mustafaozbag.org

232. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 1:19:00

Allah gecenizi hayırlı eylesin. Vaktimizin hayırlı eylesin. Allah ayınızı, yılınızı, günümüzü, nefesimizi hayırlı eylesin. Bu ne için sormuş?
Peygamber Salunlu Aleyhi Vesselam Hazretleri, Aziz-i Şerif'in de buyurur ki, soru üç şey için. Bir, öğrenmek için. İki, öğretmek için. Üç, utandırmak için. Öğrenmek için soran, bilmediğini soran öğrenir. Öğretmek için soran öğretir. Utandırmak için soran da utanır. Aziz-i Şerif böyle. O zaman, bir kimse öğrenmek için sorması kadar faziletli bir işi olmaz. Hazret-i Ali Efendi gider ya, ya öğrenen ol, ya öğreten.
Üçüncüsü olmadır. Bir kimse ya öğrenen olur, ya öğreten. Üçüncüsü olmayacak. Aslında bildiği halde bir başkası da öğrensin diye soran da öğreten hüküm deriz. O da kendisi bir şey bilir ama yanındaki veya etrafındaki herhangi bir kimsenin bilmediğini tespit eder, bilmediğini tespit edince o da öğrensin diye bir şeyi soran. O öğreten de o şeye cevap verip böylece o soran da öğreten hükmünde olur. Üçüncüsü ki Allah herkesi muhafaza eylesin. Allah, utandırmak için sorar, karşıdaki kimseyi acıya düşürmek için, karşıdaki kimsenin acını bulmak için, onu üzmek için, onun bilgisizliğini ortaya dökmek için kendince veya onu alaşağı etmek için veya onun herhangi bir toplumun önünde küçük düşürmek için sorar ki, o da diyor, utanır, kendisi utanır, kendisi küçük düşer, kendisi yaralanır, kendisi berenir.
Herkes yaptığı işin kendisine döner çünkü. Bir başka yere dönmez. Siz birisi utandırmaya çalışırsınız, kendiniz utanırsınız. Birisinin hakkında dedikot edersiniz, o dedikotu döner kendinizi vurur. Birisine iftira atarsınız, döner iftira kendinizi vurur. Birisini severseniz, döner o size sevgi olarak. Birisinden nefret edersiniz, döner ondan nefret olarak size. Birisine yardım edersiniz, döner size yardım olarak geri döner o. Birisine hainlik yaparsınız, o hainlik döner size, hainlik olarak döner. Birisine vefasızlık edersiniz, döner o vefasızlık olarak size tekrar. Gerçek manada insanlar kendilerine yapar. Gerçek manada kendileridir insanların her şeyi. İnsanın normalde duyguları, huzurları var ya, o duyguları, o huzurları ya cennete açılan kapı olur, ya cehenneme açılan kapı olur.
Eğer bir kimse bu manada biri ya cennetlik dildir ya cehennemlik dildir. Eli ya cennete açılan, cenneti tutan, cennetin kapısını açan erdir ya da cehenneme açılan bir erdir, cehennem kapısını açan. O yüzden insan huzurları cennete ve cehenneme açılan kapılar gibidir. Herkes cehennem kapısını cehennemde bekler, mahşerden sonra. Bugündür cehennem kapısı senin için. Herkes cennet kapısını mahşerde bekler. Cennet kapısı da bugün de buradadır o. Sen ya burada cennet kapısının birisinden içeri girmişsindir, ya cehennem kapısından içeri girmişsindir. Sen işte cennette bir kapı vardır ki o kapı tövbe kapısıdır. Kimler girer ya Resulallah oradan? Allah'a çok tövbe ve istifarda bulunanlar girer.
E sen bu dünyada normalde o tövbeyi, o istifarı yapmadıysan, o mağfiret dilemesini yapmadıysan, cennette o kapıda bir yere nasıl gireceksin mümkün değil. Kim Allah'a mağfiret ederse, Allah ona mağfiret dilenirse, Allah ona mağfiret verir. Allah ona gökten su indirir. Allah ona hayırlı oğlan çocukları, evlatlar verir. Allah onların ekinlerini büyüdür, yeşertir. Cenab-ı Hak onları cümleder, ikram eder. Kime? Allah'tan mağfiret dilenenlere. Hani Haset Ömer Efendimiz radıyallahu anh Hazretlerinin zamanında kıtlık olmuş ya, yağmur yanmama, su inmemeye başlamış demişler ki, ya emir el müminin yağmur duasına çıkalım. Çünkü Hasan'ın elinden alın ama.
Demişler ki, emir el müminin dua edelim, yağmur duası için. Çıkmışlar, Hazreti Ömer radıyallahu anh Hazretleri yağmur duası diye çıkılıp ininceye kadar devamlı mağfiret etmiş. Devamlı Allah'tan tövbe dilemiş. Demişler ki, ya emir el müminin hep tövbe ettiniz. Hiç yani yağmur duasıyla alakalı bir şey söylemediniz. Hemen Ayet-i Kerime'yi söylemiş. Kim Allah'tan mağfiret dilenirse, Allah onlara mağfiret eder, ona mağfiret eder. Ve gökten suyunu indirir. Ayet-i Kerime bu. Semayı indirir. Ayet-i Kerime de semayı indirir onu diyor.
Semayı. Tabi semayı burada, semayı indirmekten kasıt tabi hadis-i Kerime'nin tefsirinde diyorlar ki, yağmurdur bu. Ve ona hayırlı evlatlar verir. Bu manada Hazreti Hasan Efendimiz'e birisi gelip işte dua istediğinde birisi gelir der ki, rızıkla alakalı sıkıntım var. Ne buyurursunuz bana bir dua et. O da der ki, Allah'tan mağfiret diler. Orada birisi oturuyordu. Ardından başka birisi gelir. Der ki, Hazreti Hasan Efendimiz'e tekrar, işte yağmur yağmıyor. Sıkıntı var. Allah'tan mağfiret dileninden. Birisi gelir, der ki, benim oğlum olmuyor. Bana bir erkek evlat dua etsen de Cenab-ı Hak verse, ona der ki, Allah'tan mağfiret diler.
Yani kim gelse, Allah'tan mağfiret diler der. Bunu duyan oradaki uyanık bakın, mümin uyanıktır. Bunu duyan Hazreti Hasan Efendimiz'e der. Yani her gelene Allah'tan mağfiret diler dedi. Hemen ayeti kerimeyi söyler. Hazreti Hasan'a bakıyız. Kim Allah'tan mağfiret dilerse, Allah ona mağfiret eder. Ve semayı ona indirir. Semayı ona indirir. Rızkını dollaştırır. Allah ona hayırlı erkek çocuklar verirler. Ayeti kerime böyle. Tabi bu ayeti kerime, Nuh Aleyhisselam'la alakalı. Nuh Aleyhisselam'a iman etmeyince, oranın halkı, iman etmeyince, Cenab-ı Hak onlardan yağmuru kesti. Allah onlara normalde rızıklarını daralttı. Aynı zamanda, onlardan evlat da olmamaya başladı.
Buna yakınıp, bundan için böyle insanlar şikayet edince, Cenab-ı Hak Nuh Aleyhisselam'ı bunu vahyetti. Bunu Kur'an-ı Kerim'de, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zamanında, Nuh'tan yine bir hikaye olarak bize aktarıyor. Demek ki Allah'tan mağfiret dilemek, o tövbe kapısında durmak. Sen o cennetteki tövbe kapısını buradan arala. Sen eğer devamlı tövbe edenlerden olursan, devamlı Allah'tan mağfiret dilenlerden olursan, o tövbe kapısından içerik edenlerden olacaksın. Hani cennette bir de oruç kapısı var ya, o oruç kapısından da kimler giriyor? Devamlı oruç tutanlar. E sen oruca gözünü dik, hiç olmazsa pazartesi, perşembe oruç tut. Hadi olmadı, sen ayın ortasında, başında, sonunda oruç tut.
Ama muhakkak Ramazanları da oruç tut. Ramazanın haricinde bu oruçların da gözünü dik, bu oruçların gözünü dikersen nefsini terbiye edeceksin. Bu oruçların gözünü dikersen Allah'la sohbetin olacak, muhabbetin olacak. O oruç kapısını ümit etmek için elinde bir delil olacak. E yok, hiçbir şey yapmıyorsun. O zaman nasıl oruç kapısından içeri gireceksin? Nasıl mağfiret kapısından içeri gireceksin? O zaman cennete açılan kapılar bizim bu dünyada. Bu dünyada. Allah bizi onlardan eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah. O yüzden insanlar soru sorarlarken, soru sorarlarken ya öğrenmek için soracaklar, ya öğretmek için soracaklar. Allah muhafaza eylesin.
Öğretmek için yanı başındakini. Öğretmek için yanı başındaki. Bilmiyor o kimse. Onu öğretmek için. Yoksa karşısındakini utandırmak için, karşısındakinin eksikliğini, noksanlığını göstermek için değil. Karşısındaki herhangi bir kimseyi Allah muhafaza eylesin, aşağıya indirmek için değil. o küstahlıktır. O kibirliliktir. Bir çorumun mühtüsü varmış da, rahatsız olmuş. Rahatsız olunca, böyle işte bir türlü derdine derman bulamamışlar. Oradan dervişler demişler ki, işte bir de burada bir zat var, çorumun acı müste efendi. Efendim bir de ona demişler, gitseniz, okutsanız kendinizi. Neyse, müfte efendi çok böyle, kalbin mutmeyini olmadan gitmiş, çorumun acı Mustafa Efendi Hazretlerine.
Neyse, Mustafa Efendi Hazretleri demiş ki, üç gün okumamız lazım onunla demiş. Üç gün okunmuş. Üç gün okuttuktan sonra da, biz, Allah canına bak, onun nefesinden ona şifa vermiş. müfte efendi şifa bulduktan sonra demiş ki, Mustafa Efendi'ye. Demiş efendim, dikkat ettim demiş. Şifa için okuduğunuz şey, üç ihlas, bir Fatiha. Demiş, Fatiha okurken demiş, düzgün, kahretince okumadınız. Siz demiş, Allah razı olsun, bana okudunuz, ben şifa oldum. Ben de size demiş, Fatiha şerifi bir güzel öğreteyim. E şimdi bir de bu tarafı vardır. İnsan şimdi o Fatiha şerifi, onu okuyanından şifa bulup, küstah ya, ham ya, pişmemiş ya, avam ya, tabiri caizse yontulmamış.
Bu kim olursa olsun, yontulmamış derler buna. Kereste, eğitilmemiş, edep, adap görmemiş. Tefekkür etse, düşünse, o zatın okuduğu Fatiha şerifeyle, şifa okuyor, biiznillah, ona Fatiha şerifeyi düzgün okumayı öğretecek. Bu insanların küstahıdır. Kendi kendine tefekkür etse, ince ince düşünse, dese ki, ben yıllardan beri düzgün okuyorum ama, benim düzgün okuyuşum dilimde.
ve ben o Fatiha şerifeyi beş vakit namazda da okuyorum ama Cenab-ı Hak bana o Fatiha şerifeden bir şifa vermedi. Ben yıllardan beri ihlası okuyorum, yıllardan beri Fatiha'da okuyorum ama ben bu okumama rağmen bana bir şifa vermedi. Eee, yani, galeti düzgün olmayan, Fatiha şerifeyi tam harfleriyle, mahreciyle okuyamayan bir kimsenin önüne oturdum, o bana Fatiha şerif üç ihlas bir Fatiha okudu, şifa alması için ben ondan şifa buldum.
Bunda bir hikmet var diye düşünceğine küstarlık yapıyor. O da demiş ki, efendim demiş, müsaade ederseniz ben de size düzgün Fatiha şerifi okumasını aratayım. Mübarek durmuş öyle, tebessüm etmiş, inşallah demiş mühteefendi, inşallah. Tevazuya bakın. Demiyor sakın ha, ben sana okudum da şifa buldum, sen kalkıp da bana şimdi Fatiha öğretmeye kalkacaksın demiyor. İnşallah mühteefendi diyor, Cenab-ı Hak nasip etsin de diyor, sen de bize Fatiha şerifi'yi düzgün okumayı öğret bize. İnceliğe bak. Büyükler öyledir. Onlara sen böyle odun gibi gidersin, onlar size böyle gül demedi sunarlar. Sen ona küstahlık yaparsın, o tebessüm eder sana. O da zanneder ki, o tebessüm etti ya, yaptığın doğru zanneder.
Sen ona hakaretle gidersin, o susar. O da zanneder ki, bu sustu, haksızlığından sustu. O büyüklüğünden sustu, o edebinden sustu. O senin küstahlığını gördü, senin hakkında tövbe ediyor Allah. O senin edepsizliğine baktı, senin edepsizliğinin üzerinde yürümedi, yarabbim bunu affeyle diyor. Büyüklük o. Hani, Antakyalı meşhur Habib var ya bu ara, meşhur oğlu. O Antakyalı Habib. O Antakya beldesine Cenab-ı Hak, iki tane elçi göndermiş. Rivayet edilir ki, o elçiler İsa Aleyhisselam'ın havarilerindenmiş. O elçiler giderler, o Antakya kralına dini tebliğ ederler. Antakya kralının bir canı sıkılır ki, canı sıkılınca bir rivayete, o iki elçiyi zindan atar.
O iki elçi de, oraya gelmezden önce, şehrin dışında bakarlar ki, bir kimse hastalıklı, cüzdan hastalığı var. Ona tebliğ ederler. Derler ki, gel iman et. O kimse de der ki, deliliniz ne? Bize bir delil göster. Bir yücret göster. Onlar derler ki, biz derler, biiznillah hastalıklar okuruz. Cenab-ı Hak, bu alaca hastalıklar vardır. Alaca hastalığı derler. Bir kimsenin bir tarafı bembe, bir tarafı kendi renginde, bir tarafı siyah, bir tarafı kendi renginde olur. Alaca hastalığına okuruz derler. Cüzdan hastalığına okuruz.
Ölülere okuruz, onlar dirilir derler. O kimse de cüzdan hastalığı olduğunu rivayet edilir. O der ki, bende cüzdan hastalığı var. Cüzdan hastalığı var. Bana okuyun o zaman der. O iki tane havariyden olan kimse okurlar ona. Allah'a dua ederler. Namaz kılarlar. Ona okurlar. Cenab-ı Hak'ın o cüzdan hastalığını üzerinden kaldırır. Bu kimse bu sefer derler ki, der ki, bunun karşılığında benden ne ücret istiyorsunuz? onlar da derler ki, biz ücret istemiyoruz. Bizim ücretle bir işimiz yok. Bizim ücretle herhangi bir sıkıntımız yok. Biz asla ve asla insanlardan ücret istemiyoruz. O kimse der ki, işte ben şimdisi size iman ettim. Sizin Rabbinize iman ettim der.
Rivayet edilir ki, bu kimse marangozmuş. Ve uzun yıllar, 40-50 yıldır, 60 yıldır, tahtalarından put yapar. O insanlara satar. Ve aynı zamanda o putlara da iman edermiş. Ve devamlı da dua edermiş putlara. Ya Rabbi, putları, Rabb bildiğinden, derviş ki, putlara, putlara dua ederekten. Benim hastalığıma bir şifa. Bakın buradan, daldan dala geçiyormuş gibi olacağım ama, hakkınızı helal edin. Şimdi, bir kimse duasında ısrarcı olursa, duasında ısrarcı olursa, istediği makul ve malum olursa, Cenab-ı Hakk onun işini hallediyor. Allah duaları kabul edendir. Allah duaları işitendir. Allah dualara cevap veren. Yeter ki sen, Allah'tan ister.
Ve dua et, ister. Dua etmiş ki, adı da sevgili, hafif sevgili demek zaten. Öylesine dua etmiş ki, puta tapıyor aslında. Kendi yaptığı el oyması yaptığı putlara tapıyor. Ama devamlı dua edermiş. Putlardan istermiş. Sapık öyle değil mi? Ama Allah işitendir. Hali, kalplere cevap veren. Doğru gönülleri doğru insanları doğru noktada toplayandır. Cenab-ı Hak yamukları bir arada toplanır. Yamuklar yamuklarla toplanır. Doğrular doğrularla toplanır. Aşıklar aşıklarla toplanır.
Dervişler dervişlerle toplanır. Betullah'a gidecek olanlar, hacılar, hacılarla toplanır. Namaz kılanlar, camide toplanır. Namaz kılanlar, havrada toplanmaz. Namaz kılanlar, kilisede toplanmaz. Muhammediler, Muhammedilerle toplanır. Herkes sevdiğince yürür. Herkes kendince yürür. Sen neysen, oraya doğru gidersin. Sen neysen, oraya doğru gidersin. Ve sen neysen, onu seversin. Sen neyi seviyorsan, olsun. Herkes layıkını bulur. Herkes layıkını sever. Bülbül, gül bülbülen. Şunu şöyle düşünmek, senin halini ve iştirsin.
Allah'a münacat et. Rabbinden iste. İstiyordur. Öyle değil. Cenab-ı Hak onlarda, mağara yakın. Resulullah Runa. O elçiler mağaranın içinde buldular. İçerisinde put yapıyor adam. Ve dediler ki, biz Allah'ın elçileriyiz. Biz Allah gönderiyoruz. Tebliğ ettiler, iman etti o kimse. Ve onlar, o iman ettikten sonra şehre gitti. O iki tane elçi. şehre gidince, zamanın o kralına gittiler, damladaki yüzüne, alnına vurur gibi tebliğ ettiler.
Bunları hapis etti. On yıl hapiste kaldırlar. On yıl. Ve Cenab-ı Hak onları bir elçi daha gönderdi. O göndermiş olduğu elçi, ehli ilim, ehli siyaset. O göndermiş olduğu elçi, o ilk giden, o iki elçi de üstün, aklı kemalermiş. Yani, Mürşid-i Kamil. O gitti, şehre uzaktan bir baktı. Şehrin bir kralı var. Dedi ki, ben gideyim, bu kralla dost olayım önce.
Gitti, önce o kralla dost oldu. Krala karşı, kendisine bir güven terkin ettirdi. Uzun müddet kaldı, kralın sarayında hizmet etti. kraldanmış gibi göründü ve krala karşı kendisine, kendisine samimi etti. Gün geldi, devran geçti, o sonradan giden elçi baktı ki, güvenini teşkil etti, o iki elçiden laf konuştu. Dedi ki, buraya iki kişi gelmişti. Kral dedi, evet, evet, attım ben onları, çok sinirli zamanıma geldi. Attım dedi, zindanda yaşama. Dedi ki, onları dinleyebilir miyim, bir çıkarır mısın? Onları çıkardı, kral. Ve dedi ki, ne istiyorsunuz siz? Neydi derdiniz? Onlar hemen takır takır takır … Allah'a iman et diye, yine alnına çakar gibi, kralın söyledi.
Kral yine sinirlendi, durun dedi, o köyücü elçi, sonradan gelen. Dedi ki, bunlar iddiasını ispat etsinler, müsaade edin. madet ölüyü diriltiyorlar, kral baktı, mantıklı. Bir çocuk ölmüştü o ara, on iki yaşlarında, altı yedi günden sonra öyle duruyordu. Babasını bekliyorlardı, gömülsün diye. Dedi ki, şu çocuğa dua etsinler, o zaman bu çocuk dirilsin, ben bunlara iman edeceğim derim. Allah Allah, enteresan bir şey. o iki kişi elçilerden hemen namaz kıldılar, başladılar, başladılar, dua etmeye, o üçüncüsü de gizliden, gönlünden dua ediyordu. Birisi namaz kılarakten dua ediyor, öbürki gönlünden dua ediyor, içinden söylüyor.
Ve duanın sonucunda, Cenab-ı Hak çocuğa, dirildi, biiznillah. Çocuk kalktı, dirildi. Dedi ki, kral ve sarayın önünde. Ey dedi kralım, ben ölmüş idim. Vallahi ben cehennem vadilerinde dolaştım. Yedi tane cehennem vadisi vardı. Yedi tane cehennem vadisi. O yedi tane cehennem vadisinde dolaştım, beni dolaştırdılar. Görmediğim azap kalmadı. Görmediğim bu, yedi gün içerisinde yaşamadığım şey kalmadı. Yedi gün içerisinde. Yaşamadığım bir şey kalmadı. Vallahi bunlar Allah'ın elçileridir. Allah birdir. Şaşkın, avanesi şaşkın. Üçüncü, üst gündedir.
Bunlar dua etti. Cenab-ı Hak dedi, onun dua, o daha sevgili, o daha üst. Oların dinlerine ilan etti. Eşşedü ve la ilahe. Dedi ama, halkı inanmadı.
Ama kralı inandı. Ve ondan sonra, elçilerle beraber halk hücum etti. Elçilerin öldürüleceğini anlayınca, o Habib, koşa koşa, feryat filan, feryat filan. Şehir halkına uyarmaya geldi. Yapmayın, etmeyin. Onlar Allah'ın elçileridir. Onlar sizden bir ücret de istemezler. O ücret istemeyenlere uyur. Allah'a iman edin dedi. Ama, o kızgın halk, o gözü dönmüş, canavarlaşmış insanlar, ne yazık ki, o Habibi de katlettiler. Habibi de öldürdüler, şehit ettiler. Cenab-ı Hak orada, o Resullerin de, bir rivayet edilir ki, gökyüzüne çekti. Gökyüzüne aldı. Hatta rivayet edilir, o Habibi de gökyüzüne aldı. Gökyüzüne çekti.
Şimdi, sen o çocuk ol. Ölüsün ya, nefsi emmaren uymuşsun ya, cehennem vadilerinde dolaşmaktasın. Birisi sana dua etmiş ya, senin o duana uy da, kelime-i şehadet getirenler veriyor. Evet, işte, insanlar cennetliklerini ve cehennemliklerini, kapılarının pencerelerini buradan ayarlarlar. Sen, ya buradaki duygularınla, buradaki düşüncelerinle, buradaki hareketlerinle, buradaki edebinle, adamınla, erkanınla, ya cennete doğru kapı açarsın. Bir soru sormak, cennete kapı açmaktır.
Birisinin bir şeysini öğretmek, cennete kapı açmaktır. Birisine bir şey öğretilmesine sebep olursun. Cennete kapı aralamaktır. Ya da, cehenneme doğru kapı açmaktır. Burada aralarsın kardeş. Burada, cennetini de burada aralarsın, cehennemini de burada aralarsın. Sakın beni uçup muhabbet edenlerden zannetme. Cennete doğru yalmıyorsan, hayır, sen sırat da bu dünyada, cennetin kapısı da bu dünyada, cehennemin kapısı da bu dünyada.
Ya gideceksin, cehennemin kapısına aralacaksın, cehenneme doğru yol alacaksın, ya da gideceksin, cennetin kapısına aralacaksın, cennete doğru yol alacaksın. Ya salihlerle beraber olacaksın, salihlerin izinde, peşinde, kokusunda olacaksın, salihlerden sayılacaksın, ya da salih olmayan, cehennem ehliyle beraber olacaksın, cehennemlik haberler işleyeceksin. Bunun, insan ahlakına ve insan öğretmesine, iz düşümü var. O zaman sen, cehennemliklerle beraber isen, geleceğim burada, cehennemlik sorular soracaksın, küstahlık yapacaksın, utandırmak isteyeceksin, veya başka bir toplulukta, önemli değil. O konuşan kimsenin, eksiğinin noksanını bulmaya çalışacaksın, ve cehennemlik bir amel işlemiş olacaksın, şeytanın yaptığı işle olacak.
O zaman soru, öğrenmek için sorulur. Soru, yanındaki öğrensin diye sorulur. Sakın, utandırmak için, birisinin eksiğini göstermek için, bir soru sormayın. Hatta yanınızdaki bir kimse, o sorulan sorudan utanacaksa, o sorulan sorudan incinecekse, o sorulan sorunun kendisine ait olduğunu biliyorsa, sorma. O da küstahlık. O da küstahlık. Birisinin eksiğini, açığını, hatasını yüzüne vurmak, dolaylı olarak ona bu noktada, onu utandırmak, dolaylı olarak onu orada incitmek, büyük küstahlık. E bir derviş, böyle bir şey yapmaz. Ehli Sufi, böyle bir şey yapmaz. Ehli Sufi, insanların gizli, hallerini araştırmaz.
Ehli Sufi, insanların, özel hayatlarını araştırmaz. Ehli Sufi, insanların özel hatalarını, kusurlarını araştırmaz. Bunları meydana çıkartacak soru, bunları meydana çıkartacak sohbet, bunları meydana çıkartacak, müpteler okumaz. unutulmamış insanların işidir. Birisi vardır, namaz kılmayan cehennemde, ancak efendim. Ah, buldun şimdi. Adamın git, cehenneme art, adamın cehennemde. Sana mı döştüm? Rabbim namaz kılmayanı da affeder de affeder. İzlenme silahını. Eyvallah. Yaka paça, yanlışlığa, eksikliğe doğru götürme.
Soru sorarken, naif ol, ince ol. Naif ol, ince ol. Etrafının kırılıp kırılmayacağını düşün. Etrafının üzülüp üzülmeyeceğini düşün. Seni dinleyenlerin veya seni bilenlerin onda incilip incilmeyeceğini düşün. Kıymetli kardeşler, güzel ahlak kadar başa tac edecek başka bir şey yok. Ne kadar Allah'a dostlarınız o kadar güzel ahlaklısınız. Ne kadar Allah'a yakınsanız o kadar güzel ahlaklısınız. Ne kadar ağzınızdan kaba sözler çıkıyor, insanları incitiyorsunuz o kadar fazla Allah'ta Allah'a uzaksınız. Yakınlığı bizim kardeşlerimiz güzel ahlakta arayacaklar. Bu demek değildir ki namazlarımızı kılmayacağız, orucumuzu tutmayacağız.
Hayır. Sakın bundan bunu çıkarmayın. Ama din sadece namaz kılmak, oruç tutmak değil. Din sadece başı örtüp mantı giymek değil. Din sadece sakal bırakıp salıp sarmak değil. Din güzel ahlak. Güzel ahlak, güzel ahlak. Güzel ahlak. Benim için en önemli şey, ben Adnan'ın özel hayatını araştırmayacağım. Beni ilgilendirmiyor Adnan'ın özel hayatı. Adnan'ı incitleyip cincik demeyeceğim. Adnan ne kadar borcun var, ne kadar alacağın var, ne kadar satıyorsun, evde ne oluyor, ne iyi gidiyor. Yapma, yapma. Güzel ahlak. Güzel ahlak, güzel ahlak.
O yüzden soru sorarken de o kimse kendi ahlakını koyar ortaya. İlgilendiği noktaya koyar. İlgilendiği alanı koyar. Kadın o je, derdi o je. O kadın saç boyasını soruyor. Onun derdi saç boyasından. Adam sakalın santimini soruyor. Onun derdi orada. Nasıl seveceğimizi buyuruyor. Allah'ı sevmek.
Derdimiz bu. Onun yoluna bakacağız inşallah. Hal dervişinin haline ve rüyasına göre amel edilir mi? Üstad her hal dervişini bilir mi? Derviş üstadın haberi var diye her yerde her şeyi anlatabilir mi? Tasavvuk'ta keramet mi yoksa istikamet mi? Maşallah. Bundan cevaplandırırsak tam noktasına, virgülüne göre bir kitaptır koskoz. Evet, hal ve rüya insanın kendisini bağlar. Bir kimse bir rüya görür, kendisi görmüştür. Bir kimse bir hal yaşar, kendisi yaşamıştır. Bunu muhakkak üstadına tevhül ettirmesi gerekir. Muhakkak ki üstadına bunu anlatması gerekir. Ve üstadı ona herhangi bir cevap verirse, herhangi bir şey işareti bulursa, ona göre davranır.
Bu rüya, evet peygamberlerin kırk altı cüzünden bir cüzdür. Ama rüya, siz rüyalarınızı salih kimselere anlatınız. Hazir-i şerif, ehli tasavvuklunu üstad olarak vermemiş. Demiş ki bir kimse bir rüya görürse, gider üstadı anlatır önce. Üstadı anlattıktan sonra üstad ona bir yol çizer, bir yol çizerse, bir işareti bulursa, ona göre devam eder. Ama üstadı anlatmamış, kendisi bir rüya görmüş. O kendi gördüğü rüyayı üstadının haberi olmadan, anlatmadan, işte Adnan'ı anlatıyor. Bu rüyanda böyle böyle gördüm, böyle böyle oldu. O kendi rüyasını sahih olarak nitelendiriyor. Ve o rüyanın peşine düşüyor. Hatta Adnan'ı da gördüyse, Adnan'ı da peşine sürüklüyor. Adnan da onun peşine sürükleniyorsa, o da ham derviş.
O da pişmemiş. O rüyayı anlatıp Adnan'ı peşine sürükleyecek olan da ham derviş. O da pişmemiş. Ya da gösteriş meraklısı. Ya da ne oldun meraklısı. Ya da gerçekten bilmiyor, safhane, işte böyle acilane bir hal içerisinde. Eyvah, kimsenin üzerinde suizan besleyecek noktada değiliz. Ama onun yolu o. Ya ben halimde gördüm, aldanabilirsin. Sen onu ancak üstad'a anlat. Ancak üstad'a anlat. Ancak rüyanın üstadını anlat. Ya anlatamıyor da, ya tamam bulamıyor da sana anlatsam olmaz. O da der ki, hani kendisini bir otorite görmüş ya birisi. Birisi gelir, işte ya Adnan, bir Adnan'ı diyor sana anlatayım. O da der ki, üstad'a anlat.
Ya ulaşamıyoruz da, buluşamıyoruz da, yasaktı da, konuşamıyoruz da, zaman kalmıyoruz da, perşembe günleri erkenden çekip gitmeye başladı da. Sana anlatayım. Adnan Hoca'yı otorite görmüş ya. Adnan Hoca'yı da, Adnan Hoca da kendi kendisini otorite gördü ya. Hele anlat bakalım. Hayırdır inşallah. Dinleyin sadece ya. İçinden onun kalbinden der ki şeytan. Ya dinle, ne olacak ki? Dinlemekten bir şey olmaz. E dinleyelim ya. O da anlattı. Pallandıra, pallandıra. Adnan Hoca'yı da aldı. O kimse koltuğunun altına götürüyor. Yok. Lazım ondan gelirsen. Senin rüyam dinlenecekse, celabı bir zaman oluştur. Allah kudret ve kuvvet sahip. Allah'ın güç yetinmediği bir şey mi var?
Tasavvuf eyli. Sabırlıdır. Tecelliyata tabir olur. Rüya görür. Vakti saati geldiğinde üstad dinler olur. Daha değil. Ya o rüyanı tevil olacaksa, rüyanda seni tekrar rüyanı tevil eder. Bu yol teneke değil, duvarda değil. Sahibi var mı? Sahibi var. Otur, yapma, aldanma. Kartal hazırlığını. Bir kimse rüyasını bir başkasına anlattı, onu üstad gördü. Dinledi, o kimse de kendini üstad gördü. Diyeceksiniz ki ya ağır bir şey söylüyor.
Kardeş işin yolu bu. Ya üstad der ki birisi filanca dinleyebilirsin veya filanca çay yorabilirsin. O dinler veya yora. Birisi der ki bizde dinleme varsa. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleri bize rüya görmeye müsaade etmişti. Derganın içindeki bütün geri kalan zakir kardeşler hep böyle Şeyh Efendi'den rüya yoruluğu isterlerdi. Benim gözümün önünde olurdu. Şeyh Efendi de derdi ki sen dinle. Hani rüyalığını dinle. Ona da dinle demesinin sebebi şu. Herkes böyle anlatacak ya rüyasını. Şeyh Efendi üzerinden biraz böyle şey atıyordu. Yük atıyor. Ona diyor ki sen de dinle. Hatta onlar dinlerlerdi sadece. Böyle nefislerine uymadıkları zaman derlerdi ki ya.
Bizde sadece dinleme veririz. Ben sadece dinlerim. Tabii benim yanımda öyle yaparlardı. Ben de oradayım ya. Ben biliyorum şimdi. Ben olmadığım zaman yorarlardı. Şeyh Efendi de derdi ki oğlum rüya yoruyorlar bunlar. Rüya yormak halifenin işidir. Halife noktasına gelmedikten sonra o kimse rüya yoramaz. Ya halife noktasına gelmeden de Üstad ona da rüya yorumu verir. Onda vardır bir özünde bir şey. Ona rüya yorumu verir Üstad. Der ki sen rüyalıları yora. O kimse de o rüya yoruluğuyla pişer zaten. O da aynı bir pişme halidir. O da aynı bir şeyle sürüktü. Allah bizi muhafaza edesin. Adam rüyasını görmüş. Rüyasını da gördüğüne doğru gidiyor.
E kardeş o zaman sana Üstad lazım değil. Halinde görmüş halinde gördüğüne doğru gidiyor. Tamam kardeş sana Üstad lazım değilmiş. Rüyan senin Üstad mı oldu. Görmedin bir zaman ne olacak. Debelencen duracaksın kafası kesilmiş kuş misafir. Daha ağırını söyleyeyim. Debelencen duracaksın bataklığa düşmüş eşek misafir. Çıkamayacağım ki işin içinden. Çıkamayacağım ki. Olaz kardeş Üstad'a gidip anlatacaksın. Ta soğuk bu. Yoksa yolundan çıkarsın. Gideceksin bakacaksın işine. Allah bizi muhafaza edesin inşallah. Üstad herhalde bir işini bilir.
Üç eşya beş yukarı. Üç eşya beş yukarı. Motomat bilir dersek Allah'ın gücüne gider. Allah muhafaza edesin. O küstahlıktır. O edebi aşmaktır. Herkes Allah bildirirse bilirsin. Allah bitirmezse hiçbir şey bilmezsin. Allah gösterirse görürsün. Allah göstermezse hiçbir şey görmezsin. Boş onların hepsi de. Boş. Bir kimsenin hayır görmesi keramettir. Allah'ın işidir o. Bir kimsenin rüya görmesi keramettir. Allah'ın işidir. Allah yutu eder. Allah ikram eder. Allah ona ihsan eder. Bu senin amelinden değildir. Bu senin herhangi bir güzelliğinden değildir.
Bu senin herhangi bir şeyi iyi yaptığından değildir. Bu direkt Allah'ın yutudur kardeş. Bu direkt Allah'ın ikramıdır. Allah senin tövbene mi bakacak? Allah ikram eder. İhsan eder sana. Oturacaksın iki tövbe etsen Allah sana kapıları açacak. Haşa. O direkt onun lütfuyla alakalıdır. Sakın bu rüya görenler, hal gören kardeşler. Üzerlerinden keramet sunur eden kardeşler. Kalbine ilham gelen kardeşler. Sakın herhangi bir şeyi sezgiyle sezen kardeşler. Nefsinize uymayın, yıkılırsınız. Bunların hepsini Allah'ın lütfu ikramı olarak görür. Hepsini içinde bulunduğunuz yolun bir hikmeti olarak görür. Bunların hepsini Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sayesinde olduğunu görür.
Muhammedi olmanın özelliği olarak görür. Sakın ha. Dervişlerin vartalarıdır. Tasavvufun vartalarıdır. Bir adam oturup da beş bin sefer ya Allah demek de gökten kapılarının kendisinin açtığını zanneder. Vallahi şeytanına vesvese vermiştir. Yolun vartasıdır. Nice dervişlerin yıkıldığını gördü bu fakir. Niceleri zannettiler ki o hansunur ediyor. Oturup geceleri insanları yatağından uyandırmak için uğraşan dervişlerin yıkıldığını gördü. Pişamayla yattığını üzerindeki yorganın rengini söyleyen dervişin yıkıldığını gördü bu fakir. Adam sigara içmeye başladı.
Sigara içmeye başladı adam. İnsan istikameti bozulmuştur. Onun istikameti toplanmaz. Avan kalır o. İçeksin ya ben bunu atmam. Bütün bozar adamı, derviş erkeklerin bozulması gereken bir şeydir.
Keyif al ve bir çay içeyim. Kahvettesin kardeş. Keyifle bir kahve içeyim. Kahvettesin kardeş. Kahvettesin. Senin keyifle gireceğin zamanlar için yaratılmış değil. Adam keyif al. Sen zikirden keyif al. Sen sohbetten keyif al. Sen hizmetten keyif al. Sen çoluğun çocuğunun rızkını temin etmek için sebepler dairesinde çalışmaktan keyif al. Tembellikten keyif alınmaz. Israftan, savurganlıktan keyif alınmaz. Gideyim bir alışveriş edeyim.
Kendime bir şeyler alayım da bir keyif edeyim ya. Kahvettesin. Has derviş öyle yaşamaz. Has dervişin keyfi Kuran ve Sünnet tarihsindedir. O namazdan keyif alır. O oruçtan keyif alır, tat alır. O iftar etmekten lezzet alır. İftar etmekten. Onun için iftar etmek, lüks yemekler demek değildir. Hakirhane, fukarhane, bir hurma. Onun için cennet sofrasıdır. Bu dünya keyif alma noktası değil. Tütün için keyif alıyor. Has olamazsın. O kimsenin, o kardeşinden tütünü böyle birbiri ardına yaktığını gördüm. Kaldım böyle. Yıkılır. Allah muhafaza eyleseyim.
Dervişlik, sufilik ince düşünmektir. İnce davranmaktır. Sakın beni görmezler diye düşünme. Sakın beni duymazlar diye düşünme. Sakın ya nereden anlayacak? Nargile'yi höpürdeteyim mi? Oh, höpürdet nargile'yi. Ondan sonra da ben seni çok seviyorum der. Nargile'yi öpürdetirken aklına gelmedi ama. Nargile'yi öpürdetirken.
Keyfine devam edecektin. Atacaktın bacak bacak üstüne. Oh, ne kadar güzel. Açık çayını da söyledin yanına. Oh, ılmadın. Derviş. Keyif alacak. Ah, keyif alacağı yer. Derviş kardeşleri burada, arkadaşları burada. Cennet arkadaşın senin. Yol arkadaşın demek cennet arkadaşın demek. Yol arkadaşın demek, cennet taşın demek. Orada beraber olacağımız insanlar. Oradan keyif al, oradan tat al. Allah bize affetsin. Hay, gidecek tatil yapacak, keyif yapacak adam. Yapma, yapma. Söyleyecek bir laf yok.
Tabliceye gidecek, sağlığı, eyvallah. Yüzme silahı, eyvallah sağ ol. Söyleyecek bir laf yok. Cenab-ı Hak'a hamdolsun, bana nasıl satın yok. Bana doktor, yüzeceğim dedi. O iyiydi. Benimdeki eşlik kayboluyormuş benim. O yüzden eşlik kayboluyor diye doktor yüzeceğim dedi bana. Enermeyi yüzeceğim, yüzecek yer yok. Erkut bizim dedi ki, ya dedim oradaki. Yüze, yüzler dedi. Yüze, yüzler sınır dedi. Ondan sonra göstereyim sana yeri dedi. Kimse olmuyor orada dedi. Kimse olmuyor dedi. Gittik. İki tane kadıncağız, çibildeniyorlar orada. Lan Erkut dedim lan kimse yok. Çıktım lan dedim ben. Bir de fotoğraf makinesi koysam buraya. Var ya birisini, çektiler ya. Dedim tamam.
Yürü bulduk. Yok, yapacak bir şey yok. Döndük geri torbistan. Beldeki eşlik kayboluyordu abi üzerinde. Şükür amca olsun. Şifa Allah'tan. Böyle bir şifa söz konusu olursa, evet adam kaplıcaya gider, yüzmeye gider, yürüyüşe gider. Tamam, söylecek kapı yok. Ben de Hacı Remzi. Biz Hacı Remzi ile biz hala da ayaklarımızda bizim ağrı var. Biz hala da kaplıcaya gideceğiz veya yürüyüşe gideceğiz biz onlara. Bir dedik ya sabahları demirtaşa gidelim. Orada gözün kenarında yürüyelim dedik. Hala da gideceğiz. Hacan 3 sene geçti mi? Geçti. 3 seneden beri yürüyecek. Hacan taşı da göl kenarında inşallah. Allah bize affetsin inşallah. Derviş, üstadın haberi var diye her yerde her şeyi anlatabilir mi?
Yani bu, evet bir edep olacaksa, bir ders olacaksa, böyle bir orada bir iyiliğe doğru bir kapağınlanacaksa eyvallah. Millete keletirden kafasından döker gibi, alnından çakar gibi olursa çok hoş olmuyor ya. Allah bize affetsin. Yani böyle bir toplulukta mesela, oradaki insanların dervişlikten, sufilikten, Allah'tan, peygamberden haberleri yok. Hiç kimse ona orada değer vermeyecek, kıymet vermeyecek. Hiç kimse o sözde de, sözü söyleyene de kıymet vermeyecek. Orada böyle gökten indirir gibi adam patlak muhabbete gidiyor. Yatma kardeşim, ağrım olan cevherini boş yere saçar mı? Konuşmak zorunda değilsin orada. Herkese orada iddialaşmak zorunda değilsin. Kavga etmek zorundasın.
Sükut et, sus oradan. Allah'a dua et içinden. Niyaz et. Birisi gelir sana tatlı bir şekilde sorarsa, sen ona tatlı tatlı anlat. Siyaset sahibi ol, ilmi siyaset ol. Ve insanlara bir şeyler anlatmaya çalış. Kalinle, sözünle değil. Allah bizi affetsin. Tasavvulta kerameti yoksa istikameti. Buna cevap hazır. Bunu zaten hiç kimse buna keramet demez. Keramet bu dünyada kalır gider. İstikamet ahiretliktir. Allah bizi Kur'an ve sünnet dairesinde yaşayan, düşünen, inanan kullarından eylesin. Tasavvufta derviş demek sus, konuşma, fikrini söyle, bir şeye karışma, tarrol demek mi?
Yoksa derviş ne demek? Derviş susmaktır. Derviş demek susmak demek. Sorarlarsa fikrini söyler. Dervişe derlerse bunu nasıl yapalım diye, o da onun fikrini söyler. Ama sormazlarsa susar, dinler.
Derviş, susmazsa öğrenemez çünkü. Susmasını öğrenecek derler. Bu sadece tekkede değil, evinde de dinleyecek, susacak. Hemen lafı laflar mı? Dinle, bir dinle. Çocuğunu dinle, eşini dinle, dinle. Arkadaşını dinle, müşterini dinle. Mal aldın adını dinle, mal sattığın adını dinle. Sokağı dinle, televizyonu dinle, dinle. Göğü dinle, denizi dinle, geceyi dinle. Gündüzü dinle, güneşi dinle. Ayı dinle, yıldızı dinle. Dinle. Dinle, dinle. Derviş dinleyen kimse, iyi dinleyen kimse, derviş. Derviş dinler. Hani can kulağıyla dinlemek.
Bütün vücuduyla, bütün haliyle dinler. Ben mesela birisini, görmediğim bir kimseyi dinleyemem ben. Ama ben bir sohbete gitsem, o sohbet edeni görmen lazım. Ben onu dinleyemem. Dinleyemem. Eğer görmüyorsan dinlemiyordur ben onu. Bakın, görmüyorsan dinlemiyordur ben onu. Ben camiye gitsem, camide hoca hutbe okucak değil mi? Ben hocayı göreceğim onu. Ben göreceğim yere gider otururum. İmamı göreceğim ben, hutbe okuyan imamı göreceğim. Hutbe okuyan imamı, ben kendi kendime bakacağım. Göreceğim, husus'u ben kafamı çevirip hutbe okuyanı bakarım ben. Eğer bakmıyorsan dinlemiyordur ben onu.
Görmediğimi dinleyemem ben. Bir kimseyi ben görmüyorsam da, onun beni dinlediğine inanmam. Dinleyenlerin gözünün içine bakarım, yüzüne bakarım, vücutlarına bakarım, hal ve ahvelerlerine bakarım ben. Göreceğim ben onu. Ben konuşurken dinlerim. Allah affetsin. Konuşurken dinlerim ki Allah affetsin. Duyarım ben şeyden. Allah gösterir onu bize Allah'ın dinlerine. Konuşmak istemiyorum böyle. Ama o burada değil o.
Hani bazen sohbetlerde derim ya, kimisi vardır burada oturuyordur, gönlümüzde değildir. Onun vücudu burada, kendi burada değil. Bana vücudu lazım değil. Vücudu lazım değil. Kimisi vücudu burada değildir, gönlü buradadır. O burada. Gönlü, kalbi bizimle olanlar bizimle. Gönlü, kalbi bizimle değilse adam bizle değil. Başka halinde adam. Derviş o yüzden dinler. Can kulağıyla dinler. Her haliyle dinler. Dinlemek itaati getirir. Dinlerse itaat eder insan. Dinlerse uygular. Dinlemenin insan üzerindeki tecelliyatı olur. O kimse dinler. O kimse dinlemek için can atar.
Dinlemek için can atıyorsa o kimse olgunlaşacak. O kimse kemale ercek. Güneşe doğru yürümek gibidir bu. Işıya doğru yürümek gibidir. Nasıl o ateş böcekleri ışığın etrafına giderler. Onun etrafında döner ya. Derviş ateş böceği gibidir. Işığın etrafına gider. Işığın etrafında toplanır. Hikmet ehli hikmetin etrafında toplanır. Bu manada sufi kimse, temiş kimse o zaman önce dinleyemdir. Önce dinleyemdir. Önce biz dinleyelim. Önce dinleyelim ki biz ne yapacağımızı öğrenelim. Yani derviş susacak fikri olmayan demek mi?
Derviş susacak bir düşüncesi olmayan demek mi? Veya onun bir... Öyle derler. Senin bir düşüncen yok mu? Senin bir fikrin yok mu? Senin aklın yok mu? O senden daha mı iyi biliyor? Diyeceğiniz ki bunlar nereden bana söylenen sözler. Bana söylenenleri söylüyor.
Bana öyle derler. Senin aklın yok mu ya? Ne? Sen böyle yapıyorsun. E kardeş aklın vardı da ne ama geldin tabi oldun ki ya? Biliyordun da ne ama geldin tabi oldun ki? Enteresan bir şeydir. Bildiğini zannedersin. Gördüğünü zannedersin. Duyduğunu zannedersin. Bekle, sabret, dinle. Tabi, uy. Kal orada. Tastama bilgiçlik. İlce bir perde o. Zarar etmezsin. Zarar ediyormuş gibi görünürsün. Zarar etmezsin.
Senden bir şeyler gidiyormuş gibi görürsün. Gider belki de senden. O gelir sana tekrar. Zarar etmezsin. Bekle. Sen sabret. Dinle sen. Tabi ol. Ya da hiç sorma. Bak işine. Bak işine. Ben şimdi kalkacağım. Hepinizin beraber işçilerini yöneteceğim. Yok öyle bir iddiam. Allah bizi affetsin. Hepinizin hayatını yöneteceğim. Yok öyle bir iddiam. Asla. Hiç kimsenin üzerine olmalı. Kendi hayatını yönetemeyen insan başkasının hayatını mı yönetecek? Asla. Ben kendi hayatını yönetemeyen bir insanım. Aciz. Allah bizi affetsin. Değil mi? İnsanların hayatını yöneteceğiz. Yok.
Birisi gelir bize bir şey tanışırsak biz de bildiğimizi söyleriz. Asla. Allah muhafaza edersin. Hiç öyle bir şey yok. Ama. Derviş çok bilen değildir. Derviş çok konuşan değildir. Derviş çok uyuyan değildir. Çok yemek yiyen değildir. Derviş az bilir. Ama çok amel eder. Dinle amel edeceksin. Dinle amel edemiyorsan Allah muhafaza edersin. Bunlara bağlı olarak kalplerimizi nasıl temiz tutalım ve oraya Allah ve Resulü bunun sevgisi doldur. Kardeşler. Şunu kendinize distor olarak koyun.
Hatınında hiçbir kimseye ve hiçbir şeye kötülük yapmamaya, kötü düşünmemeye, zarar düşünmemeye kendi kendinize niyet edin. Bu temiz bir niyetle kendinizi bu noktada niyetlendirin. Bunda çok ciddi ve samimiyiz. Deyin ki hiç kimse benden zarar görmeyecek.
Deyin ki ben hiç kimseye zarar vermeyeceğim. Kimse hakkında kötü bir niyetim olmayacak. Ta ki o kimse dilinden bir şeyi itiraf edinceye kadar. Adam geliyor Adnan'a kötülük yapacağını düşünüyor. Adnan benim dostum ben Adnan'ı korumaya çalışırım. Kendisi itiraf etti ama. Adnan'a derim ki Adnan filanceden uzak dur sen biraz. Neden? Adam itiraf etti. Plan programı kurmuş Adnan'a kötülük gelecek. Bu benim Adnan'la olan dostluğumu gösterir. Ben Adnan'a kötülük yapacak olana, Adnan'a, Adnan var tarafı olmazsam, ondan taraf olursam bende kötülüğüm demek. Daha böyle bir şey yok. Birisi gidecek örneğin Lütf Usta gözüme kırıldı şimdi bak.
Adam Lütf Usta'ya arabayı boyatacak parasını ödemeyecek. Ben de biliyorum. Bile bile Lütf Usta'nın zararına göz mümkün ben. Kime dostum o zaman? Farklı bir şey. Sakın birisi Lütf Usta'ya kötülük yapmaya çalışıyor. Sen de onu biliyorsun. Sen de onunla berabersin. Sen de kötüsün kardeş. Sen kötülük düşünme. Sen kötü düşünme. Hiçbir kimse hakkında. Bu ister ev halkın olsun, ister akrabaların olsun, ister komşuların olsun, ister iş etrafın olsun, ister iş yaptıkların olsun. İster müşterin olsun, ister mal aldıkların, ister mal sattıkların, ister işte kim olursa olsun, gözünün gördüğü, elinin tuttuğu, bilebildiğin, hissedebildiğin noktada hiç kimseye kötülük düşünme.
Kalbinin temizlenmeyi göreceksin. Bu iyi ahlaktır. O zaman Allah sevgisinin kalbine attığını göreceksin. O zaman Allah sevgisinin senin içine damladığını göreceksin. O zaman Allah'la sohbetin tadını çıkaracaksın. Keyif o. Keyif o. Şeyh darbile öpürs etmek değil. Keyif o. O zaman geceleri yattığın yerde başlayacaksın zikretmeye. Ooo keyif o. Başlayacaksın. La la haylallah. Bir bakacaksın ki yukarı çıkmışsın yatağın üstüne. Aşağıda la la haylallah. La la haylallah. Allah zikrediyor o. Onu görüyorsun. Oh diyorsun ya zikrediyor. Keyif o.
Bir bakıyorsun. Ooo senden beraber evin içerisinde zikrediyor. Keyif o. Bir bakıyorsun ki Bursa zikrediyor. Bir bakıyorsun ki Marmara zikrediyor. Ooo bir bakıyorsun ki bütün dervişler zikredenler. Kafalarını kaldırmışlar. Herkes bir senfoni. La la haylallah diyor. Görüyorsun kimisi sarıklı, kimisi sarıksız, kimisi haydar ve kimisi haydarisiz. Aynı burdakilerin hali üzerine. Bir bakıyorsun ki Cenab-ı Hak onlara bir esinti gönderiyor. Bütün hepsinin üzerindeki kıyafetler değişiyor. Mimikleri değişiyor. Yüzleri değişiyor. Halleri değişiyor. Her birbiri nur parçası gibi oluyor. O zikirler. Allah Allah. Keyif o. Keyif o.
Kalbe inecek. E sen sabahtan akşama kadar kötülük düşündün. Akşam olunca bunu yok. Olma. Sen sabahtan akşama kadar iyilik düşüneceksin. Kime biraz daha iyilik yapabilirim? Kime faydalı olabilirim? Birisi gelmiş bir yardım talebini bulmuş. Bak makul ve malum daire dese onun yardımına, ona yardımda bulun, onun derdine derman ol. İyi ahlaklı ol. Akşam olduğunda kendi kendine düşün. Bugün kaç kişinin kalbini kırdın? Aha kırmadın. İyi bugün kaç kişinin kalbini yaptın? Aha yapmadın. Ne kar var ne zarar var. Olmadı. Olmadı. Vücudun zekatını vermedin. Aklın zekatını vermedin. Ağızların zekatını vermedin. Olmadı. Olmadı.
Sen o gün iyilik yapanlardan olmalısın. Olmadı. O zaman iyiliklerle dolu bir kalp. İyi düşünüyor. Suizan yok. Hüsnüzan besliyor. Allah'ın üzerine hüsnüzan besliyor. İnsanların üzerine hüsnüzan besliyor. İşinin üzerine, eşinin üzerine, çocuklarının üzerine hüsnüzan besliyor. Bu demek değildir ki hukukun dışına çıkacak. Hayır. Sen hüsnüzan besler. Ama birisi de hukukun dışına çıkıyor. O kardeş, hukukun dışına çıkma. Yapma. O zaman o kalbe ilham gelecek. O zaman o kalbe yerleşecek. O zaman o kalp, laf ver. İman kokacak. O zaman Allah sevecek onu. Resulullah sevecek onu. sallallahu aleyhi ve sellem. Allah sevdi mi? Hepsi sever.
Allah'ın sevmesi Allah'ın sevmesi. O delildir. Hüccettir o. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadretleri birisini sevdi mi? Birisiyle beraber rüyada. O kimseyi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadretleri seviyor. Ki Allah da onu seviyor. Değildir, rüttedir. O zaman piştiğimizi göreceğiz. O zaman dolgunlaştığımızı göreceğiz. O zaman kendi kendimizi iyi bir noktada, kendimizi görmeyeceğiz de insanlar bizi iyi noktada görmeye başlayacaklar. İnsanlar için değil, Allah için yapacağız. Allah bizi iyi kullarından eylesin.
Hayırlı kullarından eylesin. Tavih kullarından eylesin. Bir şeye açıklık getirmek istedim. Hani bu dışarıda programlar oluyor ya, bunu tekrar beyan edeyim. Yine bana soruyorlar çünkü işte. Filanca yere gelmemiz uygun mu? Filanca yere gitmemiz uygun mu? Filanca yere sohbetim var, öyle gitmemiz uygun mu? Bu tip şeyleri kardeşler, bana sormanıza gerek yok. Program listem benim elimde de var, işte arkadaşlar da biliyorlar. Bu noktada birisi bir yere gidiyormuş, oradaki sohbete geliyormuş. Bu bizim iznimize tabi değil. Herkes hür, herkes seyahat özgürlüğüne sahip. Herkes kim nereye gitmek istiyorsa gider.
Bizim bu noktada bir otelitemiz yok. Hiçbir kardeşinle yok. Hiç kimse bu noktada, kimsenin hayatına müdahale etme noktasında değil. İşte Gelibolu'da program var. Herkes açık kardeş. Buradaki zikrular nasıl herkes açıksa, Gelibolu'daki program da herkes açık. Ne bileyim İzmir'de sohbet var, zikir var. Herkes açık. İstanbul'da var, herkes açık. İzmir'de var, Adapazarı'nda var, Konya'da var, Yunak'ta var, var oldu var. Sen gördün, filanca yerdeymiş, gidecekmişsin. Allah yoluna çık etsin diye. Bunda hiç kimse, tekrar söylüyorum. Hiç kimsenin işadesini alma noktasında değilsiniz, ben de ait. Kadınlar, kocalarına söyleyecekler.
Evlilerse, evli değilse abine babalarına söyleyecekler. Ya hiç kimse haber vermeyecek o kimse, filan takılmak istiyor. Ben ne alakası yok? Yani ben izin verip, vermeme noktasında değilim. Bu noktada kardeşler, tekrar tekrar bunu söylüyor. Abi bunu hırtlığından filan değil. Gene herkese gerekirse, gene söylerim. Ama bu noktada herhangi bir, benimle alakalı bir izin verip, vermeme noktasında değilim. Bizim yönetici kardeşler de öyle bir şey değil. Bir şey yasaklanacaksa, kısıtlıysa onu söylersin. Veyahut da işte Adnan söyler, Hüseyin söyler, Cafer söyler. Veyahut ki kısıtlı kardeşim. Eyvallah. Bazı kardeşler bilerek veya bilmeyerek kendi kafalarından kısıtlıyorlar. Veyahut bilerek veya bilmeyerek kendi kafalarından bir izin, bir müsaade alaması gerektiğini dair düşünüyorlar.
Bunlar biz de alakalı şeyler değiliz. Allah bizi affetsin. Hakkınızı helal edin. Bir şeyden rahat yaşayın. Allah'ın sebapları, belamiza, parçayla, lesal-i vücuda, peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmiş, geçmiş, bütün kaygınları, nişan etmeleri, durumlarına, aygâle, zelil, ikbaatını ve ise dâreyle, ya Rabbi'si.
Amin. Haberdar eyle, ya Rabbi, feyzatran ve hümmetlerin şeffafatların üzerlerimizden eksik, eyreyle, ya Rabbi'si. Amin. Cihar yâli, büzün, Ebu Bekir, Sıddır, Marifarik, Osman, Nuriye'l, Aleyh, Kurta'da, râzıyallahu aleyhi ve sellem'e, ya Rabbi'si. Evlâd-ı Resulullah, Zecat-ı Resulullah, Şohedâ Resulullah, Ashab-ı Resulullah'ın kullarına, İmam-ı Azâme, Ebu Hanife, İmam-ı Şâfi, İmam-ı Bağdî, İmam-ı Bağdî, İmam-ı Bağdî, İmam-ı Bağdî, ve Hazret-ı Resulullah'ına ayrı ayrı hideredik, vâzır ve ise dâreyle, ya Rabbi'si. Amin. Haberdar eyle, ya Rabbi'si. Beyzatran ve hümmetlerin şeffafatların üzerlerimizden eksik, eyreyle, ya Rabbi'si. Amin. Cihlas ve Fâtiha. Remember, Egeylâdin. Egeylâdin, Egeylâdin, İbir Gener-rûfâ ORisso'.
Birimiz Selah infrared-i Böm-儿, İbir bisteydim, vibrait vehbur 맛있�� redesμά esqueletini, AA Netel-i destağîr, Hacı Bekd terrifici. BEREK'in başinflśliOH'nin vâzır ve ise dâreyle, ya Rabbi'si.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi