mustafaozbag.org

233. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 1:13:56

Hayırlı eylesin. Hayırlısı hayırlı eylesin. Unutlarınıza nâil eylesin. Korktuklarınıza nâil eylesin. Korktuklarınıza nâil eylesin. Allah'a haya nasıp oldunuz. Haya utanmak, arlanmak, edebli olmak. Bu manada hayanın özü nâ kebâdilerden kendi isteğinle sırt çevirmekte. Günâ-i kebâdileri kendi isteğinle terk etmektir. Aslında tövbenin de özü. Tövbe, bu manada Allah'la olan diyaloğunu kendi isteğinle güzelleştirmekte.
Şimdi bir kimse günahı terk eder, günahı terk etme sebebi ihtiyari değildir. Yani gözlerini görmez, harama bakamaz hale gelir. Bu günahı terk etmek değildir. Veya erkeklikle alakalı bir işlevi kalmaz. Yani günahı terk eder. Günahı terk etmek değildir. Bu manada bir kimse ihtiyarıyla günahı terk ederse, o hayal sahibi olmaya başlamasıdır.
Bu manada hayat, utanma, insanı edebe doğrusudur. İnsanla Allah'ın arasını düzeltirir. Bir kimse fitursuz bir şekilde günahı terk etmektir. Bir kimse fitursuz bir şekilde günahı kebâd işlemeye devam ediyorsa, onun Allah'la olan ilişkisi dost tutuyor. Fitursuzca kıymet ediyor. Fitursuzca süizan besliyor. Fitursuzca delikot ediyor. Fitursuzca iftira ediyor. Fitursuzca içki içiyor. Fitursuzca kumar oynuyor. Fitursuzca zina ediyor. Fitursuzca işte faizcilik yapıyor. Fitursuzca insanlara zulmediyor. Zulmediyor etrafını. Yani o böyle günah mı, değil mi derdi yok. O böyle kusur mu, hata mı derdi yok. Onun bu noktada yanlış bir eksiklik derdi yok. O kimsenin hayası yok. O kimsenin edebi yok. Terbiyesi yok. O yüzden hayas bir kimsenin kendi içerisinde utanmasıdır.
Kendi içerisinde geliştirdiği bir mekanizmadır. Allah'a karşı suç işlememektedir. Bu manada bunun birinci adımı günah kebalileri terk etmektir. Birinci adımı. Ve birinci adımı günah kebalilerle terk edip törbe etmektir. Törbe etmek, bakın kıymetli kardeşler, törbe etmek yolumuzun başıdır. Yolumuzun başıdır törbe etmek. Bir kimsenin mağfiret vermesi, istiğfar etmesi, geri dönmesi yolumuzun başıdır. En önemlisi, en önemlisi. Bizim içinde bulunduğumuz yol aşkın üzerine kuruludur. Muhabbetin, aşını, sevginin üzerine kuruludur. Bizim yolumuz. Bizim yolumuz zahidliğin üzerine kurulu değildir.
Bizim yolumuz abidliğin üzerine kurulu değildir. Bizim yolumuz muhabbetullahın üzerine kuruludur. Biz sevgiyle yoğrulmaya çalışırız. O yüzden seven haya sahiptir. Seven tövbe sahiptir. Seven tövbe sahiptir. Seven tövbe sahiptir. Bu haya, bu noktada o kimsenin imanını da gösterir. Hani hadise-i kudse'de haya imandan da verirmişiz.
O zaman o kimse, işte iman var iken zina edemiyor. İman var iken hırsızlık edemiyor. İman var iken kumar oynayamıyor. İman var iken rivayet yemiyor. İman var iken zulmedemiyor. İman var iken anne babasına asi olamıyor. İman var iken insanlara iftira atamıyor. İman var iken insanların namuslarına konuşamıyor. İman var iken iman var. O zaman bir kimsenin imanlı ise, imanı temale verdiyse o kimsede haya da var. O kimsede haya da var.
Bir kimsede haya yoksa Allah muhafaza eyleseyim. İmanı dilde kaldı. İmanı içine sirayet etmedi onun. İmanı içine yerleşmedi onun. İmanı içine yerleşmedi onun. İmanı içine yerleşmedi. İman sahibi Allah görüyorken günah-i kefal işleyemeyen kimsede. Haya sahibi Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmıştır. Haya sahibi Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmıştır. Allah haya edenleri sever. Allah muhafaza eyleseyim. O yüzden kıymetli kardeşler, arkadaşlarımız muhakkaktır muhakkak, muhakkak ve muhakkak. Günah-i kefalilerden uzak duracaklar. Muhakkak her halde tövbe istihbar edenlerden olacaklar. Muhakkak tövbe ile ilişkimizi hep, hep sıcak tutacağız. Allah bize onlardan eylesin inşallah.
Hakkınızı helal edin. Bu kadar uzun, bu sesi uğraşmış bir de bilgisayardan yazılmıştır kardeş. Okusak bir türdür, okumasak bir türdür. yazmış, ismini de yazılmıştır. Allah yeyesin inşallah. Canı kim cananı için sevse, cananını sever. Canı için kim ki cananını sever, canını sever. Açıklar mısınızdır?
Biz böyle giriş sözleri nasıl açıklayalım ya? İlmimiz yetmez, irfanımız yetmez. Allah bize affetsin inşallah. Can ve gönül aynasına bakış kendimize almak nasıl gerçekleşir? Açıklayabilir misiniz? Bizim irfanımızın üzerinde sorular soruyorsunuz ya. Açıkız aşıklarda arama. Sözü doğru mudur? Açıklardan aşk öğrenilmez mi? Onları takvit edelim, öğrenilebilir mi?
Tabi bunlar kinayesine sözlerdir. Bir kimse bir şey arıyorsa o hal ile hallenenlerin peşine bir şey var. O hal ile hallenmeyenlerin etrafından o şeyi bulamaz ki. Yani o yüzden bir kimse suyun menbaını bulmak istiyorsa, muhakkak bir saka bulacak, suçu bulacak. Suçunun peşine giderek suyun menbaını öğrenebilir.
Ama bir saka suçu bulmazsa suyun menbaını bulabilir, bulamaz. O yüzden bir kimse bir şeyin, şeyin, bir şeyin haliyle hallenen kimseye arayacak. Haliyle hallenmeyen bir kimseyi aramanın bir anlamı yok. Aşkı aşıklarda arama, aşıklarda aşkın tecelliyatı vardır. Aşkın kendisi yoktur. Bu manada söylenmiş sözlerdir. Allah-u alet. Yani bir kimse her aşığın üzerinde aşkın tecelliyatı vardır. Aşığın üzerinden aşka doğru yol alır bir kimse. Ama aşığın üzerinden aşka ararsa, o zaman işin rengisini kaçırmıyor. Onun üzerinden aşığın üzerinden aşka doğru yol alır. Aşıktan aşk, aşıkta aşk ayrı bir tecelliyata tecelli etmiştir. Bütün aşıklara bakarsın, o zaman bütün aşıklarda aşkın ayrı ayrı tecelliyatı vardır.
Ama bütün aşıklardaki aşıklık yani aşkın tecelliyatı, aşkın bizatihi kendisi değildir. Hani büyükler söylemişler ya, bir kısmı demiş ki Allah'ın yarattığı adetince kendisine giden yol vardır. Bir kısmı demiş ki Allah'ın verdiği nefes adetince Allah'a giden yol vardır demiş. Şimdi bir kimse bütün insanlara bakar, insanların üzerinde, mükevanatın üzerinde, yaratılmışların üzerinde Allah'ın sıfatlarının tecelliyatlarını görür.
Ama her sıfatının tecelliyatı Allah'tandır ama Allah değildir. Ve her sıfatın tecelliyatından siz ona doğru yol alırsınız. Her nefesinizde Allah dersiniz ve ona doğru yol almış olursunuz. Ama bu demek değildir ki her nefes Allah'tır. Veya her attığınız adım Allah'tır. Veya her gördüğünüz tecelliyat Allah'tır. Zatullah noktasında bunu algılamak yanlıştır. Ama her tecelliyat Allah'ın bir sıfatının veya birkaç sıfatının tecelliyatıdır. Ve her gördüğünüz tecelliyat onun tecelliyatıdır. Ama o değildir. O zaman biz aşıklara baktığımızda aşıkların hepsinde de aşkın bir yönünün tecelliyatını görebiliriz.
Ama aşıklar aşk değildir. Bakın aşıklar aşk değildir. Eğer aşıklar aşk olsaydı o zaman aşık ilah olurdu. Aşık ilah olurdu o zaman. O zaman bir üstade gittiğinde üstad onun ilah olurdu. O zaman bir dervişe gittiğinde derviş onun ilah olurdu. Veya bir meczuma gittiğinde onun ilah olurdu. Veya bir piyre gittiğinde onun ilah olurdu. Hayır. Bu manada aşıklar aşk değildir. Aşıklardan aşka giden yol öğrenir. Aşıklardan aşıklığa gidilen yol öğrenir. Yol öğrenir. Hiçbir aşık aşkın kendisi değildir. Allah bizi affetsin inşallah. Bize öyle bir amel söyleyin ki onu yaptığımızda bizi hem Allah hem de insanlar sevsin.
Bu güzel ahlaktır. Size öyle bir amel söylerim. O ameli işlediğinizde hem Allah sizi sever hem de insanlar. Bu iyi ahlakız. Bu iyi ahlakın haricinde bir şey değildir. Siz namaz kılarsınız sizi Allah sever. Namazı gönülden severseniz. Oruç tutarsınız Allah'la aranızdadır. Zikredersiniz Allah'la aranızdadır. İyi ahlak, iyi ahlak kullarla olan ilişkinizdir, münasebetinizdir. Hem insanlar sizi sever hem Allah sizi sever. İyi ahlak kadar Allah katında Allah'ın hoşnut olacağı bir şey yoktur. İnsanlarla da alakalı çünkü.
İnsanların arasında iyi ahlak sahibi olanlar ancak Allah'a dost dururlar. Bu iyi ahlak nedir biliyor musunuz? Yeryüzünde insanların size vermiş olduğu eza ve cefalara razı olmaktır. İnsanların sizin üzerinizdeki yanlışlıklarına, eksikliklerine razı olmaktır. İnsanların sizin üzerinizdeki negatifliklerine razı olmaktır. Bir ahlak insanın kendi benliğinden geçmesidir. İnsanların kendisini unutup kendisine gelen her şeyin sevgiliden bir müjde, sevgiliden bir muse, sevgiliden bir hediye olarak görmesidir. Eğer bunu böyle göremiyorsa o kimse Allah'a kuslat noktasında değildir.
O kimse bizim yolumuzda değildir. O kimse bizim yolumuzda değildir. Sövene sövüyorsa bizim yolumuzdan değildir. Bizim yolumuzda vurana elsiz gerek, sövene dilsiz gerek. Derviş, gönülsüz gerek. Bizim yolumuzda kibir yoktur. Bizim yolumuzda benlik yoktur. Bizim yolumuzda enaniyet yoktur. Bizim yolumuzda tevazu var. Bizim yolumuzda alçak gönüllülük vardır. Bizim yolumuzda fukaralık vardır. Bizim yolumuzda fukaralık vardır. Bizim yolumuzda şataat yoktur. Bizim yolumuzda şatapat yoktur. Bizim yolumuzda gösteriş yoktur. Bizim yolumuzda süslü develer gibi dolaşmak yoktur.
Bizim yolumuzda... Biz çok ibadet eden... Biz günlerce kendimizi açlık kapısında tutanlardan da değiliz. Ben hiç size bunu emretmedim bugüne kadar. Bizim elimizde tutamamız iyi ahlaktır.
Bu da insanların yanlışlıklarına, eksikliklerine, kötülüklerine bakmaksızın her gelenin Allah'tan olduğunu, her gelenin Allah'ın gönderdiğini, her gelenin Allah'ın... Şikayet yok. Başınıza gelenler...
Elan çekmek, cefa çekmek yok. Başınıza gelenlerden dolayı şikayet etmek yok. Hakkınızı devamlı zili tutacaksınız. Yolumuzun adabı. Birisi size cefa çektirecek, siz o cefadan şikayet etmeyeceksiniz. Birisi size eza verecek, o ezadan şikayet etmeyeceksiniz. Şikayet etmeyeceksiniz. Müsri'ye ne yaptılar? Gemiye bindi, birisinin pırlantası çalındı. Pırlantası çalınınca fukara oturuyor orada geminin içerisinde. Aha dediler, çaldılarsa bu çaldım, çalmadım. Yer misin yemem misin?
Başladılar dövmeye. Bütün geminin insanları başladı dövmeye. Başladılar. Önüne gelen geçen vuruyor tekmeyi. Gelen geçen vuruyor, yuvuruyor. Neden? Fukara duruyor çünkü ya. Fukara ya. Üzerindeki elbisesi fukara. Kıyafeti fukara. İtiraz etmiyor. Hız gözlerde bunu diyor. Artık iyice ölme noktasına gelince, Allah'a dedi ki, Rabbim halimi sana arz ediyorum. Ettiği dua bu. Yapınca bütün balıklar ağzında bir pırlanta çığılmaya başladılar gemiye. Ve hepsi de zünnin yanına gelmek için uğraşıyorlar. Gemidekinler anladılar ki içimizde bir veli var. O dövdükleri kimse veli.
O dövdükleri kimse zamanın kutbu. Hemen gittiler ondan özür dilemek istediler. Bir rivayette kendini denize attı. Meşhur olmaktan sadece. Şikayet yok. İnsanların eza ve cefalarına katlanmak var. Nuh aleyhisselamın yediği dayak hiçbir peygamber yememiştir. Hiçbir peygamber onun yediği kadar dayak yememiştir.
Öğütledi. Öğütledi. Keçeye sarıp atı vermişlerdi övdü diye. Dövülmedik yanı kalmadı. Bir günden bir güne Nuh aleyhisselam şikayet etmedi. Dokuz yüz elli yıl insanlara boyla tebliğ etti. Dokuz yüz elli yıl. İnsanlara öğütleyeceği zaman insanlar kulaklarını tıkıyorlardı. Elbiselerini başından aşağıya geçiriyorlardı. Onu dinlemek istemiyorlardı.
Onunla konuşmak istemiyorlardı. Onunla aynı sohbete oturmuyorlardı. Aynı sofraya oturmuyorlardı. Aynı sokakta durmuyorlardı. Aynı dükkanda durmuyorlardı. Aynı mahallede durmuyorlardı. Gören dövüyordu, gelen dövüyordu, giden dövüyordu. Gelen dövüyordu, giden dövüyordu, gelen dövüyordu. Hiç şikayet etmedi. Hiç şikayet etmedi. Kulesine ölünceye kadar dövülünce, dedi ki, Ya Rabbi, eğer bunların gönlülerinden bir hidayet vermeyeceksen, bunları sana havale ederim dedi. Ve her dayakidinde diyordu ki, bunlar beni bilmiyorlar. Bunlar seni bilmiyorlar. Bunlar doğruyu görmüyorlar. Yarın sen bunları affeyle. Ve diyordu ki Nuh aleyhisselam, sizden müşter istemiyorum.
Sizden bir şey taleb etmiyoruz. Sizden herhangi bir şey istemiyorum. Gelin Allah'a iman edin. Gelin Allah'a iman edin. Ondan sonra Cenab-ı Hak dedi ki, Senin bu kasabadan buradan iman edecek hiç kimse kalmamıştır. İman edenler etmiştir. İman edecek başka kimse kalmadı. Git dedi, gemiyi yap. O da dedi ki, Ya Rabbi, gemiyi yapacak burada tahta yok, odun yok. Dedi ki, filan yere ağaç dik. Bir ağaç diktirdi ona. Yirmi yıl boyunca tebliğ bıraktı Muh aleyhisselam. Artık hiç kimseye demiyordu, gelin Allah'a iman edin diye. Yirmi yıl boyunca köşesine çekildi. Yirmi yıl boyunca Allah'a ibadet etti. Allah'a secde etti. Allah'a yalvardı, yakardı. Artık hiç kimseye demedi. Çünkü Cenab-ı Hak dedi ki, Artık bu kavminden sana hayır yoktur.
İman edenler etti, etmeyenlerden başka iman edecek kimse yoktur. Artık o kavmin zürriyeti imansız. O ana rahmine düşenlerin imanı yok. Ana rahmine düşecek olanlardan iman edecek olan, Doğduktan sonra akıl bağlı olunca iman edecek olan hiç kimse kalmadı. Nuh aleyhisselam yirmi yıl boyunca Suskun inzivada bir zaman getirdi. Cevrail aleyhisselam geldi ağaçları böyle suna böyle sunadı. Böyle yap böyle yap. Kes kesti doğra doğradı. Cevrail aleyhisselam dedi ki, İşte ağacın geminin başını horoz kafası gibi yap. Geminin başını horoz kafası gibi yaptı. Geminin gövdesini tavuk gövdesi gibi yap. Geminin gövdesini tavuk gövdesi gibi yaptı. Dedi ki, geminin arkasını da horozun kuyruğu gibi yaptı.
Geminin arkasını da horozun kuyruğu gibi yaptı. Geminin ortasını da tavuk göğüsü gibi. Kafes şeklinde yaptı. Üç kat yap gemiyi dedi. Üç kat yaptı gemiyi. Üç kat gemi yaptı. Vahşi hayvanları koydu. İkinci kata ehil hayvanları koydu. Kuşlarla beraber. Üçüncü kata da insanları koydu. Üç kat gemi. Ve her kapısı ayrı ayrıdır onların. Şeriatın kapısı ayrıdır. Tarikatın kapısı ayrıdır. Hakikatin kapısı ayrıdır. İnsanlar da üçe ayrılırlar. Üçe. Katirler vardır, minafutlar vardır, müminler vardır. İnsanlar da üçe ayrılırlar.
Avamı vardır, hası vardır. Hasül hası vardır. Hepsinin kademesi ayrıdır. Hepsinin makamı ayrıdır. Hiçbir günden bir güne Nuh Aleyhisselam şikayet etmedi. İnsanların o ezasına, o cephasına, o sıkıntısına eziyet etmedi. Şikayet etmedi. O yüzden en güzel Allah katındaki insanların ve Allah'ın indinde hoşuna gidecek olan şey, güzel ahlakdır. Güzel ahlak, güzel ahlak, güzel ahlak. Dilinden bal damlayacak, dilinden zehir atmayacak. Elinden bal damlayacak, elinden zehir atmayacak. Gözünden nur çıkacak, nur. Şeytan bakışlı olma. Gözünden ateş çıkmasın. Gözünden nur çıksın. Dilinden nur çıksın, dilinden ateş çıkmasın. Elini cehennem kapısı yapma.
Dilini cehennem kapısı yapma. Gözünü cehennem kapısı yapma. Gözünü cehennem kapısı yapma. Ayağını cehennem kapısı yapma. Ayağını cehennem kapısı yapma. Nikatsız dokunma. Nikatsız dokunma. Nikatsız dokundurma. Yapma. Dilini edin. Dilini koruyen.
Yüzüne karşı söylemek sanki kafadayılır. O da günah kebay. Birisinin yüzüne karşı onun günahını, eksiğini, kusurunu söyleyemezsiniz. Yüzüne karşı onu eleştiremezsiniz. Halin ne tebliğ. Sen halini koru. O yüzden kıymetli kardeşler. Yani güzel ahlak. İnsanların nezalarına, cefalarına katlanmaktır. Senin hakkında dedikod edecek, kıymet edecek, ihtira edecek. Seninle karşılaştığında sen tebessüm edeceksin. Onu affedeceksin. Güzel ahlak. O senin hakkını yiyecek, sen susacaksın. Güzel ahlak. Burası sıkıntılı.
Burası sıkıntılı. Dövene herkes dövüyor çünkü. Dövene döv dedi mi, dövüyor herkes. Dövene söv deyince de sövüyor da herkes. Allah bizi affetsin. Ama yolumuz bu. Yolumuz bu bizim. Bizim dişturumuz bu. Bizim riyazatımız bu. Bizim riyazatımız insanların eziyetlerini, tefalarına. Allah'tan geldi. Sevgili gönderdi. Öpmek. İtikama gireyim. Kırk gün içeride durayım, uçayım havada. Dünya semasını dolaşsın.
Yukarılarda dolaşsın. Ona göstersinler. Birinci gökte bunlar yaşıyor. İkinci gökte bunlar yaşıyor. Üçüncü gökte bunlar yaşıyor. Melekte bunlar var. Jüpiter'de bunlar var. Geç hadi samanyolu güneş sisteminden bir çık dışarı. Bir üvey kuşu gibi yürü. Oh ne güzel. Çıktı. Güneş sisteminden. Güneş sisteminden dışarı çıkınca. Ooo güneşi görecek. Portakal gibi. Güneş dedikleri şey ne kadar küçük bir şeymiş. Nokta gibi kaldı. Daha büyük güneşler var. Daha büyük gezegenler var. Devasa gezegenler var. Gezegenler var. Ucu bucağı görünmeyen devasa samanyolundan binlerce büyük sistemler var.
Allah Allah. Kardeş bunları seyredecek. Arşada vef-ü mahfruz. Cennet, cehennem. Mirac edecek adam. Gelecek. Ertesi gün birisi kılına dokunacak. Oho sen misin dokunalım. Kardeşim ya. Adam bütün gece bütün semayı dolaştı. Sen bir de geldin dokandın ama. Dokandın dokandına yüz bin pişman ol. Allah muhafaza eylesin. Ama değil. İşimiz denizlerin üzerinde yürümek değil. İşimiz göklerde uçmak değil. Demiş ya mübarek menüsü. Demiş havada kuşlar da uçuyor, denizde balıklar da yüzüyor demiş. Eee. Sen güzel ahlaklı ol. Gelsin sen birisi dokunsun. O zaman göreyim seni. Gelsin birisi dokunsun sana bir.
Allah bizi affetsin. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sahabelere sohbet ederken dikkatlerini çekmek için sohbeti daha iyi dinlemeleri ve önemli konularda dikkatlerini çekmek için ne yapardı, metotları neydi? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Cangulay ile dinlenlerdi ki.
Ama şimdi gerçek. Onlar bizim gibi böyle iki saat sohbet etmezlerdi. Kısa aralıklarla, günün içerisinde de kısa aralıklarla sohbet ederlerdi. Medine'de, Mekke'de de. Ama İslam toprakları genişleyince dışarıdaki Müslümanların dini öğrenmeleri için uzun sohbetler olmaya başladı. Bunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yasaklamadı.
Fakat Aslam bu noktada müthiş bir performansa sahip. Kelimesi kelimesine, harfi harfine pür dikkat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini dinlerlerdi. İstisnai hazretlerdi. Yavuşa itaatsizlik, üstada itaatsizlik mi? Üstada itaatsizlik, Peygamber Efendimiz'e itaatsizlik mi?
Peygamber Efendimiz'e itaatsizlik, Allah'a itaatsizlik mi? Evet. Bu hep zorluk. İnsan nefsine zor gelir. Böyle bir önde birisi olsa ona tabi olmak, ona uyumak, onun sözünü yerine getirmek. Bu aslında kibirliliktendir. Bu kendini beğenmişliktir. Bugün Nuh aleyhisselamların afacıdır. Nuh aleyhisselam zamanında da Nuh aleyhisselama iman edenler, böyle kendisini çok çivirli, şatapatlı iyi görenlerden değildir. Hani halk önünde çok böyle şanlı, şöhretli, şatapatlı gibi olmayan insanlardır. Nuh aleyhisselama tabi olmuştur. Hani şey de sorar ya, Heraküs müydü o şey, bir ruh padişah, Ebu Süfyan'a soruyor değil mi?
diyor ki, kimler tabi oluyor peygambere? O da diyor ki, halkın içerisinde fukara olanlar, fakirler. Fakirler, fukara olanlar ona tabi oluyor deyince, Heraküs diyor ki, yani zannediyor ki, Ebu Süfyan böyle sordu, işte o da ona kabul etmeyecek. O da diyor ki, peygamber, beklenen peygamber. Çünkü diyor, o peygambere halkın fukarası, yani elit tabaka değil. Ya elit tabaka olmayan ona iman edecek. Yalnız bu bütün peygamberlerin silsilesidir. Haset-i Nuh'a da elit tabakaya iman etmemiştir. Haset-i Salih'e de elit tabakaya iman etmemiştir. Haset-i Musa'ya elit tabakaya iman etmemiştir. Haset-i Yakub'a elit tabakaya iman etmemiştir. Haset-i İbrahim'e elit tabakaya iman etmemiştir.
Büyük mürşid-i Kamillere, velilere elit tabaka gidip önünde diş çökmez. Bir ehl-i tasavvufa, gerçek ehl-i tasavvufa. Buradaki ehl-i tasavvuftan kastım, Kur'an ve sünnete bağlı, Kur'an ve sünnete bağlı. Böyle uçup kaçıp sapkın yollara gitmeyen. Gerçek ehl-i tasavvufa bağlı. Gerçek Kur'an ve sünnete bağlı bir ehl-i tasavvufa da elit tabaka gidip tabi olmaz. Böyle kendisini zengin gören, kendisini iyi mevki gören, kendisini belli bir makamda gören, mevkide gören. Gidip de o sufi derviş kategorisine girmez. Yani gelecek burada iki dizin üzerinde duracak saatlerce. Yani durmadı. O elit tabaka çünkü. O yüksek tabakadan. Bu aynı şeydir.
Kendisini yüksek gören, oradaki idareci olan o kardeşe itaat etmez. Onun bir eksiğini bulur, o bir kusurunu bulur, onun bir yanlışını bulur o. Onun için o böyle ona itaat edilecek bir kimse değildir. Oysa o, yani eskiler diyeyim ben ona. Eskiler o yolun cefasını çekmiştir. Eskiler o yolun ezasını çekmiştir. Eskiler o yolun sıkıntısını çekmiştir. Hiçbir şey olmasalar dahi onların o yolun olmasında, oluşmasında, yerleşmesinde, yürümesinde bir emekleri, bir hakları vardır. Onların ön safta durmalarında bir fayda vardır. Onların tecrübeleri vardır, gördükleri vardır, yaşadıkları vardır, duydukları vardır.
Onlar sıkıntılara göğüs gelmişler, rüzgarlar esmiş, fırtınalar kokmuş, karlar yağmış, varlık yaşanmış, yokluk yaşanmış, dedikodu olmuş, gıybet olmuş, siizan olmuş, bühtan olmuş. Eller karışmış işin içerisine, ayaklar karışmış, fikirler karışmış, hercümerç olmuş. Onlar o noktada hep böyle yalın kılıç, bahadır noktasında durmuşlar. Yalın kılıç, Hz. Ebubekir Efendimiz'i nereye oturtturacağız sahabenin içerisinde? Hz. Hatice'yi nereye oturtturacağız? Hz. Sümeyye'yi nereye oturtturacağız? Hz. Ömer Efendimiz'i, Osman Efendimiz'i nereye oturtturacağız?
Hz. Ali Efendimiz'i nereye oturtturacağız? Yani sekiz yaşında, dokuz yaşında, senin halifen benim ya Muhammed deyim, bütün Kureyş'in önünde ayağa kalkan bir çocuk. Hz. O zaman durdu hayat. Yani buradan şimdi kalkaraktan bir kimse işte orada bir hasbelkader ona üstadı demiş ki, sen burada dersi yaptır, sen burada hizmeti götür, sen burada bu işi götür.
Birisi de ona diyecek ki, sen bu işi yapamıyorsun, bilemiyorsun, ona itaatsizlik edecek. Hayır, o vefasız, o bencil, o kimliksiz, o kişiliksiz. Onun edeple alakası yok. Ehli tasavvuf vehalıdır. Kıdemin önemi vardır.
Kıdem. Kıdem. Benim için önemlidir. Benim için önemlidir. Beraber, benimle beraber koşmuş, yürür, gün gelmiş, kenarda oturmuş, orada oturmuş, hiç bir iş yapmamış. Oturmuş ama orada. Benim için çok önemlidir.
Benim için çok önemlidir. Çok önemlidir. Böyle gidilen, yeni gidilen yerler vardır. Yeni gidilen yerde, yeni olan orada, yeniden oluşurken orada o ilk insanlar, ilk arkadaşlar, fazla eda cephal çekerler. Fazla koştururlar. Yani o kimsenin hakkını, o kimsenin yaptığını yok mu göreceğiz şimdi biz? Hayır. Tasavvuf vefadır. Tasavvuf iyi ahlaktır. Yok göremeyiz. Eser üzerinden yok göremeyiz. O yüzden sonradan gelenler, öncekilere terbiyeyle, edeple, hayâ ile muamelede bulunacaklar. Sonradan gelenler, o önceki abilerinden, o önceki büyüklerinden yolun adabını, erkanını öğrenecekler.
Sonradan gelenler, üstadı öğrenecekler onlardan. Yolu öğrenecekler, nasıl yapılması gerektiğini öğrenecekler. O ilk olan o arkadaşlar da, nefislerine uymadan, hevalarına uymadan, gaflete düşmeden, o sonradan gelen kardeşlere, sonradan gelen kardeşlere. İyilikle, rahmetle, bereketle, kudunla muamelede bulunacaklar. Onlara yolu, adabı, erkanı öğretecekler. Öğretecekler. Ve o arkadan gelen arkadaşlar, o arkadaşlardan bunu öğrenecekler. Bir kuzunun annesinin süt emresi gibi onlardan onu öğrenecekler. E bu tarikatın, bu tasavvufun, bu yolun adabıdır. Ben hep bahsederim. Nerede?
İşte Kırşehir'de Allah rahmet eylesin. Hacı Mustafa Efendi. Hacı Mustafa Efendi'den ders almış. Hacı Mustafa Efendi'de devam etmiş, vefat etmiş. Hacı Abdullah Efendi Hazretlerinden ders almış. Şeyh Efendi zamanında çavuş olmuş. Ve Şeyh Efendi Hazretleri zamanında Şeyh Efendi ona nakil isimli demedi. Çavuşlardan birisiydi. Dergahı büyüğü. Nevşehir'e giderken oraya ben, eğer o yoldan gidersek ben ona uğrardım. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Şeyh Efendi Hazretleri onu almış, bayındır'a getirdi dedi. Bayındır'da bir genç yok muhakkak, gör.
Diye, koskoca adam, babam yaşından büyüdü, geldi böyle, bakıp bakıp ağlıyordu. Demek babanın methettiği derviş sayesini ha diye. Uğrardım ben ona, onu da alırdık minibüse, otobüse neyle gidiyorsak. O bizden beraber Nevşehir'e gelirdi. Ondan muhakkak bir şey öğrenirdik. Anlatırdı. Hacı Aleydar Efendi. Anlatırdı. Çorum Nacı Mustafa Efendi Hazretlerine. Şeyh Efendi'nin zakinliğini anlatırdı. E şimdi Allah affetsin, bir şey olduğumuzdan değil Şeyh Efendi de bize nakipsin diyordu. O net çalış. Şimdi aa ben nakibim çekil kenara. Var mı öyle bir şey ya? Yok. Burada Şeyh Efendi Hazretlerinden ders alan kardeşler var.
İkinci Şeyh'i görüyor adamlar. Bir şeyh tanımış, onun yolunda gitmiş, onun dizin dibinde duymuş, onun edebiyle, onun adamıyla yaşamış. 90 yılından. Hadi 91 koyalım. 91 yılından 2003'e kadar. Nasıl atacağız şimdi biz onu? Şimdi burada büyük bir sonluk arkadaşlar tanımıyordu. Hayır usta tanıyor Şeyh Efendi. 93'ten. Hayır usta. 93. O kıdemini beğenmeyen, o kıdemini görmeyen, o kıdeme bakmayan. Erkana, usule, aykırı hareket ediyor.
Yok hayır. O bizim için önemli. O bizim için önemlidir. Bak Demirtaş'la Hacı Mehmet abi arkadaşımdı. Benim için önemlidir Hacı Mehmet abi. Ben Demirtaş'ta ilk önce onların evinde ders yaptık biz. Bin yıl geçsin üstüne istersen. Bir önce bize evini açmış, kapısını açmış. Bitti. Daha önce babasının karga tulumba getirdiydi derse. Dik kaldırımda, bir apartmanın dibinde, altında, rutubetin içerisinde ders yapıyorduk. Önceden orası da yoktu. Onu bunu söylüyoruz ama önceden o da yoktu. Babası geldi, baktı, gördü, etti halimizi orada. Dedi ki, Reyhan'da bir yerim var benim dedi.
Ev, kardeşlerle ortak. Vardım orayı size dedi. Dergah yapın onu dedi. Hadi gel at sen şimdi. Millet evini vermiyor. Kiraya vermiyor bize. Kiraya. Neden? Gürültümüz çok ya. Zikula yapıyorlar. Hadi nereden bulacaksın böyle bir yer? Hadi bul. Herkes edepli davranacak.
Herkes adatlı davranacak. Eskisi yenisi. Büyüklerine saygı göstermeyen. Küçüklerine şefkat ve merhametli davranmayan bizden değildir. Hadis-i şerif. Hadis-i şerif. Ama büyüğüne saygılı davran. Yolun adabı. Küçüğüne şefkatli merhametli davran. Yolun adabı. Büyüksen büyüklüğünü bil. Sonradan gelenleri ezmeye çalışma. Sonradan gelenleri sen yoldan soğutmaya çalışma. Yoldan soğutma. Öyle davran ki onu baharında büyüt. Öyle davran ki onun saksı çiçeği gibi yeşer içinde. Onu öyle büyüt ki onun dibine suyunu, onun dibine gübresini, onun dibine ilacını koy.
Onu eğit. Bir kişinin eğitilmesine sebep olsan o senin cennetliğin olur. O senin kurtuluşun olur. O zaman her biriniz, büyükler, her birinizin etrafında üçer tane, beşer tane, onar tane yeni arkadaşlarınız olması lazım. Onlara mihmandallık edin. Onları eğitmeye çalışın. Onları yolu anlatın. Onları edebi, adabı, erkanı anlatın. Ama onlardan çay içmeyin. Onlardan yemek yemeyin. Onlardan hediye almayın. Onlara üzerine yük olmayın. Onlar çay ısmarlamaya kalkarlarsa sen ver parasını. Onlar yemek yedirmeye kalkarlarsa sen yedir yemeğini. Onlar sana hediye almaya kalkarlarsa sen hediye al. Neden? Sen onların bu yolun ne olduğunu göster. Sen kapısında birisini bırak arkandan.
Peki yarabbim göçüp gidiyorum ama senin kapında üç kişi kaldı, beş kişi kaldı. Senin kapında on kişi kaldı. Al halinde devam etsin. Birisini gösterecekler. Şefkatle, merhametle, YouTube'la, ikramla sonradan gelenlere bağırlarına bakacaklar, besleyecekler. Küçükler de büyüklerine saygılı davranacaklar. Edepli davranacaklar. Büyükleriyle alay etmeyecekler. Dalga geçmeyecekler. Onları yokmuş gibi davranmayacaklar. Onları ezmeye çalışmayacaklar. Sizin zamanınızda dediler, canım şimdi bizim zamanımızda. Böyle edepsizlik yapmayacaklar. Böyle itaatsizlik yapmayacaklar. Azla. Hazreti Pir-i Geylani Hazretlerinin sözünü unutmayacağız.
Bir edebime binlerce dermişi feda edememiş. Bitti. Biz yokken onlar vardır. Evet, siz yokken onlar vardır. O zaman var olanlara saygılı davranmış. Bir müddet sonra o var olanı göçüp gidecekler. Sen kalacaksın orada. Ne ekersen onu biçersin. Seni de sayman var. Hem büyüklerine terbiyeyle davranmazsan, küçükler de sana terbiyeyle davranmaz. O zaman anlarsın. O zaman yol yakın, kendi öl. Bizim içimizde çavuş olmuş, nakip olmuş, nükabba olmuş, şeyh olmuş, derviş olmuş. Bunun bir anlamı yok. Bizim için anlamlı olan kıdem.
O kardeş bizden bir gün önce üstadın dizinin dibinde durmuş. Bitti. Bir gün bizden avantajlı. O bir gün önce güneşi görmüş. O bir gün önce rahmete nail olmuş, ıslanmış. Bir gün önce, bir gün önce. O bir gün önce bir filiz çıkmış ondan. Bir gün önce. Allah bizi affetsin. Kıymetli kardeşler, itaat sert bir şey. Tasavvuf böyle evet itaat etmek gerekir ama tasavvuf itaat demektense edep eder, saygılı davranır. Biz edepli olalım, saygılı davranalım. Biz büyüklerimizi bilelim, sayalım. Şimdi adamın işler kaç? Yıl 92, yıl 2011.
Ne yaptı? 19 sene oldu. Ya 19 senesi geçmiş. Yunus 18 yıl dergaha uzun taşınmış. 18 yılı bitirmiş adam. Bir dergahta 18 yıl durmuş. Yunus 18 yıl durmuş. Şeyhinin dergahında. Allah ömür verir, 18 yıl bir kimse bir tarikatta kalırsa kolay bir şey değildir kıymetli kardeşler. Kolay bir şey değildir.
Fırtınası var, yağmuru var, seri var, depremi var, dedikodusu, kıymeti, iftilası, her şey var. Yağmur bir yerden esmez. Rüzgar bir yerden esmez. Hala buraya da, hele Türkiye gibi yerden. İhtilali var, 28 Şubat'ı var. Jitemi var, miti var, miti var, her şey var. Yaşadık bunlar. Takip edildik, sorgulandık, götürüldük, getirildik, mahkemelere çıkarıldık, basıldık.
Sayfa sayfa dedikodular, gıybetler, iftiralar, iç karıştırıcı, dış karıştırıcı, mikser gibi ne ararsan var. Bunların hepsinden de, içinden bir kısım kardeşler, arkadaşlar, dimdik durmuşlar, mücadele etmişler, döğüslerini siper etmişler. Demişler ki, bu yol hak, bu yol doğru, bu adam da doğru, ee bunun peşinden gidelim demişler. Yok, ona hedefli davranacağız. O itaat değil, o sevilmeyi hak ediyor. İtaat zorbalıyadır. Biz zorba değiliz, biz zorba değiliz. Bizim yolumuz sevgi. O kardeş sevgiyi ve saygıyı hak ediyor.
Biz kimseden itaat istemiyoruz. Allah bizi affetsin. Biz ehli tasolursuz. Bizim işimiz muhabbetullah. Biz muhabbet noktasındayız. Biz aşıklık noktasındayız. Aşık, sever. Aşık sevgine saygı gösteririz zaten. İtaat biraz kaba, biraz sert. Allah bizi affetsin. Bu böyle şeriat ehli içindir itaat. Hakikat ehli için ram olmak vardır. Yemin ediyorum, bakın bunu yeminle söylüyorum. İsterdim ki hep, hep öyle oldu zaten de. İsterdim ki yanı başımda bir eski çınar gibi bitermiş olsun. Bir abim olsun, bir arkadaşım olsun. Yemin ediyorum. Yemin ediyorum isterdim bunu.
Cenab-ı Hak oradan bize bir nasip vermemiş. Şeyh Efendi Hazretleri dedi ki, oğlum direkt bana bağlısın. Hiç kimseye bağlı değilsin. Hiç kimsenin sözüne bakmayacak. İnan onu isterdim. O Kırşehir'deki Mustafa Efendi'ye bayılırdım. Hiç çınar. Derviş ama. Orada bir tane daha eski vardı. Yani o öyle cezbet etmiyordu beni. Ama adam koca adamdı. Hizmet edeceğim diye uğraşıyordum. Çay getireceğim, çorma getireceğim diye uğraşıyordum. Bunlar insanı insan eden şeyler. Elimi tasavvuf için çok önemli. Gerçekten çok önemli. Gerçekten çok önemli.
O yüzden o bir gün önce gelen kardeşlere o yolun başlangıcında hizmet etmiş, koşturmuş, pedakalık etmiş kardeşlerdir. Sevilmeyi hak ediyorlar. Sevilmeyi hak ediyorlar. Tecrübeleri var, gördükleri var, duydukları var, yaşadıkları var. Alınacak dersler var. O yüzden onlar sevilmeyi hak ediyorlar. İtaati değil, sevilmeyi hak ediyorlar. Bir çavuş kardeşimiz var orada işte dersleri yaptırıyor, orada sohbeti yaptırıyor. Yaptıracağım diye uğraşıyor, koşturuyor. İtaati sevilmeyi hak ediyor. Sevilmeyi hak ediyor. O yüzden bir gün önce gelmiş. Sevilmeyi hak ediyor. Onlardan bir şeyler vermeye çalışın. Onlarla dostluk kurmaya çalışın. Onlarla muhabbet beslemeye çalışın.
Bizim o eski arkadaşlar biraz böyle şeydirler. Etraflarına hafiften duvar ararlar. Yani yaşadıklarından dolayıdır bu. Yaşadıklarımızdan dolayıdır. Biz o eski arkadaşlar biraz böyle çapıcak samimi olamayız. Bu onların kibirliliklerinden, büyüklülüklerinden değil, yaşadıklarıyla alakalı. O yaşadıkları insanları o noktaya getirir. O yüzden o kardeşler de kendilerinin bu noktada duvarlarını aşağıya indirsinler. Ama yeni kardeşlerle onlarla sohbetlerini, muhabbetlerini geliştirsinler. Bunlardan fayda umarsınız. Bunlardan iyilik umarsınız. Neyi nerede nasıl yapmanız gerektiğini görürsünüz. Bu derviş için iyi bir şeydir. Mihmandarlık yaparlar, yol gösterirler.
İyi olun. Büyükler küçüklerine şefkat ve merhametle hadis-i şerif. Küçüklerle büyüklerine sevgili ve saygılı davranacaklar. Böyle davranmayanlar biz sen değil. Allah bize affetsin. Hakkınızı helal edin. Bir derviş üstadıyla istişare ettiği zaman Allah ve Resulü ile istişare etmiş, sayılır mı derviş nasıl düşünmeli? Çok iddialı sözler. Bunları bazı tasavvuf kitaplarında bazı bu noktada duran tarikat kitaplarının öğretilerini de okursunuz. Allah affetsin. Bunlar iddialı sözler. İstişare sünnettir. İstişare edilir. İstişare eder sonra o kimse gözün nereye yattıysa oraya gider. İlla ki sen bunu üstadla istişare ettin. İstişare ettikten sonra onun dediğini yapacaksın.
Böyle bir şey yok. Yapa yap. Onun için güzel bir şey. Yapma onun tabi kendince aklı var fikri var yapma. Evet. Çok iddialı sözler. Allah bizi bu tip iddialı sözlerden uzak eylesin. Fihmetli kardeşler. Önemli olan insanların Kur'an ve sünnete tabi olmalarıdır. İnsanlar gelir geçer. Gelir geçer. Şahıslar gelir geçer. Kur'an ve sünnet ebedidir. Ayet-i Kerime'de yemin olsun veya and olsun o zamanı diye. Burada Allah bir yemin etti o zaman gelir. Allah bilir. Allah bir zamana yemin etmiş. Elimden geldiği kadar kimseden bir şey istememeye gayret ediyorum. Bir çalışma olarak patronumdan zam istemem uygun olur mu?
Bu da güzel. Sen bilirsin. Ben hiç istemedim. Bu demek değildir ki biz de istemeyelim. Yoksa herkesin kötü şey. Ben hayatımda hiç kimseden zam isteyemedim. Benim maaşım şu olacaktı demez. Ben gittim çalıştım çalışabildiğim yere kadar, çalıştım yürüdüm yürüyebildiğim yere kadar. Baktım ki adam benim hakkımı vermiyor. Selamünaleyküm dedim. Gittim desem yalan oldu. Hiç bir yerden de gitmedim. Vermediyiz. Oldular mı? Oldular. Ama başka bir sebepten dolayı bir şey oldu. İşte işi ben bıraktığımda o zaman anladılar. Ben işi bıraktığımda benim gerçekten değerimin olmadığını. Ama ben de rüşüm olmadığı için. Ben bir yerden işi bıraktıktan sonra da kolay kolay dönmedim.
Ayakkabıcı Recep Ağar içmesin. Bayınlar da değil. Şunu unutmayın. İnsanlar kendileri, kendilerini vazgeçilmez yapar. Sen iş yerinde öyle çalışırsın ki. Öyle gayret edersin ki. Bayrağı öyle bir yere dikersin ki. Bayrağı öyle bir yere dikersin ki. Bayrağı öyle bir yere dikersin. Patron mecbur kalır senin tanı zam yapmaya. Hiç işsiz nasız. Sen öyle bir yere bayrak dikmezsen, senin yapacağın işi herkes yapıyorsa, sen sabahtan akşama kadar zam ister. Ne olacak ki? Adam der ki vermiyorum kardeşim. Gidersin, bir yerine senin başlı birisini getirip koyar. Neden?
Olursa senin yaptığını herkes yapıyor çünkü. Sen öyle çalış, senin yaptığını kimse yapamasın. Sen öyle gayret göster, senin yaptığını kimse yapamasın. Evet o zaman o adam bakacak, aman bırakırsa diye düşünecek mi düşünecek. Haberim gibi adam düşünmez ayrı mesela. Normal bir adam düşünür. Bırakır mı, bırakır mı der. Lan bırakır da ne yapacağım der. Kendi kendine de düşünür. Yeni bir tane adam al, yetiştir. O noktaya getir. Uzun mesele. O zaman der, böyle bir adam kaç para maaşla çalışması lazım? Arne, bir lira. Darbına bir lira vereyim der. Senin yaptığını herkes yapıyorsa, sen zam istesen ne olacak ki?
Şunu unutmayın arkadaşlar. İnsanlar kendilerini, kendi kendilerine, kendi kıymetlerini yükseltirler ve alçaltırlar. Kendileriyle alakalı. Kendileriyle alakalı. Senin işin iyiyse, herkes peşinden koşar senin. Baban namazını kılan, zikre katılan ve aynı zamanda da alkolde olan biridir. Bu yüzden evde sorun çıkmakta ve bu hareketimizden dolayı yüz çevirmekteyiz. Ne yapmalıyız? Alkolü bırakması için ve yüz çevirmekteyiz. Yüz çevirmeniz günahtır. Evet, yüz çevirmeniz günahtır. Bir kimse babasından yüz çeviremez. Bir kimse kocasından yüz çeviremez. Ve böyle bu soruyu burada da sormanız da çok uygun değildir.
Eğer babanız buradaysa. Bu soruya cevap vermesen, belki de neden sorumuza cevap vermeniz? Ama babanız buradaysa. Ve babanız için bu soruyu soruyorsanız. Ki öyle. Evet, bu üzüntülü bir şey. O yüzden o babadan şimdiden ben özür diliyorum. Özür diliyorum ben. Bizim kardeşlerimiz böyle bir soru sormamalıydı. Ama ben buradaki oturmanın hukukunu yerine getirmek için edepsiz değilse sorular, herhangi bir özel bir şey değilse, özel bir mesele değilse ben burada her soruyu okumaya gayret ediyorum. Yanlış anlaşılmasın diye. Kıymetli kardeşler. Bu tip şeyler yapmayın.
İçki haram. İçilmeseydi. Eyvallah. Ama o baba senin dersine karışmıyor, namazına karışmıyor, zikrine karışmıyor, fikrine karışmıyor. Bir de alıyor arabasını, getiriyor seni buraya. Buradan bir de alıp götürüyor seni. Biz o babayı seviyoruz. Kusurlarından, günahlarından dolayı yargılamayın. İnsanlara hatasından, kusurundan bakmayın.
Pozitif olun. Onun hatası olmayan yerden bakın. Ne güzel zikrullaha gelmiş. Ne güzel sohbete gelmiş. Ne güzel seni de zikrullaha getirmiş. Seni de sohbete getirmiş. Dua et. Belki de bir başkalarının yaptığı yanlışlıklardan, hatalardan dolayı o içki içen baba, onların yanında süplüman, kıymetli kardeşler. İnsanların aleyhinde yol aramayın.
Kusurlarını satıyorlar. Öyle babalar da var. Eşlerini satıyorlar. Öyle babalar da var. Çoluğunun çocuğunu tarumar ediyor. Öyle babalar da var. Evine bakmıyor. Çoluğuna, çocuğuna bakmıyor. Kirasını ödemiyor. Öyle bir parası ödemiyor. Öyle babalar var. Çoluğunun çocuğunun ne olacağını fırında değil. Yardımcı olun. Zikredin.
Niyaz edin. Has ve kader bir şekilde bir kötü alışkanlık. Kanışmıştır. Allah, Cenab-ı Hak inşallah gönlüne merhamet etsin, içine merhamet etsin. Onu da bıraksın. Allah affetsin, hakkınızı helal edin inşallah. Yasin-i Şerif varmış üç tane. Kim duayı okursa inşallah onu da bağışlasın. Bu şans oyunları neden haram? Allah haram etmiş, tamam mı? Hakkınız helal edin inşallah. Cütü'ylaz bir patiha sebebi. Bütün Peygamberi zişan ebeden, bütün ularına ayrı ayrı hiddirlik vasıl ve selan eyle ya Rabbi.
Lâle eyle ya Rabbi. Fevzatlarına hürmetlerine şafaatlarına üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Her yâle günün Ebu Bekir, Sıddık, Ömer'in faalık, Osman'ın zündürüyen Ali'l-Murtazı radıyallahu anh efendimizi, Evlad-ı Resulullah, Tevzat-ı Resulullah, Şehlâ-ı Resulullah, Ashab-ı Resulullah'ın ruhlarına, İmam-ı Adem-i Muharif, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hambeli Hazret'e'nin ruhlarına, ayrı ayrı hiddirlik vasıl ve selan eyle ya Rabbi. Lâle eyle ya Rabbi. Lâle eyle ya Rabbi. Fevzatlarına hürmetlerine şafaatlarına üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Lâle eyle ya Rabbi. İklas bir fâtiha. Birimiz Seyyid Ahmed el-Rufay, Birimiz Seyyid Ahmed el-Bedevi, Birimiz Seyyid Ibrahim'i dostu ki, Birimiz Şeheb Resan-ı Şâdeli Şâdeli Şâdeli Muhammed-i Bahad-ı Dîni, Şâh-ı Mevlâne Celâdettî Rumahâdî Mektaş ve'l-Hazî Bayram-i Veli, Mehmet-i Muhyiddin İftâd'a Hazret'in ruhlarına, ayrı ayrı eyle yediriz vasıl ve selan eyle ya Rabbi.
Lâle eyle ya Rabbi. Lâle eyle ya Rabbi. Fevzatlarına hürmetlerine şafaatlarına üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. İklas bir fâtiha. Kâmilleri, velileri, dervişleri, müminlerin ruhlarına, Şeyhimiz, Üstadımız, Mürşidimiz, Canımız, Cananımız, Sultanımız, Sayındır Râdî Mustafa Efendi Hazret'in ruhaleti hüseylerine, Cevbe Cadaz'ın ruhlarına, Mehdi Aleyresul'un ruhaleti hüseylerine, Yaşayan Müşri Kâmilleri, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhaleti hüseylerine, Turbuki ailemizde gelmiş geçmiş, Osman Aile'den gelmiş geçmiş,
Akraba-i Tualikatlarımızdan gelmiş kimsenin ruhlarına, ruhaliyetlerine, Ayla'yı lehidirlik vasıl ve sadâleyle ya Rabbi. Amin. Onları dâle ya Rabbi, Kâvlatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, Üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi