mustafaozbag.org

25. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 46:37

Yediler ve Kırklardan bahseder misiniz? Bunların görevleri zahiri mi, batile mi, aynı zamanda mürşid-i kâmilerin yardımcıları mıydı? Bununla alakalı, Kirminci'de geçen hadis-i şerifler, yaklaşık 10'a yakın hadis-i şerif var. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri der ki, Kırk tane abdal vardır.
Veya eyla, eldal. Bunların 30 tanesi Şam bölgesinde, 10 tanesi Medine'de diye. Veyahut da işte bu şekilde kırk tane yeryüzünde abdalım vardır. Ve bunun bir tanesinin İmrâhim aleyhisselâmın kalbi güzel oldu. Arkaya gitseniz, sessiz olsunlar abdest alırlarken.
Abdest alalım. Sessiz olsun. Abdest alınlar biraz sessiz olsun. Derviş her yerde derviştir. Derviş sadece tekrde dervişte gelir. Derviş sadece ders yapılan yerlerde dervişte gelir. Derviş evde de derviştir, sokakta da derviştir, iş yerinde de derviştir. Buradaki dervişlikten kast, dervişin ahlakı. Yani güzel ahlak. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakı üzerine olmalı. Dervişliğin bir maksadı, amacı da budur. Bir insan sadece burada edepli olmayı. Sokakta da edepli olun. Evinizde de edepli olun. İş yerinizde de edepli olun.
Sadece burada Allah için gözyaşı akıtmayın. Evde de akıtın. Namazda da akıtın. Evde ders yaparken de akıtın. Kendi kendinize kaldığınızda da akıtın. Gece yalvarırken de akıtın. Dervişlik insanın bütün hayatının içine almalı. Sufi anlayışı, tasavvuf anlayışı insanın bütün hayatının içine almalı. Sabahtan akşama kadar, gece yatıncaya kadar, hatta yattıktan sonra da devam etmeli. Yattıktan sonra da nasıl devam edecek? Eğer gündüzünü yatıncaya kadar o adam o ahlak içerisinde geçirirse, gece yatarken de o ahlak içerisinde geçirirse, gece de devam eder o. Uykusunda devam eder. O zaman onun uykusu ibadet hükmüne geçer. O zaman onun yatışı nafile ibadete olur. Sabaha kadar sikretmiş gibi sevaba girer.
O zaten gece zikrullahı devam eder, sohbete devam eder. Her neyin içindelerinde duruyorsa o devam eder. O yüzden arkadaşlar, Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi öyle derdi. Mustafa Efendi oğlum derdi. İnsan boyunu parayla gider. İnsan, insanı parasız güderler. Parasız güderler sizi. Evinizde, işyerinizde, akrabalarınızda, etrafınızda herkes size bakar. Konuşmanıza, davranışınıza, hareketlerinize, yürüyüşünüze, yemek yiyişinize, su içişinize, çay içişinize, hanımınızla olan sohbetinize, çocuklarınızla olan muamelenize, anne babanızla olan muamelenize dikkat ederler. Neden? Çünkü siz bir misyon islamışsınız. O yüzden dikkat ederler. Ve bu onların dikkati, Allah'ın dikkatidir aslında.
O toplumun dikkati gibi gelir size. O Allah'ın dikkatidir. Allah, o kimsenin üzerine husisi bir nazarla bakar artık. Allah, o kimsenin üzerine husisi bir nazarla baktığında onun fazla hata yaptığı şansı yoktur. Niçin? Allah ona husisi bir nazarla bakıyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona husisi bir nazarla bakıyor. Ona maneviyat dediğimiz, veliler husisi bir nazarla bakıyor. Ona bu noktada söylenecek bir laf yoktur. O husisi bir nazarla bakıldığında o kimse ne kadar edepli, ahlaklı, iyi, güzel, hoş durursa ona o kadar fazla dua ederler. Hoşlarına gider bunların da. Bu kırklar diyoruz ya, evet, onların hoşlarına gider. Bunların bir veli, yani vefat edenleri var, bir de yaşayanları var.
Bu kırklar vefat edince görevleri bitmiş değil, onlar haydi, siz onlara ölü demeyiniz. O zaman o kimseler hayattalar. Ama normalde günlük işlere, dünyanın gidişatına veyahut da insanların gidişatına müdahale etmezler. Edecek olsa, ashab komple kılıcını kuşanır, iner meydana. Edecek olsa bütün peygamberler gelir, iner. İmtihanın sırrına aykırı bu. Eğer onların, eğer hani derler ya, işte onların da tasarrufları devam eder. Onların tasarrufları da Allah'ın iznine ait. Onların tasarrufları kendi başlarına değil ki, kendi kafalarından değil ki, eğer öyle bir şey olmuş olsa, bugüne kadar gelmiş geçmiş ne kadar veliyullah, evliyullah varsa hepsi de inerler aşağı, Müslümanları galip hale getirdiler.
Ya demek ki onlar kendi tasarruflarında değil. O tasarruf, sevenler, sevilen arasında bir kimse, Hazreti Geylani Hazretleri'ni çok fazla sever, onunla bir mani bir irtibatı olur. Ama asıl irtibat yaşayanlarladır. İşte bu yetmiş tane, bir rivayette kırk tane ama o kırk tane veliyullah her daim sağdır. Ümmetimden kırk tane aptal vardır der Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Bunlar ne işe yararlar? Öyle ya, bunların işleri ne? Bunların durdukları nokta ne? Bu noktada bir ayeti kerime var. İşte o Allah'ı seven, Allah'a muhabbet eden, Allah yolunda koşturan o kimseler olmasaydı, yeryüzünde Allah'ın mescitleri, Allah'ın dini yıkılırdı. Allah onlarla dinini ayakta tutar. Onlar yeryüzünün direkleri hükmündedir der.
Bu ayeti kerimeyi tefsir edenler ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri der ki, bir salih kimse, bir salih kimse, bir beldenin direğidir, bir bölgenin direğidir. Yani bir o veli, yani o kırklardan bir kimse, o bölgede bir direk gibidir. Hani dini ayakta tutmaya yarayan direk, dünyayı değil. velil, mürşidi kamillerin işi, mürşidi kamillerin görevi dini ayakta tutmak. Dindarlığının arasında dini ayakta tutmaktır. Vazife budur. Vazifenin aslı, özü, temeli bu abdalların, üçler, beşler, yediler, kırklar dediğimiz kimselerin vazifesinin özü, dinin ayakta kalmasını sağlamaktır. Bunun için mücadele etmektir, gayret sahip etmektir. Asıl görevi budur. Bakın, asıl görevi budur. Onların üzerine uçlu kaçlı muhabbetleri koyarlar.
Onların üzerine böyle işte harikulade haller muhabbetleri koyarlar. Evet, onlardan harikulade haller görülür. Keramet dediğimiz şey. Ama onların görevi bu değildir. Onların görevi dinin ayakta kalması, dindarların ayakta kalması, dinin yaşanması ve yaşatılmasıdır. O bir hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri der ki, bir salih kimse bir evin kurtuluşuna sebep olur. Bir salih kimse bir mahallenin kurtuluşuna sebep olur. Bir salih, bunların hepsi de hadis-i şerif. Bir salih kimse bir beldenin kurtuluşuna sebep olur. Bir salih kimse bir kavmin kurtuluşuna sebep olur. Nasıl sebep olur? Onlara dini tebliğ ederekten, dini yaşatmaya ve dinin anlaşılması, anlatılması noktasında önder olarak da, gayret sarf ederekten sebep olur.
Yani orada Kur'an ve sünnetin, İslam, Kur'an ve sünnetle muhkim ve hakim. O zaman o kimseler, Kur'an ve sünneti hem kendi nefislerinde hem de etrafındaki insanlarda öylesine yaşar ve yaşatırlar ki, din ve dindarlar ayakta kalırlar. Ve o insanların kurtulmasına vesile olur. O insanların hidayete gelmesine vesile olur. O insanların Kur'an ve sünneti yaşamasına vesile olur. İşte bunlar yeryüzünde Allah'ın diktiği direkler gibidir. Nasıl dağlar, karayı, bildiğimiz toprağı, bildiğimiz dünya dengesini, düzenini tutturup, direk hükmünü alıp, bütün ovalar, bütün her şeyler onlara bir şekilde bağlı kalarak da, dünyanın fiziki sistemini koruyorlarsa, yeryüzünde de manevi sistemini koruyan manevi direkler vardır ki, işte bunlar da o 40 kişidir.
Ha bu daha artar. Bunu başka ad-i şeriflerde 360'a, başka ad-i şeriflerde 300'er, işte değişik rivayetlerde 120'ye filan tekabül ettirirler. Doğrudur, o ad-i şeriflerde sahihtir. Ama bunun 120'si de Mürşid-i Kamil değildir. 120'si velidir. Ama içinden 40 tanesi Mürşid-i Kamil, abdal hükmündedir. Bunların içerisinden, sonradan, ama İmam-ı Temmiz'i olsun, ama o arkasından gelen başka tasavvuf-i imamlar olsun, bunların içerisinden 7 tanesini ayırmış, bunlar 7'ler hükmünde demiş.
Had-i şerifte var. Bunların içerisinden ayırmışlar, 3 tanesini 3'ler demişler. İçinden bir tanesini kutbul aktap demişler. İbrahim gönüllü olanı, İbrahim kalpli olanı kutbul aktap demişler. Ve o kutbul aktap, bütün öbür günlerin üzerinde, bütün öbür, o 40 tanenin üzerinde bir hükmünde. Hem fasilet olarak, hem maneviyat olarak, hem ilim olarak, hem bilgi olarak. İlim ve bilgisi burada zahiri değildir, manevidir. Ve bunlar yeryüzünde, Allah'ın dininin ayakta kalması için mücadele ederler. Allah'ın sevilmesi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadretlerinin sevilmesi, dinin hükümlerinin uygulanması, dinin hakim olması için bunlar mücadele ederler. Ve o mücadelelerinden geri dönmezler.
İşleri budur, başka işleri yoktur. İşleri budur, başka işleri yoktur. Halleri de, maneviyatları da bunun üzerine kuruludur. İşte biz onlara, hadis-i şerifin deyimiyle, ister kırklar diyelim, ister abdal diyelim. Abdal dersek, bir de aptal olarak anlıyorlar insanlar, öyle aptal değil. Allah muhafaza eyleseyim. O aptal kültürü bizde varmıyor zaten Türkler'de, meşhurdur o. Ama ne yazık ki o aptal kültürünü, Türkiye değişik kesimlere, kesimlerin eline bırakmış. Veya o değişik kesimlerin eline kalmış. Sanki aptal denilince, işte böyle bir Türkiye'deki dinsizlerin, aleviliğin arkasına sığınıp da, alevilerin de kendilerine aptal kültürlerinin, kendilerine kültür edindikleri gibi anlaşılıyor.
Ve aptal kelimesi kullanılmınca başka bir yere gidiyor. Hani bir sultan aptal var ya, veya da bir sürü aptal koymuşlar ya, işte o aptallar eğer gerçekten Kur'an ve sünnet seni işleyip veli hükmündelerse, onlara söyleyecek bir sözümüz yok. Ama veli, işte evtat, aptal, bunların bu tip isimleri var, değişik kitaplarda okursunuz. Hepsi de bunların, o mürşidi kamil dediğimiz kırk kişiye tekabül eder. Ha, o zaman Allah yeryüzünde, yeryüzünde dinini, dinini korucak, dinini muhafaza edecek. Koruyucusu Allah ya, onu kulların eliyle, kulların vesilesiyle, sizlerin vesilesiyle yapacak. Hani siz Allah'a yardım ediniz, Allah'ın dinine yardım ediniz, Allah da sizi affetsin.
Allah'ın dinine yardım etmek ne demektir? Allah için, Allah'ın dini için uğraşmak, çaba sarf etmek, gayret sarf etmek, o uğurda, o uğurda mücadele etmektir. Kulun, Allah'ın kullarının yardımına ihtiyacı var mı? Yok. Burada değişik bir aslında şey vardır, terslemesine bir anlayışı artır. Uzun mesele, meseleyi çok uzatmayın, saat on oldu, hakkınızı helal edin. Evet. Velilik, aptallık odur. Karşılıksız sevgi beslenilen bir dervişte fâni olması mümkün. Dervişte fâni olmak, dervişin muhabbet edip, o dervişin her haliyle, her haliyle haline vakıf olmaktır. Fâni'lik birisinde yok olmaktır.
Birinde yok olmaktır. Fâni olmak odur. Fena bulmak, birinde yok olmaktır. Edebiyat da çok güzel. Dervişte fâni olmak, dervişin birisinde görülmesi çok zor. Çünkü derviş bir kimseyi severken öyle ön koşulsuz, ön şartsız, kimliksiz, kişiliksiz sevmesi çok zor. Bunu ben çok beklemiyorum derviş kardeşlerin arasında.
Ama şunu bekliyorum. WhatsApp bir muhabbet. Birbirinize yardım etmeseniz dahi zarar vermeyin. Zarar vermemek de yardım etmeyin. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Birbirinizin hatasını, kusurunu o kimsenin yüzüne söylemeyin. Birbirinizin hatasını, kusurunu o kimsenin yüzüne söylemeyin. Ya diyeceksiniz birinin kusuruna, yüzüne söylenecek mi? Evet, yüzüne de söylemeyin. Sen bunu neden böyle yapıyorsun demem. Ona tatlı bir şekilde, irşadi bir vazife yap. Ona değişik kanaldan yaptığının yanlış olduğunu anlat. Adama sen bunu neden yapıyorsun dersen, hatasını yüzüne vurmak olur ki uygun değil. Bu iki kişinin hukuku arasında, iki dervişin hukukunda yoktur bu. Alim, hakim ve amir hükmündeki bir kimse bunu sen neden yapıyorsun diyebilir.
Ama bir derviş kardeşin, bir derviş kardeşe bunu neden yapıyorsun, bunu yanlış yapıyorsun, bunu hatalı yapıyorsun, bunu böyle yapma deme hakkı yok. Orta da derviş kardeşler birbirlerini muhabbetle, birbirlerini sevgiyle, birbirlerini tatlılıkla, duayla yardımcı olmaya çalışsınlar. Cemaatlerin bölünmesinin, parçalanmasının, birbirlerine düşmesinin sebebi budur. Nefis, karşıdaki kimsenin hatasını ve kusurunu sizin gözünüzün önüne getirin. Ve siz, o kimsenin çok iyi niyetli olduğunuzu düşünerek, hatasını, kusurunu iyileştirmek adına, onun hata ve kusurlarını onun gözünün önüne serersiniz. Ve şeytan ve nefis, sizi devamlı insanların hatalarını ve kusurlarını sizin gözünüzün önüne getirmeye başlar.
Bu bitmez, tükenmez bir girdaptır. Ve bu kimse etrafındaki bütün herkesin hatalarını ve kusurlarını yaymaya başlar. Ve kendi hatasını ve kusurunu hiç düşündürtürmez. Ben öyle derviş kardeşler tanıdım, öyle zakirler, öyle çavuşlar da tanıdım. Bütün herkesin hatasını, kusurunu biliyor. Ve herkesin hatasını, kusurunu söylüyor. Ve etrafında hiç kimseyi bırakmıyor. Şurada hepimiz birbirimizin hatasını, kusurunu açılsa perdelerimiz manevi olarak ve hepimiz birbirimizin hatalarını, kusurlarını görmüş olsak, hepimiz birbirimize düşman oluruz. Allah'ın örttüğünü insanlar neden açarlar ki? Kapattığın insan oğlu neden açar ki?
O zaman, derviş kardeşimizin muhabbetimiz var ise, oluşacak ise, birinci derecede biz onun hatasını görmemeye çalışacağız. Biz onun kusurunu ona dillendirmemeye çalışacağız. Onun kusurunu bir başkasına da anlatmamaya çalışacağız. Çok negatif bir noktada görebilirsiniz herhangi birisini. Ve o çok negatif noktada gördüğünüz bir kimseyi burada ağlarken de görürsünüz. Veya benim yanımda da görürsünüz. Veya benimle çok dost görürsünüz. Çok samimi arkadaş görürsünüz. Benim yanı başımda dahi görebilirsiniz onu. Sakın! Yanlışa düşmeyin. Hataya düşmeyin. Bunlar sizi alt atmasın. Bir kimse bir başkasının hatasının kusurunu, eksiğini görüp de onunla uğraşmaya başladıysa, yeminle söylüyorum, vallahi o şeytanın oyuncağı olmuştur.
O şeytanın oyuncağıdır. Bu sizi geri durdurmaz, geri dönülmez bir girdavın içine katar. Eşinizin hatasını, kusurunu başlarsınız araştırmaya. Çocuklarınızı görürsünüz, anne babanızı görürsünüz, akrabalarının kini görürsünüz. Arkadaşlarınızın kini görürsünüz, çavuşlarınızın kini görürsünüz. Ondan sonra şeyhinizin hatasını görmeye başlarsınız. Ondan sonra peygamberi bilen hatalı görürsünüz. Haşa! Evet, adamın birisi öyle dedi bana. Adamın birisi diyorum bakın ona ben. Dedi ki peygamber Mekke'den kaçtı gitti dedi. Bunu dosdoğru söyledim dedi. Böyle kaldım ben. Hiç konuşmadım.
Selamun Aleyküm dedim, takkettim o bir. Arkadaşlara dedim ki yanındakınlara, bu dedim uçmuş. Konuşmaya gerek yok bununla. Az eylesin. İnsanda hata kusur aramak ve insanların hatasalarının kusurlarını araştırmak insanı bu noktaya götürür. Ve bütün ehli tasavvuf imamlarının hepsi de birleşmişlerdir ki bir kimse birisinin eksiğinin noksanının üzerine düştüyse, onu araştırıyorsa, onu görüyorsa o şeytana uymuştur.
Ve size tasavvufi bir terbiye. Eğer birisinin bir eksiğini görüyorsanız o eksik sizindir. Eğer bir kardeşinizin hatasını görüyorsanız o hata size aittir. Onu kendi nefsinize vuracaksınız. Onu kendinize vuracaksınız. Diyeceksiniz ki bu hata bize ait. Diyeceksiniz ki bu yanlışlık bana ait. Bu yanlışlık bana ait ki Allah bunun üzerinde bana gösterdi bunu. Dedi ki Mustafa Özbağ, sakın ha sen bu yanlışı yapma. Niçin? O bana gösterildi o eksiklik. O eksiklik bana gösterildi diye düşünürsen, yani benim eksikliğim bana gösterildi. O zaman biz birbirimize aynı olacağız. Mümin, müminin aynasıdır. Keşi mümine baktığında, kişi birbirine baktığında kendisini görür. Ve siz karşıda bir eksik hata görüyorsanız o hata kusur sizindir o zaman.
Kendinizi görüyorsunuz ya. Sizin mümin kardeşiniz sizin aynanız oldu. Siz ona baktığınızda hata görüyorsanız sizde hata var. Tövbe edin. Ama şuna da düşmeyin. Bu da bir değişik bir megalomanlıktır. Yani hiç herkes hatasız kusursuz. Öyle değildir hiçbir kimse. Herkesin hatasız kusuru vardır. O kapı aralık dursun orada. Bizim üstadımızın da şeyhimizin hatasız kusuru vardır. Sakın üstadınızı, şeyhinizi, aktam kabul ettiğiniz kimseyi hatasız kusursuz söylemeyin. Başkasına anlatırken de öyle anlatmayın. Tasavvufla değil. Bizim şeyhimizin hiç hatası kusuru yoktur. Hayır bizim yolumuz öyle değil. Bizim şeyhimizin de hatası kusuru yanlışı vardır.
Eksiği vardır. O da bir insandır. O da bir insandır. O da bizim gibi yer, içer, bizim dünyanın şartlarında yaşar. Ben de sizin gibi markete gidiyorum, alışveriş ediyorum. Ben de sizin gibi manava gidiyorum, pazara gidiyorum, alışveriş ediyorum. Sonuçta benim hayatımın sizin hayatınızdan farklı bir yönü yok. İnsanız. Bütün üstadlar, bütün veliler, bütün mürşidi kamiller, bütün evliyalar, bütün dervişler, bütün sufiler insandır sonuçta. Onların da hataları, kusurları, eksiklikleri, yanlışlıkları muhakkak olacaktır. Ve muhakkak ki derviş kendi dairesinde, kendi üstadını hatasız ve kusursuz görmeye çalışır. Ama bunu bir başkasına, bizim üstadımızın hiç hatası kusuru yok derse, yanlış anlatmış olur, yola laf getirmiş olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kardeşler, genel anlamda, vasat olarak birbirlerinin hatalarını, kusurlarını birbirlerinin eleştirircesine, kıyarcasına söylemeyecekler.
Arkalarından konuşmayacaklar, gıybetlerini etmeyecekler, süvizan beslemeyecekler, onlara dua edecekler, onlara hirmet edecekler. Onlara bu noktada, doğru noktada istihdam edilmesi için yardımcı olacaklar. Ellerinden tutacaklar ki bu, karşılıksız sevginin ürünü. Ve bir şey beklemeden. Ha ben senin elinden tuttum, ha bana böyle, ha bak bunu böyle bana, ya ben tuttum senin elinden. Allah muhafaza eylesin. Kendi nefsinizi görmeden, kendi kirlinizi ve kişiliğinizi görmeden, fîse bilillâh, Allah için yaşayıp, Allah için davranmak, Allah için sevmek. Fena olmak odur. Allah bizi muhafaza eylesin. Dabbetül arz hakkında bilgi verir misiniz demişler. Bu dersleri yaptıydık Tavcıya. İnşallah bir ara yine yapalım.
Fena makamıyla vahdedi vücudu açar mısınız? Fena makamıyla vahdedi vücudun açılması uzun bir mesele. Bir de yani, vahdedi vücud anlayışını herkes kabul edecek diye bir şart yok. Veya herkes vahdedi şuhut noktasında duracak diye de bir şart yok. Yani onu böyle daha şumullu, daha temelli bir anlayışa oturtmak lazım. Yani o vahdedi vücud düşüncesini insanlar böyle sanki bir sohbetle anlaşılacak, bir sohbetle, daha doğrusu anlatılabilecek bir mesele değil.
Onun bir sohbetle anlatılması çok güç. Yani ben bu sohbetleri biraz böyle arkadaşların bütün umumi sohbetlerde bunları böyle şey görüyorum biraz, zamana yayılması gerektiğini düşünüyorum. Buraya gelen arkadaşların bir kısmı yeni, vahdedi vücudun ne olduğunu daha iyi bilmiyorlardı. Vahdedi vücudun ne olduğunu bilenler elini kaldırsın diye. Yani 3-4 kişi kalktı. Yani vahdedi vücudun ne olduğu anlatılması lazım. Ve vahdedi vücudla fenanın arasındaki alışverişi anlatmaya kalkarsak, yani bu kardeşlere Fransızca konuşmuş gibi olmuş olacağız. Ve daha da gerçeğini söyleyeyim. İşimiz bu değil. İşimiz insanlara vahdedi vücudu anlatmak değil.
Hakkınızı helal edin. Bu soruyu soran kardeş de hakkını helal etsin inşallah. Her kim ise. İnsanlar dinsizlik cereyanının içerisinde, ahlaksızlık cereyanının içerisinde, ibadetsizlik cereyanının içerisinde inim inim inliyor, kavruluyor. Bu bizim sohbetimiz şuna benzer o zaman. İstanbul hani muhasara altına alınmış ya. Fatih Sultan Mehmet muhasara altına alınmış İstanbul'u. Düşürecek, fethedecek. Erkek, Bizans'taki ruhban sınıfı, melekler, erkek mi dişim onu tartışıyorlarmış içeride. Bu ona benzer. Yani biz muhasara altındayız şu anda. İslam, daha doğrusu İslam derken Müslümanlar, müminler muhasara altında.
Deccaliyetin, şeytaniyetin, sufiyaniyetin, şehvaniyetin, şeytaniyetin muhasarası altında. Evlerimize kadar girmiş, çoluğumuza, çocuğumuza kadar girmiş. Geçen gün kadının birisi telefonda ağla desem ağlayacak. Kızım 13-14 yaşında diyor, askısız bir şey giymek istemiyor diyor. Evde problem yaşıyoruz diyor. İlla ki dekolte ve askı giyeceğim diyor. Askılı kıyafet giyeceğim diyor. Bir tanesi aradı, kızı daha 9 yaşındaymış. O da diyor askılı giymek istiyor, ne yapabilirim diyor. Yani şu arada bir haftalık bir mesele. En azından 3-4 tane payan telefon açmıştır. Yani biz bu kızları askılı giymekten, dekolte giymekten nasıl kurtaracağız, nasıl geriye döndüreceğiz diye.
Yangınımız burada bizim, derdimiz burada. Bugün gazetede okuyorum, estazi kullanma yaşı 9'a inmiş. Bu uyuşturucu kızlarımıza, genç çocuklarımıza, genç kızlarımıza estasiyi veriyorlar, fuhuşa itiyorlar. Her türlü, her türlü ahlaksızlığı itiyorlar. Ben bangır bangır bağırıyorum ya, çocuklarınızı yanınızda getirin diye. Erkek çocuğu yanınızda getirin. Getirin, kaç yaşın, çişini söylüyor. Normalde bir şey yok. Al getir çocuğunu derse. Onun kendi kendine sen rahmet nazarından bakma. Ya derse götürmeyin. Ya orada oynuyorlar. İşte susun diyorlar. Orada rahatsız olun. Hayır, onu düşünme. Evet, biz ona buradan susun diyeceğiz. Veya sen de gideceksin, susturacaksın.
O çocuğu burada eğiteceksin. O çocuğu burada eğiteceksin. Niçin? O çocuk yarın öbür gün her şeyi öğrenecek çünkü. Biz temeli sağlam atacağız. Bizden sonraki nesillere sağlam atacağız. O yüzden veya kendi arkadaşlarımızı sağlamlaştıracağız. İşimiz bu. Vahdedi vücut olsan olacak, vahdedi şuhut olsan olacak. Yemin ediyorum hiç derdim bu olmadı. Hiç olmadı. Bizim Ege bölgesinde bu çok meşhurdur. Melami çoktur bizim orada. Melamiler çok olunca bu meseleler o kadar çok kurcalarlar, anlatırlar, konuşurlar ki her şeyde bir mana, her şeyde başka bir şey ararlar onlar. Ben onların içerisinde piştim. Onlara laf yetiştirmekle piştim ben.
O yüzden Allah affetsin benim alanım, hatta bazen ben kaydırıveririm kendimi husus o tarafa. O bir numaralı melami bakar ki ben ondan daha melamiyim. Der ki ya o zaten melamım benden içi. Ama bu günlük İslami hayatta, günlük İslami hayatın mücadelesinde, günlük İslami hayatın direnişinde bize bir faydası yok. Biz buradan dışarı çıkınca, biz buradan dışarı çıkınca biz dinsizlikle karşı karşıyayız.
İmansızlıkla karşı karşıyayız. Buradan dışarı çıkınca, dışarı çıktığımızda hiç kimse bize vahdet vücudu sormuyor. İnsanlar oluk oluk dinsizliğe gidiyor. Oluk oluk. Yanlışları baktığımızda kendi çocuklarımızı, ben onları küçümsemiyorum, kötülemiyorum ha. Onlar da bizim evlatlarımız, kendi çocuklarımız. Kendi kızı kardeşlerimiz, kendi torunlarımız, kendi yeğenlerimiz, benim değilse senin, senin değilse bir başkasının.
Arkadaşlar, kardeşler, direk olun. Öyle salih insanlar vardır ki evinin direğidir diyor. Allah onunla evi hidayete erdirir. Hidayetine vesile olur. Öyle salih kimseler vardır ki onunla Allah mahalleyi hidayete erdirir. Bir beldeyi köyü hidayete erdirir. Bir ili hidayete erdirir ve onları korur, muhafaza eder. Onların kurtuluşuna sebep olur. Hepiniz o salih insanlardan olur. Önce evlerinizi, evlerinizin kurtulmasına sebep olur. Önce çoluğunuzun, çocuğunuzun kurtulmasına sebep olur. Çocuklarınızı namaza alıştırın. Çocuklarınızı oruca alıştırın. Çocuklarınızı iyi ahlakı öğretin. Kız çocuklarınızı tesettüre alıştırın. Kız çocuklarınızı namaza, oruca alıştırın.
Evet, alıştırın. Kız çocuklarınızı ibadete alıştırın. Muhakkak alıştırın. Kız çocuklarınızı, ailelerinizi namaza alıştırın. Şimdi buranın üst katını açmamızın sebebi o. Üst katı bayanlara açacağız şimdi. Buradan parmaklıklar yapacağız. Aşağıdan yukarısı görülmeyecek. Bayanlar da buraya sohbete gelebilecekler. Perşembe akşamları veya atmelere. Tek taraflı olmuyor, yaşanmıyor. Birisi geliyor burada sohbete katılıyor. Fakat ailesi onun buraya gelmesini istemiyor. Hiç olmazsa eşini getirsin, annesini getirsin, ablasını getirsin, kız kardeşini getirsin veya çocuğunu getirsin. Burada ne yaşandığını görsün. Ne anlatıldığını görsün. Onun da gittiği yere, o kimse de hiç olmazsa ses çıkartmasın.
Veya birlikte yaşasınlar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında nasıl eşleriyle beraber mescide gelip namazlarını kılar, insanlar öyle ayrılırlardı. O dinin yaşanması lazım. O havanın teneffüs edilmesi lazım. O havanın bu noktada algılanması lazım. İnşallah. O yüzden bu tip vahdeti vücuttur, vahdeti şuhuttur. Bu tip sohbetlerden biraz kendimi uzak tutmaya çalışıyorum. Çünkü asıl işimiz, asıl mesajımız, asıl varmak istediğimiz nokta bu değil. Hakkınızı helal edin. Allah hepinizden razı olsun. İnşallah. Bundan sonra girişler buradan. O yüzden arkadaşlar kapının önünde fazla durmazlarsa iyi olur. Bu tarafa da normalde zamanla inşallah şey olsun, arkadaşlar alışsınlar.
Osman sert davranma kapıdaki insanlara. Arkadaşlar, bu hepinize ne tekkede ne burada hiçbir kimse, hiçbir kimseye sert davranmasın. Hiçbir kimse, hiçbir kimseye, hiçbir kimseye, bu Osman kardeşi için söylemiyorum, genel bir şey söyleyeyim. Hiçbir kimseye tepeden bakmasın. Tatlılıkla, yumuşaklıkla, incelikle davranmasın. Herkese. Bu disiplinsizlik değildir. Allah affetsin, hakkınızı helal edin. Kendimi böyle konuşmak için söylemem. Ben disiplinli bir insanımdır. Disiplini severim. Disiplin demek, sertlik demek değildir. Disiplin demek, insanları kırmak, üzmek, kötü davranmak demek değildir.
Bakın, yaklaşık bu kardeşler 13, 14, 15 yıl oldu, 16 yıl, kaç yıl oldu? 17 yıl oldu. 17 yıldır yanımızdalar bunlar bizim. İçinizde olanlar da var tabii. Yakın dairede, arkadaşlar. Daha ben onlara bir tek sert lafım yoktur. Yani böyle hakaretvari, böyle kırıcı bir şekilde. Demişim de, bu iş böyle olmaz. Eyvah. Cemaatla alakalı, gidişatla alakalı, yapılanlar, yapılacak olanlarla alakalı. Ve o yakın dairedekiler benim disiplinimi almıştır hepsiler. Ben disiplini severim. Kendimi de disiplin ederim. Allah affetsin. Daha ben söylerim ya, daha bir perşembe dersi kaçırdım bilmem diye.
Ben buraya gelmesem kim hesap soracak ki bana? Kimse hesap sormaz. Bir telefon açalım, gelemeyeceğim. Ayağım ağrıyım, yatarım evde. Hayır. Cenab-ı Hak inşallah o gevşekliği bana göstermesin. Disiplin farklı bir şeydir. insanlara sert ve ters davranmak farklı bir şeydir. Hiç kimseye sert ve ters davranmayın. Allah rızası için bunu sizden istiyorum. Disiplininizi bozmayın. Edebinizi, ahlakınızı, disiplininizi, tavrınızı, tutumunuzu bozmayın. Eyvallah. bu ibadet içinde, bu yol içinde, bu gidişat içinde lazım. Bu lazım. Disiplin olmazsa hiçbir iş yürümez. Hz. Resulullah, Uhud'da dedi ki sahabelere buradan ayrılmayacaksınız. Onlar bu disiplini gösteremediler.
Aşağı indiler. Uhud bozgun oldu. Huneyn'de savaşı çok rahat, kazanacağız diye yürüdüler sahabeler. Disiplini bozdular. bir anda bozguna uğradılar. Bir anda bozguna uğradılar. Bir anda dağılıverdiler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri toparladı. Sürdü atını düşmanın üzerine, müşriklerin, kafirlerinin üzerine. Kılıcını sağa sola sallaya sallaya. Bir tarafında Hz. Habbas, bir tarafında Musab bin Ömeyr olması lazımdı herhalde. Ebu Bekir, bir tarafında Hz. Ebu Bekir Efendimiz atını tutup geri çevirmeyi düşünüyorlar ona. Yani Resulullah'ı korumak için sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Bakın onu korumak için atını geri çevirmeyi düşünüyorlar.
Ama at dahi sahibine göre kişiliyor derler ya. At dahi türleri diken diken oluyor anlatırken. Beni çok heyecanlandırır o. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin o hali. O cesareti, o secahatı, o görüşü, o düşüncesi, onun yılmazlığı, o demir pençe gibi duruşu. yürüyor. Bir anda diyorlar ki biz düşman hattını geçtik, arka tarafta kadınlar var ya savaşanların arkasında arka hizmeti gören. Kadınların oraya kadar varmışlar. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri yara yara kıyakaya yürümüş. Tabi onlar da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni koruma adına onlar da savaşıyorlar. Ve diyor ki Abbas söyle şu ashabı nereye gidiyorlar? Nereye gidiyorlar? Dönüp nereye gidiyorlar? Söyle şunlara seslen.
Hazreti Abbas Arap lehçesini Arap dilinen öylesine hakim ki belagatlı bir şair kadar belagatlı hatta şairden üstündür belagatı. Başlıyor. Ey Medineli muhacirler siz ki şöylesiniz şöylesiniz dur ah duruyorlar Medineli'ler işte Evs kabilesi şu bu başlıyor Temim kabilesi hepsini methediyor teker teker seslenen duruyor bir mührah geriye bir anda savaş geriye dönüyor.
Disiplin disiplin nefesimizin sonuna kadar disiplin nefesin sonuna kadar disiplin disiplini bozmak yok hayatımızı disiplinle disiplinle geçireceğiz dergahta disiplinli olacağız edebimizde adamımızda disiplinli olacağız dışarıda disiplinli olacağız disiplinli olacağız o disiplini üzerimize sağlayacağız bu kırmak için bu üzmek için bu insanları Allah affetsin ikinci sınıf vatandaşı koymak için değil Allah bizi affetsin o yüzden görev yapan hizmet eden arkadaşları kardeşlere de yardımcı olun onlar bir yer gösterdiklerinde
veya burayı boşaltın dediklerine uyun onlara onlar da buranın sağlığı selameti düzeni için uğraşıyorlar onlar da böyle sen ne karışıyorsun buna filan o noktada da olmayın bu da haberse neden ya o kardeş sana kalk içeri dur diyorsa kapının ağzını boşaltacak işte gel geç yeri boşaltacak insanların sağlığı selamet için hakkınızı helal edin cumartesi bu akşam burada yine ders var ha kandil günü kandili hazırlanın cumartesi gün gündüz oruç tutun pazar günü gündüz oruç tutun orucunuzu en azından ikileyin yani ikileyin ki
inşallah bu beraat kandilini dolu dolu geçirin bol bol salavat-ı şerife getirin bol bol tövbe edin bol bol Allah'ı zikredin şaban ayında çok oruç tutun bu ay Muhammed Mustafa'nın ayı ona hürmet etmek demek onun ayına da hürmet edeceksin onun ayına hürmet ediyorsan onun kendisine hürmet etmek demektir o yüzden oruç tutun salatu selam getirin birbirinize muhabbet besin hediyeleşin kandil günü hediyeleşin bunu bidat derler hayır kandili hatırlayalım hediyeleşelim selamlaşalım kandilleşelim sadece cemaatin kendi içerisinde değil
dışarıdaki kardeşlerinizle arkadaşlarınızla anne babalarınızla kayınpeder kayınvalide akrabalarınızla büyüklerinizin gidin ellerinden öpün cumartesi kısmen tatil bunu bir bayram havasında bunu bir kandili bayram havasında inşallah kandili yaşayın büyüklerinizin gidin elinden öpün onları ziyaretin kandillerini mübarekleyin hiç olmazsa telefonla gönüllerini alın arkadaşlarınızı kardeşlerinizi etrafınızdaki tanıdıklarınıza bir mesaj çekin bir telefon çekin kandili hatırlasınlar yemin ediyorum insanların kandilden haberleri yok
hatta yarından itibaren telefonlaşın kardeşim yarın kandil inşallah kandil günü oruç tutmak tövbe etmek namaz kılmak sevap beraat kandili günahlarımızın affi için uğraşalım tebliğ bir nefesle de olsa tebliğ edin bir harfle de olsa tebliğ edin bir işaretle de olsa tebliğ edin bir sözle de olsa tebliğ edin dini tebliğ edin o yüzden böyle dalga dalga yayılsın bütün her taraf evlerinize oruç tutturmaya gayret edin eşlerinizle söyleyin kandil günü beraber oruç tutalım hadi kalkalım beraber sahur yapalım bunu teşvik edin
çocuklarınızı teşvik edin muhakkak kandil günü ve ertesi günü oruçlu geçirmeye gayret edin teşvik edin bir bütün şeklinde yaşayın annelerinizle babalarınızla etrafınızda kandili hatırlatın yani sizin ailenizde hiç bugüne kadar kandil kültürü olmayabilir siz o kültürü başlatın evlerinizde o gün özel yemek gelsin yani kandil olduğu hatırlarsın hiç bir önemli değil o gün bütün aile toplansın iftar etsin evde evet veya annenize gidin veya kayınvalidenize gidin hususi bir iftar olsun kandil yapmamızın sebebi o böyle bir birlikteliği
devam ettirmek yani kandil hep beraber yemek yiymiş haydi oradan hep beraber zikrullah gelinsin derse gelinsin ders yapılsın zikrullah yapılsın inşallah böylece mesele hallolsun hakkınızı helal edin üç ihlas bir fatiyan şerife müdaad peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme gelmiş geçmiş bütün peygamber rızı şanlı fıdirlik ruhlarına hediledik basır ve hissedareyle yaram amin yani yâriy vekir sıddık ömer ufârik osman cümle el hazidinin ruhlar muhakkuklarına hayra hediledik basır ve hissedareyle yaram amin hıdır
ruhlarına hediledik basır ve hissedareyle yaram amin hıdır yâriy amin Bismillahirrahmanirrahim.
Efsane zikr fâhı vernehu. Lâhîn.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi