mustafaozbag.org

246. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 34:08

Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırla eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırla eylesin. Sözlerime başlarken bütün kardeşlerin bu kutlu doğum etkinliğiyle alakalı çalışmalarından dolayı yürekten hepsine de teşekkür ediyorum. Allah'a emniyiz kadar razı olsun inşallah. Bir yıllar sonra eski çalışma sistemi olan sahaya inme tam sağa pres değil uyulandı. Bu noktada harika bir şey oldu. Allah hepinizden de razı olsun. Gittiğim yerlerden arkadaşlarımın hepsinde selamlar var size. Tabii dünkü Bayındır'daki programına katılan arkadaşlara haydetten teşekkür ediyorum.
Dün akşam Bayındır gerçekten yani ben oradayım. Bu mevsimde bu kadar soğuk ve Poyraz'ın olduğunu hatırlamamadım. Öylesine soğuktu, öylesine soğuktu. İnşallah kimse hasta olmamıştır. İyisiniz değil mi? Ben zaten rahatsızdım. Elhamdülillah. Çoğaltı da hamdolsun. Hepinize hoş geldiniz. Allah hepinizden de razı olsun inşallah. Geçen hafta biraz hani bir iki herbecik buradan okuduyduk. Tasavvufun bu noktadaki başı Allah'tan başarı istemek, gaflet uykusundan uyanmak, nefsin alışkanlıklarının razılarını bırakmak, kötü arkadaşlardan kaçmak, yüce Allah'ın buyruğuna haykırı hareket etmiş olduğu yerlerden ayrılmak, salah erbabıyla beraber olmak.
Evet. İkinci kısmı. Bunlar tasavvufun bu manada temelik hükmünden. Bu kitabı tabii söylüyorum, saklı bildiği bir şey değil ama arkadaşlar alırlarsa bu biraz böyle şey, anlayamayacağımız bir kitap değil. Fakat böyle birden insanların bunları okumaları, kendilerinde biz bunu başaramayız duygusu oluşturup nefsini geriye doğru arttırıyor. Bu manada arkadaşlar kendi başlarına bu kitabı alıp okumaya yeltenmesin. Bunun muhakkak bu böyle ölü bir kitap şerhi gerekli. Bunu böyle şersin arkadaşlar okumaya çalıştırılarsa, böyle hani Hazreti Mevlana der ya, evlat sen önce süt içeceksin, sonra ekmek yiyip et yiyeceksin der ya, süt içecek olanlara et getirmek gibi bir şey olur mu?
Allah bizi affetsin. Doğrusunu Allah bilir. Evet. Derviş bunları yaptıktan sonra bunları yapmaya hazmettiğinde, bunları yapmaya kendince karar verdiğinde, yani o kimse Allah'ın yardımı ile gafletten uyanma, gafletten uzaklaşma, kötülüklerden ve kötülerden uzaklaşma, bu manada nefsin alışkanlıklarından, kötü alışkanlıklarından kurtulma, yanlış, günah-ı kebah işlenen yerlere de gitmeme ve salah erbabı dediği, yani o hani Fatiha'da okuduğumuz salihlerle beraber olma düşüncesi oluştuğunda, o derviş tasavvuf imamlarından nasihatı kendisini etkileyeceği,
sohbetinde yetişeceği bir imam, önder arası. Bir kimse bunlara niyet ettiğinde kendisine bir önder lazım. Bir mürşid lazım. Kendisine bu hallerini devam ettirecek. Bu noktada onun kendisini nefsin terbiyesini tesis ettirecek. Kendisini Kur'an ve sünnet dairesinde, Kur'an ve sünnet yolunda yürütmeye sebep olsak bir mürşid, bir önder arar. Bu arayışında nefsinin ve halkın tüm arzularını bir kenara bırakır. Yalnız arayıp tabi olduğu şahsın hükmünce gitmeyi amaçlar. O arayıp bulduğu hekim, imam mürşid-i kamil buna nazar ederek hastalığının sebebini bilir, devamını da ona gösterir. Böylece derdine derman bulur. Yüce Allah'ın izniyle iyileşir. Şahit mürşide, dünya sebeplerinden bir şey için gitmişse, ise boş yere vaktini zayi etmiştir.
Ona hekimin sözü tesir etmez. Beyazlı Bestami şöyle demiş. Sen hiçbir şeysiz ol ki, her şey senin için o. Bu kimse kıymetli kardeşler, peygamberlerini, velilerini maddi manevi zenginliklerle donatmıştır. Bir kimse gafletten kurtulmak, Allah'a dost olmak istiyorsa, muhakkak ki bir mürşide vardır.
Bu, bugünün kaidesi değil. Bu, dünün de kaidesi değil. Bu, insanoğlu var olduğundan beri, insanoğlu'nun kaidesi. Kaldı ki tasavvuf, muhakkak ve muhakkak, yaşayan bir mürşid ikaminin, bir velinin dizinin dibinde öğrenilmesi gereken bir ilim. Kalbi haller, nefsin halleri, ruhun halleri, bu noktada kalbin tecelliyatı, nefsin tecelliyatı, muhakkak ki bir mürşid öğretisinde olacak olan şeyler.
İnsanlar kendi nefislerine, kendi heva ve arzularına koşarlar. Kendince rüyayı kendisi yorumlar, kendince hali kendisi yorumlar o kimsenin. Ve kendince kendisini oldum, bittim, kemale erdim zanneder. Bu noktada yolun içerisinde tehlikeler vardır. Nefisle olan mücadeleler, nefisle olan sıkıntı hiçbir zaman bitmez. İnsanlar bir mürşide bağlanmayı nefislerine yediremezler. Bir peygamberin arkasından gitmeyi nefislerine yediremezler. Mesela kendisini bir noktada zanneden insanlar, bir peygamberin peşinden de gitmeyi kendilerine yediremezler. Veya bir imamın, mezhep imamının peşinden gitmeyi kendilerine yediremezler. Nefis onları bu noktada kendilerini büyütür, büyütür, kendilerini başka farklı bir noktada gösterir.
O yüzden Hazreti Geylani, mürşidi olmayanın mürşidi şeytandırdır. Bu noktada oysa insanların peygamberi mi yok? Var. İnsanların elinde kitabı mı yok? Var. İnsanların elinde bir fıkıh kitabı mı yok? Var. Ama insan nefsi, insanın kendisini aldatmaya müsait. Şeytanla nefis ortak olup, o kimseyi normalde yapmış olduğu yanlışlıkları ve eksiklikleri mübah olarak gösterebilir.
Bir mürşid uyarıcı. Bakın veli demiyorlar burada. Çünkü her veli mürşid değildir. O kimsenin üzerinde keramet suhur edebilir. O kimse size gaybden bahsedebilir. O kimse size perdenin arkasından, duvarın arkasından bahsedebilir. Onun mürşid olduğunu göstermez bu. Mürşid, dininde bu manada hak ve hakikat olan, vücudu, azalarıyla beraber, dine, İslam'a hizmet eden, kalbi marifetullahla marifete ermiş olan kimsedir.
O yüzden bir mürşid eğiticidir, öğreticidir. İnsanların üzerinde kime ne lazımsa, hangi topluluğa ne gerekliyse, Allah onun üzerinden verir. Ama velilerin böyle bir kaygıları yoktur. Onlar kendi nefislerine çalışırlar. Ve kendi dairelerinde, kendilerini ne idam ettirler? Mürşidler ise, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azeslerinin marifleridir. Onlar topluma çalışırlar, insanlara çalışırlar. Bizim yolumuz, insanların kendisini kurtarma yolu değildir. Bizim yolumuz bu manada, kurtuluşu bütün insanlık alemi için, bütün herkes için istemek, ve bu uğurda çalışmak, gayret etmek, bu uğurda çaba sarf etmektir.
İnsanlar kendi nefislerini kurtarmak için muhakkak bir uğraşırlar. Ama şunu unutmayın, öyle dergahlar, öyle tarikatlar var, sadece kendilerinin için uğraşırlar. Sadece kendilerinin kurtuluşunu ümit ederler. Biz hem kendi kurtuluşumuzu, hem insanların kurtuluşunu istemek zorundayız, yolumuz bu. Bu manada o kimse bir mürşide gider ve mürşidin dediklerini yerine getirir. Dediklerini yerine getirecekse mürşide gider. Eğer dediklerini yerine getirmeyecekse, kendi heva ve hevesine tabi olacaksa, kendi arzularına devam edecekse, kendi hevesine uyup, kendi hevesine göre bir dergah, tarikat, üstad, şeyh tanzim etmeye çalışıyorsa, bu o mürşid-i kamillerin yeri ve yolu değildir. O yüzden bir mürşide teslim olacak olan kimse, kendisini boş bir şekilde, sanki hiçbir şey bilmiyormuş gibi teslim olun.
Teslimiyet bu manada Kur'an ve sünnet dairesindedir. Teslimiyet bu manada Allah'ın hukuku dairesi içindedir. Hiçbir zaman, hiçbir mürşid-i kamil, müritlerinden Kur'an ve sünnetin dışında bir teslimiyet istemeye hakkı yoktur. Müritler de mürşidlerine ancak Kur'an ve sünnet dairesinde teslim olurlar. Teslimiyet Kur'an ve sünnet dairesinin içinde olacak. Teslim alan da Kur'an ve sünnet dairesinde teslim alacak, teslim olan da Kur'an ve sünnet dairesinde teslim olacak. Ancak o zaman hakikat meydanı orta yere çıkar. Ancak o zaman nefis terbiyesi orta yere çıkar. O zaman bir kimse mürşidini dinlemeyecekse ve dinlememekte ayak tırtıyorsa, o sufi değildir. Mürşidin dergahında olmuş olsa dahi, mürşidin dergahında olmuş olsa dahi, onun bedeli buradadır.
Evet, o burada zikrullah'tan sevabını alıp, zikrullah'tan nasibini alıp, bu noktada bir şey şüphe yok. Allah'ı zikretmek en büyük iştir. Hiç kimseyi bu zikrullah alakasından yasaklama hakkım yok. Hiç kimsenin de hakkı yok. Hiç kimsenin. Ben bugüne kadar hiç kimseyi bu zikrullah alakasına gelmeyeceksin demedim. Ondan yasaklamaya benim hakkım yok. Kendime öyle bir hak görmüyorum. Bu noktada hiç kimsenin bu noktada da hakkı yok. Velev ki o kimse burada kardeşleri rahatsız ederse, huzursuz ederse, ahlaksızlığı ve edepsizliğe had safhaya ulaşırsa, o zaman biz toplumun huzurunu bozan, bizim huzurumuzu bozan, buradaki ahlakı, edebi, ahenki bozan bir kimseye deriz ki kardeş lütfen sen burada fesat çıkarıyorsun.
Bunun haricinde hiç kimseyi bu kapıyı kapatamayız. Kim ki zikrullah kapısını birisinin yüzüne kapattı, o zalimlerden olur. Bu size tavsiyem ve vasiyetim olsun. Hiçbir kimseye, yol giden arkadaşlar, eğer ki bir kimse zikrullah alakasını insanlara kapatıyorsa, zikrullah alakasından insanları kovuyorsa, gönderiyorsa, orası hak ve hakikat yeri değildir. Çünkü zikrullah alakası benim düşmanım olsa dahi, bakın açık bir şekilde söylüyorum, o alaka ona açıktır. Adam, örnek olarak söylüyorum, yani en uç nokta, beni öldürmeye gelmiş olsa dahi, ona zikrullah alakası açıktır. Bunu kesinlikle ve kesinlikle, hiç kimseden men etmeyin. İnsanlar ölür gider, ama kaideler kalır, ilkeler kalır.
Bu bir ilkedir, bu benim nazarımdan. Ben çünkü çok kovan insanlar gördüm. Çok kovan şeyhler gördüm. Kovan, yani dergahtan kovan arkadaşlar gördüm, bizim dergahımızın içinden. Ben hiç tasvir etmedim. Allah bizi affetsin. Dersini alabilirsin. Bizim seninle hukukumuz kalmadı diyebilirsin. Aman, kovamazsın. Çünkü, bir kimse gelse burada, bir kez Allah'ı zikretse, Cenab-ı Hak onu affeder. İnşallah. O yüzden Allah'ın affet, aff kapısını, hiç kimsenin kapatmaya, örtmeye hakkı yok. Ha bir kimse burada yanlışlığı, eksikliği götürüyordur. Örneğin, adam buraya, faizde para satmaya gelir. Adam buraya, üşütücü satmaya gelir. Adam, yani o kimse, çok affedersiniz, homosokseldir.
Buradaki insanları, fesada sokmaya gelir. Ne bileyim, bu bir fitne düzenlemiştir. O fitnesini icra ediyorsun. Bunlar müstesna. Bakın, bunlar müstesna. Ama öbür türlü, kim ne günah işlediyse işledi, kim ne hata işlediyse işledi, kim ne kusur işlediyse işledi, hesabını Allah'a verecek. Hesabını Allah'a verecek. Biz, insanların af kapısını kapatamayız. Zikrullah halakası, af kapısıdır çünkü. İşte o, mürşide giderler, kendi heva ve hevesleriyle, mürşide gitmeyecekler. Kendi heva ve hevesleriyle, bir mürşide bağlanmayacaklar. Kendi nefislerinin, dairesinde duracaklarsa, bu, o noktada, Allah muhafaza eylesin, hiçbir şey anlam ifade etmez. O kimse, Kur'an ve sünnet dairesinde kalaraktan, üstadına bağlanacak.
Yol uzundur. Bu manada. İnsanın bir mürşide bağlılığı, mezara kadardır. Kitap edecek. Ben mezara kadar, bu yolu devam ettirebilir miyim, ettiremez miyim diyecek. Ettirebileceğine inanıyorsa, gidecek bir mürşide bağlanacak. Çünkü o, mürşide kalmayacak o yol. Mürşid vefat ettiğinde, gidecek yerine bir mürşid bulacak. Nefsine uymayacak. Bakın, nefsine uymayacak. Bu, yolda gidenlerin üzerinde, en büyük sıkıntılardan birisi bu. Bir mürşide bağlanıyorlar, vefat edince, orada kalıyorlar. Bilmesinin, bir şartı var. O kimse, o mürşidler, beşinci esmayı alırsa, ve kalbi harekete geçmişse, tamamiyetle, onun mürşide ihtiyacı olmaz.
O kimse, hal yolu olarak, rüyada devam eder. Tehlikeli bir yol, ama o hak var buna. Ehli tasavuk, böyle bir ilke koymuş kendilerine. Bunu da, rahmetli, Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi, Üstazım Abdullah Efendi söylemişti. Onun dedi, şeye, ne o? Alma şartı kalmaz onun dedi. Bağlanmayabilirdi. Nereden söyledi? Bana Beytullah'ta, Allah rahmet eylesin, elimden tuttu. Mustafa Efendi, asla ve asla oğlum, oldum deyip, orta yere çıkmadı. Kardeşler, arkadaşlara vasiyet ediyorum dedi. Bunu ilan edeceksin, ben öldükten sonra. Herkes istihare yapacak, istiharesinde, gördüğü şeyhe, imtisap edecek oğlum dedi. Sakın ha oğlum dedi, sakın ha.
İstiharelerinde, görürlerse dedi, o manada söyledi, kabul edeceksin dedi. Beytullah şahit olsun, şahit olsun efendim dedi. O zaman dedi, onun dedi, beşinci esmandan sonra dedi, bir şeyhe ihtiyaç olmaz dedi. Bana döndü, senin ihtiyacın olmaz mesela. Ben de dedim, efendim ben zaten bir başkasına bağlanalım dedi, sizden sonra. Sen bağlanmasan da olur muhtar aferin dedi. O ara onda böyle bir son ömreye doyurdu. Kaçtı acaba son ömre gittiğimizde? 2000 miydi? Ameliyattan önce. Ameliyattan önce. 2000 mi? 2000 mi? 2001. Eğer bir kimse bu noktaya geldiyse, bir mürşidiye ihtiyacı olmaz.
O gün için, 2001'de, dergahın içerisinde, bu halde olan, Sivas'ta, Allah rahmet eylesin, Ahmet Duran abi vardı. Ödemişte, Adil kardeş vardı. Beni bildiğin bunlardı. İcazet olarak, Nakibin'in Gabba icazeti olanlar vardı. Ben o ilk zamanlarda, herkesin dosyası bende, dosyaları bende, hani bilgileri bende manasında söylediydim. Evet. O esnada, dergahın içerisinde, bu halde, Allah rahmet eylesin, Ahmet Duran abi vardı. Ödemişten de Adil kardeş vardı. Şeyh Efendi bana söylememiştir, olmadı. Sonradan Şeyh Efendi'nin, söyledikleri var, bunlar bizim aramızda zaten, söz kaldı gitti.
Allah rahmet eylesin. Ancak, onlar bir mürşide bağlanmayabilirler. Bu halde değilse, o kimse bir mürşidi kâbile bağlanacak. Bu da size vasiyetim olsun. Tekrar söylüyorum. Yarın öbür gün, bu sözümden geri dönecek olursan, beni uyarın. Herkes için ölüm hak. Herkes için ölüm hak. İstihara yapıp, rüyanızda, gördüğünüzde gidip bağlanacaklar. Çorun Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinden sonra bu hale geldi. Çorun Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinin icazeti vardı. Ama Çorun Hacı Mustafa Efendi Hazretleri vefatından önce hiç kimseye icazet vermemiş. Şifa hem şeyh Efendi Hazretlerinden söylemiş ama icazet vermemiş.
Bunu işte ya icazeti vardı yoktu tartışması yaparaktan bir noktaya gidilmez zaten. Bunu yapmak istemiyorum. Şimdi böyle dergahın tarihçesinde öğrenin. Yarın öbür gün bundan bizle beraber göçüp gitmesin. Ben Allah rahmet eylesin Şeyh Efendi Hazretlerine intisap ettiğimde Çorunlu Mustafa Efendi Hazretlerinin eski dermişleri derdi ki icazeti yok. Ben de derdim ki evet icazeti yok. Ankara'da Yakup Efendi'nin de yok. Onun kardeşi Karabük'te Mustafa Efendi'nin de yok. İşte İstanbul'da bir Mustafa Efendi vardı. Onun da icazeti yok. Yok. Sivas'ta Hacı El Ağabey vardı. Allah rahmet eylesin.
Onun da icazeti yok. Herkes o esnada istihar yaptı. İstaresinde Abdullah Efendi'yi görenler gitti ona intisap etti. Görmediği yapmadığı istiharasında onlar kaldı. Kimseye söyleyecek bir laf yok. Şeyh Efendi'den Allah rahmet eylesin vevaltıdan önce bu manada ciddi manada icazet yazıp birisine bırakmadık. Yol açık çünkü 2001'de bana söylediği vardı son durumda da oğlum herkes istihar yapacak. Vasiyet etti. Herkese söyledi. Vasiyet devam ediyor. Herkes istihar yapacak. Kendine bir mürşid bulacak. Benim bu sözüm devamlı süreste var. Bir adam istihar yapacak birine bağlanıp meselesi biter. Ama bağlanmadı. İstihar yapacak birisine bağlanacak.
Veyahut da gidecek oturacak sohbetini dinleyecek ondan feyiz aldıysa oturacak. Kalbi onunla pırpır ettiysa oturacak orada. Kalbi ona ısındıysa orada oturacak. Yolun aslı aslıları bu. Hakkınızı helal edin inşallah. Bu derslere devam etme kararlılardır inşallah. Bu çünkü direkt tasavvufla alakalı. Yaklaşık benim bu yirmi beş yıllık kitabımdır. Benim tasavvuf anlayışımın üzerine oturttuğum kitaptır bu. Çok eskidir. Cenab-ı Hak inşallah amel ettiğine nail eylesin inşallah. Sorularınıza bakamayacağım. Hakkınızı helal edin. Halife biatla üstada biat aynı mıdır?
Evet aynıdır. Değişen bir şey yoktur. Ya normalde insanlar bu noktada kendilerini İlla ki işte bizim ders vermeye müsaade ettiğimiz kardeşler var. Veyahut da birisine demişsin sen burada daha bir toparlan ders ver arkadaşlara. Bunun üzerine insanlar nefislerine düşüp de şüphe yapmayacaklar. Şimdi işte Adnan'ım var, Mehmet'im var, Hacı Erkan'ım var. Ondan sonra İdris'im var. Bu taraftan dönüyormuş şimdi. Hüseyin'im var, Barbaros'um var, Hüseyin'im var. Ondan sonra İsmail'im var. Şimdi birisi kalkıp da kendi kendine şunu düşünmesi yanlış. Ya ben üstaddan ders alayım. Bu da hareket insan. Benden ders almazın, oradan ders almazın anasından bir fark yok ki. Bence yok.
Hatta bu vazifeyle vazifelenen kardeşlere biraz böyle ben haksızlık yapıldığına inanıyorum. Yapmayın. Yapmayın bunu. Bazı değişik yerlerde hep bunlarla karşılaştırırımlar. Ya işte ben ders almamın sizden alacaktım. Ya benden almanın bir anlamı yok. Bunu illaki anlamlaştırmaya çalışmayın. Yanakkale'de Halit derleyip toparlayıp ders yaptırıyor, ders veriyor. Şimdi orada diyeceğiz ki, yani işte ben üstaddan mı ben? İyiyiz. Halit'in bir anlamı yok mu yani orada? Anlamsız. Kendi kafasından mı çıkmış ortaya.
birisi kendi kafasından ortaya çıkarsa o yolsuzdur o. Yolsuz. Onun nefsi işte benle hizmet etmek için yaptığımda işte insanlar şey. yolsuzluktur o. Böyle bir şey istenmez mi der? Hayatınız boyunca manevi olarak bir üstaddan bir şey istemeyin. Zor durumları bırakmayın. Gelirlerdi Allah rahmet eylesin şeyh efendiye rüya yorumu isterlerdi. İşte orada ders yaptırma yetkisi isterlerdi. Çavuşluk isterlerdi. Ya işte onların başında ben efendim başında bulunayım mı onlara işte söyleyeyim mi? Bunlar yolun adabı değildir. Allah için sen hizmet edersin. Derlersin toparlarsın herkesi götürürsün.
Götürürsün. Hizmet edersin. Kim olursa olsun bu. Onun bu bir hususuzluk, hususuzluk yolsuzluktur bu. Hizmet herkese açıktır. Buradaki herkes her yere gidip anlatabilir, konuşabilir, sohbet edebilir. Herkesi derleyip toparlayıp getirebilir. Hatta toplar insanları tevhidle çektirir. Bunda bir sıkıntı yok. Kendisini çavuş görürse, yetkili görürse, görevli görürse sıkıntı var. Kimseye hakkı yok. Allah bizi affetsin. Bu insan hizmet eder. Bizim yolumuz zahiri ilim üzerine değildir. Biz zahirimizi, bu zahiri ilimin üzerine oturturuz. Zahirimizi.
Ama tasavvufi manada bizim işimiz ve rüyayladır, manevidir. Üstadın da çok fazla bir yetkinin olduğuna inanmam vardır. Ama iş maneviyattan çıkar o zaman. Bir kimseye manevi verilir hep cuk diye oturur. Cuk diye oturur. Herkes onun bu manadaki görevini ve durumunu kabullenen hiç kimseye itiraz etmez. Herkes tabi olur. Bu manevidir bakın. Ama öbür türlü birisi kendiliğinden bir şey yapmaya kalkarsa Allah muhafaza eylesin. O yolsuzluktur, o hususuzluktur. İnsanlar bir mürşide bağlanılır sonuçta. Mürşide bağlanılıysa, o kimse de deniyse, bu kardeş size ders yaptıracak, herkes tabi olur mu?
Kafasında şey şüphe olmaz. Kafasında şey şüphe olmaz. Şey şüphe oluyorsa sıkıntı var. Allah muhafaza eylesin. Hakkınızı helal edin. Üç ihlal ıslatı yaşayın. Zatı hali kainatıyla sahip mevcudat Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e gelinmiş geçmiş. Bütün Peygamber Zişan Efendimizin ruhlarına ayrı ayrı helal edin.
Vazı ve sadar eyle ya Rabbi. Ya Rabbi. Yüzetler eyle ya Rabbi. Peygamberlerinin himmetlerini şefa attan üzerlerine dolaştık eyleme ya Rabbi. Ya Rabbi. Hali yeryüzüne ve bekir satıgı onları fâhı ruhmanı zünnuriyen Ali Ali Muhtazar radıyallahu anh Efendimizin evladı Resulullah, devcanı Resulullah, şöhedâ Resulullah, ashabı Resulullah'ın ruhlarına, İmam-ı Azami ve Hanif, İmam-ı Şafi, İmam, Malik İmam, Muhammeli Hazretlerinin ruhlarına ayra ile hedililik vası ve sadar eyle ya Rabbi. Ya Rabbi. Yüzetler eyle ya Rabbi. Peygamberlerinin himmetlerini şefa attan üzerlerine dolaştık eyleme ya Rabbi. Ya Rabbi. Seydat ve Fatiha. Seyyid Abdullah Şahdül Geylan'ı, Firimiz Seyyil Ahmed'el Rufay, Firimiz Seyyil Ahmed'elordreviniz Seyyidr Rahim-i Dostu ki, Firimiz Şehabil Esan'ın şadili Şah'ın rüşü, bende Muhammed'i Bahad dini, Şah-ı Mevzâna Celâletdînul Rûme Hâd-ı Bektaş ve l-Hâd-ı Bayram-i Veli, Mehmed-i Muhiddîn iftada Hazretlerinin ruhlarına ayra ile hedililik vasıl ve sadar eyle ya Rabbi.
Ya Rabbi. Hazar eyle ya Rabbi. Peygamberlerinin himmetlerini şefaatlerini üzerlerinden eksi eyleme ya Rabbi. Ya Rabbi. İlahi Fatiha, geçmiş mürşid-i kamilleri, velilerin, evliyaların, dervişlerin, mükminlerin ruhlarına, Şeyhimiz, Üstadımız, Mürşidimiz, Canımız, Cananımız, Sürkanımız, Bayıdır Ali Mustafa Efendi Hazretleri'nin ruhaniyet yükselerine, Cez ve Cezalar'ın ruhlarına, Mehdi Aleyhissel'in ruhaniyet yükselerine, Yaşayan mürşid-i kamilleri, velilerin, evliyaların, dervişlerin, mükminlerin ruhaniyet yükselerine,
Turuki alimizde gelmiş geçmiş, Osman-ı Aliye'den gelmiş geçmiş, Akraba ve talikatlarımızdan gelmiş geçmişen ruhlarına, ruhaniyetlerine, Ay la ilahe hindi lillik vasır ve sadar eyle ya Rabbi, Sadar eyle ya Rabbi, feydatlanı, himmetler, şefatlanı, üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi, Amin. Estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah, El azim kelimel nezi, la ilahe illa hu, El hayyiz veyyubu ve tümle gözü müdahiline şeytanın ve cim, Bismillahirrahmanirrahim, neftar-i zikir farem enna hu, Neh!
Bismillahirrahmanirrahim,

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi