Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 41:04
Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hakk'ın yüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, önünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Hemen soruları kısa kısa geçeyim inşâAllah. Oruç da alakalı sohbete devam ederiz. Ameller niyetlere göredir hadisini ölçü alırsak en merkezde niyet vardır demiştiniz. Şeytanın niyet üzerinde etkisi var mıdır? Vardır. Şeytanın insan üzerinde bu manada her türlü vesveseyi verme noktası var. Şeytanın, insanların ihlaslarını, samimiyetlerini bozmak için elinden gelen bütün çabayı sarf eder. Niyet ederken de insanın niyetini bozmak için de sarf eder. Bir kimse hayırlı bir şeye niyet eder, o hayırlı bir şeye niyet edince o hayırlı niyetini geciktirmek için ulaşır. O hayırlı niyetini bozmak için ulaşır, ifsada vermek için ulaşır.
Hatta niyet ettiği şeyi, eğer ihlas ve samimiyet noktasında çok doğru bir karar var, doğru bir şey niyet ettiyse, onu donanmaşlı yollara sevk etmeye çalışır. O yüzden bir kimsenin dinini bilmesi farzdır. Dinini bilmeyen bir kimsenin, dinini bilmeyen bir kimsenin, dini bile bir âleme, bir üstada intisap etmesi, ona göre davranması, dini bilmeyen bir kimsenin onun bilgisine yaslanıp, ondan fetva alıp, ondan bilin alıp, öyle yaşaması farzdır. Bir, ya o kimse dinini öğrenecek, dinini öğrenerekten dinini yaşayacak.
İki, ya da o kimse dini bilen bir kimseyi intisap edip, bilgisine göre davranacak, dini öğrenecek. Öğrenmiş, belli bir nokta gelmiş, Allah yüzünden çıketsin. Yok, o yüzden şeytan geri kalan herkese aldatmaya ve kandırmaya gayret eder ve aldatır. Hani sufilin şartlarından birisi, zahirini Kur'an ve sünnete göre dizayn etmek. Sufilin şartlarından birisi, bu dizaynı yaparken, ya o kimse kendi bilgisiyle o dizaynı yapacak ki şeytanın vesvesesinden kurtulsun, ya da üstadının veya başındaki ayına, iştahatına, görüşüne göre davranacak ki kendini muhafaza etsin, korusun. Hakkınızı helal edin. Geçikmemden dolayı, hepinizden de özür diliyorum. Benim kalbimi daraltı çünkü, hakkınızı helal edin.
Emağız beklerken, benim oraya geç kalmam. Allah bizi affetsin. Resulullah Efendimiz bir hadisinde, Allah kıyamet günü büyüklenerekten, elbisesinin süreyinin yüzüne bakmayacaktır buyurur, bu pantolonunun paçası olsa daim. Evet, gönlünde zerleyince kibir kurulan asla cennete giremez.
Bineğiniz olabilir, aramanız var. Direkten binerseniz, sizin yüzünüze bakmaz. Eviniz var, kibirlenerekten girersiniz, kibirlenirseniz Allah yüzünüze bakmaz. Elbiseniz var, takım elbiseniz var, çok güzel pantolonunuz var, çok güzel kıyafetleriniz var. Kibirlenerekten onları giyerseniz, asla yüzünüze bakmaz. Geniş tairende, geniş perpektif alın. Hayatımızın bütün alanlarında. Bir kadının yanında iyi bir adam var, kocası var, işte adam iyi. Kadın kocasıyla kibirlenerekten geziyorsa, erkek eşiyle kibirlenerekten geziyorsa, aile bireyleri çocuklarının üzerinden kibirlenerekten yaşıyorsa, aile kendi içerisinde maddi durumunun, manevi durumunun, sosyal durumunun, kültürel durumunun, kibirlenerekten etrafa kibirlilik satıyorsa, Allah muhafaza eylesin, asla cennete gider.
Dervişin çok güzel sakalı olabilir, bu çok güzel saçları olabilir, o kimsenin bir bilgisi olabilir, o kimsenin işte ben üstadın yanındayım olabilir, ben has evlatlarım olabilir, ben onun manevi evladıyım, çocuğuyum olabilir, bu ne olursa olsun, eğer ki üzerinizde bulunan herhangi bir Allah'ın yutufu ikramıyla, siz bir başkasına onunla kibirlilik taslıyorsanız, bir başkasına büyüklük taslıyorsanız, onunla bir başkasına baskı altında alıyorsanız, o üzerinizde bulunan yutuptan dolayı bir başkasını ötekileştiriyorsanız, üzerinizde bulunan Allah'ın evvel sıfatından dolayı, bir başkasının üzerinde tahakkım kuruyorsanız,
yanılıyorsunuz, helaka doğru gidiyorsunuz, dervişleri yanıltan yerler, insanları batıran yerler, işinde iyi bir kariyer yapmış, onunla kibirlilik yapıyor, ticarette iyi bir kariyer yapmış, onunla kibirlilik yapıyor, derdahta hasta kadar hizmet ediyor, onunla kibirlilik yapıyor, ona demişler ki sen buranın çavuşlusun, onunla kibirlilik yapıyor, ona demişler ki sen buranın sorunluslusun, onunla kibirlilik yapıyor, yani bu onun tevazusunu artıracağına, hizmetini artıracağına, bu insanlara olan daha yumuşak, daha şefkati, daha merhametli davranışa içine,
bunun kibrini artırıyorsa, Allah muhafaza eylesin, şeytani. Allah sana mülk vermiş, tevazunu artır, Allah sana iyi eş vermiş, tevazunu artır, Allah sana hayırlı evlat vermiş, tevazunu artır, Allah sana bir yerden bir bahşere ihsan etmiş, tevazunu artır, imkanını kaybetme. Allah bizi onlardan eylesin. Yani ben genç biriyim, bir kızı seviyorum, onu görünce kalbim çarpıyor, heyecanlanıyorum, görünce böyle hiç doğmuyor.
İstiyorum ki Allah ve Resul'ü duyunca daha çok heyecanlanıyım, buna nasıl konuşurum? Hani bizim meşhur bir Ayşe fıkrası var ya hikayesi dervişlerin, hani gelmiş ya dervişin birisi, demiş efendim ben bir kızı çok seviyorum, olur oğlum demiş, gir çilehaneye girmiş, efendim ne çeksem demiş, ya Ayşe çeksem de, oğlum ismi de demiş Ayşe efendim, oğlum gir demiş, ya Ayşe çek, başlamış derviş, ya Ayşe, ya Ayşe, ya Ayşe, ya Ayşe, sabah namazına hemen hemen işte o vaktinde, sonra çilehanenin kapısını birisi vurmuş, açmış derviş, bir bakmış ki Ayşe, tık der, üstadı da gelmiş,
demiş evladım Ayşe'yi istedin, Allah sana Ayşe'yi gönderdi, Rabbim sana Allah'ı ver, Rabbim sana kendisini yutrederdi, Allah'a kavuşuyordun oğlum demiş, efendim ben Allah'ı eskildim demiş, gir olup çilemeyen demiş, girmiş ne çekeceğim, ya Allah, oğlum, seven sevgini zikreder, şimdi normalde genç bir erkek, tabi bu sevgi değil de onu sevgi olarak yorumluyor, yani şimdi bu genç adama desem ki, nerede sabahladın, evinde, adın yeri söyle, sevdiğin yeri söyle, sen sevdiğin yer de orasıdır, sabahladığın yer neresi, yumuşak yatağında, sen yumuşak yatağı seviyordun,
sabahladığın yer neresi, gittin ananın babanın evinde yattın, ananın babanın evini seviyorsan, ben sevdiğinin kapısının eşiğinde, neyi seviyorsan onun kapısında durun, kızın kapısının önünde yatacak, babası gelecek, dövecek, yatacak, kızın abisi gelecek, dövecek, yatacakken orada, karakola şikayet edecek, götürecekler karakola, bırakacak, karakol gelecek, oraya yatacakken, dayağı yiyecek, oturacak, yüzüne tükürecek, oturacaklar, oturacak orada, kam sıracakken geçen oturacak orada,
bir şikayet etti, iki şikayet etti, üç şikayet etti, beş şikayet etti, Bende bir İtopya vardır ya, o İtopya'ya göre davranıyorum ben, bende bir sevme İtopyası var, kendimi yaşayamasam dahi, sevenin hali olarak bir İtopya bende o, sevenin sevdiğine karşı davranış biçimi, Sen Gül'ün bir şarkısı vardır ya, gülersiniz siz, bir kalepi gördüm diyor, benim yüzü kan içindeydi, sordum, beni çok dövdüler, seni çok dövdüler, sebebi ne, ben çok sevdim diyor, farkında değilim gidiğimde ama, e sen gül'ün dinlemezsiniz siz, Bir İtopya, bir kimse Allah'ı seviyorsa onun kapısındadır,
Resulullah'ı seviyorsa onun kapısındadır sallallahu aleyhi ve sellem, Üstad'ı seviyorsa onun kapısındadır o, kaçınılmaz sondur, insan sevdiğinin kapısındadır, dükkanını seviyor dükkanın kapısından, işini seviyor işinin kapısından, aşını seviyor aşının kapısından, veya açlığa nazimliği yok, hiçbir şeyi sevmiyor, hiçbir kapıda değil, hiçbir şeyi sevmiyor, acı gelir, hani koyunlar vardır, alışmıştır onlar, akşam olunca kotaraya gelirler, alıla gelirler, sabah olunca alıldan çıkarlar, alışkanlıktır o, için sabahleyin ağlından çıkar, akşam ağlığa gelir,
insanların koyun cinsi vardır, alışmıştır, sabah çıktığında gider o, akşam evine gelir, ev kuşu gibi, vardır ya güvercinler, onun gibi, güvercin uçurursun, o sadıktır o gelir, yine kulübesine konar, alışkanlıktandır, o kimse evini sevdiğinden gelmiyordur o, eşini sevdiğinden gelmiyordur, çocuklarını sevdiğinden gelmiyordur, o bir alışkanlık haline gelmişti, eve gitmem lazım gidiyor, alışkanlık o, sevmek değil, gerçek ya aman aynı ya, bir şeyin oradan bir çorba, bir şeyin tamam bitti, adam eve gelmiş, gelmemiş, kaçta gelmiş, kaçta gitmiş, ne zaman gelmiş, ne zaman gitmiş, önemli değil,
alışkanlık, sevmek değil o, seven kimsenin yüreği güveç gibi olur, güveç kaynar, seven sevdiğinden başka bir şey düşünmez, seven sevdiğini rahatsız etmekten, sevdiğini mutlu etmekten başka bir şey düşünmez, seven sevdiğinin haliyle halletmekten başka bir şey düşünmez, seven sevdiğinin kokusundan, rengiyle mi uğraşır, seven bakar ki, benim sevdiğim neyi seviyor, onu sever, benim sevdiğim ne ister, onu ister, benim sevdiğim şu anda ne düşünüyordur, onu düşünür, sevenin gözü sevdiğindedir, bu bir İtopya, dervişlik nasıl bir şey, hiç kimseye haber vermedim,
şu gün İzmir'e gideceğimi hiç kimseye haber vermedim, salı gün herkes biliyor İzmir programını, daha İzmir sınırına girdim, mesaj geldi, bekliyorum seni dedi, mesaj çekerse dedim, derviş birisi, mesaj çekerse, haberdar olursa benim dedim İzmir'e geldiğimde, gideceğim ona misafir olacağım dedim, birisi ya birisi mesaj çekecek, öyle niyet etsin, dedim, hiç kimseyle telefonla bir mesaj çekmezse, bir şey yapmazsa, Mustafa Özbar dedi, sana araba düşüyor bugün, mesaj geldi, bekliyor seni diye, kendi kendime dedim ki, alim boş değil Mustafa Özbar'da, sevdiğini radar gibi izler, radar gibi,
demiş ya, o kızı görünce diyor, içim dışıma çıkıyor, görünce olmaz, ne zaman ki gece, gündüz, vakti, saati bellidir, içim dışına çıkıyor, o zaman sevdin sen, ne zaman ki gittin kapısının önünde yaptın, sakın bu sözümü söyledikten sonra, her biriniz bir kapıya gitmeyin, geçti, geçti, bu saatten, bu dakikadan sonra, burada bulunanlar, bu sohbeti dinleyenler, sakın bir kapıya gitmeyin, bu kapı benim kapımda dahi, geçti, bitti, sevmeyi, hakkımızı helal ediyoruz, o sevenin halini, gözü yaşlıdır, onun ciğeri parelidir, yanıktır,
onun kalbi mahzundur, onun içi böyle dökülür, tanırım ben onu gözümden, ben onu gözümden tanırım, Allah cümlemize öyle eylesin. Rabıta nasıl yapılır demiş, bu sohbetin üzerine, yok diye oturdu, sevene rabıta, seven içinde, sevene rabıta, otur, seven zaten sevdiğine rabıta, şimdi tarih kapıya, daha sevmeyi tanımıyor, sevilmeyi bilmiyor, hiçbir şey bilmiyor, üç, on beş dakika, düşür onu, sevecek onu, dur, içi akçat onu, ya bu akşamda ders al,
ulan gitmesem mi ya, bitti, nefis vuracak belki de bunu ama, hemen vuracak, nefsin kafasına bir yürü, yürü diyecek be, Allah'ın aklı var orada, sevdiğin var orada, evden buraya gelemiyorsun, bak İstanbul'dan bir akşamda, Canakkale'lerin boyunu dökülmesin, hiç bizlerin boyunu dökülmesin, hiç değilim, insanı oku, seviyorsa, rahmataya gerek yok kardeş, boş, yoksa öbür türlü intikarına var, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, insanı neden çok önem vermiştir, Medinelilere ensar denildi, onlar hicret etmemişti, hicret edenlere, yani Medineli'ydi,
hicret eden sahabe etmen muhacir dedi, tabi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara ehemmiyet vermiştir, çünkü gelen muhacirleri, onlar kucak açmışlar, ev vermişler, tarla vermişler, para vermişler, mallarını paylaşmışlar, hatta daha ileri gitmişler, demişler ki, birkaç tane eşi olan, eşimin birisini beğen, kendine nikahla demişler, bu noktaya gelmişler sevgide, bakın sevgide geldikleri noktaya bakın, kardeşlikte geldikleri noktaya bakın, bu şimdi sizin bugünkü dünyanıza ters bu, bugünkü dünyanıza aykırı bir şey,
bunu algılamakta güçlük çekeriz biz şimdi, ya adam eşini teklif eder mi dersiniz, siz onun edepsizlikle böyle namusunu hafife almak kaldılar, bugünün akmak kapalıları, kardeşlikte o kadar ileri gitmektedir, eski o eserlerde, sufinin adatlarında vardır bu, sufinin adatlarından birisi, dostunun yemeğini teklifsiz yemektir, yani misafir geldi, ben Hacı Mehmet'e gönderiyorum, Hacı Mehmet'in evinde de kimse yok, gidin diyorum, Hacı Mehmet'in evinde yemek vardır, orada yiyin diyorum ben, kafası bu, ve Hacı Mehmet de evde,
bunu şimdi adab vermiyor, biz bunu adab vermiyor, bu sünnet bu, Peygamber s.a.v. Hazretleri yapmış bunu, bunu adab olarak, biz şimdi insanların içerisine uygulayabilir miyiz? Hayır, bir noktaya bakın, şimdi bir arkadaşına evinin anahtarını verecek, bir dostluğuna evinin anahtarını verecek, ilk istediğin zaman kullan.
Ben 21 yıldır Rısa'dayım, iki kişi sahip adamın. Yıldanak yerinde bazı yerel marketlerin alışveriş çekleri var, para yerine geçiyor, sizce uygun mudur?
Yani bunları normalde bana sormayın, benim tavrım, tavrım klasik, bir kimse bir yargında bulunacaksa, gidecek, o kimseyi kendisi bulacak, yerine getirecek, verecek. Biz isteyen varsa, bizim kendi içimiz için söylüyorum, bende adresler var, isteyen adres vereyim gitsin yansın. Klasik tarzım tavrı. Benim başka şeye hiç kafam basmıyor. Net bir şekilde söylüyorum, birine yardım mı edeceksiniz siz? Evet. Gelin adres vereyim, gidin oraya yardım ediyorsunuz, adres verin kendi evinizde. Biliyorsunuzdur, bizim bayan kardeşlerden bir ekip var, götürüyorlar.
Evlerine teslim ediyorlar. Başka bir şeye kafam basmıyor benim. Gözünü görecek. Zekat mı veriyorsun, gözünü görecek. Gideceğim, bulacağım, vereceğim. İbadet kadar güvensiz bir adam onlar. Bana anlatıyorlar ki, beni güvensiz hale getiriyor.
Ne yapayım? Yapacak bir şey yok. Oruçla alakalı, bir iki hemen bir hadis soracağım size, ben hakkınızı helal edin. İslam'ın zireyi ve din kuralı üçtür. Üzerine kurulmuştur.
İnkar suretiyle. Bunlardan birini terk ederse, kanı helal ve kafirdir. Bunlardan, yani bu üç kraldan birisi, Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet etmiş. Yani iman. Üç kraldan birisi neymiş? İman etmekmiş. İkincisi neymiş? Fakit namaz. Üçüncüsü neymiş? Oruç. Kim kelime-i şehadette iman noktasında eksikliği var ise, kim beş vakit namazı kasıtsız ve özürsüz terk ediyorsa, kim otuz Ramazan farz olur, kasıtsız, kasıtlı bir şekilde terk ediyorsa, herhangi bir hastalığı oldu, yolduluk oldu, kasıtlı bir şekilde terk ediyorsa, inkar ederekten o kimse küfür ehlidir.
Yani Ramazan'ı orucu inkar eden, namazı inkar eden, kelime-i şehadeti inkar eden küfür ehlidir. Orucu kelime-i şehadeti inkar eden küfür ehlidir. Allah muhafaza eder. Diğer bir rivayette, bunlardan bir tanesini terk eden, başka bir rivayet, bunlardan birisini terk eden, kanı helal bir kafirdir. Farz ve nafileden hiçbir ibadeti kabul edilmez. Bunu şafirler kendilerini ölçü olarak almışlar. Bir kimse namazı kasten terk ederse, namazı kasten terk ederse, onun kanı helal kafirdir demişler, bu hadis-i şerifi ölçü olarak da. Veya bir kimse orucu kasten terk ederse, onun kanı helaldir, kafirdir demişler, kasten terk ettiği için.
Veyahut da bayanlardan hadis-i şerif vardır, tesettürü kasten terk ederse, erkekler tesettürü kasten terk ederse, erkekler veya kadınlar içkinin haram olduğunu bile bile içerse, bile bile hırsızlık haram olduğu halde, karın doyurmak için değil, veya çok naça kaldığı için değil, meyaline getirip hırsızlık yaparsa, meyaline getirip müslümanlar riba, yani faiz alırsa, meşhur ayet ve hadiste sabit olmuş olan, herhangi bir farz-i terk, herhangi bir haramı bile bile işlemeyi, şafi uleması küfür olarak nitelendirmiş.
Hanefiler öyle nitelendirmemiş, bunun altını çizmekte fayda var. Bir kimse orucu inkar etmez, orucun far olduğunu bilir, tutmazsa, günah-ı kebhar işlemiştir. Ama bununla alakalı hadis-i şerif var. Bir kimse kasten Ramazan orucunu terk etse, o diyor, bir yıl oruç tutsa, bir güne bir yıl, yine de karşılığı değildir. Bir rivayette bir güne üç yıl oruç tutsa, yine karşılığı değildir diyor. Bakın, bir güne üç yıl tutsa, başka bir hadis-i şerifte, karşılığı değildir diyor. Ama, ayet ve bir tane daha hadis-i şerif var, onun baz alan hanefi uleması, bir güne bir gün olarak koymuş. Ramazan'ın karşılığı değildir yine. Ramazan'ı terk ettiği için, orucu terk ettiği için, ayrıca tövbe etmesi gerekir demiş. Allah bize affetsin.
Amin. Oruçla alakalı sohbete devam edeceğim. Ama özellikle pazartesi gün Ramazan'ın biri, özellikle bu hadis-i şerifleri baştan okuyayım dedim. Pazartesi günü, velev ki, mümkün olanlar, müsait olanlar, seyahate çıkmayan, hastalığı olmayan, kadınlardan belli zamanı olmayan kimseler, muhakkak ki oruçlarını tutsunlar. Çocuk enzirenler, hamileler, yolculuğa çıkacak olanlar, veyahut da aşırı derecede bu noktada rahatsız olanlar. Bunlar oruçlarını ne yapabilirler? Terk edebilirler. Ama öbür türlü, sağlığın yerinde, televizyonların şimdi gazına gelmeyin. Yok havalar çok işte, yok işte köy sıcakları geliyormuş da, yok beyin kaynatan sıcaklar geliyormuş da, bilmem neymiş de bilmem neymiş de bilmem neymiş. Onlara hiç bakmayın. Ne zaman Ramazan ayı denk geldi, biz o Ramazan ayında orucumuz tutarız.
O yüzden pazartesi gün, orucumuza niyet edeceğiz, orucumuzu tutacağız. Sıcak, soğumuş, nefsin bu noktada bahanesi bitmez. Allah bize affetsin inşallah. Ve orucu öylesine tutacağız ki, söyle yok işte yahut oruç tutacağız, ye Allah ye, öyle değil. Sahura kalkmak sünnet, sahura kalkın. Bir bardak da olsa, kalkaraktan sahur yapın. Bir bardak su için, önemli değil. Bir tane zeytin, önemli değil. Ama muhakkak sahur yapın. Veyahut da işte, işi geç biterler. Bir bardak, iki bardak sahur niyetiyle su için, işte bir meyve yiyin, yatın, sabah namazına kalkın. Onun sahur niyetine, bir şeyler yapmazdan önce muhakkak, yiyin. Sahuru yapın. O sünnet. Ve tekrar söylüyorum, Ramazanı kilo vererekten çıkacağız.
Geçen sene diyor ki, ya kilo verdim gerçekten ya. Kadınlar çok teşekkür ediyor bunun için. Ve iyi demiş olanlar, teşekkür ediyorlar, Allah razı olsun efendim diyorlar. Yemek, yemek, yemek, bundan kurtulduk diyorlar. Muhakkak kilo vererekten çıkacak arkadaşlar. Göbekli kadın ve göbekli erkek vermiş kalmayacak. Bunda ciddi, ne kadar gelip de var ise de, ben de eriteceğim inşallah kendimi. Nefsin bir taraftan vuruyor. Aileden bizim orada diyor. Bizim bizden hepsi de yeri veriyor. Yeri veriyorlar.
Yeri veriyorlar. Muhakkak kilo vererekten çıkacağız. Büyük göbekli eriteceğiz. Derviş çok yemez. Kadınlar da erkekler de kilo verecekler. Muhakkak. Arzıyım. Bütün derviş bayan kardeşlere sesleniyorum. Fazla yemek yapmayın. Çok çeşit. İftara aldım.
Biz yapacağız değil. Teklilik yapmayın. Çeşit çıkartmam lazım değil mi? İftara alıyor. Arkadaş çevresini alıyor. Arkadaş çevresi ya. Yok hayır. Sofralarınızı var. İnsanlara erkekli ihtiyaçlarını görün.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.