Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 1:07:47
Allah gecenizi hayır etsin. Cenab-ı Hak gündüzününününününününününününününününününününününününününününününününününününününününününününün protonları Antancı'ınize, o milligramsındaki için nap diret in profit olanlar. Ya az'ın yenilmeyi başarmak, ebediyetin sırrını yakalamak lazım.
Yenilermekle nasıl uygulamak lazım? Geçen hafta İzmit dedik, İzmit'te olan arkadaşlar bir şeye şahit olmuşlar. Yaklaşık 1500 kişi falan vardı herhalde tahammülü. Ama 1500 kişiden buradaki ses kadar ses çıkmadı. Değil mi var bana çok sessizdi değil mi? Çok sessizdi. Ben fark etmedim de bana söylediler, dediler ki ya. Perşembe günü bir derste o kadar çok görüntü oluyor, o kadar çok bulut oluyor ki İzmit'te çıkmadı dediler.
Hedef farklı bir şey. Eskilikle yenilik de alakası yok. Allah bizi affetsin inşallah. Yenilenmeyi başarmak, devletlerin sistemlerin batması, bireylerin batması batar. Devletler batar, sistemler batar, iş yerleri batar, aileler batar. Tabi buradaki batmaktan kasıt, mesela iş yeri batar dedim.
O sadece bir kimsenin maddeyi kaybetmesi değildir. Batmak bu manada insanların komple maddi manevi davulmasıdır. Aile küçük bir büyük devletidir. Bir sülale onun bir üstüdür.
Cemaat onun üstüdür. Devlet onun üstüdür. Birey batmadan devlet batmaz. Devlet batarsa birey de batar. Birey batmadan aile batmaz. Birey batmadan cemaat batmaz. Cemaat batarsa birey de batar. Ama önemli olan bireydir. Çünkü aileyi birey oluşturur. Cemaati birey oluşturur. Devleti de birey oluşturur. Bireyler batarsa o zaman aile de batar, akrabalıklar da batar, cemaat de batar, devlet de batar. Birinci derecede Allah sorumluluğu insanların kendi üzerlerine vermişler. Bir kimse birinci derecede kendi hayatından sorumlulur.
O zaman birinci derecede insanlar kendi hayatlarından sorumluysa, birinci derecede insanlar nasıl bir hayat yaşadıklarına bakacaklar. Eğer yaşadıkları hayat Kur'an ve sünnetin üzerinde değil ise ve gerçek manada Kur'an ve sünneti kendi üzerinde uygulayamıyorsa o birey batmaya mahkumdur. Eğer bu erkekse birey ve evli ise bu batışı çocuklarının üzerine doğacaktır. Ailenin üzerinde doğacaktır. Eğer bu birey kadınsa çocukları da varsa batıyorsa bundan çocukları da etkileyecektir. Hiçbir batış tek başına değildir. Hiçbir batış, hiçbir satma tek başına değildir.
Bir birey olarak kendi dairesinde bir sapış, bir sapıklık, bir yanlışlık yaşıyorsa ondan en yakın dairedekiler etkileyeceklerdir. O yüzden yenilenememek Kur'an ve sünneti anlayamamaktır. Yenilenememek Kur'an ve sünneti yaşayamamaktır. Yenilenememek Kur'an ve sünnetin disturları, doğruları o kimseye ağır gelip köhnemiş şeytani ve nefsani hayatın içerisinde devam etmektir. Kıymetli arkadaşlar, iman radikalliktir. İnsanı keskin çizgilerle çevreler, radikallikten kastım bu. Yani bir kimse iman ettiyse o imanın dairesi bellidir.
Siz o dairenin içinde yaşamak mecburiyetinde kalırsınız. Keskindir. Onun dışına çıktığınızda imanınızı kaybedersiniz çünkü. Bu dairenin içerisinde insanlar hayatlarını devam ettirmek zorundadırlar. Bu da insanların nefsine zor gelir. Bir kimsenin nefsine bu zor gelince o kimse etrafındaki insanları da batırmaya başlar. Bir erkek düşünüp o erkek Kur'an ve sünneti emirlerini ne kendi üzerinde uygulayabiliyor ne de ailesinin üzerinde. O zaman o kimse tek başına batmaz. O ailesine de etki eder onun eşi de çocukları da batar. Hani Hasreti Mevlana demiş ya edepsiz demiş sadece kendini yakmaz. O yedi mahalleye zarar verir.
Bir kimse edepsizse sadece kendi kendine perişan etmez. Ya o her tarafı ateşini sıçratır. O her tarafı bu noktada perişan eder. Kur'an ve sünnet bakın kıymetli kardeşler, batışların hepsi de ahlakidir. Dünya üzerindeki devletlerin batışı ahlakidir. İnsanların, medeniyetlerin batışı ahlakidir. Ailelerin batışı ahlakidir. Bireylerin batışları ahlakidir. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmamaktır. Kur'an ve sünneti kendi öz anlayışında yaşamamaktır. Bazıları dini yaşadığını zannederler. Dinin dışında davranırlar. Dinin dışındaki davranışları dinlermiş gibi zannederler. Hayatlarına öyle devam ederler, batmaya mahkumdurlar.
Kendilerinin Kur'an ve sünnet noktasında yeni bir anlayışla sanki yeniden peygamber gelmiş, yeniden Kur'an gelmiş, yeniden o dini yaşanıyormuş gibi yaşayamazlarsa bireyler, aileler, cemaatler batmaya mahkumdurlar, davulmaya mahkumdurlar. Bu daire bir kısmına ağır geldiğinden kendilerine sapık bir yol çizerler. O daire ağır gelir. O daire ağır geldiği için kendilerine gevşetecek, layıklaştıracak, sapıklaştıracak yollar ararlar. Ve o yola giderken insanlar kendi kendilerine hüsnü niyet içerisinde gittiklerini, doğru yaptıklarını düşünürler. Aslında yaptıklarının yanlışlıklarını bilirler. Bir erkek Kur'an ve sünnete uymazsa, uymadığını biliyorsa ve bile bile ona devam ediyorsa o ailesinin batışını hazırlıyordur.
Bir kadın Kur'an ve sünnete uymuyorsa ve bile bile buna devam ediyorsa o ailesinin batışını hazırlıyordur. Bir çocuk Kur'an ve sünnete kesinlikle uymuyorsa ve öyle devam ediyorsa ailesinin batışını hazırlıyordur. Bir cemaatın başındaki kimseler Kur'an ve sünnete uymuyorsa ve insanlara bunu tavsiye etmiyorsa cemaatinin batışını ve dağılışını hazırlıyordur. Bu manada devleti oluşturan şey cemaatlerdir, bireylerdir. Ve bireylerin ve cemaatlerin bu noktadaki gevşeklikleri, bu noktadaki hapıklıkları, bu noktadaki deccaliyet düşünceleri, bu noktadaki Kur'an ve sünnetin dışında hayat tarzı, Kur'an ve sünnetin dışında düşünce tarzı, Kur'an ve sünnetin dışındaki şeylere müsamahaktar davranma, kapı aralama bütün insanları batma noktasına getirir.
Batışın sebebi edepsizliktir. O yüzden bir kimse iş yerinde, ailesinde, çocuklarına karşı, dergapta kardeşlerine karşı, yanında çalışanlarına karşı, sokaktaki taşa dair, etrafındaki bütün insanlara ve bilhassa Allah'a karşı edebli durmak zorundadırlar. Eğer o edebi terk ederlerse, o edebi terk ederlerse, o Kur'an ve sünnetin anlayışını terk ederlerse, o Kur'an ve sünnetin ahlakını, getirilerini, götürülerini, Kur'an ve sünnetin oluşturmak istediği toplum modelini, Kur'an ve sünnetin oluşturmak istediği aile modelini,
Kur'an ve sünnetin oluşturmak istediği birey modelini, eğer insanlar kendi üzerlerinde gerçekleştiremezlerse, batışlarını sağlarlar. O yüzden tarih boyunca, Müslüman batar mı? Batar. Edebi terk ederse, batar. Kur'an ve sünneti terk ederse, batar. Eğer Kur'an ve sünnet anlayışını terk ederse, batar. Madden de batar, manen de batar. Tabi sohbetler, şeyler, sohbetler de toplum içerisinde, bireylerin içerisinde, ailelerin içerisinde, sünnete uymayan şeyleri dile getirdikçe, kardeşlerin bir kısmının canı yanıyor. Yani canı yanıyor derken, bu manada tersinden canı yanıyor. Tersinden canı yanınca daha layık, daha gevşek, daha böyle işte olsa da olur, olmasa da olmaz noktasında tutulacak yerler arıyorlar.
Bu onların kendi dairelerindeki bilceği bir şey. Kıymetli kardeşler, kendisine tabi olacak, kendisine inanacak, kendisini yaşayacak, düşünce, beyin, kalp, bunlara sahip olanlara kendini açacak. Eğer bir kimse Kur'an ve sünneti kendisine yaşam felsefesi yapmıyorsa, Kur'an ve sünneti kendisine bu noktada inanç felsefesi yapmıyorsa, Kur'an ve sünnet kendisini o kimseye açmayacaktır.
Kendisini o kimseye açmayacağı için o kimse yüzeysel kalacaksınız. Yani o yüzeysel düşüncenin, yüzeysel hayatın getirdiği bir noktada duracaktır. Bu manada birinci derecede imanınızı kavileştirin, olgunlaştırın, kemale erdirin. Nefsinizle mücadeledir. Size nefsiniz onun tersini yapın. Nefsiniz neyi emrediyorsa onun tersini yapın. Asla ve az sünneti kendinize hukuk yapın. Kendinize yapacak olduğunuz hukuk, Kur'an, Kendinize bu noktada yönlendirme olan şey sünneti Resulullah olacak. Ve Kur'an'ın ahkamı olacak. Bunun dışına çıkmayın. Hızla toplum modelini, İslam'ın aile ailelerinizle sonra da geliştihareti uygulamaya çalışın.
İşlerinizi güzellikle, tatlılıkla, iyilikle çekmeye çalışın. Direktif, insanları heder etmek yok. Ama böyle yapınca derken, olmazsa olmazlardan da vazgeçmek yok.
Kadınlar, kocalarından isteyecekleri şey bu. Erkeklerin de hanımlarından isteyecekleri şey bu. Kur'an ve sünnet. Yıkılmaya mahkûmdur Kur'an ve sünnete uymayan insanlar. Dolunmaya mahkûmdur. Herkese toplumun çöpüş, kimse onun önüne alamaz. Şey Kur'an ve sünnet. İmamların iştihadını söylemiyor diyebilirsin. Yani imamların iştihadına karşı geldiğinden veya da önemsemediğinden değil. Ama iştihadlar daim Kur'an ve sünnetten çıkar. O yüzden iştihadlar daim Kur'an ve sünnetten çıkıyorsa, insanlar aslı bırakıp aslıdan çıkan olaylarla ilgileniyorlar. Yani as Kur'an ve sünneti bırakmak demek.
İmamının imamı, ona sımsıkı bağlıya öbür tarafta sünneti Resulullah. Veya üstüne sımsıkı sarılıyor Resulullah'la. Allah'ı kendinize rehber edin. Hidayeti, fesini, felsefesi, hayata dair olan ölçüsü bize yeter. Sımsıkı sarılan bireyler, aileler, cemaatler hayatta duracaklar.
Buna sımsıkı sarılmayanlar da olacaklar. Bu normal ticarette de aynı. Bu ticarette de aynı. Bu aile hayatında da aynı. İçilerinde de aynı. O yüzden yenilenmeyi Kur'an ve sünnete bağlanmak olarak algılıyorum. İnsanın kendisini değiştirmesini Kur'an ve sünnete bağlılık olarak algılıyorum. Allah ve Resulü haram etmiş mi? Haram.
Allah ve Resulü buna seslenmemiş mi? Seslenmemiş. Hiç kimse haram edemez onu. Hiç kimse haram edemez. Ben de bir arkadaşa böyle birkaç kişiyle sohbet ettim de. O sohbette bana dediler ki, değil. Kapişer. Arkadaşlara cevap olsun. Her sünnetin özü. Hizmet etmesi.
Evde bir hanım var, hizmet etmesi. Dedi rivayet eder. Ebu Uysed et Said'i, düğününde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri davet etti. O gün hanımın gelin olduğu halde onlara hizmet etti. Sehir dedi ki, hanımımın Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ne içecek ikram ettiğini biliyor musunuz? Geceden büyükçe bir kama birkaç hurmayı onun için ıslatmıştı.
Yemeğini yedikten sonra ona bu ıslattığı hurmaların suyunu içmek üzere ikram etti. Bu hadisi Buhari, Müsli ve İbn-i Mace rivayet edildi. Buhari'de rivayet edilen bab da kadının düğünde erkeklere karşı hizmet için ayakta durması ve vizet onlara hizmet etmesi bağlıydı. Kurtubi söylüyor bunu. Bu hadisten gelinin düğününde kocasına ve kocasının arkadaşlarına hizmet etmesinin caiz olduğunun hükmü anlaşılmaktadır. Yine bu hadisten erkeğin hanımını salih olan kardeşlerinin önüne çıkartmasında ve onlara hizmet etmesinde bir mahzur olmadığında anlaşılmaktadır. Bana bunu söylediler. İşte kayın ateştir diye söylüyorlar.
İşte bir gelin kayınının önüne çıkmıyor. İşte tesettürlü bir şekilde de olsa ona hizmet etmiyor. Ona işte yemek yemiyor, sofra kurmuyor veyahut da hoş geldin demiyor diye bende yok sünnet dedi. Sünnet dedi. Sünnetli kardeşler, kendiniz ölçü, kafa bir ölçü vereceksin ihtiyaç. Sünnete uygun olacak.
Sünnete uygun olacak. Bir şey sünnete uygun mu uygun? De. Yapmıyorum, işlemiyorum. Bu senin hakkın. Bu senin hakkın. İnsanlara din olarak anlatacak olduğu şey sünnete uygun olacak. İnsanın önüne koyacak olduğu şey Kuran ve sünnete uygun olacak. Bizim moğalarımız böyle diyor, bizim fetvacı başımız böyle diyor, yok.
Her bir toplumda yanlış bir şey yapanın cezasını hürmet çekmez. Bir yerde hastalık var. O hastalık gibi imam, müşteh, hastalığa çare olması bir şeyi yasaklayabilir. Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin Hazret-i Ali'ye, Hazret-i Fatıma sağken bir daha evlenmemesi için yasaklaması gibi.
Dervişinin üzerinde makul, malum bir şeyi dahi yasaklayabilir veya cevap yasaklayabilir. Ama makul ve malum olan bir şeyden, bir şey var orada ama oradan bir hastalık görüyor. Yasaklayabilir. Umuma bağlı. Sünnet-i Resul'un asıl sıkı bağlanmayanlar. Din olarak, Kuran ve sünneti önlerine koymayanlar. Hem birey olarak, hem cemaat olarak hem de devlet olarak batmaya mahkumdurlar. Zalimler intikamını, intikamını bitir.
Acı bir azaba çarptırılıyor. Şimdi Mısır'da ne oluyor?
28 Şubatçılar ne oluyor? Bir sayıştayı, bir sünnete alırsa, ona kim zulmediyorsa Allah'ın intikamını alır. Bir aile, Kuran ve sünnete bağlı.
Birisi ona zulmediyor. Başka bir aile zulmediyor. Zulmediyor. Allah onun intikamını alır. Bir adam, karısına zulmediyor. Allah onun intikamını alır. Yok, Allah onun intikamını alır. Alır. O yüzden, kendinizi Kuran ve sünnet noktasında yenileyin. Anlayışınızı yenileyin.
Yaşantınızı yenileyin. Yenileyin. Hayat geçici. Hayat bitici. Arkanıza dönüp baktığınızda keşke dünmet deseydim demeyin. Kuranızda keşke yapmasaydım demeyin. Arkanıza dönüp baktığınızda keşke harcamasaydım. Keşke yemeseydim. Keşke artmasaydım. Keşke itiraf etmeseydim. Keşke yardım etseydim. Keşke elinden tutsaydım. Sünnetle dolu dolu yaşayın. Kuran ve sünnetin öyle bir ruhu vardır ki. Kuran ve sünnetin öyle bir kerameti, öyle bir mucizesi vardır ki. Kuran ve sünnetin öyle bir canı vardır ki.
Kanlandırır, yeniler, güzelleştirir. O gittiği yerinde şimdi ne var bu? Ama onu sen davet edersin. Sen çağırırsın. Sen gel dersin. İksir gibi, en yük simya gibi bakırı altına çevirirsin. Gittiği yerde gümüşü bakmışsın ki mücevherat yaptırır. İşe yaramaz bir toprağı bir bakmışsın ki cevher haline getirdin. Kuran ve sünnet öylesine bir simyadır. Mesela toprak cennette tumba ağacı gibi olur. İnsan, insanı kanı yok.
Bahçesi olur. Aileye yerleşse, o cemaate yerleşse, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin cemaati gibi olur. O öylesine, onunla hemhal oldu, Kuran ve sünnetle o ihya oldu, o yenilendi, o cedetlendi. Onun anlayışı, idraki, yaşayışı, bakışı, tarzı, tavrı farklılaştı. Aynı cemaatin içinde olanlar bu farklılığı algılamakta zorluk çekebilirler. Çünkü hedef, adap yolundan birbirine benzerler. Ama ne zaman cemaatin dışında bir edepsiz de veya cemaatin içinde dahi olsa, cemaatin içindeki bir kimse edepsizce, hayarsızca, Kuran ve sünnet düşüncesinin dışında bir şey söyleyince kalır insanlar.
Aaa böyle bir şey duyduk diye. Veya böyle bir davranışta bulundu diye. Birisi sizin şimdi karşınızda aksa bacak bacak üstüne devirse kendini dersiniz ki ya bu ne edepsizce bir davranış. Neden? Alışmamışsınız, görmemişsiniz. Bir edeb sapmasıdır ya. Veya kadınlar da çarpacak bacak üstüne. Erkekler de çarpacak bacak üstüne. Bizde bir sapmadır öyle değil mi? Tibirlilik sapması olarak. Aldanma afaz eylesi. Veya birisi bir tütünü patlatsa yanımızdan böyle bir duamıza geliyor orada değil mi? Yağız o tütün içmiş. Veya küfretse birisi. Veya birini hakaret etse. Benim tuhafım diyor. Ben böyle tuhaf tuhaf bakıyorum. Ya birisi bir sert konuşsa böyle.
Tuhafıma gidiyor. Ben susum kalıyorum. Can diyor ki ey vah ya. Nereden böyle bir şey söyledik? Nereden böyle bir şey dedik? Bu, o kimsenin edebiyle adabıyla araktadır. Bu yüzden Kur'an ve sünneti sım sıkıp ağırız. Allah muhafaza eylesin. Sigara içen, çene sakalı ve palı büyük bırakan din kardeşlerin mesuliyetinin nelerdir? Allah hepsine de yardım etsin. Sünnetli kardeşler, bir şeyin sünnetini sorun. Sünnettedir. Sakal bırakmak sünnettir. Bir kimse Darül İslam'da bir tutam sakal bırakması sünnettir. Darül harpte serbesttir. Sigara içmekte altını sigarayla olan düşüncemizi biliyoruz.
Hala bıyıp bırakmak, hala bıyıp bırakmak var ya, Darül harpte cahildir. Bir kimsenin buradaki düşüncesi kafirlere karşı böyle heybetli görünmek, kafirlere karşı şevlik görünmekse cahildir. Darül harpte. Darül İslam'da bir yıklarınızı kırdınız, sakallarınızı bırakın. Sünnete bağlılığa bakın. Şekiltilikte kalmayın. Şekiltilik diye böyle bir şey var bunun ümmetçilik hakkında bilgi verilmesin. Ümmetçilik genel manada bütün Müslümanlar ümmetçidir. Ama bu onların kendi kavimlerini sevmelerini engel değildir.
Bir kimse ümmetçidir. Kendi ailesini, kendi akrabalarını, kendi kardeşlerini sevmesine engel değildir. Bu fıtridir. Bir kimsenin kendi kavmini sevmesi fıtridir. Kendi kavmiyle hemhal olması fıtridir. Kendi ailesini sevmesi fıtridir. Kimse önce eşine ve çocuklarına bakmaktan sorumlu ve zorunludur. Annesine, babasına, akrabalarına, gençlere birinci derecede sorumlu olduğu Annesi babasıdır erkekler için.
Eşini ve çocuklarını, annesini ve babasını bakmak sorumludur ve hükümlüdür. Bir kısmı demiş ki önce annesine bakma, babasına bakmak sorumludur. Ondan sonra eş ve çocuklerdir. Bağınlılar demişler ki önce eş ve çocuklar sonra annesi babası. Ama onu böyle demeklerse hepsini de birinci dereceye koyalım. Bir erkek, annesinin babasına, eşine ve çocuklarına bakmakta sorumludur. Bitti. Birinci derecedir hepsiler. Bir kadın, bir kadın önce eşinden ve çocuğundan sorumludur. Bir kadın anne ve babasından sorumlu değildir. Babasının da, kocasının da anne ve babasından sorumlu değildir. Onun birinci derecede sorumlu olduğu eşi ve çocuklarıdır. Erkek, o birinci derecede annesi, babası, eşi ve çocuklarından sorumludur.
O yüzden bir kimsenin ilk önce birinci derecedeki sorumluluklarına bakması gerekir. Bu onun milliyetçiliği değildir, kavmiyetçiliği değildir. Bu fıdredir. Ondan sonra akrabalarına bakar. Ondan sonra kendi beldesine bakar. Ondan sonra kendi kavmine bakar. Şunu demesi hakkı değildir. En üstün ırk bizim ırkımız. Hayır, böyle bir şey yoktur. Hadis-i Şerif'in aramın acemi, acemin araba üstünde yoktur. Üstünlük takvalı. Onlar ki gelmiş ve geçmiş bir hümmetti. Onların kazandıkları kendine, sizin kazandıklarınız kendinizdedir. Onlar sizin, siz de onların yaptıklarına sorumlu değilsiniz. Evet, herkes kendinden sorumludur. Kendi zamanından sorumludur.
Kendi dairesinden sorumludur. Biz geçmiş ümmetlerden sorumlu değiliz. Onlar da bizden sorumlu değiliz. Kendi normalde geçmiş ceddimizden de sorumlu değiliz. Onlar da bizden sorumlu değiliz. Benim cinlerle ve insanlarla bir hadisem vardır. Ben yaratıyorum, benden başkasına kapıyor. İman ediyorlar, ben rızık veriyorum. Benden başkasına şükür ediyorlar. Hadis-i Kürsi, Allah-u Teala'nın bu sonundaki hikmet hapacık varsa da acaba bizden nefsliğinden mi yoksa nankörlülükten mi böyle yapıyoruz? Allah her ikisinden de eylemesin bizi. İnsan kalbini masivada nasıl koruyabilir? Fikirler. Kişi hakla beraber olduğu zaman, haklarla beraber olur mu? Evet.
Olur. Kur'an ve sünneti yaşamaya çalışırken amellerini nasıl artırırız? Amellerini de artırmaya çalışırız. Bu manada ameller kastınız ibadetse onları artırmaya çalışmayın. Bu manada amel olarak kendinize, insanlara faydalı olmaya çalışın. İyi ahlak. Etrafınıza faydalı olun, iyi ahlaklı olun.
Umadı vermesin. Tasavvuf yolunda üstadın ilminden, aşkından, muhabbetinden nasıl istifade edilir? Yani bu koyun gibi derisinden, sünüründen, yününden istifade etmektedir. Maddi konuda bizden iyi olanların bizde olmasını isterken elimizdekini kaybediyoruz. Kur'an ve sünnet yolunda da bizden aşağıda olanlara bakıp şükrediyoruz. O zaman da yerimize soyuyoruz. Bu konuda bize nasihat ederiz. Neyi? Günün gününe müsavi olan zararladırız. Hümetli kardeşler, Müslüman israf etmez. Müslüman çalışkan insandır. Her dinine, her dünyasına çalışırız. Biz ne dünyayı bu noktada terk edenlerden oluruz, ne de dini terk edenlerden oluruz.
İnsan çift kanatını görecek. Bunu birileriyle yarışmak olarak algılamayın. Dünya hayatını. Vazifenizi yerine getirdin. Tembel olmayın. Bir işiniz olsun. Çalışın. Gayret edin. Mücadele edin. İşsiz dolaşmayın. Yerine getirdin. Ben insanlar tanıdım. Yıllardan beri boş. Ona göre iş yok adam. İşte eşinin, çoluğunun, çocuğunun hiçbir gün bakmıyor. Gayret etmiyor.
İşçede saklandığı bir yer var. Ona göre iş yok. Ona göre mal yok. Ona göre para yok. Ona göre maaş yok. Yok. Ona göre hiçbir şey yok. Ben 49 yaşındayım. Çalışıyorum, koşturuyorum diyorum ben. Adam bakıyor benim gözümün içine. İnanmıyor. Ben hiçbir iş yapmayacak olsam giderim bir arkadaşa. Derim ki ya şurada senin dükkanında durayım burada gelene gidene bakayım. İşim varmış gibi sabahın çıkayım göre evvel. Kendime bir iş edineyim. Yok Allah muhafaza etmesin. Ne din için dünyayı terk ederiz. Ne dünya için dini terk ederiz.
İşinizi terk etmeyin. Bakın dergah için, tekke için, cemaat için işinizi terk etmeyin. Dergah için, tekke için, cemaat için dükkanınızı kapatmayın. Dergah için, tekke için, cemaat için. İçinizi boş ver. Temiz yok. Dergah'ta hizmet varmış.
Koş. İnsanlara hizmet et kardeşim. Kapat. Ben filan diyerek sohbete git. Dışman diyerek böyle bir program var. Yok kardeşim istemiyorum. Hiç kimse işini bıraksın istemiyorum. Böyle bahadırlık edip, böyle işte cengavarlık edip dükkanı kapatacak, işi kapatacak, işi bırakacak.
İşte koştur. Yok istemiyorum kardeşim. Yok. Böyle bir şey istemiyorum. Hatta bazı arkadaşlar Allah razı olsun. İşte getirelim götürelim. Yok diyorum Allah razı olsun. Bütün kuvvetim yerine gider gelirim. İkisiyim. Nerede trak orada bırak. Yoruldum yerde yatarım. Ne olacak? Tembellik yapmayın. Arkadaşlar var dokuzda dükkanlar açık değil.
Dükkan açık değil adamım. Dokuz buçuk dükkan açık değil. On olmuş. Ol. Dükkan açık değil. Şikayet ediyor. İşten şikayet ediyor. Yetiştiremediğinden şikayet ediyor. Şikayeti çok. Sabahın yedi buçukta aç dükkanı. Sekizde aç. Saat onda dükkan mı açılır? Sonra iki saat var. Saat onda dükkan açıyorsa. Sekizde dükkandan sekiz dükkan aç. Bursa'daki esnaf bir dua. Yahu ben yirmi yıldır alışamadım. Bursa'daki esnaf tembel. Tembel.
Doygunluk değil bu. Tembellik bu. Bu. Meraketsizlik bu. Adam sağa dükkan açıyor. Pazarda dair. Pazarcılar onu ki. Saat sekizde işine başla dokuzda bitir işine. Arkanın dokuzda açık olmuş olsun her şeyde. Veya sekiz yedi buçukta git, sekiz buçukta bitmiş olsun. Yok. Herkesin üzerinde hayır zaman hastalığı var. Kadınlar saat onda on birde on ikide kalkıyor. Çocuklar on birde on ikide kalkıyor. Erkekler öyle. Yani adam işe gitmiyor. Adam istediği zaman kafasına göre yaşıyor. İşçisinin ayrı yok. Patronunun ayrı yok.
Evde kadının ayrı yok. Çocuğun ayrı yok. Adamın ayrı yok. Yok. Ne işin var yok. Onda gideyim ya. Erkek on birde git. Ondan sonra bereket bekler. Çalışıyor adam. Haberde gitmiyor yani. Onlarda çalıştırıyor. Meslevi ise dinle ile başlıyor. Kur'an-ı Kerim'i oku diye peygambere dedi.
Eğer sen de peygambersen hani hitap gelirdi oku diye. Ama Kur'an-ı Kerim peygamberden sonra ümmetler için dinle diyor. Oku peygambere hitap. Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Dinle hükmete hitap. Hazret-i Mevlana dinle derken. Kam-ı Kerim'deki dinle ayetlerinden yola çıkaraktan dinleniyor. Üstadının rüyasında görmesi üstadı olan muhabbetinin bir sonucu. Üstadın dervişi olan muhabbetinden mi ileri gelir? Derviş ve üstadının sevgisi karşılıklı mıdır? Herkes öyle ister ama yok. Seversen, seveceksin.
Hani diyor ya Cenab-ı Hades-i Kutsu'da. Sizin Allah'ın sizin üzerinde sevgisini görmek istiyorsanız, ne kadar olduğunu bilmek istiyorsanız, sizin O'na olan sevginize bakın. Senin O'na olan, Allah'a olan sevgine bak sen. Bizde ise şöyle bir kolaycılık var. Biz sevmeyelim, Allah bizi sevsin. Biz sevemiyoruz ama eğer Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerine bizi sevsin. Biz sevemiyoruz ama ee? Üstad bizi sevsin. Güzel. Rabbimiz sürekli bir yaratış halinde olduğunu biliyoruz. Bir ayet-i kerimesinde ise kalem kurumuştur buyuruyor. Buradaki kalemin kuruması, kalemin hepsini yazmış olması mı yoksa kalemin kuruduktan sonra da yaratılışın devam etmesi mıdır? Yani kalemin kuruması demek belki de bu kıyamete kadar olan şeylerle alakalıdır.
Kıyamete kadar olacak olan şeyleri yazmıştır Cenab-ı Hak. Kıyamete kadar ne kadar ne yapacaksa ne yaratacaksa onlar da yazmıştır. Veya kalemin kurumasını şöyle alın, ben şöyle algılıyorum. Fıtratlar ya, gözümüzün önde olması, fıtrat, kalem kurudu bu noktada. Burnumuz gözümüzün altında, kalem kurudu.
Burun bizim arkamızda çıkmayacak, kalem kurudu. İki elimiz, iki ayağımız var, kalem kurudu. Dudağımız var, dişlerimiz var, dilimiz var, kalem kurudu. Kalbimiz bacağımızda olmayacak, kalem kurudu. Karp göğüs kafesimiz olacak. Karaciğerimiz ayağımızdan altında olmayacak, kalem kurudu. Dünyanın güneşin etrafında dönme süresi ve zamanı belli, kalem kurudu. Güneşin kendi ekseni etrafında dönmesi, zamanı kalem kurudu. Ve güneşin sistem olarak komple samanyolunun içerisindeki tavafı, dönmesi, komple güneş sistemi, kalem kurudu. Güneşin bir yılı ne kadarsa kalem kurudu. Samanyolu komple bir şeyin etrafında dönüyor, onu ne kadar milyar yıl, trilyon yılda dönecek.
Kalem kurudu, bitti. Bu manada algılarsak eyvah. Allah'ın yaratması sonsuzdur. Sonsuz yaratırsın. Allah'ın bütün sıfatları sonsuzdur. Sıfatının sonu yoktur. Allah'ın sonu olsaydı... O zaman Haluk yaratma sıfatı sonsuzdur. Kım sıfatı sonsuzdur. Kahhar sıfatı sonsuzdur. Kadir sıfatı sonsuzdur. Kuvvet sıfatı sonsuzdur. Kuvvet sıfatı sonsuzdur. Basir sıfatı sonsuzdur. Veli sıfatı sonsuzdur. Mu'i sıfatı sonsuzdur. Sıfata sahip olan Allah'ın sonunu düşünmek mümkün değil.
Ama bazı şeyler evet belli bir zamana kadar. Belli şeyler kadar. Bir insanın dünyada yaşayacağı hayat bellidir. Yaşayacak olduğu hayatın zamanı da bellidir. Cenab-ı Hak bu yaşayacak olduğu hayatın başını ve sonunu yazmıştır. Kalem kurumuştur. Bizim dünya hayatında başımıza ne gelecek, ne gelmeyecek, ne yaşayacağız, ne yaşamayacağız, ne görmeyeceğiz, ne görmeyeceğiz, kaç nefes atacağız, kaç kerem konuşacağız. Bellidir. Kalem kurumuştur. Bunu kalem kurutarken Cenab-ı Hak ebedi olarak bütün yaratacaklarını kapsarsa burada biraz şey var, sekantı var. Ama işin bir fıtratı var. Kaya kayadır, ağaçtır, kalem kurudu. Fakat noktasından alırsak o zaman bu işin içerisinden daha kolay çıkarız. İnşallah.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem aldı. Allah'ın emri ve isteğiyle bir meclisine katılan şeytanın Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tarafından tövbe davetinin sebebinidir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri alemlere rahmet olarak gönderdi. Normal. İnsanın kelamı Allah'ın terazisidir. Hazreti aleyhi ve sellem hazreti. Bu sözü açıklarsanız, açıklarsanız açıklar mısınız? Allah razı olsun. Ayımsız dostlar, ev dostsuz kalın Mevlana bu sözü açıklar mısınız? Ya bu sözler hep büyük zahatların sözleri. Biz onların sözleri nasıl açıklayalım?
Allah bizi affetsin inşallah. Ya insanın kelamı, insanın ne olduğunu meydana çıkarır. Sizin ne konuştunuz, ne söylediniz, nasıl davrandınız? Sizin kimliğinizdir, kişinizdir. Bu noktada Allah'ın terazisidir o. Senin ne olduğunu gösterir. Konuştuğun, yaptığın, ettiğin kimliğe Allah'ın terazisidir. Senin kaç kram olduğunu gösterir. Hatasız dostlar, dostsuz kalıp etrafındaki insanların hatalarını görme. Etrafındaki insanların eksikliklerini ölçme. Etrafındaki insanların normaldeki kendilerince, kendi hayatlarında yapmış oldukları, eksiklikleri, noksanlıkları veya sana karşı yaptık olanlarını ölçüp geçme. Bununla zaman geçirirsen hiç kimseyi sevemesin.
Ve insanların hatalarını, kusurlarını örtmedikçe, onları affetmedikçe içinde kinle, nefretle davranırsın. Kıymetli kardeşlerle. Affetmesini öğrenin. Muhakkak ki içinizi acıtan, içinizi inciten, içinizi yaralayan, içinizi dağlayan değişik şeyler yaşayacaksınız hayat boyunca. yaşayacaksınız. Annenizden, babanızdan, eşinizden, çocuklarınızdan, arkadaşlarınızdan, akrabalarınızdan, eşinizin akrabalarından, akrabalarınızdan, akrabalarından, komşularınızdan, etrafınızdan, buradaki kardeşlerinizden muhakkak ki olumsuzluklar yaşayacaksınız. Muhakkak ki herhangi bir imtihanla karşı karşıya kalacaksınız.
Affetmesini öğrenmeyenler affa maruz kalmazlar. Örtmesini öğrenmeyenler kendi hatalarının örtülmesine maruz kalmazlar. Birisinin hatasını örttü. Allah'ım binlerce hatasını örttü. Binlerce yardım eder. Birisinin eksiğini, kusurunu görmedi. Allah'ım binlerce eksiğini, kusurunu görmezdi. Etrafınızda eksik ve kusur araştırmayın bu dervişlik değildir. İnsanların özel hayatlarını araştırmayın bu dervişlik değildir. Çünkü kimin özel hayatını araştırsanız kendinizce bir hatasını bulursunuz. Kendiniz bir hatasını, bir yanlışını bulursunuz ve o sizi batırır. İnsanın kendisini bir real hayata uzaklaştırması değildir.
O kimsenin üstü niyetidir. O kimsenin Allah'a olan yakınlığıdır. Kesiklikler olacak, yanlışlıklar olacak, günahları olacak, isyanları olacak. İnsanın hepinizin de kapısı açın. Ama şunu unutmayın. Gidin, Allah sizi affeder. Tövbe ederseniz hiç günah işlememiş gibi olur.
Ola ki gece o kimse tövbe etti. Ola ki gece o adam iki damla gözyaşı akıttı. Ola ki o kimse zikrullah alakasında yarabbi beni affeyle dedi. Allah onu temizledi. O yüzden kimsenin üzerinde hatasını, huzurunu, eksiğini görerekten hizmetmek. Bu tasavvuf, bu Allah'ın üzerinde eksik kusur aramayın. Asla eşlerimizin aleyhinde yola kusur ettilerse sizden özür dileyip geri döndülerse onları affedin.
Erkek kadın önemi değil. Asla çocuklarımızın aleyhine yol aramayın. Çocuklarımız hata kusur ettiler de geri döndüler, özür diledilerse onları affedin. Onları affedin. Onları affedin. Kim sizden onun özrünü kabul edin. İnsanlara küsmeyin. İnsanlara darın acımasız davranmayın. Ciğerinizi acıkmış olabilir. O sizin kalbinizi kırmış olabilir. O sizin mahrebinize dokunmuş olabilir. Onu affetmesin. Ayet-i kerimede diyor, eğer onlar peygambere gelmiş olsalardı kendilerini kendileri için tövbe eden ve kendilerini affeden bir peygamber olacaklar. Siz o peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Kur'an'daki ahlakı gibi ahlaklanın.
Affetmesini öğrenin. İnsanların eksiklerini, kusurlarını örtmesini öğrenin. İnsanların yanlışlıklarını örtmesini öğrenin. Öğreneceğiz. Tasavvuk bu. Bizim ciğerimizi acıtacaklar, biz kimsenin ciğerini acıtmayacağız. Bizim ciğerimizi yapacaklar, biz kimsenin ciğerini yapmayacağız. Bizim kolumuzu kıracaklar, biz kimsenin kolunu kırmayacağız. Bizi hançerleyecek, biz kimsenin hançerlemeyeceğiz. Hançerleyince affedeceğiz. Affedeceğiz. Affedeceğiz. Affedemeyenin tasavvukta işi yoktur. Derviş kardeşini affedememiş. Eşini affedememiş. Çocuğunu affedememiş. Çocuğunu affedecek ki. Allah bizi affetsin. Nasul tövbesi nasıl olur? Tövbenin en iyisi nedamet edip bir daha yapmamak.
Evet Kur'an'da Nasul tövbesi bahsedilir. O bir Nasul diye bir şahıs vardır. Bu şahıs kadınlara çok düşkündür. Dayanamaz bir kadın kılığında kadınların padişahın hayine girer. Ve tam yakalanacağı sırada öylesine bir tövbe eder ki bir daha geri dönmeyeceğine dair tövbe eder. Ve oradan Cenab-ı Hak onu kurtarır. Ve o Nasul tövbesi diye kadın böyle bir rivayet var. O olmuştur, on olmuştur. Bir daha yapmamak dışında dönmekte. Tövbe olur zaten. Onu bir daha yapmazsın. Onu bir daha yapmazsan, tövben tövbedir. Onu unutursan, yaptığı şeyi unuttur. Hiç aklına gelmedi. Ooo, hakiki tövbe. Yani o işi bir daha yapmak aklına gelmedi. İçki içiyordu. Adam içkiye tövbe etti.
Hiç içmedi. Bir daha içmek için içinden hiç istek gelmiyor artık. O, o noktada Kemal Erdoğan. O noktada Kemal Erdoğan. Harika. Allah bizi onlardan ilesin. İnsanın arkadaşına sıkıntılarını dert yanarak anlatması doğru mu? Eğer sıkıntısı kendi nefsiyle alakalı, kendisiyle alakalıysa eyvallah. Bunda bir sıkıntı yok. Şeriat açısından. Hakikat açısından kardeş, derdi veren Allah değil mi? Ben dert verip de anlatıyorum ki. Hani sevgiliden gelmişti ya her şey. Her şey sevgiliden geldi de o zaman gelen gelinini etrafa dertlenerekten yandırıyorsunuz. Madem gelen ondan neden şikayet ediyorsunuz?
Madem gelen ondan nedensen geberan ediyorsunuz ki. Allah bizi affetsin. Hakikatmez. Ama o etraflarında söylerler, söylerler ya dertler paylaşıldıkça ne olur? Hakikaten olur değil mi? Adamın karnı ağrıyorsa, 118 sefer karnı mı ağrıyor dese, karnı ağrısı mı geçecek? Adamın karnı ağrıyor, bütün cemaate çıksanız karnı mı ağrıyor deseniz, şikayet etseniz.
Karnınızın ağrısı geçecek mi? Sizin karnınızın ağrısını geçecek olan kim? Allah. Allah. Karnını ağrıdırsa onu zikret. Başını ağrıdırsa onu zikret. Kendine sıkıntılı bir şey gördüysen onu zikret. Her ne geldiyse, başında her ne var ise tövbe et. Bir hata yapmışsınızdır, bir kusur işlemişsiniz. Yapmasan dahi Allah imtihan ediyordur. Tövbe. Allah bizi hakiki manada tövbe edenlerden eyvallah. Amin. Bir cilas fatiha yaşıyoruz. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmiş geçmiş, bütün Peygamber Zişan Efendimiz'in ruhlarına ayrı ayrı hedilin, gasil ve sadar eyle ya Rabbi.
Sadar eyle ya Rabbi, pevzatlarını, himmetlerini, şefaatlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Yeni yâle izzin Ebu Bekir Sıddır, Ömer'in Fârik, Osman-ı Zümdürk'e, Ali'l-Murtadar devlanın efendimizin, evladın Resulullah, devcâzı Resulullah, şöhelerin Resulullah, ashab Resulullah'ın ruhlarına, İmam-ı Azâb'e ve Muharife, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hambele Hazretlerine ularına, ay ay ile heyyeli, vasil ve iserar eyle ya Rabbi. Ya Rabbi. Sadar eyle ya Rabbi, pevzatlarını, himmetlerini, şefaatlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. İtlias bir fatiha. Birimiz Seyyidatul Kadir Geylani, filimiz Seyyid Ahmet el-Rufay, filimiz Seyyid Ahmet el-Gedebe, filimiz Seyyidin Rahimi, Duzikir, filimiz Şah-ı Lâsad-ı Şâd-ı Şâd-ı Şâh-ı Nakşibend-i Muhammed-i Bahattin-i Şah-ı Mevdân-el Celânet-i Şah-ı Mevdân-el Celânet-i Şah-ı Mevdân-el Hacı Bektaş, ve ile Hacı Bayramı ve ile Mehmet-i Muhit-i Nüftâdâ-ı Al-Bette'nin ularına.
Hayrâ ile heyyeli, vasil ve sadar eyle ya Rabbi. Bunlar eyle ya Rabbi feydatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, üzerlerimizden eksike ineme ya Rabbi. İtlias bir fatiha. Geçmiş Mürşid-i Kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, mümkünlerin ruhlarına, Şeyhimiz, Üstadımız, Mürşidimiz, Canımız, Canımız, Sultanımız, Bayrılar Mustafa ben Hazret'in Muhammed Hüseylerine, Celânet-i Şah-ı Mevdân-el Hacı Bektaş'ın Muhammed Hüseylerine, Celânet-i Şah-ı Mevdân-el Hacı Bektaş'ın Muhammed Hüseylerine, Mevdân-el Hacı Bektaş'ın Muhammed Hüseylerine,
Yaşayan Mürşid-i Kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, mümkünlerin, Muhammed Hüseylerine, Suruk-i Aleymizde gelmiş, geçmiş, Osman Aleyhine gelmiş, geçmiş, Akraba-i talikatlarımızdan gelmiş, geçen ruhlarına, ruhan hüseylerine, Hayrâ hayrâ hedirdik, vasil ve sadar eyle ya Rabbi. Ya Rabbi. Ya Rabbi. basketballi Bitcoin.
My chassis yum ceyähi... Asil iPhones. In Erişim come? Dicii. Min Chufanya. Erişim come! Sonало ne cih wheel alone ta crisgadzim soon! Fin a peak! Fatma shot after the siadilleuna, Immune Allah-uṣu! I could have known as those who should be! Behind the club, Ih'm breathingfully Black, Erişim come!
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.