Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 52:16
Allah gecenizi hayırlı eylesin, inşallah. Allah gönücünüzü hayırlı eylesin, hayırınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, inşallah. Enteresan, geçen hafta evime hırsın gezdi, eşimin altınları çarındık bir hocalık okuyarak altınları bulduğunu duymuş eşim ve annem, büyü yaptırmanın ve yapının büyük günahlardan olduğunu biliyorum.
Bu okuyarak büyümünün hükmüdür, Allah'a râsıl. Böyle okuyarak büyümünün bulma var. Kayıp olan bir şeyi, hırsızlama, çalınan bir şeyi okuyaraktan böyle bulma var. Bu noktada bunu böyle reddetmem mümkün değil, böyle bir şey bu kötü. O yüzden o büyüye girmiyor. Mesela bir kimsenin okuyaraktan şifa bulması, okuyaraktan kaybının bulması. Okuyaraktan adres bulması, okuyaraktan kendisine yön tayin etmesi. Bunun gibi şeyler var. Bunlar büyüye girmez. Müzik şeyler olur mu mümkün? Çünkü işimden dolayı cuma namazlarına gidemiyorum. Bu durum rahatsız. Bu durumdan rahatsız. Ben aydınletesiniz demiş. Cuma var. Bir kimse bu noktada cuma kılmaya gayret edecek. Evet darül harpte bir kimse cuma kınamıyorsa, kıldırılmıyorsa darül harp ile alakalı bir tetva var. O kimse o zaman cumadan sorunlu olmaz.
Ama ve lakin gayret etmeye çalışacak. Bu konuda cumayı tamamlamaya gayret edecek ama işini bırak diyemiyorum o kimseye. Hakkınız elalem, bazen soruları geçiyor. Bunlar gerek yok çünkü. İşte yazmış Mustafa Karataş zikir yapmak, kafa sallamak zikir olmazmış. Doğru mu demiş? Bunlara gerek yok artık. Müslümanlar hala da bu noktada yani işte duruyorlarsa Allah selam ettiklersin hepsine de. İnsan bedeli uyku halindeki ruh bedenden ayrımında gitmek istediği yere kendini karar veriyor ya da karar verme yeteriği var mıdır?
Bu noktada ruhlar Allah'ın emrindedir. Ruh asla insanın emrinde bir şey değildir. İnsanın kendi emrine verilmiş bir şey değildir. Yani aklın emrine verilen bir şey değildir. O yüzden ruh gideceği yeri kendisi tayin etmez. Uyuduğunda ruhların bedletildiği bir yer vardır bedenden çıkar. O bedletildiği yer o kimsenin manevi haline göre değişir.
Bu normalde yine de o bu manada bedletildiği yerde Allah'ın takdir ettiği bir şeydir. Normalde onlar kafasına göre şuraya gideceğim, buraya gideceğim noktasında değildir. Evet, belli bir noktaya geldikten sonra o kimseler, o kimselerin ruhlarının böyle bir tasarrufu olur ama o zamana kadar öyle bir şey olmaz. Babamla ayrıyız tam olarak doğruluğunu bilmiyorum ama çocuğu varmış, o bana öz kardeş oluyorsa onu arayıp tanımam gerekir.
Normalde bir babadan olma çocuktan kaç anneden olursa olsun öz kardeş yüzündedirler. O yüzden normalde kardeşlikleriyle alakalı bir sıkıntı olmaz ama bu arayıp durmak gerekir mi derken, bunun konuda insanlar kardeşlerini tabii ki muhakkak sevecekler, sayacaklar, arayacaklar, soracaklar. Sen sanıyorsun ki Allah sizden başka beşer yarattı. Vallahi Allah bin kere bin adem yaratmıştır. Siz o ademlerin konudursunuz, bu hadisin kaynağını istedik biz. Evet, kitabı tebrikler, cevapleri sardıklarla söylemiş. Evet, zannediyorum bu hadis, beyhakide de geçiyor galiba tahmin ettiğim kadarıyla, şimdi söylemiyorum. Söylemiyorum. Normalde, insanlar buna inanıp inanmıyordukta serbestliği var ama yeryüzü malum hesaplanabilir, hesaplanabilir değil de dört yüz elli bin yıllık bir dünyadır.
Dört yüz elli milyon yıllıydır. Dört yüz elli milyon yıllık bir dünya. Bunun üzerinde Cenab-ı Hak insanın ne zaman yaratıldığını bu noktada, dünyaya ne zaman indirildiği tam olarak hesaplanabilmiş değil. Bulur ki, ümit edilir ki öyledir ki öyle olması lazım.
Allah-u Alem. Yani, Cenab-ı Hak insanlık sürgünü çok eskilere dayandırmış, o eskilerden itibaren gelmiş, biz ne kadar peygamberler vermiş, ne kadar insanlar yaşanmış, bilmiyoruz. Ve son adı geçen peygamberlerin hadisçeleriyle alakalı bize bildirilenler var. Bu son yakın tarih bu. Bizim şu ana kadar insan yolunun tespit edebildiği yakın tarih, on bin yıllık. Hadi biz biraz daha ilerleyelim, on beş bin yıllık olsun. Yakın tarih. Dört yüz elli milyon yılın içerisinde on beş bin yıl çok kısa. O yüzden zaten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin duyumu, kıyamet habercisi olarak algılanmış.
O kıyamet habercisi olarak algılanınca, ek kalmamış oluyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra. Tabi bu hangi kıyamet? Nasıl bir kıyamet? Yani ondan sonra yeniden Cenab-ı Hak yeryüzünde insanı devam ettirecek mi? Nasıl bir şey olacak? Buraları tam olarak açıklanabilmiş değil. Evet bizim için kıyamet kendi ölümümüz. Ben işin kurtuluş noktasını burada gördüm. Allah bizi affetsin inşallah. Allah'ın sevdikleri. Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse, içinizden kim dininden dönerse, desin ki Allah onun yerine, Allah'ın onları sevdiği, onların da onu sevdiği, müminlere karşı alçak görüntü, kafirlere karşı zorlu, Allah yolunda cihad eden, kınayanın yani dil uzatanın kınalmasından koşmayan bir kavim getirir.
Bu Allah'ın dilediği kimseye verdiği ihsanıdır. Allah lütfu geniş olan ve her şeyi bilendir. İnsanlık tarihi, zaman zaman hep dinlerinden geri dönen insanları görmüş. Ve insanları Cenab-ı Hak peygamberleriyle, salih kimseleriyle, kitaplarıyla öğütlemiş. Ve ilk Adem'den itibaren, insanları yeryüzünde başıboş bırakmamıştır.
Fakat insanoğlu, ne yazık ki nankörlük etmiş, vefasızlık etmiş, kendisini hayvanlardan ayıran, kendisini hayvanlarla arasına bir sel çeken, bir sel çeken, peygamberlerin, vaaz etti, öğütlediği dini terk etmiş, o dinlerinden geri dönmüş. Ve her sapkınlığa uğradıktan sonra, her dinden geri dönüştüğün sonra, Cenab-ı Hak yeniden peygamberler göndermiş, yeniden dine sarılanlar, Allah'ı tanıyanlar, Allah'ın hukukunu, ahlakını, adaletini, Allah'ın bu noktadaki fazlını, keremini gözeten, insanlar ve topluluklar göndermiş, ve Cenab-ı Hak yeniden, insanlara ve insanlığa, insan olmanın yollarını, Allah'a kul olduğunun yollarını göstermiş.
Bu, peygamberler, peygamberleri takip etmiş, peygamberler, peygamberleri takip etmiş, Hz. Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerine kadar gelmiş. Ve Hz. Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerinin zamanında da, Cenab-ı Hak bu ayet-i kerimeyi göndererekten, bunun bize devam edeceğini beyan etmiş. Kim dininden geri dönerse, Allah, onların yerine, kendisini seveceği, ve onların da Allah'ı seveceği, inanan mümkrik insanlar getirecektir.
Bunu şimdi, isterseniz küçükten büyüğe doğru genişletelim, isterseniz büyükten küçüğe doğru gelelim. Ama küçükten büyüğe doğru giderim. İnsan, kendi içerisinde zilinden dönen nefsi vardır. Kendi içerisinde ahlakı vardır, kendi içerisindeki, kendi vesvesesi vardır. Şeytanın ilham ettiği üzerindeki duyguları vardır. bu duygular, bu düşünceler temildir, doğduğunda. Ama insan bunları kirletir, insan bunları kirletince dininden döner. Dininden dönünce, insan duygularını yerinden ihya etsin diye, Cenab-ı Hak ona bir tebliğci nasip eder. hem içeriden hem dışarıda. Her insana bir tebliğci vardır, içeriden ve dışarıdan. O tebliğci, o tebliğcinin tebliğine bakar ise, o zaman Cenab-ı Hak onun, iç dünyasını yeniden dizayn eder.
Ve o kimse, iç dünyasında yeniden imanla, yeniden imanın askerleriyle tanışır. İman eden, iman edip, iyi amel işleyip, tövbe edenler, kurtuluşa erenlerdir. Allah onları temizler. Ve yeniden Allah'ın o temizlemesiyle, o kimse, Allah'ın sevdiği noktaya gelir. Bir çift, genişletiyoruz şimdi. Bu kimse, bu imanını etrafıyla beraber yaşamaya başlar. Yaşadığı imanı tebliğ eder. Ve etrafındaki insanlar da, o imanı, o iyiliği, o güzelliği yaşamaya başlarlar. Ve eğer onlardan dönen olursa, Allah onun yerine birisini koyar. Eğer siz kendi içinizdeki mümince sıfatlarınızdan dönerseniz, yerine kafir sıfatları oturtturur Allah içinize.
Eğer siz kendi içinizde kafir sıfatlardan dönersiniz, Allah size mümin sıfatları içinize oturtturur. Cimrilikten dönene Cenab-ı Hak cömertliği oturtturur. Gibi. Kötü huyudan vazgeçene Allah iyi huyu ona yerleştirir. Ahlaksızlıktan vazgeçen ahlaklılığı bulur. Gibi. Çünkü Allah iyi ahlaklılığı sever. Allah güzel huyları da sever. O zaman kötü huy, sendeki huylar kötüleşirse, sen geri döndüğünde iyi huylarla huylanabilirsin. Bunu arttırıyoruz. Bir dergahın içinde bir kimse dergaha müşriklik yapar, çeker giderse, Allah yeniden onu tesis ettirir başka bir kimseyle. Ve o dergahın içerisinde insanlar eksiklikleri ve yanlışlıkları kendilerine rehber edinirlerse, Allah eksiklikleri ve yanlışlıkları rehber edin diye, iyilikleri ve güzellikleri kendine rehber edilen yeni insanlar, yeni yüzler koyacaktır.
Bir çıt daha arttırdık. Bir topluluk, bir kavim. O kavim Kur'an ve sünnete sımsıkı yapıştığı müddetçe, Allah'ı seven ve Allah'ın sevdiğidir. Ama o kavim topyekun olarak, Allah'ı sevmeden ve Allah'ın dininden yüz çevirirse, Allah'ın kavim ihya ederekten o dinini yaşatır. Bu, işte büyükten örneklendirecek olursa, önce Arap'lar kavim kavim İslam'a hizmet ettiler.
Ondan sonra, işte Abbasiler, Emeviler İslam'a hizmet ettiler. Ama bir müddet Parisiler İslam'a hizmet ettiler. Ne zaman ki Türkler Müslüman olunca, Türkler büyük bir gayret içerisinde İslam'a hizmet ettiler. Ve Osmanlı'yla bu hizmetleri devam etti. Ve ne zaman ki dini yaşamada ve anlamada gevşeklik gösterdiklerinde, bu hizmetleri inkıdaya uğradı. O zaman bir kavim, bir topluluk, eğer ki dinine sahip çıkar, dinine hizmet eder, imanlar hizmet eder, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem sünnetini yaşar, onun hidayetine hizmet ederse, o Allah'ın sevdiği, onlar da Allah'ı sevenlerdir. Birinci derecede ayet-i kerime bakış açığı, bu noktada topluluklar üzerinde.
Yani bir topluluk eğer ki kendisine ölçü olarak Kur'an'ı ve sünneti aldı, ve bu ölçüye hizmet ettiği müddetçe, o topluluk topyekün Allah'ın sevdiği ve Allah'ı sevenler olacaktır. Ne zaman ki bir topluluk bu hizmetinden geri durdu, bunu bir Angarya gibi gördü, gevşedi, o zaman Allah oraya yeni bir topluluk gönderecektir. Topluluğun içerisinde, bu noktada, Kur'an ve sünnet dairesinde hizmet etmekten, koşuşturmaktan bıkkak usanan, veya onu kendinin evsinden görenler olursa, Allah onların yerine bu günce usanmayacak, koşar, yeni yüzler, yeni nefesler getirecektir. Çünkü dava haktır, hak olan davayı da Allah destekleyecektir. Bunu tarikatların içerisinde, cemaatlerin içerisinde görürsünüz.
İnsanlar vardır, bir müddet koşuştururlar, bir müddet sahip çıkarlar bir şeye, ama imtihan, ama sıkıntı, ama bela, ama musibet, ama darlık, ama laf, ama dedikodu, onların hizmetlerini ve koşuşturmalarını engeller, veya engelliyormuş gibi görünür, onlar kulların dışına çıkarlar. Kulların dışına çıktıklarında da nefislerine şöyle gelir, yani biz olmazsak olmaz diye gelir, Allah onların yerine daha iyisini, daha güzelini, daha mükemmelini getirir. Allah için bu zorluk değildir. Cenab-ı Hak istediği anda, istediği yerde, istediği şekilde, bir kimseyi bir kez Allah demekle, eskisinden daha ileri bir noktaya getirir. Siz burada bir safta duruyorsunuzdur, o safta dururken, o safta duruşunuzu bir lütuf, bir ikram, bir ihsan olarak görmezseniz, Allah sizin yerinizde lütuf, ikram, ihsan olarak gören, bir kimseyi oraya oturtturur.
Ve o kimseyi dışarıdan kaldığıyla kalır. Bunu böyle bir dinden çıkma, küfür olarak görmeyin. Ben bunu yolun küfrü olarak görüyorum. Yolun küfrü. Yani bir kimse o yoldan dışarı çıktı. O yolun adabına, icabına uygun hareket etmedi. O yolun adabına ve icabına uygun hareket etmediğinden dolayı, o kimse halakanın dışında kaldı. Halakanın dışında kalması, kendisinin yaptığı. Ama o kimse zanneder ki, benden sonra burası tufan. Burası tufan. O kimse zanneder ki, ben olmazsam bu tarikat yürümez, bu dergah yürümez, bu cemaat yürümez, bu tekke yürümez, bu matırıp yürümez, bu işte neyler yürümez, işte bu sazende yürümez, bu dergah yürümez, yürümez de yürümez.
Böyle gördükleri aslında battıklarının resmidir. Oysa Cenab-ı Hak yerine böyle yenisini getirir ki, kedi. Ve Allah onu sever, o da Allah'ı sever. Ve onun gözünden yaşlar damlar, Allah onun gözünün yaşını siler. Allah onun gözünün yaşını siler. Ve tarih boyunca olmuştur. Tarih boyunca insanlar dinlerinden dönmüşler, yollarından dönmüşler, kendi bulundukları noktadan geri dönmüşler, geri dönerlerken de kendilerinden sonra tufan olacağını zannetmişler.
Ama hep dönenler kaybetmiş, yerine Cenab-ı Hak oraya birisini istihdam etmiş. Bir kimse kendisini çok kıymetli gördüğünde, kendisinden sonra her şeyin helak olacağını düşünür. O yüzden öyle değil, zaman devam eder, insanlar devam eder, hayat devam eder. Allah'ın takdirince, Cenab-ı Hak nereye ne lazımsa ilahi kudret ve kuvvetiyle lazım olduğunu gelir, oraya oturtturur. Ve Allah oturtturduğunu destekler. Bir kimse gelir, buraya kapıdan içeri girer, O kimse eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühühü ve resulühü der. Allah onu destekler.
Allah onu sever. Yine bir muhabbettir ki, bu öylesine bir şeydir ki, bu böyle dinle tarif edilecek, akılla algılanacak bir şey değildir. Bu peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sağlığında da dinden dönenler olmuş. Hazreti Eruf Efendimizin zamanında, Hazreti Ömer, Hazreti Ali zamanında da dinden ve yoldan dönenler olmuş.
Allah, Allah diyenleri yalnız bırakmayıp, yeniden bir kavim, yeniden bir topluluk, yeniden insanlar dizayn ederek dinini yaşatmış. ve dinini anlattırmış ve algılatmış. O yüzden Allah, o yeniden dini yaşamak isteyenleri, yeniden dinin içinde koşmak isteyenleri sever. Bu manada o kimse, bir sufi, her gün kendisini tazelemeli, her gün kendisini yenilemeli, ve her gün kendisini tazeleyip yenileyip, Kur'an ve sünnet noktasında koşuşturmaya devam etmeli.
Ne zaman ki yaptıklarını gerekli gördü, yaptıklarını yeterli gördü, ne zaman ki koştuğunu yeterli gördü, şeytanın aldatmasına ve sesine kalmıştır. ilim beşikten mezara kadardır. Allah'ı tanımanın ve Allah'ı bilmenin sonu ve sınırı yoktur. O yüzden Allah'ı tanımanın sonu ve sınırı yoksa, senin sonu ve sınırı yoktur.
Ne kadar çok Allah'ı seversen, o kadar çok koşturursun. Ne kadar çok Allah'ı seversen, hakkın güzelleşir. Ne kadar çok Allah'la, sallallahu vesellem hazretleriyle dostluğunu pekiştirirsen, koşmaya tabiri caizse, bugünkü dille boyuttan boyuta geçmeye devam edersin. Ne zaman ki eğer ki, adam dinin evli yasaklarına uygun düşmedin, uygun durmadın, ilahi el seni o yoldan dışarı atacaktır.
İlahi el seninle onu kirletmeyecektir. Senin yerine birisini Allah istihdam edecektir. Ve Allah onu sevecek, onu sevecektir. O yüzden sufi, her an uzaklaşabilirsiniz. Tövbe etmeli, uzaklaşabilirsiniz. Her an bu halden uzaklaşabilirsiniz. Düşüncesiyle, sevdasına sevda yüklemeli, koşuşturmasına koşuşturma yüklemelidir. Çünkü, bir anlık gaflet, bir anlık durma, bir anlık yorgunluk, bir anlık isteksizlik, bir anlık muhabbetsizlik, onu anında sat dışı bırakabilir.
Anında. Ve Allah onun yerine, kendisinin seveceği, ve Allah'ın dolu seveceği, bir kiriseyi istihdam edebilir. Bunu ister kavimler noktasında, devletler noktasında görün, ister bunu cemaatlar noktasında görün. Eğer biz cemaat olarak, Kur'an ve sünnet çizgisinde durmaz, cemaat olarak tasavvuf çizgisinde durmaz, cemaat olarak Resul Hazretleri'nin, hidayet çizgisinde durmazsa, bu en görünenler, en yeni girene kadar, bir bütün halinde, bu çizgi ve bu dahi durmaz isek, o zaman Cenab-ı Hak, bizim de yerimize, bizim de yerimize,
bir cemaat tesis edecektir. Bizim de yerimize, bir tarikat tesis edecektir. Bizim de yerimize, bir ehli tasavvuf cemaat, tesis edecektir. Bu kaçınılmaz sonudur. Bu noktada, çizgiyi aşma noktasında, Mustafa Özbağ'ın da aynı çizgide durmazsa, Mustafa Özbağ'ın da yerine, birisi gelecektir. O da o çizgide duracaktır. Ve o da Allah'ı sevecek, Allah domuz sevecektir. Bunda isimlerde takılı kalmak yoktur. Çünkü kim, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapıştı, kim tasavvuf ilkelerine uydu, onların içerisinde sımsıkı durdu, yol onun, yordam onun, muslat onun, gidiş onun, varış onundur. Kim bu noktada durmadı, bu noktada durmadı, atıl olan, batıl olan, yanlış olan olur.
Önemli olan, insanların kendi kendilerine, şeytanın vesvesesini vicdan zannedip, Kur'an ve sünnet çizgisinin dışında dururken, kendilerini Kur'an ve sünnet çizgisinde zannetmemeler eder. O yüzden, yaptıklarınıza bakın, yaşadıklarınıza bakın, düşüncelerinize bakın, sünnete uyuyorsa, ne kadar tasavvuf ilkelerine uyuyorsa, ne kadar siz, buraya layık bir kimsesinizdir.
Kendim için de söylüyorum bunu. Ama biz ne kadar Kur'an ve sünnetinin içerisinde değilsek, o kadar yoldan uzaklaşmış, o kadar çizgiyi aşmış insanlarızdır. Allah muhafaza eylesin. ve bu çizgiyi aşmamız, derecesi kadar muhakkak ki, ilahiyen, ilahiyen, vazifesini yerine getirir, onun adetullahıdır çünkü o, bizim yerimize birisini getirecektir. Kim Allah'ı sever ise, Allah da onu sever. Kim Allah'ı zikrederse, Allah onu zikreder. Kim tövbe ederse, Allah onu affeder. Kim Kur'an ve sünneti sım sıkı yapışırsa, Allah ona hidayet eder. Hidayet eder. O yüzden, evet, Allah'ın sevdikleri olabilmemiz için, o Allah'ın sevdikleri olabilmemiz için, her daim kendimizi yenileme, her daim kendimizi disiplin etmek zorundayız.
Çünkü, onların özellikleri var. Allah'ı seviyorum diyenlerin, Allah'ı sevenlerin, ve Allah'ın sevdiklerinin özellikleri var. Neymiş? Eğer kardeşlerinize karşı alçak gönülü değil iseniz, siz Allah'ın sevdiklerinden değilseniz, bunu isterseniz kendi iç dünyanızda algılarsanız, baş köşeye koyun, o zaman o bütün içindeki iyi huyluları sevecek.
Veya aklı oturtturun, o ruhdan kastın orada akıl, algılayasınız diye sözümü değiştireyim. Akıl, içinizdeki iyi huyları sevecek, onlara karşı merhamet gösterecektir. İçinizdeki kötü huylara karşı, şedid bir şekilde duracaktır. Bunu, dışarı doğru attıklarınızda, sünnetin dışında bir huyları ve ahlak, onların o huyla karşı şedid olmamız gerekir.
Bu sizin imanınızın gereğidir. Bu sizin İslamınızın gereğidir. Bu sizin Allah'ı sevmenizin gereğidir. Eğer içinizdeki nefsinizden gelen o köşeseye, kötü duygulara, içinizden gelen yanlış şeylere mücadele etmez görürseniz, sizin imanınız ve müminliğiniz sorgulanacaktır. Kötü görmeye, bu iman değildir.
Kardeşlerinizin üzerinde müşrik olun, şefkatle, merhametle davranırsanız, sizin Allah'ı sevenlerden ve Allah'ın sizi sevdiklerinden olursunuz. Şu, o cemaattandır. Bu, bu cemaattandır. Bırak şu cemaattan olanları, bırak şu cemaattan bulunanları. Onların hepsi de şöyle, onların hepsi de böyle diyen müminler değil, linç eder.
Bu şekilde linç eder. İnsanların hataları, kusurları vardır. Şahısların hataları, kusurları vardır. Eksiklikleri vardır. Bir şahsın eksikliğinden dolayı. Bırak şu mevlevileri canım, bırak şu karabaşı veli tekkesine gidenleri, hepsi de böyle diyor. O mümin sıfatı değildir. Kervişlerinin dediği zaman adam, o mümin sıfatı değildir. Bırak şu Süleymancıların hepsi de mümin sıfatı değil. Bırak şu Nurcuların hepsi de böyle, mümin sıfatı değil. Hepsinin de böyle, mümin sıfatı değil. O müminler ki, birbirlerine karşı şefkatli ve merhametlidir. Bu araçların hepsi de mümince bir söz değil. Ya cahil, ya münafık.
Cahil, ya münafık. Tutturmuşlar bir tekke orada, yukarıda dönüyorlar Allah. Hepsi de şöyle. Ya cahil, ya münafık. O müminler ki, Allah'ı seviyorsa, Allah onu seviyorsa, mümin kardeşlerine karşı şefkatli ve merhametli. Kafirlere karşı şedik. Kafirlere şedik. Nefsinden ise ona şedit dur. Nefsine şedit dur. Nefsinin kötü ahlakına şedit dur. Nefsinin kötü isteklerine şedit dur. Nefsinin yanlış isteklerine şedit bir şekilde dur. Şedit bir şekilde duramıyorsan, ona paye verdin. Nefsine uymuş bir kimse varsa, onun nefsine uyuluğu halde şedit bir şekilde dur.
Bunu çoğaltıyoruz şimdi. Toplumun içerisinde. Sen zinayı hoş göremez. Şedit bir şekilde duracaksın. İçkiyi hoş göremezsin. Şedit bir şekilde karşısında duracaksın. Sen lezbiyenliği, transsekselliği hoş göremezsin. Şedit bir şekilde duracaksın. Sen Allah ve Resul'un kendisini dostluk beyanları, kendine dostluk tuttuysan, hoş duracağım.
Kafirlere karşı şedik. Müminin dostluğunun başka dostu yoktur. Müminin... Müminler dedi. Müminlik sıfatı. O zaman bir kimse, hem normal sisteminde, kafiri kendisine dost tuttuysa, kafirce yaşayanı seviyorsa, kafirce düşüneni seviyorsa, kafirce yaşayanı ve düşünülemez. Onun dermişliği düşünülemez. Onun dostluğu düşünülemez. Allah bizi affetsin.
O yüzden kafir karşı şedid, hem kendi zatımız, kendi nefsimiz anlamında, yanlışlıklar, eksiklikten gelen bir şey, o şedit bir şekilde karşı durmak. Eşimizde, çocuklarımızda, elimizin altındakilerde, ona şedit bir şekilde karşı durmak. Kızımızın içinde, Kur'an ve Resul'un içinde, şedit bir şekilde karşı durmak. Şedit bir şekilde. Birisi gıybet ediyorsan, dinliyorsan, sen de o yangına, bir kürek, kömür attın, benzin attın, bir bidon. Birisi iftira ediyorsan, tutuyorsan, bir bidon, benzin attın sende. Hayır! Sen o yangını söndür. Demenin şartını yerine getirsin. Şedit bir şekilde dur.
Allah bizi affeder. O müminler ki, birbirlerine şefkatli ve merhametli, kafirlere karşı şedittir. Serttir. Kafirlere karşı sert. Seninle mücadele eden, seninle savaşan, senin din taşlarını katleden, öldüren, yok eden, onun çocuğunun kızının ırzına geçer. Onların vatanlarını, memleketlerini altın üstüne getiren. Ve düzeltse derken, düzeltmek kastıyla gelip, ortalığı taran edenlerle, sen her alanla mücadele etmek zorundasın.
Her alan. Vay bunlara layık bir yok. Kafirlere şedit. Bakın, bütün Avrupa birleşiverdi. Bütün kafirler birleşiverdi. Neden? O Zibya'da petrol var. Bombalıyorlar. O içerideki saf ahmaklar da, o içerideki geri zekalılar da, onlar gelsin beni kurtarsın diye bakın, onlarla dost olmaya çalışıyorlar. Kıymetli dostlar. Bunların hepsi de oyun, hepsi de tezgah. Aynı tezgah, aynı oyun Türkiye'de de yapmak istediler. Ama Türkiye'de bilinçli, şuurlu Kürtler, Müslüman Kürtler, imanlarını laf elen ümmet gibi Kürtler, bu tezgaha düşmediler ki, onlara teşekkür borçluyuz. Düşmedikleri için, düşüncesinde duran, o dinini seven, o dindarları seven, sünneti kendisine rehber edilen, teşekkür borçluyuz.
Üçüşe yasak bölge yapıp, o tezgahla bizi, aynı tezgahın içerisine düşüreceklerdi. Ama Allah'ın ilahi takdir eli, Allah'ın ilahi güç ve kuvveti ve kudreti, memleketin içerisindeki dini, düşüncenin içerisinde bulunan, din uleması ve din adamları, bu savaşın ortasını, bu savaşın durdurulmasına ne yakıldılar? Bilemediler. Şehirlerin içerisindeki tarikatlar, şehirlerin içerisindeki cemaatler, şehirlerin içerisindeki, şehirlerin içerisindeki dini kurum ve kuruluşlar, bu barışı sağladılar farkında değiller. Bu barışı sağlayan, bu ortak noktayı sağlayan, Türkiye'deki dindarlardır. dindarlardır. Ve dindarların bu ortak davranışı, ortak duruşuyla, memleket şimdilik bu hastalıktan kurtulmuştur.
Şimdilik, bunun daha da perçinleşmesi, ümmetçiliğin daha da perçinleşmesi. Irkçılığın ortadan kalkması, ümmetçiliğin perçinleşmesi. Ve bu noktada, anarşiye, teröre, anarşiye, teröre, bağına geçit vermeden, şu memleketin insanları, şu memleketin insanları, kardeşliklerini pekiştirmeli, dostluklarını pekiştirmeli, aynı noktada, aynı dairede durup, kafirlerin oyununa gelmemeli. Ve kafirlere karşı şedid durmalı. Ne yazık ki İslat topluluğu, kendisine İsrail'den, Amerika'dan, kendisine Avrupa'dan, dostluktan herhalde, kendi içlerinde, ne yazık ki kendi kardeşliklerini katletmek noktasında duruyorlar. Filistin'de olduğu gibi, Lübnan'da olduğu gibi, Mısır'da olduğu gibi, Cezayir'de, Fas'ta, Turus'ta olduğu gibi, kıymetli de olsa, Türkiye bütün İslam dünyasına örnek olmalı.
İslam dünyasındaki İslami, cemaatler, cemiyetler, tarikatlar, cemaatler, Türkiye'den ders almak, kendi içlerinde bunu, kendi kendilerine dönüşümlerini sağlamalı. Türkiye'den daha işi bitmemişler yalnız. Bunu böyle işi bitmiş olarak görmüyorum. Türkiye'de daha çok yapılacak işler var, gidilecek çok yol var. Evet, bu zaman zarfında çileler çekildi. Bu zaman zarfında çileyi çekenler çekti. Hep beraber çektik. Eski kardeşler, eski arkadaşlar, bizden öncekiler, bizden sonrakiler, başka cemaatler, başka cemaattaki kimseler, başka tarih takımlar. Herkes bu noktadan üzerine düşen, neyse kıvırcından payını aldık. Payını aldık. Yanıldılar, yenildiler, yıkıldılar ama, şu anda baktığımızda, şu anda baktığımızda, geriye dönüp, diyoruz ki, evet doğru yoldaymışız.
Geriye dönüp baktığımızda, bugünkü durumumuzla, kıyasladığımızda, doğru yoldaymışız diyoruz. Ve diyoruz ki, Allah bize lütf etmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş. O yüzden müminler, müminlere karşı şerkatli ve merhametli, kafir ve kafirce düşünenlere, ve yaşayanlara karşı işe değil. Allah yolunda cihad eden, kınayanın, dil uzatının kınanmasından, korkmayan bir kavim getirir. Allah yolunda mücadele edecek bu kavim. Eğer inanıyorsanız, istiyorsanız, Allah yolunda koşturacaksınız. Allah'ın sevdiği olmak istiyorsanız, gecenizi gecenize kaçacaksınız. Gündüzünüze gündüz kaçacaksınız. Evet, dünyayı terk etmeyeceksiniz. Siz gündüz işinizde, akşam da Allah yolunda koşturacaksınız.
İşiniz deri şekilde yapmaya gayret edeceksiniz. Ama, gecenizin bir kısmını Allah yoluna ayıracaksınız. Koşmuş durmaya, tebliğe, ne varsa hizmet olarak yapılacak, Allah yolunda ona ayıracaksınız. Kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, eğer ki bir cemaat kendisine para topluyorsa, eğer bir cemaat kendisine bir mevki, bir makam elde etmiş istiyorsa, evet orası bakmaya mahkumdur. Onu bakmak istiyorum derse, onu bakmak istiyorum diyorsa, Mehmet gelir diyorsun da ben belediye meclisine gireceğim diyorsa, onun baktığı gündür. Onun baktığı gündür. Bir gün gelir sizden para toplarsam, kendime baktığım gündür.
Birinizden kalkan para istersem, baktığım gündür benim. Öbür türlü Allah yolunda birleşir, Allah yolunda koşturmaktır işimiz. Allah yolunda koşturmaktır. Allah için koşturmaktır. Allah için. Gözünü zor ediceksiniz. Çalışmada geçerim baktım, küçücük küçücük çocuklar, semaatçende duruyorlar. Kendi hep düşünürüm böyle, Çanakkale'ye gittiğimde dışarı gittiğimde, derim ki bunların üzerindeki ülke bak derim. Koşuşturmak, koşturmak, Allah'ı sevdirmek, Allah'a anlatmak, Allah'ı bildirmek için de gayret etmek, cihad etmek. Cihad! Cihad! Gözünüze küçük görünür o sizin. Cihad!
Bir kimse onları seyrederken, Allah dese, kalbi yumuşasa, ve bu noktada imanla, islamla tanışsa, yerdekilerin ve göktekilerin yaptığı ibadetten daha iyi bir ibadet etmiş oldular. Ve onu da başarıyorlar. Cenab-ı Hak ne yazık ki, ne güzel ki oradan bir kapı açıyor insanlar. Ve diyor, ne yazık ki insanlar göremiyorlar. Bakın, ne yazık ki insanlar bunu göremiyorlar. Allah, o mücadelede koşturanlardan eyleksin. Allah, o mücadelede koşturanlardan eyleksin. Onlar kınayanların, kınayanların kınanmasından korkmazlar, üzülmezler. Eğer size de diyecekler, ne toplanıp, kafanızı sallıyorsunuz, ne toplanıyorsunuz, dönüyorsunuz da ne oluyor, alay edecekler. Ben de aile ediyorlar çünkü. Sen millet haberi döndürüyorsun, başı dönüyor milletin diyorlar.
Ben de diyorum, hiç gelip, siz bir ortaklığınız oldunuz, bir sohbet dinlediniz, bir zikrular yaptınız mı? İçimizi biliyor musunuz? Ne yaptığımızı biliyor musunuz? Susuyor. Adam hiç görmediğim, tanımadığım, bilmediğim, kimse zengin geliyor böyle, adam aleyhimize atıyor. Mustafa'ya bu amirim deyince kalıyor öyle. Neyimi tanıyorsun dedi, neyimi? Sustu. Neyimi tanıyorsun? Tanımak kolaydır, laf söylemek kolaydır. Ama buna sabredeceksiniz. Kınacaklar, kınıyorlar. Hep sufileri kınamışlar. Kınandık bu kadar, kaldığımıza şükrederim. Bizi şeyhinin dışına da sürebilirler çünkü. Zinin o nısrayı şeyhinin dışına sürmüşler.
Olmamış, bir de kafasını almamış, fetva koymuşlar. Hiçbir yere yerleşmesin, oturmasın diye. Bunu kimsenin memleketine almasın diye. O da çıkarmamış onun başından fetvayı. O fetvayla gezmiş, dolaşmışlar. Gitmiş kasaba kasaba, köy köy. İnsanlar ne yazık ki kördür bu noktada. Kör, kör. Allah'ı tanıyıp bilmeyen insanlar, Allah'ı sevenleri de tanıyıp bilmezler. Allah dostlarını tanımayanlar, Allah'ı da tanımazlar. Allah'ı da tanımazlar. Allah'ı tanımayanlar, Allah'ın dostlarını tanımazlar. Bir kimse Allah'ı sevmiyorsa, Allah'ın sevdiklerini de sevmez. Allah'ı seviyor ya, Allah'ın sevdiklerini de sevmez, Allah'ı sevenler de sevmez. Bir kimse Allah diyorsa, Allah diyorsa ve birileri onu sevmiyorsa, o müşriktir.
Allah diyeni ancak müşrikler ve kafirler sevmez. Evet. Allah diyeni ancak müşrikler ve kafirler deniz adı. Cehalet, cahil olanlar deniz adı. Bir kimse Allah'a dostsa, onu ancak Allah düşmanları düşman olur ona. Allah'ın dostlarla, Allah'ın dostlarla düşman olmaz. Allah'ın dostu, Allah'ın dostluğuna düşman olmaz. Mümin mümine düşman olmaz, mümin mümine düşman olmaz. Mümin nerede mümine düşman olacak? Olmaz. Olmaz. Sufi, Sufi'ye düşman olur mu? Olmaz. Eğer içinizde birbirinize düşmanlık beslenmezse Sufi değilsiniz. İçinizde birbirinize düşmanlık beslenmezse siz mümin değilsiniz. Mümin değilsiniz. Müslümansınız. Sufi birbirine düşmanlık beslenmez.
Birbirinize düşmanlık beslenenler varsa o Sufi alakından değildir. Kimsenin cahillerinin ahlakıdır. O müşriklerin ahlakıdır. O münafızların ahlakıdır. O kafirlerin ahlakıdır. Müminin müminle düşmanlığı olmaz. Sufi'nin sufiyle düşmanlığı olmaz. Allah bize affedeyim sana. O yüzden kendinizi yeri tutma. Her daim Allah sevgisiyle yoğrulmamız lazım ki Allah'ın sevdikleri sınıfında olalım. Allah cümlemizi sevsin, sevindirsin, muhafaza eylesin, korusun inşallah. Üç yılda sıfırı, her şerifler. Amin. Hatul olan sıra affaren velen mizaz, sahib şahinah, filasayi mevcudat.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmiş geçmiş bütün Peygamberi Zişan Efendi'nin nuklarına ayrı ayrı rehinini bir vasıf ve sadar eyle ya Rabbi. Amin. Yüzyıl ve keyif adlarını, himmetlerini, şefaatlerini üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Yüzyıl ve kinsittim, Ömer'in fârim, Osman, Zülül, Yen, Ali'e, Murtaza, adiyallahu aleyhi ve sellem'einsp yet. Evli adlı Resulullah, Dercab-ı Resulullah, Şuhel-i Resulullah, Ashab-ı Resulullah'ın ruhlarından İmam-ı Azam-ı Muhanif, İmam-ı Şahid, İmam-ı Malik, İmam Muhammeli Hazretleri'nin yollarına ayrarla edelim, basır ve selam ile Ya Rabbi. İmam-ı Peygamber'in peyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini üzerlerimizden eksik eyleme Ya Rabbi.
İyaz bir Fatiha. Birimiz Seyyid-i Fırkari-i Geylan'a, birimiz Seyyid-i Ahmet'e'le Mutfayı, birimiz Seyyid-i Ahmet'e'le Veli'yi, İmam-ı Teyyid-i İbrahim-i Zülsü Kibri, Mişrar ve Selam-ı Şahid-i Şahid-i Şahid-i Şahid-i Çağrıçı Ben-i Muhammed-i Bahattin Şah'ı Mevlan'a, Zelalet-i Veli Hacı Beklaç ve Hacı Bayramı Veli, Mehmet-i Muhid-i Iftada Hazretleri'nin yollarına ayrarla edelim, basır ve selam ile Ya Rabbi.
En物Cehrine, Beşik Marx'an ruhlarına,� lanahillehidir nhiqbasir'e ve isra'la ve whether Ya Rabbe de E Lembeyeмler FeASSetlerine, imman¬nerine, Şefat anı üzerlerine besit eyleme ya Rabbeyiş-Hā-mīn Estağfurullah a lazim haven kel- zilai. Edy Council Guyum, Vesuv bu'lullu n Chicken Dancing Rakiya? Bismillahirrahmanirrahim. Essağfurullah a Euğru. Laaa lg Þ lg lg Mézî lg everyday
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.