mustafaozbag.org

241. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 57:52

Selamun Aleyküm. Allah gecenize hayır etsin. Cenâb-ı Hak gününüzü müze hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Allah-u Teâlâ tam 53 tane muhkem, anlamı açık ayet-i kerimelerde cehennemden cennete çıkışın olmadığı ve cehenneme girenin orada ebediyen kalacağını söyledi. Ama bugüne kadar bize öğretilen ve hadis olarak nakledilen sözler tamamıyla ayetlere ters.
Peygamberimiz gelecekte ortaya çıkacak bu çelişkiyi bildiği için bir zaman gelecek sözlerin tartışma konusu olacak. O günlerde siz Kur'an'a bakınız. Kur'an'a ters sözü olamaz. Örnek ayet, ne kimin sevapları hafif gelirse ve kimin sevapları hafif gelirse işte onlar nefislerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar cehennemde ebediyen kalacak olanlardır. Bu noktada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerinde ebediyen cehennemde olanlar için, ebediyen cehennemde kalacaklar için böyle bir şey söz konusu değil. Cehennemde bir mümin olur, mümin olur. Amellerden eksikliklerinden dolayı cehennemde bir süre o amel eksikliklerinden dolayı ceza çekip cehennemden çıkacak olanlar var.
Bir de ebediyen cehennemde kalacak olanlar var. Eğer biz cehenneme girişin ebediyen bütün herkes için geçerli olursa o zaman doğru bir bilgi olmuş olmaz. Cehennemde ebediyen kalacak olanlar var. Bunlar hiç iman etmemiş. Bunlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin getirdiği dini kabul etmemiş. Bunlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin son peygamber olarak tasdik etmemiş. Olan kimselerdir. Bunlar iman etmeyin. Veya Allah'a iman edip Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğine iman etmeyin. Veya imanın, Kur'an'ın ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin getirdiği hükümlerin herhangi birisine inanmayıp reddedenlerdir.
Bunlar ebedi cehennemliktir. Bu konuda hadislerle çatışan bir şey yok. Ama müslüman olur, mümin olur. Hastel kader eksikliklerinden ve noksanlıklarından dolayı. Bir müddet cehennem azabını tadıp ondan sonra cehennemden çıkacak olanlar var. Bizim inancımız budur. Bu hadis-i şeriflerde ayet-i kerimelere ters değildir. O yüzden cehenneme gidecek olanların hepsini ebediyen cehennemlik görmek, ebediyen cehennemlik görmek, Kur'an ve sünnet düşüncesine aykırıdır.
Ehli sünnet, müslümanların, müminlerin, müminlerin cehennemlik olanları vardır. Onlar cehennemde eza ve cefalarını çektikten sonra onlar yeniden cennete girecekler. İşte onlarla alakalı hüküm, hadislerle uygulanmıştır. O yüzden kesinlikle ve kesinlikle inanç olarak, inancımız olur ki Müslümanlar, mümin olanlar, iman edenler, amelleri neticesinde cehennemlik de olsalar, onlar sonunda yine cennete gireceklerdir.
Ama mümin olmayanlar, yani Müslüman olmayanlar, onlar ebediyen cehennemde olacaktır ve asla cehennemden çıkarılmayacaklardır. İnsan ruhu uyku halindeyken bedenden ayrıldığında nefis de ruhla beraber bedenden ayrılıyor mu? Hayır. Uykuda ruh bedenden ayrılır, ruhun bedenden ayrılması da nefsin bedenden ayrılması farklı şeylerdir. Buradaki nefisten kastımız, insan bedeninin içerisinde ruhtan ayrı olan şeydir. Ruhtan ayrı olan şeydir. O bedende kalıcıdır. O bedende durup, onun ne zaman ölüm vaki olduğu, o zaman o da ölür. Ruh ölmez, ruh farklı. Son zamanlarda konuşulan 2012 ve Maya takvimi üzerinde yapılan tartışmaların, İslam'ın temelinde bir örneği var mıdır?
Allah razı olsun. Bu tip şeylere hiç takılmam, bu tip şeylere hiç takılmadım bugüne kadar. Hiç takılmadım. Kıyamet Allah'ın indindedir. Kıyametin ne zaman kopacağı Allah'ın indindedir. Onu bilen Allah'tır. Onun vaktini, saatini, dakikasını tayin edecek olan Allah'tır. Bu noktada değişik felsefelerde değişik, inançlarda değişik tarihler, öngörüler vardır.
Bunların hiçbirisine de katılmam. Hiçbirisine de. Bunlar boş olmayabilir, benim için boştur. Birileri doldurabilir, peşine düşebilir. Bunların üzerinde yorum yaparlar, bunların üzerinde konuşurlar. Kendi dairemde boş şeyler, hevai hevestir. Kur'an ve sünnete sımsıkı sarılır. Kıyamet 2012'de kopsa da, 2022'de de kopsa, 2035'de de kopsa ne değişecek ki? Senin kıyametin, senin öldüğün andır. Sen o öldüğün ana ne biriktiriyorsun? Sen öldüğün, öleceğin ana ne götürüyorsun? Son nefesini şu anda versen, kıyamet 2020'de kopsan olacak, 2050'de kopsan olacak.
Sen hangi halde öleceksin? Sen hangi hal üzerine nefesini vereceksin? Hangi hal üzerine sen Allah'ın huzuruna çıkacaksın? Sen ona bak. Bu benim kendi nefsime söylediğim şey. Daha önceden de tarikata geldiğimizden beri, benim tarikata tanıştığımdan beri, tarikata hep Mehdi çıkıyor. Kimisi çıktı, görevini bitirdi gitti, siz uğraşıyorsunuz diyor. Kimisi çıkacak diyor. Kimisi çıktı, vazife yapıyor, görevi yapıyor, sizin haberiniz yok diyor. Kimisi bir gün Mehdi oluyor, ertesi gün Nebi oluyor, ertesi gün bir daha Mehdi oluyor. Ertesi gün Mehdi'likten de valk geçiyor, tövbe ettim ben, kulum diyor. Herkes kendine bir yol bir çizgi çiziyor. Bunların hiçbirisinde de, ama hiçbirisinde kalanmıyor.
Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hz. sünneti belli. Evet o Mehdi çıkacak, o Mehdi vazife de yapacak, dünya o Mehdi'yi görecek, eyvallah. Bu konuda inancımız var, bu konuda bu noktada inanç eksikliğimiz yok. Kardeş, ne zaman çıkarsa çıksın. Ne zaman çıkacaksa da çıksın. Bizi ilgilendirmiyor. Biz ne yapıyoruz şu anda? Beni ilgilendiren o. Ben Allah'ını ne kadar yerine getiriyorum? Ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hz. sünnetini ne kadar yerine getiriyorum? Ben Allah'ın farzlarını ne kadar harfiyen yerine getirip, Allah'ın aralarından ne kadar kaçıyorum? Ne kadar nafilelerle Allah'a yaklaşıyorum ve ne kadar Allah'ı seviyorum?
Ne kadar Allah'ı seviyorum? Allah'a düşen vazife bu. Tasavvuf bu. Tarikat bu. Din bu. İnanç bu. 2012 bekler. İyi, 2012'de kıyamet kopacaksa, ey insanoğlu! Ey müminler! Madem ki Maya takviliğiniz 2012'de kıyamet kopacak, Bu fuhuş niye? Bu zina din niye? Bu gaflet niye? Bu heva heves niye? Bu kötülük niye? Bu zulüm niye? Bu fitne niye?
Kıyametini kopacak mısın insanlığın? Yürüyün! Hıristiyanlar ******lerine koşsun. ****** koşsun. Müslümanlar kendi ibadethanelerine koşsun. Bu gaflet niye o zaman? Kalemliklerine kendileri boş havanda su duruyorlar. Tartış, Allah tartış. Konuş, Allah konuş. Ey konuşuyor adam. Namaz yok, 2012'den konuşuyor. Akdest yok, 2012'den konuşuyor. Oruç yok, 2012'den konuşuyor. Yok, kıyamet kopacak diyor. Lan kıyameti her gün kopuyor. Senin o kıyametten haberin yok ki. Sen perdelenmişsin, kıyameti görmüyor. Senin gözünü hırs bürümüş. Senin gözünü kötülük bürümüş.
Senin gözünü deccal bürümüş. Senin kalbine dekmiş. Kıyamet haram. Kalbinde deccal olan neyi görecek ki? Mehdi çıksana hocam. Senin kalbinde Mehdi yok ki. Senin kalbinde Mehdi varsa Mehdi çıktı. Senin kalbinde Mehdi yok ki. Senin kalbinde Allah'a aşıklık yok. Hani derler ya, delinin birisi bir taş atar. Akıllı çıkaramazmış. Bu işler de onun hesabı. Bırakın.
Antet Ömer Efendimiz'in sözü ne kadar güzel. Bugün Allah için ne yaptın? Bu edebiyat asılı orada. Ne yaptın kardeşim sen ona bak. Bugün Allah için ne yaptın? Bugün kaç sefer Allah'ı zikrettin? Bugün kaç kişiye iyilik yaptın? Bugün kaç kişiye tebessüm ettin? Bugün kaç kişi senin yanına geldi, kaç kişi senin yanında mutlu bir şekilde gitti? Tebessüm ettin Allah'ın. Bu önemli.
Kıyamet bekliyor 2012'ye. Evet nedir? Mürakebe aynı zamanda Allah'la peygamberle yapılan manevi alışverişi adımındır. Mürakebe insanların günahlarını düşünüp tövbe etmesidir. Mürakebe hakkıyla kulluk edemedim ya mabut diyen bir peygamberin ümmeti olarak haramdan uzak durmaktır. Mürakebe hakkıyla kulluk edemedim ya Rabbi diyen bir peygamberin ümmeti olarak namazın vaktinde kılınmasıdır.
Hakkıyla kulluk edemedim ya Rab diyen bir peygamberin ümmeti olarak onun sünnetini yerine getirmek, onun ahlakıyla ahlaklanmaktır. Din odur, mürakebe de odur, seyr-i sülük de odur, tasavvuf da odur. Kıymetli kardeşler, tasavvuf yeni bir din değildir. Sufilik yeni bir din değildir. Dini daha iyi anlayıp daha iyi yaşamaktır. O yüzden mürakebe dinin daha iyi ve daha güzel, daha ince yaşama halidir.
Allah bizi onlardan ayıresin. Biri insanları kötülüyor, ayıplarını, kusurlarını araştırıyor. Allah'ın sevdiklerine huz ediyor. Diğeri insanlara hep iyilikle bakıyor, kusurlarını örtüyor. Allah'tan korkuyor. Ama hangisi benim iki sesle içimden geliyor? İyi olan kim, kötü olan kim? Burada kalbin rolü ne? Evet. İnşallah ona şimdi uzun bir şekilde bakalım. İyi ve kötü.
Diyar-ı Salih'in devletin namazının bir rekat, üç rekat ve beş rekat kılınabileceğini, ad-i şerifini okudum. Bizim bir rekat kılmamızda sünnete uygun oluyor. Evet, uygun olur ama İmam-ı Azam Hazretleri üç rekatı kendisine ölçü almış. Olur. Bazen bir insanın çok ersem birşeysi olur, çok sıkıntılı birşeysi olur, bir hastalığı olur, hasta olur. Kendisi rahatsızdır, böyle ona güç, takat yetiştiremeyecektir. Sünneti terk etmeme adına bir rekatta kılabilir. On altıya HC-062 Clio. Burada mı? HC-062 Clio'nun sahibi. İzmir'de deve güreşlerini böyle ilan ediyorlar.
Arabanın üzerinde deve çıktı diyorlar. Dergahtan evliliğe kızar mısın? Neden kızayım kardeşler ya? Dergahtan evliliğe kızmam. Ama insanlar dergaha evlilik niyetiyle gelirlerse kendilerine yaparlar. Bir de dergahtan evlenecek olan kızlar da erkekler de hüsnü niyetli davranırlar. Yani derler ki dergahtan bir kız alalım. Çok güzel. Kızın ahlakına bakmazlar. Veya dergahtan bir adamla evlenirler. Erkekler, kızlar. Kızlar da o adamın ahlakına bakmaz. Bu noktada ben açık ve netim. Bir dergaha gelir, oraya derviş olur. Herkesin ahlakı aynı standartta değildir.
Aynı derecede değildir. Gönlüm arzu eder ki herkes dergahtan evlensin. Bu noktada kızma rakı abes. Kızma. Tekrar söylüyorum. Gönlüm arzu eder ki herkes dergahtan evlensin. Neden? İşte çalışmaları bir olur, gelip gitmeleri bir olur, bir problem yaşanmaz. Derslere gider gelirler. Faaliyetlere katılırlar. Bu böyle hizmet için, dergaha içinde koşturmak için güzel bir şey olur. Eğer birbirlerini anlarlarsa. Ama bekarlıktaki gibi evlilik aynı olmaz. Adam evlenir bir kısmı ister ki hatun evde otursun. Kızcağız bekarken dergahta daha aktiftir. Dergahtan daha aktifliğim devam etsin diye dergahtan evlenir.
Adamın nefsi kabarır. Der ki otur evde. E ders var. E işte yarın gidersin. Ders var annem gelecek. Ders var dayım gelecek. Ders var ya şöyle bir işim var. Bu sefer de kızcağız dergahtan evlendiğine pişman oluyor. Diyor ki ya ben iyi ki dergahtan evlendim. Benim adam beni dersten uzaklaştırdı. Veyahut da erkek dergahtan evleniyor. Erkek de dergahtan bu sefer kız onu perişan ediyor. Nereye gidiyorsun? Dersler. E sen ne bu ders? Kocasına öyle söyleyenler vardı. Bana söylediler. Dedim ki adama diyor. Sen git Mustafa abinle evlen. Sen şimdi git gece Mustafa abinle yat. İnsanın dilinin nereye gideceği belli değil.
O sözünün nereye gideceği belli değil. Ne yaptı beni? Siz bu sözleri işitmediniz hiç. Allah affetsin şu koltuğa oturmak ateşin üstüne oturmak. İnsanoğlu peygamberlere iftira atmış.
İnsanoğlu iftira atmış insan bırakmaz ki. Çok güzel bir şey. Evet harika. Gerçekten o şuradasın insanlar gerçekten o bilinçlerlerse birbirlerini desteklerlerse evliliklerini revi hayata da ahirete de taşımak istiyorlarsa ve evliliğine o merkezden o noktadan bakıyorsa harika bir şey. Çok seviniyorum o zaman. Bazı kardeşler var işte bir program oluyor eşleriyle gidiyorlar, eşleriyle katılıyorlar, eşleriyle oraya destek oluyorlar. Çok hoşuma gidiyor. Harika. Eşini derse getiriyor kötücük. Harika harika. Ve onlar için o kadın için de o erkek için de o hayat cennet günü gibi. cennet günü.
Ama bazıları bu meselede farklı davranıyor. Adam kendi nefsini düşünüyor. Yani bir derse gelecek perşembe de bugün derse. Yani kadın evde dursun adamın çeyini çorbasını beklesin. O gelsin burada zikrularını yapsın gitsin eve. Onun zaman çeyin çorbası hazır olsun. Eee tamam bitti. Veya bir kısmı işte hanımını derse getirmek istemiyor. Neden? Ya hanımı senin gittiğin yeri tasvim etmiyorsa söyleyecek bir laf yok. Tamam eyvallah. Ama hanım senin gittiğin yeri tasvim ediyorsa zikrulara gelmek istiyorsa neden getirmiyorsun zikrulara? O zaman sen onun sen gittiğin yola tam inanmıyorsun. Eğer bir kadın zikrulara gelmek istiyorsa adam onu getirmiyorsa adama demezler mi kardeşim gittiğin yer madem yanlış anmazsan gidiyorsun.
Gittin yer eksik madem sen neden gidiyorsun? Evet dergâhta evlenmek bu manada. Birbirine destek olursa harika bir şey. Harika. Birbirini desteklerse. Ama şu anlayış çıkmasın. Yani illaki dergâhtan evleneceğim yok böyle bir şey. Bir kimse dergâhta olmayan bir kimseyle de evlenebilir. Kadın ve erkek önemli değil. Yahu senfoniyi yakalamak biraz zor olur zor olur ama onu başaracağım derse de bir kimse başarır. Bak onu başaracağım derse de başarır. Tekrar söylüyorum gönlüm arz eder herkes dergâhtan evlensin. Hani diyor ya iman eden bir kimse iman eden bir köle iman etmeyen hür insanlardan sizin için daha hayırlıdır. Evet benim nazarımda dergâhtan bir kızın dergâhtan bir erkekle evlenmesi harika bir şey.
Veya dergâhtan bir erkek kardeşin dergâhtan bir kız alması harika bir şey. Bunu daha önce eski kardeşler bilirler dergâhtan içerisinde çok uygulamış bir insanım. Diyeceğim bu noktada sıkıntı yaşadım mı? Yani sıkıntı yaşamış olsam dahi onlara hiç gözüm görmüyorum. Gözüm görmüyorum. Onların mutluluğu benim için daha önemli. Mutlu olur mu? İnsanlar daha fazla mutlu olur. Hiç olmazsa halini anlar. Kadına dese ki ben derse gidiyorum bugün böyle bir vazifem var kadın deme şunu demez. Ya ne bu vazife ya? E tabi vazife olunca vazife aslında tekkede tabi. Tekkeden haber olmayanların vazifeden de haber olmuyor biraz. Tekke imtihan yeri şimdi. Biraz minnet oradan kaçıyor uzaklaşıyor.
İş var hizmet var bocuşturma var. Bitmiyor orada iş. Allah bizi affetsin. Enteresanmış ya. Dinde belalardan, kazalardan, müsibetlerden ve evin barkının yıkılmaması için okutup üfletmek var mı? Belki bu yerlerde vardır ama ehli tasavvufta yok. Ehli tasavvuf için bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kasabet, hediye. O yüzden burada bunlardan sakın ha şunu bütün... Bakın kardeşler yıllardan beri bunu söylerim tekrar söyleyin. Hiçbir kimseye şunu söylemeyin. Bizim dergagel hiçbir sıkıntın kalmasın. Sakın ha! Bizim dergagel sıkıntıyı gör kardeş. Bizim dergagel o güne kadar hiçbir şey görmemişin gör göreceğini.
Bizim dergagel muhallebi yersen dişini kır. Bizim dergagel o güne kadar sağlığını hiç bozulmamıştır, sağlığını bozulsun. İşini hiç bozulmamıştır, bozulsun. Evden hiçbir sıkıntı çıkmamıştır, çıksın geldiği gün eve git evde kafaya tavayı yiye hatunlar. Öyle sakın ha! Kimseye demeyin.
Çünkü bir kimse sevme yoluna girdi mi ona sıkıntı da başlar koşarak gelmeye. Yürüyerek değil. Koşarak gelir. Öyle sakın, öyle sakın ha! Ben 25 yıldır tasavvufun içerisindeyim. 25 yıldır söylediğim şey bu. Sen nereden öğrendin? Rufaya Hazretlerinin kitabı. Onların kitaptır, onların alemin. Birisinden sonra hadisler vardır, hadislerin şerhidir. Ahmetler Rufaya Hazretlerinin kitabının.
Birisinde şunu demez. Yani sen Allah'ın müsibetten kurtuldun. Yok! Koşarak gelir. Ama sen ondan bir de kaçmamayı öğrenirsin. Ah! dersin ya geliyor. Gel! Koşarsın ona doğru. Dışarıdakiler de bakar mı? Gerçekten kafayı yiymiş. Çılgın. Kardeşler ne erkek kardeşler. Böyle bir söz söylemeyin kimseye. Kimisi mesela işte adam iflas etmiş. Adama diyorlar sen gel dergaha kurtulursun. Ne alakası var? Adam daha da gömülür buradan. Ne alakası var kardeşim? Hastalığı artık.
Ya Allah onu temizleyecek kardeşim. Allah onu kendine dost edecek. E dost olacaksan, Allah'a dost olacaksan senin kirin akacak. Senin vücudundaki kirin akacak. Senin evindeki kirin akacak. Evet. Adam gelir evindeki kir kimdir? Hanımım. Hanım aslında kirlidir. Adam gelir. Hatır çeker gider. Adam da arkasından çırpınmayacak. Kardeş. Kirliymiş o. Allah senden aldı onu. Sen çünkü zikredilen bir cemaate geldin. Temiz bir yere geldin. Allah seni temizliyor. Mal gidecek. Kirliymiş. Ağlama gidenin arkasından. Sağlık gidecek. Vücudun kirliymiş. Bırak.
Temizliyor. Ya da ikinci görüş. Bu, dervişin kendi içerisinde düşüneceği şey. Ama bunun ikinci yolu var. Ne? Hepsinde Allah senin dereceni arttırmak için veriyor. Dereceni arttırmak için veriyor. Diyor ki gel dostum gel. Senin belalarla, musibetlerle, sıkıntılarla, hastalıklarla, senin derecenin arttırmak için veriyor. Dereceni arttırmak için veriyor. Dereceni arttırmak için veriyor. Diyor ki gel dostum gel. Senin belalarla, musibetlerle, sıkıntılarla, hastalıklarla senin dereceni arttırıyor. Senin kirin yok. Ya seni kendime dost seçtim.
Seni uhrevi alemde dost seçtim. Seni mizana çıkarmayacağız. Mizana seni çıkarmayacağız. Mizanda senin zikir meclisine oturtturur. Belaya.
Der ki gel. Sen hesap kitap bekleme. Mizan yok. Sen benim dostumsun. Sen benim yoldaşımsın. Sen benim arkadaşımsın. Sen şimdi hiçbir gölgenin olmadığı yerde şu gölgede gölgeler. Sana peygamberim ahşar hakkıcı. Geç şuraya. Geç diyecek. Sağ yanıma geç dedim. Sağ yanıma. O arşalanın altında Allah'ın gölgesinde gölgelenecek onlar. O yüzden sakın. Bu meclis sıkıntı meclisi.
Bu meclis hastalık. Hepimiz hastayız. Sağlık olarak. Hepimizde birer bela birer musibet var. Kim yok diyorsa burada bizden ders almış vaziyette varsa birisi diyorsa yok bizden bağlantısı yoktur onun. Bizden bağlantısı yoktur. O bize derviş değildir. O bu topluluğa ait değildir. O bu topluluğun dışındadır. Bu toplulukta bulunanların başında ama bir taraftan bir çizikliği vardır. Taş almıştır. Bir çelme yemiştir.
O bizim karnımızın canımızdır. Ciğerimizdir. O yüzden sakın ha. Sakın ha. Hiç kimseye böyle bir şey söylemeyin. Adamın derdi yoksa gelsin dert almaya. Çilesi yoksa gelsin çile almaya. Hastalığı yoksa gelsin ya. Hastalık çok sizde. Bir tane bulaştırırız ona. Bir tane bulaştırırız ona. Allah'ı sevmenin yolu bu. Bu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sevmenin yolu bu. Bu yolun çilesi bu. Hazreti İbrahim'i görmedin mi? Hazreti İbrahim'i görmedin mi? Hazreti Yusuf'u görmedin mi? Hazreti Yakup'u görmedin mi? Hazreti İsa'yı görmedin mi?
Hazreti Musa'yı görmedin mi? Belanın musibeti, sıkıntının farklılığı. Önce Peygamberler, ondan sonra Veliler, ondan sonra... Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri söyledi. O zaman, aa sakın ha! Ve dünyayı belasız, musibetsiz, sıkıntısız, hastalıksız geçirmekten Allah'a sığınırız. Belasız, musibetsiz, sıkıntısız, hastalık. İlişki kesmiştir. Allah onun hafbeti kesmiştir. Allah onun hafbeti kesmiştir. O kimse tövbe etmesi gerekir. O kimse Allah'a yalvarabilmesi gerekir.
Dostlukla arasına perde girmiştir. Allah muhafaza eylesin. ...yolunda gidiyor veya bir yerden bir yere ilim öğrenmek için gidiyor, zikir için gidiyor. Allah'a dosttur o yolcu. Bir yerden bir yere semaya gidiyorlar ya. Allah'a dosttur onlar o esnada. Allah dostuna düşmanlık eteni paramparça ediverir. Bir yerden bir yere gidiyor. Yoksuz Allah'a dosttur. Yetin Allah'a dosttur. Yetinlerin hakkına, hukukuna riayet edin. Kimsesiz Allah'a dosttur. Allah'a dol. Arasında perde yoktur.
O yüzden üzerine bir bela, bir musibet gelmiş. Sen o belanın, musibetin altında inleyen kimsenin duasını almaya... O belanın, o musibetin altında isyan etmiyorsa o Allah'ın dostu. O sıkıntının altında... Dışarıdan sen bana mı sordu yerken deme. Sakın! O Allah'ın dostu. İsyan etmiyorsa Allah'ın dostu. Sakın ha! Sakın! O yüzden Cenab-ı Hak dedi, ona müsaade edene ben de mahşerde müsaade ederim. Onu affedelim, mahşerde ben de affederim dedi. Sakın! O yüzden Allah'ın... Biz deriz ki Allah'ın velisi o. Eyvallah! Söyleyecek niyat yok. Ama hal olarak Allah'ın dostluğunu kazanan insanlar vardır.
Haldir. O kimse... Allah'a dost... O dert onda olduğu müddetçe... O dert onda olduğu müddetçe... Ve o Allah'a isyan etmediği müddetçe... O derdden dolayı Allah'a borçlu olur. Bu hastalık olur, bu çocuktan olur, bu hatundan olur, bu anne babadan olur... Bir derdi vardır, işinden olur, bir derdi var... Veya yoldan olur... Adamın derdi, yol gidecek, Allah'a anlatacak, insanlara bir şeyler söyleyecek... Derdi var... O Allah'a dosttur, Allah muhafaza eylesin inşallah... Şüphesiz size kavuşacağını ummayan... Ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile... Ayetlerimizden gafil olanlar var ya...
İşte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden... Varacakları yer ateştir... Bu ayette geçen bize kavuşacağını ummayan... Lafzını dünyada yaşarken bize kavuşacağını ummayanlar olarak okumalıyız... Yoksa... Öldükten sonra bize kavuşacağını ummayanlar... Ahirete inanmayanlar... Ahiret inancı yoksa o kimse kafirdir... Ebedi cehennemle gelir... Neden bizim dergahın kursu yok... Çocuklarımızı başka kurslara gönderdiğimizde... Kafası karışıyor... Çocuklarımızı nasıl eğiteceğiz... Biz... Bir şey bilmezken... Gönül artı eder ki... Çocuklara da kurs açalım yazın... İnşallah öyle bir çalışma yapabiliriz... İnşallah Cenab-ı Hak böyle bir çalışmada...
Bizleri de nasiplendirir... Evet bu bir sıkıntı ama yerle alakalı problemimiz var... Yani bu mekanla alakalı problemimiz var... Yani bu noktada... Ben İslami hayatın boyunda... Din olarak bir hizmet veriyorsa... O hizmetin karşılığında ücret alınmasını kabul etmeyen bir insan... Ya burada örneğin bir kurs açılırsa... Bir şey olursa... Biz onun karşılığında bir ücret alamayız... Tekkede bir hizmetimiz var... Karşılığında ücret alamayız... Bizim hizmetimiz... Bu manada... İse bilillah... Allah mütahsı için... Şimdi böyle bir şey düşününce... Böyle bir şey de yapınca... Para talep etmemek... İnsanlardan bir ücret talep etmemek... Belirli yükümlülüklerin altına girmekle mümkün olur...
E şimdi o yükümlülük de... Herkesin kaldırabileceği bir yük var... Ancak onu kaldırabiliyor insanlar... E onun üstünü... Bir kimseden... Veya şahıstan... Veya... Herhangi bir şeyden... İstememiz mümkün oldu... Bir küçük çalışmamız oldu... Yukarıda... Yüzde Hanım... Kur'an kursunun olduğu yeri istedik... Yani dedik ki... Oraya alalım... İşte bir katını... Böyle... Kurs yaparız... Bunu yaparız... Hacı Nemzi ağabey... Görüşmelerine... Baktı... Görüştü... Konuştu... Ama... Şu ana kadar... Bir olumlu sonuç yok... Olumlu sonuç olmayınca da... Evet... Böyle bir eksikliğimiz var... Veya... Yapabilirsek... Bu noktada... Güzel bir şey olur... Mekanla alakalı sıkıntı var...
Yani... Bir yer lazım... O yer... Bu sefer... Hadi... Tefrişatını... Düşünmüyoruz... Ama... Yer lazım... E... Böyle bir şey olunca... Çocukları bölmek lazım... Büyüklerden ayırmak lazım... Hadi bir çocuk kursu da açılsa... Orada böyle bir yer lazım... Oranın masrafı var... Onun giderleri var... E... Karşından bir şey talep etmeyince de... Bu sefer... Evet... Yapalım güzel... Gidenlerini karşılayacak... O kadar durumumuz yok... Bir de işin burası var... Ücret istemeyince... İnsanlar orayı böyle bir... Çocuk yuvası gibi görüyorlar... Çocuklarına bakacak bir yer oldu... Yani... Yazın burada açılan... Kurslardan yaşanılan bu tip şeyler var... Yani... Bir de işin bu tarafı var...
İşte... Erkeklere... Yukarıda bir çocuklar için... Kurslar... Büyükler için... Allah razı olsun... Arkadaşlar bu noktada... Gayret ediyorlar yukarıda... Ama... Bu noktada... Arkadaşlara... Fazlaca yardımı... Bulunmuyor... İnsanlar... Bizim... Bu kaderimiz... Yani... Bundan... Yüksündüm... Ve yakındım... Aklınıza gelmesin... Bizim kaderimiz bu... Yani... Biz... Allah rızası için... Bir şeyler yapmayıp... Gayret ediyoruz... Çalışıyoruz... Ama... Bizim kendi kardeşlerimiz... Bizim kendi arkadaşlarımız... Bizim o hizmetimize... Yeteri kadar... Destek vermiyorlar... Açım işe... Bizim için... Ben artık...
Bunu kaderim olarak... Göreyim... Diyor... Mustafa... Bu senin kaderin... Bu dergahın kaderi... Şimdi hiç kimse... Bana kızmasın... Burada kaç kişi var... Var mı... Dört yüz beş yüz kişi... Var değil mi... Evet... Dedim ki... Kardeşler... Bir... Sempozyum yapıyoruz... Salon kaç kişilikti... Yüz elli kişilik... Öyle değil mi... Bir an... O yüz elli kişi... Doğulmayacaktı... Sempozyum... On dakika... On beş dakika... Yirmi dakika... Gecikti... Anca doldu... Bunu konuşmayacaktım hiç... Kendi kendime... Bir kahır olarak...
İçime attıydım... Dedim ki... Orası almasın... O sempozyumu... Sempozyuma gelen... Profesörler... Sempozyumu... Önek olan... Belediyenin... Elemanları... Belediye... Kafeyi kırsınlar... Karıştırsınlar... Kendilerini... Bu milleti... Nereye aldıracağız... Nereye sığdıracağız... Diye... Patinaj çeksinler... Şimdi... Bir şey diyeceğim... Ağrınıza gitmesin...
Hani... Beyazıt gitmiş ya... Ankara'ya... Hacı Bayram'a... Demiş ya... Çok müridim varmış senin... O da demiş ki... Efendim... Abartmışlar... Müridim yok benden... Demiş... Öyle söylediler... Demişlerine... Demiş ki... Bir çadır kurun buraya... Çadır kurmuş... Demişler... Padişah da... Çağırmış oraya... Almış eline kılıcı... Demiş... Ey... Kardeşler... Kim... Bana inanıyorsa... Kim... Bana teslimse... Bugün... Canını... Canını... Veren... Canını... Veren... Dersin... Kılıç elinden... Herkes... Birisi...
Çıkmış... İnsanların beğenmediği... Terbişlerin beğenmediği... Birisi... Çıkmış... Demiş ki... Efendim... Ben size inandım... Canı... Canını... Teslim olsun... Demiş... Gir içeri... Çadıra... Gir... Çadıra... Gir... Çadıra... Gir... Çadıra... Gir... Çadıra... Gir... Mübarek... Bugün... Allah için... Demiş... Bana teslim olanların... Canı lazım... Hep... Dervişler... Canın feda olsun... Efendim... Dervişler... Söncüdür... Allah rahmet eylesin... Hacı abimizin... Birisi de öyledir... Efendim... Bana... Uçaktan at... Dese...
Atarum... Kendimi... Dedim... Deme öyle... Ben şimdi ona... Neden... Birşey... Dermişine... Ne... Uçaktan atla... Uçaktan atla... Dememize gerek yok... Buradan... Yan taraf oturuyor... Zaten... Çekipiliyor zaten... Cenab-ı Hak... Tecelli ettirecek ki... Uçaktan indik... İki gün geçti mi... Üç gün mü... Ne geçti... Allah rahmet eylesin... Şeyh efendi... Benim yanımda... Bir boyadı onu... Şeyh efendi'nin odasındayız... Birşey olmuş... Şikayet etmişler onu... Şeyh efendi de... Allah rahmet eylesin... O da vefat etti... O da vefat etti... Herkesinden daha da... Allah razı olsun... Allah herkesinde...
İnşallah... Dost eylesin dedi... Şeyh efendi... Sözünü sonunda... Kendimi methetmek için... Söylemiyorum... Hakkınıza yarar... Bana dedi... Dedi ki... Bunun kadar dair... Değilsin dedi... Buna da dair... Yakın değilsin... Bunun hakkında... Dedi... Konuşulmadık... Bu hepsini... Kurt tavuk gibi... Etrafında toplar... Affet el hepsini... Hiçbirisine... Say şunu... Dedim... Demez... Sen... Hafifle... Tiftikliyorsun... Etrafı... Dışarı çıktı... Yanıyor... Hacı abi... Dedim... Yanma... Sözünü de unutma... Ne oldu... Dedim... Hani şeye... Atla desem... Atla... Dedim... Boyadı... Ne... Dedim... Şimdi...
Feryat ediyor... Boyacaksa... Boyacak... Hacer... Ne... Söyleyeceğim... Dedim... Şeyh... Atla... Demez ki... Uçaktan... Ama... Herkes... Canını verir... Değil mi... Aha... Vercem... Hiç kimseye... Bir tane kadın çıkmış... Demiş... Efendim... Ben de... Canımı veririm... Gel... Demişler ki... Ya... Ulan biz de bunun akıllı birisi... Lannettik... Bunun peşine düştük... Bu... Kapı kırıkmış... Lan... Ebimizin canını ağıracak... Bu... Yürün... Böyle şey... Ne olmuş... Herkende bir gürültü... Bir patırdı... Dönmüş... Var mı başka... Kimseden... Ses yok... Dönmüş... Yıldırım Beyaz...
Taci Bayram Beyaz... Sultanım... Demiş... Aha... Demiş... Biz iki buçuk dermişiz... Demiş... Ya... Demiş... Hani... İki kadın... Bir erkek şahitlerine geçiyor ya... Demiş... Biz iki buçuk dermişiz... Demiş... Başka dermişim... Yokmuş benim... Demiş... Söz dinleyen... Derviş... Fedakallıkta bulunan... Derviş... Hizmete koşan... Derviş... E şimdi... Söz dinlemiyorsan... Ne yapacaksın... Gel... Diyor... Gelmiyor... Adam... Şurada bir iş var yapılacak... E... Yapmıyor... Ama... Canını veriyor... Değil mi... Öyle değil mi... Adam canını veriyor...
Ama dikkatını kapatamıyor... Canını veriyor... Ama evinden kalkıp gelemiyor... Canını veriyor... Neden... Canını veriyor... İstermeyeceğini biliyor çünkü... Eğer... Canının... İsterdiğini bilse... Vermez... Hiç kimse... Şunu demiyor... Paramı veriyorum efendim... Senin için... Al... Senin için... Ben... Ne zaman... Bir hizmet olursa... Oradayım... Yardım mı... Piştim mi... Öksüreceğim mi... Hasta mı olacağım...
Buradan yer mi alacağım... Yağmurda mı kalacağım... Çamurda mı kalacağım... Yolda mı kalacağım... Önemli değil... Kim beni terk mi edecek... Çocuklarım beni terk etmeyecek... Terk mi edecek... Akrabalarım beni terk mi edecek... Önemli... Niye... Kaçerin canını veriyor... E şimdi bir... Kurs kuracağız... Kardeşler... Herkes... Yapsın şu kursu kaldıralım... Oradan... Eee... Biz öğretmene maaş göremeyiz... Isimlerini yazdırıyor... Bir tane görev olacak var... Yirmi kişi... Yirmi kişi orada gördüm... Diyorum ben... Bir bakayım...
On kişi var... Sevdiğine feda olmaktır... Sevmek... Sevdiğinin sözüne itaat etmektir... Neyi seviyorsa... Bugün birisini anlattım... Hikaye olarak... Hani meşhur... Gazneli Mahmut var ya... Gazneli Mahmut... Saraya perde yaptırmış... Saraya perde yaptırdıktan sonra... Perdeciye bir mücevherat göndermiş... Perdenin karşılığı olarak... Perdeci de... Sadrazamla arkadaşmış... Demiş ki... Ben bunu mücevherat alamam... Bu çok kıymetli... Bu çok değerli...
Ben demiş... Bunu alamam... Şeye verdi... Sadrazam'a verdi... Sadrazam da almış... Perdeciyi... Huzura çıkmış... Bütün huzurda... Bütün devletler... Kanorda... Bütün... Bugünkü dilde... Başbakan... Bakanlar... Müsteşarlar... Devletler... Kanorda... Sormuş... Sadrazam... Şeye... Gazneli Mahmut... Padişah... Başbakanına... Demiş... Neden... Alıyorsunuz efendim... Bu çok kıymetli... Çok güzel... Çok değerli... Şeye... Verdeciye... Kır bunu... Demiş... Şu... Mücevherat'ı... Ben kıramam efendim... Sadrazam'a... Sadrazam'a... Demiş... Sen kır... Efendim...
Bu çok kıymetli... Bu çok değerli... Demiş... Ben bunu kıramam... Demiş... Var mı bunu burada kıracak olan... Demiş... Mecliste... Kim kıracaksa... Kırsın şunu... Demiş... Demişler ki... Efendim... Biz kıramayız... Gazneli Mahmut'a... Hizmet eden... Onu çok seven bir... Kölesi hükmünde... Bir kimse var... Demiş... Çağırın şunu... Bana... Çağırmışlar... Gazneli Mahmut da... İçinden dua ediyoruz... Sen de bunlar gibi olma... Sen de bunlar gibi olma... İçinden dua edermiş... Çağırmış kölesini... Vermiş mücevheratı eline... Demiş... Bu... Çok güzel... Değil mi... Çoku kaldırmış... Güzel... Demiş...
Pahalı değil mi... Demiş... Pahalı... Kıymetli değil mi... Kıymetli efendim... Kır o zaman onu... Kol... Kolunun altından... İki tane taş çıkarmış... Köle... İki taşın arasına koymuş... O kıymetli mücevheratı... Kırıvermiş... Herkesi bir... Kırdı... Kırdı... Kıymetli mücevheratı... Demişler ki... Ya... Ne yaptır... Bu kadar kıymetli mücevheratı... Kırdın... Mücevheri kırdın... Hiç mi... Kaman basmıyor... Müsaade istemiş... Demiş... Müsaade eder misin... Cevap vereyim... Demiş... Et... Cevap ver... Müsaade ettim sana... Sultanımın sözünden kıymetli değil ya... Demiş...
Sultanım... Kır dedi... Kırdım... Demiş... Onun emri... Onun sözü... Demiş... Her şeyin üstünde benim için... Demiş... Bu mücevherden de kıymetli... Onun sözü... Demiş... Ama herkes... Hayret... Demiş... Kapıyı kapatın... Kapıyı kapatın... Kapıları kapatmışlar... Çağırın bana... Demiş... Cellatları... Cellatları çağırmışlar... Böyle... Ahmak sürüsünler... Demiş... Bu... Ahmak sürüsünü... Etrafında... Bulundurmaktansa... Hiç... Kimseyi... Etrafında... Bulundurmam... Demiş... Bu... Hala... Cellatları... Demiş... Vurun... Bu... Odanın... İçerisinde... Mecliste... Bulunanlar... Neyse... Cellatlar...
Bir anlayıp... Sütat etmişler... Yanında... Sever... Sevdiğine... Feda... Sevdiğine... E... Canı isteyen olacak ya... Birisi... Kır mücevherini... Buradaki mücevherden kasıt ne? Senin nefsin... Senin nefsinin istekleri... Nefsinin arzuları... Senin nefsinin güzel gördüğü... Senin nefsinin kıymetli gördüğü... Senin nefsinin çok değerli gördüğü şeyler... Sana dediler bunu... Kır... İmtihan o... Onu kır... Onu kıramadıktan sonra... De ki... Ben seviyorum... Allah bizi affetsin... Amin... Evet... Soruları hemen kalmadı... Hakkınızı helal edin... Şuna bakacaktık...
İyilik ve kötülükle alakalı meseleye... Önümüzde kaftaya kaldı... İnşallah... Bu kardeşler de haklarını helal etsinler... Bağlamenden hu... İyilik... İyilik...

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi