Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 1:07:28
Allah gecenizde ailesine çağırıyor. Cenâb-ı Hakk'ın yüzünü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, kâmlınızı hayırlı eylesin. Rüyaları Allah'ın talemini zannediyor. Kime neyi göstereceğini, ne göstereceğini, rüyaları tanımadığın kişilerin, muhzdar âlemiyle ilgili olabilirdi. Rüya üç kısımdır. Bir, şeytani rüyalar. İki, rahmani rüyalar. Üç, bir şeyin etkisinde kanuna arttırılan rüyalar.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifinde buyurur ki, siz rüyanızda kötü bir şey görürseniz, kalktığınızda son tarafınıza tükürüp, ey zülillahimine şeytanun racim deyin der. Bu noktada o kimse kendi rüyasını yorma hüksüne ve hakkına sahip değildir. Etkilendiğinden rüya görür o kimse. Gündüz bir olay yaşar, o olayın etkisinde kalır ve etkisinde kaldığı olayla alakalı gece rüya görür.
Bu etkilişimden kaynaklanan bir şeydir. Bunun da tebili, ihtiyacı yoktur. Üç, rahmani veya ruhani rüya dediğimiz rüya var. Veyahut da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i deyimiyle mübeşşirattan bir kapı hadedilen rüya var. Bunlar da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i deyimiyle salih kimselerin gördüğü salih rüya var.
Veyahut da görülen salih rüya, o kimse salih olmasa dahi rüyası salihadan olabilir. Bu son rüya Allah'ın kendi hükmünde ve kendi ilmindedir. İnsanların bunun üzerinde bir etkisi yoktur. Ancak etkisi iyi amel, salih amel, güzel bir kalp, iyi bir kalp ile alakalı ve bağlantılıdır. Malhane'de arkadaşlar sefere çıkıyor ve beni de davet ediyor. Bu seferlerin imam çalışması olduğunu söylüyorlar. İmam çalışması olduğunu söylüyorlar. Biz de çıkalım mı? Yani o seferin ne olduğunu bilemezinden bir şey diyemem. Tasavuk ve ehli mümin insanları sev ve iddia etmek anlamındaki siyaseti içinde mi? İçinde mi yoksa dışında mı olmalı?
Ehli tasavukun insanları sev ve iddia etmek gibi bir düşüncesi yoktur. Ehli tasavuk insanları sev ve iddia etmez. Bu ehli tasavukun işi yoktur. Ehli tasavuk devamlı kendini kusurlu görür. Devamlı kendisini hatalı görür. Devamlı kendisini eksik görür. Kusurlu ve eksik gördüğünden işi tövbe etmek Allah'a mustat olmaktır. Hiçbir zaman ehli tasavuk devlet görevine elini uzatmamıştır. İnsanları yönetmeye elini uzatmamıştır. Ehli tasavukun önüne getirirlerse sen bu vazifen yapman lazım diye o zaman ehli tasavuk üstadına danışarak da o vazifeni kabul eder ve vera etmez.
Ehli tasavuk bir makamın peşinden koşmaz dünyevi olarak. Ehli tasavuk dünyeviliğin üzerinde koşmaz. O yüzden ehli tasavukun bu noktada insanları yönetmek gibi derdi, sevgi iddia etmek gibi bir derdi olmaz. Gihat, şehabet ve şeriat hakkında bilgi verilmişsiniz. Karıca terbiyesi alanların yaşam tarzı ve fikri yapısı nasıl olmalıdır?
Şeriat, Kur'an ve sünnettir. Şeriat, Kur'an ve sünnettir. Tasavvuf, Kur'an ve sünnetin yaşanmasıdır. Bilginin yaşanır hale getirilmesidir. Gihat, Kur'an ve sünnetin nefsinde ve etrafında yaşama ve yaşatma mücadelesidir. O zaman ehli tasavuk, yaşam felsefesi olarak kendisine önce Kur'an ve sünneti önde tutacak.
Diyecek ki benim işim Kur'an ve sünnet. Tasavvuf terbiyesi alan kimse, tasavvuf terbiyesini almaya çalışan kimse, ilk önce kendi nefsiyle mücadele edecek. Kendi eksiklikleriyle ve hatalarıyla uğraşacak.
Kendiyle mücadele edecek önce. Yani kendisinin eksikliklerini noksanlıklarıyla mücadele edecek. Kendi eksiklikleriyle ve noksanlıklarıyla mücadele edemeyen bir kimsenin, başkasının eksiklikleriyle ve noksanlıklarıyla mücadele etmesi mümkün değildir. Peygamber Savunlar ve selam hazretlerinde hadis-i şerifinde, kendi eksiğini göremeyen bir kimsenin, başkalarının eksiklikleriyle uğraşanın, kendi eksiğini göremeyeceğini söyler.
Başkalarının hata ve kusurlarını gören kimsenin, kendi hata ve kusurunu göremeyeceğini söyler. O yüzden ehl-i tasavvufla düşen mücadele, düşen vazife önce neşriyle mücadele etmesidir. Önce haramlarla mücadele etmesidir. Bu kanada hep döneceğim dolaşacağım aynı hadisi kutsiyi size söyleyeceğim. Kul farzları yerine getirmekle Allah'a daha sevimli bir iş yapamaz. Nafilelerle Allah'a yaklaşır ve Allah'ı sever. Bu kanada tasavvufun birinci kaidesi farzları yerine getirmektir. Tarikat terbiyesinin, tasavvuf terbiyesinin birinci vazifesi farzları yerine getirmek. Ben tarikat terbiyesi ismini çok kullanmak istemiyorum. Her ne kadar kardeşimin burada tarikat terbiyesi dese de tarikatın bugünkü manada, bugünkü anlamda, bugünkü sistemde olmasının mümkün olmadığına inananlardanım.
Çünkü tarikat denince bir kurum çıkar ortaya ve onun bir dergalı vardır, tekkesi vardır. Kılığı, kıyafeti vardır. Özel rütüelleri vardır. Ve tarikatlar cumhuriyet döneminde kapatılmış ve lağvedilmiştir. O yüzden herhangi bir toplumun tarikat olması mümkün değildir. Biz ehli tasavvufuz. Biz ehli tarikat değiliz. Hiçbirimizin özel bir rütüeli yok, özel bir kıyafeti yok. Özel bir toplanma mekanı yok. Özel bir bu noktada uygulayabileceği herhangi bir doktrin yok. Bizim bu manadaki, büyüç yolumuzdaki halimiz, Kur'an ve sünnete sımsık yapışmak, Selefi Salih'in yolundan gitmek. Bu manadaki durduğumuz nokta, Kur'an'ın aklında Muhammed Mustafa'nın sünnet-i seneyesiyle yol yürümek.
İmamların iştahı ile kendimize çekidüzen vermek. O yüzden tasavvuf terbiyesi, birinci derecede Kur'an'ın ahlakıyla ahlaklanmak, Muhammed Mustafa'nın sünnetine, edeb ve hayretine uymaktır. Bunun haricinde başka bir terbiye sistemi tanımıyorum. Allah sizi affetsin. Riya nedir? Riyadan nasıl kurtulabiliriz? İbadetlerinizi Allah için yapmadığınız müddetçe, her yaptığınız ibadette riya var. Ne zaman ki her şeyi sırf Allah için yaptığınız, o riyasız bir ibadette. Oruç tuttunuz, Allah'ı zikrettiniz.
Veya Allah için bir yerden çöpü kaldırdınız, bir taşı kaldırdınız. Ne zaman ki onu safiyan eterseniz bir şekilde Allah için yaptınız, o zaman o ameliniz riyadan kurtulmuştur. Hangi bir günahı terk ederken dahi, günahları terk ederken, içinde riya var ise, yani bak bu içkiyi bıraktı desinler diye içkiyi bıraktıysanız, eğer ki bu kumarı bıraktı desinler diye kumarı bıraktıysanız, eğer ki bu haramlardan uzak duruyor desinler diye haramlardan uzak duruyorsanız, o terk ediş Allah için terk ediş değildir.
O terk ediş için terk ediyorsanız, o terk ediş Allah için terk ediş değildir. Herhangi bir şahıstan korktuğunuzdan, herhangi bir şahsa iyi görünmek için, herhangi bir kimseyle iletişim kurmak için, eğer ki herhangi bir haramı terk ediyorsanız, vallahi içerisinde riya vardır. O terk edişte Allah'ın rızası yoktur. Bu ibadetler için böyle olduğu gibi, bu ibadetler için de aynıdır. Biz riyayı zannederiz ki, sadece ibadetleri ederken gösterişten ve başkaları için yapılmaktan uzak durmak olarak görürüz. İnsanların büyük bir çoğunluğu öyle görür. Kıymetli kardeşlerim, bir haramı terk ederken dahi, Allah için terk edin.
Ve Allah yasaklığı için terk edin. Ve Resulullah terk ettiği için terk edin. Resulullah terk edilmesini emrettiği için terk edin. Sünnet yasakladığı için kendinizi yasaklayın. Mehmet için değil, dergah için değil, şeyhiniz için değil, eşiniz için değil, eşiniz, çoğunuz, çocuğunuz için değil. Ben içkiyi bıraktım. Neden? Çocuklar büyüdü, çocuklar için bıraktım. Sen çocuklar için bırakmışsın. Allah için bırakmamışsın. Eşim istemediği için içmiyorum. İyi, sen eşin için içmemişsin. Senin eşin senin Allah'ın olmuş. Senin çocuğun senin Allah'ın olmuş. Senin komşun senin Allah için tut. Dünyanın içi, içkiyle de olsa.
Ve sen hepsini de içsen, Allah'a zarar veremezsin. Gelişin Allah için, gidişin Allah için olsun. Sevişin Allah için olsun. Yürüyüşün Allah için olsun. Hani hicret etmişler ya, hicret ederler kendisi de, bir bayanı sevdiği için hicret etmiş. Demişler ki, Ya Resulallah, bu da hicretten sevap olacak mı? İnsanlığın hicreti neyse, kavuşması da onadır demiş. Ne için hicret ettiyseniz, ona kavuşursunuz. Allah için hicret ettiyseniz, haramlardan Allah'a kavuşursunuz. Haramlardan eşiniz için, sevgiliniz için, çocuğunuz için, patronunuz için, şeyhiniz için, mağdedeki arkadaşlarınız, kardeşleriniz için terk ettiyseniz, onu bulursunuz, başka bir şey bulamazsınız.
Her şeyiniz Allah için olsun. İyyâ kenah mütü ve iyâ kenah ta'in. Ancak sana ibadet eder. Ancak senden yardım dilerim. Bizim ibadetimiz Allah'adır. Ve ehl-i tasavvufun üzerinde insanlar, bilmediklerinden dolayı yanlış hükmederler. Demişler ki, bunlar şeyhlerin için yapıyor her şeyi. Hayır. Evet, ehl-i tasavvuf, üstadını, şeyhini, gözünün gördüğü insanlardan fazla sever. Fazla sevmesin gerekiyor. Doğrudur. Şeyhini, sevgisi, onun şeyhi olan sevgisi Allah içindir. Eğer şeyhini Allah için sevmiyorsa, o sevgide onu bakırır. Her ne kadar ehl-i tasavvuf onu çıkarır deseler, bakırır. Neden? O sevgiyi nefsaniyete götürür mu? Allah muhafaza eylesin. O sevgi onu Allah'a taşıması lazım.
O sevgiyi Resulullah'a taşıması lazım. O sevgi onu Resulullah'a Allah'a taşımıyorsa, o zaman o sevgiyi kimse sevgisine dikkat edecek. Şeyhine iyi görmek için bir şey yapacak. Allah muhafaza eylesin. Riya bir başkası için bir şey yapmaktır. Ve bunu yaparken de ondan hayır beklemek kadar da saflık olmaz. Allah muhafaza eylesin. Kişi öldükten sonra ölen kişinin adına ödenen devir parası var mıdır? Varsa nasıl hesaplanır? Valla bununla alakalı İmam-ı Dediye Hazretleri'nin fetvası var. Fazlaca bu noktada fetva yok. Yani ölen kişilerin devir iskat mı diyorlar? Buna da o yüzden, tabi şimdi paketelere gitmiyor da bir derviş nasıl verdirebilir?
O kalbi, imin, kimden hemhal olabilirsin? Bunlar bir açılsın, testi yok. Üzerinde oturup da en hala derviş oturuyor. Çeşit oturma vardır. İki dizinin üzerine bağdaş durup oturmak. Bir de tek dizinin üzerinde çekerek de oturmak. Ehli tasavuk bunun iki dizinin üzerine oturmayı kendine ölçe etmiş. Yerde otururken kendinizi bu noktada disiplin edin. Ayaklarınız biraz ağır, dizleriniz ağır, ayak bilekleriniz ağır ama bu sizin disiplin eder. İki dizinin üzerine oturmak.
Kumuldamazlardı eski dervişler. Cenab-ı Hak bize nasip etti onlara yetiştik. Böyle otururlardı iki dizinin üzerine kumuldamak yok diye. Ayaklarını bile değiştirmezlerdi, edepsizlik sayarlardı. Ayaha değiştirmek. Ben dayanamadım, biraz yan gireyim beni. Tamam dedim dizlerime bakarlardı, yan gireyim gibisinden. Eski o sufiler bu noktada çok edebe riayet ederlerdi. Asla üstadların sözlerini kesmezler. Asla yanlarında kahkahayla gülmezler. Asla yanlarında şapur şupur bir şey yemezler. Asla üstad çaya bir yudum almadıktan sonra onlar çaydan almazlar. Asla üstad yemeye başlamadan, orada büyük gidermiş, en yaşlısı veya en kıderlisi veya hiyerarşik olarak oradaki en üstünü yemeye, çaya başlamadan onlar başlamazlar.
O destur vermedikten sonra hiç kimse dağılmaz, hiç kimse gitmez. Asla çay bardağını çakırdatmazlar. Çat yaptığı zaman, yani o yeni gelmiştir. Biliyorlardı bunun yeni geldiğini, ona dönüp bakmazlar utanmasın diye. Ama yeni değilse böyle bir bakış gelir sana, o bakış yüreğini delersin. Sen çayı nasıl çatırdat gibi diye.
Asla çay bardağını kaldırıp çat çat çat çat çatan çay getir bana. Böyle bir şey mümkün değil. Onu ancak avam insan yapar derler. Yani o kimse boş teneke insanlısın. O yemeği içmeyi seven, böyle gönlünün rahatlığını seven, yeme içme der bir şey, yağ derviş yani. Öyle derlerdi. Eskiler böyle çok ihtimallı davranırlardır. Evlerde öğrenmişler bunları, önce tekkeler kapanınca evlerde devam etmişler. Evde hiçbir kimse gürültülü davranamaz. Apartmana girer çıkarken, mahalleye girer çıkarken kimse konuşmaz. Evde 30 kişi, 40 kişi ders yaparlar, dışarı çıktıklarında ses duyamazsınız. Baskı da var, polis baskısı var, tutulma baskısı var, basılma baskısı var.
Karakol, karakol, dolaşmışlar, mahkazlanırlar. Ama onlar da değil, edebe riayet için yapmışlar. Asla birbirlerinin eksiklikleri, kusurlarını araştırmazlar. Birbirlerinin arkasından oluşmazlar. Hizmet eder. Ben ilk Tire'de, Çeyher Fendi Hazretleri'ne ders aldığımda, yaklaşık 26-27 yaş, 26 yaşlarındaydım. Normalde o ilk karşılaştığımız gece, beni bir yere misafir ettirdi Tire'den.
Seyyitlerdenmiş o kimse, derman çavuşuyormuş. Hiç unutmuyor. Böyle adam beyaz sakallı, benim gibi şimdi, böyle kırçılı siyahları var içerisinde. Yaşlı, yani babamdan yaşlıydı. Ona dedi ki, usta bir misafir et dedi. Allah sizin anlasın, utandım ben kendimden. Adam öyle hizmet ediyor evde. Ben eve gittim, işte banyo hazırladım, ben utandım, yapmayacağım dedim. İlla da zorla yapmadım. Yatağa yazdı, çaydı, çorbaydı, meyvaydı haline göre. Böyle işte bana sürp. Normalde odada sürp dönülmez işte demiştik adam. Evde misafir var mı var? Misafirin sırtınızı dönemezsiniz. Hizmet ederken dahi dönemezsiniz. Misafiriniz ister sizden küçük olsun, ister büyük olsun. Dermişlik adamı. Evde misafir var mı? Evet.
Asla sırtını dönmezsiniz. Asla. Ne hizmeti yaparsan yap. Suyunu koyarsın, önünden geri geri çekilirsin. Bu kim olursa olsun. Sadece üstada değil, evdeki hizmet öyle. Elin dördün mü var mı? Adamlar bir bardak su getiriyor. Sağsa kulakları çınlasın, öldüyse Allah rahmet eylesin. Babası da şeyhdi zaten. Sonradan babasıyla çok samimi olduk biz. Semerci Hafız Efendi derlerdi. Nazirli Hacal-i Efendi'nin Hacal-i Efendi varmış. Nazirli'ye vefat etmiş. Büyük nakşibendi şeyhi. Onun halifesiymiş. Uzun müddet biz onunla sohbet etme ikanımız oldu. Çok celalli, çok böyle sert, kaşlar çatır ve kocaman. Uzun kaşları vardı.
Allah rahmet eylesin. Yürümekte kışkı çekerdi. İki kişi koltuğunun altına girerdi. O dükkanla o dükkanı götürürlerdi. Sabahleyin herkese Kur'an-ı Kerim öğretti. Sabah namazından sonra. Çok affedersiniz. Evde merkebe binerdi. Merkeb de gelirdi çarşıya. Yürüyecek hal yok çünkü. Ayaklarında rahatsızlık vardı. Böyle zorla yürüdü. Her sabah dükkanları dolaşırdı. Kur'an-ı Kerim öğretirdi. Sabah 11'e kadar falan Kur'an-ı Kerim öğretip yine merkebine bindirince eve götürdülerdi. Kendisi kendi oğluna ders vermemiş. Ben seni manen idare edemem diye. Oğlu Şeyh Efendi'den dersiydi. Ve seyitlerden de kendisi. Allah razı olsun bizde de emeği var. Cenab-ı Hak inşallah Allah'a yaptığı yerde dur olsun inşallah.
Cenab-ı Hak yirmiyete ne olurdu üzerimizden eksik etmesin. Bizde emeği var. İki eşit yıllarında sabah yıllarından sonra oturup sohbet ederdik biz ona. Onun olduğunda misafir kaldım ilk önce ben. Ve oğlun hiç sırtını dönmedi gece boyunca. Hiç sırtını dönmedi. Şeyh Efendi ona bunu böyle kendimi büyüklüğüm için söylemiyorum Allah affetsin. Ona dedi ki bana hizmet ettiğin gibi hizmet ettin. İlk daha Şeyh Efendi ile karşılaştığımızda. Hiç sırtını dönmedi. Sabahleyin ben sabah namazıyım diye kalktım. Adam kapının ağzında hazır. Kapının ağzında hazır. Ben abdesti aldım. Dedim namazı nerede kılıyor Şeyh Efendi? Bilalce camide. Oraya gidelim orada kılalım dedim.
Öyle gittik. Dervişlik adamınla laf atıldı. Yani kalbi ilim. Kalbi ilim edeble başlıyor. Oturmaktan zikrulağa varıncaya kadar. Oturmaktan hanımla konuşuncaya kadar. Sen hanımınla edepsiz konuşursan kalbin kararır. Sen çocuğuna zulmedersen kalbin kararır. Sen yanında çalışan elemana zulmedersen kalbin kararır. Sen derviş kardeşine zulmedersen kalbin kararır. Kalbi ilim sende başlamaz. Edep. Herkese edep. Haymana dahil zulmedemezsin. Böceye dahil zulmedemezsin. Taşa tekme uğramazsın. Taşa tekme uğramazsın. Bu takviye zorunda deyip de tekme uğramazsın. Taşa da edep göstermeksin. Dizimin üzerinde durmaktan amaçıldır. Hem kalbi ilimle bağlamış ol.
Kalbi ilim kalbinde edep olanlara gelir. Kalbi ilim kalbinde Allah sevgisi olanlara gelir. Kalbi ilim Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hidayetine tabi olanlara gelir. Bakın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine bağlı kalmak farklı bir şeydir. Onun hidayetine tabi olmak farklı bir şeydir. Bu kalbidir. Siz gönlünüzde Muhammed Mustafa'yı kabulleteceksiniz. Ve onun öğretisine, onun hidayetine tabi olacaksınız. Kalbi ilim ne söylediyse heva hevesten söylemedi. O zaman hala da söyler o. Kalbi ilim heva heveste bakmadan onun hidayetine tabi olmaktır. Onun yoluna yürümektir. Onun edebinde gitmektir.
Allah muhafaza evveli. O yüzden bu noktada kalbi ilim ehli tasavuk niçin ehli tasavuk olur? Kalbi ilime vakıf olmak için. Aman edebinizi muhafaza edin. Haramlardan uzak durun. İnsanlara hizmet edin. Hizmet edin. Derviş kardeşlerimize hizmet edin. Etrafımıza hizmet edin. Hiç kimseye yan gözle bakmayın. Ters gözle bakmayın. Allah muhafaza eylesin. Tecid-i nikah nasıl kırılır demiş. Bir kimse o hale getirmesin inşallah kendisini. Nikahı tazelemek işte eski mehir üzerinde ben seni aldım verdim demekti yine. Bu tecid-i nikah. Onu fıkıh kitaplarından daha tefalatlı öğrenirsiniz. İnşallah. Allah-u Teala Resulü Ekrem'in sallallahu aleyhi ve selleme hitap et.
Biz seni onların üzerinde şahit ve müjdelici kılıklıyoruz. Aminler de Resulullah aleyhi ve sellem'in varisleri olması noktasında yurtadır oldukça topuklular üzerinde şahit ve mübeşşimdirler. Eğer öyleyse zatımızın bizler hakkında Cenab-ı Hakk'a yapacağı şahitlik nasıldır? Dervişlerimiz hakkında kanaatimiz ne noktadadır? Bizlerden lazım mısınız? Bizlerden müjdelersiniz. Müjdelilerimiz var mıdır? Vartı ne der? Allah size affetle. Biz kendimizi sizin üzerinizde hiyereşik olarak üst bir noktada tıkmıyoruz. Ben kendimi öyle görmüyorum. Ben sizin kardeşiniziz. Kardeşi kabul edenlerim. Amisi kabul edenlerin amisiyiz. Yani o manada kardeşi kabul edenlerim.
Ben böyle kendimce bulerim. Kendimi belli bir noktada, belli bir seviyede gören insanlardan değilim. Allah'ı muhafaza eylesin. Olamamış insanlarlarımız biz. Hep beraber olgunlaşmaya çalışıyoruz. Hep beraber temale ermeye çalışıyoruz. Hep beraber yol yürümeye çalışıyoruz. Hep beraber Kur'an ve Sünnet'e tavrı olmaya çalışıyoruz. Ben derviş olmaya çalışıyorum. Bu manada eylu tasavvurun yolculuğu bitmez. Kim yolculuğunu bitti, kemale erdi diyorsa, onun kemalesini dinlendirsin. Bu kendi şahsi düşüncelerim. Sana hakkıyla kurluk edemedim mi? Amavlu diye bir peygamber sünneti olarak, kendimize kurluktan başka bir şey görmüyoruz. Hatta hakkıyla kurluk yapabildiğime dahi inanmıyorum.
Ama bu manada insanların gördükleri sahip rüyaların reddetme noktasında da değilim. İnsanların bütün gördüğüm rüyalar kendilerini bağlar birinci derece. Benim gördüğüm rüyalar kendimi bağlar, sizin gördüğünüz rüyalar kendinizi bağlar. Sizin hücdün niyetiniz de kendinizi bağlar. Benim de hücdün niyetim kendimi bağlar. Bu manada biz de yol giden kardeşlerden herhangi bir bu noktada, Allah biliyoruz, şikayet etme noktasında değiliz. Şikayet edilecekse, birinci derece de kendim var bu şikayet etme noktasında. O yüzden kardeşlerim şikayet edecek herhangi bir şeyini de tespit etmiş değiliz. Allah beni affetsin. Ama muhakkak ki bir yol gidiliyorsa, yolun kendi içerisinde kendine ait bir sivrini, kendine ait stratejisi, kendine ait bir hedefi olacaktır muhakkak.
Bu stratejiler bu hedefi tutturmak için muhakkak hep beraber koşturacağız, hep beraber çalışacağız. Bu manada hedefimiz insanların Kur'an ve sünneti en iyi yaşayıp, insanlara yaşatma mücadelesi vermek, Allah'ı sevmek ve sevdirmek, Resulullah sallallahu ve sellem Hazretleri'ni sevmek ve sevdirmek, dini mümini İslam'ı sevmek ve sevdirmek. Hedefimiz bu. Bu manada kendimiz sizlerden üstün tutma noktasında değil. Allah beni affetsin. Bunun böyle temavu filan noktasından da söylediğini zanneder miyim? Yani öyle temavu noktasından da söylemiyorum. Allah bizi affetsin. Ve her zaman içinde söylüyorum. Bunu devamlı da söyleyeceğim ölünceye kadar inşallah. Kendinize daha iyi bir müştah bulduğunuzda, rüyanızda Resulullah sallallahu ve sellem Hazretleri'nde filanca gidin dediğinizde serbestsiniz, gidebilirsiniz her zaman.
Tasavvufun ana ilkelerinden birisidir bu. Şahin Akşimen Hazretleri'nin üç yüz kusur tanı şeyhi olmuş. Üç yüz kusur tanı şeyhi olmuş. Şimdi insanlar bütün şeyleri hor ve hakim görüyorlar. Ben onlardan değilim. Ve ben de rüyamda bana deseler ki, gitsen şundan ders alacağım, gider ondan ders alırım. Bunu da açıklıkla söylüyorum. Veya da bana da halimde deseler ki, o zar yani Resulullah sallallahu ve sellem Hazretleri şunu şöyle yapacak desin, gider yaparım. Bu noktada ben nasıl hiç tereddüt etmesen, etmeden, şek şüphe etmeden yaparsam, onun da sizin de yasak bir şey değilim, siz de yapın. Benim nazarımda en iyi mürşid, en iyi derviştir. En iyi veli, en iyi derviştir.
Ben kendimi iyi derviş etmeye çalışıyorum. Ben kendimi bu noktada güzel derviş etmeye çalışıyorum. Bu manada benim dervişliğim bitmiş değil, ben hala da dervişlik yolundayım. Hala da şüphelik yolundayım ve kendimi iyi şüphe etmeye çalışıyorum. Allah bizi affetsin. Allah muhafaza eylesin. Asla kim size oğlun derse ona inanmayın. İnsanlar bir bardak suyu derya zannederler, bir bardak suyu içtiklerinde deryayı içlerine aldıklarını zannederler. Oğlun küçüklüğünü gösterir. Dünya küçüklerce de donurur. Buna da ne dair? Size bunu yaklaşık 12-13 yıl önce söylediğim. Bir gün gelir yine size ben şunu oldum, ben bunu oldum, bana bunu verdiler derlerse yine yapanımdan tutun, sakalımdan tutun.
O günkü söylediğim sözü söyleyin. Sakalımdan tutun, yüzüme tükürün. Bundan 12-13 yıl oldu ama sözleri yapmamız ya. 12-13 yıl önce söylemiştim bunu. Bunu inşallah zamanı geldiğinde gerek gördüğünde yine söyleyeceğim. Sakalımdan tutun, tükürün. Ben şunu oldum dediğinde Allah bize affetsin. Hadis-i Kıbsi'de kim benim veli kuruma, dostuma düşmanlık yaparsa ben de ona harbi ilan ederim buyururur. Düşmanlıktan kasıt verir. İnsanın karşındaki kişinin veli bir zat olduğunu bildiği halde sırt çevirmesi aynı kata göre girerdir. Zaten bilenler için bu. Kim birisinin Allah dostu veli olduğuna büyüyorsa ve bildiği halde ona düşmanlık yaparsa, ona sırt çevirirse, onunla mücadele ederse, Allah'la mücadele etmiş gibi olur.
Allah'la mücadele eden insanın nasıl yenilmesi mutlaksa o da yenilir. Allah diyenlerle uğraşmayın. Her Allah'ı zikreden bir şekilde veliliğe adım atmıştır. Birisi Allah'ını zikrediyorsa, o veliliğe adım atmıştır. Ve sizin Allah'ını zikreden bir kimseyle mücadele etmeniz, Allah'ın velileriyle mücadele etmenizdir. Birisi Allah'ını zikrediyorsa, birisi Allah diyorsa, onunla ona düşmanlık yapmayın.
Çünkü zikredenin dostu Allah'tır. Çünkü zikredenin kapısı Allah'tır. Çünkü zikredenin dayanağı Allah'tır. Çünkü zikredenin zikre Allah'tır. Zikredenin sahibi Allah'tır. Zikredenin Allah'tan başka hiçbir sesi yoktur. Ve siz Allah'ı zikreden, yani ayet-i kerimenin deyimiyle, en büyük işi yapan bir kimseyle mücadele ederseniz, yenilmeniz mutlaktır. Ve Allah'ı zikreden bir kimseye düşmanlık yaparsanız, Allah sizden intikamını alır. Çünkü o kimsenin, o kimsenin hakir olması, hor görülmesi, o kimsenin alaya vurması, Allah'ın hakir görülmesi ve alaya vurması gibidir ki, Allah'ın buna kızdığı kadar hiçbir şey kızmaz. Allah'ın buna kazanlandığı kadar hiçbir şeyle kazanmaz.
Ve Cenab-ı Hak başka bir hadisi kutsuzde, aslanın veya yürütücü hayvanın avlından aldığı intikam gibi Allah'ta ondan intikam alınıyor. O yüzden sakın ha, hani insanlar böyle laf söylerler ya, filan ceza, bırak ya şey adamın ne olduğu belli değil. Ya Allah'ın dostluysa, senin gözün körse, ya Allah'ın dostluysa, sen tanıyamadınsan, bilemediysen, ya Allah'ın dostluysa, gizli dostluysa, sen onu çözümleyemediysen, yalnız, nasıl versen hesabını, o Allah'ın zikreden dostları ki, mahşer gününden nurdan minberlerin üzerinde oturtulur,
sen mahşerde o beğenmedin, sevmedin, düşmanlık yaptın, alaya aldın kimseyi, o nurdan minberlerin üzerinde yürürsen hali ne olur ki? O mücadele ettin, o arkasından alay ettin, o arkasından işte lavatur tuttuğun kimseyi, mahşerden nurdan minberlerin üzerinde yürürsen halin ne olur ki? Hiç kimseye lafız atmayın, hiç kimseye düz atmayın, Allah diyenlerle uğraşmayın. Tarih boyunca zikredenlerle kim uğraştığsa helak olmuştur. Tarih boyunca kim peygamberlerin mesleğiyle, mesleklerindeyse, onlarla uğraşanlar helak olmuştur. Tarih boyunca kim salihlerle beraber olup, salihlerden olmaya çalıştıysa, ve onlarla mücadele eden insanlar helak olmuştur. Nice şehirler batmış, nice aileler, nice sülaleler batmıştır.
Nice insanlar yerde eklem olmuştur. Sırf Allah'ı kendine dost tutan insanlarla mücadele edenler. Sizin tutulduğunu görürsünüz, kalbinizin tutulduğunu görürsünüz. Son nefesinde imansız gittiğini görürsünüz o kimsenin. O kimse Allah dostuna düşmanlıktan dolayı kalbinden kalbi mühürlenir. İmansız gittiği var, tövbe edip kendini dönmezler.
Ben onun yüzünden böyle olduğumda, helak kendi saflığını, kendi bu noktada aymazlığının nefsine vurmuşluğunu görmez. O yüzden Allah muhafaza edersin. Kim Allah diyorsa onunla, onunla mücadeleyi kesin. Onunla uğraşmayı kesin. Kendi içindeki kardeşiniz olsa dair. Burada bir kardeşiniz, Allah'ın zirketini, onunla mücadele etmeyi kes. Onun arkasından mühvet etmeyi, onun arkasından suizan beslemeyi, onun arkasından laf üretmeyi kes. Kes ki kalbin kararmasın, kes ki tıkanmasın, kes ki kör olmayasın, kes ki kalbine ilham gelsin. Allah muhafaza edersin. Şeytan beslese verir, şeytan kandırır. Çünkü şeytanın, Allah'ın, şeytanın askerini, şeytanın, o senin kalbinin incelmesine kalbin yollar.
Orada sabitini kır, orada göğnünü kır. Hepsinize bırakmayın, hevesinize bırakmayın.
Şeytan acımasızdır, nefis acımasızdır. Hiç uğulmadık ya da sizi alıverir aşağıya. Dur, aman, onunla cederleşme. O manet alacak. Onun duasını almaya çalış. Neden? O Allah'ı zikrediyor. Neden? Onun gönlünden kulusunu alma. Onun gönlünden ters duasını alma. Onun duasını almaya çalış. Dualaşın bu noktada. Allah bizi affetsin. Babam çok baslar. Bunun şifa versin inşallah. Ben S.A.V.S. Sünnetinde sıkıntı, savaşma bir sünnet anlarında kulus yaptığını okudum.
Bunu pardon, daha sonra yaptığımı okudum. Bu Ali, bizim namazında bir yaptığımız gibi. Evet, onun gibi bir şey. Onun şeyde çok güzel yapıyorlar ya. Yastıdan sonra, akşamdan sonra. O rekatta muhteşem kulusi var. Allah bizi affetsin. Kıymetli kardeşler. Önümüzdeki pazar gün kandil. Önümüzdeki pazar gün akşamı oraya inşallah yukarıda tekke de iptarımız var. Tekkedeki iptardan sonra kardeşler bundakini ders yapacaklar. İftarı inşallah merak etmeyin. Planı fazla tutacağız.
Bütün kardeşler yukarıdaki tekkeye, iptara davetleyin. Pazar gün. Pazar gün değil mi? Kandil. Evet, pazar gün. Pazar gün. Pazar gün bütün kardeşler iptara, tekkeye davetleyin. Bütün kardeşler. Gelmeyi gayret edin. Şöyle düşünmeyin. Ya burası zaten kalabalık oluyor. Biz de kalabalık etmeyeyim. Hayır, öyle değil. Bugün olduğunca iftarı kandil günlerinde orada yapalım. Ama bizim kardeşlerimiz baş masaya oturmasınlar ola. Hiçbir kardeş masada oturmasın. Ayakta dursunlar. Rahatsız etmesinler ortalığı ama orada iptal etsinler. Masaları, sandalyeleri, misafirlere ve bayanlara bırakın. Bütün masaları ve sandalyeleri bayanlara bırakın.
Ve misafirlere bırakın. Cemaatin, kendi içerisindeki etkinliği yaşayalım. Yaşayalım. Orası normalde şunu düşünmeyin. Ya kalabalık oluyor. Ya gitmemize gerek yok ya. Hayır, öyle değil. Herkes oraya toplansın. Orası hepimizin yeri. Hanımlarınızı, çoluğunuzu, çocuğunuzu getirin. Evet. Oradan oraya zikrular girersiniz. Bayanlar yukarıda, erkekler de aşağıda zikrular yaparsınız. Bunda bir şey yok. Ama o etkinliğe katılın. Muhakkak. Bir de buradaki kardeşlerden bir rica daha var. Rica değil aslında bu. Ama bir yolun gereği veyahut ne bileyim bir diştur olarak bir şey çözeri istiyorum.
Yukarıda tekkemiz var. Şimdi eski arkadaşlar, hizmette elleri kırık. Ya nasıl elleri kırık? İnsanlara hizmet ederler. Çay getirirler, yemek getirirler, tabak getirirler, tabak getirirler. Hizmet ederler. Bunlar tasavvukta, tasavvuk terbiyesinde önemli şeyler. İnsanlar kendinden yaşlıya hizmet ederken nefislerine ağır gelmez. Kendinden küçükleri hizmet ederken nefislerine ağır gelmez. Bilhassa genç kardeşler, isimlerini aman yukarıda, aman tekke de, aman burada yavrusunlar, tekke de hizmet etmek için. Tekke de hizmet edecekler. İnşallah orada yönetim kurumlarına arkadaşlarla kendilerini bir sıraya koyacaklar. Tekke de hizmet edecekler.
Bütün kardeşler buna açık. Herkes kendisine bir gün tayin etsin. Desin ki, bir seriyle Allah razı olsun bu tekke bizi. Ben burada hizmet edeceğim. Çay dağıtsın, bahçe temizlesin, etrafı temizlesin, hizmet etsin. Koca eşref oldun Rumi, Menderes'e, Menderes'e ağabey miyken, Hatip Bayram Büyü'ne hazretleri tuvalet temizliğine vermiş onu. Demiş ki, geç, tuvalet temizle. Ondan öncesine, demiş geç, derdiler bir tane, çok affedersiniz, köpeği varmış, onun yanına bağlayın demiş onu. Onun yanına bağlamışlar. Onun dahili kaptan yemek yemiş. Yani, ahliyadi yemek yemiş rivayet edilir. Ondan sonra demiş ki, sınıfı geçti. Ya, tuvalet temizlemeye başlasın. Ondan sonra tuvalet temizlemeye başlamış.
Derdahtaki dervişlerin dervişliği tuvaletlerinden belli olur. Benim meşhur lafımdır bu. Bir evin temizliği tuvaletinden belli olur. Bir evin temizliği tuvaletinden belli olur. Bir kadının temizliği tuvaletinden ve mutfağından belli olur. Bir kızın temizliği tuvaletten ve mutfaktan belli olur. Bir derdağın temizliği tuvaletten ve mutfaktan belli olur. Gittiğinizde bir yerde eğer tuvalet kirliyse, o derdaht kirlidir, temiz değildir. Açık ve ne söylüyorum size? Açık ve ne söylüyor? Orada hizmet edecek olan kardeşler, ben şunu yapmayacağım, ben öylelik şuna sahip olmayacaklar. Param vardı, kolum vardı, ben müdürdüm, amirdim, memurdum, işverendim. Üniversite mezunundum, doktoratesim vardı, profesördüm, şurada okundum, şurada okumadum, cahildim, alimsim yok.
Orada bu vakıfeyi yapacak olan kardeşler de ayırmayacaklar. O seferin peşinde düşenler. Herkes Allah'ın rızası için, hem orada hem burada hizmet edecek. derduğum çaycısıydım ben. Nevşehir'e gittiğimde hemen çay öcağını bırakırlardım, ona çayı ben de aldım, orada müddetek çaylar atırdım. O zaman da bayıldım, zafiriydim, ama şey değil ya, kimisi benden kafaya parladı, zafir bir çay getir bana.
Hiç vurmak atmazdım ben. Bütürdüm çayı da. Hiç alınmazdım, hiç bir canlıdır. Allah'ını zikredenlere hizmet ediyorsun. Allah'ını zikredecek olanlara hizmet ediyorsun. Ve yukarıda teklede görev yapacak olan kardeşler, teklede her geleni misafir görcekler. Teklede görev yapan kardeşler, teklede görev yapan kardeşler, burada görev yapan, burada hizmet eden kardeşler, şu kapıdan içeri giren, benim misafirim, aslında Allah'ın misafiri.
Allah'ın misafiri. Ne diye gelmiş buraya? Burada ders var, fikir var diye gelmiş. Kim gelirse gelsin. Tekkeye ne diye gelmiş? Burası tekke diye gelmiş. Ya Allah'ın emin diye gelmiş. Allah'ın tekkesi diye gelmiş. Hizmetini görecek orada. Hizmet görecek orada. Hizmet görecek. Sen derganın çayını veriyorsun diye ona tepeden bakmayacaksın. Sen derganın suyunu veriyorsun diye ona tepeden bakmayacaksın. O sana tepeden baksa da, o sana küstallık yapsa da, sen yalmayacaksın. O sana edepsizlik yapsa da, sen güzel bir hedef de ona davranacaksın. Kavga etmek yok, tartışmak yok, içmek yok, ödelemek yok. Alçak gönüllülük var, edep var, hizmet etmek var, hürmet etmek var, başa tac etmek var.
Gelen şahıs erkekse, hanımından görmeyecek o hizmeti. Bakın, hanımından görmeyecek, kendi çocuklarından görmeyecek orada hizmeti. İnsanlar elinde bardak su almak için dolaşmayacaklar orada, utanıyorlar mı? Bir kadın elinde bardak yiyeceksin, o işe.
Sen uyumayacaksın, o uyuyacak. Sen oturmayacaksın, o oturacak. Oranın sahibi sensin. Sen sonra işe, oranın bir ihtimazı verirsin sensin. Yerde çopu görmüşsün, tekmeyi vurmayacaksın, ağzını doyacaksın. Dizem ki, buranın çökü dair mukaddesler. Sen el sahibisin, altta gitsen tuvaleti temizleyeceksin orada. Sen el sahibisin. Misafirin gelse, tuvaletini temiz görmese, üzülmez misin? Ben üzülüyorum. Ben bir sefer gittim orada dışarı tuvalete, gittiğime pişman olum, keşke görmesin.
Bak bizim evimiz, Allah bize bir nimet vermiş, bir youtube vermiş, bir ikram vermiş. demiş ki, alın, şehrin göbeğinde, şehrin göbeğinde, parayla, pulla elde edemeyeceğiniz bir şey. Parayla pulla elde edemezsin. Hele bizim gibi, fukarabi insanlar, nerede elde edecek, artık mümkün değil. Allah verdiği nimeti, gel alınverin insanların da. Evet, biz orayı pırıl pırıl edeceğiz. Biz orayı böyle, yalacağız, yükeceğiz. Oraya gelenlere, hizmet edeceğiz. Hizmet. Tekke, hizmet yeridir. Tekke, hizmet alma yeri değildir. Tekkenin müdahalimleri, bana burada hizmet edecekler diye bakmaz. Tekkenin müdahalimleri, daha burada hizmet edeceğim diye bakar. Tekkenin müdahalimleri, orada yemek için uğraşmaz.
Yedirmek için uğraşır. Hizmet etmek için uğraşır. Niçin? Der ki, gelen Allah'ın misafiri. Gelen Allah'ın misafiri. Kardeşler, gelenler Allah'ın misafiri. Hepiniz Allah'ın misafirisiniz. Hepiniz. Hepiniz misafirsiniz. Hepiniz de Allah'ın misafirisiniz. Burada insanların birbirlerinden üstünlükleri yok. İnsanların birbirlerinden, hazretçe olarak, üstünse kendine üstün. İçinden üstün. Onu Allah tayin edecek. Bunu biz tayin etme noktasında değiliz. Allah bizi affetsin. O yüzden, hizmet etmek isteyenler, dışarıdaki üç tane arkadaş verileşsinler inşallah. Okur yazarlardan. Kim var, evli kalırsın, liste yazacak.
Okuması, yazılmaz düzgün olsun. Cafer sen yaz, başka mühendis sen yaz, bir de sen yaz. Tamam. Cafer sen ulaşamazsın. Mühendisi, tamam Ali sen yaz. Hadi mühendisler, bütününüz orada isim yazın inşallah. Telefon numaralarını alacaksınız. Kardeşlerim, İnşallah günlerini alın. İşte pazartesi, herkes cumartesiye yanılmasın. Cumartesi kavramak oluyor. İşte, hani ben o gün yapayım, neyi düşünmeyin. Neden? Bir eğitim süreci çünkü bu. Muhakkak cumartesi günleri kavramak olacak. Ama böyle hafta içerisine yazın. Derslerin, kendini takip ettiğiniz derslere de dikkat edin. İnşallah onları 3'er gün, 4'er gün, cumartesilere 10'ar kişi, veya normal günler 3'er kişi öyle şey yapacağız.
Yanıl oraya gelebilen, bizim derneğin orada yelekleri var. Onları giyecekler üzerine. Vazife alanlar bilecek. Bir bakacak hanımı, abi zeki formayı giymiş. Temizlik yapıyor. Nefsi kıracak. Nefsi kıracak. Amiri gelir, memur gelir, kendi patronudur, amirdir, memurdur, hiç önemlidir. Oraya gelmiş, işçisi de gelmiş, ona bakmış, evet patron orada çay dağıtıyor. Ne kadar güzel. Kendi işçisine ona hizmet edecek, çay vercek. Evet. Veya işte hanımı, çoluğunu, çocuğu da gelmiş, gidecek hanımı, çoluğunu, çocuğunu hizmet edecek. Onlara çay götürecek, çoluğunu götürecek. Çocuk da diyecek, baba çayını eksik kaldı, çayı koştur, getir. Efis terbiyesi. Otur evde, at bacak bacak şıplığını, hasım getir, çayı nefsi terbiye ediyor bize.
Öyle yok. Allah'ımıza affet edin. Sağ ol. Üç ihlal mübarek, her şey var. Peygamber Efendimiz'in sallallahu, bütün peygamberi zişane kadar zırhlarına, ayran eyle, basir ve sedal eyle, yarabbi.