mustafaozbag.org

231. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Mart 2012 · 1:37:54

Bizim yolumuz, bu noktada bizim istikametimiz, önce dünyayı bilmekten, sonra ahireti bilmekten, sonra kendini bilmekten, sonra yaratanını bilmekten geçer. Madem ki yolumuz önce dünyayı bilmekten geçiyor, o zaman önce sureti bilmekten geçer. Ve bilgi de zaten önce şeriat bilinir. Şeriat, bu zahiri de, batılı da, cemeden, içine alan bir bilgidir. Ama bunun içerisinde ayrı bir daire vardır ki, işte ona tarikat bilgisi denir. O zahirden, görünenler içeridir. Hakikat bilgisi vardır ki, ondan daha içeridir. O zaman bir şeyin bilgisi de, bu manada anlaşılması noktasında zahirden içeri doğru gidilir. Bir evesiz kapıdan girersiniz. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bize der ki, evlerinize kapıdan girin.
O zaman bir eve kapıdan girilir. Bir bilgiye kapıdan girilir. Bir düşünceye kapıdan girilir. İnsana kapıdan girilir. İnsana da. Sen de kendine, kendi kapından girersin. Bu kapı nedir? Zahirdir. O zaman zahirsiz, batının bir anlamı yoktur. Ve Leyla Mecnun'un önce suretine mi aşık oldu, siretine mi aşık oldu? Suretine aşık oldu. Önce surete aşık olur insan. Bu kaçınılmaz bir şeydir. Siz önce bir şeyi tadarsınız. Önce bir şeye dokunursunuz. Önce bir şeyi görürsünüz. Önce bir şeyi duyarsınız. Bunlar surete açılan kapılardır. Ve suretten sirete gidilecek olan yoldur. Siz gözünüz kapalı, kulağınız kapalı, eliniz, ayağınız kapalı bir şeyi tanımlamaktan uzak kurursunuz.
Böyle tanımlayan olur mu? Olur. Bu sebepler dairesinin dışındadır. Bu konumuzla alakalı değildir. Biz makul ve mağrum olan bir şeye gideriz. Bir kimse bunu yaşamadıktan sonra, o hale gelmedikten sonra tanımlaması mümkün değildir. Şimdi 5 yaşındaki bir çocuğa deseniz ki şehvet nedir? 5 yaşındaki çocuk şehvetten anlamaz. Onda şehvetin olmadığını göstermez bu. Ama daha o şehveti anneye birecek yaşa ve çağa gelmedi. Siz 7 yaşındaki, 8 yaşındaki bir çocuğa siz herhangi bir nefsani bir şeyden duyguyu veremezsiniz. Ama o çocuk mesela 5 yaşındayken iyi giyinmeyi öğrenir annesinden, babasından, ablasından, abisinden, etrafından. O çocuk 5 yaşındadır, süslenmeyi öğrenir.
Neden? Etrafından zahirdir bu. Ama 5 yaşındaki çocuk hala da içini temizlemesini bilmez. İçini süslemesini bilmez. O zaman sen içini süslemesini hala da bilmiyorsan, sen 5 yaşındaki çocuk mesafesindesin. Bak, sen kendini 30 yaşında, 40 yaşında görüyordun, indin şimdi 5 yaşına. Sen hala da dışını süslemekle meşgulsen ve dışını süsleyebildiğin halde içini süsleyemiyorsan, içinde bir derinlik kazanmadıysan, içinde bir hissiyatın yoksa, içinde Allah sevgisi, Resulullah sevgisi, veli sevgisi, mürşid sevgisi, insan sevgisi, etrafındaki bütün insanlara yardım etme sevgisiyle donanmadıysan,
içini bu manada süslemediysan, senin 5 yaşındaki çocuktan bir farkın yok. Maymunun da önüne aynayı koyarsın, maymunun da eline tarağı verirsin, maymun da insanları taklit eder, alır aynayı ve tarağı başlar tarağı. Biz çocukken, küçükken İzmir'de hayvanat bahçesini dolaşırdık, fuar zamanı. Orada Ağustos ve Eylül aylarında fuar olurdu. O fuar olduğunda orada maymunlar vardı, insanlar maymunlara fıstık atardı. O maymun da insanları taklit eder gibi fıstığı soyal, kabuğundan yerdi. Bütün herkes ona hayretle bakardı. Maymun fıstığı soyup yiyor. Hatta maymuna kabuklu bir şey verirsin, kabuklu fıstıklar vardır, onu verirsin. Maymun kabuklu fıstığı açar da yerdi.
Kimisi maymuna ayna verirdi, maymun aynaya bakardı. Bir de eline tarak verirlerdi, tarağı da verirlerdi. Tarafla tarardı maymun kafasını filan, sürerdi. Maymun insanları taklit eder. Maymun insanı taklit etti, aynaya aldı, tarağı aldı. Saçını, başını, gözünü, kılını, tüyünü taramaya başladı. O maymun insan oldu mu? Olmadı. Her insanı taklit eden insan değildir. O zaman maymun gibi olursun, taklit edersin. Bu sene moda siyah ceket dersin. Herkes siyah ceket giyer. Herkes aynı olur. Bu taklittir. Bu sene moda saçları ortadan ayırmak derler. Sen de o saçını ortadan ayırsın. Bu taklittir. Bu sene kadınlara moda, kırmızı, mavili, yeşili bir saç boyası der.
Bir sürü kırmızı, mavi, yeşil saç boyası görürsün kadınların kafasında. Bu taklitten başka değildir. Bunlar maymunlar yapar ancak bunun. Hayvan suretinde, mesabesi hayvan mertebesinde. O zaman bir şeyin suretine aşık olunur. Ama sen surette kalma, siretine geç. Sen içine doğru yürü. Tasavvuf içe doğru yürümektir. Kimin içine doğru yürümek? Kendi içine doğru yürümektir. Başkasının içine doğru yürümek değildir. Ağacın tohumunu koyarsın toprağa. Herkes zanneder ki, mürşid, mürşid bir ağaç meydana getirecek. Peygamberler bir ağaç meydana getirmez. Mürşidler zamanın velileri bir ağaç meydana getirmez. Yaratma Allah'a aittir.
O elma ağacı tohumda gizlidir. Kestane ağacı tohumda gizlidir. Çam ağacı tohumda gizlidir. Zeytin ağacı tohumda gizlidir. Sen bir tohum mesabesindesin. Tohum mesabesinde toprağa gömülmüşsün. Sen filizlenmişsin. Bahçıvana düşen, senin toprağını eşelemek. Bahçıvana düşen, seni güzel, iyi bir bahçıvan olursa, seni budar, seni ilaçlar, senin toprağını sular, senin toprağını gübreler, seni soğuktan, sıcaktan muhafaza eder, seni yırtıcı hayvanlardan muhafaza eder, seni koyundan, köpekten, inekten, camızdan, domuzdan muhafaza etmeye çalışır. Ne yapar?
Der ki aman, buna yırtıcı hayvanlar bulaşmasın, etrafına dikenli çerçe çevirir. Der ki ben bunu aşıladım, bunun filizine bir şey olmasın. Bizim orada keletir derler. Onun kafasına keletir geçirir. Der ki kimse buna koyun, inek, minek dokunup da filizini yemesin. Hatta bizim orada yeni aşılanan zeytin ağacını, çok affedersiniz, inek tersi deriz biz. Yani inekin pisliğini sıvılaştırırlar, etrafını böyle bir güzel çevirirler. Sen zannedersin ki dışarıda, Allah Allah, zeytin ağacını çok affedersiniz, çamurla veyahut da işte kafasını, çok affedersiniz. Çok özür dilerimden söyleyeceğim. İnek bokuyla sıvamış. Neden? Onun kurt, kuş, borcu, böcek, kötü kokusundan ona gelmesin.
Onu yemesin. Çıkan tomurcuğu filizini yemesin. Seni bir veli kalkar böyle muhafaza eder. Gün gelir seni kötü gösterir. Gün gelir seni yerden yere vurur. Gün gelir senin nefsine lazım olan terbiyeyi verir. Sen sakın ha, bahçıvan onun normalde elmayı armut eder mi? Etmez. Türkçerek sırası geldikçe ne yaşayacaksa yaşayacak, aklı evvelden o tohuma ne verildiyse, o doğum ağaç olacaksa, istidadında ağaç varsa, istidadında onun çok güzel bir elma meyvesi varsa, yavaş, yavaş, yavaş, yavaş, günü gelince, zamanı gelince, büyüyecek, dallanacak,
kudaklanacak, çiçeklenecek, ondan sonra meyve verecek. İyi dinle. İstidadında bunun cinsi bozuk, der ki bunun sütü bozuk, bunun kanı bozuk, cinsinde yanlış ışıklık var, der ki bu ayrı kodu, ayrı koduna neden baksın?
İlaçlar, öldüren onu, katleder içeride. Sakın neden katletti diye aklına vurma. Sakın. Kızım giderken katının, arkasına bir çivi batırverdi, katın vurdu tekmeyi, çocuk öldü ya, deme sakın neden öldü diye. Hani Hazreti Meblana, padişahın bir halayıkcağızı olan aşkını anlatırken, halayıkcağızın aşık olduğu, kuyumcuyu bir doktor, hekim yavaş yavaş öldürür ya, sakın neden öldürür diye bakma.
Sakın. Lazımmış o. Döndük dolaştık, fazla dolaşmayalım. Surete aşık olunur önce. Surete, surete aleti beğenme. Surete önemse, yalan alır kendi kendine. Laf, edebiyat, kimse bir şey beğenir. Beğenmek, sevme kapıdır. Beğenmek kapıdır. Beğenmeyen aşık olabilir mi? Beğenmeyen sevebilir mi? Beğenmeyen muhabbetle, bir gün onu çıkarır atarsın. Değenmediğin sen, bir gün onu bırakırsın. Sana lazım diye beğenmediğini tutarsın, lazımı tutup da, hayatın bitince onu bırakırsın.
İkiyüzlüsün. Menfaatları değilsin. Üç çeşit insan vardır, dört çeşit olmaz. Dünyayı talep edenler, ahiret edenler, Mevla. Bunun üçünün haricinde bir insan arama, bir kimse arama. Ne bulurlar? Ahireti talep edenler, ama sen en kıymetlisin olacaksın diyorsan, en hayırlısın olacaksın diyorsan, en güzelini olacaksın diyorsan, Mevla'yı talep edenlerden ol. Mevla'yı isteyenlerden ol. Bunun yolu, suretten geçen cancaz, Mecdon, ceylanlarla konuşurken, arkadaşı dedi ki, neden konuşuyorsun ceylanlarla?
Dedi ki, gözleri, Leyla'nın gözlerine benziyor. Hadi sureti getir. Nasibi olmanın, siretten de nasip olmaz. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri yürürken, orada ölmüş bir hayvan cesedini gördü, leşini gördü. Herkes kafasını burnunu çevirdi. Dedi ki, ne kadar güzel dişleri varmış. Suretteki güzellikleri görmeyen, suretteki sanatı görmeyen, sireti hiç göremez. Allah bize affetsin. Cihad nedir? Sorusuna en doğru cevabı hakkında bilgi vermiş.
Ehl-i tasarrufuna, Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, dilinden cevap vermiş. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, bir savaştan geri dönerken, küçük cihattan büyük cihada döndük dedi. Ashab dedi ki, Ya Resulullah kim var karşımızda? Kimiyle savaşacağız? Dedi ki, nefsimizle savaşacağız. Nefisle cihad, cihada ehber dedi. En büyük cihaddır. Bir kimsenin nefsiyle olan, mücadelesi en büyük cihattır. Nefsinin kötülüklerinden uzaklaş. Nefsinin yanlışlıklarından uzaklaş. Nefsinin isteklerinden uzaklaş.
Nefsin sana kötüyü emreder. Nefsin sana gevşekliği emreder. Nefsin sana Kur'an ve sünnetten uzaklaşmayı emreder. Eğer nefsinin bu mücadelesini sen bitiremezsen, sen savaş meydanında da savaşamazsın. Sen nefsinin bu kategorisini geçemeyen kimseler, zannetmeyin savaş meydanında savaşırlar. Onları savaşıyor görebilirsiniz. Ama ne için savaştığı önemlidir. Nefis terbiyesinde belli bir noktaya gelemeyen bir kimse, belki de gösteriş için savaşacak orada. Nefis terbiyesinin belli bir noktasına gelemeyen bir kimse, belki de oradaki mal, mülk için savaşacak. Kadın için savaşacak. Ganimet için savaşacak. Kahramanlık için savaşacak. Ne kadar güzel savaşıyorlarmış diye savaşacak.
Ne kadar güzel namaz kılıyorlarmış diye kılacak. Ya filancanın kızını alabilirim diye kılacak. Filancanın oğluna varabilirim diye namaz kılacak. Veyahut da beni derviş zannetsinler diye gelecek. Veyahut da beni burada bilsinler diye gelecek. Nefis dolan mücadelesinde belli bir noktaya gelemeyen insanlar, hayatlarında nereye giderlerse gitsinler, o nefisleri onların önüne çıkacaktır. Senin sevmen nefsinden ise önüne çıkacaktır senin. Senin duruşun hangi noktadansa o çıkacaktır. Hani birisi savaş meydanında şehit oldu dendi de Allah Resulü dedi ki hayır şehit olmadı. Koştular baktılar o kimsenin son nefesinden önce yetiştiler, kafasını kaldırdılar. Dediler ki sen ne için savaştın? Dedi ki bunlar gelir hurma bahçeliklerimizi bozar, hurmanlıklarımızı alınlar diye savaştın dedi.
Saddak ya Resulallah dediler. Saddak sen doğru söylemişsin. Kötü öldü adam. Hurmanlıkları için savaşmıştı. Nefisle mücadelesini yerine getiremeyenler bir davul sesi duyduklarında mala mülke koşarlar. Cumayı bile terk edebilirler. Terk ederler. Hani Medine'de kıtlık yaşanıyordu da o kıtlık esnasında dışarıdan buğday harfa gelmişti de davullar çalmaya başlamıştı. Cuma kılıyordu Ashab. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin arkasında Cuma kılıyordu Ashab. Dikkat edin Cuma. Önde Hz. Resulullah var sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin namaz kıldırıyor. Nefisle cihad edemeyen, nefisle mücadele edemeyen, nefisle belli bir yaka paça olamayan bir kimse davulun sesine koşu verdiler.
Üç beş tane fukarayla kaldı Allah'ın Resulü. Üç beş tane fukarayla kaldı. Bir öğütle çıkamayanları biliyoruz biz. 28 Şubat'ta derslerini iptal edenleri biliyoruz. Bir düzük de ben o şey hebalı değilim deyip de şeyin etrafını bırakayıp yanını bırakanları biliyoruz. Nefisle mücadele. Cihadın en büyük. Anlatırken bunu idrak ederken iki yıl önce tasavvufa yeni girdim de ama zaman, olaylar, mücadele insanların başından geçenler, gördükleri, yaşadıkları, anladıkları, dinledikleri insanı başka bir noktaya getiriyor.
Şimdi bin yıl geçtiler, bin yıl. Cihad-ı Ekber hangisi? Ona derim ki Cihad-ı Ekber nefisle olan cihattır derim. Nefisle olan cihattır derim. Senin düşmanla yakapa senin düşmanın canını alıp canını vermen lazım savaş meydanında her billada, her fillada bin bir tane canım olsa meydanında veririm. Her bin bir tane Mustafa Özbağ gözümü kırpmam. Nereye gidiyor? Ama senin önüne öyle şeyler gelir ki o savaş meydanında aldanmayan insan orada alırsın. Satıverirsin, hançerliyi verirsin.
Ölmek daha kolay gelir insana. Söyleyiverirsin, ölmek daha kolay gelir insana. Öpüverirsin, elleyi verirsin. Ölmek daha kolay gelir insana. Cebine katıverirsin, ölmek daha kolaydır. Alamaz mecnun gibi dolaşırsın, ulan şuradan 10 lirasını alayım bunun dersin. Ölmek daha kolay gelir insana. Hayır. Evde hanımın yüzüne bakmaz, olanca da lafı söyler, çıkarsın sokağa, kadın gelir beni nikahla der, o zamandır nefisle mücadele. Ölmek daha kolay gelir insana. Yaşar insan bunları. Yaşar. Südü yaşatır insanı. Bunda hiç kimsenin kusurunu görme. Bu yola girdin ise başına gelir senin. Bu yola girdin ise senin üstünlükte yaşansın bunu.
Sakın gözünde meydanda can verip can alanları çok büyütme. Bu zamanda çok ağlatır seni. Meydanda can verip bir kardeşini sevmek, bir kardeşini affet, bir kardeşinle beraber zikrullah halakasında durmak, zikrullah halakasını, edebine, adabına, orada susmak, orada dinlemek, iki dizinin üstünde durmak, abdestli olmak, bütün canını, ruhunu, bedenini zikrullaha vermek, bir üstarda insaf etmek, orada edeb ve konuşmamak, susmak, halbemek orada.
İnsanların konuşmalarından, insanların sözlerinden, bakışlarından, insanların duygularından kendini kapatıp, sırf üstarda ve kendini zikrullaha vermek, adabını yaşamak. Vallahi bin bir tane can vermekten daha doğrudur. Fikirlerinizi duymadığınız şeyler, insan şeyhinin huzurunda, düşüncesini, hayırlısını, hayalesini kapatır.
Duygularınızı, kalbinizi, o cihaf meydanında can vermekten daha doğrudur. Oturduğun yerde bilgisayar gibi sayarsın çünkü. Bilgisayar gibi sararsın çünkü. Takarsın, oturduğun yerde, o adam orada konuşuyordur üstadın. Alırsın, satarsın, yan gelir, çapına batar, ağzında kavg edersin. Çolun çocuğu evlendirirsin, batmandırırsın. Bir bakarsın ki torunun kucağında okşuyorsun. Ondan sonra da illallah, illallah, uyandığınız günahları sabah oldu. Kapılarını kapatmak. Cihad ekber. Oturursun kendi kendine dersin. Ya ben bu adama bağlayayım şimdi.
Ben bu adama bağlanacağım şimdi. İki kelimeyi bir araya getiremeyene mi bağlanacağım. Dersin. Sakın ben bunu demem demeyin. Binlerdim ben şeyhim için böyle söyleyenler olurdu. Hayret ederim ya bu adamın ne işi var burada. Bundan mücadele etmek, can vermekten daha zordur. Evet. Nefisle cihad, cihad-ı ekberdir. Saddak ya Resulallah. Cihad-ı ekberdir. Çiçik, şeykim şüphem yok. Şeykim şüphem yok. Çünkü daha önceden. Ehli tasavvuf eleştiriler. Siz gidersiniz, ikullah yaparsınız, uyuşturuyorsunuz, uyutuluyorsunuz.
Elleri uykularda da uyurlar. Uykuda olan herkese uyuruyorlar. Evlenecek delikanlı, çarşaflı kız istemem diyebilir mi derse sorumluluk derecesi nedir? Çarşaf, İslam'ın farzı değil. Örtünmek farzdır. Örtünmek farzdır. Bir erkek şunu diyebilir. Ben çarşafla örtünen birisi almayacağım. Benim kültürüm değil, benim adetim değil, geleneğim değil, görüneyim değil. Bitti. Bir sorun olur. Hiçbir sorun olur. Bir derinde takılmayın. Tekrar söylüyorum.
Örtünmek farzdır. İnsanlar kendi örf, adet, gelenek, göreneklerince, kendisi yaşam tarzları ve felsefelerince karar verirler. Neyle örtünür? Sörtünür. Örtünmek farzdır demek, kimsenin harcı değildir. Bize kadınların örtülmelerini farz kılmış. Erkeklerin de örtünmelerini farz kılmış. Erkeklerin de diz kapağıyla göbek deliği arasını örtmesi farzdır. Bize gibi entari giyecekler. Bunlara çarşaf şartı var.
Yok. Evet, orada şunu diyebilirsiniz şimdi. Hazreti ayet-i kerimede cilbap olarak geçiyor. Cilbap da çarşaf demektir. O yüzden çarşafla örtülmek farz diyenler çıkabilir. Bir şey demem. Ama Haneviler onu öyle alıp bilememişler. Örtünmek farz. Bir erkek şunu diyebilir. Ben çarşafla örtünen bir bayanla evlendim istemiyorum. Tamam. Hakkı bir sorumluluk olma noktası. Allah'ın kesinlikle. İnsan kendi kaderini çizebilir mi, değiştirebilir mi? Bu manada cebri noktasında doğumunu, ölümünü bir kimse doğumunu değiştiremez.
Yani kader dediğiniz şey günlük hadeseler, günlük olaylarsa onlar insanı istemem, murat etme noktasında cüz iradesi. Yani bir de şunu şöyle alıyor diyorlar. Hadis-i şerif var ya işte, kalem kurudu. Öyle değil mi yani? Kalem kurudu, yazıldı, bitti. Ama bir hadis-i şerifte var. Ben miraca çıktım, kalemin cızırtısını duydum diyor. Şimdi kalemin cızırtısını duydum da, kalemin kuruduğu hadis-i şerifi birbirine heyediyor. Kalem hangi manada kurudu biliyor musunuz? İnsanın gözleri bizim bildiğimiz bu manadadır.
Kalem kurudu. Değiştirecek bir şey oldu yoktur. Kalem kurudu. İki tane kulağınız var, kulaklarınız yanında. Yanında kalem kurudu. İki tane kolunuz var, iki tane eliniz var, ellerinizde beşer tane parmağınız var. Kalem kurudu kardeş. İki tane ayağınız var, ayaklarınızda beşer tane parmağınız var. Kalem kurudu. Kulunuzda iki tane delik var. Kalem kurudu. Magdelerden herhangi birisini içerseniz sarhoş olursunuz. Kalem kurudu. Bunu değiştirecek bir şey yok. Eğer birisini haksız yere öldürürseniz bütün insanları öldürmüş gibi günaha girersiniz. Kalem kurudu.
Bunu değiştirecek bir unsur yok. Bunu kim değiştirecek? Kimse yok. İsevi değil. Bozuk, Musevi ve İseviler hükümlerini kendi kendilerine değiştirdiler. O yüzden bozuk hükümler. Biz dinin hukukunu ve hükmünü değiştirme gücü ve kudreti hiçbir kimsede yok. Kalem kurudu. Dini tamam etti. Kalem kurudu. Ve din olarak kendisine, istaham, kendisine ve bize istahamı seçti. Kalem kurudu. Ama bu kalem kurudunu, kurudu rastlığını alır getirir cevriyeciler gibi günlük hareket ve davranışlarınıza koyarsanız, olmadı ki o zaman cevriyeci olur çektim.
Sarhoş diyecek ki benim suçum ne? Benim kaderme yazmışsın içki içmeyi. Ben içtim sarhoş olur. Ömrükü diyecek ki benim kaderme koymuşsun. Ben gittim. İki tane kadına zina ettim. Zorla tecavüz ettim. Ardından da öldürdüm. Eee? Kardeşim benim suçum ne ya? Benim alnımı onu yazmış. Hayır. Mümkün değil. Neymiş ki? Kalemi alırsın, yazarsın. Kalemin suçu ne bunda? Kalemin bir suçu yok. Neysin ki? Ben şimdi karşımdaki taşlara mı sohbet ediyorum? Neden sohbet edeyim ki size? Hızlı zikrederim ki. Kudruysa, affımız, aff olmadığımız yazıldıysa, o zaman bizim buradaki hayırlı işlerle koşmamız diye anlamı yok.
Din nasihattır, din nasihattır. Din nasihattır dedi Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem adetleri. Neden koşturdu, neden cihad etti, neden mücadele etti, neden anlattı? O zaman öyle değil. Biz öyle algılamayacağız, öyle anlamayacağız. Ama biz öğütünü de değiliz. İnsan kaderini değiştirir. Bak annesi bu kadar da iddialı değil. Allah sana bütün zirade vermiş, bütün zirade noktasında, hafif ve malum dairede, sen kendi üzerinde, kendi üzerinde ihtiyar sahibisin. Kendi üzerinde. Ben bu çayı içeyim, içmeyimi, ihtiyar sahibiyim ben. Ben bu çayı içmekle mükellef olmuş olsaydım, neden bana o fikri verdi, neden o idraki verdi, neden o düşünceyi verdi, içip ve içmeme düşüncesini verdi.
Yapıp yapmama düşüncesini verdi. Ben kendimce yapıp yapmamayı düşünüyorum. Kendimce içip içmemeyi düşünüyorum. Yemek yiyeyim mi, yemeyeyim mi diye düşünüyorum. Bir irade bir varoluluğu gösteriyor, az da olsa. Ben böyle inananlardan, hafif kısmı şunu diyebilir. Yok kardeşim biz böyle anlamıyoruz. İnsanın doğumundan ölümüne kadar yaptığı her şey cebri noktada. Kendisinin idratı yoktur, kendisinin ihtiyarı yoktur. Kendisinin bu noktada herhangi bir ahli yoktur. O inancıdır, o cebriyedir. Nazarımızda sapıktır, o cebriyedir. Biz öyle düşünmeyiz, Allah bizi affetsin. Biz ne bir makineyi, septeri mi yaratırız, biz ne Allah'ın elinde bir makineyiz, ne de biz rüzgarın önünde bir savrulan konu yaprakız.
İkisi de değiliz. Allah bizi affetsin. Hamd ve şükür hakkında bilgi rica edeceğim. Hamd ve şükür hakkında şükür edin. Her halde hamd edin. Siz her halde hamd edin. Her halinize hamd edin. İyi noktada, hayır noktada. Kötülüklerden uzak durun. Kötülük yapmaktan uzak durun. Kötülük yapmaktan uzak durduğunuz her halinize hamd edin. İyiliklerin içinde bulunmanın her halinden hamd edin. Bir yudum su içiyorsanız onu hamd edin. Hamd edin. Elhamdülillah ki bir yudum su içebildin. Elhamdülillah ki bir yudum çay içebildin. Elhamdülillah ki namaz kılabildin.
Elhamdülillah ki Allah diyebildin. Elhamdülillah ki La ilahe illallah diyebildin. Elhamdülillah ki tövbe edebildin. Elhamdülillah ki salat-ı selam getirebildin. Elhamdülillah ki bir zekir halakasında oturabildin. Elhamdülillah ki bugün fazla günah-ı kebari işlemedi. Elhamdülillah ki günah-ı kebari işlemiş olsan daim Cenab-ı Hak sana tövbe etme fırsatı verdi. O günah-ı kebari üzerinde ölebilirdin. O günah-ı kebari üzerinde öldüğünde Allah affetsin. Hani diyor ya hırsızlık iman üzerine yapamaz. Eyvah! İçki içer, iman üzerine içemez. Zina eder, iman üzerine zina edemez. Adam öldüren, iman üzerine adam öldüremez haksız yere. Eyvah! Sen Cenab-ı Hak'a hamdülsen'e aç ki Cenab-ı Hak sana bir tövbe fırsatı vermiş.
Bir tövbe nefesi vermiş sana. Seni namazla buluşturmuş. Cenab-ı Hak o fırsatı vermiş sana. Sen namazla buluşmuşsun. Sen o sevenin sevgisine cevap vermişsin. Zalimlerden olmamışsın. Ben Allah affetsin. Namazın nidasını, kullarını sevgi nidası olarak görürüm.
Cenab-ı Hak insanların sevdiğini ilan eder. Der ki ey kulların gelin. Ben sizin hepinizde seviyorum. İman edenler. Sizleri seviyorum. İşte sevgimin tecelliyatı. İşte sevgimin göstergesi. Sizi seviyorum. Ve sizi her daim hatırlıyorum. Her daim sizi alıyorum. Her daim sizi, sizinle, olmaya çalışıyorum. Ve bunu size gösteriyorum. Siz gaflettesiniz. Siz delalettesiniz. Siz unutansınız. Ama ben sizi öyle seviyorum ki, sizi günde en az beş kez huzuruma davet ediyorum. Soframa davet ediyorum. Seni sırlar alemine davet ediyorum. Seni yüceler yüceliğine davet ediyorum. Seni gökler üstüne davet ediyorum. Gel, seninle miraca çıkmanı istiyorum.
Seni miraca davet ediyorum. Gel, davetime icabet et. Gel, o sofralar kurdum. Gel, sana sırlar alemini açtım. Gel, sana batınlığımı açtım. Gel, sana suretten zirete geçmeyi açtım. Sevgisine cevap verenler, onun o muhabbetine cevap verenler, o sevgisine karşılık ben de seviyorum diyenler, beş vakit huzurumlığa varıyorlar. Bunu düşündüğünde buna çok hamd et. Seni sevmek Allah'ın adetullahıdır. Sünnetullahıdır. Hani Cenab-ı Hakk adresi kudüsinde der ya, bir kul Allah'ı severse, Allah'ın o kulunu sevmesi vacib o. Bak, seven seviliyor. Seven seviliyor.
Cenab-ı Hak seni sevmiş. Sen zalimlerden olma. Sen hainlerden olma. Sen o sevgiye cevap vermeyen katı kalp. Sen o gözü körlerden olma. Sen o kulağa sığır olan, o kalbi takşeşmiş olanlardan olma. Allah dedi ya, gözleri vardır görmezler. Kulakları vardır duymazlar, hissetmezler. Sen onları insan suretinde görürsün. Ne yaptılar? Onlar en büyük vefasızlığı yaptılar. Onlar en büyük gammazlığı yaptılar. En büyük suçu işlediler. Sevenin sevgisine cevap vermediler. Büyük zalim, o cevap vermeyince de o da onların gözlerini kör etti.
Kulaklarını sağır etti. Kalplerini duygusuz etti. Neden? Zalimlerden oldu çünkü onlar. Zalimlerden oldu. Onlar maymurluğu seçtiler. Onlar hayvanlığı seçtiler. Onlar esir-i safirini seçtiler. Kendileri seçtiler. Kendi elleriyle, kendi ayaklarıyla gittiler. Sen onlardan olma. Ona hamd et. De ki ya Rabbi, ben de onlardan olabilirdim. Hamd ediyorum. Elhamdülillah, elhamdül alemin. Ne kadar hamd etsek az, ne kadar zikretsek az, ne kadar dua etsek, yalvarsak az. Bu ne demek? Beş vakit. Hiçbir şey yapamazan dahi. Beş vakit bütün peygamberlerle selamlaşmak. Beş vakit meleklerle selamlaşmak.
Beş vakit velilerle selamlaşmak. Beş vakit Allah'ın halim kullarıyla selamlaşmak. Bundan daha büyük bir hamd edilecek bir şey var mı ki? Hamd edin. Cenab-ı Hak fırsat vermiş. Cenab-ı Hak sana bir mesafe vermiş. Allah seni övmüş. Allah seni met etmiş. Allah sana değer vermiş, kıymet vermiş. Sevmiş seni, sevmiş. Ve huzuruna çıkaracak, sana bir mesafe vermiş. Demiş ki şu kapıyı arala. Demiş ki şu merdiveni kullan. Demiş ki işte şu kanatları tak. Seni bekliyorum huzuruma. Bir padişahın davetine incabet etmemek kadar padişaha büyük güçtahlı bulur mu? Sizi cumhurbaşkanı davet etmiş olsa koşarsınız. Öyle değil mi?
Normal bir kimsede. Veya başbakan davet etse veya vali davet etse koşarsınız. Herkes koşar. Zengin bir kimse kendi huzuruna seni davet etse koşarsın. Bir kimse seni, kıymetli bir yer seni davet etse koşarsın. Davete icabet etmek şünnet. Kim davete icabet etmezse ona muhtaç olur. Sadiş-i Şerif Allah Celle Celaluhu sevmiş seni, muhabbet beslemiş. Sana şedik ve aşkla bağlanmış. Sana bağlanmış, sana bağlanmış. Seni öylesine sevmiş. Sen gaflet ve hıyanet içinde kalacaksın. Sen delalet içinde kendini tutacaksın. Ve davete icabet etmeyeceksin. Onun sevgisine karşılık vermeyeceksin.
Onun muhabbetine karşılık vermeyeceksin. Onun sevdasına yazmayacaksın. Tril tril titremeyeceksin. Dudakların titremeyecek. Ellerin titremeyecek. Yüreğin titremeyecek. Kulağın sarılığı taşlaşmış. Hayvanlar daha aşağıma atıyorsun. O yüzden Hazreti Mevlana der ki, aşktan nasip olmayan eşekler daha aşağıdır der. Neden? O aşkla açıklanmamış. Aşka doğru kanat çırpmamış oldu. Aşka kanat çırpmak. Gözün, kulağın, kalbin namazı olmam. Gözün, kulağın, kalbin zikirde olma. Gözün, kalbin, kulahın onda olma. Sen Mevla'nın peşine takılanlardan ol. Ve sakın ha bunu hamd etmekten uzak durma. Her daim hamd et.
Evet. Her daim elhamdülillah de. Her daim. Bir yudum su içtin elhamdülillah de. Bir adım yürüdün elhamdülillah de. Bir nefes aldın elhamdülillah de. Sağlığına hamd et. Sen hastalığına bakma. Hasta da olsan hamd et. O hastalığına hamd et. O sağlığı öğrenene de hamd et. Bilemezsin sağlıkta hastalık vardır. Hastalıkta sağlık. Siz ne de hayır var ne de şer var bilemeyiz biz. Her halimize haram olmadığı müddetçe. Her halimize sapıklık olmadığı müddetçe. Hamd ederiz. Hamd ederiz ki. Geçmişte yaptığımız yanlışlıkları. Ya geçmişte yaptığımız sapıklıkları. Eksiklikleri de Cenab-ı Hak. O hamdimizin neticesinde iyiliğe çevirir. Dedi ya kim iman eder, iyi amel işlerse, tövbe ederse, geçmiş yaptığı günahları hayra çevirir.
Buna da hamd et. Bakın sevmenin ölçüsüne bakın. Şerid bir sevgi. Bu ne demek ya? Sevmenin ölçüsü yok. Aşıklığın ölçüsü yok. Yok ki geçmişte yaptın ya hatalar, kusurlar, eksiklikler, yanlışlıklar. Kulağını tıkadın ya bana. Beni duymadın ya. Beni görmedin ya. Gözlerini kapattaydın ya. Evet. Senin o zamanlarında ben had ediyorum. Hayra çevirdim. Çocukluğuna verdim seni. Çocukluğuna verdim. Senin o zaman tibi deyişine verdim. Hadi onu da hayra çevirdim diyor. Buna da hamd et. Her halinize hamd edin. Allah bizi hamd ederler. Sünni Alevi kızı alırsın. Kardeşler. Alevi'den kastınız. Kur'an'a iman eden, Resulullah'a iman eden, kitaplarına iman eden.
Sen. Bunda bir sıkıntı yok. Herkes Alevi olsun. Herkes Sünni. Ne var mısın? Ama buradaki Alevi'den kasıt. Türkiye'de Maksist dediğimiz komünist insanlarsa. Allah'ı, Peygamber'i, Kitab'ı tanımadıkları haline. Alevi değil. O Alevi kelimesinin arkasına saklanan dinsizlik, imansızlık yapıyorlarsa. Onlar zaten dinsiz, imansız, kitapsız. Bir kızı, bir müslümanın, bir müminin nikahlaması gari değil. Muhterem bir hoca şöyle diyor. Bu zamanda çarşı, pazar gezmeyen, ekmeğin fiyatını bilmeyen, mürşid olmasını görüp doğruluyor. Buna katılanlardanım ben.
Camiliğin dört kapısı vardır. Dünyayı bilmek, ahireti bilmek, kendini bilmek, yaradanını bilmek. Adamın almaktan haberi yok, sakmaktan haberi yok, borçtan haberi yok, ekmekten haberi yok, sudan haberi yok. Evinin kirasını cemaat ediyor. Evinin masrafını cemaat veriyor. Kendi masrafını cemaat veriyor. O adama, hani derler ya, bekara garip aşamak kolaydır diye. Kolay. Millete düşecek, dünyaya düşecek. Tırmanacak biraz. Sırça saraylarda oturursa, hani bir ara Şevket'e gidiyordu ya, din baronları diye. Herkes çok kızdı Şevket Ege'ye o zaman. Köpürdü insanlar Şevket Ege'ye.
Halbuki, real olan bir şey söyledi Şevket Ege'ye. Var mı din baronları? Varmış demek ki. Zaten o din baronlarının, çok affedersiniz, boyu koyucuları ona karşı çıkıyor. Ne karşı çıkıyor kardeşim? Bu her zamanda olan bir şey. Her devirde olan bir şey. Bu zamanda yok mu? Bu zamanda da var. Adam ne iş yapıyor? Din satıyor. Adam ne iş yapıyor? Sohbet satıyor. Sohbet satıyor adam. Yani televizyonda böyle gözyaşıyla sohbet anlatan adam, geceliğini kırk milyona çıkıyor televizyon. Adam kırk milyona sohbet ediyormuş. Bir gece orada sohbet ediyormuş, kırk milyon alıyormuş. Biz bir yere gittik ismini söylemeyeyim şimdi.
Orada bir hoca efendi sohbete gelmiş, yakın demiş burası ben başka yere de gel dedim, o gece altı milyon almış oradan. Bizi bütün arkadaşlarla gittik, Allah rızası için dön Allah, yan Allah biz. Adam geldi, on beş dakika konuştu, altı milyon aldı gitti. Ne anlattı? Hazreti Resulullah aşkını muhabbetini anlattı. Kaça anlattı? Altı milyon anlattı, altı milyon anlattı. Bu altı milyon anlattı o Hazreti Resulullah'ın aşkını anlatmadı ki. Din var ona buna. Din var ona. Ne iş yapıyor kardeşim sen? Bu gece ne iş yaptın? Hiçbir iş yapmadın. Ne yaptın?
Bunun babası şeyh, babasının babası şeyh, babasının babası şeyh, sülaleden şeyh. Oğlu şeyh, oğlu şeyh, oğlu şeyh, oğlu şeyh, oğlu da şeyh. Başka bir iş yapmıyor sülale. Başka bir iş yok, din var onun. Oraya bir cami yaptırmış, altına da dükkanlar yaptırmış. Dükkanların bir kısmı kendisinin bir kısmını da kiraya vermiş. Dedim camiyi kim yaptı? Dervişler yaptı. Altındaki dükkanlar da dervişler yaptı. Eee caminin tapusu kiminin üzerinde? Şeyh Efendi'nin üzerinde. Eee cami tapusu şeyh Efendi'nin üzerinde, dükkanlar da şeyh Efendi'nin üzerinde. Kim yaptı camiyi? Cemaat yaptı. Kim alıyor kiraları? Şeyh Efendi alıyor. Dükkanlar kimin? Şeyh Efendi'nin.
Din var onun. Fiyatından haberi yok, tuzun fiyatından haberi yok, suyun haberi yok. Fiyatından haberi yok. Arabasının benzini başkasından, arabası başkasından, yediği içtiği başkasından. Zaten o gidip pirinç, şeker, bir şey almıyor. Meleğeni ya onlar. Kim yapıyor bunları? Eee cihetler, dervişler yapıyorlar. Biliyor. Din var mı? Din var mı? Din. Arkadaşlar konuşuyor mu? Sohbetleri internetten dinliyorlar.
İnternetten dinledikten sonra bana da mail yazıyorlar. Sen bizim şeyhimize mi lanet verdin? Kardeş bak bir isim yok burada. Müslümanları birbirine düşürmek için konuşmuyoruz. Fitne çıkarmak için konuşmuyoruz. Bildiğimiz dini anlatıyoruz. Bildiğimiz, yaşayabildiğimiz dini anlatıyoruz. Bir kimse sohbetinden para kazanmaz. Bir kimse sohbet cd'sinden para kazanmaz. Bir kimse hadis naklettim diye, hadis naklettiği kitabı sataraktan para kazanmaz. Bir kimse ben fıkıh kitabı yazdım deyip de, fıkıh kitabının dervişlerine 200, 200, 300, 300, 500, 500 gönderip, bir liralık kitabı 11 liraya sattırıp da para kazanmaz. Bunu bir yıl geçse de söyleyeceğim.
Bir yıl yaşasam da bunu söyleyeceğim. Para kazanılacak alandayız. Bir kimse dini kimliğinden dolayı para kazanıyorsa, ihanet ediyor, hainlik ediyor. Bir kimliğini kullanaraktan, bir kimse dervişliğini kullanaraktan, şehrini kullanaraktan, sufinini kullanaraktan, bir kimseden böyle daha ucuda almak, daha bedavaya getirmek, daha böyle herhangi bir, ne bileyim işte, müsamaha davranılmak isteniyorsa, bir masrafını başka derviş götürüyor, evinin kirasını başka derviş ödüyor.
E de onlar normal evde tuturmuyorlar. Evin dışında villalar var. Yok böyle bir şey. Tasavvuf bu değil. İsterse beş bin yıl geçsin üzerine. Hazreti Davut için bunu söylendi. Hazreti Davut hakkında, Hazreti Davut'un dilinden Cenab-ı Hak ayet-i kerimeye indirdi. Bizim ücretimizi Allah verir. Bizim ücretimizi Allah verir. Böyle bir şey yok. Ücretimizi Allah verir. Ben gidiyorum bir yerlere, işte oradan benzin dolduracağız diye uğraşıyorlar. Efendim arabanın anahtarını var. Ben diyorum iki yerde arabanın anahtarı veriyorum. Üçüncü kimseye, üçüncü kimseye arabanın anahtarı vermiyorum. Yasak mıdır diyoruz duruyorlar.
Bir diyorum bizim Cevdet Mustafa var, o diyorum arabanın anahtarı oranda. Bir de İstanbul'a gittiğimde diyorum, İstanbul'da burada temizliyorlar, bakıyorlar, ediyorlar arabayla değil mi? Başka bir yerde vermiyorlar. Kalıyorlar. Yani mazumlu olacaklar, benzinli olacaklar. Yok, yok, aman Allah razı olsun, sakın ha. Yok böyle bir şey. Hayır. Hediye, yok kardeşim, o güne kadar beni tanıyor musun bunu daha hediye versen? Senden hiçbir hukukum yok. Daha dün bir, bugün iki, selamun aleyküm aleyküm selam. Sen beni tanımıyorsun, ben seni tanımıyorum. Sen beni tanımıyorsun, ben seni tanımıyorum. Ne hediyesi? Bir de sonra baktı, dedim daha tanışalım, beş ay oldu, altı ay oldu.
Ne hediyesi kardeşim? Sünnet, hediyeleşmek sünnet. Ama dedim biz o sünnete Allah affetsin. Sizlerle yaşamak istemiyorum. Benim derviş kardeşlerle yaşamak istemiyorum. Aa, yaşanacak insanlar yok mu var? Sizler eksik olduğundan değil, estağfurullah, o manada değil. Ama bir böyle bir hukuk olacak ki, insan bu hukuku böyle, göğsünü gere gere bir bulacak. Allah bizi affetsin. Döğün tabi içinde değil. Allah muhafaza etsin. Din varlığına doluyor alınca. Sakın ha! Nefsinizi yüceltmeyin hiçbir yerde. Dervişlerinizi yüceltmeyin hiçbir yerde. Kendinizi yüceltmeyin hiçbir yerde. Bizim yolumuz tevazu yok. Bizim yolumuz halkın içinde durmak. Hiç kimseye mihennette bulunmayın.
Hiç kimseye el açmayın. Hiç kimseden bir şey istememeye kaybeder. Hiç kimseden. Bir şey istiyorsanız ücretini verin. İnsanların dostları vardır. Dostları. Dostsuz bir insan, dostsuz bir insan, hayır. Yanlıştır. Hz. Resulullah sallallahu alaihi vesellem hazretlerinin dostları vardır. Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Hz. Ali gibi. Dostları vardır insanlara. Samimi oldukları. Birbirlerine bağla bağlandıkları kimseler vardır. İnsanlar onlara teklifsizdirler. Teklifsiz. Teklifsiz olabileceğiniz dostlarınız olacak. Evet. Bu insanın kendi dairesinde kendince, kendince insani, islami hakkıdır bu. Kardeşlidir onunla.
Ana açarsın telefon. Şunu getir dersin. O getirir o. Onda bir iş yoktur. Ama o onun dostudur. Dostudur onun o. Bu benim payımdan kalma, delikanlılık muhabbetimdir bu benim. Bu dini bir muhabbet değildir. Bunun dinle tanıştıktan sonra, dinin içerisinde bunun da var olduğunu gördüm ben. Nuri var ben Nuri'ye açarım şimdi. Nuri, iki ayağının değil, iki ellerinin üzerinden hamuda kalkaraktan Bursa'ya gel derim gelir o. Ya diyeceksin ona söyler misin? Söylerim ona. Ortaya söyler. Derim dostu bak insanın. Ya şunu şöyle yap. Ya derim ama insanın dostu o. Ben de mantığ değil ben de insanım sonuçta.
Benim de kendimce, kendime dost gördüğüm insanlar var. E Bursa'da da var o. Müteşit illerde de var. Var. Aklı bir şey var. Dostlarınız olsun bu manada etrafınızda. Bu tervişliğinizi kullanarak samolunuz. Allah bize affetsin. Bundan ürteceğiniz, bundan çekineceğiniz, bunu böyle ölçülü kullanacağınız. Allah bize affetsin. Onlar oyun ve eğlence üzerinde bırakın bu ölüyor. Buradaki oyun ve eğlence nedir? Bizim oyun ve eğlencemiz normal. Müslümanın oyun ve eğlencesi bayramdadır, nikahtadır, savaştadır, bir de eşi iledir. Eşi ve çocuklarıyla.
Müslümanın eğlence, oyun ve eğlence olarak hemen hemen işte aklıma gelen 4-5 tane yeri vardır. Bu nedir? Nikahtır. Nikahta bir nikahın ilan edilmesi, kadınların kez arasında kına gecesi yapması, kına eğlencesi veya nikah eğlencesi yapması, erkeklerin de bu noktada nikah eğlencesi yapması cahildir. Buradaki eğlenmek, buradaki eğlenmek, cevap verilmiş, makul ve malum dairede sünnet olarak görülmüş. İkincisi ne? Bayramlarda, dini bayramlarda. Ramazan bayramının sabahı işte dolu çalarlar, harbeleriyle oynarlar. Hazreti Ömer Efendimiz'i oradan men etmek ister. Allah Resulü, sallallahu ve sellem Hazreti Ömer Efendimiz'i men eder. Onların hakkı oturt Ramazan oruç tuttulardı. Bu da ne? Bayramda eğlencedir. Üçüncüsü ne?
Savaş. Mak için. Kılıçla, savaş oyunlarıyla, savaş araçlarıyla eğlenmek, yüzmek, güreşmek, atıcılık yapmak, bilincilik yapmak. Bunlar da Müslümanın nesidir? Oyun ve eğlencesidir. Kahist görülmüş, cevap verilmiş. Dördüncüsü ne? Eşiyle o kimsenin şakalaşması, oynaşması, bu şimdi yanlış anlaşılacak sevişmesi, bu da met edilmiş, oyun ve eğlence hükmünde görülmüş. Ha öbür türlü hani bu diskolara, barlara, sazlara, cazlara gidenler var, onlardan değiliz Allah bizi affetsin. Onlar insanlar bu tip oyun ve eğlence içerisinde olmayacaklar, bu tip oyun ve eğlencelerden uzak duracaklar. Haram, kalpten kalbe bağlantı nasıl olur? Bunu tarif etsem nasıl olacak ki? Ya kalpten kalbe bağlantıya.
Ha tarif ettim. Tarif edince normalde bunu algılayabilecek mi bir insan? Hiç bal yememiş insanın, balı tarif et, durur. Hiç bal görmemiş, balı tarif et, durur. Hani eskiler böyle tarif etmişler ya bunu. Bu da onun gibi bir şey. Bu böyle bir heyecan kasırgasıdır. O böyle insanın içerisine bir lezzet verir, bir tat verir. Oturursun böyle, onun içinden geçeni görürsün, sen de duyarsın, sen de onun içinden geçene cevap verirsin. O da senin cevabını alın, sen ona cevap verirsin, o sana cevap verir. Sen ona cevap verirsin, sen ona cevap verirsin. İyi hadi kim anlatacak şimdi bunu? Bir kimse bunu insanın algılayabilmesi için ne yapacak? Bir kimse bir güzel abdestini alacak.
Her türlü sesten, her türlü şeyden, görüntüden uzak bir yere çekilecek. Evinin içinden. Kıbleye doğru duracak, iki rekatli namaz kılacak. Şeyhine rağrıza edecek. Hiçbir şey düşünmeyecek başka. Başlayacak zikrlaha. Zikrlaha başlayacak. Ve devamlı şeyhine rağrıza bir şekilde devamlı zikrlaha. Şimdi buradaki cemaatın hepsini söylüyorum bunu. Normalde her gün yapan içinizde bir gün. O kimse kırk gün hiç hasılasız devam edecek.
Buna devam edecek. O kimse bir güzel abdestini alacak. Abdestini aldıktan sonra iki rekat şükür namazı kılacak. Dünya kelamı konuşmayacak. Karnını çok doldurmayacak. Evinin içerisinde bir uzlet gibi bir yer açacak böyle. Gidecek karanlık bir yer. Oraya oturacak. Her türlü fikir kapısını, her türlü kalbinden gelen sese kendisini kapatacak. İç ve diş sesleri duymayacak. Kıbleye karşı oturup namazda oturur gibi.
Başlayacak tevhide devam etmeye. Hangi tür görüntü gelirse gelsin. Hangi tür ses gelirse gelsin. Hangi tür fikir gelirse gelsin. Hangi tür düşünce gelirse gelsin. Bunların hepsinden kendisini sıyıracak. Üstadın rabıta halinde devam edecek. Tevhide de devam edecek. Kırk ümrüne devam et. Asla günahı kebal işleme. Asla haram yeme. Asla gözünü haramlara çevirme. Asla kulağını haramlara çevirme. Asla elini ayağını ayağını haramlara çevirme. Bazen haberi yok.
Kendini hepsini net ettiğimi zannediyorsunuz. Örnek verirken size kapı açmak için örnek veriyorum. Çünkü günlerce yemezdim. Baktım ceza verirdim kendime diyorum. Üç gün üst üste katıksız oruç tutardım. Üç gün üst üste katıksız oruç tutardım. Bir bardak ayranla iftar ederdim. Öyle yaşardım. Evlendiğimde 63 kiloydum diyorum size. 63 kilo. 1.84 boyum var benim. Kemiklerim çıkırttı benim evlendiğimde. Topamı kaldırmadan yürürdüm ben hep. Bayındırda yürürken. Bütün herkes adımı çıkardı.
Mecnun oldu, deli oldu, tarikata karıştı, huvcu oldu. Aklını yitirdi. Vah olan kaybettik. Delikanlı, sırma gibi olan. Hay o halime gelecekti Mustafa. Kitabın üzerinde uyurdum. Kitabın üzerinde. Buhari'nin üzerinde uyurdum. Buhari kitabının üzerinde uyurdum. Tahtanın üzerine bir tane örme kilim. Eski bir kilim. Tahtanın üzerine. Bir tane dedemden kalma. Üç tane yirmiye yirmiye altmış santimlik divan. Tahta çakma. Üzerine dedemden kalma. Onun üzerine çapıt. Üzerinde bir minder gibi yatak gibi bir şey. Onun üstünde yatardım. Evlendiğimde de eşyam o kadardı. Evlendiğimde eşyam o kadardı.
Evlendiğim gece evde çay tembilecek tüp yoktur. İndiğimiz piknik tüpü var ya kötü. Vardı. Annemle o gün bıdı bıdı oldu. Annemin kapısının önüne bırakır adamlar tüpü. Bunu da istemiyorum senden. Hiçbir şey istemiyorum. Böyle yaşarken. Şeremen oğlum sen Bayındır'ın zakirisin. İnsanlar benim böyle yaşadığımı hiç bir kimse de bilmiyordu. Bayındır'ın en hızlı delikanlısıyım. Meyhane kapatan insandım ben. Yolda giderken arkadaşlar yürüyün lan hepiniz meyhaneye diyen adamdım ben. Yirmi yirmi beş kişi bile. Sonraki yaşantım bu oldu hiç kimseye böyle yaşıyorum demiyordum ben. Resmi dairede aldığım parayı dahi kendi kendime şüpheli gördüğümden o parayı dahi yiyemiyordum ben.
Tek iş yapıyordum pazar günlerindeki o yövmeyi yiyordum geri kalan parayı anneme veriyordu. Annem benim paramı çok sever. Onun sevdiği yavuzlat ediyordu. Ölür o benim parama. Bakın tekrar söylüyorum. Baktığımda bir kıza bak bekanım baktığımda diyordum çok büyük günahı kebal yaşadın Mustafa Özbağ'a. Bakmayacaktım. Birisinin bir hakkında bir adli elimden bir şey kaçtı. Eyvah diyordum Mustafa Özbağ.
Yandım. Yapmayacaktım. Sana şu kadar ceza, oruç. Sana şu kadar tehdit. Zannetmeyin ben şer şakraf bir adamım o zaman da. Günahınıza tövbe etmiyorsanız, kusurlarınızı kendi nefsinizde küçük görüyorsanız, başına bekliyorsanız. Şimdi ki muhabbetim değil.
O zamanlar hiç kimseye bakmazdım ben. Allah'a ne teylesin. Öylesine severdim ki Şeyh Efendi'yi. Şeyh Efendi hayret ederdi ona olan muhabbetimden dolayı. Türkiye'de şeyhinin yola çıktığı zamanı görüp de gidip de otogarda onun karşılayacak bir derviş yoktu. Bir Tire'den Ali İhsan vardı, bir de bu fakir vardı. Ali İhsan Tire'den çıkardı, otobüse binerdi karşılamak için. Ben Bayındır'dan çıkardım, otobüse binerdim karşılamak için. Biz ikimiz de birbirimizi Tiregar'ın da hatta yola çıkarken de birbirimizi görürdük. Birbirimize görünmemek için de can atardık. Ama en sonunda Şeyh Efendi gelirdi otogarda şeye yanaşıp Peran'a birimiz bir tarafta birimiz bir tarafta görürüz birbirimizi.
Hiç demiş birbirimize, seni gördürdüm, ben seni gördüm böyle muhabbet yok. Hiçbir şeyden haberimiz yokmuş gibi. Aa Haliksan ablandan buradasın ya. Ya Mustafa, Mustafa Efendi kardeşin ya. Sen de buradasın. Ne vardı? Ya İzmir'e gel dedim de bir işin vardı. O da yedisinde ne işin var dedim de otogarda. O da der ya bankanın işi vardı da şuradan geçivereyim dedim de belki de şey hemen gelmiştir dedim de. Seni öyle birisi görse efendim rüyamda gördüm seni geldiğini. İyi yaptın. Sen gördün ya. Konuşulmazdı bunlar. Konuşulmazdı, konuşulmazdı. Şeyh Efendi sorardı, usta Efendi oğlum rüyamda mı gördün? Susardık biz. Boynumuzu bükerdik. Ha gördüm efendim şöyle gördüm böyle gördüm.
Göremez. Ede. İşçiye çorbaya varıncaya kadar gördüm. İşçiye çorbaya varıncaya kadar. Giderdik orada imdat vardı. Sivaslı derviş gıda çarşısında. Ben onun dükkanının açılmadığını bilirdim. Mustafa Efendi gidelim oğlum çorba içme. Efendim bir yerde yarım saat bir çay içelim. Öncesi giderim. Tamam oğlum. Gideriz yarım saat bir yerde çay içelim. İmdat gelmemiştir daha imdatın kardeşi. Biz gideriz oraya daha çorba yeni olur. Mustafa Efendi niye işçiyordun? Efendim bugün mercimek içeri. Peki oğlum mercimek içeri. Rufi de bergazını. Efendim kelle paça dinden kaldı. Şeyh Efendi asla dinden kalma yemek yemezdir. Az yapacaksın günlük yapacaksın.
Az yapacaksın dakikalık yapacaksın. Yemez ehli tasavuk. Bir günlük yemek yemez. Ehli tasavuk. Tekrar söylüyorum. Ehli tasavuk. Bir günlük yemek yemez. Ağzı açılmış yemek yemez. Açıkta bırakılmış suyu içmez. Açıkta bırakılmış bir yemek yemez. Yedirmeyin kadınlar. Kocalarınızı da yenirmeyin. Kendini de yemeyin.
Hareketlendiriyorsunuz. Sevmek. Zikrullah'a kendini vermek. Kendini teslim etmekten geçer. O zaman da Tire'de dervişler vardı. Tire'deki dervişler hem üstada bağlanmışlar hem derviş olmuşlar. Hala da Mürşid-i Kamil mi değil mi onun tartışmasını yapıyorlardı. Mustafa'nın şöyle mi dediler.
Mustafa'nın böyle mi dediler. Yok Mürşid-i Kamil'di. Yok Veli'ydi. Yok Eylül. Yok işte Kamil değildi. Bunun tartışmasını yapıyorlardı. Sesizidir. Kulağına kal. Sen ne işetirsin kendini. Sen ne işetiyorsun? Ondan sonra da şey hala anlattırır. Mustafa'nın anlattır. Anlattırız. Yalan söylüyor bu der o da. Senin sarhoşun teki der. Nereden binecek ki bunu der bu. Ay yaşın teki. Berduşun teki. Şimdi kalpten kalbe yol geçecek. Senin kulağına şeytan işemiş.
Senin kalbine şeytan işemiş. Senin kalbinde şeytanın sidi dururken Allah Veli'sinin kalbini onun kalbine mi bağlayacak? Senin kalbinde şeytanın sidi dururken Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemle mi görüşsen sen? Sidi dururken Allah'tan sen ilham mı bekliyorsun? Ciddiğimizde misafir gelecek deseler o kadın evini temizlemezse o kadın misafire hürmet etmiyor.
Bir kadın eve girecek, evesi girecek diye yemeğini yapmıyorsa, evini temizlemiyorsa düzgün tutmuyorsa o ne kendisine saygısı var ne kocasına saygısı var ne de koluna çocuğuna saygısı var bir adam eve gidecek, eve gideceği zaman eşinin ihtiyacını, evinin ihtiyacını çocuklarının ihtiyacını düşünmüyorsa o adam da insan insana karşı böyle davranırken Allah misafir olacak senin gönlüne o temiz, pak, kirli yere gelir tecelli eder evinde şeytanın sidi dururken tecelli eder mi?
O hazırlar gelir sidiğin içinde mi olur? Gelir de o sidiğin kalbin içinde mi olur? Karınca gibi küçük küçük görür melekleri seyran etmek istersin tırnağında bir damla su görür kendini umanda zannedersin demiş niyazın ısırı yok öyle ya evet temiz yeriyleyelim iki düzen verelim hep beraber çıkı duralım yapışalım, muhabbetimize yapışalım sevelim geçirdiğinizi televizyonun karşısında geçirdiğiniz saatin yarım saatini istiyorum ya bir saatini istiyorum
Allah rızası için Allah için istiyorum Allah için ya düşünün sallallahu aleyhi ve sellem oturun la ilahe illallah derken onu tefek göre düşünün yemin ediyorum bir temiz abdest alıp iki rekat namaz kılıp şöyle bir huzurumla yapıp huzurumla, yanlışlığına eksikliğimle geldim her türlü bataklığa baktım o da bulandım ha Allah senin boyana geldim o zorundayım ders çektiniz mi?
kainatın sahibi sensin ne işlediysem işledim, işledim itiraf ettim geldim senin huzurumla geldin beni affeyle geldin benim başımı okşacak olan sensin beni elimden tutacak olan sensin benim yüreğimi temizleyecek olan da sensin
benim kalbimdeki sahte putları dökecek olan, devilecek olan sensin kalbimi sahteliğe kapatan, kapıları kapatacak olan sensin bana yardım edecek olan sensin yardım senin ihsan senin youtube senin ikram senin hayat senin ölüm senin varlık senin yokluk senin kendim huzurullah'a oturdum senden başka ilah tanımadım senden başka Tanrı tanımadım senden başka yapacak, yıkacak tanımadım senden başka imar edecek tanımadım senden başka boğulacak kimseyi tanımadım Senden başka aziz edecek olanı tanımadım.
Senden başka zelil edecek olanı da tanımadım. Yapacak olan da sensin, yıkacak olan da sensin. Sana geldim. İstediğini aziz edersin, istediğini zelil edersin. İstediğini insanların içerisinde rezil, rüsva edersin. İstersen mahşerde edersin, istersen dünyada edersin. Ama nerede ederseniz biz sana geldik. Senin satanatına güvendik, senin padişahlığına güvendik. Senin maalekin büyük oluşunu tanıdık ve boynumuzu büktük. Hatalarımızı ötecek olan sensin. Kusurlarımızı ötecek olan sensin. Yanlışlıklarımızı affedecek olan sensin. İstersen bütün kusurlarımızı ince ince herkesin içinde dökersin. Herkesin muhabbetini gönlünden oluverirsin. İstersen kusurlarımızı örtersin. Herkese iyiliklerimizi gösterirsin.
Herkesin kalbine muhabbetimizi yerleştiriverirsin. Büyük senin, saltanat senin. Kimini sevdirirsin, kimini söndürürsün. Kimisine nefret ettirirsin, kimisine aşik ettirirsin. Kimisini peşimizden koşturtursun. Kimisine çelme taksıttırırsın. Kimisi elinde yangınla gelir. Kimisi gel elinde yangını söndürmek için de gelir. Kimisi hata bulmak için gelir. Kimisi hatasız görmek için gelir. Hepsinin de kalbine ilham edecek olan sensin. Ama geldin senin huzuruna geldin. Her şeyi bıraktım, her şeyi açtım. Dünyayı geçtim, ahireti geçtim, parayı geçtim, malı geçtim. Mülkü geçtim, saltanatı geçtim. İnsanları seviyorum demelerini geçtim. İnsanları seviyorum demelerine geçtim.
Hepsini gördüm, hepsini yaşadım. Hançetin en tatlısını, en canlısını, en acımasızını, en güzelini, en çirkinli yaşadım. Ama sana döndüm, sana geldim. Senden başka dost tanımadım, senden başka sevgimi tanımadım. Senden başka sahip tanımadım. Senden başka elimi tutacak kimseyi görmedim. Her tutuyorum diye bir azam Atakriye çekti. Senden başka daha sevgimi bulamadım. Her seviyorum diye bir pançak vurdu gitti çünkü. Ama sen, sen pançak vurmayansın, sen hırtansın, sen gizleyansın, sen saklayansın. Sen yücelere çıkaransın. Sen muhafaza edensin, affedensin, koruyansın. Senin koruduğun gibi kimse koruyamaz. Herkes tuzak kurar, sen tuzakları bozarsın.
Herkes hile yapar, sen hileleri dağıtırsın. Bu usaha değilim, elim daha hasam yok. Sen asamı yarat, yarat. Üçü değil, büyülerim yok. Üçü değil, müfırım da yok. Nefesim de sensin, dilim de sensin, kulağım da sensin, gözüm de sensin. Senden başka yok. Yok. İkincisini kız. Elinde sonunda ona göreceksin. Elinde sonunda onu göreceksin. Uğraşma orada, burada. Bak o zaman beni daha iyi anlayacaksın. Bak o zaman kalpten kalbi nasıl yol bulundurmuş göreceksin. Bak biraz o zaman içi sızacak. Bak o zaman biraz gözün sızacak. Bak o zaman biraz ciğerin yanacak. Bak o zaman anlayacaksın, garipler varmış, fakirler varmış.
O zaman anlayacaksın, aşıklar varmış, sevdalılar varmış. O zaman anlayacaksın, Mecnun Leyla'nın gözüne mi aşık oldu, gözünün içindekine mi? O zaman anlayacaksın, Mecnun Leyla'nın hilesine aşık oldu. O zaman Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'i de anlayacaksın, Hazreti Özer'i de anlayacaksın, Hazreti Ali Efendimiz'i de anlayacaksın. O zaman Fatunat'ın Zehra'yı da anlayacaksın, Hazreti Ayşe'yi de anlayacaksın. O zaman Hazreti Hatice'yi de anlayacaksın. Deceksin ki sevilmezmiş mi? Seviliriz. Mal neymiş, mülk neymiş, saltanat neymiş, feda edilmezmiş, feda edilemiş diyeceksin. O zaman Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'i daha iyi anlayacaksın. Malını, mülkünü, kol desini getirip bırakıvermiş onun önüne.
Deceksin ki az bile yapmış belki de. Sen yapamasan daha iyi. O zaman Yakup'un Yusuf için akıttığı gözyaşını da anlayacaksın. O zaman Musa'yı da anlayacaksın. O zaman İsa'yı da anlayacaksın. O zaman Musa'nın doğmasına Allah'ı nasıl merhamet ve müsaade ettiğini de göreceksin. O zaman diceksin ki ey firavunlar, bütün erkekleri toplasanız meydanlarda ve hepsini de aldatsanız. Allah bir şeyi yaratacaksa onu yaratır. Musa'yı yaratabilir gibi diyeceğim. O zaman bütün Musa'nın doğum günü beklediler ya. Hani Musa şu ailenin içinde doğacak. Dediler bütün kadınlara. Çocukların altından taş gelir dedi. Ve bütün erkek çocuklarını topladık. Birer birer birer birer. Kestiler ya.
O zaman Musa'nın annesinin kalbine iham etti ya. Dedi ki Musa'ya atıver fırının içerisine. Hani firavunun geldiği diye askerlere. Musa'nın annesi bir an dahi tereddüt etmediydi. Atıverdi fırının içerisine. Yanan fırının içerisinde Musa'nın annesi atar mı evladını? Attı. O zaman anlayacaksın ki kalpte bir yol var. O kalbe iham eden var. Nasıl Musa'nın annesini iham ettiyse at onu ateşin içerisine diye bakacaksın ki sen de ateşin içerisindesin. Atılıvermişsin ateşin içerisine. Veya kalbine iham gelivermişsin. Anlayıvereceksin o zaman kalbin ilhamı nasıl aldın? Bir anne evladın ateşin içerisine atar mı? O padişahlar padişahı onun kalbine iham ettiyse herkesin gözünün önünde evladın ateşin içerisine atıverir.
Ve diyecekler ki asla ve asla burada çocuk yaşamaz. Çekip gidecekler ama firavun diyecek ki yetmedi. Gidin diyecekler orada vardır belki de. Bakın ölçünü bulun veya bir keviyeli bulun veya bir külünü bulun. O Rabbi hala onun kalbine yine iham edecek. Diyecek ki çocuğunuz nile bıraktıver. Tutacak çocuğunuz nile bıraktıver. Gönderecek dilin içerisinde onu. Kalbe gelen ilhamı o zaman anlayacağız. Şimdi anlatsan ne olacak ki? Şimdi bunu anlattım. Musa'nın annesinin kalbine gelen ilhamı. Senin kalbine hiç gelmedi ki. Kalbine hiç damlamadı ki. Kalbini bir damlasa anlayacağınız var onu benim. Bunun başlangıcı var ya. Hani şimdi köşeyin işte Ahmet gelecek.
Aa köşeden Ahmet geldi. Kalbine bir şey gelecek. Sızır gelecek. Aa. Öyle bir tatlılık gelecek ya. Bunun başlangıcı burada kalma derviş kardeş. Bazı kardeşler burada kaldılar çok üzülüyor. Çok üzülüyor. Bunu evliyazaz ediyorlar çok üzülüyor. Kardeşler yapmayın Allah hızası için. Kabir haline vakıf olmak.
Yolun başlangıcı burada kalmayın. Zikrullah'ta geleni gideni görmek. Burada kalmayın yolun başlangıcı. Kalpten kalbe bir yol var. Onu almak için kapatın azarlarınızı haramdan. Mantan gibi yüreğinizle serin. Ve bağlılın sımsıkı. Şeytana müsaade etmeyin. Şeytan vesvese verir. Kalbeyi şerf. Müsaade etmeyin. Hukuku koruyun. Allah'ın hukuku. Ahmet helal belli. Bunu koruyun. Asla kimselere zulmetmeyin. Asla kimselere zarar vermeyin. Zarar vermeyin. Ne yaparsanız yapın. Ne iş yaparsanız yapın. Hangi halde durursanız durun. Zarar vermeyin. Kimsenin malına, canına, namusuna, kimsenin işine, aşına, eşine, çocuğuna zarar vermeyin.
Bir başkasının çocuğu sana ne? Ne kulağını çekiyor ona? Başkasının çocuğu sana ne? Ne dövüyor ona ne? Ne elini uzatıyor? Ne azar diyor? Sana ne? Başkasının karısı sana ne? Başkasının kızı sana ne? Başkasının adamı sana ne? Yapma, etme. Kimsenin kalbini kırma. Kimseyi incitme. Kimseye bağırıp çağırma. Kimseye bağırıp çağırma. Kötü söz söyleme. Bakma. Şırlaşma. İsteme. Elini uzatma. Gözünü uzatma. Vakatı koru. Kendini muhafaza et. Kendini muhafaza et. Allah yolunda. El al dairede çalış. İşine, gücüne bak. Eşine bak. Çoluğuna, çocuğuna bak. Evine bak. Bırak başkaları ne yapıyorsa yapsın. Seni ilgilendirmez. Sen bak işine. Allah seninle. Öyle yaşa.
Kalbine ilham gelmesini bekliyorsan. Kimseye el açma. Kimseden bir şey umma. Kimseden bir şey bekleme. İşine, gücüne bak. Hayatına bak. Allah'ı sev. Resul'u sev. Allah'ı zikret. Resul'un sünnetini yerine getir. Geçecek. Geçecek. Yaşadığınız her şey geçecek. Çok sevdiğiniz. Her şeyden ayrılacağınız. Ben de önüme ölçü koyarım. Hani Hasan ile Hüseyin oturmuş ya kucağına. Demiş. Ey Muhammed ne kadar seversen sev. Ayrılacaksın bir gün ondan. Ayrıldı mı? Ayrıldı gitti. O ayrılıp gittikten sonra bu ümmet-i Muhammed'in içinden çıkan insanlar, o Hz. Resulullah'ın gözünün göbeği olan Hz. Hüseyin'in ve Ehlibeyt'in gözlerinin kan bürümüşçesine, gözleri tıkanmış ve kapanmışçasına, perdelenmişçesine onları katlettiler mi?
Katlettiler. O Hz. Resulullah'ın yerini katlettiler. Hz. Hamza'nın şehitliğinden o şehit, o şeyhid, o acıdan daha büyük acıydı. Yapar insanoğlu. İnsanoğlu yapar. İnsanoğlu yapar. Satar seni, hançerler, bırakır seni. İnsanoğlu yapar. Allah'ı sevip, ona tövbe edin, ona sarılın, onunla konuşur, sohbet edin. Bunu ciddi söylüyorum bakın. Bunu böyle şizofrenik, paranoyen gibi görmeyin ha. Böyle psikolojik bir rahatsızlık gibi görmeyin. Gerçekten. Onunla konuşun, onunla sohbet edin. Onunla halleşin, onunla dersleşin. Yalnız bir hızlığı seçersiniz belki de.
Yalnız kalırsınız belki de. Ama size istikamet verin. Gerçekten dersleşin. Zahmet deyin ki o duymuyor, onun haberi yok. Bu insanların kafirliğidir. Kendisi demiş şah damarından daha yakınım diye. Kendisi demiş. Şah damarından daha yakın olanla hemhal ol. Onunla sohbet edin. Kalbinde bir yol açılacak senin. Onu dinle. Onu dinle. Hani Hz. Mevla'nın dinle demiş ya. Oradaki dinlemek Allah'ı dinlemek. Onu dinle. O zaman Hz. Resulullah'ı sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni dinlerken Allah'ı dinler gibi dinler. O zaman üstadını dinlerken Allah'ı dinler gibi dinler. O zaman rüzgarı dinlerken Allah'ı dinler gibi dinler.
O zaman delinize bakarken Allah'ı dinler gibi bak. Evet gözler de dinler. Gözlerin bakması kulakların gibi dinlemesidir. Dinle. Etrafı dinle. Hepsi de sana bir şey söyleyecek. Dinle. İnsanları dinle. İnsanları dinlemekten imtina etme. Bıkma. Dinle. Tebessüm et onlara. Allah'a tebessüm eder gibi. Dinle. Allah'ı dinler gibi. Dinle. Dürürken dahi dinle. Göğe bak dinle. Aya bak dinle. Yıldıza bak dinle. Eşine bak dinle. Çocuğuna bak dinle. Dinle. Madem ki her yer maşık. Dinle. Her yeri dinle. Her şeyi dinle. O senin kalbine bir yol açacak o zaman.
Falanı nehu. Lelelele.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi