mustafaozbag.org

256. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 28:03

Allah gecenize ailesin, inşâAllah. Cenab-ı Hakk'ın olduklarınıza anlayan ailelerine... Ünye-i şartlarından birisi de dinin şartlarını iyi bilmektir.
Dinin şartlarının başlangıcında Allah'ın emirleri gelir. Kur'an'ın hükümleri, Kur'an. İkincisi de Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine sünnetler eder. Hazreti Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerine buyurmuş ki, ben size iki şey bıraktım. Buna sımsıkı yapışanlar asla ve asla telalete uğramazlar. Bu birincisi Kur'an, ikincisi sünnetimdir der. Bazı rivayetlerde devam eder, ehl-i beytimdir der. Bazı rivayetlerde devam eder, ashabımdır der, ashabımın yoludur der. O zaman Müslümana bir şey çıkar, bir yol çıkar, Sufi'ye bir yol çıkar daha doğrusu. Sufi birinci derecede Kur'an'a ve ondan sonra Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin sünnetine ve ondan sonra ehl-i beyt imamlarına ve ashaban yolundan devam eder, gider.
Malumdur ki Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri, ehl-i beytimi sevmek imandandır demiştir. Biz Sufiler ehl-i beyti severiz. Allah bizi o sevgimizde muhim eylese. Tabii bir Sufi zahirini dine uydurmazsa, yedinci ayet-i kerimesinde der ya, bu müteşâfih, ben size Kur'an'da hem müteşâfih hem de muhkem ayetler indirdim.
Der, ayet-i kerimesinin sonunda da der ki, imanda derinliğe ulaşanlar, imanda hikmete, güzele, doğruya ulaşanlar, imanda kemale ulaşanlar, biz Kur'an'ın bütününe, tamamına iman ettikler. Biz bu manada Kur'an'ın bütününe iman ederiz. Kur'an'ın içerisinde müteşâfihlerin peşine takılmayız. Bizim disturlarımızdan birisi, Kur'an'ın içerisindeki müteşâfih ayetlerin peşine takılıp, ne manaya geldi, nasıldı, onların üzerinde akıl yürütmek, fikir yürütmek, onların üzerinde kendi kendimizi helak etme noktasına gelince kadar uğraşmak yoktur. Biz biraz bu noktada belki de bugün için eleştirilebiliriz. Yani işte müteşâfih'ten kastin, elif, la, mîm, ne manaya geldiği bizim değil.
Üzerinde bir şey söylemeye çalışmış, onun üzerinde peygamber ve ashabı bir şey söylememiş. Peygamber ve ashabının üzerinde bir şey söylemediyse, biz de söylememeyi yeğleriz. Bu bizim yolumuzun disturudur, suhidimizin disturudur. Onun üzerinden kendi kendimize ilim satmaya kalkmayız. Ve onun üzerinden kendi kendimize ilim cakası atmaya kalkmayız. Müteşâfih bir şey, onun doğrusunu Allah bilir deriz. Ama o ayet-i kerimin var olduğuna iman ederiz. Başkaları için eleştirilebilir. Bizi eleştirmek isteyenler veya içinde bulunduğumuz mutlu durumda eleştirmek isteyenler eleştirsinler. Bu noktada eleştirilmekten korktunuz, bu noktada eleştirilmekten herhangi bir sıkıntımız yok.
Bu peygamber sallallahu ve sellem adetlerinin halidir. Sufilik, zahirde sünnet-i resulullah'a ve Kur'an'ın hükümlerine uyup, batında peygamber sallallahu ve sellem adetlerinin ve ashabı haliyle hallenmek. Sünnetin zahirine uymak bir kimse, batınını asla ve asla peygamber sallallahu ve sellem adetlerinin haliyle süsleyemez. Sünneti uymayan bir kısım, kendisini ehl-i sufi denilenler, ne yazık ki kendilerini batında yüzdüklerini, batında kanat çırptıklarını zannederler. Allah muhafaza eylesin. Hazret-i Mevla sinek hikayesine benzer. Hani sinek bir saman çöpünün üzerinde çok affedersiniz, hayvan sidiğinin üzerinde yürür, kendisini ummanla zanneder, dergâda zanneder.
Zahirde Kur'an ve sünnetin hükümlerini, kendilerini o Hazret-i Mevla'nın sineğe benzerler ki, sidiğin üzerinde, bir saman çöpünün üzerinde dolaşırlar, kendilerini ummanla yüzdüklerini zannederler. Kıymetli de olsa, eğer zahiri sünnete uydurup, zahirimizi temizleyemezsek, bizim batılımıza önem vermeyeceğiz.
Tasavvuf zahir-batın ölçüsünde oturup, her ikisini de dengelemektir. Hani meşhurdur ya iki kanatlı kuş gibi, hani meşhurdur ya eski subiler söyler, canbal gibi, hani böyle elinde bir denge husuru ipin üzerinde gidiyor. O denge husurun üzerindeki, elindeki sırı, Kur'an ve sünnet. Eğer biz bu yolumuzu karıştırırız, yönümüzü karıştırırız, Allah muhafaza eylesin, ipimizi karıştırırız, sapıklığa doğru yollasın. O yüzden sufi, zahirimizi Kur'an ve sünnete, Kur'an ve sünnetin hükümlerine, sünneti Resulullah'ın hükümlerine uydurur. Batını da, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin haliyle hallendirik halini ona uydurur. O zaman ilim bekleyenler, birinci derecede dışlarını Kur'an ve sünnete uyduracaklar. Batininden bir haber bekleyenler, kalbinin çalışmasını bekleyenler, kalbinin hallerle hallenmesini isteyenler, zahirlerini Kur'an ve sünnete bağlayacaklar.
Zahirlerini Kur'an ve sünnetten çıkardıkları anda, zahirlerini Kur'an ve sünnetten sattırdıkları anda, bilsinler ki batakaniye düşmüşler, bilsinler ki batmışlardır. Allah muhafaza eylesin. Ne yazık ki bu hastalık, yüzey yüz yıldan beri bir süre gelen hastalık. Biz dini ilimlerimize bakarken, batının gözlüğüyle, batının mantığıyla, batının yaklaşımıyla bakmaya başladık.
Yani sufiliğe bakarken, batının gözlüğünde sufiliğe baktık. Sufilik buradan batıya gitti, batıdan tekrar bize geliyor. Batıdan bize gelirken, biz batıdan sufiliğe nasıl geldiğine bakmadık. Şerh ettilerse, nasıl anladılarsa, biz de Arabi'yi, işte bir kimse, Farabi'yi nasıl anladıysa, İbn-i Rüşdü nasıl anladıysa, biz de öyle anladık.
İbn-i Rüşdü bizim önümüze toparladılar, bir dahi gibi getirdiler. Gazali'yi, Gazali'nin Farabi ve İbn-i Rüşdü, tabiri caizse, tokatlı bir yerle bir ettiğini, bizim önümüze koymadılar. Biz sufiliğe bakarken, dünya üzerinde yapılan en büyük hatalardan, yanlışlıklardan birisi, sufiliğin kaynağı olan, Kur'an ve Sünnet'e dönüp, sufiliğin kaynağı olan, ashabın züntüne dönüp, sufiliğin kaynağı olan, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin takvasına döneceğimize, biz sonradan sufiliği bir inceleme, araştırma meselesi,
malzemesi yapan, yapan batınlıların düşünce ve fikriyatlarına göre sufiliği anlamaya ve yaşamaya çalıştık. Gel ne olursan ol gel lafının altını üstünü kestik, kırptık. Dedi ki, Hz. Mevlana humanist bir kimse, biz Hz. Mevlana'yı humanist bir kimse olarak algılayız, hümanist bir kimse olarak yaptık. Hz. Mevlana, Ceylesi Rum Hazretleri'nin sevgisini, Resulullah sevgisini bağlananını, hizmetkarlığını, Peygamber aşıklığını ve hizmetkarlığını görmedik. Dedik ki, o büyük insan, hümanist insan, insana değer veren bir insan ve üstün insan. Bunun üzerinde de Batılıların Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ni kasten görmemezlik etmesini görmedik biz.
Onlar Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ni görmek istemediler ve Hz. Mevlana'yı, Celalet-i Rum Hazretleri'ni Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerimizden üstün bir kimlik, üstün bir şahsiyet ve onun mesnevisini, divanı, kefirini vesaire kitaplarını Kur'an'dan ve sünnetten üstün bir kitap olarak algıladık. Öyle algılandırıldı bize. Ne yazık ki sufilik biz bu manada Batılıların istediği, Batılıların tanzim ettiği, Batılıların tasnip ettiği noktada almaya başladık. Oysa sufilik bir haydi. Sufilik bütünüyle iman, üzerine tartışmadan, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin çizdiği yoldan gidip onun sünnetlerine sımsıkı yapışmaktı.
Oysa Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri yaşadığı dönemden bizim dönemimize ışık tutuyordu. Diyordu ki, sünnetlerimin terk ediyordu. Sünnetlerimin terk ediyordu. Kim sünnetlerime sımsıkı yapışırsa, ona şehit sevabı verilir diyordu. Ona yüz şehit sevabı verilir diyordu. Biz, sufili yaşayacağız derken, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin sünnetlerini terk ettiğimizi görmedik. Göremedik. Biz ve şeytan bize göstermedik. Bilemedik. Bize öğretmediler. O yüzden öyle sufiliklerle karşılaşıyorum ki, sünnetten uzak. Sünnetten uzak. Sufiliklerle karşılaşıyoruz ki, sünnet-i Resulullah'ın özünden uzak.
Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin hem zahiri hem batını hallerinden uzak. O zaman, sufi bu manada, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin hem zahiri, hem batını haliyle hallenen kimsedir. Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin haliyle hallenenler de ilmin hakikati olur. Biz şöyle bir şey, sufilik noktasında şöyle bir şey, hiç kimsenin bilmediğini bilelim.
Hiç kimseye verilmemiş olan ilim bize verilsin. Biz o ilimle çakas atalım. Biz o ilimle üstünlük sağlayalım. Biz öyle bir dervişlik hali yakalayalım ki, herkes bizi alkışlasın. Desinler ki işte o adam, kendimize hali yakah da desinler ki, bu adam işte. Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin dairesinde, tevazu, mahviyet, acziyet, fakriyet noktasında göremedik. Yoksa sufilik, bize acziyeti anlatıyordu. Sufilik bize mahviyeti anlatıyordu. Sufilik bize fakriyeti anlatıyordu.
Sufilik bize kuvveti, kardeşliği anlatıyordu. Sufilik bize ümmet olmayı anlatıyordu. Ümmetin birliğini anlatıyordu. Sufilik bize kardeşlerin arasında dayanışmayı anlatıyordu. Sufilik bize tarikatlar dayanışmayı anlatıyordu. Sufilik bize, cilik bize İslam milletini, İslam milletini bir bütün görme. hadis-i şerif mucibidinde, inananlar bir vücut gibidir noktasında görün, vücudun bir parçası olmayı, o vücudun bir organı olmayı anlatıyordu. Ama bugün, 250-300 yıldan beri yaşanan sufilik, bu anlayıştan insanlar uzaklaştırdı, karakende eyledi, parçaladı, kralara böldü. Fırka oldu, çıktı ortalıktan. Şimdi Vahabiler var, şimdi Haliciler var, Ne bileyim işte, Hümanistar var, şimdi bütün insanların ruhlarına bir parçaymış gibi görenler var.
Hiçbirisi de Kur'an ve sünnete dayan o sufi anlayışı değil. Bütün insanların ruhu bir parçasıymış gibi görmek, vahdedi fücud tabi değil. Yaratılmış olan görmek de, bir sufilik değil. Yani başına ne gelirse gelsin, kendisinden ne sudur ederse etsin. Bütün her şeyi Allah'ın takdirine bağlamış, kendi cüz-i iradesini yok görmüş, cüz-i iradesi yoksa, o zaman hesaba, kitaba da muhataptayın. O noktaya getirmiş kendisini. Allah muhafaza eylesin. Bir taraftan da bir başka birisi, içki içtiyse, o da Allah'ın hükmüdür demiş, sufi, cebriyeci olmuş çıkmış.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli dostlar, yarın, öbünün herhangi bir sohbet ortamı, ola ki diliniz kayar, ola ki gönlünüz kayar, ola ki gözünüz kayar, ola ki kalbiniz bu noktada yanlış şeye isabet ettirir. Allah muhafaza eylesin. O bilim çerçevesini çizmeye çalışıyoruz. Bizden böyle batini halüküla da halenler gelmesinler. Bizde öyle haller yok. Biz bir bakışımızla dağlar, bir bakışımızla güneşi söndüren, bir bakışımızla denizleri kabartan bir kimse değiliz. Böyle bir şeyimiz yok. Bir üflememiz de insanlara şifa da otan, bir dokunmamız da ooo böyle bir noktada değiliz. Ben de öyle değilim. Ben kendimi söyleyeyim mi?
Yolum da o değil, kendim de öyle değilim. Dua ulaşmak sünnettir. Dua deretten şifa bulmak sünnettir. Yardımlaşmak sünnettir. Birbirine şifa duaları okumak sünnettir. Allah'a yalvarmak sünnettir, farzdır. Allah'tan istemek farzdır, sünnettir. Bunlara söyleyecek bir sözümüz yok. Ama tasavvuf adına, sufilik adına hariküladelik beklemek ve o hariküladeliklerin peşine takılıp öyle bir hariküladelik yakalamak için sufilik yaşamak bizim yolumuz değil.
Allah bizi affetsin. Biz zahirimizi Kur'an'ın cümle de dayayıp badanımızla da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazrettenin haliyle kendimine çalışan bir sufi topluluğu olmaya gayret eden bir topluluğumuz. Bizim acziyetimiz, fakriyetimiz, mahfiyetimiz hep önümüzde olacak. Bizim günahkarlığımız hep önümüzde olacak. Bizim kul olduğumuz hep önümüzde olacak. Biz günahkar, zavallı, aciz kullarız. O yüzden her gün tövbe etmeye, her gün Allah'ı zikretmeye, devamlı ibadet etmeye, devamlı Allah korkusuyla ve ümidiyle yaşamaya, devamlı Allah'la alışveriş etmeye ihtiyacımız var. Bizim anladığımız sufilimiz, bizim anladığımız kullumuz bu. Allah bizi onlardan eylesin.
O yüzden kıymetli dosttan meseleyi toparlayacak olursak, sufilik, Kur'an ve sünnetin hükmüne razı olup onu yaşamaktır. Kur'an'dan değişik ayetten çıkarıp, o değişik ayetlerin üzerine değişik manalar verip, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin konuşmadığı, söylemediği, konuşmadığı ve söylemediği, üzerinde hükmetmediği ve Peygamber'den sonra gelen ashabın imamları ve uleması tarafından da bir şey söylenmediği, ve ondan sonra gelen imamların dair bir şey söylemediği, ve ondan sonra ilk tefsircilerin dair bir şey söylemediği,
ayetlerin üzerinde bir şey söylemek, sufilik değil. Böyle bir şeyin içerisinde de değiliz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bize ona tavsiye etmediği meselede, veya ibadet noktasında algılamadığı bir şeyi, ibadet noktasında algılamadığı, Allah bizi muhafaza eder.
Biz, yüz yılda geçse, bin yılda geçse, sünnetin, kendisine ta bu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haline, yaşayabildiğimiz, yapabildiğimiz kadar haliyle hallenmekte. O yüzden, Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, köşede oturarak bir din yaşamadı. Kimsenin etlisine, sütlüsüne karışmadan bir din yaşamadı.
Dışarıdaki kendi halime, insanlar ne yaşamadı zikrederim. Dışarıda insanlar ne yaparlarsa yapsınlar. Ben aman dışarıdaki memleketin meselelerine, dünyanın meselelerine, karışmam demedim. deyinceye kadar savaşmakla emrolmuş bir Peygamber'im. Uğraştı ve komple dünyanın İslam olması için de uğraştı. Perdin, İslam olması için, ince, ince, ince, bir nakış, örer gibi, insanların üzerinde İslam olması için, uğraştı, gayret verdi.
ve aynı zamanda kendi işarebinde de İslam'ı yaşamaya çalıştı. Allah cümlemizi onlardan eylesin. Cümlemizi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azretlerinin haliyle halledersin. Cümlemizi ahl-i muğfiret eylesin. Cümlemizi birbirliğine karşı muhabbet test etsin. Cümlemizi kendi sevgisiyle sevgilendirsin. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem azretlerinin muhabbetiyle muhabbetlendirsin. Amin. Haklarınızı helal edelim. Helal edelim. Zeynana da helal olsun inşallah. Malum pazar günü bir veçesinden baktığımızda şenlik, bir veçesinden baktığımızda bütün kardeşlerin bir araya gelip cem olması, bir veçesinden baktığımızda bir veçesinden baktığımızda memleketin kulturine sahip çıkma olarak her yönden baktığımızda her yönden kendimize bir paye bulduğumuz, kendimizden bir parça bulduğumuz, o etkinliğimizden dolayı etkinliğimize teşrif eden bütün kardeşlere teşekkür ediyorum.
Allah razı olsun. Güzel bir etkinlik oldu. Güzel bir çalışma oldu. Herhalde rahatsız olmayan olmamıştır. Sorulara bakmadım. Bu senede maşallah iyi. Bu değirmen suyu nereden geliyor diye kimse de sormadı. Bu da böyle bir mutluluk verici bir şey. Önceden birkaç sene sorulmuştur bu değirmen suyu nereden geliyor diye. Değirmen suyunu sana soran olmamalı. Neyi de çekelim demiş bu değirmen suyu nereden geliyor diye. İyi maşallah. Allah'a bir yazır insallah. Allah'a bir yazır. Allah inşallah tekrar tekrar nasip edeceğiz. Cenab-ı Hakk'a tekrar bu bir kursunu etkiler. Aynı noktada. 3 İmdat bu kadar yaşayız. Eksik eyleme ya Rabbim. İçimiz üstadımız
manet kütelerine ve esedar eyle ya Üçlü kamilleri ve vermişlerin mühimleri manet kütelerine Turuki aleyhimiz de gelmiş Osman Aleyhimiz de gelmiş Osman Aleyhimiz de gelmiş gelmiş Şakrallahi talikatlarımızdan gelmiş geçmişlerinin ruhlarına ruhaniyetlerine ayyayr ve eksik eyleme ya Rabbim.
Estağfurullah limel kerimel nazil limel mehtah zikr pahala manna hu

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi