Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 1:12:59
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin. Cenab-ı Hak gününüzü hayır etsin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, nefesinizi hayırlı eylesin. Aşık, maşıklığına nasıl kavuşur? Aşık asla maşıklığına kavuşamaz. Aşık maşıklığına hep kavuşmayı biler. Aşığın işi hep maşıklığın peşinden gitmektir. Onun başka bir işi yoktur. Ve aşık hiçbir zaman maşuka kavuşamayacağını bilmez. Ama hep ümit içindedir. O ümitler hep maşuklığının peşindedir.
Ona kavuşmayı diler. Hani ayet-i kerimede var ya, Allah'a kavuşmayı dileyenler. Ne demiş? Ahiret alemine göçmeyi dileyenler. Gözünü ahirete dikenler. Bu noktada bütün himmetini, bütün gayretini Allah'a kavuşmayı dileyenler. Böyle dilediği için, o kavuşmayı istediği için, o kavuşma noktasında kendi üzerinde bir tecelliyat olduğu için o aşıktır.
Eğer kavuşmayı dilemezse, onun aşıklığı kalmaz. O yüzden bu manada derviş, sufi hep aşıktır. Hep kavuşmayı diler. Bütün kullar Allah elinde aşıktırlar. Hep kavuşmayı dilerler. Asla ve asla vuslat gerçek olmaz. Asla ve asla vuslat gerçek olmaz. Vuslat gerçek olduğunu söyleyen kimse aldanmıştır.
Vuslata erdiğini söyleyen, kendince, kendi kendine erdiğini zannetmiştir. Bir zandan ibaret eder. Allah muhafaza eylesin. Nasıl aşık olur demiş? Bir kimse bir şeyi sevmeye başladıkça, başladığı anda aşıklığı başlamıştır. Bu neyi severse sevsin. Bir çiçeği de sevse, bir böceği de sevse, çocuğunu da sevse, kocasını da sevse, sevmeye başladığında, sevgiyle tanıştığında onun aşıklığı başlamıştır.
Eğer sevgiyle tanışmadıysa, onda aşıklık başlamamıştır. Ama sonuçta Cenab-ı Hak sevgisinin çok cüzdünü mahlukata saçmıştır. Bütün herkesin gönlünde bu manada bir sevgiden numune vardır, tecelliyat vardır. Herkes bir şekilde bir şeyin aşığıdır. Bir şekilde. O yüzden bu benim kendi şahsi kanaatim. Herkeste aşıklığın tecelliyatı vardır. Ama kimisinde dünyadır, ama kimisinde ahirete mütaliktir. Nasıl aşık olur? Bunun delili var mıdır? Varsa nedir? Bunun delili insanın kendisidir. Aşıklığın delili insanın kendisidir. Bir kimse kendi kendisine tefekkür etmiş olsa, kendisine bakmış olsa ve kendisine baktığında bir şeyi sevdiğini görüyorsa, işte o ona karşı aşıktır.
Sevdiği ölçüler. Bazen çevremizde maddi veya hasta olan insanlar, bunlar yatalak, bu insanlar öldüğü zaman çevredeki insanlar iyi ki o ölümde kurtuldu diyorlar. Gerçekten ölüm kurtuluş. Evet, ölüm bir şekilde kurtuluştur. Hem ölen için, bu manada hem ölene bakanlar için. Ama en fazla ona bakanlar kurtulduklarını söylüyorlar.
Bu tip hasta, yatalak, bakıma muhtaç olan insanlar, insan içerisinde bir yaşama azmi vardır, hıtridir o. O kimse yaşamını daha böyle uzatmayı ister. İnsanın içerisindeki dünyaya ve ahirete olan arzuyla alakalı. Dünyaya ait arzu ve istek içerisinde olanlar, biraz daha dünyayı sevdiklerinden dünyada kalmak için yaşamayı arzularlar.
Ahirete mütalik olan, o sevgiyle hemhal olan insanlar da, ahiret hayatına biraz daha sermaye biriktirmek için hayırlı uzun ömür isterler. Ve sonuçta, her ikisi de dünyada yaşamlarını devam ettirdiler. Bu manada, ama ahirete mütalik yaşama arzusu içerisinde olanlar, Cenab-ı Hak onlara hem dünyada, hem dünyalık, hem ahiretlik nimet verir. Bu konuyla alakalı biraz sonra ders yapacağız zaten, daha geniş. Ama böyle bir hasta kimseye bakan kimse, hastaya bakan kimse, kabiri caizse Allah'ın bakmış gibidir. Hani Cenab-ı Hak Musa Aleyhisselam'a diyor ya, Ya Musa, eğer beni hastanın yanına gitmiş, o hastayı ziyarete gitmiş olsaydın, beni görecektin yanında.
O zaman hastanın haliyle Allah hallenir. Daha doğrusu, hastaya Cenab-ı Hak tevessül eder. Kabiri caizse ona yudufta bulunur, ona ikramda bulunur. Cenab-ı Hak hastanın seviyesine inan. Hasta bu manada Allah'ın sıfatıyla sıfatlanmış olur. O yüzden bir hastaya bakan, bir hastanın elinden tutan, hastayı ziyarete giden, haşa benzetmek gibi olmasın ama böyle işaret edilmiş, Allah'ın elinden tutmuş gibidir.
Hastayı istemeyen, hastadan nefret eder, ondan uzaklaşan kimse Allah'ın rahmetinden, bereketinden, lütfundan, ikramından uzaklaşmışlar. İnsanlar hastalarda ve hastalıktaki, hastalarda ve hastalıktaki inceliği, lütfu, ikramı, kerameti görmüş olsalar, hastaları ve hastalığı yalayıp yutarlar. O yüzden bir kısım, bir kısım tabiinden, seleften imamlar, tabiinden olan kimseler, hastalıklarına, sebepler dairesinde çare bulmak için hiç gayret sarf etmemişler. Hiç. O hastalıkla yaşamayı, o hastalığı sevmeyi, o hastalıkla Allah'ın huzuruna gitmeyi düşünmüşler.
Kıymetli kardeşler, hastalıktan imtina edin. Şifa aramak da sünnettir. O da bir yoldur. Sakın şöyle düşünmeyin. Ya o zaman hastalıktan şifa aramayalım hiç. Hayır, o da sünnet. Bir kimse hastalıkla mücadele edecek. O da bir yoldur. Ama ehli tasavvur, kendi içerisinde bulunduğu hali, kendi kafasından değiştirmeyi arzu etmez.
Çünkü halleri değiştirecek olan Allah'tır der, kendi içinde bulunduğu hali, en üst seviyede, en doğru noktada, en merkezi noktada yaşamaya çalışır. O hal, Allah'tan ona bir lütuftur. O hal, ona Allah'tan bir ikramdır. O halin içerisinde, Kur'an ve sünnet tarihinde duraraktan, yaşamaya devam eder. Hiç kimseye zararı ve ziyanı olmadan olacak bu. Yani işte bir kimseye fakirlik, fakirlik isabet ettiyse, o fakirlikten kurtulmak için uğraşmaz. Bir kimseye zenginlik isabet ettiyse, o da ben fakir olacağım diye uğraşmaz. Bir kimseye hastalık isabet ettiyse, o hastalıktan kurtulmak için uğraşmaz.
Bir kimseye hastalık isabet etmediyse, o kimse de hasta olmak için uğraşmaz. Bakın, anlayamadığınız bir yer olursa, kafanıza takılan bir yer olursa, bu noktada canlı bir şekilde, yani soruncağın bir şekilde sorabilirsiniz. Bu bir yoldur. Bir kimse bunu tercih eder veya etmez. Ama bu yol, o noktada kendisine verildi mi, o yolda devam eder. O yolda olmadığı halde, o yolda olduğunu gösterirse, ikiyüzlülük yapmış olur. O zaman münafıklık yapmış olur. Hayır. O zaman münafıklık yapmayacak. Yani ben içinde bulunduğum hale razıyım diyeyim, başı ağrıdığında gidip, akran aksiyotmayacak o zaman. Ben içinde bulunduğum hale razıyım diyen bir kimse, grip olduğunda gidip işte, grip ilacı almayacak hiç.
Şurup içi vereyim, ateşimi düşürsün. Ne bileyim işte şuradan bir soğuk aldığına, aferin atıvereyim ağzıma. Bundan kurtuluyuz demeyecek. O zaman ikiyüzlülük olur. O zaman bu manada hasta, Allah'ın sıfatıyla sıfatlanmıştır. Ve bir kimse, o hastalığı üzerinde bulundurduğu müddetçe, Allah onunla özel ilgilidir. Allah onunla özel ilişkisi vardır. Bu, o kimsenin başı ağrısa dahi, veya karnı ağrısa dahi, veya ayağı ağrısa, beli ağrısa dahi, veya kara ciğerinde, ak ciğerinde, işte böbreklerinde bir ağrısı, bir ağrıcası olsa dahi, küçücük bir hastalığı olsa dahi, küçücük hastalığı olsa dahi, Allah onunla özel ilgilidir.
Allah onunla özel muhabbetlidir. O yüzden o kimse, o halin tadını çıkarmalı. Hasta, hastalığın tadını çıkarmalı. O, o tansiyonu düşüyor, Leyla gibi, oh ne kadar güzel, tadını çıkar. Bu size tuhaf gelebilir şimdi. İşte karnı ağrıyor, iki büklüm, tadını çıkar. Allah'ı zikret o isnata. Seninle beraber. Dışarıdaki insanlar, doktor bir ilaçlı, senin etrafında pervanet ödeyecek olsunlar. Sen hepsini sakinleştir. Bu bir yol. İllaki herkes buradan gidecek diye bir kaydı yok. Bunun da altını çizeyim. Birisi tık başım ağrıdı gider doktora. Birisi karnım ağrıdı gider doktora. Verir ilacı, içer. O da bir yol. Şuran kesilecek, kestirir. Buran bir çiftlik, bir iştirir. Bu da yol. Bu da sünnet. Bakın, bu da sünnet.
Sakın bir kimse bu sünneti ifa etti diye küçük görme. Sakın öbür günler o yolda gidiyor. Yani teslimiyet noktasında, herhangi bir şeyde o hali yaşıyor, onu da üstün görme. Bu noktada ikisi de sünnet. Bir sünnetin eksikliği, bir sünnetin fazlalığı olmaz. Allah'ın sıfatlarının içerisinde şu sıfatı üstün, bu sıfatı üstün değil diyemeyiz. Ama şu bir gerçek. Hani Hz. Ebu Bekir Efendimiz, bizim bulunduğu bir cemaattı diyor, aklımda kaldırın kadarını söyleyeceğim. Bugün hanginiz oruçlu diyor. Hz. Ebu Bekir Efendimiz elini kaldırıyor. Bugün hanginiz hasta ziyaretine gitti diyor, elini kaldırıyor. Bugün hanginiz bir kardeşimize, yemek yedirdi?
Aklımda kaldığı kadarıyla söylüyorum, hata yapmış olabilir üçüncü şıkta. Yani hata yapıyorsam, kardeşler, arkadaşlar doğrusunlar, düzelsinler. Üçüncü, hadisi bilenler, bu meseleyi bilenler, eğer hata yapıyorsam, ikaz etsinler. Üçüncüsünde kim bugün yemek yedirdi, bir kardeşine deyince, Hz. Ebu Bekir Efendimiz elini kaldırıyor. İşte diyor, bu ehli cennettir. Bu ehli cennettir. O zaman düşünebiliyor musunuz? Üç ameli üzerinde bulunduracak kimse. Aynı gün oruç tutacak, aynı gün hasta ziyaret edecek. Aynı günde birkaç kardeşine, arkadaşına bir lokma da olsa, bir hurma da olsa bir şey yedirecek. O cennet ameliyle amellendi. O cennet kokusuyla kokulandı.
O yüzden hastayla alakalı. Bunu böyle, şimdi annem rahatsız, onunla ilgileniyorum diye söylemiyorum. Hakkınızı helal et. Böyle de ona da bir paraket atacağım. Efendim? Cenaze namazı. Tabii de, evet. Kabir ziyareti mi? Cenaze namazı. Cenaze namazı mı? Kabir ziyareti. Kabir ziyareti. Tamam, olabilir. Hakkınızı helal edin inşallah. Ama burada hasta ve hastalıkla alaka bu sözü. Yani kim o hastayı ziyaret etti? Allah onun yanında. Hastanın yanında. Kim o hastayla ilgilendi, ona baktı? Allah onun yanında. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Bu noktada hastanın vefat etmesini, bakış noktası bu. Hastaya bakanlar bıktılarsa, kendileri kurtuldular.
Ama bu noktada durmayın asla. Bakın, hiçbir zaman hiçbir şeyi bıkkınlıkla yapmayın. Hiçbir ibadet edin. Hayatınızın hiçbir anında bir şeyden bıkaraktan, bir şeyi kızaraktan, bir şeyi sinirlenerekten yapmayın. Bu sizin amelinizi, ibadetinizi hayrınıza alıp götürecek. Çünkü, haksız yere kızmak, yanlış bir şekilde kızmak şeytanlardır. Ona şeytan galip görmüştür. Hasta bakanlar, hastalıklarla uğraşanlar, ne hastanıza, ne hastalığınıza kızmayın. Ne hastanıza, ne hastalığınıza, kendi hastalığınıza nefret etmeyin. Bu noktada, hastaya ve hastalığa şifa olarak bakın. Eğer kızarsa, ağır gelirse, yük gelirse, o zaman o kurtuluş olmuş olacak. Ölen değil, bakan kurtulacak.
Aslında kurtulduğu şey, cennet nimeti. Kurtuldum diye gördüğü şey, cennet nimeti. İnsanların kaçtığı şeyler, bu manada cennet nimeti. Kaçtığı şeyler, hiçbir ameli, hiçbir ibadeti, hiçbir hayır haseneti, hiçbir zaman küçük görmeyin. Hiçbir zaman. Lütfu olarak, onu Allah'ın ikramı olarak görün. Allah bizi onlardan eylesin. Bazı çevrelerce, bizim yapmış olduğumuz, sesli zikire karşılan, yadırgı olan bir açıklama yaparsanız, sevinirim. Allah muhafaza eylesin. Allah razı olsun. Allah onları muhafaza eylesin. Ya bunlar, hala da insanlar, sesli zikir, sesli zikir, yok sesli zikir, şöyle, yok sesli zikir, böyle diyorlarsa, yani bu soruyu soran, kardeş üzerine alınmasın, cehalet çukurunda yüzüyorlar.
Bunları ehli tasavvufun, ehli tarikatın, ümmetin geçmesi lazımlar. Bunları hala da konuşuyorlarsa, bunlarla hala da insanlara bir şeyler söylüyorlarsa, bir şeyler söylüyorlarsa, gerçekten cehalet çukurunda kulaç atıyorlar. Cemaatlerin arasında üstünlük, alçaklık belirmeye çalışmak. Tarikatların arasında üstünlük, alçaklık kurmaya çalışmak. Şeyhlerin arasında üstünlük, alçaklık kurmaya çalışmak. Zikir şekliyle, şemaliyle alakalı üstünlük, alçaklık ilişkisi kurmaya çalışanlar, gerçekten ümmetin cahilleridir. Bunlar cehalet ehli. Ümmetin geldiği noktayı, ümmetin geldiği ilim seviyesini, ümmetin geldiği algılayışı, anlayışı, ümmetin geldiği noktayı anlamaktan uzak.
Çok ev edersiniz ama, böyle konuşmak istemezdim. Gerçekten, at gözlerini takmışsa varlığına. Hani ayet-i kerime var ya, siz o cahillerle karşılaştığınızda selam deyin, geçin. Onlara selam deyin, geçin. Onlarla tartışmanın, onlarla konuşmanın bir anlamı yok. Senin şeyhin benim şeyhimi döver, benim şeyhim senin şeyhimi döver. Filanca cemaat, filanca cemaatı ezer, filanca cemaat zor, filanca cemaat yanlış. Bunların hepsi de boş şeyler. Bizim 20 yıl önce, Allah affetsin, 86'da, 85'te, 12 Eylül darbesinden sonra, solcu ülkücüler gibi böyle işte veya kavmiyetçilik gibi böyle işte filanca kavim, filanca kavimden üstündür anlayışı gibi, bu hala da o anlayışta duruyorlarsa, bunlar böyle tipik eskiden kalma, o cahiliye döneminden kalma tartışmalar.
O köprünün üzerinden çok sular geçti, o derelerden çok sular aktarı. İnsanlar çok şeyler gördüler bu 20-25 yıl içerisinde, çok şeyler gördüler. O mezhep kavgalarından, meşrep kavgalarından, cemaat kavgalarından çok şeyler gördüler. O iman edenler, iman edenler, o müminler birbirlerine karşı müşfiktirler. Birbirlerine karşı müşrik. Bu hem şahıs bazında, hem cemaat bazında. Eğer sen kendi cemaatinden olmayan bir kimseye de müşrik davranmıyorsan, sen asla mümin değilsin. Sen kendi tarikatından olmayan kimseye müşrik davranmıyorsan, asla mümin değilsin. Sen kemale ermemişsin. Burada eğer ki hala da sessiz zikir, sessiz zikir, hala da ucu ucu, hala da şu tarikattan, bu tarikattan değil, müminlerin arasında, müminlere karşı şefkat ve merhametli davranamıyorsa insanlar, gerçekten müminlikleri sorguladır.
Mükehalet bu. Onlar yeryüzünde tevazu ile yürürler. Sen tevazunu asla kaybetme. Başka bir cemaattan kendini üstün gördüğün anda tevazunu kaybettin. Başka bir şeyhten kendini üstün gördüğün anda tevazunu kaybettin. Geçmiş şeyhinden kendini üstün gördüğün, tevazunu kaybettin. Geçmiş şeyhlerden birisinden kendini üstün gördüğün, tevazunu kaybettin. Herhangi bir derviş kardeşinden, herhangi bir kimseden kendini üstün gördüğün, tevazunu kaybettin. O zaman cemaatlerin arasında tevazu, müminlerin arasında tevazu, meşreflerin ve mesleklerin arasında tevazu, muhakkak ki mezheplerin arasında tevazu gerekir. Bir kimse sessiz zikir yapanlar faziletli, sessiz zikir yapanlar faziletsiz deyip tevazuyu terk ettiğinden dolayı müminlerin arasına fitne koymuş oluyor.
Allah muhafaza eylesin. Zikrullah bir nimettir. Zikrullah bir yutuftur. Zikrullah bir ikramdır. Kim Allah'ı zikrederse, Allah onu zikreder. Allah'ın onu zikretmesi demek, Allah'ın o zikredene karşı yutfunu, merhametini, ikramını tamamlaması demektir. Nimetini onun üzerinde tamam etmesidir. Tamam etmesidir. Kıymetli kardeşler, Allah'ın zikirden daha faziletli, zikredenleri küçük görmeyin, sakın zikredenlere hakim görmeyin, sakın zikredenlere çatışmayın, sakın zikredenlere laf söylemeyin. Sakın ha! Hangi tarikattan, hangi cemaattan, hangi şeyhin peşinden giderlerse gitsinler, kim Allah'ı zikrederse, Allah onu zikreder.
Allah'ın zikrettiği şey, ne olursa olsun, Cenab-ı Hak onun nimetini tamamlamıştır. Cenab-ı Hak onun YouTube deryasını, ikram deryasına koymuştur. Allah onu ihsan deryasına koymuştur. İhsan! İhsan neydi? Allah'ı görüyormuşçasına yaşamaktır. Zikreden kimse, Allah'ın ihsan derecesine yükselmiştir. O Allah'ı görüyormuşçasına yaşıyordur. Ve çünkü o bilir ki, kalbine Cenab-ı Hak onun ilham etmiştir ki, zikrederse, Allah onu zikredecektir. O yüzden onun kalbine, haşa, Allah yerleşecektir. Onun kalbine Allah yerleşince, o al dedikçe, Allah da, ona tevazu gösterir, ona tecelli edip, ona tevessül edip, kalbinden onun ne yapacaktır?
Zikrine cevap verecektir. Daha bu dünyadayken onun nimetini tamamlamıştır. Daha bu dünyadayken onun nimetin içerisine almıştır. Daha bu dünyadayken onun lütfun içerisine, ikramın içerisine almıştır. O yüzden diyelim ki ben zikir halakalı, özel halakalı, zikreden insanlar, özel insanlardır. Özel insan. Özel o. Allah'ın özel insan, Allah'ın hak, Allah'ın kıymetli kul, Allah'ın haz, Allah'ın değerli kul. Neyle? Ameliyle. Zikrullah yapmak, eylemdir. O kimse zikrettiği an, Cenab-ı Hak onun üzerine nimetini tamamlar.
Anında bakın, o kadar hani, oruç tutar, Allah'ın oruç tutarında, iptal ederken, bu oruçlunun en az sevabıdır. Allah onu zikreder. Cevap veriyor. Ahilete bırakmıyor. Anında, o zengin, o ganim, o tevva, nimetini tamamlıyor.
O da seni zikrediyor. Bu fakirin, tarikat hayatı boyunca, üstadlık bir noktada, tecrübedir. Tecrübe. Görmüşümdür. Kim zikredenlerle uğraşırsa, şu alakadan gider, yaşanız tövbeleştiniz olur.
Bir zikreden, cemaatla, zikreden bir kimseyle uğraşın, ayağınız kayar. Zikrullah alakasında duramazsın. Kayar adımın ayağı, adam bir daha, bir mürşidi kamilin, bir velinin dergahına giremez. Bir veliye, bir mürşidi kamile, ihanet etsin bir kimse, onu böyle, gammazlasın, hançerlesin, böyle ihanet etsin. Bir daha asla bir mürşidi kamilin kamusundan içeri giremezsin. Konuşursun, o kendine haklı gösterir. Etraf, o mezarlıklar böyle kendilerini haklı gören insanlarla doludur. Ben derim ki, neredesin şu anda? Bugün perşembe, bugün zikir var kardeşim. bütün tarikatların, perşembe günleri dersleri ve zikirleri var.
Bütün tarikatların. Bu yeri değildir. Sen neredesin perşembe gün, ona bak. Evinde oturuyorsan, sen ne kadar haklı olduğumu söylersen, söyle kardeşim. Sen, bu manada, Allah muhafaza eylesin, kaybetmişsin. Cenab-ı Hak korusun inşallah. Tasavvuf yolunda, mürid ile mürşidin buluşması nasıl olmalıdır? Mürşidine kavuşursa, ne gibi yol izlemelidir? İnsanlar, sevgi ve muhabbet, Allah'a ıshatın dışlarından mıdır? Demişim kardeş. İnsanlar neye ulaşmak isterlerse, o yola girerler ve onu ulaşmaya gayret ederler. Mürid bir mürşide ulaşacaksa, çıkar yollara bir mürşid bulunurken mesela.
Bir mürşide ulaşmayı diliyorsan, ve o dileğinde, o kavuşmayı istediğinde, o anın sonunda gerçekse, hakikiyse, Allah'ına bir yol açar. Yollarımızda mücahede edenlere yollarımızı açar. Bugünkü dersimiz yine Allah'ın sevdikleriyle alakalı. Burada ayet-i kerimenin sonunda Allah sabredenleri sever diyor. Ama ben ondan önceki ayet-i kerimenin ortasından alacağım. Bugün Hacı Remzi ağabey, iş yerine geldi, Enfal suresinin 24. ayetini sordu bana. Biraz oradan sohbet ettik. Onunla da, tabii bu, ben Allah affetsin, dersi hazırlarken, bir önceki ayet-i kerimeyi, bağlantılı ayet-i kerimesini okuyunca, geriden almam gerektiğini düşünün.
Tabii biraz böyle husisi cevapmış gibi algılanmasın. İnşallah hepimiz naziklenelim. Tabii, Enfal suresinin o 24. ayet-i kerimesinde diyor ki, Allah ve Resul'ü size iyi bir şey söylerlerse onu alın, ona itaat edin. Allah kişiyle kalbi arasına girer. Öyle değil miydi? Evet. Allah kişiyle kalbi arasına girer meselesini Remzi ağabey geldi sordu. Tabii, tefsirlere bakıldığında, bu tefsire baktıklarım bütün tefsirler, bende mevcut yaklaşık 4 tane, 5 tane tefsir var. Onun 3'üne, 4'üne baktık. 3'ünde de, 4'ünde de cebriyeye kayar gibi bir hal vardı. Yani normalde bir kimse mümin olacaksa, Allah onun kafirlerden saydıysa, işte onun mümin olmasına müsaade etmez, araya girer.
Eğer o kimse kafirlerden olacaksa, o mümin de olmak istese, onun arasına girer. Öyle değil miydi? Evet. Ben de bunu dedim ki, bu şeyler doğru değil, Remzi ağabey ile konuşurken, burada dedim kalpten kasıt ruhdur. Allah kişiyle kalbi arasına girerden, kişi burada nefsiyle alakalıdır. Nefsin üzerindeki, nefsin üzerindeki irade şahsa aittir. Ruhun üzerindeki irade Allah'a aittir. Allah şahsın kendisini, kişiyi veya nefsi, ruhun üzerinde irade sahibi etmez. Bunu ayırıyor Allah burada dedim ben. Böyle bir sohbet ettirdik. Biraz da cebriyecilikten bahsedirdik. Konuyu şimdi çok böyle dallanıp, budaklandırmayacağım ama, yani bir kimsenin iradesiyle alakalı.
Cünzi iradesiyle alakalı. Kıymetli kardeşler, biz yol olarak kendimize, kendi cünzi irademizin bizde var olduğuna inananlardanız. Bu manada kendi gayretimiz, kendi amelimiz bizim sonumuzu belli edecektir. Ali İmran 745 ortası tabi. Bu başından alayım. Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kimseye ölmek yoktur. Allah'ın iznine tabidir. Adesiyle yazılmış bir yazıdır. Cenab-ı Hakk kime ne kadar vaade tanıdıysa, kime ne kadar ecel dediğimin o ömrü tanıdıysa, onu bir adım öne, onu bir adım sonraya götürecek bir kudret ve kuvvet yoktur. Bir kimse intihar de etse, Allah'ın eceliyle ölmüştür.
Allah'ın eceliyle ölmüştür. Sakın, hiçbirisinde Allah'ın eceli olmaksızın olmaz. Eğer Allah'ın ecelini kabul etmek zorundayız. Geri kalan hepsi de sebepler mantumesidir. Bir kimsenin hastalığıdır, trafik kazasıdır, başının ağrımasıdır, yattığı yerde çok yemekten ölmesidir gibi gibi. Savaşta ölmesidir. Bu önemli değil. Takdir Allah'ındır. Devam et. Bu bizim, bugün Hacı Remzi abiyle de alakalı konuştuğumuzu teyit edecek bir şey. Kim dünya nimetini istersen, burada bu istek insanın kendine açtır. Bu istemek, bu arzu etmek, o isteği ve arzunun peşine düşmek, bir şey bu noktada planlamak, programlamak, o planın, programının peşine düşmek, bir şey bu noktada kendine hedef seçmek ve seçtiğin hedefe doğru yürümek, insanın kendine aittir.
Kim dünya nimetini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret nimetini dilerse, ondan veririz. İsteyen kim? Kim dünyayı isterse, ne takdir ettiği kadar, ne takdir ettiyse onu dünyadan veririz. Bir ayet-i kerimede diyor ki, bir ayet-i kerimede, ahiretini isteyenlere, Allah onlara dünyayı da veririz. Bu acele imza abi gittikten sonra, biraz ben bu meseleye baktım, başka bir ayet-i kerimede diyor ki, kim ahireti isterse, Allah ona dünyadan da veririz.
Yani o zaman, ahiretini isteyen bir kimse, bir taşla iki koşturuyor. Yani ahireti isteyen, Allah'a kavuşmayı diler, ahiret hayatını özleyen, ve hayat yaşayan bir kimseye, Cenab-ı Hak dünyayı da veriyor hizmetine. O zaman dünya o kimsenin hizmetinde. O zaman dünya o şahsın hizmetinde. O dünyanın hizmetinde değil. Kim dünyayı isterse, o dünyanın hizmetinde. Ve ona Cenab-ı Hak dünyadan takdir ettiği, kazanını verecek, burada dileyen, burada isteyen, burada kendisini hedefe kilitleyen, kulun kendisidir. Burada cebriyecilik yok. Kul kendi isteğiyle yürüyor. Kul kendi idrafiyle gidiyor. Siz bugün sohbete gelmeyi dilediniz, Allah size bu iyiliği yarattı.
Şunu sakın demeyin, benden o istedi. Kardeş, bu tevazu. Bu kendini görmek, kendini fakir görmek, kendini aciziyet içerisinde görmek. Sen istedin, diledin. İyiyen, iyiyse, iyiliği dileyip isteyeceksin. Kötüsen, kötülüğü dileyip isteyeceksin. Ya Allah'tan yana dileyin, ya şeytandan yana dileyin. Ortası yok. Halin, ya Allah'tan yana, ya şeytandan yana. O zaman dilemek, bunun kendisiyle alakalı bir şey.
Sen zikre gitmeyi dilersen, zikre, Cenab-ı Hak seni ulaştırır. Sen, Allah'ın men ettiği bir şey etmek istersen, Allah seni oraya da ulaştırır. O zaman sen, iyiyi, doğruyu, güzel iste. Kim farzları yerine getirirse, Allah'ın en çok sevdiği halinde hallenir. Nafilelerle Allah'a yaklaşır. Ve Allah'ı sever. Tasavvuf bu. Cüz irademizle, kendi isteğimizle, biz farzları yerine getirmeye çalışırız. Gayret ederiz. Allah'ın en çok sevdiği şeydir. Nafilelerle Allah'a yaklaşırız. Bu ibadetten fazla güzel ahlaktır. Bu ibadetten fazla iyi ahlaktır. Bu nafile ibadetten fazla. Yani ibadetten fazlası değil, nafile.
Senin nafile ucundan, senin nafile namazından daha iyidir iyi ahlak. Sen kendini iyi ahlak da vasıflandın. Tasavvuf bu. Ve Allah'ı sevmek. Bu üç unsuru kardeşlerimiz üzerlerinde bulundurmakla mükelleftirler. Biz evet bazı mutavvuflar tasavvuf ahlaktır demişler. Ama bu bazı yerlerde eksik algılanmış. Sanki namaz kılmayacak, oruç tutmayacak, Allah'ın emirlerini yerine getirmeyecek, adam içki içecek, kumar önecek, işte yazın gidecek, hatun soyunacak, denize gidecek, kışın örtünecek. Yani bu böyle hayata devam edecek. Ve diyecek ki, ben iyi ahlaklıyım. Böyle tasavvuf yok, kıymetli kardeşler. Bizim tasavvuf anlayışımız bu değil.
Güzel ahlak bizim için en önemli noktalardan birisi. Bizim için güzel ahlak ve ahlaklanmak. Ama bu namak değil, bu oruç tutmamak değil. Bu tesettürler yıkamak değil. Bu Allah'ın haram, bize haram şeyleri işlemek değil. Böyle bir tasavvuf anlayışımız, böyle bir din anlayışımız yok. Bir kısım kardeşler bizim sohbetlerimizi dinleyip, bizim içimizde burunup, bunun dışında bir hava veriyormuşuz gibi, bunun dışında bir şey söylüyormuşuz gibi, algılıyorlarsa, söylüyorlarsa, bize ihanet ediyorlar. Bizi iyi dinlememişler, bizi iyi algılamamışlar, bizi iyi anlamamışlar.
özellikle vurguladığım bir husus var. Bu husus, bir kimse, farzları yerine getirmekle Allah'a yönlü işi yapar. Yerine getirmek, sadece namazı kılıp, Ramazan orucunu tutmak değil. Allah'ın sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bize, haram olarak beyan ettiği şeylerden uzak durmak. Hiçbir noktada, bir şey haram ise, o hal haram ise, ondan hızla uzaklaşmaya çalışacağız. Günahlardan, günahlardan, namazı istemiyoruz, istiyoruz. Bir hal var olmaktır. Yani bir kimsenin günahlarının örtülmesi, biz isteriz ki bütün ümmet-i Muhammed'in günahlarını dener etsin.
Kimsenin günahını, hiçbir kardeşimizin günahını, hiçbir ümmetin günahını, o mahşerde onun yüzüne vurulmasın. Bak, kıymetli dostlarım, kıymetli kardeşlerim, biz, ben isterim ki biz günahtan ses olalım. İstermiş olan günah, ama günah, isterim ki günahtan ses, biz asla günah aklımıza gelmesin. Asla haramın, haramın, isteriz ki haramlardan set olalım. İsteriz ki haramlardan set olalım. O zaman, farzları yerine getirmek demek, haramlardan set olmak demek, farzları yerine getirmek, farzları yerine getirmek demek, haramla ilişki, şeytanla ilişkiye girdi.
O şeytanın istediği şey. Şeytan, aleme secde etmemenin intikamını alıyor. Şeytanın gözünde, şeytan sildi, şeytan! Allah, farzları yerine getirmek, yolumuzun başı, nafilelerle Allah'a yaklaşmak, bu güzel ahlak, bu temiz ahlak, bu ince ahlak, bu Muhammed'in sallallahu aleyhi ve sellem'in terbiyesi, ahlaklanmak, nafilelerle Allah'a yaklaşır,
ve Allah'ı sever, hakikat noktası, yolumuz bu. O yüzden, biz cüz-i irademiz de, cüz-i irademiz de, bu hale kalan cüz-i irademiz var. Allah'ı sevme noktasına çıkıncaya kadar cüz-i irademiz var. Ondan sonra bizim irademiz yok ahlak. İradesiz noktaya düşen gelen, iradesiz noktaya çıkan kimselerin halini, o noktaya gelmeyen insanlar, yolun doğrusuymuş gibi bize anlatmasınlar, veya siz gidip anlatmayın. Bu ikiyüzlülüktür. Bu bir kimsenin yaşamadığı hali yaşamaktır. Farzı yerine getirmeden, nafilelerle Allah'a yaklaşmadan, Allah'ı sevmeden, sanki o gören gözmüş gibi, sanki duyan kulakmış gibi, sanki söyleyen değilmiş gibi, sanki tutan el, yürüyen ayakmış gibi, sanki o hal ile hallenmiş gibi konuşmak, Allah muhafaza eylesin.
Yolun ikiyüzlülüdür, münafıklığıdır. Allah bizi muhafaza eylesin ve korusun. Bu yüzden, kim dünyayı isterse, Cenab-ı Hak ona dünyadan alacağı kapı kadar verir. Kim ahireti isterse, Allah ona hem ahireti verir, hem de dünyayı verir. Ve dünyayı ona hizmetçi eder. Dünyayı ona hizmetçi eder. Malumdur, bütün ariflerin, bütün evliyaların, bütün velilerin, önünde dünya hizmetkarane duruştur.
Rivayet edilir ya, İbrahim bin Ethem Hazretleri, atar kovasını kuyuya, abdest alacaktır. Çeker kuyudan, bir kova altın çıkar kuyudan. Der ki, Ya Rabbi, ben sana abdest almak için, kovayı kuyuya aldım, attım. Hala da beni dünya ile iyi tanım ediyorsun der. Bir kova altını, kuyunun içerisinde, ne verir verir? Bu sefer, su kendiliğinden çıkar yukarı. Su kendiliğinden yukarı çıkar. Abdest alsın der. Kuyudan akmaya başlar. Siz, yönünüzü Allah'a çevirirseniz, siz yönünüzü ahirete çevirirseniz, Allah, sizin dünyanıza kefil olur. Dünyanızı sizin ayarla. Herkesin beş liraya yapamadığı işi, sen bir liraya yaparsın.
Herkesin bir liraya alıp, beş liraya, bir liraya satamadığı şeyi, sen bir liraya alıp, on liraya satarsın. Allah, senin dünyana kefil oldu mu? Senin olmayacak işin olur. Allah, senin dünyana kefil oldu mu? Allah, bir taraftan karıştırıyormuş gibi gelir, düzeltir. Sen Allah'a tevekkül et. Mevlam O. Sen O'nun vekil din. Senin Mevlam O. O yüzden, kim ahireti isterse, Allah onu dünyaya, dünyaya ona hizmetçi eder. Kim dünyayı isterse, o dünyaya hizmetçi olur. O dünyaya hizmetçi olur. Bakın tekrar ediyorum, o dünyaya hizmetçi olur. Allah bizi onlardan eylemesin. Ve şükredenleri mükafatlandırır Allah. Diyor ki, şükredenleri mükafatlandırır.
Şükürdür. Şükürdür. Zikir şükürdür. Birisine teşekkür şükürdür. İyiliklere teşekkür etmek, hamletmek şükürdür. Allah şükredenleri mükafatlandırır. hem dünyada, hem ahiretten. Nice peygamberler, beraberlerinde, Rab ve kul olanlardan birçoğu bulunduğu halde savaştılar. Ve Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı yılmadılar. Boyun eğmediler. Allah sabredenler. Allah sabredenleri sever. O zaman yılma. Nice peygamberler canlarıyla imtihan olmuşlar. Nice peygamberlerin etrafındaki arkadaşları, dostları, ashapları imtihan olmuşlar. Nice zorluklar yaşamışlar. Müşrikler, kafirler onları öldürmeye çalışmışlar. Bir kısmını öldürmüşler, şehit etmişler.
Onları sürmüşler vatanlarından, beldelerinden. Evlerini yıkmışlar. Hamlarını, hamanlarını yıkmışlar. Ailelerini dağıtmışlar. Neler yapmışlar. Ve Allah yolundakiler. Ve Resulullah sabrı Allah'ın izinde yürüyen. Onun hidayetiyle hidayetlenenlerin de başına muhakkak ki sıkıntılar, dertler, musibetler gelecektir. Muhakkak ki onlar Allah ve Resul'ün yolunda giderken Allah ve Resul'ün anlatırken başlarına imtihanlar gelecektir.
Muhakkak ki sıkıntılar gelecektir. Muhakkak ki yolda giden bir kimsenin ayağını saç alacak, lastiği patlayacak, motoru patlayacaktır bir yerde. Yol yürüyorsa, o kimse yolda gidiyorsa kaza ihtimali hep vardır. O bir sıkıntıya düşer olacaktır. Belanın, musibetin, sıkıntının çoğu peygamberlere, ondan sonra velilere, ondan sonra velilerin etrafında bulunanlara gelecektir. Hadis-i Şerif. O zaman kullara düşen, kullara düşen, müride düşen, mürside düşen, dervişe düşen, şeyhe düşen şey Allah'ın lütfu ve ikramı ile sabretmektir. Allah sabredenlere seversen, hastalık gelecek, soğuk gelecek, sıcak gelecek, terleme gelecek, varlık gelecek, yokluk gelecek, işsizlik gelecek, bulamamak gelecek, yiyememek gelecek, her şey gelecek.
Sakın kendini bu noktada sabrın çizgisinin dışına çıkarma. Allah'a sabret, Allah'a iman et, Allah'ı kendine vekil et, Allah muridin olsun. Ve sabırla, o yolda yürür. Namazla, zikirle, Allah'tan yardım diler. Allah sabredenleri sever. Hastalık gelmiş, sabret. Bela gelmiş, sabret. Musibet gelmiş, sabret. Soğuk gelmiş, sabret. Sıcak gelmiş, sabret. Önüne yol çıkmış, sabret. Yolda kalmışsın, sabret. Her anında sabır olsun. Namaz kılıyorsun, sabret. Namaz bir günlük iş değil. Oruç tutuyorsun, sabret. Oruç bir senelik değil. Allah'ı zikir yoluna girmişsin.
Sabret bir günlük değil, bir derslik değil. Ve kendince de ki, Ya Rabbi, son nefesime kadar beni zikir halakalarından ayırma. Ve kendi kendine niyet et. Ya Rabbi, son nefesime kadar beni namazla, namazla rütuflandır, ikramlandır. Ve niye de, Ya Rabbi, son nefesime kadar oruç tutar, iyi amel işleyer, güzel amel işleyer, hayırlı amel işleyer, nereden eyleer? Ve bu noktada sabredin. Sakın ha. Başınıza her şey gelebilir. Başınıza her türlü tat gelebilir. Her türlü sıkıntı gelebilir. Anlatırım ya, ilk zikrullah halakasına gittiğimizde, biz trede, adam bir vuruyordu ki bana böyle. İlahi söylüyorum diye. Şeyh Efendi, Allah rahmet eylesin, önüme gelir, vurur, elim böyle bağlı, vurur.
İlahi söyle der, ben başlarım ilahi söyleme. Şeyh Efendi Hazretlerinin bana ilahi söyle dediğini gördüğü halde vurur bana dirseye. Ben bakarım, sus der bana. Sanredin. Yolda her an kimse der, neden, nasıl, niçin yaptığının farkında değildir. İntihandır o. Eğer onu kasıtlı yaptıysa, o pırpır edip uçacaktır. Birisi zulmedene, birisi zikrediyorsa, birisi de ona zulmediyorsa, o zulmedene hayatta tutmaz. Şemşeği gibi indirir aşağıya. Allah, kendisini zikredenini sever. Ve zikredenini asla, asla ama yan gözle dahi baktırmaz.
Onun gözünü oyar. Oyar Allah adamın gözünü. Kim Allah'ı zikrediyorsa ve zikrinde halis ve samimiyse, kim Allah'la oturuşunda salisse, o bu noktada iman sahibi olduğu gibi ihlaslı bir şekilde oturuyorsa, Allah onun gözünü oyar, onun kulağını koparır, onun kalbini söker oradan imreti alem için. Asar.
O yüzden sakın ha. Allah sabredenlerle beraberdir. Allah'ı zikret, sabret. Sen otur, başına gelen hal neyse, o hali en üst seviyede doğru ver, doğru ve iyi bir noktada yaşayarak geçir. Allah sabredenleri sevdiği gibi, Allah sabredenlerle beraberdir. Allah zikredenlerle beraber, Allah kendi yolunda mücadele edenlerle beraberdir.
Allah kendi yolu için cihad edenler, Resulullah Hazretleri'nin getirmiş o dinin hidayetine tam. Kendi yolunda gidenlerle beraberdir. Nefsine uyma, sabret. Cemaatin içerisinde değişik haller olabilir, sabret. Cemaatin içerisinde değişik insanlar olabilir, senin yaptığını göremeyebilir, senin gittiğini göremeyebilir.
Sen hal takılma, vazifeni yerine getir. Sen insanların hal, sen bir ulvi vazifedir. Ulvi bir vazifedir. Alın yolunda gidip, onu anlatıp, onu irşad etmek için uğraşma. O yüzden kıymetli kardeşler, Allah sabredenlerle beraberdir. Ahiretine gözünü diken, Allah kendisine kavuşmayı arzulayak için gönlün pırpır eder. Gönlün ona kavuşmak için pırpır etsin. Gönlün ona ulaşmak istesin. Gönlün ağır etsin. Dünyanın geçici zevklerinin geçici heyecanlarına, dünyanın geçici mutluluklarına, onlar gelip geçicidir. Dünyanın geçici makamlarını aldat.
Size şef diyebilirler, mürşid diyebilirler, tamir diyebilirler. Zakir diyebilirler, çavuş diyebilirler, nakip diyebilirler, nokaba diyebilirler. Sen semadan başı olabilirsin, halime başı olabilirsin, ders başı olabilirsin, her şey olabilirsin. Hepsi de bu dünyada kalacak. Yürün gideceğim. Birisine tepeden bakma. Birisine tepeden bakma. Birisinin yolda ana çelme takmaya ulaşma, uğraşma. Sabret. Sabret. İnsanlardan bela, musibet, sıkıntı gelebilir, sabret. İnsanlardan cefa gelebilir, sabret. Bu yol öyle bir yol. Düzgün giden eşim sapar senin karşında. Düzgün giden çocuğun sapar karşında. Düzgün giden anne baban sapar karşında.
Bu yol öyle bir yol. O güne kadar her içinde dolaşıyor mu gelir sana? Ama bir bakarsın ki Allah dedin de senin gözünden perde kaldırılır. Her şeyi sen gerçek suretinde görmeye başlarsın. Allah dersin. Herkesin halini görmeye başlarsın. Allah dersin. Herkesin yarını ne yapacağını görmeye başlarsın. Sabret. Otur otur dünyada. Senin vazifen Allah ve Resulünün yolunda gitmek. Senin vazifen Allah ve Resulünün çizgisinde gitmek. Senin vazifen Allah'ı zikretmek. Senin vazifen Allah demek. İnsanların davranış biçimleri, insanların şakşakları seni aldatmasın. İnsanların senin önünde ilmeleri seni aldatmasın.
Sakın! Sakın! Hiç kimseye tepeden bakmayın. Sakın! Bunu defalarca söylüyorum. Birisi çavuş olabilirsiniz, nakip olabilirsiniz. Nükabba olabilirsiniz. Her şey olabilirsiniz. Bir kardeşiniz size bir şey söylerken, böyle hani tavırlar vardır ya. Bak işine girilsin der. Sakın! Sakın! O iman eden, o takva sahibi, o veliler, veliler, o evliyalar var ya. Mümin kardeşlerine şefkatli ve merhametlidir. Mümin kardeşlerine. Bu dış noktada cemaatler, cemiyetler, vermiş kardeşlerimiz. Burada birbirlerinize şefkat ve merhametle yaklaşın. Bu dergâhta bulunan kardeşler, eşlerinizle, çocuklarınızla, eşlerinizle, akrabalara, yanınızda çalışanlara, sokakta gibi, çiçeğe dair şefkatle ve merhametle yaklaşacaksınız.
Taşa bir tekme vurmak yok. Taşa bir tekme vurmak yok. Vurmuş oldun taşla ona bir tekme vurmak yok. Neysin sen? Taşa tekme vur. Onda Allah'ın nuru var. Onda Allah'ın nuru var. Taşa tekme vuramazsın. Böceği öldüremezsin. Onda Allah'ın nuru var. Sana ait değil o. Sen çiçeği katledemezsin. Sana ait değil o. Sen ağacı katledemezsin. Sana ait değil o. Sen gidip burası nehir değil. Sana ait değil orası. Sen devrederken dahi edeble böyle. Edeble böyle. Tuvalete giderken dahi edeble. Edeble git. Yolda yürürken edeble git. Kardeşine davranırken edeble. Eşine davranırken.
Çocuğuna davranırken edeble davranırken. Arkadaşına, kardeşine, annene, babana davranırken. Allah'ı görüyormuşçasına yaşamaktır. Allah'ı görüyormuşçasına yaşamak. Buna sabır gerek. Görüyormuşçasına yaşayacaksınız. Hiçbir bana selam veren, benimle ilişkiye giren, benimle gitmek istemiyorum.
Garipler dünyası. Bu dünya garipler dünyası. Bu dünya farklı bir dünya. Biz zaten garibiz. Sürgünüz zaten biz. Hepimiz sürgünüz. Ben sizi farklı bir noktada görmüyorum. Biz sürgün yemişiz. Her şeyden, her yerde. Şehirler almamış bizi, köyler almamış bizi, kazarlar almamış bizi, dağlar taşlamış bizi, sürülmüşüz. Biz bu noktada bir farkımız yok kardeşler.
Biz bu garipler topluluğu olarak o üzerinde toplanmak istiyorum. Garipler topluluğu, o mahşerin gölgesinde toplanmak istiyorum. O yüzden hiç kimsenin buradan ayrılmasına, hiç kimsenin buradan perişan olup gitmesini istemem. O yüzden kevazu, o yüzden müşrik davranmak, o yüzden edepli davranmak, adapli davranmak, birbirlerimize karşı asla üstünü taslamamak, sağlamamak. Allah muhafaza eylesin. Küçücük, çocuk dahi olsa, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetleri onlar da oturun, konuşur, sohbet ederdi. Onlar bir şey sorduğunda döner, onlara cevap verirdi. Hiç kimsenin kalbini kırmayın. Sabredin. Allah sabredenleri sever. Sizin kalbinizi kırsalar dahi sabredin. Sizi incitseler dahi sabredin.
Siz bir laf söylemeyin. Siz bir şey demeyin. Siz karşılık vermeyin. Sabredin. Susun. Allah deyin. Allah deyin. Ve onu da affedin. Affedin. Kim size kötülük yaptığısı affedin. Kim size zulmettiyse affedin. Kim sizin hakkınızı yediyse affedin. Kim sizin ayağınızda sel ve takdir. Affedin. Kim size laf söylediyse affedin. Affedin. Bu topluluk affedici topluluk. Bu topluluk peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kokusunun, suretinin, manasının. Bu topluluk onun sünnetinin yaşandığı bir topluluk olmalı. Ve zikrullah yaparken Allah onlarla beraber olabilmeliyiz. Onlarla beraber zikredebilmeliyiz. Onlarla kol kola diz dize yüzünde olmalıyız.
Onlarla olmalıyız. Bizim yanı başımızda o olmalı. Gelmeli. Başımızı okşamalı. Demeli ki garibin biri. Bu okşamalı başımızdan. Elimizden tutmalı. Demeli ki siz bugünün gariklerisiniz. Mahzunlarısınız. Mahcuplarısınız. Yalnızlarısınız. Siz bugünün delilerisiniz. Evet öyle demeli. Ve o zikrullah alakasına gelmeliyiz. Ve o zikrullah alakasında oturmalı. Ve gönlüm arca eder ki hepsinin yüzünü sıvazlasın. Hepinizi yalandan okşasın. Hepinizi isterim melekkanlarınızı. Hiçbir tanesinin eksik olmasını istemem. Hiçbir tanesini. Hiçbir tanesini. İsterim ki hepsini de yüzlerini okşasın.
İsterim ki hepsini de yüzlerini sevsin. İsterim ki hepsini de ileride tutsun. Ama o da sabredenlerle beraber. O yüzden kıymetli dostlar. Sabredin. Yol muhakkak ki bir şekilde bir yere gidecek. Nefeslerimiz tükenecek. Ömürlerimiz bitecek. Bitecek. Ecel geldiğinde dinlemeyecek hiç kimseyi. Peygamber de dinlememiş. Hani bir peygamber asasına yaslandığı anda ölmüş ya. Asasına yaslandığı anda ölmüş. Bitecek ömrümüz. Bitecek. Demiş ya İbrahim aleyhisselam Azrail'e. Demiş sor ona. Dost dostunun canını alır mı? Azrail aleyhisselam hızla yükselmiş. Demiş ya Rabbim senin dostun öyle bir soru sordu ki. Kanbına cevap veremedim. Ne dedi?
Dost dostun canını alır mı dedi. Sen git demiş ona söyle. Dost dosta kavuşmak istemez mi demiş. Sonra hızlanmış. Dedi ki demiş. Dost kavuşmak istemez mi? Atmış kendine Azrail'e. Demiş al canım pek istiyorum. Dost'a gitmek. Sıyırınız olmasın. Takıntınız olmasın. Ağırlığınız olmasın. Eteğinizden çeken olmasın. İnsanları affedin. Ahmet edin. Ve saygılı davranın. Sizden alıp götürsünler. Paranızı götürürler. Sizin işte saf yerini koyarlar. Salak yerini koyarlar. Koysunlar. Kendilerini koyarlar. Kendilerini. Siz yönünüzü ona döndürün. Yönünüzü ona döndürün.
Ahirete doğru yönelim. Ahirete doğru yönelim. Merak etmeyin. Dünya size hizmet eder. Dünya size hizmet eder. Hani bir baykuş yıkayen var ya. Hani leylek derviş ya baykuşa. Derviş oturmuş. Öyle huzur ediyormuş. Seyahate çıkarmış ya üstadı. İdiren içiren olmamış. Böyle bir viranelikte akşam karanlığında. Akşam karanlığında çökmek özel huzur etmiş derviş. Oturmuş. Baykuş gelmiş o esnada yuvasına koymuş. Leylek gelmiş yuvasına koymuş baykuşa diyormuş ki. Eh baykuş kardeş. Ne tembelsin ya. Sabahtan beri hep bıraktığım yerdesin. Hiç rızkını aramak için koşmadın. Şunu yapmadın. Bunu yapmadın. Az zikretin filan deyince. Baykuş kafasını kaldırmış. Sey demiş leylek kardeş. Bırak benimle uğraşma.
Bak demiş seyret. Leylek büyük bir dikkatiyle baykuşa bakmaya başlamış. Baykuş derin bir nefes almış. Tabiri dais ise böyle tabiri caiz ise kıçının üzerine yıkılmış gitmiş böyle. Üç tane serçe kuşu gelmiş hemen. Cık cık cık … önüne. Bu anca kendine gelmiş böyle bir silkelenmiş. Böyle bir gözünü açmış. Saatçenin birisine bir pençe vurmuş. Öbür ikisini de kanadıyla göndermiş. Demiş leylek kardeş. Biz Allah'ı öyle bir zikrederiz ki demiş. Cenab-ı Hak rızkımızı bizim önümüze getirir. Fazlasıyla, fazlasıyla ihtiyacımız kadarını alır. Geri kalan demiş azat ederiz. Oysa sen demiş çok zikrettiğini söylersin.
Ama demiş gidersin. Ulan çıyan yiyeceğim, solucan yiyeceğim diye bakarsın deriz. Kıymetli dostlar, Allah'ı zikredin. Ve sabredenlerden olun. Pelazı sahiplerden olun. Buraya gelen bütün kardeşlerimiz, bütün kardeşlerimiz, hepsi de kardeşimiz. Hiçbirisine tepeden bakmayın. Bay bayan, herkes dahil buna. Birisine tepeden bakıyorsanız, birisine tepeden bakıyorsanız, ihanet ediyorsunuz. Allah ihanet edenleri sevmez. Allah bizi affetsin inşallah. Ve o insanlar dua ederlermiş. Derlermiş ki, ey Rabbimiz, o peygamberlerin yanında olanlar, o velilerin yanında olanlar, o sufilik yolunda olanlar, o cihad yolunda olanlar, o mücadele yolunda. Günahlarımız, eşimizdeki israfımızı bize bağışla, sebatımızı ak, kafirler güruhuna karşı bize yardım et diyorlardı.
Bu yüzden Allah onlara dünya nimetini de, ahiret nimetini de fazlasıyla verdi. Ve Allah ihsan edenleri sever. Ve siz bu halinlerinde dururuz. Sad edersiniz. Ve Allah'ın zikre, ahirete doğruyu. Allah yolunda mücadeleye, nefislerinizle yaka paçağı olmaya, ve nefsinizle dur demeye, şeytana dur demeye devam edersiniz. Allah size dünyada da, ahirette de iyilikler verecektir.
Allah sizin dünyanızı da, ahiretinizle zeminleştirecektir. Ve Allah diyor, ihsan edenleri sever. Ben size dünya ve ahiret nimetini arttıracağım. Dünya ve ahiret nimetiniz arttıkça, siz de ihsanınızı arttırın. İhsanı arttıranları da, Allah sever buyuruyor.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.