mustafaozbag.org

252. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 59:26

Demek ki tasavvuf kelam ile değil, bu manada tasavvuf yazma, kalem ile de değil, tasavvuf hâl ile. O kimsenin kendi iç âlemindeki düşünce yapısı, idrâki algılaması, dış âleminde de fiiliyatıdır. Tasavvuf bu manada, bir kimsenin iç âleminin, dış âlemi ile uygun olması, veya dış âlemi ile iç âleminin uygun olmasıdır.
Yoksa, kendisine tasavvuf süsü, tasavvufçü süsü verenler, derviş şeyh süsü verenleri gibi, sadece kelam üzerinde değildir. O yüzden tasavvuf, bu manada bir içselliktir. Eğer bu olmazsa, o kimse tasavvuftan nasibini almamış olur. Bu da, hâl olarak yaşamakta, üstadının üstadının, üstadının üstadının, ya halleri ile hallenmekten geçer, ya da üstadının üzerinde, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem maddetlerinin hâli ile hallenmekten geçer. Burada asıl ana helal, burada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem maddetleridir.
Enli tasavvufun hakikati, bunlar sallallahu aleyhi ve sellem maddetlerinin, hem içsel hem de dışına vurdurduğu onun hâli ile hallenmektir. Sufi dış görüntüsünü, dış sallallahu aleyhi ve sellem maddetlerine uydurmakla meşgul olur. Bu, o sohbetler ardı ardına devam ediyor.
Bizim içinde bulunduğumuz yol, sünnet-i Resulullah'ın üzerinde olmak zorundadır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem maddetlerinin, dış, zahiri hâli asla ve asla harama dalmamak, harama düşmemek, asla dünyaya meyletmemek, asla dünya sevgisinden uzak durmak, asla makam sevgisinden uzak durmak, mevki sevdasından uzak durmak, insanların içerisinde kendisine farklı, kendisine özel bir hukuk, özel bir konum koymaktan uzak durmak.
Kıymetli dostlar, bir kul olacaksa, o kim olacaksa, dünya sevgisiyle yoğrulamaz. Allah'a yakın noktasında olacaksa, o kimsede makam sevdasıyla yanıp tutuşamaz. O kimsede mevki sevdasıyla yanıp tutuşamaz. O kimsede insanların üzerine hükmetme sevdasıyla yanıp tutuşamaz.
O kimsenin yanıp tutuşacağı bir şey vardır ki, hakka hizmettir. Yanıp tutuşacağı bir nokta vardır ki, sufi kardeşlerine hizmettir. Yanıp tutuşacağı bir yer vardır ki, insanlara, müminlere ve insanlığa hizmettir. Birinci derecede sufi kardeşlerine ve ailesine, ikinci derecede mümin kardeşlerine, üçüncü derecede bütün insanlığa faydalı olmaktır. Eğer ki sufili bu manada tasavvuf ehli olmayı hizmet noktasında görmezse bir kardeşimiz, o zaman yolda durması beyhuzedir. Yolumuz bu manada hizmet yoludur. Kim buranın emrine hizmet eder? Hazreti Resulullah sallallahu anh soruyor, yapıcı geliyorlar, su dağıtıyor, sırtını hizmetçi zannediyorlar.
Yani düşük bir kimse olarak görüyorlar. Ve geliyorlar buna soralım diyorlar. Buranın emiri kim? Mecnun olmuş. İnsanlara hizmet bir başkası onu Mecnun görüyordu. Oysa ayet-i kerim, nekkeri düşükten diyorlardı ki Mecnun, sizi deli olmuş lannetsinler.
Bu hadisi kutsi bir kısmı ehli tasavvuf, üstlerini başlarını yırtmak, elini duvara vurmak, cezbe geçiriyormuş gibi titremek veya ne bileyim işte ağzından salyalar akıtmak, değişik böyle iş gibi yanlış. Dışardan göre bu sıfatları, şu sıfatları, bu sıfatları, sırada tasavvufu anlatır, ifade etmektir.
O yüzden biz dilimizde imanistlik aslında insan yarı tanrı onlar için. Aklının yeryüzünde dolaşan mesincisi gibidir veya tanrıdır aslında.
Ve bunu böyle biz Allah'a iman ediyoruz. Bir kimse, Kur'an'ız. Bu sözün... İmanıyla imanlanmak, onun hidayetiyle hidayetlenmek, onun ahlakıyla ahlaklanmak, onun yaptığı ibadeti yapmak şekliyle şemaliyle.
O namazı kıyamda rükuda kıldı, biz kıyamda rükuda kılardız, oturarak kılarız. O namazı Beydullah'a dönerekten kıldı, biz de Beydullah'a dönerekten kılardız. Namazı nasıl kılarsan, ne tarafa dönersen dön, onun yüzde o taraftan. Masadullah ve seslerinden daha iyi biliyoruz. Kerimeyi bilmiyor muydu o? Bizden önceki büyükler bilmiyor mudur? Kadirge ilanına rağmen. İşte bir merdevilik.
Yani oruç, otuz Ramazan oruç var. Gidiyor ya Ramazan yine. İntihala herkesi. Oruç tutmak, açılarını halinden anlamakmış. Diğer yapıyormuş. Açılarını halinden anlıyormuş. Oruç tutmasa da olurmuş. Ben çok katı bir dinciymişim. Ne kadar güzel, mutluluk bundan dört kişi olur. Bu cevaplar onlara. Allah razı olsun. Dinlemeye devam etsinler. Dinlerini öğrenecekler. Dinlerini öğrenecekler. Lakin namazı dememeliymişim. İlla bir ödülmüşüm hanımlara. Buralarımı çok katıyım. Bunu demeyecekmişim. Sizinle sohbet ediyorum.
Uyanın. Ümmeti ne hale getiriyorlar. Hizmet, koşuşturma, tebliğ etme. Devam edin. Durmayın. Durmayın. Hizmetini yerine getirecek. Herkes kendi hizmetini yerine getirecek. Nurcusuyla. Hoca Efendi'nin cihaz. Particisiyle. Fıkırçısıyla. Hadisçisiyle. Teksilçisiyle. Ehli tasavvufuyla. Meyvelisiyle. Bektaşçisiyle. Bayramisiyle. Kadirisiyle. Rubailisiyle. Nakşiverdisiyle. İslam bir bütün. Ve hızla. Birinizi yaşamaya. Birinizi yaşatmaya çalışın. Getirmişler. Yani bektaşiliği o hale getirmişler ki.
Sıram evlenildeymiş. Bana diyor ki. Allah göl- Hız muhafaza et.
Duygularla gelirken. Bu yöntem sert söylenmezse. Hemen ondan alınıyor her şey. O yüzden biz. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin adabıyla, ahlakıyla bunu yapacağız. Eski doğuşlar dağıtırdı. Sizler yetişmediniz o dervişlere.
Doğuş çayı dağıtırdı. Neden biliyor musunuz? Oranın en ahlaklısı o manasında. O insanları kırmaz. O insanları incitmez. O insanlara tepeden bakmaz. O insanları üzmez. O oraya gelenlere anne kucağı gibi sarar sarmalar. O emretmez. O itmez. O bakar ki bir kişi daha Allah desin. O bakar ki bir kişi daha Allah'ı sevsin. O bakar ki bir kişi daha bir rekat namaz kılsın. O bakar ki bir kişi daha buraya ısınsın burada otursun. O bakar ki bir kişi daha Hakk'a aşık olsun orada. İçtirdiler? Yok.
Birisi görecek. Birisini görecek hareket ettiğini. O çavuş ablasını görecek nasıl hitli hareket ettiğini. O nakir ablasını görecek nasıl çay dağıttığını. O takir abisini görecek nasıl hizmet ettiğini. Kehmetli dostlar arkamızdan Kur'an ve sünnette yorummuş bir adab bırakmalıyız. Arkamızda Kur'an ve sünnetle yorulmuş bir yol bırakmalıyız. Arkamızdan Kur'an ve sünnetin haliyle hallenmiş bir nefes bırakmalıyız inşallah. Bunu var gücümüzle, var gücümüzle, her halimizle başarmak zorundayız.
Çünkü böyle biz tam böyle aradayız. Nasıl aradayız? Bir 300 yıllık petret dönemi var, karanlık dönemi. Tam böyle aydınlığa geçiyormuş gibi oluyoruz. Aydınlığa geçer gibi böyle hani sabahın aracası olur ya, sabahın aracası noktasındayız. Bize vazife çok düşüyor. Bize. Aydınlanınca bize vazife kalmaz. Her şey görüntü çekiyoruz. Biz yarı aydınlık, yarı karanlık, alaca, alaca noktadayız. O yüzden bize vazife çok düşüyor. Biz aydınlığın, iyiliğin, güzelliğin, doğruluğun, iyi ahlakın, yüksek ahlakın hakim olması için mücadele edeceğiz inşallah. Haklarınızı helal edin.
Cenab-ı Hakk'ın gücünü da affeylesin. Umduklarınızı da nail eylesin. Sorduklarınızı da tırkı mahafaza eylesin. Rabbinin göğsünü İslam'a açmış olduğu kimse Rabbinden bir nur üzerine değil midir? Bunun ne demek olduğunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden soruldu. Şöyle diyaf verdi. O kalbe atılan bir nurdur. Onunla göğüs açılır, huzura erer. Bunun bir belirtisi var mıdır diye sorulunca buyurdu ki, gurur evinden uzaklaşmak, ebediyet eminlenmektir. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi