Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 44:18
Allah gecenizi hayırlı eylesin, inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, inşâAllah. Rabbim ümmet-i Muhammed'e merhamet eylesin, cümlemize yardım etsin, inşâAllah. Kulluklarımıza nail eylesin, korktuklarımıza ruhs-i muhafaza eylesin, inşâAllah. ETH'in konferansında akıl ve aşktan bahsettiniz.
Akıl nasıl bir şey ki, haramı işleyen de akıl, hellamı işleyen de akıl. Bize buraya getiren akıl mı, aşk mı, sevgi mi? İnsanı muhatap eden, bu muhataplığından dolayı o kimseyi sorumlu eden akıl var. İnsanı insan yapan, insanı öbür yaratılmışlardan ayıran en önemli faktörlerden birisidir.
Meleklerin bu manada insan gibi aklı yoktur. Bitkilerin bu manada insan gibi aklı yoktur. Hayvanların bu manada insan gibi aklı yoktur. Külli yaratıklığın içerisinde bu manada insanı en güzel, ahsen-i takvim üzere bulunduran en önemli nesne akıldır. Biz kendi dairemizde hayvanlardan ayıran mahluk veyahut da başka akılsız yaratıklardan ayıran, hayvanlardan ayıran bir özellik ve akılsız yaratıklardan ayıran bir özellik gibi gördüğümüz zaman, insanın neyle donatıldığını görmüş olur.
Bu manada insan, yaratıkların içerisinde akılla süslenmiş, akılla bezenmiş, akılla yaratıkların en zirvesine koymuştur. Buradaki ehl-i tasavvufun akılla alakalı, bu akıl değildir. İman ettiği müddetçe ve imanın içerisinde bulunduğu müddetçe kendisini mübareklikten mübarekliğe, manevi, kendinden başka bir manevi aleme geçme noktasında en önemli unsur olur.
Ama eğer akıl negatif noktada durursa, o zaman da o insanı eşekten daha aşağı mahluk eder. Biz buraya gelirken akılla mı, aşkla mı, sevgiyle mi geliyoruz derken, biz buraya gelirken aklımızla geliyoruz. Fakat aklımızın önünde muhabbetimiz var, sevgimiz var. Aklımızın önünde. Bir insan bir şeyi akleder, yani onun doğru olduğunu kabul eder, doğru olduğunu bilir ama o o şeyi ver ise onu yerine getirir, yapar. Bir kimse Allah'a iman edilmesi gerektiğini akleder. Ama akletmesine rağmen Allah'a iman etmeyi sevmezse o kimse iman edemez. Bir kimse namaz kılmanın farz olduğunu hak eder, biz ona namazın farz olduğunu söyleriz, onu akıl olarak kabul eder, namazın farz olduğunu.
O kimse namaz kıldıran şey sevgidir. Bir kimse bunu zorluluktan yapar ise onun üzerinde durmaz o. Ehli tasavvuk böyle inanır. Mesela bir kimse sufiliği sever, sufiliği severse sufiliği onda kalıcı olarak kalır. Mesela sufiliği zorunlu hale getirirse, kendini zorunlu kılarsa ve bu zorunluluk onda devam ediyorsa da onun üzerinde durmaz o.
Mesela bir kimse zühdi bir hayat yaşamayı sever. Ama zühdi bir hayat yaşamayı sevmeyip de zühdi bir hayat yaşıyormuş gibi gösterirse, bir gün ondan çıkar gider. Onun değildir çünkü. Sevdiğiniz hal sizindir. Sevmediğiniz, kendi kendinize zorunluluktan yaptığınız şey sizin değildir. Hatta bir gün döner ondan intikam alırsınız. Sonra buna böyle bir kimse bir üstadı sever, üstadı sevdiği zaman oturur orada. Ama bir üstadı sevmezse, döner bir gün o üstattan da kendinden de intikam almaya çalışır. Aslında üstattan da intikam alamaz, kendinden alır. Der ki ya nereden sevdim? Var ya şarkı, nereden sevdim o zalim kadını? Bana zehretti hayatın tadını.
Bunun içerisinde kahır vardır. Kendisinden intikam alıyor. Kendi kendisine hatalı görüyor. Kendi kendisine eksik görüyor. Kendi kendisinin yanlış yaptığına inanıyor. Ve dönüyor, kendisinden bu manada intikam alıyor. Kendisinden intikam alıyor. Gerçek sevgide intikam yoktur.
Gerçek sevgi, beni canlı anlısandırdı. Cefadan ya, usanmaz mı demez. Söylediği şeyi herkes, terennüm, hiç kimseye cefa vermez. Eğer o sevgiliden bahsediyorsak, o sevgiliyi tanımamış. O sevgiliyi tanımış olsaydı, onun cefa vermediğini görecekti. Eğer o sevgiliyi tanımış olsaydı, nereden sevdim o zalimi demeyecekti. Eğer o sevgiliyi tanımış olsaydı, kahretsin böyle aşka demeyecekti. Eğer o sevgiliyi tanımış olsaydı, kahrolsun böyle sevgiye ve sevgiliye demeyecekti. O sevgiyi, o sevgiliyi tanıyamayanlar kahredecekler. Ve kendilerinden o intikamı alacaklar. İşte bunun gibi, mesela bir kimse kendi kendisine, kendi kendisini sevmeden bir şeyi zorlarsa, bir şeyi götürmeye çalışıyorsa, o belki de bir nefis terbiyesi noktasından bir yere kadar doğrudur.
Bunu ben kabul ederim. Ama bir yerden sonra doğru sevginin, orada aşkın, orada muhabbetin kol gezmesi lazım. Zorunluluğun değil. Bir kimse buraya zikrullah alakasına bir müddet, yeni dervişken daha, yeni alışırken, ben zorunluyum, gitmek zorundayım. Orada benim dersim var. Orada af kapısı var. Orada muhabbet kapısı var. Orada merhamet kapısı var. Orada göklere uruca etme kapısı var. Orada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azletleriyle musafa kapısı var. Orada meleklerle yarışma kapısı var. Orada göklerde seyran etmek var. Orada arşabinin etrafında pervane dönmek var. Orada Beytullah'ın etrafında tavaf etmek var. Bu kapı öbür dünyaya açılan bir kapı.
Manevi aleme açılan kapı. Göklere açılan kapı. İnsanların kendini akıllarınca tahayyül edip, manevi gözle, manevi duyguyla, manevi kalple, manevi de duyulabilecek, hissedebilecek bir kapı deyip de bir kimse bir müddet kendini zorunlu olarak da zikrullah alakasında istihdam edebilir. Bir müddet sonra bundan artık tat, lezzet, sevgi, muhabbet, aşk yok ise döner bir gün ondan intikam olur.
Ya biz de önceden çok gittik Allah'a zikrettik oralarda. Kavuz'u salladık Hudiye diye. Gelmiş kapını sallamışın. Zikretseydin kalırdın. Zikretseydin bütün hücrelerine, damarlarına kadar işlerdi. Zikretseydin bilirdin ki bu zikir halakası meleklerle yarışılacak halakaydı. Sen zikretseydin bilirdin ki zikir halakasıyla Allah meleklerine övünürdü.
Ve hiçbir şey yapmamış olsaydın sadece ve sadece Allah'ın meleklerine karşı övünmesine bir zerre olsun, katkın bulunsun. Bir zerre de olsa Allah'ın övünmesine bir sebebim olsun derdim otururdu. Bir şey düşünebiliyor musunuz? Sizin ne meleklerine karşı övünecek, sığmayacak bir şey. Aklım bunda idrak yok. İşte akıl burada susuyor. Bu ancak manevi hasın, lezzetli, manevi tatın bir... Yani düşünebiliyor musunuz? Sizi ne övünecek? Siz öyle bir şey yapacaksınız ki. Allah meleklerine diyecek ki, ey merak ederim bakın. Fitne çıkaracak. Hani yeryüzünde bozgunluk yapacak. Hani yeryüzünde Allah'tan din tanımaz, Kur'an, kitap tanımaz, halk tanımaz.
Bir şey mi söylüyordunuz? İşte bakın ben onlara dünya sevgisi verdim. Ben onlara çocuk sevgisi verdim. Eş sevgisi verdim. Mal sevgisi verdim. Büyük sevgisi verdim. Her türlü sevgi verdim. Ve onların önlerine dünyayı öyle bir süsledim ki. Dünyayı öyle bir süsledim ki. Dünyayı öyle bir süsledim ki. Süsledim ki. Onlar o dünyanın süsünü komple kenara attın. Allah! Uçaklar var. Lüküs hayatlar var. Deniz kenarı var. 200 dolar. İstediğin yerde istediğin tatil yap.
Açık büfe. Git hayatını yaşa hayatta. Sen Allah diyor ki, ey merak. Hepsinden vazgeçtiler. Oturdular. Terleyeceklerini, ter kokacaklarını. Ve birbirlerine ter kokularını, sincerini. Ve paçalarına kadar terleyeceklerini bile bile gittiler Allah'ı. Beni zikrettiler. Allah övünecek. Allah övünecek bir şey. Ve düşünebiliyor musunuz? Hiçbir şeyi yaratmazdım sen olmasaydın dedi. Peygamberini mecbur bıraktığı topluluk. Allah'ı zikreder. E şimdi, bir kimse aklıyla bunu bir yere kadar götürebilir. Hep ona inanırım. Tasavvuf akılla bir yere kadar götürülecek bir şeydir.
Bir yerden sonra orada sevgi yürümesi lazım. Sevgi ayağı olacak. Orada muhabbet kanadı olacak. Orada muhabbet kanadı takılmazsa, sevgi ayağı yerleşmezse orada yürüyemez o kimse. İşte akıl bizi sorunlu tutan şeydir. Bizi mükellef tutan şeydir. Ve der ki namaz kılmaktan mükellefsiniz. Ve der ki iman etmekten mükellefsiniz. Ve der ki Allah'ı tanımaktan bilmekten mükellefsiniz. Ama duygu, o sevgi için duygusudur. Aklı çevreler, aklı alır içine. Aklı içine aldığı zaman, bir tatlı lezzetli olur. Şeker gibi olur o. Şeker gibi olur. Şeker gibi olur o. Şeker gibi olur. Yemeğe doyamaz.
Biz bu pozitif aklı rendedenlerden değiliz. Kısım ehli tasolun, aklı komple rendetmiş. Bizi sorunlu kılan, mükellef kılan, bilmemize bu noktada bir zemin olan bir oğlun. Bir oğlun ve sellem bir beldeye tayin ettiğin manın ben size tabi olmuyorum diyebilir mi? Bu kişi hakkında bir hükümlü olur.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bir şeye hükmettiyse, o hükme bütün müslümanların itaat etmesi farzdır. Mesela sağ oluyla Muaz bin Cebeli Yemen'e valitaydı. Bu müslümanlar, biz Muaz bin Cebeli'nin valiliğini tanımıyoruz, hakkına sahip değillerdi. Eğer böyle bir şey olmuş olsaydı, emirel müminliğine başkaldırmaktan, ulul emre başkaldırmaktan katledilirlerdi. İslam fıkıhçılarının hepsinin de toplandığı ortak bir şeydir bu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin herhangi bir sünnetini, sünnetini inkar eden bir kimse bu manada küfrette olur. Şiler hadisleri araştırırlar, tartışırlar, onların alanıdır.
Biz oraya karışacak bir noktada değiliz. Ama bir kimse hadisçi değil, bir şey değil. Hadislerin toptanının, ve hadislerin hepsi size ondan sonra sahih değildir diyor, reddediyor diyor. Onlar küldüreğindir. Allah'a mühafaz eylesin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sağlığında bir şey o beyan ettiyse, atadıysa, söylediyse onun üzerine hüküm koymak, onun üzerine tartışma açmak mümkün değil. Bu ehli tasavvufun içerisinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu noktada gören kimseyi bağlar. Hükmü yine devam eder. Peygamber'e itaat edin, onun getirdiklerine, onun söylediklerine de itaat edin. Bu hüküm ebediyete kadar devam eder. Bu manada ehli sufi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gördüyse, ondan bir işaret aldıysa, o işaret kesinlikle ve kesinlikle ancak salih kimselerin tevhidinin neticesinde kesinlikle uyulması gerekir.
Uyumayan kimseler Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine karşı küstahlık yapmış onlar. Ehli sufinin manevi imtihanlarından birisidir. Bir kimse rüyasında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görür. Veyahut da işte halinde görür. Onun kendisine bir şey söylerse veya üstadı görür. Üstadı dervişin üzerinde bir şey görür. Bu da üstadı valla. Derviş, üstadı targı olur. Üstad rüyasında veya halinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ona dedi ki X şeyi Y'ye kat veya X A olur. Otomatikman, Kuran ve Sünnet dairesindeyse o söylenilen söz, söz otomatikman itaat eder. Bunda şey şüphe yapmaması gerekir sufinin.
Eğer üstad dediyse bunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri söyledi. Hakası durur orada. Hakası durur. Hazretleriyle bağlantılı ilim dilidir. Bir sufinin üstadın böyle bir sözüne karşı düşünmesi dahi onu manen parçalanmasına sebep olur. İmtihan dünyası olur.
Gördü bunu dervişin. Aslında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona dedi ki şunu böyle yapacaksın. Üstad var ise veya bu konuda ehil kim ise ona gidecek müracaat edecek. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bana böyle dedi diyecek. İşareti veya icadeti veya gerekli olan yolun distürü ona söyleyecek. Mesele bitecek. Eğer söz konusu olan rüyada hangi bir şey yapılmasını gerekiyorsa. O yüzden bir kimse Peygamber mürid noktasında, sufilik noktasında, tasavvuf noktasında eğer rüyasında bir şey görürse ve onun üstadı var ise o gidip üstadınla bunu istişare edip onun rüyasını anlatıp ondan sonra ne yapması gerektiğine dahil ona yol biçilir.
O da o yolda devam eder. O yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine itaat ebedidir. Resulullah ne getirdiyse alın ebedidir. Sizden olan ebedidir. Sizden olan ebedilerine itaat edin. Ebedidir. Şimdi değil, hayır şimdiden. Çünkü ayet işaretleri de ilk günkü gibi devam eder. Türlü taze. Allah bizi muhabbet olayız. Bazı akrabaların sebebinden dolayı mirastaki hakkımdan vazgeçip akrabalarından uzaklaşmak istiyorum ne yapmalıyım?
Dünya insanları birbirine düşürür. Evlisi insanların içerisinde fitneye sebep olur. Bir kimse dünyaya aşık olur, dünyayı severse gözü başka bir şey görmez. Dünyayı sevenlerin gözü dünyadan başka bir şey görmez. İnsan neyi severse gözü onu görür. Gözü ondan başka bir şeye kapalı olur. O yüzden dünyayı sevenler muhakkak ki dünyaya dalacaklar ve dünyanın peşinden gidecekler.
Ne olursa olsun akrabalarınla ilişkimi keseceğim demek, Kur'an ve sünnet mantığına ve ahlakına uygun değil. Siz ilişkiyi kesenlerden olmayın. Siz selam verirlerse selam olun. Dünya malıdır. Sen malını bırakacaksan bırak. Söyleyecek bir laf yok. Ama velakin şunu da unutmayın. Bu insanın kendi şahsi davranışıdır. İnsan vardır, kendi hakkından vazgeçer. İnsan vardır, hakkına tecavüz ettirmez kimseye. Doğru mu? O da doğru. Ben örneğin, karşıdaki kimse böyle zorbalıkla, teminlikle, kurnazlıkla o dünya malını evlatmaya çalışıyorsa ben ona karşı vazgeçmem. Sırf zorbalığın, kurnazığın, hainliğin hakim olmaması için. İksik davranışı var.
Kimse zorba. Zorbalıkla sizin malınızı yemeye çalışıyor. Zorbalıkla sizi kandırmaya çalışıyor. Zorbalıkla size tecavüz etmiyor. Bu çocuğunuza olabilir. Bu eşinize olabilir. Bu her şeyinize olabilir. Bizim için zorbalıkla, kimlikle, tuzakla, kanalıkla yapmaya çalışıyorsa bu benim kendi üzerimde, kendi kendime etliğim iştah. Kendime iştah. Sarsılmaz kale gibi durumda mücadele etmesi gerekiyorsa Kur'an ve Sünnet Dairesi'nde mücadele ederiz. Kimse zorla tecavüz etmeye kalkamaz. Hiçbir şey yok. Hiç kimse hainlikle, kurnazlıkla, zorbalık bana bir şey yapmaya çalışamaz.
Bana bir şey yapmaya çalışırsa ben onunla mücadele ederim. Bu mücadeleyi kendi nefsinde fark sayılır. Kötülüğü, zorbalığı, hainlikle, sırf eşkıyalı, sırf böyle zorlamayı, sırf böyle kurnazlığı, bir şeyden bir şey hak ise iyice karşımda konuş, canımı yer.
Canımı yer. Kurnazlık yapacağım. Olmadı. Fardayın oldu bize. Mücadele etsin. Ya sen şeyh değil misin? Ha şeyhin hakkı yenir yani öyle mi? Bakıyor şimdi, hakkını savunan bir, tatsın bana doğru. Birisi böyle zorbalıkla, diyebilir ki kardeş, aman ya ben uğraşmayacağım.
Ah sikın hoca doğrusu gibi doğru değil. Öyle değil yani. Çünkü hadd işlerim var. Aynı zamanda öyle bir şey olursa siz, bu da onun için yok, bunun da onun için yok. Ama benim burada, hakkımı arama, o noktada durmanın, meselem, sadece ve sadece, kendi nefsimin işte, paraya kullanma olan ülkendir. Noktasında değil. Yok kardeş. Zorbalık hakim olduğunu, balyon zannedermiş. Gidiyor. Zorba ya, gidiyor. Ondan sonra, park parası alacak.
Dedim ne parası? Park edenlerden paroluyoruz acaba bu dedi. E bir tane de vermeyen çıksın o zaman dedi. Nasıl ya dedi. Herkesten alıyormuşsunuz ya dedim. Bir tane de vermeyen çıksın. Biz alıyoruz o zaman dedi. Al hadi nasıl alacaksan dedim ben de. Öyle yap. Hacı abi sen işsin bayağı ya dedi. Ben bayağı iştimem dedim. Başına bayağı da iş olurum dedim. Ya dedi harbar konuştum dedi. Bıraktım seni bak dedi. Sen bırakmadın dedi. Ben kendi kendime azat ettim. Ben hürüm çünkü dedim. Ben seni bırakıyorum şimdi yürü git buradan dedim. Kardeş sormalıkta bunu yiyemek çalışma benden yiyemezsin. Benim mi bu?
Sen nesin? İnsanlar bununla mutlu değil. Alır gider. O alışıyor ama. O kimse almaya alışıyor. Birileri varmış.
Bizim de yanımıza gelen giden çok ya. Biz de para çok. Herkes çok zannetmiş. Birisi geldi. Selamun aleyküm aleyküm selam. Yani şiveyi söylememe gerek yok herhalde değil mi? Yani böyle Kürt şivesiyle acabi dedi. Parası dedim lan. Biz de daha yeni dükkan açtık oraya. Dükkanlardan borç alıyor 100 dolar dedi. Dedim filan cevabine söyle. Dersin kendisi atsın dedim. Alacaksa. Öyle derse telefon etsin bana dedi. İyi dedim benim telefonum bu. Etsin hadi bana telefon.
Yok sen hep çekmişsin dedi. Git kim yarayacaksa gelsin. Sonradan geldi kabadan. Biz uğraşıyoruz böyle. Bir tane de çakar almaz var tabi. Bu geldi. Nerede dediler? Alt katta. Ben anladım bunlar geldi böyle. Ben de karşıya bir tane boya kutusu koydum. Pencere gibi bir yer var orada. Bu geldi şimdi. Böyle koydum şimdi böyle. Ne bu dedim. Yüz dolar topluyorsun. Sen mi topluyorsun yüz doları dedi. Yok dedi yanlışlıkla kalmış bizim çocuklar. Acami dedi. Üst tarafta da Aytutafi'ye var. Aytutafi'ye dedi.
Orada bir tane mazgal gibi bir şey var. Havalandırma dedi. Onun üstündeymiş. Toplamış orada. Alt kat meşhurdu zaten orası. Alt iş talim ediyorsanız. Bitti. Bana telefon açtı. Birkaç kişi geldi dedi. Bana kaykıldı burada dedi. O zamanlar benim kafam da dönük zaten. Sen ne yaptın dedim ben. Ya bir şey diyemedim dedi. Ne zaman gelecekler dedim ben. Saat 2'de gelecekler. İyi dedim ben. Abim dedi bir tane ruhsatla 7.65 var. Onun da kasasında duruyor biliyorum ben. Ben gittim. Birisi böyle sehpaya ayak ayak üstüne koymuş.
Sehpanın üstüne. İçeri girdim ben. Anladım. O. Ben daha içeri girer miyim. Nerede lan dedim o sana kaykılanlar. Abim böyle baktı benim gözümle. İçine. Ben de çek olan şuradan dedim ben şimdi bunu. İktirdim ben bunu. Aldım kasada şimdi. Sana dedim. Birisi kaykıldığında dedim ben. Bu alet ne diye duruyor burada dedim ben. Patlatacağım dedim dedim. Ben şimdi şeyin üzerine çek yatımın üzerine. Bam bir tane patlattım. Adam da rey mey. Hiçbir şey kalmadı. Yavaş şan böyle gidiyor. Kim ulan o diyorum ben şimdi abimi. Abim de ben biraz oldum. Baktım o da tutulmuş. Dedim emir otomotivli. Emir'in hangi iyisinden uğrayım diyorum ben. İyinin noktasından mı uğrayım, noktanın altından mı uğrayım.
Adam gitti daha. Bitti. Bitti. Yani mücadele etmek. Farz mı? Farz. Buna müsaade edersen. Adam gelir her gün tokatlar seni. Ben yaptığımı yapmayın siz. Sonra ağır cezada yer bulamıyorsunuz. Ben birkaç sefer çıktım çıktı ağır cezaya. Beni çıkarmadım ben öyle. Çıkmadım mısın değil mi? O zaman bir olay oldu mu da? Gençlik yılında yapmıştım. Öyle değil pişman değilim. Ben kuşandım gidiyordum. Gittik. Bizim parayla. Mudanya'da yazlık tutmuş. Adam yazlıkta keyif yapıyor. Lafı getiren adam. Adamı almıyordu. Lafı kim geldi?
Dedim gel sen de. Evinden adamı aldık. Bitti. Bu ..
WASM. Herkes ve O zaman jaki
O zaman bir an Cenab-ı Hak bir boşluk yarattı, Seyit döndü. Dedi gardaş ve dönüşte ödeyeceğini söylüyor dedi. Bu laflardan da özür diliyoruz dedi. Lan öyle değil de bırak görelim o zaman yapacak mı yapmayacak mı? Kulunda kelime-i tevhid getiremiştir. Hayatında o kadar kelime-i tevhid getirmemiştir adam. Yok yargılanmadık. Ağırı cedatı dosya açılacaktı. Avukatı da dedi bizim Veysel Aşkın avukattı o zaman. Dedim eğer biz hakimi karşısına çıkarsak bir merdiye sana var. O gitti bağladı nasıl bağladıysa o kadar bizi getirdiler götürdüler ama bir şey çıkmadı. Ama biz dağda birkaç gün kaldık ha. Öyle değil kaç gün kaldık üç gün mü kaldık? Biz üç gün Uludağ'da kaldık çetelik yaptık üç gün Uludağ'da.
Bize getiriyorlar böyle yediriyorlar içiyorlar. Kebaplar mangallar hani de taş edilir. Korkuyoruz. Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin ashabı kendi huzurlarında cahiliye hikayelerini ve şiirlerini anlatıp gülerlerdi. Kendileri de gülümserdi. İşte bu dereceye eren sufilerin dışları halka verilmiştir. İçleri de hak için korunmuştur. Bir iyilik gördüler mi mutlaka onu yapmak isterler. İyi bir amel gördüler mi mutlaka onu işlemeye gayret ederler. Vakitleri ibadete, emirlere uymaya, Kur'an okumaya, öğretilmesi gerekli olan şeriat ilimlerini öğretmeye bizimle geçmiş günlerden.
Allah bize affedersin. Şimdi bir kimse hakkını yedirirse zorbalara dışlar gelecek, adamın malına gasp edecek, zorbalıkta gelecek veya Kur'an okumaya gelecek, onun malına gasp edecek bu normal bir şey değil. Allah bize affetsin. Üç ihlal fıfatı.
İmãmız İmã-ı Azam ve Hanıfez İmã-ı Şafi, İmã-ı Malik, İmã-ı Hamdan, İmã-ı Eşya, İmã-ı Maturdi, İmã-ı Mahmut, İmã-ı Yusuf, İmã-ı İmã-ı İmã-ı Hazretleri mübarek, bu şeridlerine birimiz bir Seyyid Af-ı Kadir-i Geylani, Seyyid Ahmet Ar-ı Rıfay, Seyyid Ahmet Ar-ı Bedevi, Seyyid İmã-ı İmã-ı İmã-ı Dursu ki, Şeyh-i Muresan Ali Şah, Hazretleri Şah-ı Nakşübel-i Muhammed-i Bahad-i Şah-ı Mevlana Celaleti'l-i Rumi, Hacı Bektaş ve Hacı Baylam-ı Fenev-i Esselkar'l-i Mahmut-i Zahi, Halvet-i Cevvet-i Uşak-ı Sümdülü, Sühre-i Köpre-i Şeh-i Muhyiddîn-i Arabî,
mübarek Üftad-ı Hazretleri mübarek, ruh şeridlerine, bütün fiil-i fiil-i hazretlerine, geçmiş bütün velilerin mürsül-i kamiden evliyalarına, mübarek mübarek mübarek … mübare Estağfirullah
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.