mustafaozbag.org

251. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 43:52

Allah'ın gecenizi ayılsın, İnşâ'lah, uçunumuzu hayırlıyresin, uçunumuzu hayırlıyresin, gîmquelimizi affeylesin, kutuklarımıza nail eylesin, korktuklarımıza hıy encounters muhafaza eylesin, katk-ı has, batıl batıl mole косmen Garr closet İmetçesisi, Sımsıkı Kur'an ve Sünnet'e bağlı bir şekilde yaşayıp böyle son nefesini verenler'd conflicts alındasın, boyuncuda hidayete erdik için bir mürşid şaff.
Buna böyle söyleyince ehli tasavvuf kendi dairesinde böyle bir işi, böyle bir şeyi kendine şart görmüş ki böyle bir şey yapmış. Tabi buna son denen uleması, bazılarını müceddit olarak kabul ettikleri Bediüzzaman Said Nursal Hazretlerinden cevap verilirse daha hoş olacak. Malum dediği zaman Said Nursal Hazretleri kendilerini nurcu olarak kabul edenler için ehli tasavvuf değil, benim nazarımda ehli tasavvuf bir kimse.
O yirmi dokuzuncu mektup dokuzuncu kısım sekizinci terbihte tarikat hakikat tasavvuf namı altında diye başlar. Orada şöyle bir ibaret olur, bir kimsenin tarikatta hissesi yoksa, o kimse mütefennin bir alim de olsa, bugün kızındıkanın karşısında kendisini muhafaza etmesi müşkülleşmiştir der. Devam eden adi, samimi bir ehli tarikat, üstadları duyduğu muhabbet cihetiyle ümidini kesmez, ümidini kesmezse keba ile fâsık olur, asla cindikaya düşmezler.
Buradaki ehli tasavvuftan yalnız istediği şey muhabbettir. Üstad'a duyduğu muhabbet cihetiyle der. O muhabbet onu muhafaza eder, o muhabbet onu korur. Şimdi, itimadını kesmez der. Bediüzzaman saygı dosyat eder. E buna tabi dışarıdan illaki bir kimsenin hidayetinin kemale ermesi için bir mürşide ihtiyacı var dediğimizde, herkes ayağa kalkıyor. Nurcular kendilerinin mürşid olarak, Becizzaman'ın hırsal dertlerini görmüşler. Onun evradını çekiyorlar.
Onların bir kısmı ayrılan, diyelim, Fethullah Hoca'nın cemaatinin müritleri, Hoca Efendi'nin evradının eski halini çekiyorlar. Süleyman İman Hazretlerinin evlatları bir çekiyorlar günlük. O hırsı yapsınlar, sonuçta kendilerini tasavvufi bir ekolün içerisine koydular. O tasavvufi ekolün muhabbeti, aşkı, sevgisi, bağlılık olmazsa, insanların dini hayatlarını tanzim etmeleri, dini hayatlarını taze tutmaları, dini hayatlarını daha ileri adımlara götürmeleri mümkün değil.
Çünkü bunu tasavvufi bir aşk ile, tasavvufi bir muhabbet ile, tasavvufi bir ancak metot ile götürmeleri gerekir. İnsan nefsi hep açtır. Hem zahirde hem batında açtır. Zahirde ve batında da aç olan nefisler ancak belli bir noktaya doğru yönelirler, koşarlar. Bir kimsenin karnı aç ise zahiri olarak o yemeğe doğru koşar. Ona istek duyar. Eğer manevi olarak aç ise ona doğru yönelir, ona doğru koşar. Her iki açlık, her iki susuzluk, her iki ihtiyaç duyma insanı belli bir merkeze doğru götürecektir. Karnı aç olan ekmeğe doğru koşacak, susuzluğunu isteyen suya doğru koşacaktır. Tasavvufi manada da ilahi aşka doyumsuzdur insan gönlü.
İlahi aşka doyumsuz olduğunda o kız da oraya doğru koşacak ve oradan her koşmanın neticesinde gönlüne bir şey atacak. Eğer gönlüne bir şey atmazsa o kimse o ümitsizliğe bir şey var da etmişler. Gönlüne bir şey atacak ki o gönlüne akan şeyden bir nebze de olsa dudakları ıslansın, bir nebze de olsa dili ıslansın. Ve muhakkak o gönlüne, diline, ağzına bir şeyler damlayan insanları görecek ki kendisine de damlama ümidi, kendisini de ağzının, dudağının ıslanma ümidini taşıyacak.
Eğer yanında ağzı ıslanan, yanında dudağı bağlanan, yanında dili şekerlenen birisini görürse o zaman eksikliği noksanını kendinde görecek, o kendisi de ağzını bağlandırmak için, dilini şekerlendirmek için, ağzını sulandırmak için yürüte devam edecek. Eğer kendi yanı başında dilini şekerlendiren, ağzını bağlandıran dilini göremezse o da ümitsizliğe düşecek, o da kendini karanlığa açacak, o da kendini susuz çöllerde zannedecek ve Allah muhafaza eylesin, helak olup gidecek.
Eğer bir kimse bir şeyden ümidini keserse, o şeyle boğunu keser. Allah'tan ümit kesmek bu yüzden küfürdür. Allah muhafaza eylesin. Kim Allah'tan ümidini kesir, şirke düşer. Allah'tan ümit kesilmeyeceğine göre, o kimseye hiçbir zaman ümidini yitirmemesi gerekir. İşte ehl-i tasavru bu noktada, bu dairede her adım attığında bir kimsenin ağzına şeker çalınan, ağzına bal çalınan ve ikinci, üçüncü, dördüncü adımları atması için ümit etmesine teşvik edilen bir yoldur.
Bu yolun başında Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri durmakta ve bu noktada o yolu idare eden o olmaktadır. Bir kimse şimdi derse ki, ihtiyaç yoktur, o kimsenin cahilliğine ve körlüğüne verilir bu. Cahildir, öğrenmemiştir, eyvallah. Çünkü bu cahil. Ya da kördür, görmemiştir. Allah muhafaza eylesin. Görmediği için de bir şeyi yok kabul eder. Veyahut da gereksiz görür onu. Veyahut da bilmiyor zaten. Bu da onun gibidir. Allah muhafaza eylesin. Ama şarttır deyip insanların önüne koymak itici. Bazı ehli tasavvuf bu noktada hata yapıyor. Yani insanların bir mürşid-i kamile bağlanman lazım şart bambaşka türlü olmaz derseniz itici gelir.
İllaki şart değil. Herkes derviş olmaz. Herkes sufi olmaz. Herkes mugarrabin yakınlık noktasında olmak zorunda değil olmazlar. Zevkle tasavvuf bir içsellikle alakalıdır. Tasavvuf muhabbetle alakalıdır. O yüzden eski sufiler gel derviş ol demezlermiş. Dermişli yaşarlarmış sadece. Gel derviş ol demek eski sufilerce adaba uygun değildir. Çünkü neden? Sen o kimseyi özel bir yola davet ediyorsun. Özel bir yola davet ediyorsan onun özel bir yol herkede açık değildir. Sohbet kapısı herkede açıktır. Zikrular kapısı herkede açıktır. Ama yolda gitmek herkede açık değildir. O kimse yolda yolu olmuyor bir yolda giderse.
Konumu o değilse. Ve o kimse de birilerinin zorlamasıyla o yola girdiyse o yolda duramaz. Evet özel sevgi, özel bir aşkla yürümesi lazım. O yüzden kıymetli dostlar. İlla ki bu yolda olman lazım gibi değil. Bir tarikatı, bir cemaati bulmuş, bir yol bulmuş kendisine. Ona kalkıp da bunu böyle gidiyor.
Bir şeyh bulmuş kendisine gidiyor. Geçen gün birisi telefon açıyor. Diyor ki kapalı çarşıdan dervişlerinizden bazıları bana diyorlar ki diyor, bırak bulunduğun yeri gel bizim tekkeye. Hani sizin sohbetlerinizi CD'den takip ediyorum. Siz böyle demiyorsunuz. Bana neden böyle diyor. Dedim ki arkadaşlar bizim adabımız eğer karnımızı mı indirmişler? Ya da duymamışlar. Ya da bizim adabımız daha adablanmamışlar dedim. Benim tarikat hayatım boyunca ben daha bir kişi bir tarikata girdiyse sen bırak tarikatını gel bizim yola demedin daha adabım. Bir kişiye demedin. Bence şeyhi bırak bizim şeyhimiz de. Sen o yolu bırak gel bizim yolumuza. Hayır.
İnsanlar tasavvufun ilkelerini, tasavvufun kaidelerini, Kur'an ve sünnetin dairesini herkese anlatırlar. Bu herkese bir soru soran, soru soran kimseye Kur'an ve sünnet tabiyesinden veyahut da tasavvufun kendi içerisindeki kaidesinden, kuralından cevap veririz. Bu umuma açıktır. Ama birisine gel bizim yolumuza demek Allah muhafaza eder. Çok uygun bir şey değildir. Biz insanlara Kur'an, biz insanlara sünneti anlatırız. Biz insanlara fıkıhı anlatırız. Biz insanlara tasavvuf ilkelerini, tasavvufun ana kaidelerini anlatırız. Ama biz insanlara bizim yolumuza gelin demeyiz. Bu bizim yolumuz kim neye layık? Bir kimse bir veliye layık gider.
Deliye layıklı, deliye gider, saksa sapığa gider. Eşeklerin içerisinde aslan zaten hiç yaşamaz. Siz aslanla ilerisiniz yaşatamazsınız. Aslan aslanından vazgeçmesi lazım. Aslanlıktan çıkar zaten. Görüntüsü aslan, içi aslan değildir. Ayrı mesele. O yüzden siz bir mürşid-i kamile layık olmayan bir kimseyi oraya getirmiş olsanız daha iyi oradan çeker gider. Çeker gider. Layık olmayan bir kimseyi oturtturamazsınız.
İnsanlara benim şeyhime gelin demeyin. İnsanlara Kur'an-ı Sünneti anlatırsın. İnsanlara hidayet yolun, insanlara ashabı yolun, insanlara doğum iyi, güzeli tavsiye, insanlara hakkı bizim tarikata. O kimse sorsun, sorsun.
Sen o aşkı nereden aldın? O peşi nereden aldın? O kimse sorsun, o kimse senin peşine düşsün gelsin. Yoksa gel bizim tarikatımıza, bizim bir şeyhimiz var, ooo, duvarın öbür tarafa geçiyor. Yok ya, ne kadar insanlara bu zannet. Bir mürşid-i kamile işte gitmezsen bizim şeyhimize varmazsan olmaz.
Yok bırak ya, Allah Allah. Keşke bir mürşid-i kamile varmazsan olmaz. İnsan nefsi karşısındaki kimseye kıymet vermediğinden, karşısındaki kimseden doğru geldiğinde o doğruyu ondan kabul etmez. Sana kıymet vermiyor çünkü. Sen bir doğru söylersin, senin doğrunu kabul etmez o. Senin doğrunu kabul etmemesi, o kimsenin cahil olduğunu gösterir. O kimsenin peşin hükümlü olduğunu gösterir. O kimse doğrunun peşinde olmadığını gösterir. Sen edeb et. Sen tevazu sahibi ol. De ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azletleri böyle buyurmuş. De ki Allah Kula'nında böyle buyurmuş.
De ki Yunus böyle buyurur. Başına mı tarik edersin? Cebine mi ukayarsın? Nereye koyacaksın? Bundan yürümedikçe ehlileşmezsin. Ya nesin sen? Hayvansın o zaman. Ehlileşmek hayvan. Sen der bir mürçin ikaminin kapısına varmazsan, sen bir velinin kapısına varmazsan insan olmazsın der. İnsan olmak istiyorsan bir velinin sofrasına git otur der.
O zaman bir velinin sofrasına oturmayanı Hazreti Mevlana insan sınıfına koymaz. İnsan sınıfına koy. E şimdi bunu böyle hep Mevlana'yı şöyle tanıyorlar ya. İçelim gülelim oynayalım. Gel ne olursan ol gel. Mevlana'dan öyle sert sözler beklemiyorlar ya. Ben açtan nasibi olmayan eşekten fark yok deyince duruyor herkes. Ya kim söylemiş? Ya Hazreti Mevlana söylemiş. Senin açtan nasibin yoksa, senin tarikattan nasibin yoksa, senin bir velinin kapısından geçmediysen eşekten daha yaşarsın. Hazreti Mevlana'ya kadar. Bakın eşekten daha yaşarsan hacca da gitsen bir velinin kapısına uğramadığı bilmektir. Sen kendini bilmezsen bunu hiç okumak.
Bitti. Kendini bilmeyi bilmeyi bilmek. Diyor ki kendini bilmek istersen bir mürşide uğra. Eğer bir mürşide uğramazsan sen kendini bilemezsin. Sen kendini bilemezsen o zaman hayvandan daha aşağı mahluk olur. Çeker gider. Bunu kim söylemiş? Yunus, Yunus söylemiş. Tadik et Yunus'a kız. Böyle ağır konuşma oldu, argo konuşma oldu, bir veli böyle konuşur mu oldu, o bir nürşid böyle konuşur mu oldu?
Yunus, Hazreti Mevlana konuştu deyince duruyor şimdi. Ya böyle dememiştir ya, hemen meslemi açıyorum ben. Aha falanca beyitliyorum ben, duruyor şimdi. Söyleyecek laf yok. Hocam çevirisinde bir şey var mıdır? Ben de diyorum, Asen'i tanıyor musun sen? Tanıyor musun diyor? Geçtin onu sen diyor. Geçiyor. Neden kıvırmadan? İstemiyoruz biz. Bir velinin, bir mürşid-i kamilin, zidinin dibine oturmak kadar nefse zor gelen bir şey yok. Oturmak nefse ayrı bir zordur. Onun söylediğini yerine getirmek, ona itaat etmek ise sırat göküsünden geçmek gibidir. Bak sırat göküsünden geçmek gibidir.
İnsanın nefsine ağır gelir itaat etmek. Adam durur şimdi kendi kendine. Ya kimi dinleyecek? Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi'nden için öyle diyor. Ya abi ya, konuşuyoruz ya şimdi böyle, yumuşak yer alıyorlar. Şeyh Efendi ilkokul mezunu değil mi? Ha ilkokul mezunu. Kalbine düşmüş onun. Üflüyor şeytanıla. Böyle düşünüyorsun değil mi diyorum ya. Yani ilkokul mezunu, peşin adını. Mezun bile değil diyorum ya. Abi değil mi? Mezun da değil. O üniversite okumuş ya. Bizim Remzi abi ters köşeye yatırıldı. Şimdi bakıyor, Hacı Remzi İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu. Şeyh Efendi ilkokul mezunu.
Yani kendisine bakıyor. İşte oradan bir dört yıllık bir üniversite bitirmiş. Hele bir tanesi vardı. İki yıllık açık öğretim bitirmiş. İki yıllık. Dört göre dördün kaç ettiğini bilmiyor. Kendisini tanıtırken de üniversite mezunu olarak tanıtıyor. Ben zengin kurdum onu. Ya abidim bazen oturup düşünüyorum dedim. Bir tarafta Abdullah Efendi dediğim gibi ilkokul mezunu bile değil dedim. Bir tarafta Hacı Remzi dedim ben. İstanbul Teknik Üniversitesi mezunum. Şeyh Efendi de diyor ki dedim onlar için. Mustafa Efendi oğlum doktor olacakmış. Adam mühendis olmuştu. Neden doktor? Şeyh Efendi için doktor olmak daha önemli çünkü. Daha kıymetli. Daha güçlü şey. Diyorum efendim onun girdiği üniversite doktorlardan daha fazla puanla giriyor.
Yani doktorlardan daha kıymetli. O daha mı kıymetli Mustafa Efendi o daha kıymetli efendim onu okuduğu üniversite girme. Şeyh Efendi de denklem kırıyor ama bizim han soku da denklem kırıyor. Şimdi Hacı Remzi'nin Şeyh Efendi de ne bulunduğun adına bakıyor. Şimdi kendi kafasınca da denklem oturtturuyor. Abi sen olmasan Hacı Remzi abi oraya derviş olmaz mı diyor şimdi. Ben onun ne alakası var dedim ben. Hacı Remzi derviş olduğunda benden çok samimi değil mi dedi efendim. Şimdi o neden kaynaklanıyor? Aslında gelmiş, ders almış, ölesine ders almış. Beğenmiyor. Kabul gelemiyor. Muhafaza edin seni. Şimdi bakıyorsun diyorsun ki işte Şeyvan-ı Rahi Hazretleri Ümmi kimin şeyhi? İmam-ı Hanbel'in de değil mi?
İmam-ı Hanbel'in şeyhi. Evet. Gitmiş çoban Şeyvan-ı Rahi Ümmi. Gitmiş ona intisap etmiş. Ondan ders almış. Ve bir de Şeyvan-ı Rahi'nin ümmi olduğunu bütün herkes biliyor çoban oldu. Beşimlik etmeyi aldılar çobana bellilik vermiş ya ne yapacaksın? Onun kendi kafasında öyle bir şey olması mümkün değil Allah muhafaza edin seni. O yüzden tasavvur sevenen. Bir veliye gitmek. Bunu bu noktada kendisine ihtiyaç görene. O yolda gidecek olana. O yolda uğraşacak olana. O yolda fedakarlık edecek olana. O yolda o seyri sürüp yolda yürüyecek olana. Yürümeyecek olana değil kardeş Allah yoluna çıketsin. Tabi tarikatta şöyle diyorlar. Şeriatta mekruh olan tarikatta haram olur.
Buna bağlı olarak bir ay önceki sohbette törbeden bahsederken tarikat törbesinden bahsettir. Bu gibi konuları insanlarla konuşurken tepki gösteriyorlar. Mekruh'un, törbenin farklı bir şey olur mu diye bu gibi konularda anlatırken tepki olmaması için tavsiyemiz nelerdir? Ben tarikat törbesi veya şeriat törbesi olarak ayırmam. Ama ehl-i tasavvur bir şeye törbe ettiklerinde geri dönmez. Bu törbenin kademeleridir. Bir kimse törbe eder, törbe eder. Ama kalbinden onun kazınıp atıldığı zaman tövbesi sahip olur. Ehl-i tasavvurunun tövbesi de budur. Kalbinden o günah sökülür atılır. İçmeyi düşünmez.
O zina etmeyi düşünmez. Bütün kadınlar sıralansın. Bütün içkiler sıralansa o içki içmeyi düşünmez. Bütün paralar sıralansa o hırsızlık yapmayı düşünmez. Bütün insanlar ona haksızlık yapsa o insanlara haksızlık yaptığı düşünmez. Düşünmez. Ne zaman ki bir günah sizin kalbinizden, aldığınızdan silindi, o günaha karşı isteğiniz yok, işte o günahtan tövbe etmişiniz geri dönmüşüz. Bizim anlatmak istediğimiz tövbe bu. Ve muhakkak olanların küçük hataları kendilerince günaha kebârdır. Habletleri kendilerince günaha kebârdır.
Bir başkası için o günaha kebârdır değildir. Onun için günaha kebârdır. Bir başkası onu hafife alabilir. Ama Allah'a yakın olanlar onu hafife aramazlar. Efendimiz'e gelir birisi, başka bir sahabem müminin. Adının getirdiği hurma ne biliyor musunuz? Harunca dilenci kadın. Senin yedin hurma da harunca dilenci kadının hurması. Koskoca ev-u vakir. Mümkün değil. Uğraşır, uğraşır, uğraşır. Atar elini ağasının içerisine.
Midesinden o hurmayı alır kimse gidip adlanır. Ona haram, yiyeceğiz demesi mi var gibi.
Hiçbir şey istememeyen Mesele Hazretlerine söz vermiştir. Biat etmişlerdir. Çocuklarına mal bırakış gibi görünen şeyleri sen söyle.
Ehl-i tasavuk, onu demez. Bu ince yaşayış tarzı sufiliktedir. Ehl-i tasavuk'tadır. O yüzden dışarıdan görenler, dışarıda bu meseleyi yaşamaya çalışanlar bunu kaldıramazlar. Onlar derler ki ya siz Kur'an ve Sünnet dururken şeyhinizin adı adını yapıyorsunuz. Bilmiyor ya, kardeş bu şeyhimizin adı değil. Bu Sünnet-i Resulullah, bu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmek. Biz onun haliyle yapmaya çalışıyoruz.
Onun haliyle, o hiç kimseden hiçbir şey istemedi. Bitti. Hiç kimseden hiçbir şey istememeye bana biat edin. Bitti. Hukuk'u farklı. Farklı. İşte ehl-i tasavuk, o hukukta uyumaya çalışırız. Hukukun en göbeğinde olma şartı yoktur. En göbeğinde değildir. Hukuklanır. Biz bütün kardeşlere bu hukuku anlatırız. Ama sen gel bu hukukta yaşa demeyin. Zamanla, gün geçtikçe, öğrendikçe, aşkı muhabbeti arttıkça, terkisi arttıkça içeri doğru, merkeze doğru yürüyecektir. Yürüdükçe de kendi üzerinde onun değişiklikler olacaktır. O zaman o eşine de demez.
Ne yiyeceğiz diye. O zaman o eşine de demez. Sen bunu mu yaptın diye. O zaman o etrafındaki insanlara da demez. Bu yemeği mi yaptın? Bu suyu mu getirdin? Şu tane böyle mi yaptın? Sen böyle mi ettin? Orası ayrı bir hukuktur. O zaman bir kimse o zaman arkadaşların yanında öyle davranırken, evinde farklı da davranamaz. Evinde de aynı şekilde davranması icap eder. Allah muhafaz eylesin inşallah. Bu nasıl güzel? Hazreti Mevlana Rufay'ı mı yedi demiş? Yoksa Mevremlik, Rubaylik, Nakşilik gibi bir tarikat budur. Allah size razı olsun. Hiçbir veli, hiçbir üstad kendi sağlığında ben şu ün demez. Hazreti Mevlana Celalettürnüm Hazretleri, daha öncesinde Nakşibendi, Kadir-i Nakşikolu'na sahip bir üstaddı.
Şen Seddin-i Velalettür gelinceye kadar. Ondan sonra gelenler Mevleviliği kurdular. Derviş sövene değilsiz, vuran elsiz gerek sözünü açıklar mısınız? Bu bazı yerlerde de yanlış kullanılıyor. Şöyle yanlış kullanılıyor. Adam birisine haksızlık yapıyor. Haksızlık yaparıyor ki, derviş, vuran elsiz gerek, sövene değilsiz gerek. Ya kardeş, evet, derviş, vuran elsiz gerek, sövene değilsiz gerek. Ama sen bana zulmediyorsun. Sen de bir laf söyle, senin hakkında laf söylüyorlar, sen de söyler.
Hani neden dersesine baktırmam böyle. Oğlum hepsi helak olacak dedi. Böyle sen susunca dedi, Allah vekili duruyor dedi, hepsi de helak olacaklar. Sen de söyler dedi, Allah bekaletini ortadan kaldırsın da dedi, kardeşler de perişan olmasınlar dedi. Evet derviş, sövene değilsiz, vuran elsiz gerek. Ama o derviş'e söven ve vuran ne olur biliyor musunuz o zaman? Neden? Sövene değilsiz gerek. Siz evinizi mümin karşın şefkati ve merhameti. Bir yıl zaman kalan nişanlı bir çiftin imam nikahı kıyması gerekir mi?
O tarafların kendi arasında bir şey. İnsanların kendi arasındaki bir şey. Bir kimse, bir erkek, bir kadınla nikahlandı mı, kadın onun hanımı oldu. Ne zaman nikahlandı mı? O zaman hanım. Nikahlandığı an hanım oldu. Nikahlandığı an. Dedi ki seni nikahıma aldım, düşmesinden, gelmesinden, yatmasından, kalkmasından, oturmasından, evinden, barkın, besinler, her şeyden.
Nikah bu. Kaka'lığa yer. Önemli değil ki. Sen nikahlansın. Normal derken nikahı kıyıyorlar, yolun sonunda nikah bitiyor yani. Nikahlanıyor, öğün yapacaklar çok iyi.
İki ay sonra, teyzesi böyle dedi, biz boşanıyoruz. Ne oldu? Biri sikâyeti biz ayrılıyoruz. Oğlum ne ayrılması, siz nikahlı değil misiniz? Evet. Desene dedim, boşanıyoruz diye. Siz boşanıyorsunuz. Siz ayrılmıyorsunuz. Dedim, sen gideceksin işini, kızın ailesine diyeceksin ki, ben sizin kızınızı boşuyorum. Nikahlı değil miydin? Evet dedi. Nikaha kıymadın da evet. Nereye ayrılıyorsun? Boşanıyorsun sen. Git boşan. Söyleyecek laf yok. Senin kızın var dedi. Nişanlıdır. Çünkü inandı tervişliğine. Tervişliğine inandı.
Kızını sana teslim etti. Bu terviş dedi. Bu aldatma teslim etti sana. Şimdi ben gidiyor biliyorsun. Öyle mi dedim? Kim ister kız kardeşinin böyle olmasını?
Yapma. Gipişin babasından istemişin, anasından istemişin. Kendi gitmişin. Annesiyle, babasıyla yol yürümüş. Var da inanmış, güvenmiş sana. Allah muhafaza eylesin. O yüzden nişanı ben Allah affetsin hakkınızı evlal edin. Bu tip şeyleri çok önemsemiyorum. İşte bak sorun. Bir yıl nişanlı. Ya bir yıl nişanlı mı olur? Hakkınızı evlal edin. O kıza da yazın. Çocuklarınızı evlendirirken hayatı zorlaştırmayın. İnsanları rampa yukarı çıkarmayın.
Kesin evlendir gitsin. Kestir at gitsin. Önce geliyorlar. Kızı beğeniyorlar. Beğenip beğenmeye geliyorlar. Gidiyorlar. O gün sonra tekrar geliyorlar. İşte biz istemeye geleceğiz diyorlar. Bir tane uydurup tam bir mendil bırakıyorlar. Tekrar git. Mendil bıraktık. Üç ay boyunca uğraştık. Gitti, geldi, gitti, geldi, gitti.
Ben diyordum burnum kanadı artık benim. Gidip ölçüsüz diyordum. Ben vallahi de bizzada böyle evlenmem diyordum. Cenab-ı Hak bana da öyle nasip etmedi. Yeminimi tuttu oraya. Yok İslam'da ya. Bu İslam'da yok böyle bir şey. Benim inandım, benim yaşadığım dinde yok böyle bir şey. Allah muhafaza eylesin. Aleyküm selam. Herkes ordu mu orada? Ben konuştum. Beğendim ben de. Oldu mu? Aleyküm selam. Beğendim ben de. Ben Allah'ın peygamberin kalkıyor. İstiyorum. Bitti. Biz veremeyeceğiz. Tamam selamün aleyküm aleyküm selam. Bitti. Bu kadar. İki yıl nişanını. Sanki ortalıkta adam yok.
Ortalıkta kadın yok. Ortalıkta hiç adam yok. Göndermiş iki yıl bekleyecek kadın onu. Ortalıkta hiç kadın yok. Cenab-ı Hak havva gibi göndermiş onu bekleyeceğiz artık. Yok İslam'da. Sünnette yok. Bunu böyle söylüyor. Muzayip olan kadınlar, erkekler var. Dermişlerden o yüzden böyle açık bir şekilde söylüyor. Kıymetli dostlar, kıymetli arkadaşlar. Din zorlanmak için değil, zorlaştırmak için değil. İnsanlar evlenirlerken de, boşanırlarken de zorlanmayacaklar. Ama ayesinde yapacaklar. Adamca yapacaklar. İnsanca yapacaklar. İslamca yapacaklar.
Eğer İslamca olmazsa o, o zaman herkesin canı yanar. Allah muhabbet verilmesin. Önemli olan İslamca olmasıdır. Bakın hayat. İnsan evlenir, boşanır, bir daha evlenir, bir daha boşanır, bir daha evlenir, bir daha boşanır. Bunların hepsi de halktır. İslamca. Allah bizi affetsin. Fala men ne hule.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi