mustafaozbag.org

243. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 31:16

Allah gecenizi hayırlı eylesin, Allah'ını hayırlı eylesin, Allah'ın adalet, adaletli olmak, adaletli davranmak, bütün toplumların özelliklerinden birisidir, toplumların, gelişmiş toplumların, seviyesi yükselmiş toplumların, en önemli özelliklerinden birisidir, adalet ve adaletli davranmak. Eğer toplumlar adaletli davranmayı ve adaleti oturtmayı terk ederlerse, o toplumlar çöpüne mahkum olur.
Tabi adalet kavramı, kendi ailesinde, adaleti koruyamıyorsa, adaleti oturtturamıyorsa, o ailede çarpıtlıklar olacaktır. Eğer bir cemaat, bir tarikat, bir tasavvuf topluluğu kendi içerisinde adaleti sağlayamazsa, o cemaat, o topluluk, o cemiyet kendi içinden çökmeye mahkumdur. Tarih boyunca yeryüzünde insanoğlunu çökerten, toplulukları dağıtan, devletleri dağıtan, çökerten en önemli unsurlardan birisi adaletsizlik.
Bu manada eğer bir kimse hem kendi nefsinde, hem ailesinde, hem içinde bulunduğu cemaatta toplulukta, hem içinde bulunduğu ülkede kavimde, devlette, hem de içinde bulunduğu komple ümmetin içerisinde adaleti tesis edemezse, bütün hepsi de çökmeye ve davranmaya mahkumdur. Bu manada Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de der ki, adaletli hükmenin, adaletli davranın. Allah sizin adaletli davranmanızı serer. O zaman iman eden herkes, küçük daireden en büyük daireye kadar adaletli davranması olur. Eğer o adaletli davranışı yakalayamazsan, hem bireyin kendi nefsinde, hem ailesinde, hem topluluğun içerisinde, hem büyütebildiğiniz kadar daireleri büyütün, o dairelerin içerisinde adaleti tesis ettiremez derseniz, adaletli davranamazlarsa, orası korkmaya, bakmaya mahkumdur.
Tabi, adalet dizilince, neye göre adalet? Kime göre adalet? Nasıl bir adalet? Hitler'e baksak, o da adaletli davrandığını söyleyecektir. Mussolini'ye baksak, o da adaletli davranacağını söyleyecektir. Veya onun, Çal'ın piramlarına baksak, Amerika'ya baksak, adaletli davrandığını söyleyecektir. Veya İsrail'e baksak, o da diyecek ki, ben de adaletli davranıyorum ve adalet dağıtıyorum. Bugün, İslam ülkelerinin başındaki yönetimlere baksak, hepsi de diyecekler ki, biz adaletliyiz, adalet dağıtıyoruz. Her zalim, kendi dairesinde kendisini adaletli görürüz. Biz de kendi iç dünyamızda kendimizi adaletli görürüz.
Biz de kendi iç dünyamızda, kendi nefsimize duyduğumuzda, kendi kendimize adaletli görürüz. Nefsimizin isteklerine, arzularına, heveslerine boyun eğer, o nefsin heva ve hevesine boyun eğmemesi, adalet zannedebiliriz veya kendimizi öyle kandırabiliriz. Bu manada bir ailenin içerisinde de bir ailenin reisi, babası veya ailenin annesi, çocuklarının arasında adaletli davranmayıp, kendince sevdiğini kayıraraktan veya kendince ona daha hoş görüneni kayıraraktan adalet terazisini kaçırabilir.
Bunu biraz daha genişletirsek, dergahın içerisinde vazife yapan kardeşler, eğer ki adaletlerini düzgün tutmazlarsa, bazı kardeşleri kendi nefislerince kayırırlarsa, adaletsiz davranmış olurlar ki, bu da zulüm olur. Biraz daha mesela, meseleyi dergahın dışına çıkarsak, ticaretin içine koysak, bir iş yerinde çalışan elemanlara adaletli davranmazsa bir kimse, o iş yerindeki insanlara zulüm etmiş olacak.
Çok çalışanla, az çalışanla aynı maaş yerirse, çok bilgiliyle, az bilgiliyle aynı maaş yerirse, orada adaletsiz bir nokta olmuş olacak. Adaletsiz bir durum olmuş olacak ki, iş yerindeki huzuru da kaçıracak. Bunu devlet noktasında bakacak olursak, devletin hukukuyla alakalı veya işleriyle alakalı bakacak olursak, devlet de kendi içerisinde adaleti tesis edemezse, olması gereken bir işi, rüşvetle olduruyorsa, olmaması gereken bir işi, rüşvetle oldurmuyorsa, rüşvetle olduruyorsa, orada adalet tesis olmuyorsa.
Veya hukukun kendi içerisindeki mekanizmada, eğer ki düzgün bir şekilde çalışmıyorsa, ve orada rüşvet, kayırmacılık, orada aldatmacılık devam ediyorsa, o topluluk o derece çökmeye mahkum olacaktır. O yüzden Cenab-ı Hak ayeti kerimede der ki, Allah adaletli davrananları sever. O zaman biz hangi iş içerisinde olursak olalım, hangi dairede, hangi noktada olursak olalım, biz bu noktada hakka, hukuka riayet edip, insanların arasında adaletli davranmak zorundayız.
Kıymetli kardeşler, dervişlik sadece namaz kılıp zikretmek değildir. Bu manada dervişlik, Allah'ın sıfatlarıyla sıfatlanmak zorundayız. Allah adildir, adaletlidir, adaletli davrananları sever. O zaman biz de hem kendi nefsimizde adil, hem nefsimizin dışında adil davranmak zorundayız. Eğer o adalet mekanizmasını kendi içerimizde ve dışımızda oturtturamazsak, hiçbir yerde biz başarılı olmamız mümkün olmayacaktır.
O adaletsiz davrananlar, geçmiş ümmetlerdeki batışlar gibi, o batışı kendi nefislerinde ve memleketlerinde göreceklerdir. Veya kendi işlerinde, kendi dergahlarında, kendi tarikatlarında göreceklerdir. O yüzden insanlar birbirlerine yaklaşırlarken, birbirlerine bu manada, birbirleriyle ilişkilerini düzenlenerlerken, birbirlerine adaletli davranmaya, birbirlerine bu manada, hukuki zeminin üzerinde birbirlerine karşı olan davranışlarını oturtturmaya mahkum.
Ne yazık ki, tarih boyunca adamına göre adalet, adamına göre davranış biçimi kovdukça, o adamına göre davranış biçimini yerleştiren topluluklar, aileler, harikatlar, cemaatlar çökmeye mahkum olmuşlar. Çökmüşler, dağılmışlar, herkes birilerine hoş görünmek için değişik rüşvetler vermeye başlamışlar.
Oysa, Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah der ki, bir şeyde karar verilirken rüşvet var ise, o rüşvet küfürdür der, günah-ı kebal demez, küfürdür der. Ama bir kimse, eğer ki bir hüküm verilmeden, birilerine rüşvet vermeye çalışıyorsa, ve birileri de o rüşveti kabul ediyorsa, bunu da sahabenin ittifakıyla günah-ı kebal olarak görmüşler.
Mesela bu manada, devlet başkanları, devlet başkanı olduklarından dolayı belirli hediyeleri kabul etmemişler. O hediyeleri kabul edenler de, onu beydirmana devretmişler. Yani devletin hazinesine devretmişler. Çünkü o güne kadar, o kimseye devlet başkanı olmazdan önce, bir hediye veren yoktur. Devlet başkanı oldu, hediye vermeye başladı insanlar. Bir yere vali oldu bir kimse, ona hediye vermeye başladılar. Bir yere emniyet müdürü oldu, hediye vermeye başladılar. Bir yere hakim oldu, tanımadığı, görmediği, bilmediği adam, ona hediye vermeye başladı. Bunların hepsi de, belirli işlerini yaptırmak, veya bir gün gelir bizim işimiz düşer buna mantığıyla olduğundan dolayı, hepsi de günah-ı kebal'dir ve adaletin şaşmasına sebep olduğundan, toplumu çürüten, toplumu çökerten bir fiiliyat olmuş olur.
Ve aynı zamanda Allah'ın sıfatını terk, Allah'ın ahlakını terk olduğundan, ayrıca tövbeye bir gerek vardır. Ayrıca, o yüzden eğer adalet düşüncesi ve adalet davranışını terk edenler, batmaya ve konuşmaya mahkumdurlar. Adaleti temsil edenler, adaletli davrananlar ve etrasına adalet ve hükm edenler, Allah'ın sevdiği bir hal ile hallenmişlerdir.
Burada hükm olmalı, hükm olmalı olacak şey, Allah'ın hukuku olmalı. Cenab-ı Hak, Allah'ın hukuki ile hukuklanmazsa, hükmetmezse, onları zalimlere, kafirlere, müşriplere benzetmiştir. Onları münafıklar sınıfına görmüştür. O zaman biz adaletle hükmetmek noktasında dururken, bizim birinci derecede uyacak olduğumuz hukuk, Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim'dir. Biz, Kur'an-ı Kerim'in kendi içerisindeki oluşturduğu hukuka uymak ve insanları da o hukuka uydurmak zorundayız. Hem nefsimizde, hem ailemizde, hem dergalımızda, hem topluluğumuzda, toplulukta, hem de memleketimizde o adaletin, o hukukun tecelliyatı için mücadele etmemiz gerekir. İnsanların bu manada ikinci uyacakları adres, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleridir.
Eğer biz hukuk ve adalet noktasında Kur'an'a ve sünnete uymaz isek, Kur'an'dan ve sünnetten hüküm çıkaran imamların iştahatlarına ve imamların hukukuna uymaz isek, adaleti ve hukuku oturtturmamız, yerleştirmemiz, onu yaşanır hale getirmemiz mümkün olmayacaktır. O zaman bir kimse birinci derecede kendi nefsine, kendi nefsine adaletli davranıp, kendi nefsine Kur'an ve sünnet dairesinde davranmak zorundadır. Nefislerinize Kur'an ve sünnet dairesinde davranın. Kendinize Kur'an ve sünnet dairesinde davranın. Allah'ın haram etmediği bir şeyi kendinize haram etmeyin. Nefsinize karşı olan borcunuzdur. Allah'ın helal ettiği bir şeyi haram etmek kafirliktir, zulümdür, müşrikliktir. Hiç kimse, hiç kimse helal olan bir şeyi haram edemez.
Haram olan bir şeyi de helal edemez. Bu ister şeyh olsun, ister mürid olsun, ister alim olsun, isterse cahil olsun. Hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur. Kur'an ve sünnet neyi haram kıldıysa bizim için o haramdır. Kur'an ve sünnetin haram kıldığının dışındaki her şey bizim için mübahtır, helaldir. Kur'an ve sünnetin haram kılmadığı, Kur'an ve sünnetin bu manada, bu manada herhangi bir şeyde beyan etmediği şeyleri biz imamların iştihadına bakaraktan hükmederiz.
Ve imamların iştihadından yola çıkarak da kendimize hüküm çıkarırız. Hani Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Yemen'e vali gönderirken, neyle hükmedeceksin dediğinde Kur'an'la ya Resulullah, bulamazsan senin sünnetin ne ya Resulullah, bulamazsan kıyas ederim ya Resulullah deyince Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin hoşuna gidip tevessüm etmiştir bu meseleye. O zaman biz adaleti tesis ederken, adaletli davranışı, azaletli davranış biçimini, adaleti nasıl tesis edileceğine bakarken, önce Kur'an'a, sünneti Resulullah'a ve ondan sonra da imamların iştihadına bakmak zorundayız. Eğer bir kimse adalet noktasında, adaletli davranma noktasında, kendisini Kur'an ve sünneti ve imamların iştihadına ve tasavvufun doğrularına, tasavvufun kendi içerisindeki doğrularına, kendisine ölçe etmezse, hukuk etmezse, adalet noktasında bir temel olarak kabul etmezse, bütün herkes batmaya mahkurdur.
Cemaatler, tarikatlar ve devletler büyürlerken, topluluklar büyürlerken, en fazla dikkat etmesi gereken şey, adaletli davranmaktır. Adaletli davranmak. Kendi ticaretiniz, işinizde işinizi yaparken, en önemli üzerinde duracağınız şey, adaletli davranmak olacaktır. Bu, biz ehli tasavvufumuz, kendi dairemizde. Kendi içimizdeki davranışlarımız dahi, adalete olması gerekir. Birisinin arkadaşının arkadaşı olması, birisinin çavuş kardeşinin yakını olması, birisinin üstadının bir şeysi olması, adaletli davranmayı engellememesi gerekir. Eğer bunu kendi cemaatimizin içerisinde başaramazsak, hiçbir yerde başaramayız. Buradaki herkes bilmeli ki, bu dergahın içerisinde adaletli davranılır ve hükmedilir.
Herkes birbirine birinci dairede hukuki davranır. O müminler ki, birbirlerine merhametli ve şefkatli davranırlar. O zaman, birbirlerimize merhametli ve şefkatli davranacağız derken, adaletsizlik yapmayalım. Birine merhametli ve şefkatli davranırken, birisinin hatasını, öbürkünün hatasını görüp, onu al aşağı ediyorsak, o zaman biz o noktada adaletli davranmıyoruz demektir.
Kıymetli dostlar, insanlar gelir geçerler, şeyhler gelir geçer, serbişler gelir geçer, niceleri gelmiş geçmiş, hani Beyazlı Bestami, hani Eşrefoğlu Rumi, hani Hazreti Üftade, ha Abdülkadir Geylani, hepsi de gelip geçmişler bu dünyada. Benim üstadım gelip geçti, üstadımın üstadı gelip geçti, onun üstadı gelip geçti, onun üstadı, onun üstadı, onun üstadı gelip geçti. Nice peygamberler gelmiş geçmiş, nice ümmetler gelmiş geçmiş, nice vazgeçilmez insanlar gelmiş geçmiş, nice padişahlar, nice sultanlar gelip geçmiş, nice hakimler, nice ümmaralar, saygıyla anılanlar, adaletli davrananlar, tapu, ona iman edip, öyle davrananlar, söylersek edelim ve içinde bulunduğumuz cemaatin neresinde olursak olalım, yeni giren kardeşten, ilk giren kardeşe kadar, hepimizden birbirlerimize adaletli davranalım.
Kimseye yanıp kayırmıyor. Kimseyi. Ve hiç kimseden rüşvet almıyor. Met edilmek dahi rüşvettir. Met edilmek dahi rüşvettir. Birisinin sevgisini beklemek rüşvettir. Birisi birisini bir şey karşılığında seviyorsa, ve o kimset onun o sevgisini kabul ettiyse rüşvettir. Rüşvet. Her rüşvet alan kimse günah kebalar işlemiştir. Her rüşvet alan kimse günah kebalar işlemiştir. Her hukuksuz davranan günah kebalar işlemiştir. Her adaletsiz davranan günah kebalar işlemiştir. O yüzden adalet, adalet bir gün herkese lazım olur. Adaletsiz davranana bile lazım olur. Davranana bile lazım olur.
Herkes haddini bilmeli. Herkes edep dairesinin içinde durmalı. Hiç kimse, hiç kimseden kendi kendisine üstünlük sağlamamalı. Hiç kimse, hiç kimseye üstünlük sağlayaraktan nefsini kaldıramayacağı şeyler yaptırmamalı. Hiç kimse, hiç kimsenin üzerinde haksız bir tahakkümde bulunmamalı. Ve hiç kimseden, hiç kimse bu manada bir işini gördürmek, bir işini göstermek için yalakalık yapmamalı. Küçücük bir şeydir belki de. Küçücük bir şey. Burada çay dağıtan kardeş, adaletle çay dağıtmalı. Almalı çayı eline, herkesi aynı şekilde dağıtmalı. Sıradan gitmelik. Almalı çayı, hiç kimseye aktarmadan gitmelik. Bunu yaşamış bir insanım. Bana sıra geldiğinde, yanındaki kardeşe verirlerdi çayı. Tebessüm ederdim ben de.
Sıra gelirdi, herkese çay dağıtılıyor. Bana sıra gelirdi, yanındakinden verirdi. Ben elimi uzatmazdım hiç. Hayatımda demedim hiç. Ben onu gördüğüm için bunu söylüyorum şimdi. Onu görmem lazımmış. Onu yaşamam lazımmış. Bilmem lazımmış. Hiçbir zaman gelip de en haka oturmamışımdır ben. Hiç hak görmemişimdir kendimi. Bana üstadım demiştir oğlum sen burada duracaksın o zaman orada durmuş. Bana şey efendi Allah rahmet eylesin. Dedi geç oğlum sen burada otur. Orada oturduk biz. Orada kaldık. Hiç ama sen buraya oturacaksın dedi. Ben bir daha başka yere oturmam.
Ben de gel buraya. Dedik demem. O minnetin yararlaktan geçmek de edepsizlik. Bir kimse çavuşsa gelir yerine oturur. Ona gel buraya denmez. Gel buraya denmez. Herkes gelip herkes sırasını ve yerine gelir oturur. Halakayı düzenleyen de adaletsiz davranmaz.
Dervişler de edepli davranır. Dervişler de edepli davranır. Birine sen geri çık deyince o da nefsine vurmaz. Sen bir arka halakaya git deyince o da küsmez. Sen bir geri halakadan, üç halakaya sonra, beş halakaya sonra durdun, duracaksın dediğinde de beni neden buraya aldın demez. Dememesi için buradaki kardeşlerle adaletli davranacak. Derviş kardeşlerle edepli davranacak. Bunu küçük bir örnek olarak verdim. Küçük bir örnek. Her alanımızda olacak. Biz kendimiz, kendimize adaletli davranacağız ve etrafa da adaletli davranacağız. O zaman adalet beklemekte bizim hakkımız olacak. Biz kimseye rüşvet vermeye çalışmayacağız.
Rüşvet verirsek kendi kendimizi günahı kebahar işlediğimizi göreceğiz. Bir insanların birbirlerine muhabbet edip, birbirlerini sevip, birbirleriyle hediyeleşmelerini engellemek değil bu. Bu sakın öyle algı... Ya Mehmet ve Hüseyin hediyelesen neden hediyeleşti diye bakılmam. Hukukları var yıllardan beri.
Kardeş adı ne? Üçünün, senin yanındaki. Onun, senin yanındaki. Mustafa. Neren geliyorsun? Yavuz Selin'den geliyorsun. Hüseyin'i tanıyor musun daha önce? Evet. İlk defa mı geliyorsun? Evet, hocam ilk defa geliyorsun. Evet, ilk defa geliyorsun. Bu kardeş ilk defa geliyormuş bak. Bu kardeşleri bir hafta sonra, iki hafta sonra elinde Hediye ile Hüseyin'e gelecek. Hüseyin'e, söylemeyin. Yok, hayır. Hüseyin diyecek ki kardeş, hakkını helal et. Biz seninle daha yeni tanışıyoruz. Evet, hediyeleşmek için ne? Teşekkür ederim. Seni üzmek, kırmak istemem. Ama biz, bu öyle bir hediyeleşme adabı bizde yok diyeceğiz. Biz seviyelim, sevişelim. Ya da o hediyeye misliyle cevap verecek.
Misliyle, misliyle cevap veremeyecek güçteyse, kabul etmeyecek. Ancak o zaman rüşveti önleyebiliriz. Ancak o zaman biz adaleti tesis edebiliriz. Allah bizi onlardan eylesin inşaAllah. Üç ihlas mümkakıya şerif etmesin. Peygamber Efendimiz SAV'e gelmiş geçmiş bütün Peygamber, Zişan Efendimizin Nuhlarına ayrayla hediyedik asır ve sadar eyle ya Rabbi.
Amin. Sadar eyle ya Rabbi, peydatlarını, himmetlerini, şefaatlerini üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Allah'a emanet olun.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi