteriyorlar. Türkiye'de ve dünyada, dinsizler var, dinsizler kendilerini, sufi gösteriyorlar. Bunu da unutmayalım. Ben kendimi nitelendirmem gerekirse, ben Kur'an ve sünnet yolunda, İslam sufisi olmaya çalışan bir kimse. Muhammed'in sufi olmaya çalışan bir kimse. O yüzden benim sufiliğe bakışım, tasavvufa bakışım, dine ve diyanete bakışım bu. Ve sünnetin çizdiği yolda, yürümeye çalışan bir kimse.
Böyle açık ve rahat konuşmamın sebebi de o. Bu noktada gocundum bir şey yok. Bir şey, Kur'an ve sünnete uygunsa, bunu biliyorsam, öper başıma koru. Uygun değilse, bu nereden gelirse gelsin, ama bin miyondur o ayrı mesela. Onu reddederim. Bu konusu olan, hepsi de, İslam sufi inancında olmayan şeyler. Ölünceye kadar namazı kılmakla mükellefiz. Biz ölünceye kadar, haram helal çizgisiyle mükellefiz. Ölünceye kadar, Allah'ı zikretmekle mükellefiz. Gücümüzün yettiği nispetinde, borcu tutmakla mükellefiz. Biz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, gittiği ve çizdiği, o nurlu yolda yürümekle mükellefiz. O nurlu yolun yolcuları olacak olanlar, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, izine basacaklar.
Ya da, o izine basanların izine basacaklar. Başka alternatifleri yok. Bu soruları soran kardeşler, yapan insanlar. Ona da, bu sorular da hoşuma gidiyor. O kardeşlerin araştırmalarına, devam etmelerini istiyorum. Neden? Buradaki cemaat, kimseler üzerine gidiyoruz. Farklı bir eser okuyan yok. Farklı bir kitap okuyan yok. Dini eserleri, dini kitapları okuyan da yok. Bizlerin derinlemesine, tefekkür eden de yok. Bu acı tarafımız.
Bu acı tarafıyız. Üç yıldan beri İsmailiye'nin deistlerden bahsediyorum. Hiç kimse deistlerle alakalı bir şey okuyup, getirip de soru sormalı. Hiç kimse İsmailiye mezhebinin, batinlilik kurduğu bir şey sorup da, gelip de sormalı. Seba deistlerden bahsediyorum. Hiç kimse gelip sormadı. Yunan felsefesinden bahsediyorum. Yarıyı insan tanrılardan, hiç kimse gelip sormalı. O şöden konuşuyorum, hiç kimse gelip de, o şöden bir şey okuyup, o şö burada bunu demiş deyip de, gelip bir şey okumadı. Bir şey sormadı. Budistlikten bahsediyorum. Hiç kimse Budizm'den bir şey okuyup, Nirvana'dan bir şey okuyup, Hindu felsefesinden bir şey okuyup, gelip de bir şey sormadı.
Bu çok acı halimiz. Bir de işin bu tarafı var. Balıcı Mansur'un hayatını araştırıp, Balıcı Mansur kimdir, nedir, ne değildir? Nasıl yaşamış? Hiç kimse bilmiyor. Birisi kalkıyor, aşk adına bir kitap yazıyor, bir Enel Hak diyor. Enel Hak dedi diye, haydi bütün kitaplar yoksa diyor. Hiç kimse Hal-ıcı Mansur'un hayatını, incelip sorgulamıyor. Allah bizi affetsin. Al-Fatiha. much mu?
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.