Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 1:02:49
Allah gecenizi hayır etsin, inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzcünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, inşâAllah. Bunların sırasını karıştırdım, haklarını ilerlesin. Baştan bir uzun buydu herhalde. Osmanlı Devleti'nde yaşanmış olan harem hayatı dinin uyumudur. Osmanlı Devleti'nde yaşanan harem hayatı ile alâkalı, resmi hiçbir kayıt yok. Resmi olarak, harem hayatı ile alâkalı hiçbir kayıt yok.
Harem, insanın mahreminin yaşadığı yer. Mahremin yaşandığı yerden sır çıkarmak, en büyük günah kebahidir. Bir kadın, kocasıyla olan cinsel ilişkisini dışarı anlatırsa, en büyük günah kebahilerden birisini yaşanmıştır. Bir erkek eşi ile olan cinsel hayatını dışarıda başka bir kimseye aktarırsa, anlatırsa, en büyük günah kebahilerden bir kebahir işlemiş olur.
Osmanlı, Müslüman mü'mindir padişahları. O yüzden padişahların cinsel hayatları asla ve asla dışarı aktarılmaz. Dışarı anlatılmaz. Bugün bir dizi var, onunla alâkalı soruyorlar şimdi. Bunların hepsi de batılı oturdukları yerden tarihçilik yapan, batılı dille oryantalistlerin kendi hayal ürünü. Başka hiçbir şey değil. Batılı oryantalistlerin hayal ürünü o.
Bugün seyrettiğimizde bir hayal. Oturup kendi kendilerine anlattıkları bir hayal ürünü. O yüzden tarih ise belgeye dayanması gerekir, belgeye. Tarih belgedir. Çok hafet edersiniz o mübarek zamanlarını insanlar kaldıracaklar, o zamanlarını gidecekler, Osmanlı arşivine girecekler, araştıracaklar. Belge ile alakalı. Bir insanın kendi eşi ile yaşadığı şeyh, eş ile karı koca arasındadır.
İslam, din, ahlak, örgü, gelenek bunların dışarı aktarılmasını, dışarı anlatılmasını yasaklamıştır. Ancak bir hastalık, bir rahatsızlık, bir problem var ise, din akil kimselere danışın. Ayet-i kerimeti mucibince akil kimselere danışılır. Bu da zaten o danışılmanın neticesinde herhangi bir kayda kuyuda girmez. Yani bunun üzerinde konuşmaya gerek yok. Yani neden konuşmaya gerek yok? Birisi oturmuş bir hayal ürünü bir şeyler yazmış, o hayalin üzerine daha bir şeyler eklenmiş. İnsanlar Osmanlı tarihi diye gösteriyorlar, yutturuyorlar. İnsanlar da onu vay Osmanlı böyle haremlerde yaşamış, karı kız peşinde koşturmuş diye düşünüyor. Ve insanlar Osmanlı'yı öyle söyleyerekten Osmanlı'ya özenilmemesini, Osmanlı'ya istenilmemesini, Osmanlı'ya özenilirse, çünkü bugünkü bu çağdaş, demokrat, cumhuriyet dedikleri, sömüriye ve emperyalizme, dinsizliğe açık olan bu sistemin sorgulanacağının bildiklerinden dolayı,
bize Osmanlı'yı kötülüyorlar. Bize Osmanlı'yı kötülemek için ellerinden gelen bütün çabayı sarf ediyorlar. Ne yazık ki, ister severek, ister sevmeyerekten Osmanlı'yla barışmak zorunda var. Osmanlı'yla barışacaklar. Bu topraklarda yaşayan insanlar Osmanlı'yla barışacaklar. Osmanlı'yla barışmak demek, dinle barışmak demek.
Bu topraklardaki yaşayan gayrimüslim unsurlar, bu topraklarda yaşayan dinsiz unsurlar, bu topraklarda yaşayan ateist, kapitalist, emperyalist unsurlar ne yazık ki dinle barışmak zorunda kalacaklar. Dindarlarla barışmak zorunda kalacaklar. Bu da Osmanlı'yla barışmak demek. Ve şunu hiç böyle lafı eğip bükmeden konuşacağım, dünya devletleri de Osmanlı'yla barışmak zorunda kalacaklar.
Devletleri Osmanlı'yla barışmak zorunda kalacaklar. Bölge devletlerinin hepsi de Türkiye'nin çatısının altında toplanmak zorunda kalacaklar. Bu tekerlek tümsekte kalmaz. Bu tekerlek tümsekte durmayacak. Yani zannediyorlar ki işte X partiyi dağıtırlarsa kendileri iktidara geleni zannediyorlar, aldanıyorlar. Türkiye'deki dindarlaşma bir partinin şemsiyesi altında değildir. Hiçbir parti Türkiye'deki dindarlaşmanın önünü açması veya kapatması noktasında değildir.
Türkiye'de siyaset yapacak olan bütün unsurlar, devleti yönetecek olan bütün unsurlar, sistemi oluşturacak olan bütün unsurlar, dinle dindarlarla barışmak zorundadır. Bu gerçeği görmeyen siyasetçiler tasfiye olmak zorundadır. Bu gerçeği görmeyen siyasiler hangi siyasi parti olursa olsun, hangi siyasi lider olursa olsun, hangi devlet mekanizması olursa olsun bu gerçeği görmezse tasfiye edilir.
Nasıl tasfiye edilir? O demokrasi dedikleri oy verme sistemi var ya, ne işliyor? Ne işliyor? Ya demokrasi dedikleri, kendi kurguladıkları, kendi elleriyle kurguladıkları bu saçma sapan sistemden vazgeçecekler, o zaman kendi kendilerine yalanacaklar. Ya da gidecek insanlar, dindar insanlar, kendi muhafaza karnını, kendi dinini, kendi dininin övgelerini savunan bir partiye oylarını verecekler, verecekler.
Ondan sonra en besin, geri kafalı, asıl kafası çalışmayan, asıl kafası çalışmayan ve dinsizlik de Türkiye'de para kazanan, dinsizlik de kendine makam, mevki sahip ederler. Dinsizliğin üzerinden yıllardır sömüren insanlar bunu göremeyecekler, o dindarlara kimisi aptal diyecek, kimisi salak diyecek, kendini aynada görecek. Bitti, mama bitti, dinsizlik maması bitti Türkiye'de, kitapsızlık maması bitti Türkiye'de, faşistik maması bitti, kapitalistik maması bitti, bitti, bitti. Dinsizlik prim yapmayacak artık, bitti. Fahişelik prim yapmayacak, fahişeleri satmak prim yapmayacak, içki satmak, içkili yerlerde dolaşmak prim yapmayacak.
Dinsizlik, ateistsizlik, ateistlik prim yapmayacak. Dine sövmek, Allah'a sövmek, peygamlara sövmek, dindarlara sövmek, hakaret etmek prim yapmayacak. Bitti, bitti. Daha ilerisi olacak. Daha ileri, daha ileri şeyler olacak. Bilmek ki, Türkiye, Türkiye'deki Müslümanlar, Türkiye'deki dini cemaatler, tarikatlar, üstadlar, denirseniz beğenmezsiniz. İstiznalar hariç, bu insanları bilinçlendirdiler, şuurlandırdılar, dindarlaştırdılar, sokağa dökmeden, eline silah vermeden, anarşiye kucak açmadan.
Hepsi de dinlerini öğrendiler. Dinlerini öğreniyorlar. İmam Hatibi'yle, cami imamlarıyla, Süleymancısıyla, Nurcusuyla, Fethullahçısıyla öyle tabir ediliyorlar ya. Ben o tabiri çok hoş bilmiyorum ama, halk dilinde öyle tabir oluyor ya, tarikatçılarıyla, bu işte Nakşibendi, yok işte, Kadirisi, Rufayisi, Bezevisi, Dusikisi, hiç önemli değil. Bakın, isimlere takılmıyor. İlahi bir el yordamıyla, gökten bir ilahi el yordamıyla, Cenab-ı Hak bu topraklarda yaşayan insanları dini noktada şuurlandırdı. Dini noktada onları belli bir noktaya getirdi. Basıldık, karakollara çekildik, sorgulandık, mahkemelere çıkarıldık, istenmedik, sürüldük, dinlendik, inflas ettirildik, maliyeye para, ceza kestirildik, ticaret yaptırılmaz olduk.
Kendi arabamıza dinleme cihazı koydular, kendi arabamıza izleme cihazı koydular, arabamızı aldılar, kapının önünden götürdüler, park cezası yapıyormuşuz gibisinden, 500 tane arabanın içerisinden, bütün yol araba dolu, benim araba yanlış yere park edilmişti, götürüldük, Cenab-ı Hak yıldırttırmadı. Allah içimize bir sevgi koydu, Allah içimize bir hidayet koydu, Allah içimize bir güneş koydu, Allah içimize bir ışık koydu. Cenab-ı Hak bize kudretinden, kudret kuvvetinden kuvvet verdi, tek vücut ayakta durdu. 8 Şubat'ın revanşını aldık, kimliklerine çıktılar, kameraya, soyad adres, basıldık, camide şurada, yukarıda İsmail Hakkın tekkesinde imam şikayet etti. 3 sefer, la ilahe illallah, la ilahe illallah, dedik basıldık.
Dediler ki basılacak, dedim Kancı Remzi, biz babanın üzerine mevlüt okuyacağız tekkede dedim. Basılacağız, bu gece basacağız dediler, gittik mevlüt okutacağız dedik biz, gittik camiye oturduk, hem de bastılar bizi. Mustafa Özmak kim diyor, dedim yolun sonu görüldü herhalde, bugün götürüyorlar galiba dedim ben.
Baktım bir pencere, destur ya Allah, çıktım, araba kapının önünde, pencerenin önünde, geçtim, oturdum, bastım marşı, çaktım ışıkları gittim, ayağımda ayakkabı bile yok. Adnan Önce dedim, Adnan Hoca, git evden ayakkabı al, pantolon al, gömlek al, iç fanlası al, eşya al, namızını eve getir. Yaşadık bunu, niye dönmez? Bir üç gün sorguladılar, aldılar, götürdüler, bir iki gün sorguladılar, aldılar, götürdüler, bir bir gün sorguladılar, Balıkkesir'de aldılar, Nevşehir'de aldılar, İstanbul'da aldılar, nereye gidiyorsam aldılar, al kardeşim götür, şimdi de al götür, şimdi de al götür. Birisi çekten gelmiş, birisi kasptan gelmiş, birisi hırsızlıktan gelmiş, kardeşler gelin bakayım, Allah deyin, netin en halkısında, başladık, aaa Allah, polis geldi, ne yapıyorsunuz, Allahsınız ya.
Dolayısıyla zaten orada bizim hırsızlıktan, faaliyetten gelmişiz zaten. Burada da mı dedi, her yerde Allah? Ne yapacağız? İlahi el bu. Bu insanların üzerinde bir şey değil. Birisi kalkıp da bunu biz başardık derse, Allah muhafaza edilsin. Tecdit, iman, tecdit, nikah gerekli, tövbe gerekli. Muhabbeti veren Allah. O yüzden herkes barışacak bununla. Barışacak, barışacak. Özür dileyecekler. Özür dileyecekler. Dicekler ki biz size zulmettik. Biz size haksızlık yaptık. Siz bilir misiniz çocuklarının okuldan, ilkokul çocuklarının sınıftan götürülüp sizin anneniz babanız irticacı denmesini.
Biz oralardan geldik. Bizim hala daha kapının önünde bir polis arabası olunca, önceki herkes bir heyecan yapıyor. Polis arabası gelmiş diyorlar. Evet bizde bu sendromlar var. Kaldı bizim ailede. Bu sendromları yaşıyoruz biz hala da. Gece saat 2 dövüşte bir polis, siren sesi geldi mi, biz diyoruz kalmaya geldiler herhalde yana. Bunlar kaldı, kaldı. Ama tekerlek geri dönmeyecek. Allah bize affetsin. O yüzden. Evet. Osmanlıcılık değil derdimiz. Ama Osmanlı'nın sahip olduğu o tefekkür. Osmanlı'nın sahip olduğu o iman. Osmanlı'nın sahip olduğu fiziki, ruhi, maddi, manevi oluşum yeniden yerleşecek. Bu Osmanlıcılık değil, yeniden Osmanlı kurmayacağız, rahat olsunlar.
Bir Osmanlı kuracağız diye düşünmeyin, böyle bir hayal yok, böyle bir şey yok. Ya, yeniden bir dünya devleti kurulacak. Yeniden bir İslam uygarlığı kurulacak. O İslam uygarlığının inşallah, inşallah aklı, beyni bu topraklarda yetişen Müslümanlar olacak. Biz çünkü çile çeke çeke geliyoruz.
Biz çünkü pişe pişe geliyoruz. Biz o kocaman bir kültürün, kocaman bir üç kıtada hüküm sürmüş bir devletin, biz tarıntısı değiliz. Mirasçısıyız. Mirasçısıyız. Biz onu üç kıtada değil, beş kıtada hüküm ettirmemiz lazım. Evet, bizimkiler Viyana'ya kadar gitmiş. Bizim Washington, Moskova, Londra, oraya kadar gitmemiz lazım. Bizim bir ucumuz, Japonya'da bir ucumuz New York'ta olması lazım. Bu İslam uygarlığı olacak. İslam uygarlığı. Bunun adı İslam uygarlığı. Bunun adı Osmanlı değil, Osmanlı da İslam uygarlığı.
İnşallah. Bir kul Allah'la arasını nasıl düzelteyiz? Pişmanlık ödül müdür? Evet, bir kul arasını düzeltecekse, tövbe kapısında duracak. İman edenler Allah'a çokça tövbe edin. Allah, başka bir ayet-i kerimede, tövbe edenleri ve çokça temizlenenleri sever.
O zaman kul Allah'la arasını düzelmek istiyorsa, tövbe kapısında her daim durması gerekir. Ve her daim tövbe etmesi gerekir. Ve tövbesiz günün, tövbesiz saati olmaması gerekir. Ve o yüzden her namazdan sonra ashab tövbe etmiştir. Her par namazdan sonra. Her gün tövbeyle kendisini iletilendirmiştir. O yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir adi şerifinde Hazreti Aişe var demiş, senin gelmiş geçmiş bütün günahların affı olmadı mı, sen masum değil misin dedin de ben hakkıyla Allah'a kulluk eden, ona şükreden bir kul olmayayım mı demiş, günde en az yüz kez Allah'a tövbe etmiş.
Tövbe etmek, Allah'la arayı düzeltmektir. Tövbe etmek, Allah'la dostluk kurmaktır. Tövbe etmek, Allah'la samimiyet kurmanın kapısıdır, yoludur. Ancak tövbe edenler Allah'a dost olurlar. Ancak tövbe edenler Allah'la iltibatlarını sağlamlaştırırlar. Ancak tövbe kapısında duran insanlar, Allah'la arasındaki bağı kuvvetlendirdiler. Tüymetli kardeşler, tövbe etmek, birinci derecede devamlı yapmış olduğu hatayı, günahı terk etmektir. Bu tövbenin zahiridir. Bir kimse Allah'ın sevmediği bir şeyi yapıyordur. Allah'ın sevmediği bir şeyi yapmaktan vazgeçmek, tövbenin birinci kısmıdır. İkinci kısmı vardır ki o tövbeyi akla getirmemektir. Üçüncü kısmı vardır ki o günahı artık, pardon ikinci kısmı günahı akla getirmemektir.
Üçüncü kısmı da o günahı unutmaktır. O zaman tövbe etmeyenler, Allah'a bu noktada nedamet göstermeyenler. Hadis-i Şeride Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki, Tövbe nedamet getirmektir. Yani pişman olmaktır. Nedamet pişman olmaktır. Tövbe pişman olmaktır. Bir yanlış yaptınız, pişman olun. Bir eksik yaptınız, pişman olun. Herhangi birisinin kalbini kırdınız, pişman olun. Ve bu noktada eğer işiniz kullar ise, kullarla helallaşın. Kulların hakkını, hukukunu gözetin. Kulların hakkını, hukukunu ödeyin. Kullarla alakalı probleminizi halledin. Kullarla alakalı probleminizi halledemezseniz, Allah'la o konuda barışamazsınız.
Allah'la o konuda dostluk kıramazsınız. Kıymetli kardeşler, nedamet duymak, Bir kimsenin yaptığı kötülükten vazgeçip, Ondan pişmanlık duymasıdır. Hem yapıp, hem pişmanlık duymak, O meselede samimiyet ve ihlasın olmadığını gösterir. Kıymetli kardeşler, muhakkak ki, O günah-i keballerden uzak durun. Bir, Allah'a şirk koşmak. İki, anne babaya asi olmak. Onların gönüllerini kırmak. Onlarla alakalı iltibatta problem yaşamak. Üç, gıybetten, dedikodudan, iftiradan uzak durun. Yani, bir kadının üzerinde, bir erkeğin üzerinde iftira atmak. Onun üzerinde namusuna, şerefine, haysiyetine, Suizanda bulunmak. Dil uzatmak. En büyük günah-i keballerden birisidir.
Harpte geri kaçmak, geri dönmek. En büyük günah-i keballeridir. Şimdi savaş meydanı mı var? Eğer sen nefsinle mücadelede gelip, Harpten kaçandan daha kötü olursun. Biz şimdi bir meydan kurulsun, Cihad edersin, orada savaşmaya gidelim, Oradan geri dönmeyelim diye bakıyoruz. O, evet doğru. Öyle bir savaş varsa, Oradan geri dönen, En büyük günah-i keballer işledi. Ama nefsiyle olan mücadelede, Bir kimse geri dönerse, O da büyük günah-i keballerdir. Bu nedir? Siz nefisle mücadele etmeye karar vermiş, Bir üstade gitmişsiniz, Bir dergav gitmişsiniz, Oraya bağlanmışsınız. Siz o topuklarınız üzerinde geri dönenlerden oldunuz. Yapma, gitme, Geri dönme, Bir el tuttun, bırakma, Bir yola girdin, Sonunu git, Kur'an ve sünnet noktasındaysa.
Yanlışlardan geri dönün, Yanlıştan geri dön. Ne zaman geri döndün, O gün kardasın. Ama sen doğrudan geri dönüyorsan, Sen nankörlerdensin. Doğrudan geri dönüyorsan, Sen zalimlerdensin. Doğrudan geri dönüyorsan, Sen vefasızlardansın. Doğrudan geri dönüyorsan, Sen hayırsızlardansın. Tez, o bütün noktadan da dön. Tez, oradan o pişmanlık yap, De ki, Yarabbi, Ben bir zikir halakasına gitmiştim, Oradan geri döndüm, Beni affeyle. Tekrar git, O zikir halakasına otur. Yarabbi, Ben senin yolunda, Nefisle mücadele noktasına girmiştim, Buradan geri döndüm, Ben tekrar, Tövbe ettim, Tekrar ruhu elini tutacağım, Tekrar ruhu halakaya oturacağım de, Yanlıştan geri dön. Kıymetli kardeşler, Allah'la dost, Güzeltsiniz ki ya, Bir insan Allah'la dostluktaymış, Çevirir mi?
Evet çevirir. Bu nedir? Zikri bırakmaktır. Bu nedir? Namazı bırakmaktır. Bu nedir? Orucu bırakmaktır. Bu nedir? Salih insanların yolunu bırakmaktır. Bu nedir? Allah'ın medhettiği, Çok sevdiği, O sırat müstakimden geri dönmektir. Allah muhafaza eylesin. Buralardan insanlar geri dönerekten, Allah'la yeniden barışacaklar. Allah'la yeniden dostluk peydah edecekler. Namaz kılmak, Allah'la dostluktur. Oluş tutmak, Allah'la dostluktur. Allah'ı zikretmek, Allah'la dostluktur. Tövbe üzerinde durmak, Allah'la dostluktur. Allah'ın hukukunu, Hükmünü, Allah'ın sınırını Görüp gözetmek, Allah'la dostluktur.
Kendinizi bu noktada, Devamını, İdam ettirmeye bakın. İyi insan olmaya çalışın. Allah güzel ahlaklıları sever. Allah iyi ahlaklıları sever. Allah temiz ahlaklıları sever. Allah cömertleri sever. İhsan edenleri sever. Tövbe edenleri sever. Zikredenleri sever. Anneye babaya iyilik yapanları sever. Eş ve çocuklarına iyilik yapanları sever. Allah etrafına iyi davrananları sever. Allah kendi yolunda mücadele edenleri sever. Allah kendi dairesinde durar. Kendi kapısında duranları sever. O zaman Allah'la barışacağız. Ve Allah'ın sevdiği şeyleri yapacağız. Şöyle düşünün. Bir çocuğunuz var. Bir eşiniz var. Bir arkadaşınız var. Sizin isteklerinizi yerine getirse onu sevmez misiniz?
Seversiniz. Sizin halinizde halinize sevmez misiniz? Seversiniz. Allah da aynıdır. Haşa. İnsanları benzetmek gibi olmasın. Ama Allah da kendi emirlerini yerine getirenleri sever. Allah da kendi çizgisinde duranları sever. Neydi? Kul farzlarla Allah'ın emrini yerine getirir. Nafilelerle ona yaklaşır. Ve Allah'ı sever. Hadis-i Kudüs'ü devam ediyor. Allah da onu sever. O zaman bizim yapacak olduğumuz şey bu. Barışacaksak Allah'la İrtibatımız sağlamlaşacaksa Farzları yerine getirecekler. Farzları yerine getirecekler. Bu sadece ibadet noktasında değil. hep Müslümanların yanıldığı yer burası oldu.
Farzları yerine getirecekler. Farzları yerine getirmek deyince sadece aklımıza namaz kılmak, oruç tutmak geldi. Haramlardan kaçmak gelmedi aklımıza. Haramlardan uzak durmak aklımıza gelmedi. Bize din olarak namazı, orucu söylediler. Bize din olarak sadece haccı söylediler. Dediler ki namazını kıl tamam. Beş vakit camiye gitti geldi adam. Dini tamam oldu. Otur namazan orucunu tuttu. Dini tamam oldu. Kimse onun ahlakına bakmadı. Küfrediyor, bakmadı. İçki içiyor, bakmadı. Hanımına zulmediyor, bakmadı. Kadın kocasına zulmediyor, bakmadı. Anne baba çocuğuna zulmediyor, bakmadı. Çocuk anne babaya zulmediyor, bakmadı. Bunu istediği gibi yapmak istedi.
Zulmediyor çocuğuna, bakmadı. Bu çocuk bunu kaldırabilir mi, kaldıramaz mı, yapabilir mi, yapamaz mı, bakmadı. Bu çocuk neyi istiyor, sormadı. Bu kız neyi istiyor, sormadı. Ben yaptım onu dedi. Dini kullanarak, kadınlar koca zulmettiler, dini kullandılar. Hiç kimse bize din olarak, nafile ibadet olarak ahlakı sunmadı önümüze.
Bize nafilelerle Allah taşınır dediğinde namaza namaz koymak geldi. Adam da bir çoğa sakal oldu, gece namazına kalkıyor diye nafile hükmünde oldu. Ertesi gün sabahleyin kadının gözünü çiziyor diye. Kadın gece namazına kalktı, ertesi gün adamı hiç dinlemedi. Ne der, kadın evli adam gördü kendini, adama dedi ki sen kimsin, hadi yürü bak işine. Kadın erkeğe tabi olmadı, din adına yaptı bunu. Kadını perişan etti, din adına yaptı. Tüccar tüccarı perişan etti, din adına yaptı. Komşu komşuyu perişan etti, din adına yaptı. Hiç kimse bize şunu söylemedi. Nafilelerle Allah'a yaklaşmak güzel ahlak. Kardeş, etrafındaki mümin insanlarla iyi davran.
Onlara şefkatli ve merhametli ol. Eşine merhametli ve şefkatli davran. Çocuklarına merhametli ve şefkatli davran. Bu senin evladın diye ezme. Bu senin evladın deyip de cacını çıkarma, çıfıtını çıkarma çocuğunu. Bu senin anne baban diye perişan etme. Merhametli ol. Etrafına merhametli ol. Etrafına şefkatli ol. Etrafına vicdani davran. Etrafında olan ilişkilerini vicdan muhasebesi yaparak denilmiştir. Ama vicdanın kimsen vicdanı olmasın. Vicdanın yırtıcı hayvan vicdanı olmasın. Vicdanın akbaba vicdanı olmasın. Vicdanın adel vicdanı olsun.
İnsan vicdanı olsun. Merhametli ol. Hz. Mevla'la demiş ya, merhamette ne? Güneş gibi ol. Merhametli ol. Etrafına merhamet dallarını koy. Etrafına merhamet meyvelerini ver. Sana merhamet etmeyene de merhamet et. O da merhametle tanışsın. Acımayana sen acır. Seni tökezletmek isteyene sen tökezletme. Sana hançer vurana sen hançer vurma. Senin kıymeti nedene sen kıymet etme. Sana iftira atana sen iftira atma. Dua et ona. Birisi senin kötülüğünü konuşuyor. Sen onun kötülüğünü konuşma.
Birisi senin arkandan atıp tutuyor. Sen atıp tutma. Birisi sana tepeden davranıyor. Sen tevazılı. Çocuk senin elini öp. Sen çocuğun elini öp. Birisi geliyor atıyor bacak bacak üstüne. Sen atma. Sen edepli dur. Sen çocuğunu edepli yetiştir. De ki evladım kimsenin yanında bacak bacak üstüne atma. Sözünü kesme. Sen de kesme. Büyüklerine sen saygılı davran. Sayın validesinin dedikodusunu yaparsan çocuğunun yanında çocuk da yatacak. Sen çocuğu dedikodudan alamazsın.
Babanın dedikodusunu yaparsan annesinin babası bir gün dedikodusunu yapar ondan alamazsın. Güzel ahlakla ahlaklanın. Eksikliklerinizi yanlışlıklarınızı görüp tasavvuf eksiğini ve yanlışını görüp ondan geri dönmektir. Tövbe etmek eksikliklerini görüp geri dönmektir. Tövbe etmek günahlarını görüp kusurlarını görüp geri dönmektir. Bunu göre göre bu zulümdür. Kendi iyiliğine zulümdür. Kendi kalbine zulümdür. Kendi ruhuna zulümdür. Kendi sırrına zulümdür. Bu dergahattır. Bu üstada zulümdür. Bu topluluğa zulümdür. Haldet edelim. Neden?
Ya yapma. Yapma dedikleri için yapıyorsun. Yapma. Yapma diyorlar sana. Yapma. Söyleme diyorlar sana. Söyleme. Yaralama. İncitme. Kırma. Üzme. Yapma. Bilmeliyim bir şeyin arkasından koşma. İnsanların özel hayatlarını araştırma. Yapma. Allah için sev etrafındakilere. Allah için sev. Allah için hizmet et. Allah için. Kiminin parası, pulu, eşi, aşı, çoluğu, çocuğu seni ilgilendirmesin. Var sevinden gelen yardımcı ol ona. Var sevinden gelen ona muhafaza etmeye çalış. Var sevinden gelen onu sev. Ona muhabbet besle. Ona dua et. Dünyanın insanlık adını.
İnsanlık vahşi bir dünyanın içinde yaşıyor. Deccaliyet hükümeti. Sufiler, Allah'ı sevenler. Allah'a dost kapısındadır. Aydınlatmaları lazım. Timsali olması. Sevgisizliğin o aşçısızlığın içerisinde gül gibi çıkması lazım. Merhametinizi gösterin. Şefkatinizi gösterin. Aşkınızı gösterin. Aşık olmak. Aşık olmak. Allah'ın mümin kullarını sevmektir. Bütün kullarını sev. Dostlukta problemin var. Nasıl mümin sevgisi olacak ki?
Mümin, müminin arkasından dedikod eder, gıymet eder, iftira atar mı? Mümin, mümine çelme takmaya kalkar mı? Parasını ütmeye çalışır mı? Mümin, müminin karısını kızına ayartmaya çalışır mı? Mümin, müminin işini gücünü övbe atalamaya çalışır mı? Mümin, mümini aldatmaya çalışır mı? Onu perişan etmeye çalışır mı? Vedamet et. Dön gelin. O yol müminlerin yolu değil. O yol müminlik de değil. Hayır. O iman edenler ki müminlere karşı şefkatı ve merhametlidir. Kafirlere karşı şediddir. Senin dininle savaşanlara şedid ol. Asla ve asla sen kalkıp da nefsine uyaraktan bu kafir deyip ona zulmetme.
Buna hakkın yok. O yüzden biz nafilelerle alaklaşmak derken güzel ahlak önümüzde olacak. nafilelerle Allah'a yaklaşmak derken insanlara iyilik yapmak yapamıyorsak da zarar vermeyelim. Sizin en hayırlınız etrafına hiç zarar vermeyiniz. etrafınıza zarar vermeyin. Eliniz diliniz gözünüz ayağınız etrafa zarar vermesin. Ticaretiniz, komşuluğunuz gönlünle zarar vermesin. İçinle zarar vermesin.
Gönlünle dair zarar vermesin. Yani suizan beslemezsin. Yapma. Sevmenin akını bulacaksın. Belki de canın yanacak bazı yerlerde. Belki de için açacak bazı yerlerde. Zor gelecek nefsinle mücadele etmek. Aman kalbine tık nefisinin aklını göreceksin. Gönlün hoş olacak. Gönlün tatlı olacak. İçinde büyük bir böyle bir coşkuymuş gibi parlacak. Çağlayanmış gibi akacak. Bakacağım ki içinde bir güneş parlıyor. Bakacağım ki içinde bir ışık parlıyor. Evet bazı yerlerin acıyor. Ama içinde bir tatlılık var. İçinde bir muhabbet var. Gel ne olursun gel ne olursun. Tövbe et hakiki manada. Dön buralardan.
Dön mümür mümür yanmaz dön. Dön. Kendi kendine zulmetme. Kıymetli kardeşler kendi kendimize zulmediyoruz. Kendi içimizdeki iyilik güneşini batırmaya çalışıyoruz. Kendi içimizdeki hayır hasanat güneşini batırmaya çalışıyoruz. Kendi içimizdeki kendi ruhumuza eza veriyoruz, ceva veriyoruz. Kendi içimizdeki kendi sırrımıza ceva veriyoruz. Kendi sırrımıza ceva veriyoruz. İçimizdeki vicdanı karartıyoruz. İçimizdeki vicdanı susturuyoruz. İçimizdeki vicdanı örtüyoruz. Biz yapıyoruz. İçimizdeki vicdanı konuşuyoruz biz. Müminlerin kalbine birermiştir. Mümini sen kalbinde vaiz var senin.
Mümini sen kalbinde bir ilham. Bekleme dışarıdan ilham sen. Senin kalbinde ilham var. Kalbindeki ilhamı dinle. Kalbindeki o ilham vicdan. Yapma. Yapma. Sana git zikrilerde git. Sana dersini çek diyor. Çek. Sana namazını kıl diyor. Kıl. Vallahi diyor. Diyor. Bir kimse diyemez ki benim demiyorum. Demiyorum diyen kafirdir zaten. Kardeşim kafirlerden olmuşsun. Sen münafıklardan olmuşsun. Senin kalbindeki her şeyi örtülmüş. Tez.
Zorla dolusa tövbe etsen. Kendini yatır yerlere. Kendini bağla çivilere. Kendini bağla direklere sen. Direklere bağla kendini. Direklere bağlayarak da gözünden yaş değil. Umulur ki Allah senin kalbine hidayet verir. Umulur ki Allah senin kalbine der. Bir öpücük verir senin kalbine der. Verir. Umulur. O zaman bağla kendini direklere. Ümitsizlik yok. Bu dergah öncesinden dergah değil. Ve kendi kalbinin olduğunu gördüğün kendini direer. O direkten kendini çözme. Sana ilham gelecek. Sana vahiy gelecek. Merak etme. Gelecek sana. Gelecek. Senin kalbine. Sen otur.
Seydade de Allah. Senin kalbine gelecek. Otur bağla kendini Seydade. Direkledim Seydade. Bağla kendini. Bağla seni pişmanlık direğine. Bağla. O da ümitsizlik. Kapısında ümitsizlik yok. O. O gafur-u rahimdir. O fevvaktır. Fevvah edenleri sever. Allah'la dostluğunuzu pekiştirin. Sakın dost oldum diye nefsinizi duymayın. Sakın dergaha girdim. Tekkeye girdim. Zikrular yaptım. Nefsiniz uymayın. Sakın. Pekiştirin. Her gün tövbe edin. Pekiştirin. Her gün zikredin.
O yüzden sufiler Hazreti Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin sünnetine uyarlar. Günde en az yüz kez. Tövbe ederler. Elbe halini yakalamak için. Onu da bir gece derste elbe halini anlatırız inşallah. O hale erişinceye kadar. O hale eriştikten sonra. Tövbeye devam. O kapıdan ayrılmak yok. O kapıda duracağız. O kapıda duracağız. Ve o pişmanlığımızı önümüze getireceğiz. Diyeceğiz ki kimin hakkına zulmettik? Kime yanlış yaptık? Kime yalan söyledik? Kime eksik davrandık? Allah rıza affetsin. O yüzden bol bol tövbe edeceğiz ki O Rabbimizle olan bağımız, Rabbimizle olan dostumuz, arkadaşlığımız pekişsin.
Rabbimizle olan muhabbet pekişsin. Tövbe, zikir, Allah'a gidilen yolda en büyük sebepler. En büyük sebepler. O yüzden kıymetli kardeşler. Halakayı zikrullahı terk etmeyeceksiniz. Hangi tarikata, hangi şeyhe, hangi cemaate, hangi üstada giderseniz gidin. Muhakkak ki haftanın iki günü, en az haftanın bir günü halakayı zikrullahta oturun. Muhakkak ki tövbe edenlerden olun. Muhakkak ki dua edenlerden olun. Dua edin. Dua edin. Duasız kalmayın. Bir şeye ihtiyacınızın olup olmaması önemli değil. Allah'a dua edin. Allah'tan isteyin. Allah'tan dileyin. Allah'a yalvarın. Allah'a yakanın. Tövbe, zikir sizi felaha kavuşturacak. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.
Cenab-ı Hakk'ın nevzi muhafaza eylesin inşallah. Amin. Uzun zamandır sohbetinizi dinliyorum ama hala ders almadım, çekemem diye düşünüyorum. Acaba ne düşünüyorum? Tavsiyenizi bekliyorum. Allah'a emanet olun. Allah yardımcınız olsun. Kıymetli kardeşler, ders almak, Allah'ı zikir etmeye söz vermektir. Ders almak, o ders aldığınız yerin hiyerarşisine, hukukuna, adabına, erkanına, edebine uymaya söz vermektir.
Ders almak, Allah'a sevme yolunda yürümeye söz vermektir. O yüzden evet, bu bütün ehli tasavvuf tarafından hükmet edilmiş bir şey. Bütün ehli tasavvuf tarafından şart görülmüş bir şey. Bu böyle şatahat gibi algılanması, bizim öyle bir şartımız yok. Biz burada duruşumuz, insanlara ders verip burada kardeşleri çoğaltmak değil. Aman insanlar bizi çok sevsinler, bizi çok tanısınlar, çok kalabalık olsunlar da biz o kalabalığın üzerinden kendimize bir şey çıkartırlar da bir derdimiz yok bizim. Benim kendi nefsim de yok, kardeşlerim de yok. Öyle inanıyorum. Bu benim her zaman için söylediğim bir şey vardır. Bir yerde ders almak, bir yere bağlanmak demek nasip meselesidir, sevgi meselesidir.
Kimsenin nasibi varsa buradan dersen, nasibi varsa sever, severse nasibi vardır zaten. Bunu böyle bir manevi rızık olarak görürüm ben. Hele tasavvuf sevmekle alakalıdır. Kimse severse orada oturur, severse orada durur, severse oraya alakalı işleri canı gönülden yapar.
Tüccarlar, tacirler, bir dükkan çalıştıranlar beni daha iyi alınacaklar. Esnaf dükkanında bekler. Malını, mülkünü, her şeyini, çeşidini düzel ama dükkanında bekler. Ve Allah'a ilerir kendi lisanıyla. Kapının önünden geçen adamın kafasına silah dayııp dükkanı katamazsın. O kimse oradan geçerken görecek veya duyacak veya işte sizi böyle girecek. Size düşen vazife, sebepler dairesinde dükkanınızın çeşidini bol tutmak, sebepler dairesinde insanlara iyi davranmak, iyi hizmet etmektir. Sanatkar ise sebepler dairesinde sanatını iyi icra etmesidir onun.
İşte YouTube'da kaportacı, adam bir sefer götürdü, yamuk yumuk yaptı, adam bir tane bir tane gitmez. O sebepler dairesinde sanatını iyi icra etmek zorunda. Adam şimdi yoksa ne gitsin ki? Gitmez. Hacı Erkan parça satıyor. Esnaf adam gitti oradan Hacı Erkan'dan bir parça aldı 5 lira. E bir başka yere sordu 4 lira. Adam bir daha Hacı Erkan'a gider mi? Gitmez. Sebepler dairesinde. Bizim vazifemiz sebepler dairesinde o işi en iyi, en güzel, en tatlı, insanların faydasına, insanların faydasına en fazla ne kadar faydamın dokunur? Öyle düşün ki.
Esnaf çabucak zengin olmayı hedeflerse çabucak batar. Bakın bunu unutmayın. Esnaf çabucak zengin olmayı hedeflerse çabucak batar. Çabucak çare değil, böyle evim bakım, hanım, hanımım olsun derse çabucak batar. Sanatkar kendi sanatına hürmet ve hizmet etmez, titiz davranmazsa batar. Kimse açmaz kapısını. Diyeceksiniz ki ya bunlarla dergahın değişiyorlar, evet burası da aynıdır. Biz birisinin kafasına silah dayıp buraya getirmiyoruz. Ama biz buraya gelenlere hakaret edersek, buraya gelenlere kötü davranırsak, buraya gelenlere tepeden davranırsak, dürüst davranmazsak, ailesinde üzerimize düşen vazifeyi yerine getirmezsek bizde de müşteri kalırız.
Adam ne yapmaya gelsin ki? Bizimki cami değil mecbur gelsin, adam cumaları mecbur gidiyor, o da bağırıyor orada bunu. Bizim bir yerde de böyle adam çıktı, hiç unutamayacağım. İmam, hutube dedi ki ben laikim. Hani isteyen gelsin, kılsın, cumayı istemeyen kılmasın gibisinden.
Ben de kalktım, kılmadım. Odan birkaç kişi baktı, dedim laikim diyen adamın arkasında cuma kılınmaz dedim ben. Şimdi bizim böyle bir halimiz yok. O zaman biz burada sebepler dairesinde bildiğimiz kadarıyla Kur'an ve sünneti aktarmaya, birinci derecede de yaşamaya memuruz.
Çok insan gelsin, yani böyle bir derdimiz yok. İsteriz ki herkes İstanbul. Herkes iyi bir ümin olsun. Derdimiz budur. Allah bizi affetsin. Yine geri kalan sorulara cevap kalmadı. Şu güzelmiş, network marketing sistemle ticaret caiz midir demişler. Piramit sistemi ile kar dağıtımı ve paylaşımı varmış.
Bununla alakalı birkaç bayan geldi, benimle görüştü. İşte böyle bir sistem var, işte akıllı alışveriş gibi, umur umur bir şeyler anlattılar bana. O ona topluyor, o onu topluyor, o onu topluyor. Bir ara böyle bir zincirleme şeyler vardı ya. Bunun gibi bir şey mi bilmiyorum. İçin içeriğini bilmediğimden bir şey diyemeyeceğiz. Benim bildiğim bir şey var, ticarette aldığını bileceksin, sattığını bileceksin. Bir şeyi pazarlıyorsan pazarladığını bileceksin. Ben biraz klasik ticaret erbabıyım. Hakkını zelal edin. Yani normalde bu tip şeyleri çok kafam basan bir insan değilim. Kafamın basmasını da istemiyorum zaten. Kafamın basmasını istemedim ben kafam basmıyor.
İşte ne o, ne kartı diyorlar ona, bankalara kredi kartı mı, o plastik. Onun kafam basmıyor mesela. Hiç bankadan bugüne kadar kredi kullanmadım. Töber bir sefer kamyon aldıydım abimle alakalı şeyden. Başka hiç öyle bir derdim olmadı. Hiç çekim olmadı. Bir sefer çekim oldu. Onu da kullanmadan gittim verdim bankaya. Benim öyle bir ticaret sistemim yok. Olmadı bugüne kadar. O yüzden bu tip bu yeni jenerasyon ticaret sistemlerini de bilmiyorum. Hakkınızı helal edin. O birkaç tane bayan arkadaş geldiler. Muhakkak dediler işte bunu beni üye edecekler yani öyle bir şeye. Böyle biri ki erkeklerden de cemaattan değil dışarıdan geldiğinden falan.
Tabii benim üzerimden öyle düşünüyorlar. Yani bir cemaat var. Sonuçta beni de oraya üye ederlerse bütün herkese üye olacak düşüncesi var. Böyle bir derdim yok. Bugüne kadar hiç ticari olarak bu tip şeylere hiç girişmedim. Hiç girişmem de böyle beyan ediyorum ki insanların haberi olsun. Yaklaşık birisinden borç para alacaksam kendim isterim kendim alırım. Yaklaşık 10 yıldan beri de hemen hemen Bursa'da bir kişi iki kişi hariç hiç kimseden istemiyorum. Bunu da bilinsin. Öyle birisi benim adımı kullanarak birkaç kişiye telefon açmış çünkü. Onlar da Allah razı olsun ben böyle beyan ettim de bana telefon açtılar böyle böyle sen mi gönderdin diye. Ben de benim göndermediğimi söyledim.
Kıymetli kardeşler bu noktada açık ve net söylüyorum. Benim adıma kim ne söylüyorsa benim haberim olsun. Bana dönün söyleyin. İster bu ticari olsun ister bir şey yardım olsun ister yapılacak bir iş olsun. Evet isterse yapılacak bir iş olsun. Borç para olsun ticaret olsun ben kendim onları Cenab-ı Hakk'a aldım olsun. Yaptıklarım etrafımda arkadaşlarım var dostlarım var. Var. O yüzden bir şeye ihtiyacım olursa bir işim olacaksa onları telefon açar söylerdim. Benim adıma birileri sizlerden bir şeyler talep ederlerse vermeyin ve yapmayın. Bugün de dün de öyleydi. Bugün de öyle bundan sonra da öyle olacak. Hakkınızı helal edin diyorum.
Allah hepinizden de razı olsun inşallah. İç ihtiyaç bir bahçeyi yaşayın. Allah'a evvelen rizat ve alikâhî inatı ve saygı mevcudu al peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmiş geçmiş. Bütün peygamberimiz, rüşan eplerimizin ruhlarına ayrı ayrı hedeyli basit ve sedar eyle ya Rabbi.
Allah'a evvelen rizat ve alikâhî inatı ve sallallahu aleyhi ve sellem'e eksik eyleme ya Rabbi. Allah'a evvelen rizat ve alikâhî inatı ve sellem'e gelmiş geçmiş. Allah'a evvelen rizat ve alikâhî inatı ve alikâhî inatı ve sellem'e gelmiş geçmiş. Allah'a evvelen rizat ve alikâhî inatı ve sellem'e gelmiş geçmiş.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.