mustafaozbag.org

24. Mesnevi Şerhi (140-143 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 11 Ağustos 2020 · 19:34

Dile! Hazreti Mevlânâ geçen en son okuduğumuzda hani demişti ya ben apaçık sevgiliyi görmek istiyorum. Onun üzerine Hazreti Mevlânâ Hüsamettin Çelebiye diyor ve bütün sufilere diyor. Bu cariye hikayesi Hazreti Mevlânâ'nın deyimiyle bizim hikayemiz diyor ya.
O yüzden Hazreti Mevlânâ'nın hikayesi bu. Dile, özle, fakat ölçülü dile, ölçülü özle. Bir saman çöpü bir dağı kaldıramaz. Bu hayatın en ince perdesidir. Nefsini bilen Rabbini bildi, haddini bilen kemale erdi.
Kim haddini bilirse kemale erer. Kim haddini bilirse utanmaktan kurtulur. Kim haddini bilirse reddedilmekten kurtulur. Kim haddini bilirse ayağını çukura düşmekten kurtarır. Kim bu noktada kilosunu kendi kendine tartarsa, nefsini muhasebeden çekerse, çekerse nefsini muhasebeye, nerede ne isteyeceğini iyi bilir.
Nerede neyi dileceğini iyi bilir. Hani ben hep söylerim, Niyazi Mısri'nin güzel bir nefesi vardır. Sen karınca gibi küçük küçük adımlarla gider, melekleri seyran etmek istersin. Tırnağının üzerine bir damla su görür, kendini ummanda zannedersin, ummanda olmak istersin der. Dile, özle, fakat ölçülü dile. Ölçülü özle. Bir saman çöpü bir dağı kaldıramaz. Sen bir şeyi dile olmasını istediğini, bir şeyi özle. Bu ne olursa olsun. Ama ölçülü yap bunu. Hani bir önceki beytte sen sevgiliyi çırılçıplak görmek istiyordun ya, bu sana ağır gelen bir şey.
Bu sana zor gelen bir şey. Bu sana haddi aşan bir şey. Hani sen yakın olmak istersin hep sevgiliye. Ölçülü iste bunu. Sen çok yaklaşırsan yanıverirsin belki de. Çok yaklaşırsan korkuverirsin. Çok yaklaşırken yaklaşırsan bıkıverirsin belki de. Nefsin bunu kaldıramayabilir. Nefsin bunu götüremeyebilir. O sevgilinin özel nazını nefsin kaldırmayabilir, nefsin çekemeyebilir bunu. Sen bir de kendi kendine bunları dilerken aman kendi hastalıklarını, kendi açmazlarını, kendi zayıflıklarını, kendi kırılganlıklarını unutma. Sen bir şeyi özlersin ama dikkat et. Özlediğinle baş başa kaldığında ne yapacaksın?
Özlediğinle yan yana kaldığında ne yapacaksın? Herkes üstadına yakın olmak ister. Ama yakın olmanın adabını, erkanını bilmeden yakın olursan, bu senin helakına sebep olur. Yakın olmanın adabını öğrendikçe sen yaklaşmaya çalış. Sen yakın olur da yanında gaflete düşersen yanılır, yenilirsin. Herkes Allah'a yakın olmak ister. Ama yakın olmayı isterken sen o yakın olmanın adabını, erkanını yerine getir. Hazreti Allah ne dedi? Kul farzları yerine getirmekle Allah'a en sevimli işi yapar Allah'a karşı. Sen dikkat et kendine. Farzlarını yerine getir. Günahı keballerden uzak tutmaya çalış kendini. Nafilelerle Allah'a yaklaş. Ve Allah'ı sevmeye çalış.
E sende farzları yerine getirmek yok. Nafileleri yerine getirmek yok. Haram, helal dikkat etmek yok. Eee? Seviyorum seni Allah'ım. Sana çok yakın olmak istiyorum. Farzını kıl. Namaz kılmıyor. Sana çok yakın olmak istiyorum Allah'ım. Allah'ı zikret. Zikir yok. Sana çok yakın olmak istiyorum Allah'ım. Koş Allah yolunda. Yok evinde oturacak o. Yakın olmak çiledir. Herkesin işi değildir. O yüzden insanlar bir şeyi dilerken haddini bilecek. Bir şeyi isterken haddini bilecek.
Bir şeyi öz derken haddini bilecek. Sen özlüyorsun ama özlediğine uygun ne kadar davranıyorsun. Sen diliyorsun ama dilediğine yakın olmak için ne veriyorsun, ne yapıyorsun? Kuru kuru dilemek değil. Bir saman çöpü bir dağı kaldıramaz. Sen bir saman çöpüsün. Allah sana tecelli ederse nasıl kaldıracaksın? Sen bir saman çöpüsün. Sen o sevgiyi nasıl kaldıracaksın? Sen o saman çöpüsün. Ben kendi nefsim için söylüyorum bunları. Sen o dağı nasıl kaldıracaksın? Dağı kaldıramadı. Parın parın parçalandı. Sen nasıl kaldıracaksın? Allah bizi affetsin.
Dünyayı aydınlatan güneş birazcık yaklaşsa her şey yanar gider. Dünyayı aydınlatıyor güneş. Hafiften de ne yapıyor? Isıtıyor. Güneşin, dünyanın ona uzaklığı, hafif bir uzaklığı ve yakınlığı mevsimleri meydana getiriyor. Ya dünya iki santim kayıverse güneşe doğru mevsim diye bir şey kalmayacak. İki santim yaklaşsa mevsim diye bir şey kalmayacak.
İki santim. Metre değil. Metre değil. O zaman yakın olmanın getirdiği sonuçlar var. O sonuçlara katlanmak gerekiyor. Daha doğrusu o sonuçları sevmek gerekiyor. Hani az önce bir kardeş çile var mı dedi ya. Var. Çileden bol ne var? Fitneyi, kargaşalığı, kan dökücülüğü arama. Bundan fazla Tebriz'de Şemstenle bahsetme. Bahsetme. Fitneyi, kargaşalığı, kan dökücülüğü arama. Bir yerde bir fitne çıkacak bir şey söylersen. Söyleme.
Bir yerde kargaşalık çıkacak sen bir şey söylersen. Söyleme. Bir yerde sen bir şey söylersen kan dökücülük çıkacak. Söyleme. Asla bunlardan bahsetme. Asla bunlardan sorma. Asla bunları deşeleme, kurcalama. Ve Tebriz'de Şemsten sonra da diyor. Bundan sonra da bahsetme. Bunda büyük hikmetler vardır.
İnsanlar dönerler. Hep eski şeyhlerden sorarlar. Böylece dervişin aklını eski şeyhe çevirirler. Dervişin fikrini gönlüne, gönlünü eski şeyhe çevirirler. Bu dervişe zehirdir. Panzehir değil. Derler ki, ne veliydi bir önceki üstadımız. Dervişler bütün himmetlerini ve teveccühlerini eski şeyhe çevirirler. Ne üstadmış. Kırtlar aynı kırttır. Veliler aynı velidir.
Her veli kendi döneminin velisidir. Ve her veli kendi döneminin Mevlana'sı, kendi döneminin Geylanisi, kendi döneminin Rufayisi, Kendi döneminin Bestami'si, kendi döneminin Cüneydi, kendi döneminin Hallacı'sıdır. İnsanların kendi dönemlerindeki velilere intisaplarını ve bağlılığı nefislerine zor geldiğinden, geçmiş şeyhlerin hikayeleriyle kendilerini aldatırlar.
Çünkü o günkü şeyhin sözünü dinlemek nefse ağır gelir. Geylani Hazretlerini bir severler ki, değme gitsin. Yanında Hazreti Geylani dediğinde, cezbeye gelip duvarlara vururlar kendilerini. Ne cezbe be! Herkes ona der ki, ne derviş ya! Hele bir önceki şeyhlerini anlattığında, o kimsenin gözünden yaşlar boşalır, ne cezbe geçirir! Ve hatta derler ki, biz şeyh efendinin bıraktığı yerdeyiz. Hala da onun peşinden gidiyoruz. O kılıcının kınından çıktı, şimdi daha keskin. Sağlıklarında da onların yanında değildir onlar, öldüklerinin zaman da yanında değildirler.
Neden? Eğer sağlıklarında yanında olsalardı, ve onu gerçekten sevmiş olsalardı, o velilik nurunun, o velilik tacının kimin başına kondurulduğunu görürlerdi. Kadının birisi geldi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin babası Abdullah'a kendisini teklif etti. Dedi ki, bu adamı gidin söyleyin, beni nikahına alsın.
Hz. Abdullah o evliliği kabul etmedi. Kadın bir dahaki sene haç mevsiminde tekrar geldi. Abdullah orada yine. Abdullah'a baktı, eyvah dedi. Dediler ki ne oldu? Dedi ki, onun anında peygamberlik nuru vardı. Ama dedi, o nuru bu sene onun anında göremedim. O yüzden eyvah dedim. Evlendi mi dedi? Dediler ki, evet, o evlendi. Dedi ki, ondan doğacak olan çocuk, beklenen Ahmet olacaktır. Sakın ha dedi. O çocuk doğduğunda, o peygamber olacaktır. Dövündü kadın, pişmanlar oldu, ağladı.
Çünkü o kadın, Cenab-ı Hakk'ın verdiği ilimle, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, mübarek babasının anında, manevi olarak, peygamberlik mührünü görmüştü. Peygamberlik nurunu görmüştü. İşte velilerin, velilerin alınlarında, mürcidi kamillerin alınlarında, velilik nuru vardır.
O velilik nuru, o velinin değildir. O Allah'ındır. Üstadını, velileri manen tanıyanlar, onun ruhaniyetlerini bilenler, o nurun kime intikal ettiğini bilirler ve giderler ona teslim olurlar, onun önünde diş çökerler. Bir. İkincisi, Allah'ın lütfi ilahisidir. O kimse, o velinin, kapısından, yolundan geçmiştir. Cenab-ı Hak lütfetmiştir. O kimse orada kalır. O da ne olur? O veliye, intisap etmiş olur. Bu velilik nuru, veliden veliye geçer. Ve, Hz. Mevlana diyor ki, Şems-i Tebriz'den, başka bir şey sorma. Sen kan dökücü olma.
Manen dervişlerin, derviş kardeşlerinin, veçesini, yüzünü, kalbini, sen, bir önceki üstadımıza çekerekten, yürek kanatma. Sen, bir önceki üstada çekerekten, insanları, fitne çıkarma, kargaşalık çıkarma, ikilik çıkarma. Haddini bil. Sen bir üstada bağlısan, sımsıkı, o üstada bağlı olarak, hayatını yaşa.
Geçmiş hikayeleri anlatma. Kırık aşk hikayelerini söyleme. Onların hepsi de kırık aşk hikayeleri. Şimdi senin önünde, cap canlı, tap taze duran, Allah'ın velisi var. Sen ne soracaksan, ne öğreneceksen, ne yaşayacaksan, bütün himmetini, gayretini, veçeni, bir merkezde topla. Merkezden her ayrılış, fitnedir, kargaşadır, kan dökücüdür. Hazreti Mevlana, müthiş bir, tasavvuf dersi veriyor. Oysa Şemseddin-i Tebrizi'yi, sevmediğinden mi? Dervişlere, çatal ayaklı olmamasını istiyor. Tek ayak olun diyor. Çatal yürek olmamasını istiyor. Tek yürek olun diyor.
Fitne çıkarmayın, kargaşa çıkarmayın. Kan dökücülük yapmayın. Şemseddin-i Tebrizi'yi, bana sormayın diyor. Çünkü, Hazreti Mevlana der, baştan dedi ya, Şemseddin-i Tebrizi ile de alakalı. Gidişine çok ağlar. İkinci gidişine. Ondan sonra der ki, ihtiyaç olmadığını, beyan eden, beyitleri vardır. Bunun sonu yoktur. Sen baştan başla. Bunun sonu yok. Sen baştan başla. Yani, sen, sen de Şemseddin-i Tebrizi'nin dervişiydin. Hüsamettin Çelebiye diyor. Sen, baştan başla. Yani, sen üstadına yepyeni tazedikten baştan başla.
Daha önce, Şeyh Efendi böyleydi deme. Şeyh Efendi böyle yapardı deme. Şeyh Efendi böyle isterdi deme. Bu senin işin değil derviş olarak. Bu hikayeyi anlatacaksa, Hz. Mevlana anlatacak. Sen sorma ona. Bu hikayeleri anlatacaksa, ders olarak, senin üstadın zamanın vakti geldiğinde anlatır sana. Bir meseleyle, bir hadiseyle, onun üzerine çekerekten, meramını anlatır sana. O, meramını anlatmak için, üstadının üzerinden konuşur. O meramını daha iyi anlaşılması için, geçmiş üstadların üzerinden konuşur. Şataat yapmamak için. Kendi nefsini, kendi benliğini öne koymamak için. O yüzden diyor, sen, baştan başla. Sen önceden şöyleydik, böyleydik deme. Sen en başından sıfırdan başla. Yeniden derviş oluyormuş gibi.
Yeniden sufilik hayata başlıyormuşsun gibi. Yürü. Gene hikayeli söyle de, tamamla. İnşallah. Önümüzdeki hafta, halayın hastalığını anlamak için, o erenin padişahtan halayıkla, yalnız kalmayı istemesinde devam edeceğiz. El-Fatiha. Selamat.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi