Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 1:02:30
Allah yedinize ailesin, ayınızı hayırlı ailesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, hayırlı ailesin inşâAllah. Yüktanızdan aile ailesin. Korktakanızdan ailesin, muhafaza ailesin, isâAllah. Tekrîdeyim, sohbetinizde üç rekat olan akşam namazını, seferiyseniz iki rekat olarak söylediniz.
Sehmenli iki rekat olarak söylediniz, seferi kendimiz, akşam namazı üç rekat kılmaktır. Sehmen söylemişimdir. Seferi de dört rekatlık namazlar ikiye iner, farzlar, akşam namazı üç rekat, yine üç rekat olarak kılınır. Söylediksem, sehmen söylemişimdir. Bu noktada şey yok, tereddüt yok. Her ne kadar önce namazlar iki rekat kılınmış olsa da, sonradan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin iştahı ile dört rekada çıkarılmış olsa da, Bu noktada, bu noktada ümmetin toplandığı noktada, ben de toplanırım, biz de toplanırız.
Akşam namazı, seferi de olsa üç rekat, öğlen namazının farzı seferinde iki rekat, ikildi namazının farzı seferinde iki rekat, sabah namazı zaten iki rekat, onu kadar. Vacip namazı, selahat-ı vitir de üç rekat. Üç rekat. Ha bir kimse seferiyken vitri namazını terk edebilir mi, bazıları terk edilebilir demiş çünkü, İmam Muhammed ve İmam Yusuf'a göre nafile hükmünde, İmam Azam'a göre vacip hükmünde, ama biz o tartışmalara da girmek istemiyorum. Vacip, o yüzden vacip olarak kılıyoruz.
Dervişin toplanılan meclislerde devamlı bir şekilde üstadın ölmesi doğrudur. Bir kimsenin aşırı derecede, bu benim kendi şahsi durduğum nokta. Bazı dervişler vardır, işin ölçüsünü kaçırırlar. Ha da onun şeyhten haberi yok, dervişlikten haberi yok, tasavvuftan haberi yok, namazdan haberi yok, niyazdan haberi yok.
Ona şeyh anlatacağız diye uğraşırlar. Veyahut da kimisi vardır böyle, bunu böyle aşkımdan yaptığını söyler. Olur olmadık yerde şeyhin uçurur haberi. Bunlar benim nazarımda çok uygun olan şeyler değil. Allah muhafaza eylesin. Bunu biz kendimize bir derim ya, şeyhi met etmek, şeyhi övmek haddinden fazla. Kendi iç dünyam, çok uygun değil.
Böyle çok normal bir şey değil. Allah muhafaza eylesin. Yani insanoğlu hata yapmaya müsait. Yanlışlığa müsait, eksikliğe müsait. Müsaitiz. Çok met eder birisi, met edince ola ki insanın işte aha akşam namazıyla alakalı farkında değilim. Söylemiş olabilirim, sen öyle duymuşsun deyip de işin içinden çıkma noktasında değilim.
İnsan sehben hata yapar, eksiklik yapar, o kimse de der ahamet ettiğin insandır. Şimdi insanlar şeyhlerini öyle görürler. Der ki, üstadını görürken, bakarken Cenab-ı Hak onu muhafaza eder inşallah o hata yapmaz der. Kapısını kapatırsa bu küfür. Hata yapar, cevap yapar. Bu yolun adabıdır. Biz yolun adabına uyalım. Bir tek Hz. Hz. Resulullah hatasızdır, pürüzsüzdür, kusursuzdur. Ondan sonraki olan peygamberlerde pürüzler oldu. Hz. Resulullah , yolundan giden Veliyullah'ta da, bürşin-i kamillerde de hatalar, kusurlar, pürüzler olur.
Hani birisi gelir bir şey ister ya, hadis-i şerif var. Bu duymadığımız hadislerden birisidir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in hadisleri diyor ki, birisi gelir diyor, çobandan bir şey ister. Çoban der ki diyor, bir koyun ister. Çoban der ki diyor, git sürünün içerisinden en güzel olanı, en güzel koyunu seç der diyor. Ama o kimse gider diyor, sürünün köpeğinin kulağından tutar. Şimdi birisi çıkar, her sohbette, her sohbette, güzel sözler vardır. Her sohbette ince hikmetler vardır. Sen çok meth etmişsindir. O esnada o gelir, içinden böyle orta seviyede bir sohbet, orta seviyede bir kelam, hatta daha düşük seviyede bir kelam çıkmıştır.
Sen çok meth etmişsindir. O kimse gelir, cımbız da o kelamı çeker oradan. Senin önüne koyar. Veyahut da işte burası bir topluluk, burada, bu topluluğun içerisinde her türlü insan var. Birisi gelir, öyle bir kimsenin yanına oturur, o kimse o gün sinirlidir. O gün tersi yerindedir. O gün tersi hakim olmuştur ona, kakar ona bir laf çıkar. O ona yeter. Bu her toplulukta olabilir mi olabilir? Her şahısta olabilir mi olabilir? O yüzden yolumuzda kardeşleri çok meth etmeyelim, ben dair. Yer mi yedim de, onların aleyhine de konuşmayalım. Ama uçurmayalım.
Bizim dergahımız, bizim tekkemiz öyle olmasın. Bizim topluluğumuz öyle olmasın. Biz Allah'a kulluk yapmaya çalışan bir topluluğumuz. Bunu böyle tevazu göstermek için söylemiyorum. Hani böyle tevazu göstermek için söylerler ya, yok işte ben buranın kitmeriyim, yok ben buranın köpeğim, yok ben buranın koyunuyum, keçisiyim. Ben öyle söyleyenlerden değilim. Yok. Burada herkes Allah'a kulluk yapmaya çalışan, farzları yerine getirip, nafilelerle Allah'a yaklaşıp, Allah'ı sevmeye çalışan bir topluluğumuz. Tasavvuftan anladığımız da bu. Tarikattan anladığımız da bu. Yapmaya çalıştığımız, yapmaya gayret ettiğimiz şey bu. O yüzden ne kardeşler çok met etsinler, havada uçursunlar, ne de kardeşler yerin dibine bakasınlar.
İkisi de ifrat ve temin. Sehri sülüğü engelleyen şeyler nelerdir? Sehri sülük etmeni sağlayan şeyler nelerdir? Bir kimse farzları yerine getirme, haramlardan uzaklaşma, nafilelerle Allah'a yaklaşma ve Allah'ı sevmeyi, Allah'a kavuşmayı murat ettiyse, ve bu niyetle, bu niyetle, bir dergaha gidip, bir tekkeye gidip, bir üstada intisap ettiyse, onun intisabından itibaren Sehri sülükü başlamıştır.
Bunu özel manada algılamak, bunu özel manada çekmek, bunu özel bir daireye çekmek benim işim değil. Evet, önceler, öncekinler bu manada özel husisi davranış içerisine girmişler. Özel husisi dairenin içerisine girerekten bu tip şeyler yapmışlar. Allah affetsin, ben öyle yapmayı düşünenlerden değilim.
O yüzden itikaf edeceksek komple itikaf, yani bütün arkadaşlara açık bir şekilde itikaf etmeye çalışıyoruz. Bunun arasında itikafa girmek isteyenlere müsaadedir. Tekkede bir itikaf için bir hücre hazırlattık. Orada da kim itikafa girmek isterse, orada onun itikafına müsaade edilip, itikaf çıkarıyor. Üç günlük, üç günlük. Bu noktada muhakkak ki itikaf sünnet, bütün kardeşler, bütün arkadaşlar itikafı yaşaması lazımdır. Ama asıl bizim benim üzerimde durduğum şey, insanların arasında hayatı devam ettirip, insanların arasında yüksek ahlaklı, ince ahlaklı hale gelmektir. Asıl riyazatımız, asıl itikafımız, asıl seyri sülükümüz budur. Bunu, evet özel manada bir kimseyi, bu da bir yoldur.
İşte 40 günlük, 80 günlük, 120 günlük itikaflara katarsınız. Orada o kimse belli manevi haller yaşar. Yaşamaz dersek bu yanlış olur. Ama bu kimseler, bugün için toplumun bu eksikliğinde, bu yanlışlığında, dışarı çıktıklarında o hallerini koruyamıyorlar, muhafaza edemiyorlar. İtikafa giriyor. İtikafta adam 10 gün itikafta duruyor. O kadar zikrılar yapıyor, o kadar ders yapıyor. Eve gittiği gün kavga ediyor işiyle. Dışarı çıktığında bir arkadaşıyla kavga ediyor. Bizim yolumuz bu manada, nafilelerle Allah'a yaklaşma noktası güzel ahlak. İnce ahlak, yüksek ahlak. Biz bunu üzerimizde tesis etmeye çalışacağız.
Hiç kimsenin hakkında konuşmadan, rivet etmeden, dedikodu etmeden, iftira etmeden, birisinin hakkını zayi etmeden, birisinin hakkını zayi etmeden, birinci derecede ailemizle, ikinci derecede dergahdaki kardeşlerimizle, arkadaşlarımızla iş yaptığımız insanlarla, üçüncü derecede daha geniş dairede, akrabalarımızla, mahallemizle, etrafımızla bütün herkesle ve her şeyle iyi geçinip, iyi geçinip, yüksek ahlaka kavuşmaktır.
Asıl riyazatımız, asıl bu manadaki duruşumuz, asıl bu manadaki ilerleyişimiz bu olmalı. Yoksa, yani bir kimse içeri girmiş, itikafa girmiş, günlerce kendini oradan açlıktan, susuzlukla terbiye etmeye çalışmış, dışarı çıkmış, ağzından çıkan kelimesini bilmemiş, dışarı çıkmış, başkasının hakkaniyetine riayet etmemiş, dışarı çıkmış, eline, diline, gözüne sahip olmamış, bu olmalı.
Yolumuz bu değil. İnsanlara basitmiş gibi gelen, ehli tasavvufun bir kısmına basitmiş gibi gelen, ama bu zamanda yeminle söylüyorum en zor olan şey, en zor olan şey. Bugün itikaf dinlenme yeri. Bizim için şu anda itikaf dinlenme yeri. Arkadaşlar her gün sema ediyorlar, her gün sema var tekkede.
Haftanın bir günü burada ders var. Haftanın bir günü veya iki günü mahallelerde, beldelerde ders var. İşte değişik ilçelerde, illerde dersler var. Değişik programlar var. Yani buna baktığımızda aslında farkında değil arkadaşlar. Bir kısmı dersten derse koşuyor. Ha bir kısmı belki de işte perşembeden perşembeye, cumartesinden cumartesiye geliyor. O onun gayreti, ona kalkıp da neden öyle geliyorsun deme noktasında da değiliz. Ama itikaf noktasında veya riyazat noktasında, seyr-i sülûk noktasında izlediğimiz yol bu. O yüzden bir kardeş ders aldı, seyri sülükü başladı. Şu anda kardeşlerin arasında dördüncü esmai alan var. Kardeşlerin arasında beşinci esmada olan arkadaşlar var.
Kardeşlerin arasında üstadın da fani olmuş, fena fişehliğe gelmiş arkadaşlar var, kardeşler var. Bunlar böyle bizim için işte etrafa hava atmak maksadıyla veya bak ya bizde de kimler var işte deme noktasında değiliz biz. Bizim öyle bir derdimiz yok. Biz insanlara böyle şataat yapalım, şatafat yapalım, insanlara övünelim böyle bir derdimiz yok bizim. Allah bizi affetsin. Önemli olan bizim için kulluktur. Önemli olan bizim için insanların farzları yerine getirip, nafilelerle Allah'a yaklaşıp Allah'ı sevmesidir. Bizim ne dünya makamında ne ahiret makamında bir gözümüz yok. Bizim bu manada ne makam atlamak ne makamları geçmek böyle bir derdimiz yok. Bizim için en güzel makam, en kutsal makam, en yüksek makam kulluktur.
Biz tasavvuf anlayışımızı kulluğun üzerine yerleştirmeye çalışıyoruz. Tasavvuf nedir diye sorduklarında verecek olduğumuz, benim verdiğim cevap bu. Farzları yerine getiren Allah'a en sevimli işi yapmıştır. Nafilelerle Allah'a yaklaşmak ve Allah'ı sevmektir. Bizim tasavvuftan anladığımız budur. Bizim içinde bulunduğumuz yolun distoru budur.
O yüzden sev ve sülük anlayışımız da budur. Bir kimse farzları yerine getirmeden Allah'ı sevme iddiasında bulunamaz. Bir kimse nafilelerle Allah'a yaklaşma çabası olmazsa Allah'ı sevme noktasında duramaz. Eğer bir kimse Allah'ı seviyorsa haramlardan uzak durur. Allah'ı seviyorsa farz ibadetlerini yerine getirir. Allah'ı seviyorsa nafile ibadetlerini yerine getirir. Allah'ı seviyorsa ahlakını güzelleştirir. Allah'ını seviyorsa Allah'ı seviyorsa Allah'ı sevmeyi sever. Bu onun seyri sülükudur. Allah bizi o noktada eylesin. O yüzden biz bir nişanımız olmasını istemeyiz. Bizim nişanımız olmayı versin.
Bize hırka giydirmeyi versinler. Bizim tacımız olmayı versin. Bizim tahtımız olmayı versin. Olmasın. Bizim makamımız olmasın. Bize şu makamda demesinler. Sakın ha kıymetli kardeşler. Gözünü buna diken hep yanılır. Gözünü buna diken hep aldanır. Tasavvuf hayatım boyunca bu noktada yanılanları aldananları hep görmüşümdür. Niceleri nakibi nükabba havaları atmıştır. Nicelerine nakip denmiştir. Niceleri nükabba halife denmiştir. Ama zaman içerisinde görülmüştür ki onlar o noktanın insanları değilmiş. Onlar aşağı düşmüşler. Allah rahmet etsin. Şeyh Efendi Hazretleri oğlum işte Mursa'da da nakiplere sen görev ver. İcazet töreni yap onlara ver.
Efendim kime istiyorsanız ona verin. Bütün herkes nakip yazıyor. Bütün herkesi. Bizim kardeşlerimizden buradan şu anda burada sağında ve solunda duran Mecafer. Kardeşlerin gönüllerinden dahi geçmemiştir. Akıllarına dahi gelmemiştir. Hiç andırmamışlardır. Biz nakip değil miyiz diye. Ama o zaman için abiler, kardeşler kimleri nakip ettilerse hepsi de dağıldılar.
Dağıldılar. Nükabair denilen, nükabbalık verilen insanlar da olur. Gözü makamda olan da olur. Gözü mevkide olan da olur. Gözü hizmette olan. Gözü hizmette olan. Bütün gayretini Allah'a yaslayan, Allah'a dayanan, bütün himmetini Allah yolunda koşuşturmaya dayanan kimse ayakta durur. O yüzden bizim için kulluğumuz önemlidir. Seyr-i sülük kulluktur. Kulluk. Kulluğunuzu şemale yardırmaya gayret edin. İnşallah. Bir kimsenin zikri dahi cemaatle olan zikri seyr-i sülüktür. Gelen kardeşler seyr-i sülüktedir şu anda. Siz bunu sakın sizi onara etmek için söylenmiş bir söz olarak zannetmeyin. Kar, kış, kıyamet, kar, buz ortalık öyle değil mi?
Asla sana seyr-i sülük. İçerde itikap odasında, itikap odasında, yemeğin önüne gelir, ekmeğin önüne gelir, suyun önüne gelir, yiyeceğin önüne gelir, içeceğin önüne gelir. Zikrullah da orada. Rahat. Asıl seyr-i sülük, asıl itikap bugün. İmtihanım. O kimse.
İtikap nedir? Zorluğa katlanmaktır. Riyazattır. İşte asıl zorluklara katlama bunlardır. Yağmur yağdı, evde dur, yanısı gitti zaten. İşte sıkıntı.
Sen rahat çileği mi seçtin? Araba yoktu, yayan yürüyordu. Olmuşlar çalışmıyordu, çık yola. Sülükü kardeşim. Nefsine daldın, tövbe et.
Kimin evinde sen git oraya dersen. Seyr-i sülük o. Sülükün başındasın. Ne seyr-i sülükü kardeşim. Göz göre göre bir işiniz yokken, bir mazeretiniz yokken git. Ders varken, bir mazeretiniz varken gitmiyorsanız.
Ders varken, bir mazeretiniz varken gitmiyorsanız. İngitaya vururdu. Raflete düşenlerden oldun. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli kardeşler. Gözünü ahirete diken. Diken bir kimse evinde huzur ile yatıyorsa, yanlışlık var bu işin içine. Ders varken. Böyle bir şey yok. Allah bizi affetsin inşallah. Cihanın cihana bağışlamak ne demektir? Ya o zaman bulutu buluta bağışlamak diye sor bana. Ben onun içinden çıkacağım diye uğraşayım bana. Bu tip böyle sözlerle, lafızlarla bir yere gidilmez. Birisi bir laf söylemiş.
Onlarla bir yere gidilmez. Allah bizi affetsin. Allah bizi affetsin. Ben özellikle 2-3 saniye önce duyduğum ya da okuduğum şeyleri unutuyorum. Bundan yaşadığım 2-3 gün önceki olaylar da dahil. Bunun için bana önerebileceğiniz dua ya da başka bir şey var mıdır? Şimdiden teşekkür ederim saygılarını sunuyorum. Tövbe et! Bu kardeş bol bol devam ediyor. Subhanallah ve bihamdihi subhanallah-i razim ve bihamdihi estağfurullah razim çekecek. Çokça çekecek ya. En az günde 100 kez çekecek. Sabahları, akşamları muhakkak çekecek. Muhakkak bir şeyi hırsız edemiyorsanız, bir şeyi unutuyorsanız, bir şeyler unutuyorsanız Tövbe edin.
Bir sıkıntınız var, bir probleminiz var, bir derdiniz var, tövbe edin. Bir hastalığınız var, tövbe edin. Yürekten tövbe edin. Hatta her vaktinde kalkın, tövbe edin. Muhakkak ve dua edin. Allah'a yalvarın. İnşallah. Evet derslerimiz devam ediyor. Allah'ın sevdiği şeyler, sevdiği haller, sevdikleri. Ali İmran ayet 159. Peygamberine diyor, sallallahu aleyhi ve sellem'in dehterine hitap ediyor Cenab-ı Hak. Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak damın. Eğer kafa katı yürekte olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet.
Onlar için Allah'tan bağışlama diler. İşlerin konusunda, iş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. Allah, tevekkül edenleri sever. Tevekkül etmek, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üstün ahlakı söz konusu.
Hani diyor ya, Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba davranmış, kaba katı yürekte olsaydın onlar senin etrafında dağılıp giderlerdi. Bu tevekkülden önce burayı böyle bir parantez açmak istiyorum. Bir suvinin, bir dervişin, ayiler babasının, bir annenin, dergâhtaki bir çavuşun, bir nakibin, bir rükabanın, bir idarecinin bu ahlak ile ahlaklanması gerekir.
Eğer insanlar etraflarına, çocuklarına, ilk kardeşlerine, dergâhtaki kardeşlerine kaba ve katı yürekli davranılarsa, kaba konuşurlarsa, onlara tepeden bakan hakaret ederlerse, onların etraflarında kimse kalmaz. Çünkü iş yerindeki bir kimse etrafındaki insanlara kaba davranırsa, etrafındaki insanlara sert davranırsa, etrafındaki insanlara sinirli, agresif davranırsa, onun yanında kimse çalışmak istemez.
O zaman, bir kimse kendisine ahlak olarak, ne evinde, ne iş yerinde, ne kardeşlerine kaba davranma hakkına sahip değildir. Bir, bu noktada etrafındaki insanlara sert davranmak, acımasız davranmak, onları hor ve hakir görme hakkına sahip değildir. Böyle davranan insanlar, etraflarında hiç kimseyi bulamazlar.
İşlerinizi sevgiyle ve istişareyle götürün. Sevgi ve istişareyle. Ben biliyorum noktasında kendinizi görmeyin. Benim dediğim olur noktasında kendinizi görmeyin. Bir çavuş kardeşler, bir nakip kardeşler, bir yerin beldenin zakiri olanlar, bir yerin sorumlusu olanlar, etrafınızdaki kardeşlerle istişare edin. İşlerinizi istişaresiz götürmeyin ve etrafınızdaki insanlara güzel ahlakla davranın. Kaba davrananlar, katı kalpli olanlar, bağışlamayanlar, affetmeyenler, etrafınızdaki kimseyi göremezsiniz. Yanınızdaki kardeşlerin, etrafınızdaki kardeşlerin eksik ve kusurlarını bağışlayın. Eşlerinizi bağışlayın.
Çocuklarınızın hata ve kusurlarını bağışlayın. Onları suç işlemezden önce öğüt verin. Eşleriniz suç işlemezden önce öğüt verin. Arkadaşlarınıza, kardeşlerinize onlar bir hata yapmadan, kusur işlemeden, suç işlemeden iyi bir şekilde öğüt verin. Etrafınızda yumuşak davranın. Ehli tasavvuf etrafına yumuşak davranın. İnsanların haramlarını kabul edip yutmak demek değildir. İnsanların hatalarını, kusurlarını tatlılıkla, güzellikle onları güzel bir noktaya getirmektir. O yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin ahlakı, hatta dedi ki beni Rabbim terbiye etti ve ne güzel terbiye etti.
O zaman Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin üzerindeki bütün iyilikler ve güzellikler bizim üzerimizde de olması için çaba sarf etmemiz gerekir. Gayret sarf etmemiz gerekir. Ve ahlakımızı bu noktada ahlaklandırmamız gerekir. Kıymetli kardeşler, sert davrananlar, katı kalpli davrananlar hiç kimsenin gönlünde yer etmez. Hiç kimseyle arkadaşlık edemezler. Hiç kimseyle yoldaşlık edemezler. Ne eşleri onlarla yoldaşlık eder, ne çocukları onlarla yoldaşlık eder. Ama bağışlayan, affeder. İyi kalpte olan, yumşak kalpte olan, duyguları ayakta olan insanlar, belki de zarar ediyormuş gibi olur ama Allah'ın indinde de, Allah'ı seveninin indinde de bir yeri olur.
O yüzden ehli tasavvuf bunlara muhakkak dikkat etmesi gerekir. Ve ardından Cenab-ı Hak istişare emri verir. Hz. Resulullah'a der ki, işlerin ne alakalı? İşlerle alakalı istişare et. İstişare etmek bir kimsenin hiyerarşisini bozmaz. Çavuşun çavuşluğu bozulmaz istişareyle. Nakibi nakibliği bozulmaz istişareyle. Halifenin halifeliği bozulmaz istişareyle. Şeyhin şeyhliği bozulmaz istişareyle. İstişare, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden bize emredilmiş bir fazdır. Biz dergâhtaki işlerimizi, iş yerindeki işlerimizi, ailemizdeki işlerimizi istişareyle götüreceğiz. Kardeşler fikirlerini söyleyecekler.
Kardeşler fikirlerini söylediklerinde fikirleri dinleyen insanlar onlara değer verecekler. Onları dinleyecekler. Bir semazen kardeş semazen başına bir fikir söylediğinde semazen başı kardeş o fikri dinleyecek onlar. Ve diyecek ki üstadına veya başındaki amirine filanca kardeşin böyle bir istişaresi var. Böyle bir sözü var. Böyle bir görüşü var. O sözü kendi sözüymüş gibi aktarması kadar büyük zalimlik, o sözü kendi o fikri, kendi fikriymiş gibi sunması kadar kardeşine ihanete olamaz bir kimseye. O zaman istişare edilirken herkesin fikri, herkesin fikri olarak konur ortaya. Şimdi diyeceksiniz ki böyle yapanlar mı var?
Biz bu yollardan geldik. Ben şeyhime bir şey, şeyhime bir proje sunmak için, ben arkadaşlara, Bursa'da değil dışarıda nakip arkadaşlara sunardım. Ah on gün sonra adam kendi fikri gibi onu şeyhime söylemiş ben. Allah Allah dedim ya. Yani bunu on gün önce dedim ben söyledim, kendi içimden söylüyorum. Bunu şeyh efendi böyle bir kendi fikriymiş gibi anlatmış. Hırsızlık yapmış. Hırsızlık, hırsızlık. Çocuğun bir fikri var. Anne çocuğunun fikrini hırsızlık yapmayacak. Kendi fikrimiş gibi babasına söylemeyecek. Diyecek ki çocuk böyle bir şey söyledi bey. Böyle bir fikri var.
Çalışan eleman bir şey söylüyor. Ona söyleyecek zek ya filan canım böyle bir fikri var. Kemahatta bir kardeşin bir fikri var. O gitmiş bir çavuşa söylemiş ya bunu böyle yapsak olmaz mı? Böyle yapabilir miyiz? O kimse gelip de onun kendi fikrimiş gibi üstada sunmayacak. Bu hırsızlık. Asla bir başkasının fikrini kendi fikriniz gibi sunmayın. Asla bir başkasının yaptığı iyiliği kendi yapmışsınız gibi sunmayın. Asla bir başkasının iyi halini veya onun bir iyi durumunu, iyi amelini kendinizin gibi bir başkasına sunmayın. İnsanları aldatabiliriz ama Allah'ı aldatamayız. İnsanları kaldırabiliriz belki de. Ama Allah'ı kaldıramayız.
O zaman istişaremiz sünnettir. İstişare etmek büyüklükdür. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Uhud Savaşı'nda istişare etti. Bedir Savaşı'nda istişare etti. Hendek Savaşı'nda istişare etti. Hatta eşiyle alakalı gitti. Hz. Ali Efendimiz'le istişare etti. Hz. Ebubekir Efendimiz'le istişare etti. Hz. Ömer Efendimiz'le istişare etti. Hatta dedi ki Hz. Ebubekir Efendimiz'le, Ömer Efendimiz'e ikinizin birleştiği şeye karşı gelmem dedi. Bakın enteresan bir şey. İkinizin birleştiği şeye karşı gelmem dedi. Hudeybiye ile alakalı meselede Hz. Ebubekir Efendimiz'in sözünü dinledik. Savaşmak istedik sahabeler. Ama Hz. Ebubekir Efendimiz neydi ki R.A.H. Hazretleri?
Dedik ya Resulallah. Biz Kabe'yi ziyarete geldik. Savaşmaya gelmedik. Biz Kabe'yi ziyarete geldik. Bizim maksadımız, bizim amacımız savaşmak değildi dedi. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Hz. Ebubekir Efendimiz'in bu görüşünü kabul etti. Bir durdular. İstişare etmek işimizdir. Böyle işte ya Üstad da işte Adnan'ı dinliyor, Hüseyin'i dinliyor, Cafer'i dinliyor, Remzi'yi dinliyor. İstişare edeceğim. İstişare edeceğim. Bizim yolumuz istişare. Adamımız istişaresiz iş yapmak, istişaresiz iş yapmak yok.
İstişare etmeyin yanımız, yanımız aldınız. Hüsrana uğrar. İstişare edin. Büyüklerinizle istişare edin. Dergahın içerisindeki abilerinizle istişare edin. Dergahın içerisindeki vazifeli kardeşlerle istişare edin. İstişarelerinizi çoğaltın. Çoğaltın. Kim istişare etmezse yanılır, aldanır. Kendi kendine kuruntuya gidersin. Kendi kendine bu böyle miydi dersin? Sor, soruştur, anla, anlar. Bu bizim adabımızdır. Bizde böyle tek adamlılık işte şeyh bilir, başka kimse bilmez. Çavuş bilir, başka kimse bilmez. Hayır, öyle bir şey yok. Hepiniz bilirsiniz. Hepinizin bizim benim için görüşü, düşüncesi önemli. Fikri benim için önemli.
Biz bir yol gidiyoruz, hep beraber gidiyoruz. Biz kendimizce, kendi anladığımızca, kendi idrakimizce, kendi vasıflarımızla Allah ve Resulünün yoluna hizmet etmeye çalışıyoruz. O yüzden işlerimizi istişare ile götüreceğiz. Kimin bir fikri varsa fikrimi getirecek, sunacağım. Bir konuyla alakalı. İllaka olacak diye bir kaydı yok. Ama istişareten bir karar çıktığında da, biz büyük bir kararlılıkla uygulayacağız. Büyük bir kararlılıkla gayret edeceğiz. Büyük bir kararlılıkla onu uygulayacağız. Ve o kararın gereği neyse, o istişarenin sonucu neyse ona devam edeceğiz. Ve sebepler dairesini onun yerine getireceğiz. Ondan sonra Allah'a tevekkül edeceğiz.
Tevekkül etmek, sebeplerini terk edip, o durmak değildir. Bizim adabülün üzerine kuruludur. Evet, tevekkül edendir. Tevekkül etmek demek, elindekine güvenmemek, Allah'a güvenmek. Tevekkül etmek demek, sebepler dairesinde vazifeni yerine getirip, sonucun Allah'tan olduğunu bilmektir. Başarı veya başarısızlığı Allah'ın takdiridir. Biz sebepler dairesinde vazifemizi yerine getirmeye gayret ederiz. Biz çalışırız. Biz gayret ederiz. Biz koşuşturmaya çalışırız, koştururuz. Sonuç Allah'a aittir. Bir program var. Hedefe konmuş, istişare edilmiş, şurada bir program var. Biz o programın iyi olması için, orada daha fazla insanlara Allah'ı ve Resulullah anlatmak için gayret ederiz, koştururuz.
Bütün sebepler dairesinde. Elimizden gelen imkanlar ölçüsünde. Tevekkülimiz Allah'adır. Biz deriz ki ya Rabbi sana dayandık, sana yaslandık. Biz bu sebepleri yerine getirdik, başarı kesin. Böyle bir şey yok. Kalbimizden, içimizden tevekkül insanın kalbindedir. İnsanın içindedir. Azim insanın içindedir. Ama tevekkül eden bir kimsenin, uzuvları o tevekküle ne yapar? Hizmet eder. Öyle söylüyor. İşte kuşlar, hani var ya, eğer sizin tevekküliniz kuvvetli olsaydı, kuşlar gibi olurdunuz. Sabah yuvalarından uçarlar, aç olarak akşam yuvalarına dönerler, tok olarak. Kuş, sabah yuvasından uçar yalnız, uçar.
Sen yuvadan uçmadan tok olarak dönmeyi bekleme. Sen yuvadan, sen evinden dışarı çalışmak için çık. Sen işyerinin başına git. Sen çalışmak için ipini, hambalık yapacaksın. İpini omuzuna al, çarşıya çık. Sen çamurculuk yapacaksın, tenekecilik yapacaksın. Sen ne bileyim işte, biz de orada inşaatta çalışanlara çamurcu derler, tenekeci derler. Tenekeyle çamur taşımlardaki derler. Sen o inşaat işçilerinin alın, götürüldü, kahveye git. Yuvandan uçmamış adam, yuvadan uçmaya almamış. Dedim hadis-i şerifi bir daha söyle, bir daha söyledi. Bir daha söyle, bir daha söyledi. Daha bir şey anlamadın mı dedim? Durdu hadis-i şerifi. Çünkü ezberlemiş, anlamış, anlamış.
Kuş dedim yuvasında mı duruyor? Hayır efendim dedi. Deseydi dedim ben, kuşlar gibi yuvanızda otururdunuz. Orada Allah karnınızı doyururdu. O zaman herkende yuvana oturacaktı. Öyle bir şey yok. O zaman tevekkil ne? Tevekkil ne? Allah'a dayanıp, Allah'a yaslanıp, sizin yuvadan uçmanız. Başka bir hadis-i şerifte hadis-i kudüsüde Allah müminlerinin kullarının güzel, iyi işinin olması ve işinin gitmesi Allah'ın hoşuna gider diyor.
İşiniz olacak. Sizin bir işle, bir sanatla, bir meslekle meşgul olmanız Allah'ın hoşuna gider. Sizin bir işiniz olacak, çalışacaksınız. Çalışan bir kimseniz, mesleği olan bir kimseniz, sanatı olan bir kimseniz, dükkanı olan bir kimseniz, iş yapan bir kimseniz. Allah'ın hoşuna gider o kimse. O zaman tevekkül ne? Senin sebepler dairesinde, üzerine düşen vazifeyi yerine getirip, Allah'a dayanıp ona yaslanmamız. Evet, biz tevekkül ederiz. Ehl-i sufinin adamıdır tevekkül etmek. Ama bu manada sebebi terk etmek yoktur. Sebebi görmemek yoktur. Ama biz bu manada bir sebbimin sebep olduğunda düşünmeyiz. Biz bu manada Allah'a dayanıp ona yaslanırız. Elinizdeki mala güvenmeyin.
Elinizdeki işe güvenmeyin. Elinizdeki paraya güvenmeyin. Yakışıklığınızda, sermayenize güvenmeyin. Güzelliğinize güvenmeyin. Annenizin, babanızın malına, mülküne güvenmeyin. Allah'a dayanıp, Allah'a yaslanıp, Allah'a yaslanıp, Allah'a yaslanıp, gayretinizi ona göre oturtturun. Onun göre işlerinizi dizayn edin. Ve işlerinize sahip çıkın. İşinizin başında durun. Ailenizde, evlerinize, çocuklarınıza sahip çıkın. Sahip çıkın. Hiçbir şeyi ve hiç kimseyi başı boş bırakmayın. Hiçbir şeyi başı boş bırakmayın. Sımsıkı tutun, sahip çıkın. Dininize, dininize sahip çıkın. Dininize, imanınıza sahip çıkın. Başı boş bırakmayın.
Bir iş yerinde çalışanlar, işinize sahip çıkın. İşinize, hainlik yapın. İşinize, HRK'ın başında durun. Ailenizde, evlerinize, çocuklarınıza sahip çıkın. Sahip çıkın. Hiçbir şeyi ve hiç kimseyi başı boş bırakmayın. Hiçbir şeyi başı boş bırakmayın. Sımsıkı tutun, sahip çıkın. Dininize sahip çıkın. Dininize, imanınıza sahip çıkın. Başı boş bırakmayın. Bir iş yerine çalışanlar işinize sahip çıkın, işinize hainlik yapmayın, patronlarınıza hainlik yapmayın, patronlar işçilerinize hainlik yapmayın, mal alıp sattığınız insanlara hainlik yapmayın, sahip çıkın, dua edin, ailelerinize sahip çıkın, ne kadınlar kocalarına ne kocalar kadınlarına ihanet etmesin, çocuklarınıza ve eşlerinize sahip çıkın.
Kenetlenin, kenetlenin, sevdiklerinize sahip çıkın, kenetlenin, kenetlenin, Allah'a dayanın, Allah'a güvenin, Allah'a yaslanın, sebepler dairesinde vazifelerinizi de yerine getirin. Namaz kılmadan kurtuluşa ereceğinize ummayın, iman etmeden kurtuluşa ereceğinize inanmayın, iyi ameller işlemedikçe cennete gideceğinize inanmayın.
İnsanların kuruldularıdır. Ya Allah beni ceketi cennetine koyacak, ee hiç kimseyi cehenneme koymayacak. Neden cehennem var? Allah korkutmak için öyle söyledi, aslında cehennem yok. Böyle sapık düşüncelere kanmayın. Allah bizi affetsin. Yolumuz o değildir. Yolumuz o değildir. O yüzden yolumuzun adabı, erkanı, sebepleri yerine getirip vazifemizi yerine getirmektir. Allah bizi onlardan eylesin. Hazreti Ömer Efendimiz bir grup gence denk geldi. Dedi bunlar kimler? Bunlar tevekkül edenler dediler. Sordu gençlere siz nesiniz? Hazreti Ömer Efendimiz dedi ki biz tevekkül edenleriz. Sizler dedi tevekkül ehli değilsiniz. Sizler yiyicilersiniz dedi. Yiyiciler ekmeden yemeği düşünüyorsunuz siz dedi.
Ekmeden yemeği düşünüyorsunuz. Tevekkül etmek tohumu toprağa ekmektir. Sen tohumu toprağa ekmezsen oradan vurday beklemez. Oradan iş beklemez. Sen dükkanında çalışmazsan gayret göstermezsen dükkanından iş beklemez. Sen sanatını düzgün bir şekilde yapmaya gayret etmezsen sen o sanatından geçineceğim diye uğraşma. Şu tembellik, bu haylazlık, bu aymazlık işine sahip çık.
En ince ayrıntısına kadar bir tane civata sıkılacak. Sık o civatayı. Sık. Bir tane bir şeye yapıştırılacak. Yapıştır onu. Yapıştır. İşine sahip çık. Bir müşteriye gidince git. Tembellik etme. Kaldır. Tembellik etme. Sen kaldır. Çalışan var kardeşim sen kaldır. O adam bu vazifesini yapmıyorsa gönder. Sen onu kaldır. İş sahibisin kaldır. Çalışansın kaldır kardeşim. Sen işine iyi davran. İşine güzel davran. İşine hainlik yapma. Allah senin yanındadır. Allah senin yanındadır. Gülerdi bana insanlar. Gülerlerdi. Hani ben sapım, salakım gibisinden.
Dükkanın bütün ayakkabılarını indirirdim. Ne varsa elden getirirdim. Herkes derdi ki ya yapma. Şimdi o yapma diyenler, yapmayanlar hepsi de perişan. Hepsi de perişan. Hayır. Allah sizin, sizin bir işte iştikal etmeniz Allah'ın hoşuna gider. Allah sever. Çalışıyor ya. Allah onu sever. Siz bilmiyorsunuz ki. Unutuyor muyum? Gaflete düşüyorsunuz. Allah severse ne oluyor? Ne yapıyordu? Allah sevdi. Ne yapıyordu? Onun gören gözü oluyordu. İşinde sen Allah'la görürsün. İş yerine dair. Sen buraya tekkeye, dergaha, cemaata gel. Ben bu derse gelmek zorundayım. Ben bu derse geleceğim.
Burada itina ile ders yapacağım. İtina ile insanlara bir şey anlatmaya çalışacağım. Allah beni severse, Allah benim gözümün yerine gözünü koyacak. Ne yapacak? Allah tutan eli alacak. Evet. Senin elinle tutacak. Yüreğin alacak. Senin ayağınla yürüyor. Ama sen onun sevdiği gibi ol. Onun seveceği gibi ol. Evet. Allah boş gezegi bu noktada işi gücü olmayanın üzerinden sevgisini alır. O zaman senin bir işin olsun. Senin bir sanatın olsun. Senin bir mesleğin olsun. Senin sabahleyin gidecek bir işin olsun. Ve işine titiz davran. İşine titizlikle o gayretini göster. Evine titiz davran.
Çoluğuna, çocuğuna titiz davran. Dergahına titiz davran. Semana titiz davran. Tekkene titiz davran. Ne iş yapıyorsan yap. Tekkede bir işin var. Titiz davran. Yerli yerinde yap. Çaycılık yapıyorsun. Yerli yerinde yap. Bu adama çay verilir mi deme. Bu kadına çay verilir mi deme. Bu ne ama geldi buraya oturdu deme. Senin işin Allah'ın işi. Sen Allah'ın işini yapıyorsun. Titizlikle yap. Herkese çayını dağıt. Herkese hizmet et sen. Herkese yardım et. Herkese iyi ahlaklı davran. Sen bu neden geldi ya? Bunun böyle günahı vardı deme. Bu ne ama geldi ya? Bu da bu tekkeye geliyor. Sana ne deme. Ne işin varsa en güzel şekilde yapmaya çalış. En güzel şekilde yapmaya çalış.
En tatlı şekilde yapmaya çalış. En doğru şekilde yapmaya çalış. Kimseyle hırlaşma. Köpekler hırlaşır çünkü. Hırlaşma kimseyle. Sen insansız. Sen bu tekkeye, bu dergaha insanı kamil olmaya gelmişsin. Sen kimseyle atışma. Sen kimseyle çatışma. Sen kimseyle kavga etme. Sen kimsenin eşine, karısına, kızına, çoluğuna, çocuğuna yan göze bakma. Sen yardım elini uzat. Uzatabildiğin yere kadar. Sen elinden tut herkesin tutabildiğin yere kadar. Bir hata, bir kusur işledin. Tövbe, telallah. Tövbe, telallah. Hatanı gör, kusurunu gör, eksini gör. Ve bunun akabinde Allah'ın sevgisini bekler. Ve sen dergahda düzgün değilsin.
Evde düzgün değilsin. Tekkede düzgün değilsin. Sokakta düzgün değilsin. İş yerinde düzgün değilsin. Ve kardeş nerede düzelteceksin sen? Tövbe kendime düzel. Yolumuz mu? Yolumuz bu. O yüzden kıymetli kardeşler. Allah'a yaslanın, ona da yapın. Onu sevin. Onun yolundan gidin. Onun yolundan gidin. Tekrar bunu söyleyeceğim. Boş kardeş istemiyoruz. İşin gücü olmayan kardeş istemiyoruz. Saat 10'da dükkan açan kardeş. Yapmayın, açmayın 10'da dükkan. 11'de dükkan atıyor adam. 10.30'da dükkan atıyor. 10'da dükkan atıyor. Yapmayın. Gitmiyor dükkanın adam. Yapmayın. Yapmayın.
Ne işin varsa var. Yapma. Git dükkanını aç. Git sergini aç. Çarşan bugün ben pazara gittim. Muzisi alışveriş ettim. Yerlere gittim. Adam gidiyor mesela bazı esnaf var. Lodos çıkıyor. Gelmiyor oraya. Bir daha almıyorum ondan mal. Bir dahaki haftaya geliyorum. Hacı abi gelmedin geçen hafta diyorum ben. Lodos'tu diyorum. Ben buradaydım. Lodos'tu. Ben buradaydım kardeşim. Ben geldim oraya. Soğanı ben yine senden alacaktım. Morunu ben senden alacaktım yine. Ben geldim. E sen gelmedin. Ben almıyorum senden. Neden? E sen yarın bugün bir yağmur yağacak yine gelmeyeceksin. Ben utanırım. Bir hafta ondan alayım. Bir hafta ondan alayım. Almam.
Almam. Demek ki güzel günler de senden alacağım. Yağmur yağdığında gideceğim ondan alacağım. Almam. Ben güzel günde de senden alacağım. Yağmur yağdığında da senden alacağım. Kar yağdığında da senden alacağım. Fırtına tuttuğunda da senden alacağım. Beni bir başkasında Allah'ın alırken sen görüleceksin. Beni de bir başkasına sen sevk etmeyeceksin. Ben gittim mi bir daha geri dönmem. Nasıl anlayış? Böyle anlayış kardeşim. Gel pazarına durun. Sergine durur orada. Yağmur yağıyormuş. İyip yağmur yağsın. Aç. Müşterin gelecek senin. Pazarcısın pazarcısın. Açacaksın Allah'ın. Müşteri gelecek senin. Kar yağdı dükkan kapat. Yağmur yağdı dükkan kapat. Fırtına çıktı dükkan kapat.
Adam dükkan kapatıyor. Tatile gidiyor. Ebedin ya tatil yap. Açma bir daha dükkan. Bir daha dükkan. Senin devamlı tatile ihtiyacın var o zaman. Bir kimse. Ders tatili olur mu? Tarikal dersi nerede görülmüş tatil olduğunu? Seni tatil ediyor bazı tarikatlar.
Bazı cemaatler. Ne oldu? Tatil. Neden? Okullar tatil dersler bu tatil. Nereye gidiyor? Herkes yazda gidiyor. Allah Allah. Dedim Allah tatile çıkıyor ha. Ya öyle değil ama neden öyle söylüyorsun? Ya da öyle söylemeyeceğim. Biz Nuran Uru'ya gidecektik. Tatile çıkınca namazı da bırakın o zaman. Namaz da tatil olsun. Şimdi Ramazan ayı ara şeye geliyor. Ağustos ayı eyvah eyvah eyvah. Tatil yapamayacaklar. Ya da tatil yapanlar oruçta da tatili çıkacaklar. Veya birisi çıkacak şimdi gene Allah'ın harcağı bir ay oruç değil mi? Kışın tutu verilmeyecek çıkacaklar. Allah bizi affetsin. Hayatınızı titizlikle, titizlikle, güzellikle, iyi ahlakla süsleyin. Bir şey yaparken düzgün bir şekilde yapın.
Sağlam bir şekilde yapın. Sağlam. Ya bir şey yaparsın ya bir şey yapmazsın. Sağlam. Sağlam. Bir daha gelince dönüşün olmayacak. Bitti. Yürüyeceksin. Doğru mu? Doğru. Azmettin mi? Azmettin. Yürü. İstişare ettin. İstişare kalarak alındı mı alındı? Yürü. Bir yer tuttun. Tuttun mu tuttun? Yürü. Tamir et kardeşim. Sen o eli tutmuşsun. Sen tamir et. Sakın senderim sakat olmasın. Dermişim birisi öyle demiş ya. Efendim rabıta ediyor mu ediyor mu demiş. Özür dilerim oğlum. Söylemek istemiyorum. Ne görüyorsun oğlum demiş. Efendim sizi merkez suretinde görüyorum. Oğlum yanında bir çağın yok mu demiş.
Var efendim demiş. Öyle rabıta ettiğinde kesiyor oğlum kulağımızı demiş. Peki efendim demiş. Derviş gene rabıtaya davet bakmış. Üstadi gene merkez suretinde. Demiş efendim rabıtasında hakkını helal et demiş yani. Bana kes dedim. Emrini yerine getireyim. Bir kesmiş. Cevabı kendi kulağımı. Yandım Allah. Kulak elinde koydurmuş üstadına. Demiş efendim özür dilerim. Hakkınızı helal edin. Ne oldu oğlum? Demiş efendim ben merkez suretindeymişim. Kendi kulağımı kestim. Sen eli çıkık görürsün. Sen eli gevşek görürsün. Sen görürsün onu. Sen bir tamir et onu. Sen sağlam dur. Sen tamir et. Biz de diyelim ki o kolumuz tamir oldu ya filanca kolumuzu tamir etti.
Allah bizi affetsin. Kararlı olun. Kararlı olun. İstikametiniz dost doğru olsun. Dost doğru olsun. Tevekkülünüz dost doğru olsun. Allah'a yaslanın. Güvendiğiniz, dayandığınız. Allah olsun. Aslında tevekkül imanla alakalı bir şey. Allah bizi imanı kamil olanlardan eylesin. Fâneven nâhu.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.