mustafaozbag.org

250. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 31:20

Hakkınızı helal edin. İçimdekini söylemezsem sohbetin tadı çıkmayacak şimdi. İçimdekini söyleyin. Baştan üzüntümü söyleyin, sonra da sevincimi söyleyin. Erkek kardeşler için değil bu. Bugün utandım. Gerçekten utandım. Utanmamın sebebi, yukarıdan bayan kardeşlerin sohbetlerinin bitmeyişi.
Tasavvuf, başlı başlığına bir edeptir. Kur'an-ı Kerim'i dinlemek farzdır. Bir yerde Kur'an-ı Kerim'i okunuyorsa, orada dünya kelamı konuşulmaz. Gerçekten çok utandım. Ve kendimden gördüm bu eksikliği. Bunu hiç kimsenin yapmaya hakkı yok. Bu cemaati, bizi burada utandırmaya kimsenin hakkı yok. Ve burada bir misafirimiz var, sohbet ediyor. Yukarıdan da sohbet ediyorlar. Konuşalım, susalım şimdi. Buyurun, herkes konuşsun yukarıdan. Bu tasavvufun dışında bir şey.
Bu yok böyle bir şey. Şimdi nasıl sessiz olunuyorsa, Kur'an-ı Kerim okunurken de öyle sessiz olunması lazımdır. Ben Kur'an'dan üstün müyüm? Bu vartadır. Kur'an-ı Kerim okunurken konuşup, üstad konuşurken susmak dervişin vartasıdır. Yani bir şeyde bir hadis varken, üstadın edebini önde tutmak, sünneti önde tutmamak nasıl vartaysa, Kur'an-ı Kerim okunurken konuşup, üstad konuşurken susmak da vartadır.
Ve Kur'an-ı Kerim okunurken canlı bir şekilde onu dinlememek, onu dinlememek, Kur'an'a karşı edepsizliktir. Kur'an-ı Kerim'e karşı edepsiz olan bir kimsenin hiçbir şeye edemi yoktur. Hiçbir şeye, evet biz buraya topluluk olarak komple edeb öğrenmeye geliyoruz. Eyvallah, eyvallah. Biz buraya bir şey öğrenmeye geliyoruz, hep beraber, eyvallah. Ama mübarek insanlar, susmayı öğrenemedikten sonra insan neyi öğrenebilir ki? Susmayı öğrenemeyen hiçbir şey öğrenemez. İnsanız hepimiz, insanın insana susun, susun, konuşmayın demesi kadar aşağılıcı bir şey yok. Ama gerçekten bugün çok utandım.
İnşallah böyle bir şeyle karşılaşmam bir daha. Hayatımda böyle utandığım ender anlar vardır. Enderdir yani. Sıralasam 10'u geçmez, 5'i geçmez. Zahiri olarak. Ama gerçekten çok utandım. Yani şurası yarın saydı, içine girseydim, kaybolsaydım, vallaha da, billaha da gözümü kırpmaz. Buna hiç kimsenin hakkı yok. Ve defalarca söylüyorum, yanınızdaki konuşursa siz konuşmayın. Yanındaki konuşuyor. Sen konuşma ya. Kur'an-ı Kerim okunurken nasıl konuşabilir bir insan? Misafir bir kimse var.
O konuşurken nasıl konuşabilir bir kimse? Yok. Evet, bu utandığım ve üzüldüğüm bir şeydi. Yani, Çanakkale için teşekkür ederim herkese. Bu da işin ayrı bir yönünü. Tabi bunun üzerine bu ne kadar gider bilinmez de. Ama Halit kardeş ve Çanakkale'deki bütün erkek ve bayan kardeşlere, Hüseyin'e, Cafer'e ve geri kalan Adnan, Erkan, bütün tekkeleri, bütün delmanın içerisindeki arkadaşları, kardeşleri, hepsine de ayrı ayrı bir teşekkür ederim.
Hizmetlerimden ve katılımlarımdan dolayı. Orada da güzel bir sınav verirdi. Yani çünkü kaymakamla, onu sonra bizim Profesör Halit Hoca'yla konuşmalarımızda, onlar bu kadar cemaatin sevk ve idare olunamayacağını, programın sertacağını, dağınıklık olacağını, hatta biraz daha emniyet açısından sıkıntı olacağını zannediyorlardı. Ben emniyet açısından da, işte dağınıklık toplanma açısından da sıkıntı olmayacağını, onda kefil oldum ben orada. Hiç kimsenin tabi bundan haberi yok. Ve tabi haklılar biraz böyle tedirginlik yaşamaları. Bazıları telefon açmışlar, bazıları değişik şeyler söylemişler. Dostumuz da var, düşmanımız da var. Her şey var. Ama arkadaşlardan, o katılımcılardan gerçekten teşekkür ediyorum hepsine.
Yani bu noktada bir böyle çizgi dışı bir şey olmadan, ya derli toplu bir program oldu. Herkes dinledi, tabi oldu. Burası önemliydi. Çünkü güzergahı mesela daha dışarı almışlar. Dolayısıyla orada biraz daha konuşunca daha içeri alındı güzergah. İşte ilk emniyeti, emniyet topluluğu işte kendince bir karar almış. Sonradan orada kaymakambeye ben konuşunca, kaymakambe izni hatifini kullandı. İşte gelibolun içerisindeki yürüyüşü tekrar içeri aldılar. Merkez Camii'nin oradan bir daha limana doğru yürüttüler. Bunların hepsi de tabi o esnada gelişen şeylerdi. Ve topluluğu nasıl idare edilecek diye tereddütleri vardı. Bu noktada Allah razı olsun. Bütün kardeşlerle, bütün arkadaşlarla. Büyük bir saygı, itaat ve duyarlılıkla bu araba indi, bindi, toplanma, tekrar yeniden geriye rücu etmen hepsi de güzel olmuş.
Allah sizden razı olsun inşallah. Seneye inşallah daha terbi, daha toplu, daha düzenli program yapmayı Allah nasip eder inşallah. Tabi Halit ve arkadaşları da ayrı bir renk oldu 57. alaya çıktığımızda. yani bir, tabi bu sene ilk olmanın da verdiği bir heyecan vardı ama bir dahaki seneye onlar aynı o kıyafetlerle gelibolundan yürürsek inşallah daha iyi olur.
bir dahaki seneye kafamdaki hayalim aslında bu sene böyle efelerini yürüyecektim orada da ama ilk sene minnetin gözü korkmasın, tırsmasın ortalık diye böyle hafiften geçirdik onu. seneye inşallah zeybeğimizle, efelerimizle, torunlarımızla inşallah öyle tam teşekküllü bir şekilde bir yürüyüş olacak inşallah. Allah'tan bir şey gelmezler. Hakkınızı helal edin. Ama bayan kardeşler bu noktada bakın bir başkasını uyarmayın. Bunu bayanlardan istemiyorum. Bunu bir başkasına uyarmanıza gerek yok. Susarsan yanındaki konuşuyorsa işaret et dinleyelim de. Bitti.
Bu kadar basit. Başka hiçbir şeye gerek yok. Tasavvufun tasavvufun adabıdır. Burada sohbet başlayıncaya kadar herkes konuşur, çay içer, tanışır, halleşir. Bunda bir sıkıntı yok. Ama işte ilahi söyleniyor. İsteyen ilahiyi dinler. İsteyen yanındakıyla konuşur, sohbet eder. Bu adaptır. O insanlar buraya geldiğinde sohbet başlayıncaya kadar çay içerler, tanışırlar, halleşirler, selamlaşırlar, sohbet ederler öbürleriyle. Bunda bir sıkıntı yok. Erkekler verir, bayanlar verir. Çok böyle aşırı gitmemek şartıyla.
Gülüşmemek, kahkaha atmamak şartıyla. Sohbet başladığımız biter. Sohbet oldu. Zikrullah oldu. Duası oldu. Fatiha oldu. Bitti. Tekrar çay içilir. Bu yeni değil. Bu kültür var olduğundan beri aynıdır bu. Nerede olursanız olun. Hangi dergaha, hangi tekçeye giderseniz gidin. Nerede ders yaparsanız yapın. Nerede toplanırsanız toplanın. Bunun ağlamı budur. Dervişlerin çayı meşhurdur. Çayı bolca denlerler. Bolca çay içerler. Sohbetten ince de sohbetten sonra da. Yani zikrullah'tan sonra da. Bunu hiç kimse yasaklamaz. Zikrullah bitti, Fatiha dendi bir çalışma yok. Susun denmez ona.
Ancak üstad konuşursa edeb edilir, susunur. Veya orada bir görevli bir kimse bir şeyi ilan ediyorsa, bir şeyi konuşuyorsa edeb edilir, susunur. Öbür türlü herkes sohbet eder, konuşur, kaynaşır, anlaşır. İnsanlar konuşacaklar, anlaşacaklar, kaynaşacaklar. Bunda bir problem yok. Ama ve lakin sohbet esnasında Kur'an-ı Kerim okunurken ve sohbet edilirken konuşulması adaba erkana aykırıdır. Yani oradaki insanı yerin dibine batırır. Ben buraya nişandan gelen kimse olmuş olsaydım, misafir olmuş olsaydım ve Kur'an-ı Kerim okunurken oranın cemaatı konuşuyor olmuş olsaydım ben derdim ki ya hiç Kur'an'a saygıları yok, kime saygıları var bunların derdim. Kur'an'a saygısı olmayanın hiçbir şeye saygısı olmaz. Konuşan kimseye saygısı olmayanın hiçbir şeye saygısı olmaz.
Velev ki konuşan kimse bizim sevmediğimiz bir insan dahi olsa, bizim hoşlanmadığımız bir kimse olsa dahi misafirimizdir. Hürmet, hizmet, saygıda kusur etmeyiz. Asla bizim sufi geleneğinde ve kültüründe olmayan bir şeydir. Burası dergahdır, burası tekkedir.
Bizim şahsi problemimiz olan bir kimse dahi buraya gelir, biz onu dahi burada dinleriz. Onu dahi burada hürmetle, saygıda kusur etmeyiz. Bizim şahsi problemimiz vardır, hiç önemli değil. Burası tekkedir, burası dergahdır. Burası Allah'ın zikirebilir. Bizim kanlı katilimiz dahi şu kapıdan içeri girse, bizim o zikrullaha gelmiş kardeşim, bizi ilgilendirmeyiz. Bitti. Biz ona saygı ve hürmette bulmalıyız. Misafir gelen kimse, saygı ve hürmette bulmalıyız. Yerimizi ona veririz, otururuz. Adap kuduruz. Allah bizi o edeble edeplenenlerden eylese. Müritlerin mürşitleri araması birkaç çeşittir.
Müritler muhakkak ki, mürid olacak olanlar, mürşid ararlar. Mürşid arayanlar birkaç çeşittir. Birincisi, mürşid arayanların birincisi, hakikat üzerine değil, sohbet etmek için bir mürşide bağlanır. Onun derdi, hakikati aramak değildir.
Onun derdi, bir mürşide gidip sohbet etmek, görüşmek, konuşmak, onunla halleşmektir. Bu doğru mudur? Doğrudur. Hayır, bu eksiktir. İnsanlar bir mürşide, bir üstada, bir şeyhe sohbetine katılmak, konuşup sohbet etmek için bağlanabilirler mi? Evet, bağlanabilirler. Gidip intisap edilir mi? Evet, gidip intisap edebilirler. Onun bu yolda elde edeceği nasip, niyetine göre. Yani o kimsenin oradan, o yoldan, o üstattan alacağı nasip, kendi niyetine göre. Ya şöyle bir gideyim orada, bir sohbet dinler, geçerim. Sohbeti dinler, geçerim. Ya gideyim orada, bir zikrullaha katılayım, gideyim. Zikrullaha katılır gider.
Ya gideyim orada, bir zikrullaha katılayım, oranın sevabından nail olayım, gelin oranın sevabından nail olur gider. Niyeti neyse, niyetine göre, o kimse alır gider nasibini. Ancak bir gün temiz niyetinin bereketi gelir de, o mürid hakiki tövbenin sınırına girer. Yani o kimsenin niyeti temizse, onun içi sağlamsa, o ihlaslıysa, bir gün onun o niyetinin bereketini görür. O temizlerin, o sahihliğinin bereketini görür. Hani bir kimse hem namaz kılıyordu sahabeden hem de bazı kötülükler işliyordu ya, haramlar işliyordu ya. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine söylemişlerdi, ya Resulullah, bu kimse hem namaz kılıyor hem de böyle kötülükler işliyor diye. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ısrarla diyordu, namazı insanın kötülüklerden alıkoydu.
O da bir gün namaz, kıldığı namaz onu kötülükten alıkoyacak diye her seferinde söylerdi. Ve bir gün o kimse, o yapmış olduğu kötülüğü terk etti. İşte bir kimsenin niyeti temizse, niyeti salih ise, o kimse dergaha gelir, tekkeye gelir, oturur zikrullah alakasına, niyeti temiz olan, niyeti sahih olan bir kimse, bir gün gelir üzerindeki kötülüklerin gittiğini görür. Bir gün gelir üzerindeki haramların gidip helalların yerleştiğini, üzerindeki kusurların ve eksikliklerin gidip tamlaşmaya başladığını, üzerindeki edep dışı davranış, düşünce bu noktadaki iç alemden insanların geçirdikleri şeylerin yerine edep, hayal, terbiye, güzel ahlak, iyiliklerle dolduğunu görür. Görülür. Dolduğu görür. O kimsenin niyetine göredir. Hani başka bir Adi Şerif'te ameller niyetlere göredir demiş ya Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri.
O kimsenin de bir üstada gelişi, orada temizlenip, orada iyi doğduğu güzere doğru gitmekse, orada edeb dışı davranışlardan çıkıp edebli bir yola girmek ise, o temizlenir dün geçtikçe. O tövbenin onda hakikisi oluşmaya başlar. Bu noktada tövbenin hakikisi bir daha yanlışa, eksiğe, kusura düşmemektir. Bir daha gıybete, dedikoduya, istiraya düşmemektir. Bir daha zinaya, kumara, içkiye düşmemektir. Bir daha esrara, uyuşturucuya, ereğine, kopeyine, morbüne düşmemektir.
Bir daha mümin kardeşlerine zulmetmemektir. Bir daha mümin kardeşlerinin hakkına tecavüz etmemektir. Bir daha mümin kardeşlerine karşı sert, katı, acımasız, gaddar bir şekilde davranmamaktır. Bu eğer o kimsenin, o müridin niyeti iyiyse, üstada bağlanmakta, bunlar onun üzerinde zamanla yerleşir, oturur. O iyi niyetle sohbete, zikrullaha, üstada devam edecek. İnşallah. Çünkü bunu bazıları eleştirirler. Ebu Hureyre ve Dallahu anh Hazretlerinin nakdettiği bir hadistir. Onlar öyle kimselerdir ki, kendileriyle beraber oturanlar şaki olmazlar. Velilerle alakalı bir şeriftir. Bir kimse, bir velinin sohbetine, halakasına oturduysa, orada o kimsenin üzerinden cehennem kokusu gider.
Cehennem kokusunun gitmesi, o kimsenin niyetinin temizliğiyle alakalıdır. O kimsenin ihlas ve samimiyetiyle alakalıdır. Ve o kimse eğer ihlaslı ve samimi davranıyorsa, o halakanın içerisinde durduğu müddetçe, onda cehennemin kokusu kalmaz. Eğer o ısrarla hala da cehennem kokusunu taşıyacaksa, o halakada devamlı olmaz.
Bakın, ısrarla edepsizliğe, hayasızlığa, terbiyesizliğe, haramiyete, şeytaniyete, nefsaniyete, deccaniyete, sübiyaniyete, tağutlığa devam ediyorsa bir kimse, o halakada barınamaz. Ama iyi niyetliği, samimi. Hata da yapıyor, kusur da işliyor ama samimi. Yanlışlık da yapıyor ama samimi. Ara sıra elli ayağı kayıyor, gözü, kolu değişiyor ama samimi. O kimse bir gün gelir, temizler.
Niyetleriniz bu noktada samimi olanlarla olur. Samimi olur. Niyetiniz burada samimi olup tövbe edip temizlenmek olsun. Niyetiniz burada tövbe edip zikrullah halakasında ölünceye kadar kalmak olsun. Niyetiniz samimi olup bir velinin halakasında hayatınıza devam etmek olsun. Yoksa niyetiniz böyle olmazsa bir gün gelir yolunuz ayrılır.
Niceleri Allah rahmet eylesin üstadımızın yanındaydı, peşindeydi, önündeydi, ardındaydı. Sağlığında bırakıp gittiler daha. Sağlığında bırakıp gittiler. Eleştirerekten gittiler. Eksik ve kusur sayaraktan gittiler. Hatta bazıları orada dururken onu eleştirirlerdi. Bu tasavvuf niyetle alakalıdır. Niye? İhlasla alakalı, samimiyetle alakalıdır. Çok ibadetle alakalı değildir. Mesela bir kısım insanlarla, bunu önümüzdeki haftaya bırakacaktım da devam edelim. Zahidlik yapmak için üstada girirler. Onlar dünyayı terk edip, dünyayla ilişkisini kesip, işte bütün her şeyle işlerini bir kenara bırakıp, böyle müzevi bir hayat yaşamak için girirler.
Bizim öylelerle işimiz yoktur. Biz zahidliğe öyle bakmayız. Bizim için zahidlik, dünyayı sevmemektir. Dünyaya aşık olmamaktır. Dünya için namazı, orucu, zikri terk etmemektir. Dünya sevgisini gönle koymamaktır. Dünya sevgisini gönle koymamaktır. Bir kısım mürid de, bir üstada bağlanma sebebi abidlik içindir.
Onlar da çok ibadet etmek için bir mürşid ararlar. İsterler ki habire bize ders versin. İsterler ki habire bize namaz üstüne namaz eklesin. Oruç üstüne oruç eklesin. Onları abidli kul haline getirsin. Buradaki abidlikten maksadım normal şartlarda orta yolu takip edip ibadet edenler değil. O kimse tükkanı kapatıyor, ibadet edeceğim ben diyor. Fabrikadaki işini bırakıyor, ibadet edeceğim ben diyor. Normal ticaretini bırakıyor, ibadet edeceğim ben diyor. Bizim yolumuz bu da değildir. Bizim yolumuz bu da değildir. Birinci anlattığım yolun başlangıcıdır bizden. İkinci ve üçüncü anlattığım bizim yolumuz değildir. Biz burada zahidlik ve abidlik yapmak için burada değiliz.
Bir kısım mürid vardır ki üstadın önüne oturuş amacı, niyeti dileksiz, isteksiz, nedensiz, niçinsiz olmaktır. O sadece ve sadece üstadın emir ve tavsiyelerine göre hayatını dizayn eder. Üstaddan bir şey istemez. Üstaddan bir şey beklemez.
Sohbetlerde söylenileni harfiyen yerine getirir. Kendisine bir saati bir şey söylenirse yerine getirir. Asla halinin değişmesi için, konumunun ve durumunun değişmesi için bir talepte bulunmaz. Bu hakiki mürittir. O üstada tabidir. O delil olarak üstadı görür, üstadın haliyle hallenir. Delil olarak üstadı görür, üstadın çizgisinde görür. Delil olarak üstadı görür, üstadın bu noktada rengine boyamazdır. Üstadın kokusuna görünür. O hakiki manada mürittir. O mürittir. O üstadın söylediklerini aklına vurmaz. O üstadın söylediklerini kendi kendine evde gidip bir daha kitap araştırmaz.
Burası tehlikelidir. Nasıl tehlikelidir? Gerçek bir üstada gitmediyse o kimse onun için tehlikelidir. Ama bu noktadaki olan bir derviş ama hal noktasında ama rüya noktasında kesin delile sahip ise onun önünde bir tek hüccet üstadıdır. O üstadın haliyle, sözüyle, o üstadın fiiliyatıyla kendisine ölçü yapar, asla ve asla tereddüt etmeden yürür. İşte dört çeşit bu manada üstadın önüne gelen mürid çıktı. Birisi vardır ki başlarken yolun başında sohbet etmek için, muhabbet etmek için, zikrullah etmek için o üstadın kapısına, halakasına gelir oturur. Bu kimsenin niyeti önemlidir. Bu kimsenin niyeti hariç temizlenmek, yol yürümekse orada temizlenir, yol yürür ve az önce anlattığım noktaya gelir.
Bir kısım mürid vardır ki oraya zülh tehlikel olmak için gelir. Bir kısım mürid vardır, sırf abid olmak için gelir. Üstad da der ki ben çok oruç tutmak istiyorum. Hani geldi ya sahabeden birisi, dedi ki daha fazla benim gücüm yeterli. Ona dedi ki hafta, ayda üç gün tut daha fazlasına gücüm yeter ya Resulallah. Pazartesi, perşembeleri tut daha fazlasına gücüm yeter ya Resulallah. Böyle müritler vardır. Ona yüz tane ders verirsin, ben daha fazlasını çekerim efendim der. Ona dersin ki al günde bir sefer bunu yap, ben bundan daha fazlasını çekiyorum ki der. Sahabenin söylediğini söyler. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri en sonunda bir gün boş bir gün dolu tut. Daha fazlasına gücüm yeter ya Resulallah deyince bu sana yeterler.
Ciddi bir şekilde. Ama o sahabe sonra der ki, keşke Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ayda üç gün başında, ortasında, sonunda tut dediğinde sussaymışım, kabul etseymişim. Şimdi yaşlanınca bu benim bedenime ağır geliyor artık der. O zaman ne gerek? İşte üstadın haliyle, sözüyle durmak gerek. Üstad sana bir şey dedi, sana bir gün oruç yeter dedi, bir günde kal. Sana otuz Ramazan oruç yeter dedi, otuz Ramazan oruç yeter sana. O arttıracağı zaman arttırır sana. O arttıracağı zaman arttırır, sana mı soracak arttıracağı zaman. Allah muhafaza eylesin. O yüzden asıl mürid, hiç halinin, tavrının değişmesini beklemeden, üstadının önünde boyun bir kere.
O, onun sözlerini, fiillerini kendine belirle olur. Allah cümlemizi öyle müridlerden eylesin inşallah. Fâlimelâhu.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi