Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 1:18:25
Allah gecenizi hayırlı eylesin, inşallah. Cenâb-ı Hakk'ın günümüzü hayırlı eylesin, hayırlı eylesin, inşallah. Yaşımız irade edip, kısmetlerimizin herçesini dönüyor, ne yapmamız? Allah bilme, hayırlı nasip eylesin. Kibirlilik yapmayın. İnsanlar normalde kibirlilik yaparlar, evlilikle alakalı.
O bize göre değil, bu ona göre değil. Yok gözü kara olacak, yok kaşığı ak olacak. Öyle ömürlerini bitirirler. Bir de evlilikte sıkıntılı, sıkıntı yaşayan aileler olur. Bunlara örnek alırlar, bu da kötü örnek olur. Evlilikle alakalı, çok ince eleyip sık dokuyanlar vardır. Allah muhafaza eylesin. Bu hoş bir şey değildir.
Biraz insan karşısındaki arınacak olduğu şeyleri makul ve mağlûl dairede tutacak. Arınacak olduğumuz şey, hani nikâh dört şey için yapılır, dini için, zenginliği için, güzelliği için, nesebi için. Siz dindar olanı seçiniz der. O yüzden bu manada dindar olanı seçin, yeter.
Dindarlıktan kasıp, iyi ahlakdır. Güzel ahlaktır. Seşrek olduğumuz kimsenin üzerinde Allah'ın sevmediği haller yok ise, o sizin için hayırlıdır. Allah, işte kibirlenenleri sevmez. Seşrek olduğumuz kimse, kadın, erkek, ikisi de birbirine baktıklarında, kibirlilik olmayacak. Şimdi kibirlilik olmayacak deyip de, burayı bir açarsam şimdi, Allah affetsin, bu mevzu uzar gider.
Sıkıntı, insanların arasında kibirliliktir. Bu Allah'ın sevmediği şeydir. Yalancılıktır. Allah'ın sevmediği şeydir. Cibirliktir. Allah'ın sevmediği şeydir. İşte tembelliktir. Allah'ın sevmediği şeydir. Böyle hani serkeşlik derler ya, serkeşliktir. Allah'ın sevmediği şeydir. Celalilik böyle iki birbirine çok sinirliyim der ya, öfkelenir insan. Allah'ın sevmediği şeydir. Bunlardan uzak durur. Ama insanlar bunları normalde bu noktada bakmıyorlar birbirlerine. Bugünün insanı karşısındaki kimsede aradığı değerler mazumesi bunlar değil. Bunlar olmayınca da sıkıntı yaşanıyor. Evlenemiyor bak insanlar. Belli bir yaşa giriyorlar. Belli bir noktaya giriyorlar. Oraya geldikten sonra daha bakışları, dönüşleri, düşünceleri değişiyor.
Bir noktadan sonra mesela ben, hadi bir kadın evlenme noktasında bizim kapımızda girip böyle beni nikahını al deme noktasında değil dedi Künakir. Aslında sünnettir. Ama bunu yapamam. Mesela bir erkeğin evlenememesini anlayamam ben. Bir erkek normal şartlarda evlenememesini anlayamam. Ona bir anlam katamam ben. Neden evlenemedi diye düşündüğümde, evlenememiş dediğimde kendi kendime bir anlam katamam. Bu belki de benim kendi sosyal olarak, kendi içimdeki, kendime güvenimden belki de kaynaklanır. Yani 70 yaşında da yaşına da gelsin bir adamın, adamın evlenememesini anlam veremem. Bu yani şahsın kendisiyle alakalıdır.
Bunun tam nası, kısmet, kader filan bunun hepsinde sıralar insanlar. Bunlar, bunlar insanların kendi içlerinde cüz-i iradesidir. Kendi içtaharilerdir. O cüz-i iradesinin neticesi. Allah affetsin. Ya ben derviş kardeşlerimin bu konuda biraz daha böyle cesaretliyim. Biraz daha olumlu, pozitif. Biraz daha böyle ayakları yaraya basan olmasını isterim. Ya bir erkeğin evlenmekten ve evlilikten korkmasını algılayamam, anlayamam. Bir kadının evlenmekten ve evlilikten korkmasını algılayamam, anlayamam. Bu biraz benim literatürüm dışında bu. Ve bir evliliğin yürütülmesinde mesela erkeğin zayıflığını algılayamam, anlayamam.
Yani bunu algılayamam, anlayamam fazla. Bu benim için biraz, Allah affetsin, benim algıladığım, benim anladığım kadarıyla sıkıntılı bir nokta. Yani bir adam evliliğini götürebilmeli. Kadın derse ki boşa beni, bir dakikada da boşamalı. Bugün haberlerde dinliyorum, kadın boşanmak istemiş, adam gitmiş onu öldürmüş. Rezil kefazı. Yok ki İslam'da böyle bir şey. Veya geçen gün de işte İstanbul'da bir tane olay oldu, şimdi Konya'da oldu. Yani kadın boşanmak istemiş, 3-4 yıldan beri boşanmayı hedef görmüş. Adam gitmiş öldürmüş, rezil kefazı, katil. Ebedi yeni cehennemde kalıyor. Bir kimseyi öldüren kimse bütün insanlığı öldürmüş gibidir.
Konya'da kadın boşanma mahkemesi aşmış, adam gitmiş onu öldürmüş. Çocuklar da kaldı şimdi. Hem anası hem babası. Mesela benim kendi şahsi durduğum noktada bir kadın boşanmak istiyorsa adam da adamını 5 dakikada boşayacak gidecek. Yani onun bir zorlamanın anlamı yok. Veya bir adam boşanmak istiyorsa boşanacak geçecek. Zorlamanın bir anlamı yok. Kim boşanmayı istiyorsa boşanacak geçecek, yürüyecek gidecek. Boşanmak yolun sonu değil ki, ölüm değil ki. O da Allah'ın helal ettiği bir şey. Biz iyisiz değiliz. Zulüm oluyor geri kalan. Ama bir kimsenin evlenememesi, evlenmemesi de kendisine zulür.
Bazen arkadaşları, anneleri falan ödülüyor. Ve evlendirin babanızı. Bu yıllardan beri ben daha inanmam. Benim bu yeni dervişlikle alakalı bir tarzım değil. Annem benim bıraktı gitti bizi. Ben babama teklifler gelmeye başladı. Babama dedim evlen. Annem o yüzden beni çok fazla has etmez. Hatta gelin adayları olurdu. Babam bana sorardı. Bu nasıl, bu nasıl filan. Birkaç tanesini ben evlen değilim. Bu olmaz, bu olmaz, bu olur. Babamın hoşuna gidiyordu. Benim ensemden böyle vuruyordu, severken benim ensemden vurarak severdi. Boşuna gidiyordu. Mesela annesi vefat etmiş. Ondan sonra babasını evlendirmeyen oğlan çocuklarına ben böyle takip ederim, bakarım.
Annesi vefat etmiş. Eee, evvel babanı. Hatta sen gülürcülük yap, benim babam iyidir, hoştur, güzeldir der. Hayırlı evlat olacak. Yani bir de oğlu oldu diye adam iki kurban kesiyor. Annesi vefat ediyor, oğlan babasını evermemek için canlı ve mücadele ediyor. Hayırlı evlat değil. Veya annesi vefat ediyor, kız babasını evlendirmek için uğraşmıyor. Hayırlı evlat değil. Veya annesi bırakıp gidiyor o babasını. Çocuklar babalarını evlendirmiyorlar. Hayırlı evlat değil. Evlilik de alakalı insanlar rahat davranıyor ama. Kur'an'ın ve sünnet-i Resulullah'ın bizim önümüze koyduğu İslami hayat bu değil.
Kur'an'ın ve İslam'ın, sünnet-i Resulullah'ın bizim önümüze koyduğu İslami hayat bu değil. Yani anne baba kız çocuğunu birisiyle evlendirmek için zorluyor. Yok İslam'da. Anne baba oğlunun filancanın kızını almak için zorluyor. Yok İslam'da. İslam diyor ki ben bu kadınla geçinmek istemiyorum, görmek istemiyorum. Ben boşanmak istiyorum. Çocuğun annesi, babası veyahut da kız diyor ki ben bu adamla evliliğimi götürmek istemiyorum, yürütmek istemiyorum. Kızın annesi, babası var bir işlerine baskı yaparak da o evliliklerini götürmeleri için baskı uyguluyorlar. Yok İslam'da. Bizim kafamıza öyle bir şey yerleşmiş. Yani normalde bir adam geçinemedi, boşandı.
Kötü adam. Veyahut da bir kadın olmadı, yürümedi, boşandı. Kötü kadın. Bunlar toplumun hep böyle insanların üzerine giydirdiği deli gömleğe gidiyorlar. Veya bir erkek gelmiş işte 35-40 yaşına evlenememiş, toplum ona bir deli gömleğe giydiriyorlar. Veyahut da bir kız çocuğu, kadın gelmiş 35-40 yaşına evlenememiş, evlenememiş, toplum ona bir deli gömleğe giydiriyorlar. Yani insanlar o meseleye Kur'an-ı Sünnet gözlüğünde bakmıyorlar. İnsanlar o meseleye böyle İslami bakış açısına sahip olarak bakmıyorlar. Bakmayınca da problem çıkıyor zaten. Aile bakmıyor, sülale bakmıyor, etraf bakmıyor, kimse bakmıyor. Öyle olunca İslam'la toplumun hayat standartı arasında sıkıntı var. Yani İslam başka bir merkezde duruyor.
İnsanların hayat standartları, hayata bakışları, hayat düşünceleri başka bir merkezde duruyor. İkisinin arasında, ikisi bu noktada bir noktada birleşmiyor. E birleşmesi için dini yaşayacak olan insanların kendilerini, fırınlarını, fırtılarını toplayıp İslami dairenin içine girmeleri lazım. Düşünce olarak da oraya girmesi lazım. Hayat standartı olarak da oraya girmesi lazım. Ama hayat standartı olarak da, düşünce olarak da insanlar o noktaya gidemiyorlar. Gitmiyorlar. Bu noktada nefislerine uyuyorlar. Nefislerine zor geliyor. Çarpıklıklar oluyor. O çarpıklık devam edip gidiyor. Yani gerçek olan nesil de çarpık gidiyor. Bu noktada bilhassa bizim kardeşler Kur'an-ı Sünnet mantığı içerisinde kalmalı.
Kur'an-ı Sünnet mantığı içerisinde davranmalı. Kur'an-ı Sünnet mantığı içerisinde hayatlarını devam ettirmeli. Evliliklerini, ticaretlerini, çocuklarla olan ilişkilerini, aileleriyle olan ilişkilerini, anne baba ilişkilerini o mantık içerisinde götürmeli. Yani bir anne baba, Kur'an-ı Sünnet tarihinde çocuğuna zulmetlemeli. Bir çocuk Kur'an-ı Sünnet tarihinde anne babasına zulmetlemeli. Bir kadın Kur'an-ı Sünnet tarihinde kocasına zulmetlemeli. Bir adam da Kur'an-ı Sünnet tarihinde durur, eşine zulmetlemeli. Bunu öyle bir ince perdede, öyle bir ince noktada götürmeli ki insanların evleri cennet bahçesi olsun. Bu noktada insanların hayatları cennet bahçesi olsun.
Adam iş yerinde de, evinde de, dergahta da, içinde durduğu hayat sınnetlerinin her tarafında Kur'an-ı Sünnet'te yoğrulmuş bir hayat yaşamak. Bunun için muhakkak ve muhakkak çok hadis bilmesi lazım, hadis okuması lazım. Çünkü günlük hayatın içerisinde hadislerde müthiş çıkış yollar var. Hani ayet-i kelime var ya, o Allah'ı sevenler için Resulullah'ta, Muhammed'te, sallallahu aleyhi ve sellem maddelerinde güzel örnekler vardır.
Allah'ı zikrederler için. Çünkü seven zikreder, zikreden sever. Yani zikretmekle seven eş değerdedir. Kelime manası olarak birbirinden farklı gibi görünse birbirinin içindedir. Zikreder sever, seven zikreder. O zaman Allah'ı zikredenler için, Allah'ı sevenler için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine güzel örnekler vardır. O zaman günlük hayat algılayışı noktasında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine bakmalı insanlar. E biz karşımızdaki kimsede, kimseye bakarken, Kur'an sünnet gözüyle bakmadığımızda yanılgı içerisine giriyoruz. Adam evlenecek, evlenecek oldu. Kadının maddi durumuna bakıyor. Kadın evlenecek, evlenecek oldu. Kimsenin maddi durumuna bakıyor.
Onun ahlakına bakmıyor. Onun ahlakına bakmış olsa mesele bitecek. Veya bir kimse evlenecek, evlenecek kadındaki veya erkekteki özellikler o kadar sıralıyor ki. Fabrika imal etmiyor da öyle bir şey. Bakın, pembe rüyalardan uyanık. Hiçbir kimse için mükemmel bir kadın yok. Hiçbir kimse için de mükemmel bir adam yok. Hiçbir erkek kendini mükemmel görmesin. Hiçbir kadın da kendisini mükemmel görmesin. Hiçbir kadın da kendisini mükemmel görmesin. Yani bir de iki mükemmel kendisini mükemmel görer. İki mislerin aynı evde yaşaması mümkün değil. Aynı toplulukta yaşaması mümkün değil. Aynı derdatta yaşaması mümkün değil. Aynı iş yerinde yaşaması mümkün değil.
Kimse mükemmel değil. Yani bunu böyle söylerken ben kendi hayatımdan da örnek veriyorum. Yani Sait burada, örneğin işte ben iş yerini kendimi mükemmel noktasında görsem, Sait de kendini mükemmel noktasında görsem çatışırız biz iş yerine. Ben Allah'ım biliyorum, kendi kendime de düşünüyorum. Sait'i de dinlemek lazım aslında da. Ama normalde şimdi kendi kendime ben her şeyin mükemmelini biliyorum desem, onun her işine karışmış olsam hayat yaşanmaz hale gelir iş yerine. Adam özgür bir şekilde bir şey yapacak olsa yapamaz ki. Özgür bir şekilde bir şey yapacak. O malı alacak, oraya koyacak, oraya koyacak, oraya kıracak, yıkacak, buraya yapacak. Adam onun yapamazsa iş yerine çalışamaz ki.
İki mükemmel çarpmıştığı zaman, yok bir tane mükemmel kalmaz o zaman. Biri mükemmel, biri mükemmel değil. O da çarpıklı. Yok kardeş hayat ortak devam ediyor. Biz bu derdahta da hepimiz bir bütünüz. Biz hepimiz bir vücut gibiyiz. Birimiz birimizden çok mükemmel değil. Birimiz birimizden çok bilen değil. Birimiz birimizden çok akıllı değil. Böyle bir şey yok. O zaman yürümez ki zaten. Buradaki herkesin bir paytası olması lazım. Vücudu şöyle düşünün. Yani vücut şunu diyebilir mi? Yani ben karaciğer, akciğere şöyle diyebilir miyim? Ben senden daha faziletliyim diye. Ben senden daha önemliyim diye. Diye mi? Vücudun içerisinde hepsinin bir öneme sahip. Evliliklerinize, işinize, etrafınızda bu gözlükte bakın.
Hiç kimse mükemmel değil. Sen de değilsin, karşımda kız da değil. Kadın ararken mükemmel bir adam arıyor. Adam ararken mükemmel bir kadın arıyor. Yok. En mükemmeli 1400 yıl önce geldi, yaşadı gitti. Yok. O yüzden, kardeşler, bekar kimse kalmasın. Bunu ciddi ve samimi olarak söyleyeyim. Bir tavsiye, başka bir şey değil. Ben buna karşıyım ama cemaatçilik yapmaya karşıyım. Bunu açık bir şekilde söyleyeyim. Fakat, dergahın içerisinde hizmetin devamiyeti. Bu noktada, işte bir kimsenin dergah içinde koşuşturuyorsa, onun daha rahat olması için, aynı dergahta vurursa nur ala nur.
Ama yarın hizmetin sıkıntı yaşanırsa, o zaman birbirinin dervişliği sakata gidiyor. O yüzden, evlenecek olan kardeşler, eğer dergahın içerisinde, daha böyle koşturmayı, daha etkin olmayı, daha böyle ilerazınlar atmayı düşünüyorsa, düşünüyorsa, dergahın içerisinden evliliklerini yerine götürmeleri, tamamlamaları, tamamlamaları, evliliklerine nur ala nur. Ama illaki böyle olacak diye bir kaide yok. Fakat, arkadaşların, kardeşlerin, bayanların da, erkeklerin de, yani böyle bekarlıklarına devam ettirmesi hoş bir şey değil. Artık kadınlara bir parantez açıyoruz diyoruz ki, kendilerini gidip beni nikahla deme noktalarında, bizim toplumumuzda alışılmış, uygulanılmış bir nokta yok.
Ama erkeklerin de bekal kalmaları, evlenmemeleri, evlenememeleri, sünnete aykırı. Allah bizi affetsin. O yüzden yaşlarınızı geçirmeyin. Bilhassa erkekler, yaşlarınızı geçirmeyin. Evlilikten korkmayın, evlilikten ürkmeyin. Bir adam, bir erkek, onu geçen gün İzmit'le söyledim. Ya bir kadını, bir kadınla olan evliliğini götüremiyorsan, dolaşmasın hiç ortalıkta. Küçümsediğinden dolayı değil. Veya bir kadın, bir erkekle geçinemiyorsan, dolaşmasın ortalıkta. Allah bizi affetsin. Bu yüzden evlilikten ürkmeyin.
Tabi burada şimdi bazı erkek arkadaşlar var, bana böyle evlenmeyle alakalı, hani işte istedik olmadı, şu olmadı, bu olmadı diyenler var, şimdi içlerinden şöyle diyebilirler. Ya ben gayret ediyorum da işte olmadı filan diyebilirler. Yok, az gayret etmişsiniz demek ki. Daha fazla gayret ettiniz, inşallah. Bir çocuğum oldu, adını nasip edin bıraktım. Adını çocuğa çok ağır olduğunu söylediler. Acaba böyle bir şey var mı? Ya Allah rızaksın. Beni atın çocuk isimleriyle uğraştırmayın ya. Ailede eşler arası müsamaha ve davranış, saygı ve sevgi noktasında nasıl olmalıdır? Kur'an ve sünnette ölçüsü nasıldır? Allah razı olsun. Allah hepinizden de razı olsun. Ya bu noktada az önceki sohbet bir mesele yetti herhalde, öyle değil mi?
Bir erkeğin bir kadına hakaret etmesi, ona bağırıp çağırması, onun dövmesi, ne bileyim ona böyle aşırı baskı yapması, onu böyle hayatı çekilmez hale getirmesi anlaşılabilecek bir şey değil. Kadınlar iyilik kemiğinden yaratılmıştır. Çok düzeltmeye çalışırsanız kırılır, çok serbest bırakırsanız da iyice yamılır.
O zaman bizim dinimiz orta dindir. Orta davranın. Eşlerinize orta davranın. Eşlerinize hakaret etmeyin. Eşlerinizi dövmeyin, sövmeyin, küfretmeyin. Saygısız davranmayın. Kadınları yıkan en önemli unsurlar bunlardır. Kadın kendi kendine düşünür. Bir şeysi eksik. Ama adam dövmüyor, sövmüyor. Bir şey alamıyor. Kendi kendine düşünür. Ya adam dövmüyor, sövmüyor, hakaret etmiş. İyi adamlar. Şimdi bir şeyler eksik, hem adam dövüyor, sövüyor, hakaret ediyor. Bunlar çok İslam ahlakına uygun şeyler değil. Dervişlik ahlakına hiç uygun değil. Bakın, dervişlik ahlakına hiç uygun değil.
Ben isterim ki bizim dergahın erkekleri hiçbir zaman hangi noktada olursa olsun eşlerini dövmesinler, sövmesinler, hakaret etmesinler, evden kovmasınlar. Hiç. Bir kadın ne zaman evden kovulacak? Kadın sözünü dinlemiyorsa, gitme dediği yere gidiyorsa, eve alma dediği kimseyi alıyorsa, ahlaksızlık yapıyorsa, evet tamam söyleyecek laf yok.
Söyleyecek laf yok. O zaman her fikir. Ama bunlar yoksa, bir erkeğin onu dövmesin, sövmesin, hakaret etmesin gerçekten hedeflişi. Zayıflık. Zayıflık. Adamın onu evden kovması. Zayıflık. Adamın onu hala annenin evine götüreyim, bırakayım senin evine. Zayıflık. Kardeş, bu kadın gitmedi bir yere gidiyor, bu gitmiyor. Alma, eve alma dedin adamı, alıyor, bu almıyor. Çok laf edersiniz, bu ayıp bir şey değil. Cinsel ilişki noktasında, sen talep ettin müddetçe, sana cevap veriyor, bu veriyor.
Nereye kovuyorsun sen bu kadını? İçin ısınmadın, sevmedim. Baştan alma. O zaman yine kovma. Git. Deki ya böyle böyle, benim içim ısınmadı. Hakkını helal et. Gitmen, yapamayacağım, götüremeyeceğim. Eyvallah. Ama kovma, hakaret etme. Onu küçültme. Veya bir kadının kocasını dinle, makul ve malum bir şeyde bir kadının kocasını dinlememesini algılayamam. Ya adam sana oraya gitme demiş. Gitme. Bunu yapma demiş. Ya yapma. Yapma. Gitme. Nesine kavga ediyorsun evden?
Ben şimdi çok problem dinliyorum ya. Ben evlilik de alakalı sanki evlilik programları gibi 16 yaşımdan beri problem dinliyorum ben. Bakın 16 yaşımdan beri problem dinliyorum. Bir tek kibirlenenlerin işlerine bakamam ben. Kibirlilik varsa birisini de çekilelim kenara. Evet. Kibirlenenlere Allah sevmez. Kibirlenenlere Allah sevmez. Asla kimseye kibirlenmez. Kibirlenmek, yemeğe kibirlenmek, kadının ve erkeğin sülalesine kibirlenmek, kadının ve erkeğin hayat standardına kibirlenmek, kıyafetine kibirlenmek, işte ne bileyim onun yaptığı bir şeye kibirlenmek, onu küçük görmek, onu küçümsemek. Allah sevmez bunları.
Böyle bir kimsenin işine yardımcı olduğun zaman sen Allah'ın sevmediği bir kimsenin işine yardımcı olmuş olursun. O yüzden Allah seni de sevmez. Yok kibirlilikten geri dönecek ya da çekileceksin kenara. Allah kibirliliğini sevmez diyeceksin, çekileceksin. Öbür türlü, Allah muhafazıyla sıkıntı yok. İnsanlar birbirlerine kibirlendiklerinde hayat çekilmez hale gelir.
Kadın erkeğe kibirleniyorsa, erkek kadına kibirleniyorsa hayat çekilmez hale gelir. Ama öbür türlü insanlar neyi paylaşamazlar bilemiyor. Neyi götüremezler insanlar bilemiyor. Allah bizi affetsin. Ve boş, heva, hevesten kaynaklanan şeyler bunlar. Boş, heva, hevesten kaynaklanan şeyler. İnsanlar nefislerine uyuyorlar. Hevalarına uyuyorlar. Hayatlarını söndürüyorlar. Bakın hayatlarını söndürüyorlar. Allah bizi affetsin. Allah Allah. Ali İmran Suresi
134. ayet-i kerime. O takva sahipleri için hazırlanmıştır. 130. ayetin sonu. Devam ediyor. O takva sahipleri ki Bollukta ve darlıkta imhak ederler. Bu birkaç iki hafta, bu üçüncü hafta yaptığımız dersler şu. Böyle kendimce sıra sıra Allah'ın sevdikleri kimler?
Bazı kardeşler bunlar bu sohbetleri kendi üzerlerine almıyorlar. Neden üzerinize alıyorsunuz, alıyorsunuz diye sorgulamıyorum. Alın üzerinize. Bu sohbetler, bu dersler bir şahsa ait değil. Ben hiçbir zaman şahsa özellik sohbet etmem. Allah affetsin. Kendimce bir sohbet programım vardır. Ben o sohbet programına kendimce uymaya gayret ederim. Ama bazen hiçbir programsa buradaki sorulara cevaplayarak sohbet akar gider. Hiç kimse kendi üzerinden ya bunu bana kartı özel olarak söyledi diye düşünmesin. Belki de sohbetin bir alanı ona özel gitmiştir, ona bir şey diyemem. Ama ben oturup da kendi kendime bu akşam Adnan'a özel şunu diyeyim diye tasarlamam.
Tasarladığım bir sohbet beni rahatsız ediyor zaten. İçimi takatıyor. Ben o çok uzun senelerden beri Allah affetsin. Öyle sohbet etmeyi kendime uygun görmüyorum, yakıştırmıyorum kendime. Benim kendim için şimdi birkaç arkadaş birkaçtan fazla, bazı kardeşler işte bana mı bu sohbet hakkınız helal ediyorsun, özür dilerim falan dedi. Yok. Ben Kur'an'ı bile bildiğin kadarıyla göz gezdiriyorum öyle. İşte Allah şunları sever, o ayet-i kerimeden ders ediyor. İşte geçen hafta tövbe edenler ve ihsan edenlerle alakalıydı. O ihsan edendi baştaki ayet-i kerime. Ardından işte ihsan etmek ve ahdini yerine getirmekle alakalıydı. Bu haftaki ayet-i kerime 34. ve 35. ayet-i kerimeden.
O takva sahipleri ki bollukta ve darlıkta infak ederler. Öfkelerini yenerler. İnsanların kusurlarını bağışlarlar. Allah ihsan edenleri sever. Bu Allah'ın ihsan edenleri sevme ayeti kerimesi önümüze çok geldi. Çok geldi. Allah ihsan edenleri sever. İhsan etmeyi hep biz yalnız dışa yönelik bir şey olarak görüyoruz. İhsan etmenin içe yöneliği de var, batiniliği de var. Yani o batiniliğini de bir gün anlatacağım inşallah. Allah'tan bir şey gelmezse yani. Demek ki bir takva sahipleri var. O takva sahipleri kim değil? Şüphelilerden kaçanlar.
O takva sahipleri, namazlarını kılanlar, oruçlarını tutanlar, dinin emirlerini yerine getirenler, haramlardan uzak duranlar. İşte o takva sahiplerini Allah seviyor. Ve sevdiği o kulların özelliklerini bize anlatıyor. Allah hangi kullarını seviyor? Allah neyi seviyor? Biz onu seviyorsak onun sevdiği haliyle halleneceğiz. Biz onu sevme yolunda gidiyorsak onun haliyle halleneceğiz ki onun sevdiği hal üzerimizde olursa bizi görecek bu manada. Onu hep görüyor da sevgi noktasında o zaman biz üst noktalara çıkacağız. O zaman o yolumuz değişecek, halimiz değişecek, kanalımız değişecek. Onun sevdiği halleriyle halleneceğiz. Onun sevdiği haller.
O zaman o takva sahipleri ki, bollukta ve darlıkta infak ederler. O zaman onlar için bollukmuş, darlıkmuş söz konusu değildir. Onlar infak etmeye devam ederler. Açlıkmuş, toplukmuş, infak ederler. Onlar açtır, birisi ona bir lokma bir şey getirmiştir, o onu infak ederler. Hatta başka bir ayet-i kerimede bu konuyla alakalı onlar gece gündüz. Gece gündüz infak ederler. Onun için gece önemli değildir. Onun için gündüz önemli değildir. Aslında buradaki gece gündüz infak etmek. İkselliği de var, batirliği de var. Evet gece infak etmek, gece sıkıntıda olan, dertte olan, problemde olan kimselere maddi yardım etmek. Gece infak etmek, gece namazdan sonra kalk, dua et.
Gece zikirde dua et. Gece muhakkak yalvar, bir başkası için bir şeyler yap. İnfak et. O tatva sahipleri infak ederler. Darlıkta, bollukta. Sen ne kadar darda olursan ol. Sen duaya devam et. Sen ne kadar sıkışıklıkta bulunursan bulun. Sen o infaka devam et. O maddi namizi kim infak ederse merak etmeyin. Malı eksilmez. İnfak edenin malı eksilmez. İnfak edenin ilmi eksilmez. İnfak edenin, yani dua edenin duası eksilmez. İnfak eden bütün yaptığı ibadetleri, bütün kardeşlerine, bütün ümmet-i Muhammed'e hediye etse eksilmez. Allah onun arttırır. İnfak et. Oruç tuttun, infak et ümmet-i Muhammed'e. Zikrettin, infak et ümmet-i Muhammed'e.
Dua ettin, infak et ümmet-i Muhammed'e. Çoluğunun, çocuğunun, rızkının, işinin, gücünün belli bir kısmını ayırdıktan sonra infak et. Belli bir noktada infak et. Neden? Allah infak edenleri sever. Allah'ın sevdiği hal üzerine ol. Devam ediyor. Öfkelerini yenerler. Öfkeni yen. Sizin en kuvvetleriniz öfkelendiğinde öfkesini yenendir. Ebu Zerri Gifara Hazretleri gelmişler. Birisi gelmiş, saçını çekmiş. Seslenmemiş. Birisi gelmiş, bir tane daha saçını çekmiş. Bir ayağa kalkmış, dolaşmış. Olmamış, oturmuş.
Olmamış, yatmış. Demişler ki ne oldu? Öfkelenmemek için demiş. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki demiş. Öfkelendirip oturuyorsanız kalkınız. Ayağa durunuz. Olmadı, yatırmadı demiş. Ben de onu yaptım. Öfke şeytandandır. Öfke şeytandan. Öfkelenmek yok. Derviş öfkelenmez. Derviş kardeşlerine öfkelenmez. Eşine öfkelenmez. Annesine babasına öfkelenmez. Arkadaşlarına öfkelenmez. Çocuğuna öfkelenmez. Öfkelenmek yok. Dervişin öfkeleneceği şey kafirlerdir, müşriklerdir, münafıklardır. Dervişin öfkelenecek olduğu şey kötü ahlaktır. Biz kibirliliğe öfkeleniriz.
Biz zalimliğe öfkeleniriz. Biz hırsızlığa öfkeleniriz. Biz sarhoşluya içki içen içki içilmesine öfkeleniriz. Bunlar Allah'ın haram ettiği şeylerdir. Biz Allah'ın haram ettiği şeylere öfkeleniriz. Biz savaşta kafirlere öfkeleniriz. Ama Müslümanlara karşı müşrikiz. Müminlere karşı müşrikiz. Merhametliyiz, şefkatliyiz. Bu başka cemaattan öfkelenmez. Bu başka tarikattan öfkelenmez. Bu filanca şey efendim öfkelenmez. O senden değil diye öfkelenmez. Ve onu senden görmemekte yanlış bir şey. Bütün tarikatlar kardeştir. Öfkelenmez. Bütün üstadlar, bütün şeyhler kardeşimizdir. Öfkelenmez. Yanlışlıklara öfkelenmez.
Mümin yanlışlıklara öfkelenmez. Mümin doğruya öfkelenmez. Mümin doğru gidene öfkelenmez. O zaman öfke bu manada şeytandandır. Şeytan hadis şeridi diyor ki şeytan ateşten yaratılmadır. Ateşi nasıl su söndürürse sen de abdest al. Şeytan sana galip geldi. Kalk abdest al iki rekat namaz kıl. Kalk abdest al iki rekat namaz kıl öfkelenliğinde. Kalk abdest al bir dolaş. Öfkelenmez. Kalk bir yürü. Öfkelenmez. Ama sakın diline sahip ol. Eline sahip ol. Öfkelenmeyin kendi kendine ahlak edinme. Ya huyu öyle çok sinirli.
Ne alakası var? Ahlaksız o. Ya huyu öyle işte ağzından çıkıveriyor. Ne alakası var? Ahlaksız. Ahlaksızlık diş durumu da olmasın. Allah ahlaksızları sevmez. Allah öfkesine mağlup olanları sevmez. Allah'ın sevdikleri onlar değildir. Canınızın acıdığı anda, öfkelendiğiniz anda öfkenizi yedin. Teşbih edin. Allah'ı tensih edin. Çıkın dağların başına. Allahu Ekber. Kesinlikle ve kesinlikle etrafınıza öfke saçmayın. Bu doğru bir şey değil. Bu dervişlerin yolu değil. Bu aşıkların yolu değil. Birisine öfkelenip sesinizi yükseltiyorsanız bu dervişlik değil. Bu güzel ahlak değil.
Haklı olmuş olsanız dahi hiç kimseye sesinizi yükseltmeyin. Olmuş olsanız dahi insanlara bağırarak, çağırarak bir şeyler yapmaya çalışmayın. Yoksun netten. Ne bağırıyorsun bana kardeşim? Allah bizi affettin. Öfkesini yenen, öfkelendiğinde öfkesini durduran. O haris mü'mindir. O iyi mü'mindir. O Allah'a aşık mü'mindir. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Allah'ın analarına grammişine böyleOK sağlay��ı y està Fore Ve insanların kusurlarını bağışlarlar cholesteken. Afiyet olay olsun. Bağışta. Sana kim kötülük yaptıysa yaptı, bağışta. Sana kim yanlışlık yaparsa yaptı, bağışta.
Sana kim eksik davranırsan Bağışlayıcılardan ol. Affedicilerden ol. Bu demek değildir ki, Birinde hakkın var. Hakkını alma demiyor. Bu senin şer'i hakkın. Ama azından gelmiş işte taciz etmiş beni, bağışladın. Hakkında laf söylemiş, bağışladın. Demikot etmiş, bağışladın. Söyledi miyi affettim. Bitti. Affedici ol. Kim affederse Allah onu affeder.
Kim bağışlarsa Allah onu bağışlar. Kim bağışlama yolunu seçerse Allah onu hem dünyada hem ahirette bağışlar. Kim etrafında hakkı var ise bağışladı Allah onu mahşerde bağışlar. Allah onun kusurlarını örter. Allah onun eksikliğini örter. Birisinin eksikliğini örtün. Birisinin bu noktada noksanlığını örtün. Örtücü olun, deşici olmayın. Gördün eksikliğini bakma. Tespir ettin. Etme kardeşim. O tespir ettiğin ana. Ya Rabbi ben bu adımın eksikliğini neden tespir ettim? Ben bu kadının eksikliğini neden tespir ettim? Neden bunun peşine düştüm? Neden bunun eksikliğini tespir etmeye çalıştım? Yapma bu günah kebair. Yapma. İnsanların eksikliklerini örtün. İnsanların hatalarını, kusurlarını örtün.
Allah'ın sevgili kulu olmak istiyorsanız bağışlayın. Bağışlamayanlar, gönlü katı olanlardır. Merhametsiz. Bağışlamayanlar, cabbal olanlardır. Gönülleri cabbaldır onlar. Bağışlamayanlar Allah'ın kahrına gider. Şeytan insanların birbirlerini bağışlamalarını istemez. Şeytan insanların birbirlerini affetmelerini istemez. Etmemek kini getirir. Kim kibiri getirir. Kibir insanın cehennemini gider. Bağışta! Sakın ha! Birisinin bu noktada müslüman kardeşine karşı böyle davranma. Mümin kardeşine karşı böyle davranma. Eşine karşı böyle davranma. Çocuklarına karşı böyle davranma. Arkadaşlarına karşı böyle davranma.
Kayınveridine, kayınpederine karşı böyle davranma. Annene, babana böyle davranma. Bağışta! Bilememiştir. Görememiştir. Anlayamamıştır. Eksikliğine gelmiştir. Gözüne bir şeyler. Hevaya dalmıştır. Hevese dalmıştır. Olmuştur bir şey. Sen bağışla ark kenara. Ama bağışla ama. Allah'a da bağışla. Allah'ın senin ortasında duracaksan bağışla. Allah'ın seni sevmesini istiyorsan bağışla. Allah'ın sana merhamet etmesini istiyorsan bağışla. Allah'la dostluk kurmak istiyorsan bağışla. Ve de ki gönlün huzurlu olsun. Ben herkese hakkımı helal ettim. Hiç kimseyle bir alışır işim yok. Bitti. Allah yolunu açık etsin seni. Al ilah eller. Hiç kimseye kalbinden kin tutma.
Hiç kimseye kalbinden buğz etme. Sen işi sahibine bırak. Bu biraz böyle herkesin kullandığı tekellemi gibi gelebilir sana. Ehli tasavvufunu çok kullanır. Sen sahibine bırak onu. Sahibi halleder onu. Sen sahibine de de. Ya Rabbi bu senin kulun. Evet. Ben ona hakkımı helal ettim. Ben ona bağışladım. Ben bağışladım. Senin kullarınla mahşerde bu manada mümin kardeşlerimle uğraşmak istemiyorum. Mümin kardeşlerimle cederleşmek istemiyorum. Mümin kardeşlerimle senin huzurunda Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzurunda cederleşmek istemiyorum. Mümin kardeşlerle işim yok. Çok hoşuma gider benim. İmam Malik zamanın Medine kadısı valisi zulmeder ona da. Der ki ben sana hakkımı helal ettim. Çünkü sen Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin soyundansın.
Ben asla onun ehli beytiyle diyorum. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzurunda çatışamam. Çok hoşuma giderdi benim. Ne büyük bir ehli beyt sevgisi varmış. İmam boşuna imam olmuyor insanlar. O yüzden bağışlama yolunu seç. Ve muhakkak insanları bağışla. Bağışlarsan Allah katında yücelirsin. Bağışlarsan insanlar katında yücelirsin. Bağışlarsan tevazu ehli olursun. Allah tevazu ederleri sever. Bağışlamaya devam et. Allah bizi o bağışlayanlardan eylesin. Cenab-ı Hak bakın. İnsanlar mağfiret. İnsanlar affetmeyi, affetmeyi unuttular. Unutmayın bunu. Kendinize diştur edinin, yol edinin. Size birisi zulmetse dahi, o mümin ise, o yakın dairendense, arkadaşınsa, kardeşinse onu bağışla.
Etrafınızı böyle bağışlayabildiğiniz an gönlünüz gelişecek. Gönlünüz gelişecek. Gönlünüz böyle ayrı bir gönüllü olacak. Kalbinizde ayrı bir kalp olacak. Buruşlayamadığınız, kalbinizde böyle kin tuttuğunuz, kalbinizde affedemediniz hiç kimse olmasın. İtopya gibi gelebilir size. Yemin ediyorum içinizde imanın tadını alacaksınız. İçinizde imanın tadını alacaksınız. Kalbinizde imanın tadını alacaksınız. Erkekler. Kalbinizde, içinizde bir kin, bir nefret, bir olumsuzluk olmasın. Olduğu an eşlerinizle olan muhabbetiniz kesilecek, onlarla olan ilişkiniz kesilecek. Bağışlayın. Kadınlar, kocalarınızı bağışlayın. Bağışlamadan vermişlik olmaz.
Bağışlamadan yol, eşlerinizi bağışlayın. Çocuklarınızı bağışlayın. Anne babalarınızı size zulmetmiş olabilirler. Bilememişlerdir. Eksik davranmışlardır. Evlatların arasında denge güdememişlerdir. Birine fazla, birine az yapmışlardır. Yapmışlardır. Cahildir. Birinin tık dese koşmuştur, öbür günde güm diye ses çıkmıştır, bakmamıştır bile. Olmuştur. Bilal et hakkını. Sen de gel buluştur. Allah yolunu açık etsin. Hiç kimseyle hiçbir işim yok der. Bu af yolunu seçen bir derviş. Bu bağışlama yolunu seçendir derviş. Ve kalbinde kin, nefret, garaz, yutmeyendir derviş.
Kime kinleniyorsun? Eşine. Kime kinleniyorsun? Annene, babana. Kime kinleniyorsun? Kendi çocuğuna. Kime kinleniyorsun? Dergahtaki arkadaşına. Kime kinleniyorsun ya? Kime? Dünya gelip geçecek, hayat gelip geçecek, her şey gelip geçecek. Bazen arkadaşlar, ben bazen bakıyorum. Hala daha sanki ben çok gençmişim gibi onları da genç görüyorum. Yani birisi diyor ki kırk yaşına geldim. Dönüyorum böyle bir hayret ediyorum. Ben diyorum adam kırk yaşına gelmiş, birini evlendirmek daha adamı diyorum. Son kırk yaşına gelmiş. Otur beş yaşına gelmiş, oturt sekiz yaşına gelmiş. Koca adam olmuş. Diyorum ki ya hayat gelip geçiyor. Dünya gelip geçiyor. Yaşlanıyoruz hep beraber.
Yaşlanıyoruz. Ve hayat bizde bir şeyler alıp götürüyor gibi geliyor bize. Hayat sizden bir şey alıp götürmesin. Hayat size bir şey katsın. Hayat size bir şey otursun üstünüze. Hayat size olgunluk versin. Hayat size tecrübe versin. Hayat size bilgelik versin. Hayat size affı öğretsin. Hayat size mağfireti öğretsin. Hayat size öfkelenmemeyi öğretsin. Hayat size doğru olmayı öğretsin. Hayat size dürüst olmayı öğretsin. Hayat sizden bir şeyler alıp götürmesin. Hayat size daha bir şeyler versin. Bu neyle mümkün?
Güzel ahlaklı mümkün. Güzel ahlaklı mümkün. Sen dimdik dur. Doğru ahlaklı ol. Sen dimdik dur. Doğru olsa. Varsın arkandan ne rızgarlar eserse etsin. Allah güzel ahlaklıların yanındadır. Ben bazen örnek veririm. Allah affetsin. Kendim ümmet etimden değil. Benim hakkımda söylenen söz buradan İstanbul'a değil. Dünyanın etrafına eren güç. Allah senin edin. Sen bağış edin. Yürüyün sen. Küçük insanlar küçük şeyler yaparlar.
Örnek veririm ben işte ticarette orada burada arkadaşlara örnek veririm. Ya Denizli'den mal alıyordum adam Denizli'ye kadar telefon açmış. Bu adamın mallar beni iflas ettirin sizin diye. Kazandı demiş ki yaa. Gel gel demiş. Geterin hacının ne kadar borcu var söyleyelim. Sonra adam bana telefon açtı. Bir de demiş ki onun bize anlattı hayatın hikayesini. Kaç sefer ihlas ettiğini de anlattı demiş. Allah da söyleyecek ya dedim. Bak böyle böyle ben iki üç sefer ihlas ettim. Hakkımda bunları duyarsınız dedim. Anlam vericekseniz verir, vermeyecekseniz vermiyor. Hiç önemli değil. Anlamak alıyorum zaten. İstanbul'a değil dünyanın üç sefer üstüne gider. Üç sefer dolaşır.
Bitmez. Baş köşesine koysun. Koysun. İnsanlarla barışın. Barışın. Bu hali mutlulukla yaşayın. En büyük işini.
Namazdan dair faziletli. Bir mümin için dünyanın en faziletli, dünyada en faziletli iş Allah'ı zikretmektir. Kardeş bunun böyle gönlünden coşa coşa yaşa. Bitiğimi park gel. Temizle. Hiç kimseye kiyin, nefret, temik odun, mibet yok. At hepsinden. Bağışla. Bu çok önemli. Bağışlanacağım çünkü. Umladık yerde. Umladık bir noktada. Aman sen bağışla kardeş. Allah bizi bağışlayanlardan eylesin inşallah. İhsan edenleri sever. Evet ayet-i kerimenin sonunda Allah ihsan edenleri sever.
Bağışladı, ihsan etti manevi bakın. Hakkını, hukukunu bağışladı, ihsan etti. Dedi ki senden benim hakkım var. Benim hakkımda dedikodu ettin. Ama bağışladım. Senden benim hakkım var. Kıybet ettin arkamdan. Bağışladım. Sen bana iftira ettin. Bağışladım kardeşim. Bağışladım. Bakın manevi dediğim ihsan etmek bu. Kardeşim ödersin biter. Kıybet, dedikodu, iftira. Karşılığı ne? Neyle ödeyeceksin? İftira atmışsın neyle ödeyeceksin? İftira atmam, zina yapmaktan daha şerit cezası. İftira attın ne yapacaksın? İftiraya uğratın ne yapacaksın? Gıybet ettin ne yapacaksın? Doğru, arkasından konuştun gıybet oldu ne yapacaksın?
Dedikodu oldu, arkasından dedikodu ettin ne yapacaksın? Bağışladım. Bağışladım. İyi ki derviş bir adamın arkasından konuşmuşsun. Bağışladın. Bağışladınız mı arkada? Bağışladınız. Gönül rahatlığıyla bağışlayacaksınız. Bu sizi büyütecek. Bu sizi yüceltecek. Bu sizi Allah'a dost edecek. Bana ne kardeşimle uğraşmam. Dostluğu gözümüze etmişim. Ben ona hayret etmişim. Ne işin var? Bırak onlarını cennetlik et. Bana ne? Onlarını cennetlik et. Al bütün müminlerin cennetin baş köşesine koy. Gözümde yok senin kumun hepsi daha. Ben seni istiyorum. Bakıştayım.
Allah ihsan edenleri sever. Bir alt kategori müminler. Bakın bunlar üst kategori. Siz burada olun. Siz burada olun. Takva sahipleri. Cömerttirler. Takva sahipleri. Affederler. Takva sahipleri. Gözlerini budaktan eğilmazlar. Takva sahipleri. Allah'la dost olmuşlardır. Onun haliyle hallenmişlerdir. Bir altı diyor ki. Yine takva sahiplerinin alt kategorisi. O takva sahiplerin ki. Fena bir şey yaptıklarında. Veya kendilerine zulm ettiklerinde. Allah'ı anarlan. Günahlarının bağışlanmasını dilerler. Ola ki hatayla, kusurla, yanlışlıkla bir günah işledin. Dön ondan geri. Allah'ı zikret. Haftalık dersini bırakma. Günlük dersini bırakma.
Her gün sana bir virüs verilmiş. Virüsünü çek. Her gün sana bir tövbe verilmiş. Bunu çekersen hiçbir şey olmayacak. Göklerden, denizlerin üzerinde. Allah seni affedecek. Daha ne istiyorsun? Allah seni bağışacak. Daha ne istiyorsun? O takva sahipleri ki. Bir hata, bir kusur işlediklerinde. Nefislerine zulm ettiklerinde. Allah'ı zikrederler. Allah tövbe edenleri sever. Allah kendisini zikredenleri sever. O hal ile bir günah işlediğinde. Bir kusur işlediğinde. Bir hata işlediğinde. Allah'a mağfiretten. Allah'tan mağfiret diler.
Ve tövbe. Kendini ilintilendir. Bak. Muhammed Mustafa Salih Hazretleri. Günde yüz kez tövbe ediyor. Sen de onun sünnetiyle sünnetten. Sen de günde en az yüz. Allah'a tövbe. Allah'ı zikret gel. Senin günahlarını bağışlasın. Tövbe et. Allah seni sevsin. Kim bir kimse günah işler ise. Günah işledi. Diyor ki az işler ise. Abdest alır. İki rekat namaz kılar. Ya Rabbi beni affeyle derse. Allah onu affeder. O zaman aman abdest ol. Akşamları yatarken muhakkak yap. Veya da kendini günahkar gördün. Hepimiz günahkarız. Arada sırada bu hadis-i şerifi aklına getir.
Evde abdestini al. İki rekat namaz kıl. Kıbleye yönel. Ya Rabbi der. Ya Rabbi der. Tövbe et. O günahları boğuşlayandır. Kim tövbe ederse hiç günah işlememiş gibidir. O yüzden günlük firdini çek. Günlük firdini çek. Tembellerden olma. Günlük firdini çek. Ahdini yerine getirenlerden ol. Ahdini bozanlardan olma. Akitlerinde yerinde durmayanlar Allah ise. Günlük firdini çekmeyecek. Senin arkandan koşan yok dert al diye. Senin arkandan koşan yok gel bu firdi çek diye. Yapmayacaksan yapma. Biz ortalığa derviş toplamak için çıkmadık. Biz ortalığa insan toplamak için çıkmadık. Bizim şu kadar çok dervişimiz olursa böyle bir tarafımız bizim fazlalaşmayacak. Böyle bir derdimiz yok.
Ahdini yerine getir. Günlük tövbeni yap. Ahdini yerine getir. Zikrini yap. Ahdini yerine getir. Müslümanlara şefkatli ve merhametli davran. Ahdini yerine getir. Borcunu öde alacağını al. Ahdini yerine getir. Ahdini yerine getir. Eşine, çoluğuna, çocuğuna, etrafına iyi bak. Ahdini yerine getir. Ahdini yerine getirmeyenler ne yazık ki, ne yazık ki hüsrana uğrarlar. Onlardan olma. O yüzden günlük olarak girdini çek, günlük olarak tövbeni yap. Ve günahlardan uzak dur. Günahlardan uzak durdun değilse tövbe etmeyenlerden olma.
Kibirliliktir, küstahlıktır. Allah o halden muhafaza eylesin inşallah. Kim bağışlar? Ayet-i Kerim öyle diyor. O zaman sen günahta ısrarcı olma. Gıybette ısrarcı olma. İftirada ısrarcı olma. Günah kebali ısrarcı olma. Katı kalpliliklerde, katı kalplilikte ısrarcı olma. İnsanların arasında fitne çıkarma. Israrcı olma. Merhamette ol, şefkatli ol. Israrcı olma. Hayatla barış, ısrarcı olma. Başına gelenlerle barış, ısrarcı olma. İnsansın, her şey gelecek başına. Sağlık gelecek, genişlik gelecek, hastalık gelecek, iyilik gelecek, kötülük gelecek, gelecek senin başına.
Senin başına her şey gelecek, bu dünyada senin başına bir şey gelmeden küçük küçük küçük değilsin. Filavun musun? Filavun musun? Gerçek tabii. Oturayım şimdi dövüneyim mi? Üç sefer, üç sefer imlaz etmezseydim dünyada şu kadar evin barkım mı olacaktı diye. Ona rüzgüreyim. Geldi başıma. Benim meşhur sözüm. Kim burnunu gidip de çok affedersiniz, pisliğini içine bandırmak ister ki? Kimse istemez. Ben öyle derdim. Ya içkide mi batırdın, kumardan mı batırdın, pavyyonda mı batırdın, barda meyhaneden mi batırdın, akılsızlığından mı battın? Geldi, aldın onu, ödemedi bize.
Çıktım, herkesin başına geldi. Barış hayatımız. Barış, her şey onun. Onun arkasındakine diyor kim? Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah'a. İyi dinle. Bütün insanlar sana kötülük yapmak için toplansalar, Allah müsaade etmedikçe kimse sana kötülük yapamazsın. Bütün insanlar sana iyilik yapmak için toplansalar, Allah yaratmadıkça iyilik yapamazsın. Bitti. Devam ediyor. Kalem kırıldı, mürekkep kurudu. Kalem kırıldı, mürekkep kurudu.
Külli kader noktasında mürekkep kurulmuştur. Bitti. Uğraşma. Mücadele etme. Bizi affetsin. O yüzden kıymetli kardeşler. Günah işledik. Allah'ın tövbe kapısı açık. Hani şeytan diyor ya, senin kullarını saptıracağım. Cenab-ı Hak diyor ki, ben de onlar benden af dilenlerse tövbe edeceğim. Hep saptıracağım. Ben de hep tövbe ettiklerinde affedeceğim. Sakın şeytan sizi saptırmasın. Çünkü günahım affolmaz diye düşünmeyin. Allah affedicidir. Tövbe edin. Tövbe edin. Şeytanın sapkınlığına gitmeyin.
Şeytan size şunu söyler. Bunu affetme. Bunu affet. Bağışlama. Şeytanın sözünü dinleme. Şeytanın sözünü dinleme. Allah'la dost olacaksan dostun sözünü dinle. Diyor ki, onlar ki bağışlarla bağışlayın. Onlar ki af dilerler. Af dileyin. Onlar ki günahta ısrar etmezler. Israr etmeyin. Israr etmeyin günahta. Devam etmeyin ona. Devam etmeyin. Devam ediyorsanız, günahta ısrar ediyorsanız. Allah bizi affetsin. O zaman biraz küştahlık oluyor. Allah bizi onlardan eylemesin inşallah. Hakkınızı helal edelim. Ve Allah'ın sözünü dinle. Diyor ki, onlar ki bağışlarla bağışlayın. Diyor ki, onlar ki bağışlarla bağışlayın. Onlar ki, af dilerler. Af dileyin. Onlar ki günahta ısrar etmezler. Israr etmeyin. Israr etmeyin günahta. Devam etmeyin ona. Devam etmeyin. Devam ediyorsanız, günahta ısrar ediyorsanız. Allah bizi affetsin. O zaman biraz küştahlık oluyor. Allah bizi onlardan eylemesin inşallah. Hakkınızı helal edin. Cuma tezi günü malum sempozyum var. Bu amen arkamızda saat on buçukta.
Her cemaatin, her tergahın, her tekkenin böyle bir ilkleri vardır. Bizim bu şimdi ilk bir şey yaptık. Benim Allah affetsin, böyle istediğim bir şeydi. Cenab-ı Hak inşallah bize daha geniş çerçevede yapmayı nasip eylesin. Ördekli Hamam'ında buradaki İlahiyat Fakültesinden hocalarla beraber, bizim Orhan Hoca'yla beraber saat on buçukta, herhalde akşam düştü, saat üç buçuğa dörde kadar sürecek olan bir sempozyum var.
O üniversiteden hocalar gelip orada bildirilerini sunacaklar. O yüzden özellikle kardeşler, işi olmayanlar. Cumartesi günü müsait olanlar. Bay bayan. Ördekli'de inşallah gelmelerini, bu sempozyuma katılmalarını istiyorum. Bir, ikincisi muhakkak Merinoz'da Osman Gazi kültür, Merinoz'da Osman Gazi salonunda gecesi tersip edecek.
Orada da sema olacak, eğer olursa, işte hocanın resim servisi olacak. Herhalde buradaki bürokrat da katılmayı düşünüyormuş. Bizim arkadaşlar gidip valiyi filan davet etmişler. O da programı almış, valide gelecekmiş. Ama işin daha ilerisini söyleyeyim. O salonu size tahsis eden belediye görevlisi 1800 kişilik bir salon. Muhakkak buraya doldurmanız lazım olmuş. Tabii bu biraz böyle üniversiteyle ortaklaşıyor olduğundan, direkt bizim kendi isniyatimizde olan bir şey olmadığından, bu biraz böyle bir süreç gecikmeli yürüdür. Yani biz istediğimiz gibi bunun alt çalışmalarını, istediğimiz kıvamla, istediğimiz noktada olmalı. Ama bizim işlerimiz genelde hep böyle oluyor.
Bu noktada cumartesi gecesi yukarıda tekke de sohbet yok zaten. Bütün arkadaşlar ilk günkü gibi gayret edip çalışaraktan 1800 kişilik o salonu doldurmamız lazım. Demirtaş, Gürsu, Mursa'daki arkadaşlar, bütün herkes etrafına özellikle söyleyerekten biz o salonu doldurmakla kalmayıp dışarılara kadar inşallah böyle bir insan selah haline getirmemiz lazım. Gayret edeceğiz, çalışacağız. Böyle bir bu noktada şey oldu, dar bir zamana geldi. Bunda ne yönetimin, ne ternekte koşan arkadaşların, ne belediyenin bir kusurun olmadı bunda. muhakkak ki herkesin bu noktada bir eksikliği noktasında olur. Ama az önce üniversiteyle olan ilişki noktasında sıkıntı oldu. Ama oldu.
Biz bunu zor da olsa, işte biraz zorlansak da Cenab-ı Hak bu noktaya getirdi. Bunu inşallah Cenab-ı Hak bir başarı olarak boynumuza taksın inşallah. Bu noktada gayret edeceğiz. Kardeşler, arkadaşlar, özellikle, özellikle, özel olarak bundan bir gayret istiyorum, bir çalışma istiyorum. Bunun ilerisinde orada, kandil gecelerini orada yapmayı düşünüyorum çünkü. Yani bunun bir ileri safhası, şeyde, o salonda kandil gecelerini orada tutamak istiyor. Böyle bir inşallah Cenab-ı Hak o başarıya ihsan ederse, önümüzdeki günlerde, önümüzdeki zamanlarda orayı bayağı kullanabiliriz. Mesela bayanlı semazenlerin programlarını oraya alabiliriz. Böyle bir bayanlara yönelik orada program yapabiliriz.
Salon, ben bir gün önce mi, iki gün önce mi, iki gün önce salı günü mü? Salı günü gitti, ben ilk defa gördüm, çok hoşuma gitti, çok mükemmel bir salon olmuş. Bayağı da para harcamışlar salona. Bayağı da para harcamışlar. Hayırlısı, yani ümmetin parasının oraları gitmesi de ayrı bir tartışma konuştu. Ayrı bir nokta ama muhakkak biz, bu cumartesi günkü programa, dört el de sarılacağız. Pazar günü de gelip olurlar, gelip olurdu. Pazar günü de inşallah, gelip olurdu. E, Cenab-ı Hak öyle denk getirdi. Bugün buradayız. Yarın İstanbul'dayım, cumartesi günü inşallah olmayız. Pazar günü de kedim olmayız. Allah yardımcınız olsun.
Sena'da kurtulamazsın hepsine. Hakkınızı helal edin. İnşallah bu noktada arkadaşlar, gayret etsinler. Özellikle istirham ediyorum. Cenab-ı Hak inşallah bahşere ilham etsin. Gayret etsin, muhabbet etsin. Hakkınızı helal edin. Ve çizgah tutma, cene şerife. Allah'ın selam etsinler. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve salam etsinler.
Benmiş geçmiş bütün peygamber zinşaat etkilerin, suçluklarına ayrı ayrı hedefledik. Yuvâsı ve isedâre eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, feydatlar ve hümetler, şepahlar, üzerlerimizden eksik eyle ve ya Rabbi, İnhali yârimine bu dair, çizdik, ömerim, barı, Osmanlı, Züntürr'ye, Ali'nin Mursada radıyallahu anh ve evlâd-ı Resûlullah, Vecat-ı Resûlullah, Şohedâ-ı Resûlullah, Ashab-ı Resûlullah, İmam-ı Ardım ve Buharife, İmam-ı Şâhri, İmam-ı Harbi'li, İmam-ı Hakbeli Hazretlerine ularla ayrı ayrı, veririn, yedirin, basın ve seda'r eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, feydatlar ve hümetler,
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.