Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 34:21
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayır eylesin inşallah, önünüzünüzü hayırla eylesin, buncuklarınızdan hayır eylesin, korktuklarınızdan muz muhafaza eylesin. Geçen hafta dersi yapamadık, hiç olmazsa bu hafta bari yapalım. Müritler üç kısmı hayır olsun. Arka taraftan biraz daha bu tarafa doğru gelebilirsiniz, şu arka taraf boş.
Birinci sınıf, müritler Allah'ın nefsi için isterler. Allah'ın nefsi için isteyen, bunlar bakın, bunları böyle anlatıyorum, bunlar böyle aşağılanmış olarak değil, mürid olmak büyük bir şerefiz. Müritlik yoluna girmek, tasavvuf yoluna girmek büyük bir nasiptir.
Önce bunu bir bilin. Bu yol, tasavvuf yolu herkese açık ama herkesin yürüyebileceği bir yer değildir. Herkesin yüreği, herkesin sonlandırabileceği bir yer değildir. Yani son nefesine kadar gidebileceği bir yer değildir. Bu yola girmek ne kadar büyük bir şeref ise, ne büyük bir fazilet, ne büyük bir bereket, ne büyük hikmet ise, sonlandırmak, onun kat ve kat büyük bir berekete, kat ve kat büyük fazilete nail olması.
Sonlandırmaktan kastım, son nefesini o yolda vermek. Son nefesini o halakanın içerisinde bulunaraktan teslim etmek. O halak-ı zekrullah'ta, o tasavvuf yolunda devam edip, devam edip son nefesini orada vermek. Burada bir kimse yol gider gitmez, ne bileyim işte belli bir makamata ulaşır ulaşmaz, belli bir hale ulaşır ulaşmaz, bunlar benim için çok önemli değildir. Önemli olan son nefese kadar o yolun içinde bulunmaktır.
Bunu baştan bir belirteyim. Bu müridler, yolcuların ilk hali olarak görürler bunu, hani üçe ayrılır dedim ama, birincisi, müridin yolun başlangıcındaki halidir. Allah'ı nefsi için ister. Nefsi için istemek şudur. Bir, yapmış olduğu hata ve kusurlardan korkaraktan mürid olmayı seçer. İki, umar. Ummak denir ya ama, cenneti umar, cemallahu umar. O yüzden mürid olmayı seçer.
Bunun kısacası cehennem korkusu ve cennet sevgisi için, cenneti umduğu için mürid olur. Bunu her ne kadar birinci sınıf mürid, yani birinci derecede mürid veya üç tabaka yaparsak, birinci tabaka mürid olarak görsek de, o yola girmek büyük bir bereket olduğundan, büyük bir ikram olduğundan, yine yola girmeyenler için, yola girmeyenlere nazaran çok fazla faziletlidir.
Bunlar korku ve ümitle hayatlarını devam ettirler. Bu aşağılanacak bir şey değildir. Mümin korku ve ümit arasında olur. Müminin korktuğu yerler vardır. Ümit ettiği şeyler vardır. Bu ikisinin arasında mürid gelir gider. Bu yolun başıdır daha. İkincisi, mürid Allah'ı Allah için ister murad eder. Allah'ı Allah için ister. Bu biraz daha böyle avanlıktan çıkma mürididir.
O ibadetlerini Allah'a emrettiği için yapar. O hal ve davranışlarını, hareketlerini Allah sevsin diye yapar. O bütün hayatını, yaşantısını Allah'ın muhabbeti için, Allah'ını sevsin diye yapar. Allah için yaşar. Allah için davranır. Bu ikinci sınıf müridler, Allah'ı rujnut etmeyi, Allah'ı memnun etmeyi çalışırlar. Ve bu noktada gayret ederler. Namazlarını Allah'ın emrettiği şekilde, oruçlarını Allah'ın emrettiği şekilde, ibadetlerini Allah'ın emrettiği şekilde yaparlar. Genelde bu tip müridan fazladır. Müridanın çoğunluk bu dairededir. Havam dairesinde değildir. Yani korku ve ümit arasında ibadet yaşamaz. Mürid Allah için Allah'ı sevdiğinden Allah adına işler yapar.
Allah adına ibadetler eder, Allah adına iyilik eder, Allah adına ihsan eder, coğretlik eder, Allah adına cihad eder, Allah adına mücadele eder, koşturur. Bu mürid ikinci sınıf mürididir. Yani bir iç tabakadır. Belli bir hale, belli bir rüyaya, Allah adına yapsa dair onlar onun için önemlidir. Belli bir makam önemlidir. Sakın küçük gördüğümü filan düşünmeyiniz. Ben müridlik yoluna ilk adımını atan bir kimse dahi benim için kıymetlidir. Şu kapıdan içeri girip bir kimse zikrullah halakasına otursa benim için kıymetlidir. Bir kimse şu kapıdan içeri girse ben bir üstad arıyorum, ben bir mürşid arıyorum, ben bir veli arıyorum, ben bir zikir halakası arıyorum, ben bu yola girmek istiyorum dese dahi benim için kıymetlidir.
Hatta kapıdan içeri girmese, kendi kendisine dese ki ben bu yola gitmek istiyorum, ben tasavvuf ehli olmak istiyorum, ben bir mürşide bir veliye gidip onu düzeltmek istiyorum diye. Niyet etse dahi o önemli bir iş yapıyordur. O kıymetli bir noktadadır. Sakın bunları kıymetsiz gördüğümü düşünmeyin. Bunlar kıymetli bir noktadır. Hatta bir kimse bir tasavvuf ekolünün grubunun içine girse, orada sohbetlere devam etse, orada zikrullahlara devam etse bu dahi önemlidir. Çünkü nefisle mücadele ediyor o kimse. Nefis insanı zikrullah halakasına oturtmak istemez. Nefis bir mürşide bağlanılmasını istemez. Nefis bir velinin peşine takılıp gidilmesini istemez.
Nefis hep böyle aklı öne koyar. Senin aklın çalışmıyor mu, senin aklın yok mu? Size de diyorlardır. Git evde hadis mi hükmüyorsun? Hadis kitabı mı yok? Git evde oku. Tefsir mi yok? Git evde oku. Namaz kıl makbul. Git evde kıl namazını. Allah'ı zikretmek değil mi? Git evde otur tesbihini çek. Sana tesbihini çekme diğer mi var? Ne abla siz böyle yollara düşüyorsunuz canım? Allah yollarda mı? Bu nefsin istekleridir, nefsin arzularıdır, nefsin vesvesesidir. Nefis ha bile bunları pompalar. Bunları yenerekten, aklını bir yere koyarakta. Bir kimsenin halakayı zikre oturması en büyük iştir o yüzden. Çünkü nefis o en büyük işe hiç kimseyi göndermek istemez.
Şeytan o en büyük işe hiç kimseyi göndermek istemez. Allah'ı zikredenler en önemli insanlardır. Kim Allah'ı zikrediyorsa Allah bunu zikrediyor. Allah önemsiz bir şeyi zikretmez. Allah atıl batıl bir şeyi zikretmez. Allah kerit bir şeyi zikretmez. Allah kerit bir şeyi zikretmez. Aşağı olan bir şeyi zikretmez. Zikretmesi en büyük iştir. Aslında kulun zikri büyük değildir bu noktada. Asıl büyük olan kulun zikretmesidir. Ama Cenab-ı Hak o büyük işini kulun Allah'ın zikretmesine bağlamıştır. Bir ikramdır. Gizli bir sır vardır. Gizli bir sır. İnce bir perde vardır.
Kıymetli dostlar. Aslında Cenab-ı Hak öylesine lütufkar, öylesine ikramcı ki, öylesine bereket, öylesine bir lütuf sahibi ki, kendisini zikredeni tabiri caizse bereketin, lütfun, ikramın içerisinde güldürüyor onu. Burada kulun zikrinden fazla Allah'ın zikri önemli. Kim Allah'ı zikrederse, Allah bunu zikreder.
Kim Allah'ı zikrederse derken, kulu öne koymuş sana bak ama, kendisini saklamış, kendisini gizlemiş, kendisini örtmüş. Asıl muhteşem olan, asıl ihtişamlı olan, asıl lütuf ve ikram sahibi olan Allah, kendisini kulunun zikriyle gizlemiş, perdelemiş. Asıl gözünün dikilecek olduğu yer orası. Allah seni zikredecek. O yüzden bir kimsenin şeytanı, dünyayı, hevayı, hevesi, kadını, çocuğu, malı, mülkü, her şeyi bırakıp, zikretmeye koşması kadar ihtişamlı ve muhteşem bir şey yok kullarının arasında.
O yüzden Allah dostlarının, Allah'ı zikirden geri çevirecek hiçbir şey yok. Ne mal, ne ticaret, ne kadın, ne çocuk. Onlara Allah'ın zikrinden hiçbir şey alıkoyamaz. O özel dairede oturmak, o yüzden diyorum, evet o kimse, ama cehennem korkusuyla, ama cennet ümidiyle geldi, bir velinin sofrasına oturdu. Bir halakayı zikrullaha oturdu. Oturdu, ben bu yolda gideceğim dedi. O muhteşem bir iş yaptı. O çünkü cennet yoluna adım attı. O uzat yoluna adım attı. O cevalullah yoluna adım attı. O aşk yoluna adım attı. Adım attı. Önemli bir şey. Sakın bunu önemsiz gördüğümü düşünmeyin. Ve ikinci merhale, o kimsenin Allah için ibadet etmesi.
Allah için mürid olması, Allah için. Ve bütün ibadetlerini, bütün hayatını, bütün zikrini, bütün fikrini, bütün iyiliklerini, bütün güzelliklerini, bütün güzel ahlakını, bütün gayretini Allah adına yapması. Ve Allah için yapması. Artık müritin bu noktada kendi nefsi ortada. Yavaş yavaş. Ve son adım. Üçüncü sınıf müritler ki, en kıymetli olanlar ve en az olanlar. Bunlar Allah için dahi yapmazlar artık. Kendi nefislerini orta yerden kaldırırlar. Allah onlara ne takdir ettiyse onu yaşarlar. Onların önlerine koyduysa Allah'ın takdiri, Allah'ın fazlı, ikramı ihsanı dairesinde yürürler. Bunlar en az olanlarıdır. Müritlerin halleridir.
Mürşid-i kamillerin halleridir. Peygamberlerin halleridir bu. Bunları da mürid din içerisinde tasdif ediyorum ki, her veli bir mürittir. Mürşid-i kamil bir mürittir. Onlar kendilerine makam, kendilerine mevki, kendilerine hal takdif ederlerse, bu halin içinde değillerdir. Onlar da kendisine makam, mevki, hal taksis ederler, bir alt sınıfta olan Allah için yaşayanlardır. Allah için yaşayanlar. Yani o orta sınıfta duran üstadlar çoktur. Onlar kendilerinin nasıl mürşid olduğunu, kendilerinin nasıl hal sahibi olduğunu, kendilerinin hangi makamda, hangi mevkide olduklarını anlatırlar. Onlar o makamın, o mevkinin iddiacılarıdır. Onlar o mevkinin kendilerince ispat etmeye çalışırlar. Bu orta sınıfta duran müritlerin işleridir.
Onlar mevki, makam, hal, rüya ispat etmeye çalışırlar. Onlar kendilerinin makam ve mevkilerini ispat etmeye çalışırlar ki, doğru mudur? El cevap doğru. Eksiktir bu manada. Asıl olan makamsızdır, asıl olan mekansızdır, asıl olan mevkisizliktir. Kıymetli dostlar, yolun ta başında bir peygamberi, kendimize mevki, kendimize makam, kendimize hal tahsis etmek kadar utanç verici bir şey yoktur.
O yüzden kardeşler, kendilerini sırf, sırf, makamsız, mevkisiz, renksiz bir noktaya taşımaya gayret edecekler. Allah'ın onlara önüne getirdiği, Allah'ın onların önüne sunduğu her neyse onu yaşayacaklar. Bu yolda makam peşine koşmak, mevki peşine koşmak, hal peşine koşmak, rüya peşine koşmak, teramet peşine koşmak, harika şeyler görmek ve göstermek peşine koşmak, aldatıcıdır.
Aldatıcıdır. Allah'tan razı olmalıdır. Yolumuz, makam ve mevki peşine koşma yolu değildir. Yolumuz, ümmete hizmet yoludur. Yolumuz, tasavvufa hizmet yoludur. Yolumuz, gün ve gün, Allah'a olan, Allah'a olan, yakınlığımızı artırma yoludur. O bize bizden yakındır. Ama biz ondan uzakız. Bu uzaklığı yakınlığa çevirme yoludur. Yolumuz yoksa, derviş olayım, hal göreyim, rüya göreyim, mevki sahip olayım, makam sahip olayım, çavuş olayım, nakip olayım, nükabba olayım, halife olayım, şeyh olayım yolu değildir. Gözünüzü asla bunlara dikmeyin. Kim gözünü bunlara diktiyse, yolda hep perişan olmuştur.
Yolda hep helak olmuştur. Yolda hep inkıtaya uğramıştur. Sakın, hiçlik kadar, kimliksizlik kadar, güzel bir şey yoktur. Varsınlar sizinle hiçbir şey demesinler. Bu şeyh değil desinler. Bu halife değil desinler. Bu çavuş değil desinler. Bunun manevi hali yok desinler. Bunun manevi bir makamı yok desinler. Önemli değildir bu. Siz, yeter ki Allah yolunda hizmet edip koşsun. Siz, yeter ki Allah deyin. Siz, yeter ki insanlara hizmet edin. Disturunuz odur. Vücud, Allah'a hizmet edecek. Kalp, marifetullah'a ulaşacak. Din, hakkı söyleyecek. Göz, hakka bakacak. Uzullar, hakka hizmet edecek.
Hakka hizmet edecek. Beden, can, hepsi de hakka hizmet edecek. ve Cenab-ı Hak, hangi noktada, nerede, niye onun önüne tahsis ettiyse, onu getirecek. Ama bugün çay dağıtmak, ama yarın ışık yıkamak, ama ertesi gün tuvalet temizlemek, ertesi gün tekkedeki bir çöpe almak, ama ertesi gün birisine bir tebessümlü bulunmak, ona yardımcı olmak, ama ertesi gün bir yetimin başını okşamak, ama ertesi gün Allah için bir yere hicret etmek, bir yere gitmek, o yolu anlatmak, insanlara doğruyu, yiyi, güzeli götürmek.
Önemli olan olur. Kendinizi öyle yamasın falan. Kendinizi makamsız, kendinizi mevkitsiz, Allah yolunda koşar, birer hizmetçi olarak görür ve koşar. Allah bizi onlardan eylese. O yüzden, yolunuz kalbi tedbir etme, kalbi düzeltme yoludur. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisi şerimini hiç unutmayın. Vücutta öyle bir uzun vardı ki, orası güzel ve iyi olursa, bütün vücut iyi ve güzel olur, o da kalptir. Yolumuz kalbi tedbir etmek, kalbi düzeltmek, kalbi iyileştirmektir. Ve şunu unutmayın, eğer kalp bir yola girerse, nefis de onun karşılığında yola girmek zorunda kalır. Kalp bir yola girmezse, nefis asla hiçbir yola girmez.
Kalbinizin üzerinde muhakkak ve muhakkak, zikrullah ile, zikrullah ile kalbinizin üzerine hükmetmeye çalışırız. Kalbinizi Allah sevgisiyle, Allah muhabbetiyle, Allah aşkıyla yoğurun. Kalbinize batıl şeyleri koymayın. Kalbinize eksik noksan şeyleri koymayın. Kalbinize dünya sevgisini koymayın. Kalbinize dünyada kalacak olan makam, mevki, hal, rüya sevgisi koymayın. Kalbinize koyacak olduğunuz şey, Allah sevgisidir. Allah sevgisi. Allah sevgisi. O sevgiyi öğrenme yoludur, mürşide sevgi. O sevgiyi öğrenme yoludur. Resulullah'a sevgiyi, sallallahu ve selleme. O sevgiyi öğrenme yoludur. İnsanın mürid kardeşlerini sevmesi, eşini sevmesi, ehlini sevmesi, akrabalarını sevmesi, kavmini sevmesi.
Allah sevgisini öğrenme yoludur. Mürid kardeşlerini sevmemezlik edemez. Allah'ı seviyorum diyen insan, mürşidi sevmemezlik edemez. Allah'ı seviyorum diyen insan, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmemezlik edemez. Allah'ı seviyorum diyen insan, kafirleri seviyorum diyen insan, müşrikleri sevemez. Allah'ı seviyorum diyen insan, atıl, batıl, sok bir şeyi veya kimseyi sevemez.
Allah'ı seviyorum diyen insan, Yahudi'yi sevemez. Hristiyan'ı sevemez. Ateist'i, dinsizi sevemez. Her şeyi yerli yerine, kendisiyle mücadele eden, yani diniyle savaşan, Müslümanlarla savaşanları sevemez. Yerli yerine koyalım, yerli yerine koyalım. İçsizliği sevmek demek değildir.
Müşrikliği, süfiyancılığı sevmek demek. Allah'ı sevmek demek, sapıklığı sevmek demek meşruğu, haram değil. Allah'ı sevmek demek, içkiyi, kumarın, zinayı sevmek demek değildir. İnsanların nefsi yol buluyor kendisine. Çünkü içe kemalarını iddia edecek.
Asla doğru bir sevgi değil. Allah'ı seven, Allah'ın sevdiklerini sever. Allah'ın dostlarını sever. Allah'ı seven, Allah'ın zikrini sever. Allah'ı seven, Allah'ın sevdiklerine vesile olacak. Allah'ı seven, Allah, o dost doğru edenleri sever. Allah zikredenleri sever, o zikredenlerden olur.
Allah'ın sevmediği şeylerden uzak durur. Allah'ın sevmediği şeylerden uzak durur. Allah'ın sevmediği kimselerden de uzak durur. Kimseye tepmek farklı bir şeydir. Biz bir kafire, bir hristiyana, bir yahudiye, bir ateiste, bir putpereste, biz bir budiste tebliğ ederiz. Ona hoşgörüyle davranırız. Ona müsamakar davranırız. Ona merhametli davranırız. Tebliğ edeceğiz. Onunla diyalog kurarız. Bu noktada tebliğ edeceğiz. Bir sıkıntımız yok. Ama asla onu sevmeyiz. Bu manada. Ona bir insan gözüyle bakar, insan olarak değer veririz. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, insan olması hesabıyla gayrimüslim bir kimsenin cenazesine ayağa kalktı.
İnsan. Biz insana kıymet veririz, değer veririz. Ama bizim dinimizle savaşanın bu noktada Allah muhafaza eylesin. Onu sevemeyiz. Dinimizle alay edeni sevemeyiz. Allah bizi affetsin. O yüzden kıymetli dostlar, kalbimizi Allah sevgisiyle yoğururken doğru dairede doğru yolda olacağız. Doğru yolda. Nefse paye vermek sıkıntılarından birisinde kendisini coşkun bir hale bıraktın. Ve haram sevgisiyle hemhalini düşünün. Ve nefsi ona haramın içerisinde haramın sevgisiyle yoğurun dostlar. En tehlikeli yer burasıdır.
Herkesin ayağının kaydığı yer burasıdır. Herkesin sıkıntıya düştüğü yer burasıdır. Kendince öyle düşünür. Allah'ı çok sevdiğini düşünür. Allah'ı çok sevdiği için onun haramına Allah göz yumacağını düşünür. Veya o haramı Allah muhafaza eylesin. Bir de kimisi mübahlaştırır. Kafasında helallaştırır. Bu daha büyük bir küfür olur. Allah bizi muhafaza eylesin. Bunun tehlikeleridir. Bir kimse tasavvuf yolunda gidiyorum derken kendisini de bu tehlikelerden korunması, kendisini bu tehlikelerden muhafaza etmesi lazım. O yüzden tasavvuf yolcuları, Allah yolcuları evlerinde ölmezler. Evlerinde yatmazlar. Zikrullah alakasından zikrullah alakasınız. Nefesinize kadar şehirden şehire, köyden köye, mahalleden mahalleye, son nefesinize kadar beldeden beldeden mükellefsiniz.
Çekmiş çekmiş, evde oturmuş televizyonun karşısında hatun değil. Eyübel Ensari hazretlerini hiç unutmayın. Seksen küsur yaşında İstanbul surlarının önünde Eyübel Ensari'yi gözünüzün önüne getirir.
Eyübel Ensari'yi gözünüzün önüne getirir, rabıta korun. Seksen üç yaşında kendisini ata bağlamış. Lafzına mahzar olmak için yürüyen bir Eyübel Ensari. Sakın evinde oturacak. Şeriattan caizdir.
Annesi babası var, bakıma muhtaç, her daim. Evinde oturabilir. Şeriattan caizdir. Masavvuf evde oturmak değildir. Masavvuf evde oturmak değildir kıymetli dostlar. Hicret, mücadele, seyahat bu yolun şartıdır. Bu yolun şartıdır. Hicretsiz bir veli olmaz. Allah'ı seviyorum diyenin bir yerde, bir beldede, bir bölgede oturması düşünülemez. O Fırat Nehri gemidir. O ahçak insanları temsil edecek, anlatacak, söyleyecek.
O hicretin, o seyahatin ızdırabını çekecek. O mücadeleyi, o mücadeleyi gösterecek. Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah. Hakkınızı helal edin. Hakkınızı helal edin. Üç ihlas şifatı yaşadıklar. Hakkınızı helal edin. Hakkınızı helal edin.
Allah'ın mübarek huşetlerine. Adem aleyhisselamın her ikisinin arasında gelmiş geçmiş bütün peygamberimiz, Nişan efendilerimizin mübarek huşetlerine. Amin. İzhan efendilerimizin mübarek huşetlerine. Bakın, collective ve resulullah çok zamanı yedir. Amin. İmam Muhammed, İmam Yusuf, İmam İmameyn Azzeyir ve Uğuzlarına. Birimiz bir, Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmet Ar-Rufai, Seyyid Ahmet Ar-Bedevi, Seyyid İbrahim Nusiki, Şeyh Eylül Asanalı Şah dedi, Şahı Nakşibendi Muhammed Bahardin, Şahı Mevlana Celaleti'nin Rumi, Hacı Bektaşi ve Hacı Bayramı veli veysel karemi mahmudullahi, Halüet-i Keryet-i Müşak-ı Süleyi, Yitir Herat-i Kührer Herat-i Şeyh Ruhi, Din Arabi, Bütün Piran Hazreti'nin mübarek ruhlarına, Geçmiş bütün velilerin, mürşid-i kavmelerine, evliyaların ruhlarına,
Yaşayan mürşid-i kavmelerin, velilerin evliyalarına, aşıklar, sadıklar, mühvalt, Eylül İman'ın ruhaniyete geldim. Bütün derviş kardeşlerimizin ruhaniyetlerine, Bütün ümmet-i Muhammed'in ruhaniyetlerine, Ceth ve Cethed'den ruhlarına, Nehte'l-i Resulullah ruhaniyet-i Musi'lerine, Ceth ve Cethed'den ruhlarına kedi eledik. Vası ve sadar ile ya Rabbi. Estağfurullah, estağfurullah, Estağfurullah el-Azim ve Kerim ve Nezim ve El-Nezim ve El-Nezim ve El-Nezim ve El-Nezim ve El-Nezim ve El-Nezim ve El-Nezim ve El-Nezim ve El-Nezim ve El-Nezim ve El-Nezim. El-Nezim ve El-Nezim ve El-Nezim ve El-Nezim ve El-Nezim.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.